T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1278 Esas
KARAR NO: 2026/1355 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 22. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2025/671 Esas (Derdest Dava Dosyası)
TARİH: 20/04/2026 (Ara Karar Tarihi)
DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli)
KARAR TARİHİ: 02/07/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TALEP: Talep eden davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ...'ün, işbu davada müvekkili şirkete çeşitli fiiller isnat ederek fesih ve tasfiyesini, bunun mümkün olmaması halinde ise ortaklıktan çıkma gibi alternatif çözüm yollarının uygulanmasını talep ettiğini, ne var ki davacının bu taleplerinin, şirket aleyhine yürütülen sistematik ve kasıtlı bir varlık eritme faaliyetinin perdesi niteliğinde olduğunu, banka dekontları ile teyit edilmiş belgelerin, davacının davasını sürdürdüğü dönemde müvekkili şirketlerin hesaplarını bizzat boşaltmaya devam ettiğini gözler önüne serdiğini, davayı açan avukatların dava tarihinde halihazırda müvekkili şirketlerin vekili olduklarının noterce belgelendiğini, bu iki olgu bir arada değerlendirildiğinde, huzurdaki davanın bütününün kötü niyetle açıldığını ve şirketin tasfiyesini kolaylaştırmak amacıyla araçsallaştırıldığını, banka dekontlarına yansıyan işlemlerin, davacı ...'ün müvekkili şirketlere ait ... hesaplarından kısa bir dönem içinde birden fazla yüksek tutarlı nakit çekimi gerçekleştirdiğini tartışmasız biçimde ortaya koyduğunu, bu çekimlerin tamamında işlem yapanın ... olduğunun banka kayıtlarıyla sabit olduğunu, müvekkiline ait ... 23 numaralı ... hesabından 28.01.2026 tarihinde 200.000 TL nakit çekimi yapıldığını, bu işlemin ardından ihtarname keşide edilerek davacıdan söz konusu paranın nereye kullanıldığının belgelenmesinin talep edildiğini, davacı tarafından ihtarnameye herhangi bir yanıt verilmediğini, 03.03.2026 tarihinde 200.000 TL nakit çekimi gerçekleştirildiğini, 09.03.2026 tarihinde 600.000 TL nakit çekimi gerçekleştirildiğini, yalnızca müvekkilinin hesabından yapılan çekimlerin toplamının 1.000.000 TL olduğunu, ...'e ait ... numaralı ... hesabından 09.03.2026 tarihinde saat 15:04:14'te 400.000 TL nakit çekimi gerçekleştirildiğini, davacının, aynı gün (09.03.2026) iki ayrı grup şirketinin hesabından kısa aralıklarla (sırasıyla 15:04:14 ve 15:07:36) nakit çekmesinin, bu tasarrufların şirketlerin ticari ihtiyaçlarıyla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, aksine planlı ve koordineli bir varlık çıkarma faaliyetini yansıttığını, davacı ...'ün 2026 yılı Ocak-Mart döneminde grup şirketleri bünyesindeki KMH hesaplarından gerçekleştirdiği toplam çekimin 1.400.000 TL olduğunu, bu tutarların tamamının hesapları eksi bakiyeye düşürmek suretiyle şirketleri doğrudan kredi borcuna soktuğunu, davacının bu çekimlerin hiçbirini şirket adına yapılmış herhangi bir ödemeyle ya da şirket amacına uygun bir harcamayla ilişkilendirip belgeleyemediğini, ihtarname aracılığıyla tanınan süreye karşın tek bir açıklama dahi getirmediğini, bu durumun, söz konusu bedellerin şirket dışına çıkarıldığını ve davacının zimmetinde kaldığını ortaya koyduğunu, davacının eylemlerinin TCK m.155 kapsamında güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu ve bu hususta suç duyurusunda bulunulacağını, Erzincan 3. Noteri'nin 03.09.2025 tarih ve ... yevmiye numaralı vekâletnamesiyle davacı ...'ün, müvekkili şirket ile... ... Limited Şirketi adına Av. ... ve Av. ...'i vekil olarak tayin ettiğini, huzurdaki tasfiye davasının ise bu vekâletten yalnızca 10 gün sonra, 13.09.2025 tarihinde aynı avukatlar tarafından, bu sefer davacı ... adına müvekkili şirketlere karşı açıldığını, Av. ... ve Av. ...'in, 03.09.2025 ile 18.03.2026 tarihleri arasında yaklaşık 6,5 ay süreyle hem davacı hem de davalı şirketlerin vekili sıfatını aynı anda taşıdıklarını, bu süre zarfında aynı avukatların, müvekkili şirketler adına bankalar ve resmi mercilerden bilgi ve belge talep ettiklerinin, şirketin gizli ticari ve finansal verilerine erişim sağladıkları/sağlamaya çalıştıklarının bankalarca müvekkili firmaya yapılan bildirimlerden sonra anlaşıldığını, Avukatlık Kanunu gereği, anılan avukatların, müvekkili şirketlerin vekili sıfatıyla edindiği bilgileri ve vekâlet ilişkisinden doğan güveni, bizzat o şirketleri hedef alan bir davayı yürütmek için kullandıklarını, söz konusu hukuka aykırılık nedeniyle ilgili avukatlara yönelik Ankara ve İstanbul Baroları nezdinde disiplin şikâyeti yapıldığını, müvekkili şirketlerin, söz konusu çıkar çatışmasını fark etmelerinin ardından 18.03.2026 tarihinde Beyoğlu 50. Noteri'nin ... yevmiye numaralı azilnamesiyle Av. ... ve Av. ...'i her iki şirket vekâletinden azlettiklerini, davacının hem şirket hesaplarını boşaltması hem de şirket aleyhine hukuki süreç başlatmasının, TTK m. 638/2'nin tedbir yetkisini harekete geçiren haklı sebeplerin tipik tezahürleri olduğunu beyanla davacı ...'