T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/611 Esas
KARAR NO: 2025/870 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI: 2024/330 Esas- 2024/835 Karar
TARİH: 28/11/2024
DAVA: İtirazın İptali (Taşıma Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 22/05/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirketin ulusal ve uluslararası nakliyat hizmeti ifa ettiğini, davalının, davacı şirketten Çek Cumhuriyeti'nin Plzen şehrinden İstanbul Erenköy gümrüğüne getirilecek yük için nakliye hizmeti talebinde bulunduğunu ve taraflar arasında dilekçe ekindeki sözleşme yapıldığını, davacı şirketin, yükün uygun araçla Çek Cumhuriyeti'nden alınıp Erenköy gümrüğüne teslimi için ekte faturasını sundukları alt yüklenici firma ile anlaştığını ve yükün Çek Cumhuriyeti'nden Türkiye'ye sevki için gerekli izinleri aldığını, davalının, nakliyesi yapılacak yükün yüklenmesi için gidildiği sırada müşterisinin işi iptal ettiğini ve nakliyenin de gerçekleşmeyeceğini bildirdiğini, taraflar arasında yapılan sözleşmenin 7. maddesine göre yükleme faaliyetinin iptali halinde sözleşilen ücretin %70'nin (67.200 EURO) cayma bedeli olarak ödeneceği kararlaştırıldığını, davacı şirketin, davalının yükleme faaliyetini iptal etmesi sebebiyle alt yükleniciye o günkü kur karşılığına göre 02.10.2023 tarihinde ekteki faturadan da görüleceği üzere 529.860,63-TL ödeme yaptığını, davacı şirketin iptal edilen bu iş sebebiyle sözleşmenin 7. maddesine istinaden ilk olarak 590.570,15-TL tutarında ve o günkü kura göre 20.500 EURO'ya karşılık gelen bir adet fatura tanzim ederek davalıya gönderdiğini, davalı taraf, fatura içeriğine ve miktarına süresi içerisinde itiraz etmediğini ve fatura bedeline mahsuben takip tarihine kadar 14.500 EURO ödeme yaptığını, faturadan kaynaklı bakiye 6.000 EURO'nun karşılığını da ekonomik sıkıntılarını gerekçe göstererek ödemediğini, davalı firmanın, fatura bedelini ödememesi üzerine 26.02.2024 tarihinde İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalı şirket, vekili vasıtasıyla borca ve borcun tüm ferilerine itiraz ederek takibi durdurduğunu, davalı tarafın, icra takibine vaki itirazı üzerine İstanbul Anadolu Arabuluculuk Bürosu'nun ... nolu dosyası üzerinden yapılan arabuluculuk görüşmelerinden de anlaşma sağlanamadığını, arz edilen sebeplerle haklı davanın kabulüne, borçlunun yaptığı haksız ve mesnetsiz tüm itirazlarının iptaline ve takibin devamına, takibe kötüniyetli olarak itiraz edilmiş olunması sebebiyle alacağın %20'sinden az olmamak üzere davalı aleyhine icra-inkar tazminatına hükmedilmesine ve tüm yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini beyan ve talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Genel yetki kuralları uyarınca davanın davalı tarafın olduğu yer somut olayda Bakırköy Ticaret Mahkemelerinde açılması gerekmekle beraber, bizzat davacı yanca sunulmuş olan sözleşmeyi ve içeriğini kabul anlamına gelmemekle birlikte; davacının dayanmış olduğu Yurt Dışı Nakliye Sözleşmesi incelendiğinde, Özel Şartların 12. maddesinde "İstanbul Mahkemeleri ve İcra Daireleri" yetkili kılındığını, İstanbul mahkemelerinin karşılığı ise Çağlayan'da bulunan İstanbul Adalet Sarayı olduğunu, bu sebeple de yetki itirazlarının olduğunu, davacı tarafça sunulmuş olan ve taleplerinin dayanağı olarak belirtilmiş olan Yurt Dışı Nakliye Sözleşmesinde yetki sözleşmesi ile tek yetkili yer kararlaştırıldığını, ancak buna rağmen davacı yanca yetkisiz bulunan İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemelerinde dava açıldığını, davacı yanın dayanak olarak belirtmiş olduğu sözleşmenin hukuken geçerli olmadığını, davacı yanın imzasını içermediğini ve bu durumda teklif metni ya da görüşme aşamasında bir sözleşme olarak algılanabileceğini, talep ve iddialarının hukuken yerinde olmaması ve dayanaksız olması sebebiyle davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, sözleşmeyi ve içeriğini kabul etmemekle birlikte, davacı tarafça taşıma işini davacı tarafından iptal edildiğine dair bir belge dosyada mevcut olmadığını, davacı tarafın taşıma işlerini davalı şirketin tam olarak istediği gibi ifa edemeyeceği