T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/650 Esas
KARAR NO: 2025/1055 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)
NUMARASI: 2024/154 Esas - 2025/26 Karar
TARİH: 16/01/2025
DAVA: İtirazın İptali (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 19/06/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin sigortalısı ...A.Ş.'nin, Almanya'da mukim ... isimli şirketten kahve çekirdeği satın alındığını, satın alınan ürünlerin Hindistan'dan Türkiye'ye nakliyesi için Nakliyat emtia Sigorta poliçesi tanzim edildiğini, taşınan ürünlerin tahliyesinde ... konteyner içerisinde yer alan ürünlerin hasarlı olduğunun tespit edildiğini, tanzim edilen hasar tespit raporunda hasar bedelinin 6.109,92 USD olduğunu, tespit edilen hasarın müvekkili tarafından sigortalısına ödendiğini, ödenen hasar bedelinden kusurlu taşıma yapan davalıların sorumlu olduğunu dava ve talep etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; ...'ya İzafeten ... A.Ş.'ne dava yöneltilebilmesinin mümkün olmadığını, dava konusu hasar ile ilgili olarak taşıyana TTK madde 1185 gereğince süresinde bir ihbar yapılmamış olduğunu, her iki tarafın ortak katıldığı bir tespitinde bulunmadığını, davacı tarafından tek taraflı yapılan sörvey raporundaki hatalı tespitin aksine taşımanın hiçbir safhasında konteynere ilişkin tutulan bir hasar kaydı bulunmadığını, nitekim gemilere ilişkin bay plan kayıtları uyarınca emtianın yüke özen borcu kapsamında ambar altında taşındığını, ıslaklığın deniz suyundan kaynaklanıp kaynaklanmadığına ilişkin gümüş nitrat testi dahi yaptırılmadığını, konşimentodan açıkça görüldüğü üzere yüke ait ilk ve son taşımayı davalıların üstlendiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla hasarın ıslak yükleme yapılmış olması sebebiyle veyahut ilk ve son taşımada gerçekleşmiş olabileceğini, ekspertiz. raporunun, konteyner incelenmeksizin sadece emtianın incelenmesi suretiyle düzenlenmediğini, konteynerin hasarlı olduğuna ilişkin hiçbir rapor fotoğraf ve delil bulunmadığını, hasarlandığı iddia edilen malların kullanılamaz durumda olduğunun kanıtlanamadığını, emtiaya ilişkin tek taraflı bir sovtaj araştırmasının kabulünün de mümkün olmadığını, dosya münderecatında ne sovtaj belgesi ne de imha tutanağı bulunmadığını, davacı tarafın sigorta şirketi olması sebebiyle sigortalısına yaptığı %10 ek ödemenin kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili şirket aleyhine haksız ve kötü niyetli olarak icra takibi başlatan davacı aleyhine %20 oranında kötü niyet tazminatı hükmedilmesi gerektiğini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 16/01/2025 tarih ve 2024/154 Esas - 2025/26 Karar sayılı kararında; "Dava, davacı sigortalısına ait emtiaların, davalılar sorumluluğunda deniz taşımasında hasarlandığı iddiası ile sigortalıya ödenen hasar tazminatının rücuen davalılardan tahsili talebi ile başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali davası olup, uyuşmazlığın konusunun, davalılar vekilinin milletlerarası yetki itirazının yerinde olup olmadığı, davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı, tarafların aktif ve pasif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı, sigorta sözleşmesinin geçerli olup olmadığı, geçerli bir sözleşme uyarınca ödemenin yapılıp yapılmadığı, hasara ilişkin süresinde ve geçerli bir ihbarın bulunup bulunmadığı ve hasarın deniz taşıması esnasında meydana gelip gelmediği, hasarda davalının sorumlu olup olmadığı ve hasarın miktarının tespiti noktasında toplandığı görülmüştür. İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra dosyasının incelemesinde; alacaklısının ... Anonim Şirketi borçlularının ... Gemisi Donatanı Taşıyanı ... İzafeten ve Kendi Adına Asaleten Acente ...Acenteliği olduğunu, 10/03/2023 tarihinde 6.161,48 USD nin tahsili için takibe geçildiği, ödeme emrinin borçlulara 15/03/2023 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu vekilinin 18/03/2023 tarihli itiraz dilekçesi ile takibin durduğu ve eldeki davanın da 26/03/2024 tarihinde İİK 67 maddesi gereğince yasal süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Mahkememizce resen seçilen bilirkişi ..., tarafından tanzim edilen 25.12.2024 tarihli raporda;Davacı ... A.Ş.'nin sunmuş olduğunu 2022 yılına ait yasal ticari defterlerin; TTK'nun 64 ve 65 maddelerinde yer alan defter tutma yükümlülüğü ve defterlerin tutulması hükümlerini ve VUK'nun 220-226” maddelerinde yer alan defterlerin tasdiki hükümlerini ihtiva ettiği görülmüş olduğunu, HMK 222. maddesine göre delil olarak kabul edilmesinin sayın mahkemenin takdirinde olduğu kanaatine varıldığını. Davaya konu yüklerin taşınmasına ilişkin olarak ... A.