T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/393 Esas
KARAR NO : 2025/2056 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI : 2017/1362 Esas- 2022/754 Karar
TARİH: 10/11/2022
DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 08/12/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2003 yılından bu yana Hollanda'da ... ... isimli firması ile kozmetik, sıvı sabun ve şampuan gibi kişisel temizlik ve bakım ürünlerinin ticaretini yaptığını, 2010 yılından bu yana ise, toptan ve perakende satış yaptığını, davalı ile müvekkili arasında 2015 yılından itibaren gelişen bir ticari ilişki olduğunu, taraflar arasında yaklaşık 1.000.000,00 USD'lık ticaret hacmi oluştuğunu, davalı tarafın 2016 yılı Ekim ayında müvekkiline Estonya'da iki tır malı olduğunu, malların son kullanma tarihlerinin çok yakın veya gelmiş olduğunu, bu nedenle mallarının satışını yapamadığını, malların ellerinde kaldığını, bu malları satışı gerçekleşene kadar müvekkilinin Hollanda'da deposunda muhafaza etmek istediğini, müvekkilinin satılmasında kendisine yardımcı olmasını, müşteri bulmasını, alıcı çıkacak olursa, müvekkilinin deposundan teslim edilmesini talep ettiğini, taraflar arasında bir müddet devam eden ticaret nedeniyle, müvekkilinin davalı tarafın kötü niyetli olacağını düşünemediğini ve teklifi kabul ettiğini, bu görüşme neticesinde davalı tarafın gönderdiği malları satın almaksızın depolamak ve müşteri bulduğunda satmak üzere kabul ettiğini, davalı tarafın müvekkiline malların gümrükten çekilebilmesi için 18/10/2016 tarihli ve 76.680,80 USD bedelli ve 19/10/2016 tarihli ve 60.952,80 USD bedelli faturaları tanzim ederek gönderdiğini, müvekkilinin faturaları gümrük işlemlerini yapabilmek için kabul ettiğini, mallara uzun süre alıcı çıkmadığını, 2017 yılı Nisan ayında 10.306,08 Euro bedelli bir teklif geldiğini, davalının söz konusu teklifi kabul ettiğini, tarafların müşteriye müvekkilinin fatura kesmesi, davalıya da fiyat farkı faturası kesmesi konusunda anlaştıklarını, müvekkili tarafından davalıya 88.359,52 USD bedelli fiyat farkı faturası kesilerek gönderildiğini, müvekkilinin davalıdan tüm şartları gösterir bir anlaşma metni göstermesini istediğini, davalının ise bunun yerine alacak borç durumunu gösterir bir exel tablosu gönderdiğini, bu tabloda davalının müvekkiline 30.818,43 USD borçlu olduğunu kabul ettiğini, müvekkilinin daha fazla alacağı olmasına rağmen bu miktarı kabul ettiğini, bu alacağın ödenmesinin davalıya mail yolu ile bildirildiğini, davalının ise verdiği cevapta alacağı kabul etmediğini, aksine müvekkilinin kendisine 57.541 USD borcunun bulunduğunu iddia ettiğini, davalının gönderdiği hesap dökümünün incelenmesi ile davalı tarafından müvekkilinin düzenlemiş olduğu iade faturasının kayıtlara işlenmediğinin anlaşıldığını, davalının kayıtlarında yer alan toplam 935.074,46 TL alacak içerisinde yer alan 91.444,26 USD'lik fatura konusu malın müvekkiline teslim edilmediğini, yine bu alacaktan 139.583,60 USD tutarlı iade faturalarının da düşülmesi gerektiğini, davalının kendi kayıtlarında müvekkilinden 788.308,60 USD tahsilat yaptığının görüldüğünü, yine davalının müvekkilinden 155.878,99 USD bedelli faturalarla mal almış göründüğünü, bu miktarın 30.841,63 USD'lik kısmının aslında müvekkiline depolamak için gönderilen ürünlere ilişkin olduğunu, müvekkilinin 125.037,36 USD fatura bedelinin peşin ödeneceği düşüncesi ile satış işlemi yaptığını, davalının ise sahte bir swift hazırlayarak müvekkiline gönderdiğini, müvekkilinin paranın geldiği