T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/482 Esas
KARAR NO : 2025/2117 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2017/101 Esas - 2022/870 Karar
TARİH: 22/09/2022
DAVA: İtirazın İptali (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 11/12/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin ... yetkilisi olarak dünyadaki tüm havayolu şirketlerinin kargo taşımasında yetkili acenteliğini yaptığını, bu çerçevede müvekkili ile davalı yan arasında yurtdışı hava kargo taşımacılığı konusunda ticari bir ilişki bulunduğunu ve davalının yurtdışı hava kargo taşımalarının müvekkili şirket tarafından gerçekleştirildiğini, yapılan taşımalara ilişkin davalı yandan 32.337,55 USD cari hesap alacaklarının oluştuğunu, ancak tüm taleplere rağmen işbu tutarın ödenmediğini beyan ederek, icra takibine yapılan itirazın iptaline ve takibin devamına, yargılama giderlerinin davalı yana bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı yanın icra takibinde talep ettiği yabancı para miktarı ile itirazın iptali davasındaki talep ettiği yabancı para miktarının farklı olduğunu, davacının itirazın iptali davasını açarken yeni kur üzerinden talepte bulunmasının hukuken mümkün olmadığını, davacı yan tarafından düzenlenen faturaların gerçeği yansıtmaması nedeniyle müvekkilinin keşide ettiği ihtarname ile işbu faturaları iade ettiğini, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 139.maddesi hükmü kapsamında davacının alacak talebine karşı takas ve mahsup def'inde bulunduklarını, davacının başlatmış olduğu davanın hukuki ve kanuni dayanağının bulunmadığını beyan ederek, davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yana bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 22/09/2022 tarih ve 2017/101 Esas - 2022/870 Karar sayılı kararında; " Dava, İİK'nun 67. Maddesi gereğince itirazın iptali talebine ilişkindir. Mahkememizce yapılan yargılama, dava ve cevap dilekçeleri, taraf vekillerinin mahkememiz huzurundaki beyanları, dosya arasına alınan Bakırköy 9. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyası ve tüm kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Mahkememizce hükme esas alınan 07/10/2021 tarihli bilirkişi raporunda; davacının (...)... akreditasyonuna sahip bir hava kargo acentası olduğu, davalının (AS) ticaretin başladığı dönemlerde ...-... olarak hizmet verdiği, bir süre sonra ... akreditasyonuna sahip olmaya hak kazandığı, yapılan taşımalara dair ödemelerin olması gerektiği şekilde ... üzerinden yapıldığı, ... raporlarında yapılmış olan tüm işlemlerin net olarak görüldüğü, ticari ilişkinin yazılı bir sözleşme ile imza altına alınmamış olduğu ve ikili ilişkilerle yürütüldüğü, ücretlerin belli bir süre boyunca, iki farklı rakam olmak üzere (5 USD ve 15 USD) piyasanın altında tahsil edildiği (ilgili dönem için adı geçen kullanılmış olan taşıyıcının ücreti konşimento başına 60 USD'dir.), bir süre sonra ücretlerin daha yüksek meblağda tahsil edilmek istendiği ve bu noktada anlaşmazlık ortaya çıklığı tespit edilmiştir.Dosya kapsamına göre; taraflar arasında belirli dönemlerde yapılan taşımalardan sadece 4 adet faturaya ait tularda uyuşmazlık olduğu, daha önce yapılan taşımalar için yansıtılan tahsilatlarda anlaşmazlık bulunmadığı, gerçekleştirilen taşımaların ilgili taşıyıcı havayolları tarafından sorunsuz bir şekilde yapıldığı, birden çok havayolu ile birden çok konşimento düzenlenerek farklı miktar ve tutarlarda taşımalar yapıldığı, ... acenlası olan davacının bu taşımalarda aracılık hizmeti sunduğu ve ücretini tahsil ettiği, ödemelerin ... üzerinden gerçekleştirildiği, ilgili ... raporlarının, faturaların, konşimentoların delil niteliğinde ibraz edildiği, bir süre sonra davalının da ... yetki belgesine sahip olması sonucu ticari ilişkinin sonlandırıldığı, davalının ... yetki belgesine sahip olduğu tarih sonrasında ise anlaşmazlığın ortaya çıktığı tespit edilmiştir.