Ş. tarafından yük alıcısı ... adına aşağıda örneği sunulan 28.274 USD tutarlı “NAVLUN FATURASI” nın tanzim edildiğini, tanzim edilen faturanın muhasebeleştirilerek 120 no.lu ... Hesabına borç kaydı, 181 no.lu Gelir Tahakkukları Hesabına alacak kaydı yapıldığını, faturanın müşteriye düzenlenmesinden sonra ilgili tutarın manifesto ara hesabına aktarıldığını, sonuçta ... A. Ş tarafından müşteri adına tanzim edilen fatura bedeli olan 28.274 USD'nin, nezdindeki diğer davalı ... S. A. hesabına aktarılarak alacak kaydı yapıldığına ilişkin tespitlerini bildirmiştir. Dava halefiyete istinaden açılmış olmakla, davacının TTK 1472 maddesi gereğince halef sıfatını ve hali ile aktif husumet ehliyetini kazanabilmesi için, geçerli bir sigorta sözleşmesinin kurulmuş olması, sigortacının himaye kapsamında yer alan riziko sebebiyle meydana gelen zararları ödemiş olması ancak bu ödemenin geçerli bir sözleşme uyarınca ve gerçek hak sahibine yapılması gerekmektedir. Sigortacının halefiyeti, kanundan kaynaklandığından kendiliğinden meydana gelir. Sigortacı tazminatı ödediği anda, sigortalının yerine geçer ve sigortalının zarara sebep olan üçüncü şahsa karşı olan talep hakkı düşer. Son olarak ise halefiyetin gerçekleşmesi için, zarar nedeni ile sorumlu bulunan üçüncü bir kişinin varlığı gereklidir. Sonuç olarak davacı sigortacının, sigortalısının haklarına halef olabilmesi için, sigortalının üçüncü şahıslara karşı tazminat talebi hakkına sahip olması, sigortacının sigorta tazminatını gerçek hak sahibine ödemiş olması ve geçerli bir sigorta sözleşmesinin var olması gerekir. Dosyada bulunan 753021100/0 numaralı Nakliyat Emtia Sigorta Sözleşmesi'ne göre dava dışı sigortalı ... San.ve Tic. AŞ tarafından FOB teslim şartı ile ithal edilen kahce çekirdeği emtiasının Hindistan Cochin Limanı'ndan Türkiye Ambarlı Limanı'na ... isimli gemi ile taşınmasının, sigorta teminatı altına alındığı, konşimentonun emre düzenlendiği ancak dava dışı sigortalı ... San.ve Tic. AŞ 'nin konşimentoda ihbar tarafı olarak kayıtlı olduğu, emtianın konşimento ibrazı sureti ile dava dışı sigortalı tarafından teslim alındığı, emtianın hasarlanması neticesinde davacı sigorta şirketi tarafından dosyada bulunan YapıKredi Bankasına ait 23/12/2022 tarihli ödeme dekontuna göre 6.109,92 USD hasar bedelinin dava dışı sigortalı ... San.ve Tic. AŞ 'ne ödendiği anlaşılmıştır. Davaya konu emtia satım şekli FOB olmakla, bu satım şeklinde hasara katlanma yükümlülüğü, emtianın gemiye yüklenmesi ile birlikte alıcıya geçmekle dava dışı sigortalının hasar bakımından sigortalanabilir menfaatinin bulunduğu ve davacının yapmış olduğu sigorta tazminatı ödemesi kapsamında TTK. 1472 maddesi gereğince ve dosyada bulunan ibraname ve temlikname hükümleri uyarınca halefiyet hakkı ile aktif husumet ehliyetini haiz olduğu kabul edilmiştir. Dosyada bulunan ... numaralı konşimento kayıtları incelendiğinde; konşimentonun, davalılardan ... adına ... tarafından Hindistan Cochin'de imzalandığı görülmekle, davalılardan ...'nın TTK 1238 maddesi gereğince taşıyan sıfatı ile pasif husumet ehliyetini haiz olduğu mahkemece kabul edilmiştir. Davanın bu davalıya izafeten ve ayrıca asaleten diğer davalı ... AŞ firmasına yöneltildiği görülmekle, dosyaya celp edilen gümrük kayıtları ve konşimento kayıtları incelendiğinde, bu davalının taşımaya, boşaltma limanı acentesi olarak dahil olduğu tespit olunmuştur. Buna göre diğer davalı adına boşaltma limanı acentesi olarak rol alan bu davalının, eldeki uyuşmazlık bakımından diğer davalıyı TTK 105 maddesi gereğince temsil edebileceği kanaati ile yargılamada yurt dışı tebligat yaıplması yoluna gidilmemiş ve taraf teşkilinin sağlandığı kabul edilmiştir. Davacı vekili tarafından dosyaya ibraz edilen 14/09/2022 tarihli Navlun açıklamalı 28.274 USD bedelli fatura incelendiğinde bu faturanın ... ad ve hesabına havale edilmek üzere tahbil edildiğinin kayıtlı bulunduğu ve ilgili konşimentoda da ... kaydı bulunduğu görülmekle, davalının ticari defter kayıtları üzerinde inceleme yapılarak tahsil etmiş olduğu navlun bedelini diğer davalı hesabına alacak kaydettiğ tespit olunmuştur. Buna göre davalılardan ... AŞ firmasının taşımanın kurulmasına aracılık etmediği, yalnızca konşimentoda bulunan freight collect kaydı uyarınca boşaltma limanında tahsil edilmesi gereken navlun bedelini diğer davalı adına tahsil ederek, tahsil ettiği bedeli diğer davalı hesabına aktardığı sabit olmakla, TTK m. 105 maddesindeki "acente aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmeler ile ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya veya bunları kabule yetkilidir, bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi kendisine karşı da aynı sıfat ile dava açılabilir" düzenlemesi ve Yargıtay İçtihatları uyarınca acentenin acente vasfıyla yaptığı işlemler, adına hareket ettiği kişi hakkında hüküm doğuracaktır. Bu durumda davacının rücu davasını doğrudan