T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/738 Esas
KARAR NO: 2025/672 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2023/557 Esas (Derdest Dava Dosyası)
TARİH: 05/02/2025 (Ara Karar Tarihi)
BİRLEŞEN DAVA (İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/546 Esas- 2023/443 Karar sayılı dosyası)
TALEP: İhtiyati tedbire İtiraz
KARAR TARİHİ: 24/04/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı ... ve ... vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket ...A.Ş'nin erteleme nedeniyle 24/05/2023 tarihinde yapılan 2022 yılı olağan genel kurul toplantısında müvekkillerinin itiraz ve muhalefetine rağmen genel kurul tarafından oy çokluğuyla alınan gündemin 3. Maddesi uyarınca kanuna aykırı olarak düzenlenen 2022 yılı şirket bilançosu ve kar-zarar hesaplarının oy çokluğuyla onaylanması kararına , gündemin 4 .maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinden ... Holding A.Ş ve ... A.Ş'nin oy çokluğuyla ibrası kararına, gündemin 5.Maddesi uyarınca yeni yönetim kurulu üyelerinin seçimi, ücret ve pirim haklarının belirlenmesi kararını, gündemin 6. Maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerine şirket konusu işlerle iştigal etmelerine müsaade edilmesi kararına, TTK 447 uyarınca butlanın tespitine veya bu talebinin ademi kabulü halinde TTK 445. Maddesi ve devamı maddeleri uyarınca iptaline, butlanın tespitini veya iptalini talep ettikleri 24/05/2023 tarihli genel kurul kararlarının TTK 449. maddesi gereğince yürütmenin geri bırakılmasını talep etmiştir. Birleşen 16. Asliye Ticaret Mahkemesine davacıları ..., ... vekili dilekçesinde özetle; 24 Mayıs 2023 GK Toplantısı’nda alınan (3) sayılı kararın, (4) sayılı kararın ...’ın ibra edilmemesine ilişkin kısmı hariç kalmak üzere diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesine ilişkin kısmının, (5) sayılı gündem maddesi uyarınca alınmış yönetim kurulu üyelerinin yeniden seçilmesi kararı ile yönetim kurulu üyelerine fahiş ücret ve prim takdir edilmesi kararının ve (6) sayılı kararın TTK’nın 449 uncu ve HMK’nın 389 ve devamı maddeleri uyarınca yürütmelerinin geri bırakılmasını, yapılacak inceleme sonucunda gerektirici sebeplerin varlığının anlaşılması halinde Mahkemece re’sen ilgili genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun veya butlanının tespitini, aksi takdirde anılan genel kurul kararlarının iptalini talep etmiştir. İlk derece mahkemesinin 13/12/2024 tarihli kararı ile; ''1-Birleşen dosya davacılar vekilinin ihtiyati tedbir taleplerinin kısmen kabulü ile, Takdiren 1.000.000,00 TL nakdi teminatın depo edilmesi veya bu tutarda kesin ve süresiz teminat mektubu ibraz edilmesi halinde ... Sanayi ve Tic. A.Ş'nin 24/05/2023 tarihinde yapılan 2022 yılı ertelenen olağan genel kurul toplantısında alınan; 5 nolu gündem maddesindeki sadece yönetim kurulu üyelerine ücret ve prim haklarının belirlenmesi kısmının ayrıca 6 nolu gündem maddesi ile alınan yönetim kurulu üyelerinin şirket konusu işlerle iştigal etmelerine dair TTK'nın 395 ve 396. Maddeleri gereğince müsaade edilmesine ilişkin maddenin yürütmesinin tedbiren durdurulmasına, Birleşen dosya davacılar vekilinin diğer maddelerle ilgili ihtiyati tedbir talebinin reddine," karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından itiraz kanun yoluna başvurulmuştur. Birleşen dosyada davalı vekili ihtiyati tedbire itiraz dilekçesinde; borca batık olmayan şirketi borca batık olarak gösteren bilirkişi raporuna karşı yapmış oldukları itirazlar değerlendirilmeden bilirkişi raporu esas alınarak verildiği iddia edilen ihtiyati tedbir kararı ile müvekkilinin yargılama hakkının ihlal edildiğini, verilen ihtiyati tedbir kararında HMK 389.maddesine dayanıldığını ve yaklaşık ispat koşulunun nasıl sağlandığının , neye dayandırıldığının muğlak olduğunu belirterek itiraz dilekçesinde İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi 2024/158 Esas 2024/234 Karar 08.02.2024 tarihli , İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi 2024/568 Esas 2024/656 Karar 04.04.2024 tarihli kararlarına atıf yaparak dilekçesinin devamında müvekkili dinlenmeden ve itiraz etmiş oldukları bilirkişi raporuna göre verilen ihtiyati tedbir kararının hukuka uygun olmadığını, mahkememizce verilen ihtiyati tedbir kararının emsal olarak gösterdiği Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2019/1419 K. 2020/164, 08.01.2020 Tarihli Kararı gereğince kaldırılması gerektiğini, gündemin (5) no.lu maddesinin yönetim kurulu üyelerine ücret ve prim haklarının belirlenmesi kısmına ilişkin verilen tedbir kararının haksız olduğunu, dava konusu genel kurul kararının iptali durumunda, yöneticilerden hukuka uygun ölçülerdeki mali haklarla iptal edilen genel kurul kararında belirlenen mali haklar arasındaki farkın iadesinin istenebileceği göz önünde bulundurulduğunda; tedbir kararı verilmemesi durumunda davacıların hakkını elde etmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden bahsedilemeyeceğini belirterek mahkememizce verilen 13.12.2024 tarihli ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulüne ilişkin ara karara 6100 Sayılı HMK'nun 394/1-2 maddeleri gereğince ihtiyati tedbir şartları oluşmadığından reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 2023/557 Esas sayılı ve 05/02/2025 tarihli ara kararında; "Mahkememizce verilen ihtiyati tedbir kararı HMK 389 ve yaklaşık ispat koşulları dikkate alınarak verildiğinden ve usul ve yasaya uygun olduğundan itirazın reddine aşağıdaki gibi karar verilmiştir..."gerekçesi ile ''İhtiyati tedbire karşı yapılan itirazın reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Borca batık olmayan şirketi borca batık olarak gösteren bilirkişi raporuna itirazları değerlendirilmeden, bu raporun etkisiyle verildiği düşünülen tedbir kararında müvekkilinin hem hukuki dinlenilme hem de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, İlk Derece Mahkemesinin tedbir kararında; tedbire ilişkin somut bir gerekçe ortaya koyulmadığını, tüm dosya kapsamı ve HMK'nın 389. maddesi değerlendirildiğinde yaklaşık ispat koşulu dikkate alınarak bu kararın verildiği yönünde genel bir ifadeye yer verildiğini, 2023 yılından bugüne devam eden dosyada bugün itibariyle "yaklaşık ispatın" nasıl sağlandığının, neye dayandırıldığının kararda muğlak olduğunu; Dosyada davacılar tarafından hem dava dilekçesi ile, hem de daha sonradan talep edilen tedbir talepleri İlk derece mahkemesi tarafından 2 kez reddedilmiş olup, istinaf mahkemesinin de bu kararları onadığını, gerek İlk derece mahkemesince gerekse istinaf mahkemesince bu kararların verildiği tarihten bu yana dosyada herhangi bir değişiklik söz konusu olmadığını, İlk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin reddine dair gerekçesi olan; "ihtiyati tedbir verilmesini gerektirir yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediği ve talebin mahkememizce yapılacak yargılama ile değerlendirilebileceği" görüşünün neden değiştirildiğini, tedbir kararında bu sorunun cevabını bulabilecekleri bir gerekçenin yer almadığını; Eğer İlk derece mahkemesi tarafından dosyadaki 04.11.2024 tarihli bilirkişi raporundaki haksız tespitler sebebiyle iş bu tedbir ara kararı verilmiş olup, bu raporun ne denli haksız tespitler içerdiğinin rapora itiraz dilekçesinde deliller ile birlikte mahkemeye sunulduğunu, itiraza konu bu raporla dosyada yaklaşık ispatın sağlandığının asla söylenemeyeceğini, çünkü rapordaki tespitlerde açık hatalar bulunduğunu, İlk derece mahkemesinin tedbirin kaldırılması talebini reddettiği duruşmada; bilirkişi raporuna itirazları kabul ederek ek rapor alınmasına karar verdiğini, rapora itirazları doğrultusunda ek rapor ya da yeni heyetten rapor alınarak itirazları