T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1432 Esas
KARAR NO: 2024/1680 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2018/1325 Esas - 2020/410 Karar
TARİHİ: 07/10/2020
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 24/10/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilden tahsil edilen şimdilik 12.100,00-DM karşılığı 6.186,63-Euro'nun paranın tahsil edildiği 19.12.1998 tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/A maddesi uyarınca devlet bankalarının yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilimiz ... AŞ. ne ait hisse senetleri “hamiline yazılı hisse senedi” dir. Davacı ise bir başka şirketle irtibatlandırmaya çalışarak müvekkilimize karşı dava açmıştır. Bu talebin ve davanın müvekkilimiz açısından kabulü mümkün değildir.Davacının öncelikle elinde müvekkilimize ait hisse senedi olduğunu ispatlaması, hamil olduğunu müvekkilimize ihbar etmesi ve açtığı davada varsa elinde olan hamiline hisse senedi asıllarını mahkeme kasasına ibraz etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde davanın dava şartı yokluğu nedeniyle ve usulden reddine karar verilmelidir.Davacı tarafından dikkatle seçilerek kullanılan kelimelerle mahkemenin algısını kasıtlı olarak aleyhe yönlendirmeye çalışılan bütün iddiaları asılsızdır.Gerçekle uzak yakın ilgisi olmayan iddiaların yer aldığı dava dilekçesinin ve davanın müvekkillerimizce kabul edilmesi mümkün değildir. Davacı tarafından dilekçesine dercedilen ilk beyanlarla, ardından gelen beyanlar birbirini çürütmektedir. Eğer davacı elinde müvekkilimize ait hisse senetlerinin asılları mevcutsa, (ki suretleri ibraz edilenlerin müvekkilimizle ilgisi bulunmamaktadır) bu durumda davacı ile davalı ... AŞ arasındaki ilişki şirketler hukukuna-hamiline hisse senedi alımına- dayalıdır. Davacının hisse senetlerinin sahibi ve şirkete hissedar olduğu, ancak müvekkilimize ait hamiline hisse senetlerini elinde bulundurduğunu, müvekkilimize bildirmekle açıklanmış olmaktadır.(daha önce senetlerin davacı elinde olup olmadığı, hisse senetlerinin hamiline olması nedeniyle devredip, etmediği- belli değildir.) Müvekkilimiz şirket 25.11.1996 tarihinde kurulduktan hemen sonra usul ve yasal gereklilikler doğrultusunda, 28.03.1997 tarihinde SPK ya başvurarak mevzuat çerçevesinde ortak sayısı itibarıyla kayıt altına alınması düzeyine eriştiğini bildirmiş ve 10.07.1997 tarih ve 21/1129 sayılı kurul kararıyla kayıt altına alınmasına karar verilmiştir. Burada açıkça görüleceği üzere müvekkilimiz şirket SPK mevzuatına tabi olmuştur ve bütün işlemlerini SPK mevzuatına göre yürütmüştür. Müvekkilimiz şirket pay senedi çıkarmıştır. Üçüncü kişilere bu durum ilan edilmiştir. Üçüncü kişiler de bildirilen değerler üzerinden istedikleri miktarda pay senedi alma haklarını kullanmışlardır. Bütün şartları ile yasaya uygun gerçekleştirilen bu işlemi bir kısım kanun maddelerini dolanmak ve olaya hukuki açıdan değil, kişisel açıdan yaklaşarak batıl saymak mümkün değildir. Türkiye’deki çok ortaklı şirketlerle ilgili bütün bilgiler ortaklarına verilmiştir. Davacının faizin başlangıç tarihi ve oranı açısından yerinde olmayan, fahiş taleplerinin de reddine karar verilmelidir. Öncelikle dava şartı yokluğu, husumet ve zamanaşımı yönünden reddine, Esasa girilmesi halinde alacak, faiz, faiz oranı ve faizin başlangıç tarihi yönünden reddine, davacı hakkında tazminat davaları açma haklarımızın saklı tutulmasına, Yargılama giderleri ile avukatlık ücretlerinin davacıdan tahsiline, karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 07/10/2020 tarih ve 2018/1325 Esas - 2020/410 Karar sayılı kararında; "Tüm dosya kapsamı incelendiğinde; davacı taraf her ne kadar davalı şirkete ödediği bedelin tahsili noktasında mahkememizden alacak talebinde bulunmuşsa da yargılama sırasında 7194 Sayılı Kanunun 41. Maddesi ile yapılan ödemelerin pay karşılığı yapılmış kabul edildiği ve ortaklık ilişkisi kurulduğu tespit edilmiştir. Mezkur düzenlemeye göre; 25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması Ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu Ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “GEÇİCİ MADDE 4- 31/12/2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun kaydileştirmeye ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında pay addolunur, bu ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı yapılmış kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır. Bu payların kaydileştirilmemiş olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi ortaklık ilişkisinin kurulmadığı da iddia edilemez.Birinci fıkra kapsamında kurulmuş olan ortaklık ilişkileri hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” Dolayısıyla söz konusu düzenleme dikkate alındığında davacı tarafından yapılan ödemelerin pay karşılığı yapılmış olduğu ve ortaklık ilişkisi kurulduğu tespit edilmiştir. Buna göre bu kapsamda kurulan ortaklık ilişkileri nedeniyle ve primli pay satışları nedeniyle açılan sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar vermek gerektiğinden aşağıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, '' 7194 sayılı kanunun 41. Maddesine eklenen geçici 4. Maddesi uyarınca davanın esası hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;davalı şirketin kanunda bulunan şartları taşıyıp taşımadığı araştırılmaksızın eksik incelemeye hüküm kurulduğunu, 7194 sayılı kanunun 41.maddesine eklenen 4.maddenin davalı şirketi kapsadığını kabul anlamına gelmemekle birlikte Anayasaya aykırı olduğunu, düzenlemenin Anayasanın 35. maddesi ile korunmakta olan mülkiyet hakkını ihlal ettiğini, söz konusu düzenleme ile Anayasa 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetinin özüne dokunulduğunu, düzenlemenin kanunların geriye yürümezliği, hukuk devleti ve hukuk güvenliği ilkesini ihlal ettiğini, Anayasa 10.maddesinde kanun önünde eşitlik ilkesini ve 48. maddesinde düzenlenen girişim ve sözleşme özgürlüğü ilkesini de ihlal ettiğini, Anayasanın 138. maddesinde düzenlenen mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin ihlal edildiğini ve yasama tarafından yargıya müdahale edilerek görülmekte olan bir dava hakkında mahkemelere talimat verildiğini, İlgili kanun maddesinin davalı şirketi kapsadığı anlamına gelmemek üzere yerel mahkemenin hem ilgili kanun maddesine uyarak davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığı hükmünü kurmuş hem de yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesi gerekirken taraflarına yüklediğini bu yönden de kararın kaldırılması gerektiğini, İleri sürerek, davalı şirketin kanunda bulunan şartları taşıyıp taşımadığı araştırılmaksızın yerel mahkemece doğrudan hüküm kurulduğunu bu nedenle SPK'ye müzekkere yazılarak davalının 31/12/2014 tarihine kadar pay sahibi sayısı nedeniyle halka arz edilmiş sayılan ve borsada işlem gören şirketlerden olup olmadığının araştırılmasına, Dairemizin davalının ilgili kanun maddesi kapsamında olduğu kanaatine varılması durumunda 7194 sayılı ''Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun''un 41. maddesinde yer alan Geçici 4. Madde Anayasa'nın 2., 5., 10., 35., 36., 48. ve 138. Maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olduğunu, dairemizce dosyanın Anayasa’ya aykırılık iddiamızın incelenmesi için Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesini, Dairemizin aksi kanaatinde ve kabul anlamanına gelememek üzere, tarafımıza haksız yere yüklenen vekalet ücreti ve yargılama giderinin karsı yana yüklenmesine, yerel mahkeme kararının kaldırılarak yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Dairemizin 2021/2 Esas, 2021/48 Karar Sayılı ve 25/01/2021 tarihli kararı ile; "Dava, davacı tarafça, davalının var olduğu ileri sürülen haksız ve hukuka aykırı fiilleri sonucu davalı şirkete yatırılan paranın tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, davalının temsilcilerine tahsilat makbuzları ve hisse senetleri karşılığında 12.100 DEM (Alman Markı) tutarında para verdiğini, bu paranın davalının istenildiğinde her an geri alınabileceği ve yüksek faiz kazancı vaatlerine karşılık verildiğini, paranın verildiği şirket ile davalı şirketin organik bağı olduğunu, davalının para toplama faaliyetlerinin Bankalar Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu, eski TTK’nın ve Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı olduğunu, davacı müvekkiline verilen hisse senetlerinin de geçerli olmadığını ileri sürerek davacıdan tahsil edilen bedelin tahsil tarihi itibarı ile 3095 sayılı Kanun’un 4/A