taşıyan firmaya yada bu firmaya izafeten acentesine yöneltmesi gerekmekte olup, boşaltma limanı acentesi olan davalı ... AŞ'ye TTK 105 maddesi uyarınca doğrudan husumet yöneltilemeyeceği kanaati ile, bu davalı hakkındaki davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeni ile reddine karar vermek gerekmiştir. Dosya kapsamından, dava dışı sigortalı ... San.ve Tic. AŞ tarafından yurtdışından ithal ettiği kahve çekirdeği emtialarını davacı sigorta şirketi nezdinde nakliyat sigorta poliçesi ile sigortalandığı, taşımanın Hindistan Cochin Limanı'ndan İstanbul Ambarlı Limanı'na taşımasının davalılardan ... ya ait ... numaralı konşimento tahtında ... isimli gemi ile yapıldığı, taşımaya ilişkin düzenlenen konişmentonun ... adına Hindistan Acentesi tarafından ...'de imzalandığı, ...'nın Cenevre- İsviçre 'de kurulu yabancı bir şirket olduğu, taşıyıcı şirket ile geminin yabancı olması ve emtiaların Hindistan - Türkiye taşımasının ifa edilmesi nedeniyle uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıdığı, konişmentonun 10. maddesindeki yetki klozu ile taşıma sözleşmesinin uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıklara İngiliz Hukukunun uygulanacağı, yetkili mahkemenin ise Londra'da İngiliz Yüksek Adalet Mahkemeleri olduğunun kararlaştırıldığı görülmekle, dava dışı sigortalının konşimentoda taraf olması ve emtiarın bu konşimento tahtında teslim alındığı anlaşılmakla, dava dışı sigortalı ve davacının yetki kaydından haberdar olduğu kabul edilmiştir. Yabancı unsur taşıyan uyuşmazlıkların çözümünde yetkili kanunun tayininden önce çözümü gereken sorun açılan davada mahkemenin milletlerarası yetkisinin bulunup bulunmadığı hususuna ilişkin olduğundan (Aysel Çeliker/Bahadır Erdem, Milletlerarası Özel Hukuk, Sayfa 19) uygulanacak hukuktan önce yetki konusunun karara bağlanması gerekmektedir. MÖHUK 47.maddesinde yer itibari ile yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hallerde taraflar arasında yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkisinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devlet mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşma yapılması mümkündür. Yetki şartı taraflar arasındaki ilişkiyi düzenleyen sözleşmeye ayrı bir madde olarak konulabileceği gibi ayrı bir sözleşme olarak da düzenlenebilecektir. Anılan hükme göre yetki şartının geçerli olması için uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıması, Türk Mahkemelerinin yetkisinin münhasır yetki esasına göre düzenlenmemiş olması ile uyuşmazlığın borç ilişkisinden doğması gerekmektedir. Eldeki dosyada somut uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıdığı, dava konusunun Türk mahkemelerinin yetkisinin münhasır yetki esasına göre düzenlenmiş bir konuya ilişkin olmadığı, (Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin, 22/06/2020 tarihli, 2019/3799 Esas ve 2020/3051 Karar sayılı ilamına karşılık taşıma akdine davalının Türkiye acentesinin aracılık ettiğine ilişkin dosyada herhangi bir delil bulunmadığından) deniz taşımasından yani akdi ilişkinden kaynaklandığı, konişmentonun 10. maddesinde düzenlenen yetki klozunun halefiyet hükümlerine göre davacı sigorta şirketini bağladığı, konişmentodaki yetki şartına göre somut uyuşmazlık yönünden Londra'da bulunan İngiliz Yükse Adalet Mahkemesinin yetkili olduğu kanaatine varıldığından, davalılardan ... SA vekilinin milletlerarası yetki itirazının kabulü ile davanın bu davalı bakımından yetkisizlik nedeniyle, diğer davalı bakımından ise pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeni ile reddine ilişkin aşağıdaki hali ile karar vermek gerekmiştir."gerekçesi ile, '' -Davalılardan ... Gemisi Donatanı Taşıyanı ... İzafeten ... A.Ş. Hakkındaki davanın Mahkememizin yetkisizliği nedeni ile USULDEN REDDİNE, 2-Davalılardan ... A.Ş. Hakkındaki davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeni ile USULDEN REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı ... A.Ş.'nin acentelik ve temsilcilik ile asaleten taşıma işleri komisyonculuğu sıfatlarına haiz olduğunu, ilk derece mahkemesi, ... A.Ş.’nin boşaltma limanında tahsil edilmesi gereken navlun bedelini diğer davalı adına tahsil ederek, bu bedeli diğer davalı hesabına aktardığı gerekçesiyle doğrudan husumet yöneltilemeyeceği sonucuna varmışsa da bu değerlendirmenin hatalı olduğunu, delil dilekçelerinde ayrıntıları ile açıklandığı üzere, ... numaralı, 14.09.2022 tarihli ve "Navlun-İthalat Navlunu" isimli faturanın ... A.Ş. tarafından düzenlendiği sabit olmakla birlikte, Davalı tarafından sunulan cevap dilekçesinde de ... A.