T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1296 Esas
KARAR NO : 2025/2107 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2022/681 Esas - 2023/443 Karar
TARİHİ: 09/05/2023
DAVA: Menfi Tespit (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 11/12/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri Dede ve ...’nin ... Nak. Tem. Ot. İnş. Tic. Ltd Şirketinin kurucu ortakları olduğunu, davalı ... Kargo Loj. Ve Dağıtım Hizm. A.Ş.’nin 22/01/2007 tarihli yönetim kurulu kararı ile 22/02/2007 tarih itibarı ile Hatay ... ilçesinde faaliyette bulunmak ve yine 06/04/2007 tarihli yönetim kurulu kararı ile 01/05/2007 tarih itibarı ile Payas İlçesinde faaliyette bulunmak üzere müvekkili şirkete acentelik verdiğini, müvekkili şirketin bu tarihten itibaren acentelik sözleşmesi hükümlerine eksiksiz rivayet ederek faaliyetine Payas İlçesi için 08/10/2011, ... İlçesi için ise 08/02/2012 tarihine kadar devam ettirdiğini ve bu tarihler itibarı ile davalı şirketin hak edişlerin ödenerek sözleşmenin sonlandırıldığını, acentelik sözleşmesinden sonra müvekkili ile davalı arasında hiçbir hukuki, ticari ilişkinin kalmadığını, acentelik ilişkisinin sona ermesine müteakip müvekkilinin davalı şirket nezdindeki alacaklarının hesaplandığını ve o tarihe kadar olan hakkedişlerinin ödendiğini, müvekkilinin davalı tarafa herhangi bir borcunun bulunmadığını, davalı şirket tarafından düzenlenen cari hesap ekstresinde de böyle bir alacağın varlığından söz etmenin mümkün olmadığını, Müvekkili şirketin acentelik sözleşmesi uyarınca davalı şirkete olması muhtemel zararların karşılanması için ilk yıllarda banka teminet mektuplerinin davalı şirkete verdiklerini avncek teminat mektuplarının addi külfeti zerine mutabakatatla dava konusu senet ile vade tarihleri belli olmayan birtakım senetleri zalayarak davalıya verdiklerini, bu senet üzerindeki vade tarihleri müvekkillerinin iradesi ve bulgusu dışında sonradan yaz ildiğim. Bu teminat senetlerinin verilmesinden sonra davalı şirkete sözleşmeye dayalı olarak bir daha da teminat mektubunun verilmediğini, müvekkili şirketin davalı ile acentelik sözleşmesini sonlandırdıktan sonra ticari faaliyetini de sonlandırdığını, taraflar arasındaki hukuki ilişki dikkate alındığında müvekkili tarafından imzalanarak verilen senedin teminat senedi olduğunu ve ticari hayatın bir gereği olduğunu, dava konusu edilen senedin başka bir hukuki ilişkiye dayandığının ispat yükünün davalı tarafa ait olduğunu, bu nedenlerle müvekkilleri aleyhine İstanbul 28 İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyasına konu 30.000-TL bedelli senetten dolayı borçlu olmadığının tespiti ile icra takibinin iptaline, davalının %20’dan aşağı olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacıların dayandığı ve müvekkili ile aralarında akdedilen acentelik sözleşmesinde teminat senedinin alındığı ya da alınacağı yönünde hiç bir hükmün olmadığını, ayrıca icra takibine konu senet metni üzerinde veya arkasında teminat olarak verildiğine dair bir ibarenin de bulunmadığını, bu yönüyle davacılar tarafından müvekkili şirkete verilen senedin kayıtsız şartsız borç ikrarını içermekte olduğunu, Yargıtay tarafından geliştirilen içtihatlar gereğince; teminat senedinin üzerinde sadece “teminattır” ibaresi yer alıyorsa o senedin teminat senedi hükmünde olmadığını, senette “teminat senedidir” ibaresinin yer almasının, ayrıca bu teminatın ne için verildiğinin de yazılmasının gerekmekte olduğunu, bu hususların yer almadığı senetler teminat senedi sayılmayacağından tahsili için kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılabileceğini, afaki beyanlar ve çıkarımlar ile bu hususun ispatının mümkün olmadığını, ayrıca davacılar ile müvekkili arasındaki tüm ilişkinin sadece ticari nitelikte olmayıp acentelik sözleşmesinden sonra da ortaya çıkabilecek zarar tazmini, işçilik hakları ödemesi, rücu talepleri gibi nedenlerle de borç ilişkisinin devam edebilmekte olduğunu, bu nedenlerle davanın reddine, kötü niyetli menfi tespit davası açılması nedeniyle %20’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 09/05/2023 tarih ve 2022/681 Esas - 2023/443 Karar sayılı kararında;".....Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12-496/534 sayılı ilamında; “…Takip konusu senet arkasında ‘işbu senet teminattır’ biçimindeki açıklama, neyin teminatı olduğunu açıkça belirtmediğinden, anılan senedin teminat senedi olduğunun kabulüne yeterli değildir. Dairenin yerleşik ve süreklilik arz eden içtihatları da bu yöndedir…” Ancak icra takibine konu edilen senette yahut acentelik sözleşmesinde senedin teminat senedi olarak alındığına dair herhangi bir yazılı delil olmadığı, senedin ticari defter kayıtlarına işlenmemesinin senedi hükümden düşürmeyeceği mahkememizce değerlendirilmiş, davacı tarafın bu yöndeki itirazı yerinde görülmemiştir. 28.03.2023 tarihli celsede 6100 sayılı HMK'nın 225. Ve devamı maddeleri uyarınca davalı şirket temsilcileri tarafından yemin eda edilmiş, şirket yetkilileri açıkça dava konusu senedin teminat olarak verilmediğine dair yemin etmiş olup, anılan durum karşısında davalı şirket tarafından davacılar aleyhine İstanbul 28. İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasında borca dayanak olarak gösterilen senedin teminat senedi olduğu iddiasının yerinde olmadığı, davalı tarafça kötü niyet tazminat talebinde bulunulmuş ise de tazminat talep koşullarının da bulunmadığı anlaşılmakla ispat edilemeyen davanın reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile, ''1-Açılan davanın reddine,2-Davalı tarafın kötü niyet tazminatı talebinin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkil ... Nakliyat Şirketi'nin davalı ile yapmış olduğu acentelik sözleşmesi doğrultusunda Hatay İli ... İlçesi ve Payas İlçesi için acentelik faaliyetleri yürüten ve sadece bu iş için kurulmuş bir ticari şirket olduğunu, Acentelik sözleşmesi sonrasında terkin edildiğini, müvekkilleri ... ve ...'in ise baba - oğul olup bu şirketin kurucu ortakları olduğunu, her kurumsal şirkette olduğu gibi davalı şirketin de tüm acenteleri ile teminat bedeli almak suretiyle çalıştığını, teminat kimi zaman nakit para, kimi zaman teminat mektubu kimi zaman da bono ya da çek olabildiğini, müvekkili şirket de davalı şirkete önceleri teminat mektubu vererek bu teminat borcunu karşıladığını ancak teminat mektubunun maliyetli olması sebebiyle davalının müvekkili şirketten teminat yerine geçmek üzere bono aldığını, davalının müvekkilinden teminat almamış olması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, teminat borcunu başka bir şekilde karşıladığını dahi ileri sürmediğini ve ispat edemediğini, acentelik sözleşmesi sona ermesine ve davalı tarafa herhangi bir borç kalmamış olmasına rağmen davalı taraf dava konusu bonoları bir türlü iade etmediğini, 15 Temmuz sürecinden sonra davalı şirketin TMSF'ye devredilmesinin akabinde senedin işleme konulduğunu, davalı şirket yetkililerinin 28/03/2023 tarihli duruşmada çelişkili ve tutarsız beyanları ile dolaylı olarak yemin etmek suretiyle senetlerin karşılıksız olduğunu ve teminat için verdiklerini ikrar ettiklerini, Somut olayda tarafların her ikisi de ticari defterlerine delil olarak dayanmıştır. Yeminle beyanı alınan ...beyanında; " ...Bono bedelinin nakden verildiğine ancak bonoya dayalı alacağın neyden kaynaklandığını bilmediğine..., şirketin tüm alacak ve borçlarının ticari defterlere kaydedildiğine, bono bedeli kadar borç para verilip verilmediğini bilmediğine..." dair yemin ettiğini, görüldüğü üzere...'