düşüncesi ile malları davalıya gönderdiğini, davalının müvekkilini uzun süre oyaladığını, sonuç olarak müvekkilinin davalıdan 229.057,84 USD alacaklı olduğunu beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000 USD'nin en yüksek banka mevduat faizi ile davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dilekçesinde ... International isimli firmasının sahibi olduğunu, müvekkili şirket ile aralarındaki ticari ilişki nedeniyle müvekkili şirketten alacaklı olduğunu iddia ettiğini, müvekkili şirketin ticari ilişki içinde olduğu şirketin ... International olduğunu, dosyadaki faturalar bu şirkete ait olduğu gibi davacı tarafça yapılan ... Bank hesabının da ... International'a ait olduğunun görüldüğünü, huzurdaki davanın tarafı söz konusu şirket olup, davacının taraf sıfatı bulunmadığından davanın husumetten reddi gerektiğini, yabancı tüzel kişi olarak dava açması halinde HMK 114. maddede dava şartı olarak düzenlenen teminatı göstermek zorunda kalacağından davacının, taraf ehliyeti olmamasına rağmen huzurdaki davayı açtığını, davacı tarafın, müvekkili şirket kayıtlarına göre 57.541,09 USD borçlu olmasına rağmen müvekkili şirketten 229.057,84 USD alacaklı olduğunu beyanla alacağının 10.000 USD'lik kısmının tahsili için huzurdaki davayı açtığını, davacı tarafça dosyaya sunulan, davacı vekili tarafından yazılan 26.10.2017 tarihli elektronik postada, müvekkili şirketin borcunun 30.818,60 USD olduğu ifade edilmesine rağmen huzurdaki davada kötüniyetli olarak 2015 ve 2016 yıllarına ait toplam 16 adet 91.444,26 USD tutarındaki faturayı kabul etmediklerini ifade ederek alacak tutarının arttırıldığını, dava dilekçesinin bütününde yer alan iddiaların mesnetsiz ve birbiri ile çelişkili olduğunu beyanla davanın reddi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi'nin 10/11/2022 tarih 2017/1362 Esas- 2022/754 Karar sayılı kararında;"Dava, taraflar arasındaki mal satımına ilişkin temsil ilişkisinden kaynaklı alacak davasıdır.Davacı tarafça davalının mallarının Hollanda'da davacının deposunda tutulduğunun, bu mallara ilişkin taraflar arasında satış sözleşmesinin kurulmadığını, sadece malı gümrükten çekebilmek için davalının davacıya hitaben fatura düzenlediği, malların üçüncü bir şirkete satılması üzerine davalıya iade faturasının kesildiğini, ancak davalının iade faturasını defterine işlemediğini, bu nedenle davalıdan alacaklı olduğunu beyanla eldeki alacak davasının açıldığı anlaşılmıştır. Davalı tarafça eldeki uyuşmazlıkta davacının taraf sıfatı bulunmadığı, davacı ile aralarında geçtiği iddia edilen elektronik yazışmaları kabul etmedikleri, davacıya borçlarının bulunmadığı, aksine alacaklarının bulunduğu iddiasıyla davanın reddine karar verilmesi gerektiğini talep ettikleri anlaşılmıştır. Dosyaya sunulan mail yazışmalarından davalının Estonya'ya ihraç ettiği eşyaların müşterisi tarafından alınmamış olması nedeniyle davacının deposuna koyulduğu, ihracat için gerekli faturanın davacı adına kesildiği, daha sonra malların kullanım süresinin sonuna yaklaşılmış olması nedeniyle daha ucuz bir bedel üzerinden üçüncü bir kişiye ürünlerin satıldığı, davacı ve davalı arasında ürünlerin girişinin yapıldığı, 139.583,60 USD'den iade faturası kesilmesi kararlaştırılan ve ürünlerin satıldığı 11.084,00 USD'nin mahsup edilmesi hususunda tarafların anlaştıkları, yine yazışmalarda mahsuplar yapıldıktan sonra 20/04/2017 tarihi itibariyle davacının 30.818,43 USD alacağının bulunduğu hususunda tarafların mutabık olduğu anlaşılmıştır. Yargıtay 11. HD'nin 2019/5327 