Ş.' nin boşaltma limanında acentelik yaptığı hususunun ikrar edildiğini, mübrez Bilirkişi Rapolarında da dava konusu taşıma hizmetine istinaden tanzim edilen navlun faturası tahtında ücret tahsil edildiği ve ticari defterlere kaydının gerçekleştirildiğinin de teyit edildiğini, TTK md. 20 uyarınca Tacir olan veya olmayan bir kişiye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacirin, uygun bir ücret isteyebileceğini, Söz konusu acente boşaltma limanında acentelik işlemlerini gerçekleştirdiğini ve navlun faturası düzenlemiş olup her ne kadar Davalı taraf ... ad ve hesabına havale edilmek üzere ücret tahsil etmiş olduğunu belirtmiş ise de, yapılan aracılık faaliyetleri karşılığında bir ücret alındığı düşüncesinde olduklarını; davalının şirket ile yaptığı anlaşmalara bağlı olarak bu ücretin aylık, yıllık ya da farklı periyotlarda ayrı bir fatura ile ödenmesi ihtimali de mevcuttur. Dolayısıyla, yapılan hizmetler karşılığında gelir elde edildiğini, T.T.K. Md. 921 (1) uyarınca; "Ücret olarak taşıma giderlerini de içeren tek bedel kararlaştırılmışsa, taşıma işleri komisyoncusu, taşımaya ilişkin olarak, taşıyıcının veya taşıyanın hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Bu durumda komisyoncu, giderlerin ödenmesini, ancak bunun olağan olduğu hâllerde isteyebilir." işbu davada tek ücret ödendiğini ve bu surette Davalılardan ... A.Ş., Taşıma işleri komisyoncusu sıfatıyla da asaleten sorumlu olduğunu, yasal olarak incelendiğinde, navlun sözleşmesinden doğan sorumluluğunun akdi bir sorumluluk olduğunu; taşıyan sözleşmeden doğan yükümlülüklerini hiç veya gereği gibi yerine getirmezse genel esaslara göre bundan ileri gelen bütün zararlardan, kusursuzluğunu ispat etmedikçe sorumlu olduğunu,Somut ihtilafta, Türk Mahkemelerinin yetkisi bulunduğunu, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2019/654 E., sayısı ile ikame edilen davada, taraflar arasındaki ihtilaf ile ilgili Finlandiya Ticaret Odası Tahkim Enstitüsü'nün 09/2018 dava no.lu nihai kararının tenfizine karar verilmesi talep edilmiş ise de bu talebin Bölge Adliye Mahkemesi tarafından reddedildiğini ve bu red kararının Yargıtay tarafından da onandığını, Buna göre, ".... taraflar arasında karşılıklı olarak imzalanan bir sözleşme bulunmadığı, davacı tarafından düzenlenen ve davalının da kabulünde olan faturalarda atıf yapılan ve davacının internet sitesinde yer aldığı belirtilen Standart Satış Şartları ve Koşulların 13 üncü maddesinde taraflar arasındaki ihtilafların Finlandiya Merkezi Ticaret Odası'nın Tahkim Kurullarınca çözüleceğinin kararlaştırıldığı, fakat bahse konu sözleşme şartlarına internet sitesinde davacı tarafından tek taraflı olarak yer verildiği, faturalarda tahkim kaydının doğrudan yer almadığı, sadece davacının internet sitesinde yer verilen koşullara atıf yapıldığı, bu nedenle taraflar arasında New York Sözleşmesi'nin II. maddesinde belirtildiği şekilde kesin nitelikte bir tahkim sözleşmesinin varlığından bahsedilemeyeceği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir." Tek taraflı olarak yer verilen kayıtlarda tahkim kaydının doğrudan yer almaması sebebiyle kesin nitelikte bir tahkim sözleşmesinin varlığından bahsedilemeyeceği için tahkim kararının tenfizine karar verilmemiş ve işbu karar Türkiye'de uygulanamadığını, bu sebeple, gelinen aşamada Yerel Mahkeme tarafından davanın reddine karar verilmesi sonucu konşimentoda yer alan Tahkim şartının Türkiye'de uygulanması imkanı kalmadığını ve hak kaybına sebebiyet verildiğini; bu kapsamda, Yerel Mahkeme tarafından tahkim veya husumet gibi sebepler ile davanın reddine karar verilmesi halinde yurtdışında bir karar alınsa dahi bunun Türkiye'de tenfizi mümkün olmadığı için her halükarda hakkın gasp edilmesi sonucuna varıldığını, bu sebeple, bu hukuka aykırı uygulamanın sonlanması ile Türk şirketlerin Türkiye'de hakkını aramasının engellenmemesi gerektiğini, ... A.Ş., yerel mahkemelerin bu görüşü doğrultusunda hiçbir konşimentoya imza atmamakta ve konşimentoda yetki şartını genel işlem koşulu olarak zorunlu kılmakta olduğunu, Bu Bağlamda, ... A.Ş. Türk Mahkemelerinde adeta dokunulmazlık kazanmış hale geldiğini ve hukuku dolanmanın bir yolu bulunduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/293 E., 2020/953 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere Türk mahkemelerinin münhasıran yetkisini ortadan kaldıran hususun Konşimentoya bir Türk acentenin aracılık etmesi olmadığını; ilgili kararda ;" .. madde hükmü uyarınca yabancı tacirler adına acentelik yapan kişiler ve şirketlere temsil ettiği tacirler bakımından izafeten dava açılabilecek olup, bunun aksine düzenlemeler geçersizdir. Bu durumda somut uyuşmazlığa gelindiğinde davacı tarafça acenteye de husumet yöneltildiğine göre konşimentoda yer alan yetki şartının anılan madde hükmüne göre geçersizdir. Buna göre mahkemece işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün re'sen bozulmasına karar vermek gerekmiştir."acente konşimentoya aracılık edip etmediğine