anlaşılınca sözleşmenin akdedilmesinden her iki taraf karşılıklı vazgeçtiğinden davacı taraf sözleşmeye kaşeleyip imzalamadığını, bu sebeple, davacı yanın dayanaksız ve ispat edilememiş iddialarına itiraz ettiklerini, işbu haksız davanın bu açıdan da reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı yanca 6.000 Euro talepli icra takibi açıldığını, akabinde ise davacı yanca icra takibine ve borca itiraz edildiğini, taleplerinin dayanağı sözleşmeye, alacaklarına ve iddialarına itiraz ettiklerini, Mahkemece itirazların kabul edilmemesi durumunda ise takibe konu edilmiş meblağın haksız olduğunu ve yasalara aykırı bir şekilde fazla talep edildiğini belirttiklerini, karayolu taşımacılığını düzenleyen kanun hükümleri ve uluslararası anlaşmalar gereğince sözleşmenin taşıtan tarafından feshi durumunda, taşıyan ya ispatlayabileceği zararını ya da taşıma ücretinin 1/3'ünü talep edileceğini, burada bir seçimlik hak tanınmış olup, birinin tazmini talep edildiğinde artık o sebep ile tazmin istenebileceğini, ancak somut uyuşmazlık incelendiğinde görülmektedir ki davacı yanca işlemler için 18.250 EURO bedelli bir alt fatura kesildiğini ve zararı olarak bu fatura gösterildiğini, ancak yine davacı yanca sunulan ve faturadan da görüleceği üzere iş iptal bedeli olarak 20.500 EURO talep edildiğini, ancak bu durum karşısında itirazları kabul edilmese bile davacı yanın talep edebileceği meblağın davaya konu 6.000 EURO olamayacağını, ancak ve ancak 3.750 EURO olabileceğini davacı yan bu sebeple fazla talebine dair zararını ispat etmekle yükümlü olduğunu, arz ve izah edilen ve Mahkemece re'sen nazara alınacak nedenler ışığında; esasa girilmeden önce, İstanbul Adliyesi (Çağlayan) yetkili olması ve işbu dava açısından yetkisizlik bulunması sebebiyle davanın usulden reddine, Mahkeme aksi kanaatte ise işbu itirazın iptali davasının esastan reddine, takibinde haksız ve kötü niyetli olan alacaklı hakkında takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 28/11/2024 tarih ve 2024/330 Esas- 2024/835 Karar sayılı kararında; "Dava, 2004 Sayılı İİK'nin 67.maddesi gereğince açılmış itirazın iptali, takibin devamı ve tazminat istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322. maddeleri gereğince basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılmıştır. Duruşmada ön inceleme aşamasına geçmeden önce davanın her aşamasında resen incelenmesi ve gözetilmesi gereken genel ve özel nitelikteki dava şartları incelenmiş ve davada aşağıda açıklanacağı üzere özel nitelikteki dava şartı eksikliği bulunduğu tespit edilerek doğrudan aşağıdaki sonuca ulaşılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/(2)-maddesinde 'diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır, hükmü bulunmaktadır. Aynı yasanın 115. maddesine göre ise " (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçta dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez. " düzenmesi mevcuttur. Dava şartlarına ilişkin kurallar kamu düzenindendir. Bu yasal çerçevede mahkemelerce dava şartları her aşamada resen gözetilmesi gerekmektedir.Yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere göre İtirazın iptali davasının görülebilmesi için geçerli bir icra takibinin yapılmış olması HMK'nin 114/2 maddesi kapsamında dava şartları arasındadır. 2004 Sayılı İİK' nin 67. maddesi gereğince; itirazın iptali davasının açılabilmesi için gerekli şartların; 1. Geçerli Bir İcra Takibinin Bulunması, 2.Yetkili icra dairesinde takip yapılması “itirazın iptali davası”nın koşullarından biridir, 3. Borçlunun Geçerli Bir İtirazının Bulunması, 4. Davanın Süresinde Açılmış Olması, 5. Hukuki Yarar, 6. Kesin Hüküm ve Derdestlik durumunun bulunmamasının gerektiğidir. Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre, itirazın iptali davasını gören mahkemenin, icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı öncelikle incelemesi gerekir. Mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazın var olup olmaması, bu sonuca etkili değildir. Eş söyleyişle, itirazın iptali davasında, mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş olsun veya olmasın, mahkeme öncelikle icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyerek kesin olarak sonuçlandırmalıdır (Yargıtay HGK'nın, 28/03/2001, E. 2001/19-267, K. 2001/311; 20/03/2002, E. 2002/13-241, K. 2002/208 tarih ve sayılı kararları). Yine Yargıtay kararlarına göre, itirazın iptali davası için yetkili icra dairesinde başlatılmış geçerli bir icra takibinin bulunması, dava ön şartı niteliğindedir (Yargıtay 11. HD'nin, 17/02/2016, E. 2015/14964, K. 2016/1643; 17/02/2016, E. 2015/14588, K. 2016/1642; Yargıtay 19. HD'nin, 13/05/2015, E. 2014/19860, K. 2015/7141; 21/04/2010, E. 2009/6453, K. 2010/4868 tarih ve sayılı kararları). Şayet icra takibi yetkili icra dairesinde yapılmamış ve icra dairesinin yetkisine usûlüne uygun olarak itiraz edilmiş ise, itirazın iptali davasının bu davaya özgü ve özel dava şartı yokluğu (icra takibinin yetkili icra dairesinde yapılmamış olması) nedeniyle davanın usulden reddine karar verilir. 2004 sayılı İİK'nin 50/1. maddesine göre "para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur." 6100 sayılı HMK'nin 447/2 maddesi uyarınca mevzuatta yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı HUMK'a yapılan yollamalar 6100 sayılı HMK'nın bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır. Diğer taraftan; ödeme emri tebliği üzerine, borçlu sadece yetki itirazında bulunmuş ise, alacaklı 2004 sayılı İİK'nın 50/2. maddesi uyarınca, bu itirazın kaldırılmasını ancak, icra hukuk mahkemesinden isteyebilir. Borçlu yetki itirazı ile birlikte borcun esasına da itiraz etmişse, alacaklı aynı Kanun'un 67/1. maddesi uyarınca önce icra hukuk mahkemesine itirazın kaldırılması için başvurabileceği gibi, dilerse genel mahkemeye itirazın iptali davası da açabilir. Borçlunun icra dairesinin yetkisine ve borca itiraz etmesi halinde, itirazın iptali davasının dinlenebilmesi için, yetkili icra dairesinde mevcut bir takip bulunmalıdır. Dolayısıyla, mahkemenin önce icra dairesinin yetkili olup olmadığını incelemesi, icra dairesinin yetkili olmadığını tespit etmesi halinde, borcun esasına ilişkin itirazın incelemesine geçilmeksizin takibin yetkili icra dairesinde yapılmadığı ve geçerli bir icra takibi bulunmadığı gözetilerek itirazın iptali davasının da salt bu nedenle usulden reddine karar vermesi gerekmektedir.Yukarıdan beri açıklanan hususlar ve gösterilen yasal hükümler ışığında somut olaya bakıldığında ; davacı şirket tarafından davalı şirket aleyhinde İstanbul Anadolu ...İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası üzerinden fatura alacağına dayalı olarak genel haciz yoluyla icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin tebliğine bağlı olarak davalı borçlunun yasal (7) günlük süresi içerisinde bonca itirazı üzerine takibin 2004 sayılı İİK'nin 66.madde hükmü uyarınca kendiliğinden durduğu, işbu itirazın iptali davasının da itiraz dilekçesinin tebliğine rastlanmadığından (1) yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır. Davalı vekili tarafından cevap dilekçesinde; taraflar arasında yetki sözleşmesi bulunduğundan yetki itirazında bulunulmuş ve İstanbul ( Çağlayan) Mahkemelerinin ve icra dairelerinin yetkili olduğu dermeyan edilmiştir. Gerçekten de, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 17. maddesinde "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır." düzenlemesi yer almaktadır. Davaya esas Yurt Dışı Nakliye Sözleşmesinin 12.maddesinde bu sözleşmenin uygulanmasından doğacak uyuşmazlıklarda İstanbul mahkemeleri ve icra dairelerinin yetkili kılındığı görülmüştür. Davalı vekilinin cevap dilekçesindeki yetki itirazı ve davalı şirketin genel yetkiye esas merkezi olan Esenyurt ilçesi de gözetildiğinde İstanbul mahkemeleri ve icra daireleri düzenlemesinden anlaşılması gerekenin ŞİŞLİ/İSTANBUL Adalet Sarayındaki mahkemeler ve icra daireleri olduğu kabul edilmelidir. Zira İstanbul ilinde farklı şekilde adlandırılan birden fazla yargı çevresi bulunmakta olup, tacir olan tarafların ve Avukat olan vekillerinin bunları bildiği kabul edilmelidir. Zira sözleşmedeki işbu yetki şartı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 17. ve 18. maddelerinde sayılan koşulları taşıdığından sözleşme; tacir