Tüm bu hususular bir bütün olarak değerlendirildiğinde; taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmamaktadır. Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan 4 adet faturada uyuşmazlık konusu olmayan diğer faturalardan farklı olarak davacı tarafından navlun bedellerinden de komisyon talep edildiği tespit edilmiş olup, mahkememizce yapılan değerlendirmede taraflar arasında sözleşmenin olmaması, davalı tarafın mail ile itiraz etmesi ve taraflar arasında olağan navlun karı uygulamasının olmaması göz önüne alınarak davacı tarafın navlun bedellerinden komisyon talebinin reddine karar verilerek net maliyet tutarı olarak hesaplanan 23.751,31-USD üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Alacağın belirlenebilir ve likit olması sebebiyle şartları oluştuğundan davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmiştir.Bilirkişi ...ın davalı vekili tarafından reddinin talep edildiği, bilirkişinin çekilme talep ettiği, davalı vekilinin 21/09/2022 tarihli dilekçesi ile hakimin reddi talep ettiği anlaşılmıştır.Hakimin reddi HMK'nın 36. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, HMK 36.maddesi hakimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebebin bulunması halinde taraflardan birinin hakimi reddedebileceğini, hakimin de bizzat çekilebileceğini hükme bağlamıştır. HMK'nun 272. maddesi uyarınca hakimler hakkındaki yasaklılık ve ret sebepleriyle ilgili kurallar bilirkişiler bakımından da uygulanacaktır. Yine aynı maddede, davada iki taraftan birine öğüt vermiş ya da yol göstermiş olması, davada iki taraftan birine veya üçüncü kişiye kanunen gerekmediği halde görüşünü açıklamış olması, davada tanık veya bilirkişi olarak dinlenmiş veya hakim ya da hakem sıfatıyla hareket etmiş olması davanın dördüncü derece de dahil yan soy hısımlarına ait olması, dava esnasında iki taraftan birisi ile davası veya aralarında bir düşmanlık bulunması hallerinde hakimin reddi sebebinin varlığının kabul edileceği düzenlenmiştir.Yukarıda belirtilen red sebepleri sınırlı olmayıp, HMK 36.maddesinde belirtilmeyen ancak hakimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren başka sebeplerin de hakimin reddini gerektireceği açıktır.HMK 41.maddesi red sebebi ve bu sebebe ilişkin inandırıcı delil veya emare gösterilmemiş ise red talebinin, reddi istenen hakim tarafından geri çevrileceğini düzenlemiş olup, hakimin reddini talep eden tarafın red sebebine ilişkin mutlak bir ispat vasıtası olarak delil göstermesi zorunlu olmayıp, red sebebine ilişkin emareler de yeterlidir. Dosya kapsamına göre, somut olayda red sebebi olarak ileri sürülen bilirkişinin ve davalı şirket ortağının çocuğu ile ilgili sorunlarının olduğu iddiasının HMK'nın 36. Maddesinde öngörülen sebeplerden olmadığı, ayrıca bilirkişinin raporunu heyet halinde düzenlediği göz önüne alınarak davalı tarafın bilirkişinin reddi isteminin reddine, bilirkişi çekilme talebinin reddine, yine davalı tarafın hakimin reddi isteminin hakimin reddi sebeplerinden olmadığı kanaatine varılarak HMK 41/1-b-c madde uyarınca geri çevrilmesine karar verilmiştir."gerekçesi ile, '' 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile; Bakırköy 9. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasına yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin 23.751,31USD üzerinden yabancı para alacağının fiili ödeme günündeki TC ... Bankası USD döviz efektif kuru üzerinden TL karşılığının tahsili kaydı ile aynı koşullar ile kısmen devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine,2-23.751,31USD'nin %20'si oranındaki icra inkar tazminatının tahsil tarihindeki TC ... Bankası USD cinsinden döviz efektif kuru üzerinden TL karşılığının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin usule ve hukuka aykırı kararının gerekçesini, kısaca, taraflar arasında komisyon alacağı ile ilgili bir sözleşmenin olmaması ve taraflar arasında navlun karı uygulamasının olmaması sebeplerine dayandırdığını; mahkeme kararının gerekçesiz olduğunu, Çelişkileri giderir 07.10.2021 tarihinde uzman heyetten alınan rapor lehlerine olmasına rağmen, davalı tarafından, taraflarına rapor doğrultusunda komisyon bedeli, navlun karı ödenmesine karar verilmesi gerekirken, dosya tekemmül etmiş olmasına rağmen, Yerel Mahkeme tekrar, ortada bir sözleşme yok iken 27.01.2022 tarihli duruşma ara kararı ile heyete sözleşmeler alanında uzman bir bilirkişinin eklenmesine karar verdiğini, Taraflarınca Reddi Hakim talebinde bulunulması nedeniyle Yerel Mahkemece öncelikle tarafları aleyhine 2.000,00-TL disiplin para cezasına hükmedildiğini; bu karara itirazları nedeniyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37.Hukuk Dairesi 2022/1508E., 2022/1405K. sayılı kararı ile müvekkili aleyhine hükmedilen disiplin para cezasını kaldırdığını; akabinde heyete sözleşmeler alanında uzman bir bilirkişi daha eklenerek çelişkileri giderir uzman heyete dosya gönderildiğini, yani havacılık alanında uzman..., SMMM bilirkişisi ...ve Dr. Öğretim Üyesi Sözleşmeler alanında uzman...'e dosya gönderildiğini ve yeni bir 04.08.2022 tarihli çelişkileri giderir uzman raporu aldırıldığını, yerel mahkemece çelişkileri giderir iki rapor aldırmış olup, uzman heyetlerden alınan raporlarda navlun karı ve komisyon bedellerinin davalı tarafından müvekkili şirkete ödenmesi gerekirken ödenmediğinin kesin olarak tespit edildiğini, yine bu raporlarda müvekkili şirketin aynı dönemde diğer şirketlerden %27 oranında kar, komisyon bedeli aldığını tespit edildiğini, kısaca davalıdan talep edilen komisyon bedellerinin ve navlun karının makul olduğunun raporda tespit edildiğini, mahkeme hakiminin reddi hakim taleplerini şahsileştirerek aleyhlerine 2.000,00-TL para cezasına hükmettiğini, çelişkileri gidermek için gönderdiği ve lehlerine navlun karının, komisyon bedelinin ödenmesi gerekliliğini açıklar bilirkişi raporlarını görmezden geldiğini; en son 2 defa uzman heyete aldırdığı ve lehlerine olan raporlarını, navlun karına ilişkin sözleşme ve teamül olmadığı gerekçesi ile yok saydığını; ancak son raporda heyete bizzat yerel mahkemece sözleşmeler alanında uzman bilirkişi eklendiğini; o raporda taraflar arasında sözleşme olmasa bile lehlerine navlun karı ve komisyon bedelinin ödenmesi gerektiğinin uzman bilirkişilerce tespit edildiğini, mahkemenin uzman heyet raporları aldırarak davanın uzamasına sebebiyet vermiş olmasına rağmen raporlara itibar etmeyerek keyfi, gerekçesiz bir karar verdiğini, taşıma işlemi gerçekleştikten sonra müvekkili şirketin navlun karına hak kazandığının açık olarak ortada olduğunu, taraflar arasında navlun karı ve komisyon bedeli alınmayacağı konusunda yazılı bir sözleşme olmadığını; her taşıma ayrı bir hukuki ilişkiyi içinde barındırdığını; davalı tarafın basiretli bir tacir gibi davranarak müvekkilin yaptığı tam ve eksiksiz taşıma nedeniyle kendisine kar vermesi gerektiğini