Esas-2021/5363 sayılı emsal niteliğinde kararında da mail yazışmalarının delil başlangıcı niteliğinde olduğunun belirtilmesi, tarafların dosyaya sunmuş oldukları defter ve icmalleri ile mail yazışmalarını birbirlerine doğruladığı, bu kapsamda taraflar arasındaki ilişkinin davalının Estonya'ya gönderdiği, ancak müşterisi tarafından teslim alınmayan ürünün davacı deposunda saklandığı, daha sonra ürünün daha düşük bir bedelle üçüncü kişiye satıldığı, davacının satışa aracılık yaptığı, ürünlerin gümrükten geçmesi nedeniyle davacı aleyhine davalı tarafından fatura kesildiği, ürünlerin satışından sonra davacının iade faturası kestiği, bu faturanın kabul edileceğinin davalı tarafça mail yazışmaları ile bildirildiği ve mail yazışmalarında davacı ile davalının davacının davalıdan 30.818,43 USD alacaklı olduğu yönünde mutabakat oluştuğu, bu nedenle davacının mutabakat gereği davalıdan 30.818,43 USD alacaklı olduğu, alacağın USD cinsinden olması nedeniyle alacağa 3095 sayılı kanunun 4/A maddesi uyarınca kamu bankalarının USD cinsinden mevduata uyguladığı en yüksek faiz oranının uygulanması gerektiği, alacağın 10.000,00 USD'si yönünden temerrütün dava tarihi itibariyle, 20.818,00 USD'si yönünden temerrütün ıslah tarihi olan 10/09/2020 tarihi itibariyle oluştuğu, alacağa bu tarihlerden itibaren faiz işletilmesi gerektiği sonuç ve vicdani kanaatine(Ay. m.138) varılarak davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir..."gerekçesi ile davanı kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Alınan üç ek, üç kök toplam altı adet bilirkişi raporunda da ticari defterler ve faturaların kaynağının belirlenemediğini ve alacağın tespit edilmediğine ilişkin görüş beyan edilmesine rağmen davanın kabulünün hukuksuz olduğunu, dahası ticari defterler incelenmeksizin salt kendileri tarafından kabul edilmeyen ekran görüntülerine dayalı verilen kararın hukuksuz olduğunu;Elektronik yazışma şeklinde davada sunulan kayıtları davanın başından itibaren itirazen kabul etmediklerini, bu kayıtları ellerindeki beyanlar ile teyit edemediklerini, dolayısıyla gerçek olmadığını, dolayısıyla ispata muhtaç olduğunu beyan ettiklerini, 16.02.2018 tarihli cevap dilekçelerinde, çıktı olarak dava tarafından sunulan ve elektronik yazışmalar olduğu iddia edilen kayıtların gerçek olmadığını ve bu kayıtları kabul etmediklerini vurguladıklarını, buna rağmen mahkemece işbu ekran kayıtlarına dayanılarak hüküm kurulmasının hakkaniyetsiz olduğunu;Dahası tüm bunlar yanında davacı tarafın ticari defterlerini sunamadığını, 24.11.2020 tarihli 7. celsede ticari defterlerin apostil şerhi ile Türkçe tercümeli şekilde sunulmasının istendiğini ve davacıya 3 aylık kesin süre verildiğini, örneklerin sunulmaması halinde dosyanın mevcut haliyle değerlendirileceği hususunun ihtarının yapıldığını, kesin süre geçmiş olmasına rağmen davacı tarafından ticari defterlerin sunulmadığını, dolayısıyla alacağın ispatlanamadığını;Davacının dava dilekçesinde 229.057,84-$ alacağı olduğunu beyan ettiğini, dava neticesinde talebini ise 30.818,60-$ beyan ettiğini, müvekkilinin, kendi ticari defterine göre ise 57.541,09-$ alacaklı olduğunu, işbu hususta çelişkinin giderilmesi için ticari defterlerin incelenmesi gerekli iken çelişkilerin giderilmediğini ve salt yazışmalar üzerinden karar kurulduğunu, bilirkişiler tarafından ticari defterler, ithalat ve ihracat beyannameleri, döviz işlemleri, resmi muhasebe kayıt ve defterlerinin defaten talep edildiğini, işbu hususta evraklar sunulmadığını, defaten alınan bilirkişi