bakılmaksızın her koşulda acenteye temsil ettiği tacir bakımından izafeten açılan davalarda da Türk Mahkemelerinin münhasıran yetkisi bulunduğunu; aksi yorumun, TTK'nun 105/2. maddesine aykırı olacağını; tahliye limanının da İstanbul/Türkiye olduğunu, açıklanan nedenlerle, konşimentodaki yetki şartı nedeniyle Türk mahkemelerinin münhasıran yetkisinin ortadan kaldırılmış sayılması için konşimentonun Türk bir acente aracılığıyla düzenlenip düzenlenmediğinin herhangi bir önemi bulunmadığını, Hiçbir koşulda kabul anlamına gelmemek üzere; bir an için yetki şartının geçerli olduğu düşünülse dahi, bahsedilen yetki ve uygulanacak hukuk klozu, Borçlar Kanunu'nun 20-25. maddeleri gereğince genel işlem şartı olduğundan söz konusu iddianın kabulünün mümkün olmadığını; TBK'nun 20. maddesi şu şekilde kaleme alındığını:" Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme metninde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede önem taşımaz." Dikkat edileceği üzere ve bir kabul anlamına olmamak kaydıyla, Yetki Şartı açık ve tereddütsüz ve tarafsız olmadığını, Yetki şartında yer alan şartların; A.1. Davalar Londra Yüksek Mahkemesinde görülecek, A.2. Taşıma Amerika Birleşik Devletlerine/Amerika Birleşik Devletileri'nden yapılması durumunda davalar ABD Bölge Mahkemesinde görülecek, A.3. Herhangi bir başka dava ile ilgili başka bir bir Mahkeme yetkili olmayacak, şeklinde olup işbu şekildeki bir Yetki Şartı TBK md. 20 ve md. 21 yer alan Genel İşlem Yasağına aykırı olduğu gibi, tek taraflı olarak taşıyana yetki şartı için seçimlik hak tanıyan ve aynı haktan davacı olabilecek yük ilgilisinin yararlanmasını engelleyen ve ayrıca açık ve tereddütsüz nitelikte bulunmadığını, burada açıkça görülmektedir ki, taşımada hakim konumda bulunan Taşıyan taraf kendine göre ve tek taraflı olarak yetki şartı oluşturduğunu ve fakat Türk yasa ve usulüne aykırı bu şart ise Yerel Mahkeme tarafından kabul gördüğünü, Yetki klozu, TBK md. 20 ve md. 21 gereğince "genel işlem şartı" niteliğinde olduğundan yok hükmünde olduğunu, Genel işlem koşulları ile ilgili olarak, Türk Borçlar Kanunu’nun “içerik denetimi” kenar başlığını taşıyan 25. maddesinde genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamayacağı hükme bağlanarak sözleşme adaletini sağlayabilmek adına içerik denetimi tüm sözleşmeler ve yetki şartları için düzenlemeye kavuşturulduğunu; şu hâlde, TBK uyarınca yetki şartı genel işlem koşulu niteliğinde ise, yürürlük denetimi yanında, içerik denetimine de tâbi olacağını, yasal düzenleme gereğince yapılan değerlendirme neticesinde; yetki şartının karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte olup olmadığı ve ayrıca dürüstlük kuralına aykırı olup olmadığının incelenmekte olduğunu; yetki şartının örneğin, kanunen yetkili olmayan bir mahkemenin yetkili kabul edilmesinden ve karşı tarafın yerleşim yerinden başka bir yer mahkemesinde dava açmak zorunda bırakılmasından ötürü aleyhe olması veya durumu ağırlaştırması dahi tek başına yetki şartının içerik denetimine takılmasına yol açmakta olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, aşağıda alıntılanan kararında konşimentodaki yetki kaydına dayalı itirazı, ilgili kaydın genel işlem koşulu niteliğinde olduğu gerekçesiyle geçersiz sayan Yerel Mahkeme kararını onadığını ( Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/946 E. ve 2016/4616 K. Sayılı ve 25.4.2016 tarihli kararı), ek olarak MÖHUK madde 6'ya göre, "Yetkili yabancı hukukun uygulandığı durumlarda, düzenleme amacı ve uygulama alanı bakımından Türk Hukukunun doğrudan uygulanan kurallarının kapsamına giren hallerde o kural uygulanır." denilmekle Yargıtay tarafından da emsal kararlarda sözü geçen madde uyarınca uygulama alanı bulan genel işlem koşullarına ait hükümler gereğince konşimento kaydının geçerli olmadığına hükmedilerek, davalının yetki itirazının reddedildiğini, aynı zamanda konşimentoda yer alan yetki kaydının müzakere edilse dahi, BK md. 25 uyarınca söz konusu genel işlem şartının içerik denetimine tabi olduğu ve bu nedenle yetki kaydının geçerli olduğu kabul edildiğinde söz konusu konşimento tahtında ortaya çıkan tüm uyuşmazlıklarda davacının yükle ilgili olarak yabancı ülke mahkemesine başvurması gerekeceği ve bu halde BK md. 25 çerçevesinde söz konusu yetki kaydının geçersiz kalacağını, yine İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1299 E. 2019/1022 K. ve 21/11/2019 tarihli başka bir kararında davalının milletlerarası yetki itirazının reddine karar verildiğini, ... numaralı konşimentoda yer alan m.26 ya göre milletlerarası yetki kaydını içeren bu konşimento kuralının genel işlem şartı niteliğinde bulunduğu açıktır. Buradaki genel işlem şartı, ticari nitelikte olsa da 6098 s. Türk Borçlar Kanunu m. 20-25’te yer alan denetime tabidir. Söz