değerlendirildikten sonra tedbir taleplerinin değerlendirilmesi gerekirken, borca batık olmayan şirketi borca batık olarak gösteren bilirkişi raporuna itirazları değerlendirilmeden verilen tedbir kararının haksız ve hukuka aykırı olduğunu; İlk derece mahkemesi tarafından iş bu haksız bilirkişi raporuna itirazlar incelenmeden, bilirkişi raporundaki tüm tespitler sanki haklıymışçasına bu tedbir kararının verildiğini anladıklarını ancak bu rapora karşı itirazları değerlendirilmeden rapordaki tespitlerin doğruluğuna nasıl kanaat getirildiğinin izaha muhtaç olduğunu, İlk derece mahkemesince tedbirin teminat karşılığı verilmiş olmasının müvekkili şirketin uğradığı zararı karşılamaya yetmediği gibi tedbirin haksız olduğu gerçeğini değiştirmediğini; Gündemin (5) nolu maddesinin yönetim kurulu üyelerine ücret ve prim haklarının belirlenmesi kısmına ilişkin verilen tedbir kararının haksız olduğunu, dava konusu genel kurul kararının iptali durumunda, yöneticilerden hukuka uygun ölçülerdeki mali haklarla iptal edilen genel kurul kararında belirlenen mali haklar arasındaki farkın iadesinin istenebileceği göz önünde bulundurulduğunda, tedbir kararı verilmemesi durumunda davacıların hakkını elde etmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden bahsedilemeyeceğini; Müvekkili şirketin 2017 mali yılından bu yana yaptığı her genel kurula ve bu genel kurullarda alınan her karara karşı dava açan aynı davacıların, yönetim kuruluna tanınan mali haklara ilişkin tedbir taleplerini önceki davalarda da ileri sürdüklerini, bu konudaki tedbir talepleri kapsamında hem yerel mahkemeler hem de istinaf mahkemelerinin; kararın yürürlüğü ile davacılar ve şirket açısından telafisi imkansız zararlar söz konusu olmayacağı gibi davanın kabulüne karar verilmesi halinde geriye doğru talep edilen hakların elde edilmesi her zaman olanaklı olduğundan tedbir talepleri hakkında red kararı verdiğini, bu hususta gerek diğer ilk derece mahkemelerinin gerek istinaf mahkemelerinin tutarlı gerekçelerinin aksine ilk defa tedbir kararı verildiğini; Öte yandan istinaf mahkemesi kararlarında da, ücretin tespiti ve makul kabul edilip edilemeyeceğinde esas ölçütün şirketin mali yapısının ortaya konulması olduğunun belirtildiğini, huzurdaki dosyada müvekkili şirketin mali yapısı, ekonomik gücü, önceki yıllardaki uygulamaları hiç incelenmeden ücretin makul olup olmadığının anlaşılamayacağını, davanın bu aşamasında bilirkişi incelemesi dahi yapılmadığını, kaldı ki şirketin her yıl Türkiye'nin ilk 500 sanayi şirketi içerisinde yer aldığını, gerek yurt içi gerekse yurtdışı satışları ile ülke ekonomisine ciddi değer kattığı aylık ve yıllık cirosunun hatrı sayılır derecede yüksek olması başarılı bir yönetimin sonucu olduğu gibi yönetim kurulu için verilen ücret kararının değerlendirilmesinde bunlar göz ardı edilemeyecek hususlar olup, emekle örtüştüğünün de tespit edileceğini; Genel Kurul kararıyla yönetim kurulu için ödenmesi kararlaştırılan ücret, pay sahipliği haklarından bağımsız olarak, YK üyelerinin şirkette üstlendiği profesyonel yönetim vazifesinin, ifa edilen görev, yüklenilen yükümlülük ve sorumlulukların karşılığı olarak, TTK'nın 394/1. maddesi mucibince ödenmesi kararlaştırılan bir ücret olduğunu, ortağı oldukları müvekkili şirkete gelmeyen, yönetimine katkı sunmayan, en küçük bir rizikoyu üstlenmeyen ve üstüne üstelik ardı ardına dava açan kötü niyetli ortakla yönetim kurulu üyesinin eşitliğinden bahsedilemeyeceğini, davacıların ve diğer hissedarın hiç emek koymadığı ve mesai harcamadığı, hiçbir görev, yetki ve sorumluluk üstlenmediği şirkette, yönetim kurulu için karar verilen ücret ve primlerin, Yönetim Kurulu Başkanı ve üyeleri tarafından uzun yıllar boyunca özverili bir çalışma ile yönetilmesinin, harcanan emeğin ve alın terinin karşılığı olduğunu; Daha rapora itirazları ve beyanları değerlendirilmeden