bildiğinin açık olduğunu, Yerel mahkemece lehlerine verilen vekalet ücretinin az olmasının da reddi hakim talebinde bulunmaları nedeniyle cezalandırıldıklarını gösterdiğini, mahkemenin karar tarihindeki kura göre dava değerini tespit edip vekalet ücreti takdir etmesi gerekirken, eksik vekalet ücretine hükmettiğini, Davalı tarafından, müvekkil şirketin peşin olarak davalının taşıttığı yüklere ilişkin, hava yolu şirketlerine ödediği taşıma bedeli, müvekkil şirketin yasal olarak her konişmento başına davalıdan almayı hak ettiği 60USD,(durumu kötü olduğundan, durumu iyi olduğu zaman ilerde alınmak koşuluyla önce 5USD konişmento bedeli, ardından 15USD konişmento bedeli alınmış, son 4 faturada hiç bir konişmento bedeli alınmamıştır), müvekkilin her taşıma bedeli olarak hak ettiği navlun karı, müvekkiline ödenmediği gibi, davalı tarafça icra takibinin tamamına haksız olarak itiraz edildiğini; ancak davaya cevap dilekçesinde davalının 22.039,48-USD'yi kabul ettiğini, İleri sürerek, arz edilen ve istinaf mahkemesince re’sen gözönünde bulundurulacak gerekçelerden ötürü, tehiri icra talepli olarak, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın tamamının kabulü ile itirazın iptaline, navlun karının, komisyonunun taraflarına ödenmesi, icra inkar tazminatı ve vekalet ücreti alacaklarının davanın tamamen kabulü üzerinden hesaplanacak değerler üzerinden kanunlara uygun tespit edilerek hüküm altına alınmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile istinaf harç ve giderlerinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı icra takibinde, 33.241,55 USD'nin takip tarihindeki Türk Lirası karşılığı olan 113.353,69-TL talep ettiğini ve 1 USD karşılığını 3.41 TL olarak belirttiğini, itirazın iptali davasını açarken ise 32.337,55 USD'nin dava tarihindeki Türk Lirası karşılığı olan 125.469,69 TL talep ettiğini ve 1 USD'nin karşılığını 3,88 TL olarak belirttiğini, davacının icra takibinde belirtmiş olduğu 113.353,69 TL alacak iddiasını huzurdaki itirazın iptali davasında 125.469,69 TL'ye yükseltmesinin hukuka aykırı olduğunu; itirazın iptali davasında takip toplam miktarı üzerinden harç yatırması gerekirken alacak talebinin yükseltilmesi hukuken mümkün olmadığından davacının alacak talebinin reddi gerektiğini, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 139.maddesi hükmü kapsamında davacının alacak talebine karşı takas ve mahsup defii'nde bulunduklarını beyan etmelerine rağmen yerel mahkemece takas mahsup defii taleplerinin reddedildiğini; yerel mahkemece takas mahsup defileri ile ilgili hiçbir hüküm kurulmadığını; müvekkili şirketin ... yetkisini alması ve artık kendi konşimentolarını düzenleyebilmesi nedeniyle davacı şirkete artık konşimento düzenlettirmeyince davacı şirketin düzenlediği konşimento başı müvekkili şirketten elde ettiği gelirden mahrum kalmış olduğundan müvekkili şirkete yapılması gereken iadeleri haksız ve kötüniyetli olarak yapmadığını, müvekkili şirketin muhasebe kayıtları ve defterlerinde yapılan inceleme neticesinde davacının taşıma işlerine aracılık ettiği ...Yolları A.