konusu denetim gerek tüketici gerekse de ticari nitelikteki genel işlem şartlarına uygulanmaktadır..." Konşimentoda yer alan yetki kaydının Borçlar Kanunu uyarınca genel işlem şartı olduğu sabit olup, Yerel Mahkeme'nin gerek bu hususu gerekse Türkiye'de mukim davalının yetki itirazının TMK m.2'ye aykırı olmasını dikkate almaksızın verdiği kararın hatalı olduğunu; bu sebeple, Yerel Mahkeme'nin ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin geçerli olduğuna hükmettiği yetki klozu, BK md. 20 ve md. 21 gereğince "genel işlem şartı" niteliğinde olduğundan yok hükmünde olduğunu, aynı şekilde, milletlerarası özel hukuk anlamında yetki alanlarının belirlenmesinde 2014 yılında İzmir 6. ATM tarafından verilen kararda, konişmentoda yer alan yetki kaydı TBK’nın 20. ve devam maddelerinde düzenlenen genel işlem koşulları çerçevesinde geçersiz kabul edilmiş ve Mahkeme tarafından genel işlem koşuluna ilişkin TBK hükümlerinin tacirler arasında da uygulama alanı bulacağını açıkladıktan sonra ve yabancılık unsuru içeren uyuşmazlıklar söz konusu olduğunda Türk Hukuku’nun genel işlem koşuluna ilişkin hükümlerinin MÖHUK madde 6 tahtında doğrudan uygulanan kurallar kapsamında olduğu sonucuna varıldığını, İlgili kararda;“Dosyaya ibraz edilen konşimento da yer alan yetki ilk itirazı incelendiğinde; bu halde yetkili mahkemenin madde 2.6’ya göre ... numaralı konişmentoda yer alan ve milletlerarası yetki kaydını içeren konişmento kuralının genel işlem şartı niteliğinde bulunduğu açıktır. Buradaki genel işlem şartı, ticari nitelikte olsa da 6098 Sayılı TBK m. 20-25’te yer alan denetime tabidir. Söz konusu denetim gerek tüketici gerekse de ticari nitelikteki genel işlem şartlarına uygulanmaktadır. Ayrıca; söz konusu hükümler, tarafların iradelerinden bağımsız olarak emredici nitelikte kurallar barındırması nedeniyle kamu düzenine ilişkindir. Dolayısıyla Türk Borçlar Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun madde 2 uyarınca, hukuki işlemin tarihine bakılmaksızın, TBK m. 20-25’de yer alan kurallar geçmişe yönelik olarak da uygulanabilecektir. Öte yandan somut olayda; yabancılık unsurunun bulunması da kamu düzeni ile ilgili bulunan söz konusu hükümlerin uygulanmasını engellememektedir. Çünkü bu konuda “Türk hukukunu doğrudan uygulanan kuralları” başlıklı MÖHUK m. 6 uygulama alanı bulmaktadır ve bu hükme göre “Yetkili yabancı hukukun uygulandığı durumlarda, düzenleme amacı ve uygulama alanı bakımından Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarının kapsamına giren hallerde o kural uygulanır”. Öğretiye göre, iç hukukta sözleşmeler için getirilmiş olan ve kamu yararı açısından önemli olan hükümler Türkiye’de yabancı bir hukuka tabi olan sözleşmelere de doğrudan uygulanmaktadır. (Bkz. Aysel Çelikel / Bahadır Erdem: Milletlerarası Özel Hukuk, 11.Bası, 2012, s. 155). Genel işlem şartlarına ilişkin hükümlerin bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği de açıktır. Dolayısıyla yabancılık unsurlu olaylarda dahi, mahkemenin TBK’ da yer alan genel işlem şartlarına ilişkin denetim kurallarının uygulaması gerekmektedir. Olayda konişmentoda yer alan yetki kaydının müzakere edildiği kabul edilse dahi; TBK madde 25’e göre söz konusu genel işlem şartı içerik denetimine tabidir. Bu maddede, “Genel işlem koşullarına, dürüstlük kuralına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştıracak nitelikte hükümler konulamaz”. düzenlemesine yer verilmiştir. Somut olaydaki yetki kaydının geçerli olduğunun kabul edilmesi ihtimalinde, söz konusu konşimento tahtında ortaya çıkan her türlü uyuşmazlıkta davacının Cenova mahkemelerine başvurması gerekecektir. Bu durum TBK m. 25 çerçevesinde söz konusu yetki kaydının geçersiz sayılmasına sebep olmaktadır. Sonuç olarak MÖHUK m. 6 gereğince uygulama alanı bulan genel işlem koşullarına ait hükümler gereğince somut olayda yetki itirazına dayanak yapılan konşimento kaydının geçerli olmadığından bu yöndeki yetki ilk itirazının reddine karar verilmiştir.” şeklinde hüküm tesis edildiğini ve yetki itirazının reddedilmesi gerektiğinin yasal gerekçeleri ile açıklandığını, Yetki konusuna ilişkin diğer bir hususun ise, MÖHUK ’un 46. maddesinde düzenlenen, sigorta sözleşmesine ilişkin davalarda Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisi hususu olduğunu; bahse konu hükme göre, ‘’Sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda, sigortacının esas işyeri veya sigorta sözleşmesini yapan şubesinin ya da acentesinin Türkiye’de bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Ancak, sigorta ettirene, sigortalıya veya lehtara karşı açılacak davalarda yetkili mahkeme, onların Türkiye’deki yerleşim yeri veya mutat meskeni mahkemesidir.’’ Bu hükme göre davaya konu uyuşmazlık incelendiğinde, Davalı taraf her ne kadar ... Şirketinin İsviçre Cenevre merkezli olduğunu iddia etmekte ise de esasen ekte yer alan delillerimizden de görülebileceği üzere; Davalı Şirketin başta İstanbul – Ankara – İzmir gibi büyük şehirlerin yanı sıra Türkiye genelinde pek çok ilde şubesi bulunduğunu ve Türkiye’de aktif olarak görev yapan merkezleri ve çalışanları mevcut bulunduğunu, bu durumda, Türkiye’de aktif şekilde ticari hayatını yürütmekte olan ve kendisini Türkiye’de temsile yetkili olan Davalı şirketin herhangi bir dayanağı bulunmayan yetki itirazını öne sürüyor olması, genel işlem koşullarına aykırılık teşkil etmenin ötesinde aynı zamanda MÖHUK madde 46 uyarınca da haksız ve geçersiz bir iddiadan ibaret olduğunu ve reddi gerektiğini, Diğer taraftan, Konişmentoda yer alan yetki şartına ilişkin madde ve içeriği uyarınca usule uygun bir yetki şartının varlığının dahi kabul edilemeyeceğini, işbu yetki maddesinin Gönderilen'i bağlayıcı niteliği ve usule uygun olmaması sebebiyle reddi gerekirken kabul edilmesinin, yasa ve usule aykırı olduğunu, diğer yandan, yetkili Acente hali hazırda varma limanında konişmentonun arkasına teslim/tesellüm imzalayarak kaşelediğini, dolayısıyla konişmentonun Prof. Dr. ...'nın deyimi ile esasen temsilen "alıp-verme sözleşmesinin" (Çağa/Kender, Navlun Sözleşmesi, sh.87) tarafı olduğunu; bu şekli ile dahi, Türk Mahkemelerinin yetkisinin doğduğunu, Anılan tüm bu nedenlerle ve Üst Mahkemenin de re’sen dikkate alacağı sair gerekçeler ile yasal düzenlemeler ve Yüksek Mahkeme kararları uyarınca kanun koyucu tarafından, yabancı tacirlerin Türkiye'deki acenteleri aracılığıyla yapılan sözleşmelerden doğacak ihtilaflar yönünden dava ister izafeten acente aleyhine açılsın, isterse sözleşmenin tarafı aleyhine açılsın, bu tarz uyuşmazlıklarda Türk mahkemelerine milletlerarası münhasır yetki tanındığı sabit olduğundan Davalı tarafın haksız iddiaları karşısında verilen red kararının inceleme konusu edilmesi ve yasa ve içtihatlara aykırı şekilde verilen ilk derece mahkemesinin RED kararının kaldırılması ve böylece işbu mahkeme kararının düzeltilmesi ve böylece hukuki düzen ve güvenliğin yeniden tesisi ile davanın reddi gerektiğini, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Mahkeme’ce re’sen gözetilecek sebepler ile, Anılan karar için öncelikle tehir-i icra kararı verilmesine ve duruşma günü tayin edilmesi ile, Türk Firmaların Türk Mahkemeleri nezdinde yasa ve usule uygun olarak hak aramasını belirtilen imkansız gerekçe ile önlemeye matuf bu derece vahim sonuçlar doğurabilecek karara karşı başvurulan istinaf talebimizin görüşülmesi için duruşma günü tesisi ile davet edilmlerine, İstinaf taleplerinin kabulü ile davanın pasif husumet yokluğu ve yetkisizlik nedeniyle reddi kararının kaldırılarak dosyanın esası üzerinde incelemeye geçilmesine, işbu yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerine bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacı nezdinde nakliyat blok sigorta poliçesi ile sigortalı emtianın davalının acentesi olduğu diğer davalı ... tarafından deniz yolu ile taşındığı sırada hasara upradığı iddiası ile sigortalıya ödenen hasar bedelinin davalılar aleyhine başlatılan icra takibine itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davalı ... yönünden milletlerarası yetki itirazının kabulü ile davanın reddine, diğer davalı ... Anonim Şirketi aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiş, karar karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, konşimento, poliçe, hasar dosyası, navlun faturası ve gümrük beyannameleri dosya arasına alınarak, davalı acentenin defter ve kayıtları üzerinde mali bilirkişi incelemesi yaptırılmış, akabinde istinafa konu karar verilmiştir. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, davalı acentenin taşıma işleri organizatörü sıfatıyla pasif husumetinin bulunduğu, diğer davalı bakımından ise Türk Mahkemeleri'nin yetkili olduğu, konşimentonun acente tarafından imzalanmamış olmasının sonuca bir etkisi olmadığı, yetki kaydının geçersiz olduğu, genel işlem koşulu mahiyetinde bulunduğu yönündedir. 5718 Sayılı MÖHUK'un 24/1 maddesine göre; sözleşmeden doğan borç ilişkileri tarafların açık olarak seçtikleri hukuka tâbidir. Aynı Kanunun 29/1 maddesine göre; eşyanın taşınmasına ilişkin sözleşmeler tarafların seçtikleri hukuka tâbidir. Yine aynı Kanunun 47/1 maddesine göre; yer itibariyle yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde, taraflar, aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler. Anlaşma, yazılı delille ispat edilmesi hâlinde geçerli olur. Dava, ancak yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk mahkemelerinde yetki itirazında bulunulmaması hâlinde yetkili Türk mahkemesinde görülür. 