ın yemininde açıkça çelişkiye düştüğünü, hem bono bedelinin nakden verildiğine hem de borç verilip verilmediğini bilmediğine dair çelişkili yemin ettiğini, bunun yanı sıra şirketin ticari defterleri incelendiğinde müvekkillerinin davaya konu bono bedeli kadar bir borç ödemesinin yapılmadığı hususunun da aşikar olduğunu, böyle bir alacak kaydının ticari kayıtlarda bulunmadığını, tüm alacak ve borçlarının ticari defterlere kaydedildiğine dair davalı şirket temsilcisinin yemin etmiş olduğunu, bono bedeli tutarında bir alacağın ticari defterlerde olmamasının hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, bu durumun davada haklı olduklarının açık bir göstergesi olduğunu,Yeminen beyanı alınan ...'ın beyanında "davaya konu bononun nakden verildiğine, acentelik ilişkisinden kaynaklı olmadığına, diğer hukuki ilişkiye istinaden verildiğine..." dair yemin etmiştir. Ancak beyanında " davacı müvekkilleri ile ticari defterlerde bulunan hak ve alacaklar dışında herhangi bir borç ilişkisi olmadığına..." dair de yemin ettiğini, o halde senedin hangi hukuki ilişkiye dair alındığı hususunu davalı şirketin ispat etmesi gerektiğini, bir anonim şirketin tüm hak ve alacaklarının ticari defterlerde bulunmasının yasal zorunluluk olduğunu, tüm alacak ve borçlarının ticari defterlerde gösterildiğinin kabulühün gerektiğini, zira davalının ticari defterlerine davalı tarafça delil olarak dayanıldığını, ticari defterlerde olmayan bir alacak karşısında dava konusu bononun karşılıksız olduğunun apaçık ortada olduğunu, ... 2021 yılında göreve başladığından, 2010 yılında şirket kasasından borç para verilip verilmediğinin bilmesinin olanaksız olduğunu, şirketin ticari defter ve kayıtlarında ne bonoya ne de bono miktarında bir alacağa rastlanılmadığını, burada yalan yere yemin ettiğinin açıkça ortada olduğunu, öte yandan şirket kasasından verilen borç pararının şirketin ticari defterlerine kaydedilmiş olmasının da zorunlu olduğunu, şirketin ticari defterlerinde belirtilen bono tarihinde böyle bir alacak kaydı bulunmadığını, ...'ın bono bedelinin şirketin kasasından nakden verildiğine dair yemin etmek suretiyle bağlantısız bileşik ikrarda bulunmuş olduğunu, ticari defterler ile bu iddiasını ispatlayabileceğini, ancak ticari defterlerde böyle bir alacak kaydı olmadığından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Somut olayda ispat yükünün davalı alacaklı şirkette olduğunu, zira her iki şirket temsilcisinin de yemin beyanlarında ...tüm alacak ve borçların şirketin ticari defterlerine usulüne uygun şekilde kaydedildiğine ve bono bedelinin nakden şirket kasasından borç olarak verildiğine... dair yemin ettiklerini, ancak somut olayda ticari defter ve kayıtlarda böyle bir alacak yahut bonoya dair bir kayıt bulunmadığını,Her ne kadar dava konusu bono nakden kaydını içeren bir bono olsa da, davalı şirket temsilcileri tarafından; davacı taraf ile davalı şirket arasından acentelik sözleşmeleri ile araç kiralama ve işçilik alacakları nedeniyle alacak - borç ilişkisinin olduğu, bunlardan başkaca alacak ve borç ilişkisinin olmadığı, dava konusu bononun acentelik ilişkisinden