alelacele tedbir kararı verilmesi karşısında bilirkişilerce raporda kanaat getirilen hatalı tespitlerin itiraz dilekçesinde delilleriyle çürütüldüğü göz önünde bulundurularak tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, davacıların taleplerinin haklı olup olmadığı hususu yargılamayı gerektirdiğinden, davanın sonunda ulaşmak istedikleri sonuca tedbir kararı verilerek henüz yargılama bitmeden ulaşmalarına sebebiyet verildiğinden tedbir kararının kaldırılması gerektiğini; Usul hukukunda derdest olan bir davada davanın hukuken ve fiilen sona erdirilmesini doğuracak şekilde yürütmeyi durdurma kararı verilemeyeceğini, bu durumda yargılama sonuçlanıncaya dek söz konusu 5 nolu kararın yürütmesinin durdurulması hukuka aykırı olacağı gibi davanın esasına ilişkin olarak peşinen hüküm tesisine sebebiyet verildiğini, oysaki işbu tedbir kararı verilmediğinde davacıların tehlikeye düşen ya da geri döndürülemeyecek herhangi bir hakkı ya da menfaatinin zarar görmediğini, bu sebeplerle haksız tedbire karşı itirazlarının reddine dair verilen karar hukuka aykırı olduğundan kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini; Bilirkişi raporunda müvekkili şirketin mali durumuna ilişkin olarak olumsuz olarak adlandırılan tespitlerin gerçeği ve müvekkili şirketin somut durumunu yansıtmadığını, heyetin bilerek ya da bilmeyerek özkaynak rakamını hatalı olarak hesaplamalarına alarak müvekkili şirketin mali durumu hakkında gerçeği yansıtmayan tespitler yaptığını, bu yanlış tespitlere dayanarak da yönetim kurulunun ücret almasının dürüstlük kuralına aykırı olduğu yönünde bir tespit yapıldığını, bilirkişi raporundaki tespitlerin gerçeği yansıtmadığı hususunun rapora itiraz dilekçesinde detaylarıyla dile getirildiğini, müvekkili şirketin mali durumuna ilişkin mevcut ve somut durumu yansıtmayan, şirket borca batık olmadığı halde borca batıkmış gibi gösterilen ve hatalı tespitler içeren bilirkişi raporuna itirazları dikkate alınmadan bu rapor doğrultusunda "yaklaşık ispatın" sağlandığı karinesine varılarak tedbir kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu; Bu hususta şirketin borca batık olmadığını, müvekkili şirketin borca batık olmadığı ve bilirkişi raporunda 11 madde olarak sıralanan hususların gerçeği yansıtmadığı, rapordaki analizlerin vuk tablolarına göre yapıldığı ancak bağımsız denetime tabi olan şirkette esas olan TFRS tablolarına göre analizlerin yapılması gerektiği dolayısıyla yapılan bu tespitlerin yanlış ve eksik değerlendirmelere dayalı olduğunun itiraz dilekçesinde mali açıdan ortaya konulduğunu, buna rağmen mahkemece hatalı bilirkişi tespitlerinin doğruluğu araştırılmadan tedbir kararı verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu bilirkişi raporunda eksik ve yanlış incelemeye dayanan; aslında müvekkili şirket nezdinde var olmayan olumsuz tespitlere dayanarak, yönetim kurulunun aldığı ücretlerin de dürüstlük kuralına aykırı olduğu yönünde yapılan tespitin bu kapsamda haksız olduğunu, bu haksız tespit uyarınca İlk derece mahkemesince verilen tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, 24.05.2023 tarihli Genel Kurul Tutanağı'nda görüldüğü üzere 6 nolu gündem maddesinde ilişkin olarak “oydan yoksunluk” hali gözetilerek oylama yapılmış olup, yapılan oylamanın yasaya ve usule uygun olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin içtihatları (örnek 2021/1569 E, 2022/3954 K sayılı 24.05.2022 tarihli içtihadı) ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatları uyarınca; bir yönetim kurulu üyesinin diğer bir yönetim kurulu üyesi için TTK'nın 395 ve 396. maddelerine ilişkin karar alınmasında oy kullanmasının yasak olmadığı, 6 nolu gündem maddesine ilişkin iptal davasının koşullarının oluşmadığı, bu sebeple ihtiyati tedbir talebinin de reddine karar verilmesi gerektiğinin belirtildiğini; TTK’nın 