6102 sayılı TTK'nın 1237. maddesine göre; Taşıyan ile konişmento hamili arasındaki hukuki ilişkilerde konişmento esas alınır. Taşıyan ile taşıtan arasındaki hukuki ilişkiler navlun sözleşmesinin hükümlerine bağlı kalır. Somut uyuşmazlığa konu olan ve dosyaya orijinal örneği ve Türkçe tercümesi sunulan konişmentoda, yükletenin ... Ltd olduğu, konşimentonun emre yazılı olduğu, davacının sigortalısının ihbar tarafı olduğu, yükleme limanının Çoçin/Hindistan, tahliye limanının İstanbul, taşıyanın ... S.A olduğu, konşimentonun taşıyanın Hindistan acentesi tarafından imzalandığı, koşimentoda davalı ... A.Ş.'nin boşaltma limanı acentesi olduğunun kayıt olduğu, bu durumda dava konusu ihtilafta yabancılık unsurunun bulunduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle davalı tarafın ileri sürdüğü yetki itirazı, milletlerarası yetki itirazı niteliğindedir. Konşimentoda atıf yapılan ve konişmentonun arka yüzünde belirtilen hüküm ve koşulların 10.3 maddesinde "Tüccarın açtığı herhangi bir davanın ve aşağıda belirtilen koşullar saklı kalmak kaydıyla taşıyıcının açtığı herhangi bir davanın Londra Yüksek Mahkemesi'nin inhisari yetkisinde olduğu ve İngiliz Kanunlarına tabi olduğu kabul edilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri'ne veya Amerika Birleşik Devletleri'nden yapılacak taşımalara ilişkin dava münhasıran New York Güney Bölgesi'nden sorumlu Birleşik Devletler Bölge Mahkemesi'nde açılacak ve ABD kanunları münhasıran geçerli olacaktır. Tüccar herhangi bir diğer mahkemede açılan davanın sona erdirilmesinde oluşacak taşıyıcının makul yasal giderlerini ve masraflarını karşılamayı kabul eder. Tüccar yukarıda belirtilen esasa ilişkin tüccar aleyhine verilmiş herhangi bir karara itiraz hakkından feragat eder. Navlun veya tüccarın taşıyıcıya ödemesi gereken herhangi bir tutar ile ilgili herhangi bir anlaşmazlık durumunda, taşıyıcı seçim hakkı kendisinde olmak üzere, yukarıda belirtilen ülkelerde ya da yükleme limanı, boşaltma limanı, teslim yerinin bulunduğu ülkede veya tüccarın tüccarın ticari faaliyetinin bulunduğu herhangi bir yerde tüccar aleyhine dava açabilir. " düzenlemesinin yer aldığı anlaşılmıştır. Taraflar arasında yabancılık unsuru taşıyan borç ilişkisi mevcut olup, bu ilişkiden doğan uyuşmazlıkların yabancı bir devlet mahkemesinde görülmesi konusunda tarafların anlaşması mümkündür. Davada münhasır yetki veya ve kamu düzeni sözkonusu değildir. Yetki şartının bulunduğu düzenlemede davacı taraf sigortalısı gönderilen (konişmentonun meşru hamili) sıfatına haiz olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda konişmentodaki yetki şartı alıcı/gönderilen ve TTK'nın 1472. maddesi gereğince onun halefi olan davacı sigorta şirketi için de bağlayıcıdır. Davacı istinafının aksine uyuşmazlık sigorta sözleşmesinden değil, taşıma ilişkisinden doğduğundan somut olayda MÖHUK'un 46 maddesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Davada münhasır yetki veya kamu düzeni sözkonusu değildir. Yetkili kılınan mahkeme belirlidir. HMK'nın 17. maddesi gereğince yetki sözleşmesinde belirlenen yetki şartı genel yetkili mahkemelerin yetkisini kaldırdığından, Türk Mahkemesinde dava açılamayacaktır. Yetki sözleşmesinin tarafları tacir olduğundan, tacirler arasında TTK hükümlerinin uygulanması gerektiği, konişmentodaki yetki şartında TBK'nın 21/2. maddesi anlamında taşıma ilişkisinin niteliğine aykırı bir kayıt bulunmadığı, uluslararası yetki şartının aynı Kanun'un 25. maddesi anlamında dürüstlük kuralına aykırı genel işlem şartı niteliğinin olmadığı, buna göre yetki sözleşmesinin geçerlilik koşullarını taşıdığı, sigortalı açısından geçerli ve bağlayıcı olan yetki kaydının, onun halefi olan davacı sigortacıyı da bağlayacağı, mahkemece davalı ... yönünden milletlerarası yetki itirazının kabulü ile bu davalı yönünden davanın usulden reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davacının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere; TTK'nın 105. maddesine göre aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye'de açılacak olan davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanamaz. Bu hüküm uyarınca acente aleyhine doğrudan dava açılması mümkün olmayıp, izafeten dava açılması gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta, dava dosyasında bulunan konşimentoda taşıyıcının ... olduğu, konşimentonun davalı tarafından imzalanmadığı, davalının boşaltma limanı acentesi olduğu, navlun faturasında tahsil edilen bedelin acente sıfatıyla ve acentesi olduğu şirkete havale edilmek üzere tahsil edildiğin, bu durumda davalının acente olduğu hususunda tereddüt bulunmadığı ve acenteye doğrudan dava ve icra takibi yöneltilemeyeceği, mahkemece kendisine karşı da doğrudan dava açılan ... Anonim Şirketi hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 19/06/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.