kaynaklanmadığı, davalı şirketin tüm alacak ve borçlarının ticari defterlerinde bulunduğunun beyan edildiğini, tüm beyanlar ve dosyadaki ticari defterler incelendiğinde ne acentelik ilişkisi ne araç kiralama ne de işçilik alacakları nedeniyle müvekkil şirketin davalı şirkete herhangi bir borcunun olmadığının davalı tarafın ticari defterleri ile sabit olduğunu, ticari kayıtlarla ispatlanamayan bir alacağa dayanan dava konusu bononun bedelsiz olduğunu, müvekkillerinin davalı şirkete bono nedeniyle borçları bulunmadığını, Yerel mahkemece eksik delillere dayanarak karar verildiğini, bono üzerindeki ödeme tarihinin sonradan atıldığını, bu hususta yazı incelemesi (bilirkişi incelemesi) deliline dayandıkları halde yerel mahkemece herhangi bir değerlendirme dahi yapılmadığını, bu hususun eksiklik olduğunu ve kararın kaldırılması gerektiğini, İstinaf bozma ilamında davalı tarafın acente sözleşmesinin davalı şirketten temini ile incelendikten sonra karar verilmesi gerektiğinin belirtildiğini, bozma sonrası mahkemece davalı şirkete müzekkere yazıldığını ve acentelik sözleşmeleri ile teminat sözleşme ve protokollerinin istenildiğini, ancak UYAP üzerinden yapılan kontrollerde davalı tarafça gerek 06.10.2022 tarihli gerekse de 28.10.2022 tarihli beyan dilekçelerinin ekinde sadece ... Acente ile ilgili acentelik sözleşmeleri ve buna ilişkin teminat protokolleri gönderildiğini,... Acente'nin sözleşme tarihinde ... İlçesine bağlı bir beldede bulunduğunu, ayrıca 17.04.2010 tarihli bir protokol de gönderildiğini, bu 17.04.2010 tarihli protokoldeki tarihin sonradan atıldığını ve dava konusu senet hakkında düzenlenmiş bir protokol olduğunu düşündüklerini, zira aynı beyan dilekçesi ile 15.05.2010 tarihli protokole konu bono mahkemeye ibraz edilmiş olmasına rağmen 17.04.2010 tarihli protokole ilişkin bononun ibraz edilemediğini, bu durumun da yine bu iddialarını kanıtlar mahiyette olduğunu, çünkü 17.04.2010 tarihli 3. bir bononun hiç bir zaman düzenlenmediğini, davalı tarafça maalesef bugüne kadar tüm ihtarlara rağmen ... Acente ile ilgili acentelik sözleşmeleri ve protokollerin mahkemeye ibraz edilmekten kaçınıldığını, davalı tarafa yeniden müzekkere yazılarak ... Acentesi için acentelik sözleşmelerinin ve teminata ilişkin sözleşme ve protokollerin mahkeme dosyasına celp edilmeksizin karar verilmiş olmasının da eksik elillere dayanarak karar verildiğini gözler önüne serdiğini, Delilleri arasında yer alan teminat sözleşmelerinin bonoların düzenleme tarihleriyle aynı olup iddiamızı ispat ettiğini, ayrıca bononun üzerinde "... Uygundur" şeklinde ibarenin de bononun teminat bonosu olduğuna karine oluşturduğunu, öte yandan davalı şirketin cevap dilekçesinde senedin teminat senedi olmadığı, başkaca bir hukuki ilişkiye dayandığının (acentelik sözleşmesinden sonraya ortaya çıkacak zarar tazmini, işçilik hakları ödemesi, rücu talepleri vs.) iddia edilmiş olduğunu, davalının ikrarının bağlantısız bileşik ikrar niteliğinde olduğunu, bu sebeple davalı tarafın ileri sürdüğü bu hukuki ilişkiyi kanıtlayamadığı halde davanın reddine karar verilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, Hakimin taraflarca ileri sürülen hukuki sebeple bağlı olmadığını, hukuki sebebi kendisinin belirlemesi gerektiğini, yerel mahkemenin somut olayda dava konusu senedin kayıtsız şartsız borç ikrarı içerdiği ve senet arkasında teminat olarak verildiğine dair bir ibarenin bulunmadığı sebebiyle davanın reddine karar verdiğini, oysa ki yerel mahkemece incelenmesi gereken hususun senedin teminat senedi olup