436. maddesinde düzenlenen oydan yoksunluk halinin, pay sahibinin ortaklık ile yaptığı hukuki işlemin özel bir menfaat sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği, diğer bir ifadeyle, pay sahibinin ortaklık karşısında üçüncü bir kişi konumunda olduğu durumlarda söz konusu olduğunu ancak 24.05.2023 tarihli Genel Kurul Toplantısı'nda müvekkili şirket için alınan 6 nolu karar bu kapsamda nitelendiremeyeceğinden oydan yoksunluk iddiasının dinlenemez nitelikte olduğunu, TTK sistematiğinde pay sahibinin oy hakkının bulunmasının esas olduğunu, oydan yoksunluğun ise anonim şirketin pay sahiplerinin oy hakkına ve bunun doğumuna ilişkin TTK 434. ve 435. maddeleri gözetildiğinde istisnai nitelikte olduğunu, istisnaların dar yoruma tabi olması karşısında yorum yoluyla yeni bir oydan yoksunluk hali yaratılması amacını taşıyan ihtiyati tedbir talebinin reddi gerektiğini; Sonuç olarak bu emsal kararlar ve Yargıtay'ın yerleşmiş uygulaması gereğince; müvekkili şirket nezdinde TTK 395-396 uyarınca ...'ın kendisi dışında tüm üyeler için oydan yoksun kabul edilmesinin; hem pay sahipleri arasındaki " eşit işlem ilkesine" hem anonim şirketlerdeki "çoğunluk ilkesine" hem de "ortaklıktan doğan oy kullanma hakkına" aykırı olduğunu, müvekkili şirkette bu kapsamda verilen izinlerin "kişisel nitelikte bir iş için" verilmiyor olması da göz önünde bulundurulduğunda verilen tedbir kararı haksız ve hukuka aykırı olduğundan kaldırılması gerektiğini, yönetim kurulu üyelerine TTK md. 395-396 kapsamında izinlerin verilmesi hususunun topluluk bünyesinde yıllardır süregelen bir işleme müsaade edilmesi olduğunu, müvekkili şirketin de içinde bulunduğu şirketler grubunun ... Şirketler Topluluğu olarak adlandırıldığını, bu şirketler topluluğu içinde bulunan çok sayıda şirketin aynı yönetim kurulu üyeleri tarafından yönetildiğini, bu nedenle yıllardır süregelen uygulama gereğince, Soyak aile fertlerinin paydaşı oldukları tüm şirketlerinde de faaliyetleri için TTK 395 ve 396 uyarınca karar alındığını; Yönetim kurulu üyelerine TTK md. 395 ve 396’ya göre verilen izinlerin hiçbir zaman topluluk dışı şirketlerde faaliyet izni olarak verilmediğini, bugüne kadar da bu izinlerin verildiği yönetim kurulu üyeleri tamamı aile fertlerinden oluşan paydaşlardan oluşan şirketler dışında yöneticilik yapmadıklarını, bu nedenle yönetim kurulunun kişisel nitelikte menfaatini doğuran bir durumun da söz konusu olmadığını, TTK’da şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemeler yapılırken eski hükümlerin yeniden yorumlanması gerektiğini, zira eski anlayışa göre birden fazla şirkette örneğin %80 paya sahip olan bir ortak (hakim teşebbüs) bir şirkette yönetici olabilecekken, diğer şirketlerde TTK md. 395 ve 396 gereği asla yönetici olamayacağını, kendi kurduğu, elini taşın altına soktuğu bir şirkette yönetici olamamasın adaletsiz olacağının malum olduğunu, kaldı ki bugüne kadar yönetim kurulu üyelerinin grup dışı başka herhangi bir şirkette görev almadığını, yine kanunun aile şirketlerinin profesyonel yöneticiler tarafından yönetilmek zorunda olduğuna dair bir düzenleme içermediğini, tüm bu gerekçeler ile yönetim kurulu üyelerinin TTK 395 ve 396 maddeleri gereğince şirket konusu işlerle iştigal etmelerine dair 6 nolu gündem maddesi hakkında, istisna hükümlerin yorum yoluyla kapsamını genişleterek tesis edilen usul ve yasaya aykırı 13.12.2024 tarihli ihtiyati tedbir ara kararının kaldırılması gerektiğini; İhtiyati tedbir talebinin kabulü için kanunen gerekli şartların mevcut olmadığını, kararda bu şartların gerçekleştiğine ilişkin somut bir gerekçe de sunulmadığını, İlk derece mahkemesinin davacıların telafisi mümkün olmayan zararlarının oluşma ihtimaline binaen vermiş olduğunu belirttiği söz konusu ihtiyati tedbir kararının, yasaya ve usule aykırı olduğunu, ihtiyati tedbir kurumu, ihtiyati tedbir talep