raporlarında ise alacağın tam olarak tespitinin yapılamadığının da belirtildiğini, görülen davada dosyaya 3 ek 3 kök bilirkişi raporu eklendiğini, en son alınan 17.06.2022 tarihli raporda da alacak tespit edilemediğini;Ayrıca mahkemece verilen sürenin geçmiş olmasına rağmen ticari defterlerin sunulmadığını, tüm bu ihtaratlara rağmen yükümlülüklerini yerine getirmeyen, ticari defterlerini ve yazılı belgelerini sunmayan diğer bir deyiş ile ispat külfetini yerine getirmeden davanın kabulüne karar verilmesinin hakkaniyetsiz ve mesnetsiz olduğunu, alacağın ispat edilemediğini, gerekçeli kararda yine taraflar arasında 30.818,43 USD mutabakat kurulduğunun belirtildiğini, böyle bir mutabakat olmadığını, mutabakat iddiasını asla kabul etmediklerini, şirketlerin arasındaki cari hesap ilişkilerinin ticari defterler üzerinden hesaplanarak teyit ve tespit edildiğini, davacı tarafından delil sunma ve ispat yükümlülüğü yerine getirilmeden davanın bu şekilde kabulünün hakkaniyetsiz ve mesnetsiz olduğunu beyanla İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/ 1362 E. 2022/ 754 K. ve 10.11.2022 tarihli ilamının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, bakiye açık hesap alacağının tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davacı tarafından sunulan ve davalı tarafça kabul edilmeyen mail içeriklerine göre karar verildiği, taraflar arasında herhangi bir mutabakat bulunmadığı, davacının verilen süre içerisinde ticari defter ve kayıtlarını incelemeye sunmadığı, Mahkemece alınan tüm bilirkişi raporlarında alacağın sunulan kayıtlardan teyit edilemediğinin tespit edildiği, buna rağmen davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğuna ilişkindir.Dosya kapsamında yapılan incelemede; davacı tarafın, dava dilekçesi ile taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle alacaklı olduğunu bildirerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 USD alacağın tahsilini talep ettiği, dava dilekçesi ekinde bir hesap ekstresi, çeşitli faturalar ve mail yazışmaları ile gümrük evraklarının bulunduğu, Mahkemece davacıya ait banka hesabının dökümünün dosya arasına getirtildiği, bundan sonra tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, her iki tarafça da ticari defterlerinin incelemeye sunulmadığı, Mahkemece alınan tüm bilirkişi raporlarının sunulan mail yazışmalarına göre düzenlendiği, davacı tarafın Hollanda'da kurulu şahıs şirketi olduğunu ve adı geçen ülkede ticari defter tutulmadığını beyan ettiği ve 19/02/2021 tarihli, mali müşavirinden almış olduğu konsolosluk onaylı yazıyı dosyaya ibraz ettiği, davalı tarafından aksi yönde, yani davacı tarafından ticari faaliyetlerini yürüttüğü ülkede ticari defter tutulmasının zorunlu olduğuna dair bir delil ise sunulmadığı, Mahkemece davalının, davacıya 20/04/2017 tarihinde gönderdiği mail içerisinde yer alan hesap dökümüne göre alacağın varlığının kabul edildiği, söz konusu hesap dökümünde yer alan alacak miktarı konusunda tarafların mutabık olduklarının aynı mail yazışmalarından anlaşıldığı, davacının mail adresi üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak yazışmaların doğruluğunun teyit edildiği, davalı tarafından kendi ticari defterleri sunulmayarak aksinin ispat edilmediği, bu itibarla Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 13.264,11 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 3.852,55 TL harcın mahsubu ile bakiye 9.411,56 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 08/12/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.