olmadığı ile sınırlı olmaması, tarafların tüm ticari kayıtları ile ödeme belgelerinin dosyaya celbi ile gerçekten müvekkillerin davalılara borcu olup olmadığının araştırılması gerektiğini, davalının ticari kayıtlarında her ne kadar bonoya rastlanmamış olsa da bonodaki miktar kadar borcun varlığının tespit edilemediğini, bu hususta taraflar arasında başkaca hukuki bir ilişki olmadığına dair davalı şirket yetkililerinin yemin ettiklerini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davacılar vekili istinaf dilekçesine ek beyanında özetle; somut olayda yeminle beyanları alınan ...ve ... isimli yetkililer dinlenilmiş iseler de beyanlarından anlaşılacağı üzere dava konusu bono tarihinde dava şirkette çalışmadıkları ve yetkili olmadıklarının anlaşıldığını, bu nedenle yeminlerinin geçersiz olduğunu, dava konusu bono tarihinde ilgili departmandaki sorumlu şirket yetkililerinin veya şirket ceosunun tespit edilerek yemin metninin sorulması gerektiğini aksi takdirde yemin konusunun ikrar edilmiş sayılması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dairemizin 14/09/2022 tarih ve 2020/1098 Esas - 2022/1170 Karar sayılı kaldırma kararımızdan sonra mahkemece yapılan yargılama sonucunda istinafa konu karar verilmiştir.Dava, İstanbul 28. İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı icra dosyasına dayanak bonodan kaynaklı İİK. 72 Maddesi uyarınca açılan menfi tesbit davasıdır.Mahkemece, davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Dava ve icra takibine konu 15/05/2010 keşide tarihli, 01/01/2016 vade tarihli, 30.000,00 TL Bedelli, nakden kaydı içeren bononun keşidecisinin ..., kefilin ..., lehdarın ise ... Kargo...A.Ş. görülmüştür. Davacı taraf, senetteki imzayı inkar etmemiş; bononun teminat bonosu olduğu ve bononun bedelsiz kaldığını iddia ederek, borçlu olmadığının tespitini istemiştir.Menfi tespit davasında ispat yükü kural olarak alacaklıdadır. Ancak kambiyo senetleri sebepten mücerret olduğundan borçlu olmadığının ispat yükümlülüğü davacı-borçlu tarafa aittir. 6102 sayılı TTK'nun 778/2-f maddesine göre, bonolarda da uygulanması mümkün olan aynı Kanun'un 680. maddesi uyarınca açık bono düzenlemesi mümkündür. TTK'nun 776. maddesi uyarınca, bonolar kayıtsız ve şartsız belli bir bedeli ödeme vaadini içermekte olup, bunun aksine bononun teminat için verildiği, anlaşmaya aykırı doldurulduğu ve vadesinin sonradan yazıldığı iddialarının yazılı delille ispatı gerekir. Senedin sonradan doldurulması da kambiyo vasfını etkilemez. (Yargıtay 11. HD esas 2020/2538 2020/4635 karar, 19. HD 2018/3950 esas 2020/656 karar) Bu nedenle davacılar vekilinin bono üzerindeki ödeme tarihinin sonradan atıldığı, bu hususta yazı incelemesi yaptırılmadan eksik inceleme ile karar verildiğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge (İİK’nun 169/a maddesinde öngörülen) ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.03.2001 gün ve 2001/12-233 E., 2001/257 K.; 20.06.2001 gün ve 2001/12-496 E., 2001/534 K.; 24.02.2010 gün ve 2010/19-67 E., 2010/99 K. sayılı kararlarında da aynı hususlar benimsenmiştir.Öte yandan kambiyo senetleri illetten mücerret olup tacirler arası hukuki ilişkilerden dolayı düzenlense dahi ticari defter ve kayıtlara işlenmesi zorunluluğuna dair herhangi bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu tür belgeyi hüküm ve kuvvetten düşürecek her türlü iddianın da eşdeğer bir belgeyle ispatı gerekir. Dava konusu bono üzerindeki " nakden" kaydı, bonodaki tutarın nakit olarak düzenleyenlere verildiğinin ispatı için yeterli olup, davalının ayrıca ticari defterlerinde bono kaydının bulunup bulunmaması önem arz etmeyecektir. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23.05.2011 tarih, 2010/12014 E. ve 2011/6763 K. sayılı kararı). Ayrıca bono üzerindeki ''... uygundur'' ibaresi neyin teminatı olarak verildiğine ilişkin bir kayıt ihtiva etmediği, davalı tarafça dairemiz kaldırma kararından sonra dosyaya ibraz edilen bayilik sözleşmelerine göre de dava konusu bononun teminat olarak verildiğine ilişkin bir kaydın olmadığı, aksi yönde davacı tarafın da bir sözleşme ibraz etmediği anlaşılmıştır. Somut olayda, ispat külfetinin davacı tarafta olduğu, davacı tarafın dava konusu bononun teminet senedi olduğu, anlaşmaya aykırı doldurulduğu ve takibe konu bono sebebiyle borçlu olmadığını HMK.’nun 200. Madde uyarınca aynı kuvvette yazılı delille ispat etmesi gerekmektedir. Davacıların bu hususta banka kayıtları, ticari defterler ve yemin deliline dayandıkları, ancak tarafların ticari defter ve kayıtları inceletilmek suretiyle düzenlenen bilirkişi raporlarında dava konusu nakden kaydı içeren bononun tarafların ticari defter ve kayıtlarında kayıtlı olmadığının belirtildiği, dairemiz kaldırma kararından sonra davalı tarafça ibraz edilen 20/05/2010 tarihli bayilik sözleşmesi eki aynı tarihli teminat sözleşmesinde Acente ... Nakliyat'ın ... Kargo'ya 20.000,00 TL. Nakit teminat vereceğinin düzenlendiği halde dava konusu bononun teminat olarak verildiğine ilişkin bir açıklama ve kayıt olmadığı, ayrıca dava konusu bononun keşide tarihinin bayilik sözleşme tarihinden önceki tarihli olduğu ve nakden kaydını içerdiği, mahkemece, davacı tarafa yemin delili hatırlatılmış, davalı şirket temsilcileri tarafından yemin eda edilmiş, şirket yetkilileri açıkça dava konusu senedin teminat olarak verilmediğine dair yemin etmişlerdir. 6100 Sayılı HMK. Nın Yemini yerine getirecek kimseler başlıklı 232/2 maddesine göre tüzel kişilerde yemin, tüzel kişiyi temsile yetkili kişi veya organ yahut kanuni mümessil tarafından eda ya da iade edilecektir. Somut olayda, yemini davalı şirketin yemin teklif edildiği tarihteki temsil yetkisine sahip yöneticileri tarafından eda edildiği, buna göre davacılar vekilinin bononun tanzim tarihinde davalı şirket yetkilileri tarafından yemin eda edilmediği için yeminin geçersiz olduğuna ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davaya konu bononun, ticari defter ve belgelerde kayıtlı olup olmamasının bononun geçerliliğini etkilemeyeceği, davacılar vekilinin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davacılar tarafından, icra takibine konu bononun, teminat bonosu olarak boş düzenlendiği, davalı tarafından taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu, bononun taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi uyarınca teminat olarak verildiği ve bononun bedelsiz kaldığının ispatlanamadığı, tüm bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince, ispat yükü doğru belirlenerek davanın reddine yönelik verilen karar dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olup davacılar vekilinin mahkemenin kabulüne yönelik aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/2985 Esas - 2023/5014 Karar sayılı kararı benzer mahiyettedir.)Sonuç itibariyle, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacılar tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacılar tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacılar üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 11/12/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.