ün ortaklıktan doğan tüm hak ve yetkilerinin teminatsız olarak tedbiren dondurulmasına, esas talep kabul edilmez ise asgari düzeyde; davacının olağan ve olağanüstü genel kurullara katılım ve oy kullanma hakkının, bilgi alma ve inceleme hakkının ile şirketi temsil ve ilzam yetkisinin teminatsız olarak tedbiren durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: Mahkemece; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelerle somut olay değerlendirildiğinde; TTK'nın 638. maddesinde talep edenin haklarının korunması için gerekli tedbir kararlarının alınacağı belirtilmiş olup, ihtiyati tedbirin koşullarının bulunup bulunmadığının yine HMK'nın 389 ve devamı hükümlerine göre belirlenmesi gerektiği, bir başka deyişle, TTK'nın 638/2 ve 636/4 maddelerindeki tedbirlere hükmedebilmek için, ihtiyati tedbirin koşullarının bulunması gerektiği, bu bağlamda talep edenin, geçici hukuki koruma kararı verilmezse telafisi güç veya imkânsız zararların doğacağını ve davadaki haklılığını yaklaşık olarak ispatlaması gerektiği, somut olayda yaklaşık ispatın şartları dosya kapsamında bu aşamada gerçekleşmediğinin anlaşıldığı gerekçesi ile ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş ve karara karşı talep eden vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
TALEP EDEN DAVALI VEKİLİNCE İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ; Taleplerinin müvekkili şirket hesaplarından davacı tarafından kısa sürede çekilen ve ne şekilde kullanıldığı hususunda herhangi bir açıklama yapılmayan 1.400.000 TL yönünden müvekkili şirketin borçlandırılması ve ortaklık haklarının kötüye kullanılmasına dayandığı, Yerel mahkemenin, yaklaşık ispat şartının gerçekleşmemesini gerekçe göstererek tedbir talebini reddettiği ancak bu gerekçenin haksız olduğu, dosyaya müvekkili tarafından sunulan banka dekontları ile noter ihtarnamesinin yaklaşık ispat koşulunu sağladığı, banka hesap hareketlerinin usulsüz para transferlerini kanıtlamada yaklaşık ispat için yeterli olduğuna dair birçok yüksek yargı kararının bulunduğu, ayrıca davacının kendisine gönderilen ihtarnamelere de herhangi bir cevap vermediği, davacının eylemlerinin müvekkili şirketi ciddi şekilde zarara uğrattığı, TTK madde 638/2 ve HMK madde 389 kapsamında tedbir kararı verilmesi gerektiği ve Yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğine ilişkindir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Talep, TTK'nın 636/3. maddesi uyarınca davalı şirketin haklı sebeple fesih ve tasfiyesi talebi ile açılan davada, davacının ortaklıktan doğan haklarının tedbiren durdurulmasına karar verilmesine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile talebin reddine karar verilmiş ve karara karşı talep eden davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
TTK'nın 636/4. maddesinde, fesih davası açılması halinde mahkemenin gerekli önlemleri alabileceği belirtilerek bu konuda mahkemeye takdir hakkı tanınmıştır. Mahkeme durum ve şartlara göre her olayın özelliğini değerlendirerek, makul görülebilecek, somut olaya uygun tedbir kararı verebilecektir. HMK'nın 390. maddesine göre de, tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.
Somut olayda; davacı tarafından, davalı şirketin haklı sebeple fesih ve tasfiyesinin, aksi halde ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesinin talep edildiği, davalı tarafından ise, davacının, gerek dava konusu şirketin gerekse organik bağ içerisinde olduğu şirketin hesaplarından para çektiği ve çekilen bu paraları şirket için kullanmadığı, şirketi zarara uğrattığı gerekçesi ile davacının ortaklıktan doğan haklarının durdurulmasının talep edildiği, Mahkemenin ara kararından sonra, 25/04/2026 tarihli genel kurul kararı ile davacının müdürlük görevinden alınmasına karar verildiği, bu itibarla davacının bu aşamadan sonra, şirket müdürü olarak herhangi bir iş veya işlem yapamayacağı, ortak olması sebebiyle sahip olduğu hakları kullanması sebebiyle davalı şirketin zarara uğrama ihtimalinin bulunduğuna dair ise somut bir gerekçe ve yaklaşık ispatın bulunmadığı, ayrıca davanın TTK'nın 638. maddesi uyarınca açılmış ve ortaklıktan çıkarılma talebine ilişkin bir dava da olmadığı anlaşılmış, bu itibarla uyuşmazlığı esastan çözecek olan İlk derece mahkemesinin takdirine göre, ihtiyati tedbir talebinin reddine yönelik karar ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 02/07/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.