edenin korunmaması halinde zarara uğraması muhtemel hakkının, ne zaman sona ereceği belli olmayan yargılamanın neticelenmesini beklemeksizin koruma altına almasını sağlamak amacını güttüğünü, ancak huzurdaki davaya ilişkin yargılama 2023 yılından itibaren devam etmekte olup bu aşamadan sonra tesis edilecek ihtiyati tedbir kararının pratik bir faydası olmayacağı gibi esasen bu durumun ihsası rey teşkil ettiğini, ihtiyati tedbir talebinin kabul edilebilmesinin; talep edenin korunması gereken hakkının mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması veya tamamen imkansız hale gelme ihtimalinin varlığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümüne kadar gecikme sebebiyle bir sakıncanın veya ciddi bir zararın doğabileceği ihtimali şeklinde birtakım şartlara bağlandığını; İhtiyati tedbir talebinin kabul edilebilmesi için, yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan iki şartın bir arada bulunması gerektiğini ancak somut olayda ihtiyati tedbirin iki şartı birden oluşmadığı gibi tesis edilen ihtiyati tedbir kararının herhangi bir gerekçesinin de bulunmadığını, bu kapsamda, davacıların ihtiyati tedbir talebine gerekçe olarak gösterdikleri ve dava dilekçesinde yer alan hususlar soyut ve afaki iddia ve ithamlardan ibaret olup iddia edilen hususların hiçbirinin ispatlanamadığını, ihtiyati tedbir kararında; HMK 389.maddesi değerlendirildiğinde yaklaşık ispat koşulu kapsamında neyin ispat edildiğinin İlk derece mahkemesinin tedbir ara kararında gerekçeli olarak yer almadığını; Usul hukukunda derdest olan bir davada davanın hukuken ve fiilen sona erdirilmesini doğuracak şekilde yürütmeyi durdurma kararı verilemeyeceğinin esas olduğunu, bu sebeple de tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, davacıların iddialarının aksine, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması veyahut imkansız hale gelmesi gibi bir durumun somut dava bakımından söz konusu dahi olmadığını, davacıların yürütmeyi durdurma talebinin herhangi bir hukuki ve somut dayanağı da bulunmadığını, müvekkil şirket aleyhine tesis edilen ihtiyati tedbir kararının usul ve yasaya açıkça aykırılık teşkil ettiğini, yasada açıkça bahsi geçen ihtiyati tedbir şartlarının oluşmadığını, davanın esasına müteallik yürütmeyi durdurma kararı verilemeyeceğinin de açık olduğunu, somut uyuşmazlıkta, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması veyahut imkansız hale gelmesi gibi bir durumun söz konusu dahi olmadığı, davanın neticesinde elde edilecek olan sonucun yasaya ve usule aykırı bir şekilde eda tedbirleriyle öne çekilmesinin söz konusu olamayacağı, davanın esasını çözer nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği, dosyada delilleri ile haksız tespitleri çürüttükleri rapora itiraz dilekçeleri incelenmeden ve birbiri ile çelişen bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden yaklaşık ispatın sağlandığının iddia edilemeyeceği hususları dikkate alınmadan verilen tedbir kararının yasaya ve usule açıkça aykırı olduğunu, ayrıca, somut uyuşmazlıkta ihtiyati tedbir kararı tesis edilirken tarafların çıkar dengelerinin de gözetilmediğini, hatta ve hatta müvekkili şirketin çıkarları hiçe sayılarak mağduriyetinin artmasına sebebiyet verildiğini, bu durumun, müvekkili şirketin iş ve işlemlerinin yürütülmesine ve ticari itibarına da zarar vereceğini, bu kapsamda müvekkili şirketin, söz konusu ihtiyati tedbir kararı ile tabiri caizse cezalandırılmasının da kabul edilemez bir durum olduğunu beyanla haksız ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan zararın tazminine ilişkin müvekkili şirketin yasal hakları saklı olmak üzere yukarıda açıklanan ve re'sen nazara alınacak sebeplerle İlk derece mahkemesinin "24.05.2023 tarihinde yapılan 2022 yılı ertelenen Genel Kurul Toplantısı'nda gündemin 5. ve 6. maddeleri ile alınan kararların yürütmelerinin durdurulmasına" ilişkin 05.02.2025 tarihli itirazın reddine dair kararın kaldırılmasına ve asıl ve birleşen dava davacılarının ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep, davalı şirketin 24/05/2023 tarihinde yapılan 2022 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan şirket bilançosu ve kar-zarar hesaplarının onaylanmasına ilişkin 3 numaralı, yönetim kurulu üyelerinden ... Holding A.