maddesi uyarınca işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi talep ve dava etmiş, mahkemece yargılama sırasında 7194 sayılı kanunun 41. Maddesi ile yapılan ödemelerin pay karşılığı yapılmış kabul edildiği ve ortaklık ilişkisi kurulduğu tespitinin yapıldığı gerekçesi ile 7194 sayılı kanunun 41. Maddesine eklenen geçici 4, maddesi uyarınca davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 07.12.2019 tarih, 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'nun 41. maddesinde 25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması Ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu Ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici maddenin eklendiği belirtilmiş olup, işbu geçici 4. maddede ''31.12.2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 06.12.2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun kaydileştirmeye ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29.06.1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13.1.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında pay addolunur, bu ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı yapılmış kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır. Bu payların kaydileştirilmemiş olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi ortaklık ilişkisinin kurulmadığı da iddia edilemez. Birinci fıkra kapsamında kurulmuş olan ortaklık ilişkileri hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” hükmü düzenlenmiş, aynı Kanun'un 52/1-h maddesinde de işbu hükmün yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır. Dosya içinde bulunan bilirkişi raporunda yer alan tespitler, benzer davalarda Yargıtay 11. HD'nin verdiği kararlar dikkate alındığında davalı şirketin 7194 sayılı kanunun 41. Maddesi ile 25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması Ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu Ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna eklenen geçici 4. Maddesi kapsamında olduğu anlaşıldığından, davalı şirketin anılan yasa kapsamında olup olmadığının SPK'dan araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. Davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde değildir. Davacı, dava dilekçesinde anılan yasal düzenlemenin anayasaya aykırılığı itirazında bulunmamıştır. Anayasaya aykırılık itirazı ilk derece mahkemesinde ileri sürülmemiştir. HMK'nın 357/1 maddesine göre ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen hususların istinaf aşamasında dinlenilmesine olanak bulunmamaktadır. Ancak söz konusu yasal düzenleme ile bu tür davalarda karar verilmesine yer olmadığına karar verileceği ve "yargılama gideri ile maktu vekalet ücretinin ortaklık üzerinde bırakılacağı" düzenlenmiştir. Anılan yasal düzenlemeye göre yargılama giderlerinin davalı şirket üzerinde bırakılmasına ve davacı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden mahkemece davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ve vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesi hatalı olmuştur. Bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden kısmen kabulü ile mahkeme kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi ile kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurularak davada karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderlerinin davalıdan tahsiline ve davacı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile ""Davacının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/10/2020 tarih ve 2018/1325 Esas - 2020/410 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 1-Konusuz kalan davanın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına," HMK' nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verilmiştir. Dairemizce kesin nitelikte verilen 25/01/2021 tarih ve 2021/2 Esas - 2021/48 Karar sayılı karara karşı davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 2021/9400 başvuru numarası sayılı dosyada verilen 16/05/2024 tarihli karar ile Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa' nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin ( D ) sütununda belirtilen mahkemelere gönderilmesine karar verilmiş, dava dosyası dairemizce celp edilerek dairemizin yukarıdaki esas sırasına kaydedilmek sureti ile ele alınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava; davalı şirket yetkilisi dava dışı ... tarafından, istenildiği zaman iade edileceği ve yüksek faiz getirisi taahhüdü ile davalı şirketin yurt dışı temsilcisi ... tarafından 19/12/1998 tarihinde davacıdan tahsil edilen 12.000,00-DM karşılığı 6.186,63-Euro'nun davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Davacı yan; hem davalı şirketin hem de dava dışı ... şirketinin yetkilisinin aynı kişi olduğunu, bu şirketler arasında organik bağ bulunduğunu, davalı şirket yetkilisinin davacı gibi bir çok başka kişiden yüksek faiz getiri vaadi ve istenildiği zaman iade edileceği taahhüdü ile davalı şirket adına para topladığını,bu kapsamda 19/12/1998 tarihinde davacıdan 12.000,00-DM tahsil edildiğini, banka olmayan davalının mevduat toplama yetkisinin de bulunmadığını, müteaddit defalar paranın iadesinin istenildiğini, ancak davalı tarafından oyalanan davacıya davalı Holding bünyesinde bulunduğu intibaı ile 6.600,00-Euro karşılığı hisse senedi verildiğini, ne varki SPK'ya kayıtlı olmayan davalının hisse senedi de çıkartmayacağını, taraflar arasında herhangi bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı ileri sürmüştür. Davalı yan; davanın pasif husumet yokluğundan reddi gerektiğini, ayrıca talebin zamanaşımına uğradığını, davalı şirketin 1996 yılında kurulduğunu ve 10/07/1997 tarihli SPK kararı ile kayıt altına alındığını, akabinde pay senetleri çıkardığını durumun ilan edildiğini ve üçüncü kişilerin davalıdan pay senetleri aldığını, davacının sunduğu hisse senetlerinin ve tahsilat belgesinin davalı ile bir ilgisinin bulunmadığını, bulunduğu kabul edilse dahi davalı şirketten pay senedi alan davacının kar kadar zarara da ortak olması gerektiğini, faiz başlangıç tarihinin dava tarihi olması gerektiğini savunmuştur. Mahkemece taraf delilleri toplanarak bir mal bilirkişi ve bir sermaye piyasası uzmanından bilirkişi raporu alınmış, mahkemece yapılan yargılama sırasında 7194 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi ile 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu Ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna eklenen geçici 4 üncü madde kapsamında konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, dairemizce yapılan istinaf incelemesi neticesinde, davanın konusuz kaldığına yönelik mahkeme kararının doğru olduğu, ancak yargılama gideri ve vekalet ücreti tayininde hataya düşüldüğü gerekçesi ile karar kaldırılarak yeniden hüküm tesis edilmiştir. Dava konusu uyuşmazlığa uygulanan 7194 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi Anayasa Mahkemesi'nin 18.05.2023 tarihli ve 2020/11 E. 2023/98 K. sayılı iptal kararı ile Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Öte yandan Anayasa Mahkemesi'nce davacı tarafından yapılan bireysel başvuru kabul edilerek, yargılama sırasında çıkan yasal düzenlemeye dayalı olarak davanın konusuz kaldığına karar verilmesinin mülkiyet hakkını ve etkili başvuru hakkını ihlal ettiğine hükmedilmiştir. İddianın ileri sürülüş biçimine göre yüksek faiz garantisi ve paranın istenildiği an geri çekilebileceği taahhüdü ile inandırılıp, güven telkin edilen ve yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlük kuralına aykırı olup, davalı yanın zamanaşımı def'i yerinde görülmemiştir( bkz.Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2013/10351 esas, 2014/48 karar sayılı emsal nitelikteki ilamı) Dosyaya mübrez Sermaye Piyasası Kurulu Raporu ile davalı Holding hisse senetlerinin, Holding'in kuruluş tarihi olan 25/07/1996'dan itibaren başlayarak 600 milyar TL tutarındaki sermayesinin ödendiği 02/04/1998 tarihine kadar SPK'nun 4 üncü maddesine aykırı olarak halka arz edilmesi nedeniyle, şirket yönetim kurulu üyeleri ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında SPK'nun 47/A-4 ve 49.uncu maddeleri uyarınca suç duyurusunda bulunulmasına, Holding hisse senetlerinin satılması aşamasında TTK ve SPK hükümlerine aykırı olarak pay satın alan kişilere 3 ay önceden haber verilmesi şartıyla hisse senetlerinin geri alınacağı ve önceden belirlenen oranlarda kar payı dağıtılacağı taahhütlerinde bulunulması, Holdingin faaliyetleri ile iştirakleri hakkında gerçeğe aykırı bilgiler verilerek satın alan kişilerin Holding'in finansal durumu ile kurulacak ilişkinin ortaklıktan çok banka-mevduat sahibi ilişkisi olarak nitelenmesini sağlayacak şekilde hataya düşmelerinin sağlanması,1999 yılında Holding ile herhangi bir sermaye ilişkisi olmayan British West Indies Adaları ile Lüksemburg'da kurulmuş olan ... Holding Inc. ve ... unvanlı tabela şirketleri ile Almanya'da faaliyette bulunan ...