olan tarafları bakımından geçerli ve bağlayıcı bulunmaktadır. Şu halde, genel yetki kuralı ve yetki sözleşmesine aykırı olarak esasen davacının yerleşim yeri olan İstanbul Anadolu İcra Dairelerinde yapılan takip yetkisiz icra dairesinde yapılmış olup, yetki sözleşmesi gereğince eldeki takibin geçerli bir icra takibi sayılamayacağı ve HMK'nin 115/2 maddesi nezdinde eksikliğin giderilmesinin de somut olay yönünden mümkün olmadığı sonuç ve kanaatiyle; 2004 sayılı İİK'nin 50 ve 58. maddeleri gereğince yetkili yerde yapılmış geçerli bir icra takibi bulunmadığından davanın 6100 sayılı HMK'nin 114/2 ve 115/1-2 maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (AY.138/1,İİK,50,58, 67, HMK,6,17,18,19, 114,115)..."gerekçesi ile, '' 1-) Davanın, 6100 Sayılı HMK'nin 17 ve 2004 sayılı İİK'nin 50 ve 58 vd maddeleri gereğince 'davalı şirket hakkında yetkili icra dairesinde yapılmış/açılmış geçerli bir icra takibi bulunmadığından' 6100 sayılı HMK'nin 114/2 ve 115/1-2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalının icra müdürlüğünün yetkisine itirazı olmadığını, davalı aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ödeme emrinin usulüne uygun şekilde tebliğ edildiğini, davalı tarafından 29.02.2024 tarihli dilekçe ile “takibe, takibin dayanağına, ödeme emrine, talep edilen asıl alacağa, asıl alacağın cinsine, faize, faiz miktarına ve başlangıç tarihine ve diğer tüm ferilerine” itiraz edildiğini ve takibin durdurulduğunu, davalının dilekçesinin incelenmesinde, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazının olmadığının görüldüğünü, “İtirazın iptali davasını gören Mahkeme, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyebilir ancak bunun için davalı borçlu tarafından ödeme emrine itiraz dilekçesinde, icra dairesinin yetkisine ilişkin itirazlarını bildirmesi gerekmektedir. Eldeki davada davalının ödeme emrine itiraz dilekçesinde, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı bulunmadığından Mahkemece icra dairesinin yetkisine yönelik karar vermesi beklenemez.” (Yargıtay HGK 2020/331 E., 2020/793 K.) Bu sebeple yerel mahkemenin yetkili icra dairesinde açılmış bir icra takibi bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermesinin doğru olmadığını, Yerel Mahkeme tarafından hüküm gerekçesinde “Şayet icra takibi yetkili icra dairesinde yapılmamış ve icra dairesinin yetkisine usulüne uygun olarak itiraz edilmiş ise, itirazın iptali davasının bu davaya özgü ve özel dava şartı yokluğu (icra takibinin yetkili icra dairesinde yapılmamış olması) nedeniyle davanın usulden reddine karar verilir.” açıklamasına yer verildiğini, Davalı tarafından icra dairesinin yetkisine itiraz edilmediğini, bu halde davanın usulden reddedilmiş olmasının, gerekçe ile hüküm arasında çelişki meydana getirdiğini, Davaya konu icra takibinin başlatıldığı icra müdürlüğünün yetkisine itiraz etmeyen davalının, icra müdürlüğünün yetkisini kabul etmiş sayılması gerektiğini,“Davalı, icra takibinde sadece borca itiraz etmiş, icra dairesinin yetkisine itiraz etmemiştir. İcra takibinde sadece borca itiraz edip, yetkiye itiraz etmeyen davalı icra dairesinin yetkisini kabul etmiş sayılır. Ne var ki, icra dairesinin yetkisine itiraz edilmemiş olması mahkemenin yetkisine itiraz edilmesine engel teşkil etmez. Bu durumda mahkemece genel hükümlere göre mahkemenin yetkisine yönelik itirazın incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken icra dairesinin yetkisine itiraz bulunmadığı halde takibin yetkisiz icra dairesinde yapıldığı gerekçesiyle davanın reddi doğru görülmemiştir.” (Yargıtay 19. HD 2011/1301 E. , 2011/10744 K.) “Sözleşmenin tarafları tacir olduğundan anılan yetki şartı, HMK'nın 17.maddesi hükmün uygun olup geçerlidir. Ne var ki, yetki sözleşmesi ya da sözleşmeye konulan yetki şartı ile belirli bir veya birden fazla mahkemenin yetkili kılınması hususu kesin yetki olarak değerlendirilmez. Bu nedenle mahkemece sözleşmede yer alan yetki şartı kendiliğinden araştırılamayacaktır. (Yargıtay 3. HD'nin 2014/20059 Esas ve 2015/16891 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 20. ... Esas ve 2018/7532 Karar sayılı