Ş. ve ... A.Ş.'nin ibrasına ilişkin 4 numaralı, yönetim kurulu üyelerinin seçimine ve yönetim kurulu üyelerinin ücret ve pirim haklarının belirlenmesine ilişkin 5 numaralı, yönetim kurulu üyelerinin şirket konusu işlerle iştigal etmelerine izin verilmesine ilişkin 6 numaralı kararın TTK'nın 447. maddesi uyarınca batıl olduğunun tespiti, aksi halde TTK'nın 445. maddesi uyarınca iptali talebiyle açılan birleşen davada, dava konusu yapılan kararların TTK'nın 449 ve HMK'nın 389. maddesi uyarınca yürütülmelerinin geri bırakılmasına ilişkindir. Mahkemece daha önce 24.11.2023 ve 17.01.2024 tarihli ara kararlar ile davacıların yürütülmenin geri bırakılması taleplerinin reddine karar verilmiş, bu kararlara karşı asıl ve birleşen davada davacılar vekillerinin istinaf başvuruları Dairemizin kararları ile esastan reddedilmiş, birleşen davada davacılar vekili, alınan bilirkişi raporu uyarınca yeniden ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiş, Mahkemece bu kez talebin kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. TTK'nın 449. maddesinde genel kurul kararları aleyhine iptal davası açıldığı takdirde mahkemenin, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebileceği düzenlenmiştir. Maddede mahkemeye takdir hakkı tanınmış olup, mahkemece durum ve şartların gerektirmesi halinde genel kurul kararının yürütülmesinin durdurulmasına karar verilebilecektir. Mahkemenin bu konudaki takdir hakkının nasıl kullanacağı konusunda, tamamlayıcı hukuk kuralı olarak HMK'nın 389 vd. maddelerinden yararlanılması gerekir. 6100 sayılı HMK'nın 389. maddesi hükmünden anlaşılacağı üzere; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. İhtiyati tedbir için yaklaşık ispat yeterli görülmüş olup sunulan belgelerle talep edenin, davada haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi ve diğer şartlarında varlığı halinde ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir. Somut olayda; Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, davalı şirketin borca batık durumda olduğu, öz kaynaklarını kaybettiği ve yönetim kurulu üyelerine yüksek oranda ücret ve prim ödendiği, yönetim kurulu üyelerinin şirket konusu işlerle iştigal etmelerine izin verilmesine ilişkin alınan 6 numaralı karar yönünden yönetim kurulu başkanı ...'ın gerek kendisi, gerekse yönetim kurulu başkanı olduğu diğer yönetim kurulu üyesi şirketler yönünden oydan yoksunluğunun söz konusu olduğu tespit edilmiş, Mahkemece söz konusu tespitlerin, anılan iki karar yönünden davacıların haklılığını yaklaşık olarak ispat ettiği kabul edilerek yürütülmenin durdurulması talebinin kısmen kabulüne karar verilmiş olup, her ne kadar davalı tarafça bilirkişi raporuna itiraz edilmiş ve Mahkemece itirazlar incelenmek üzere ek rapor alınmasına karar verilmiş ise de, tedbir mahiyetinde olan yürütülmenin geri bırakılması kararı verilebilmesi için tam ispat koşulunun değil, yaklaşık ispatın arandığı, yargılamayı yürüten ilk derece mahkemesince verilen ara karar tarihi itibariyle dosyadaki mevcut delil durumuna göre bu koşulun sağlandığı, yargılamanın devamında değişen koşullara göre yeniden değerlendirme yapılmasının mümkün olduğu ve Mahkemece, koşulları oluşan ihtiyati tedbir kararına yapılan itirazın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu anlaşılmış, verilen ara kararda kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 24/04/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.