-... GMBH (...) paylarının çeşitli amaçlar yanında satın alan kişilerde dolaylı olarak Holding'e ortak olunduğu izlenimi yaratılarak satılması, bu şirketlerin tüm tanıtım giderlerinin davalı Holding tarafından karşılanması, kendilerine söz konusu şirket payları satılan kişilerin paylarının 2000 yılı içinde Holding payları ile değiştirilmesi, bu satışlardan elde edilen tutarların Holding yönetim kurulu başkanı ... tarafından Holding ve bağlı ortaklıklarına ticari nitelikte olmayan borç olarak kullandırılması, ...'in söz konusu ficari olmayan nitelikteki alacaklarının 3.1 milyon DM tutarındaki kısmının Holding'in iştirakleri arasında yer alan 5 şirketin 10.11.2000-15.11.2000 tarihleri arasında gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarına mahsup edilerek ...'in belirtilen şirketlerde büyük ortak durumuna gelmesinin sağlanması ile ilgili olarak sorumlu olduğu tespit edilen ... hakkında TCK.nun 503.üncü maddesi çerçevesinde suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Yukarıda yapılan açıklama ve saptamalar çerçevesinde, dava dışı ... tarafından, istediği zaman parasını geri alabileceği güvencesiyle ... aracılığıyla davacıdan 19/12/1998 tarihinde 12.000,00-DM tahsil edildiği, yukarıda anılan SPK denetim raporunda ... şirketinin ... AŞ tarafından kurulmuş bir tabela şirketi olduğunun tespit edildiği, bilirkişi raporunda belirtildiği üzere ve davalı şirketin sicil kayıtlarına göre dava dışı ...'in ...'nın büyük ortağı ve yönetim kurulu başkanı olduğu gibi davalı ... A.Ş nin de yönetim kurulu başkanı olduğu, şirketin diğer iki yönetim kurulu üyesi ... ve ...'nın ve diğer ortakları ..., ... ve ...'un ... AŞ'de ortak oldukları, dolayısıyla davalıların ... ile organik ilişkisinin bulunduğu, davalının pasif husumete ilişkin itirazının yerinde olmadığı, davacıdan tahsil edilen paranın iade edildiğine dair dosyada delil bulunmadığı anlaşılmakla, davacının davasının kabulüne karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Dairemizin 25/01/2021 tarih, 2021/2 Esas, 2021/48 Karar Sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/10/2020 tarih ve 2018/1325 Esas - 2020/410 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, 3-Davanın kabulü ile; 12.000,00-DM karşılığı 6.186,63-Euro'nun dava tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca, devlet bankalarının Euro cinsinden bir yıllık vadeli mevduat hesabına uyguladıkları en yüksek faiz oranı üzerinden işletilecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 4- Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 2.561,77-TL nispi karar harcından, davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 640,45-TL harcın mahsubu ile bakiye 1.921,32-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 640,45-TL peşin harç, 35,90-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 676,35-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan 1.900,00-TL Bilirkişi ücreti, 200,00-TL Tebligat, Posta ve diğer masraflar olmak üzere toplam: 2.100,00-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 8-Davacı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1 ve 13/2 fıkraları uyarınca hesap ve takdir edilen 30.000,00-TL nispi vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 9-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,
İSTİNAF YÖNÜNDEN: 10-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 11-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 148,60-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 197,00-TL dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gidiş- dönüş gideri ve 20,00-TL Tebligat, Posta masrafı olmak üzere toplam 365,60-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 12-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 13-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 24/10/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.