ilamları) … Somut olayda, yetkili icra dairesi, taraflarca düzenlenen 31.10.2011 tarihli fesih ve ibra protokolü uyarınca ... İcra Daireleridir. Ancak davalı, icra takibindeki yetki itirazında, yetkili icra dairesinin İzmir İcra Daireleri olduğunu belirtmiştir. Bu durum karşısında, usulüne uygun yetki itirazından söz edilemez. O halde, mahkemece usulüne uygun bir yetki itirazının bulunulmadığı, takibin yapıldığı icra dairesinin bu nedenle yetkili hale geldiği gözetilmeksizin yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” (Yargıtay 3. H.D. 2017/7252 E. , 2019/4074 K.) Dolayısıyla, huzurdaki davaya konu icra takibinin başlatıldığı İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün yetkili hale gelmiş olduğu dikkate alınmadan davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla, öncelikle tehir-i icra talebinin kabulüne, İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 28.11.2024 tarihli, 2024/330 E. 2024/835 K. Sayılı kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında akdedilen "Yurtdışı Nakliye Sözleşmesi" kapsamında davalıya verilecek dava konusu nakliye hizmetine ilişkin işten davalının cayması sebebiyle alt yükleniciye ödenen bedelin davalıdan tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın, 6100 Sayılı HMK'nin 17 ve 2004 sayılı İİK'nin 50 ve 58 vd maddeleri gereğince 'davalı şirket hakkında yetkili icra dairesinde yapılmış/açılmış geçerli bir icra takibi bulunmadığından' 6100 sayılı HMK'nin 114/2 ve 115/1-2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 2004 Sayılı İİK'nın 50. maddesi; "Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir. Yetki itirazı esas hakkındaki itirazla birlikte yapılır. icra mahkemesi tarafından önce yetki meselesi tetkik ve kati surette karara raptolunur." hükmünü içermektedir. 6100 Sayılı HMK'nın 19. maddesi; "(1) Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir. (2) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.(3) Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir.(4) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir." hükmünü içermektedir. Somut uyuşmazlıkta; davalı borçlu tarafından aleyhine başlatılan dava konusu icra takibine süresinde yapmış olduğu itirazında sadece takibe, takibin dayanağına, ödeme emrine, talep edilen asıl alacağa, asıl alacağın cinsine, faize, faiz miktarına ve başlangıç tarihine ve diğer tüm ferilerine itiraz edilmiş, açıkça icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisiz olduğu ileri sürülmediği gibi yetkili icra dairesi de belirtilmemiş olup, takibin yapıldığı icra daire yetkili hale gelmiştir. Yukarıda belirtilen yasal mevzuat uyarınca Mahkemenin kesin yetki kuralının olmadığı bir uyuşmazlıkta icra takibine yapılan itirazda açıkça yetki itirazında bulunularak yetkili icra dairesinin gösterilmediği sürece resen icra dairesinin yetkili olup olmadığını denetlemesi yetkisi bulunmamaktadır. Davalı tarafından icra takibine itiraz dilekçesinde süresinde ileri sürmediği icra dairesinin yetkisizliğini itirazın iptali davasında sunmuş olduğu cevap dilekçesinde ileri sürmesinin sonuca etkisi bulunmadığı gibi davalı tarafından cevap dilekçesinde sadece Mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş olup, icra dairesinin yetkisine itiraz edilmemiştir. Davanın konusu taraflar arasında akdedilen sözleşmeye aykırılık sebebiyle alt yükleniciye ödenen bedelin tahsili talebi olup, kesin yetki kuralı da söz konusu olmadığından Mahkemece icra dairesinin yetkisiz olduğu gerekçesi ile davanın özel dava şartı eksikliği sebebiyle usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, davacı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmüştür. Sonuç itibariyle, yukarıda açıklanan nedenler ile davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkeme kararının HMK' nın 353/1-a4 maddesi uyarınca kaldırılması ve dosyanın mahkemesine gönderilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/11/2024 tarih ve 2024/330 Esas ve 2024/835 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a4 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 22/05/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.