Ş'den müvekkili şirket adına yaptığı işlemler ile ilgili iade edilecek navlun bedelleri olan 7.073,66 USD + 12.250,35 EURO 'nun müvekkil şirkete ödenmesi amacıyla davacı şirkete ihtarname çekildiğini, ihtarname ekinde 31.10.2016 tarih A seri ... sıra no'lu 12.250,35 EURO bedelli, 31.10.2016 tarih A seri ... sıra no'lu 7.073,66 USD bedelli iki adet faturanın da gönderildiğini; davacı tarafından bu faturalar taraflarına iade edilmiş olup bugüne kadar da herhangi bir ödeme yapılmadığını, bu alacaklar bakımından takas def'i ileri sürdüklerini, üçüncü bilirkişi kök raporunda iade alacaklarının müvekkili şirkete ait olduğunun açık bir şekilde tespit edildiğini, mahkemenin hükme esas alınan bilirkişi raporunda yer alan iade tutarlarının faturalardan düşüldüğüne ilişkin tespit ve değerlendirmenin ise bilimsel metodlara dayanmadığı gibi sadece cümleden ibaret kaldığını; bu konuda rapora itiraz edip yeni bir bilirkişi heyetinden rapor tanzim edilmesini talep etmişseler de bu taleplerine ilişkin yerel mahkemece hiçbir karar verilmeden ve gerekçeli kararda dahi değerlendirme yapılmadan hüküm kurulduğunu, Yerel mahkemece icra inkar tazminatına ilişkin itirazları değerlendirilmeden salt alacağın belirlenebilir ve likit olması sebebiyle şartların oluştuğu yönündeki maktu gerekçe ile inkar tazminatına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, alacağıun likit olmayıp yargılamayı gerektirdiğini, inkar tazminatı koşullarının oluşmadığını, Yerel mahkemece hükme esas alınan 07.10.2021 tarihli bilirkişi raporunda icra takibine konu yapılmayan ve ekinde yer almayan faturalara ilişkin olarak da 1.697,00 USD müvekkilinin ( 01-15 ağustos 2016) borçlu olarak gösterilerek hesaplama yapılmış olmasının usule ve hukuka aykırı olduğunu, bu konudaki itirazlarının giderilmediğini, İleri sürerek, tehiri icra taleplerinin kabulüne, istinaf başvurusunun kabulüne, yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak davanın tümden reddine veya istinaf incelemesi neticesinde tespit edilecek tüm noksanlıkların giderilip, denetime elverişli bir karar verilmesi için kararın kaldırılarak ilk derece mahkemesine gönderilmesine tüm yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalının ... acentesi olmadığı dönemde, ... acentesi olan davacı aracılığı ile gerçekleştirdiği taşımalar nedeniyle davacıya navlun bedeli, konişmento dönem bedeli ve navlun karından oluştuğu iddia olunan bakiye açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Davacı yan; davalı ile aralarındaki ticari ilişkinin, davalının müşterilerine ait taşımaları ... yetkili acentesi olan davacı aracılığı ile gerçekleştirdiğini, davacının davalıya konişmento dönem bedeli, navlun bedeli ve navlun karından oluşan faturaları gönderdiğini ve davalının da ödeme yaptığını, açık hesap şeklinde yürütülen bu ticari ilişki nedeniyle davalının 32.337,55-USD bakiye borcunun bulunduğunu, bu borcun ödenmesi amacıyla başlatılan takibe haksız itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve davalının inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı yan; taraflar arasındaki ticari ilişkinin davalının da ... yetkili acentesi olduğu döneme kadar devam ettiğini, taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığını, davacı aracılığı ile gerçekleştirilen taşımalarda davacının konişmento başına 15,00-USD komisyon aldığını, ticari ilişkinin en başından beri bu şekilde yürütüldüğünü, davacının davalı adına yaptığı taşımalar için konişmento komisyonu ve navlun bedelini müvekkiline davalıya fatura ettiğini ve bu tutarların davalı tarafından ödendiğini, ancak davacının, davalı da ... acentesi haline gelip doğrudan taşıma yapmaya başlaması akabinde fahiş bedeller içeren dört adet faturayı kestiğini, bu faturaların davalı defterlerine kaydedilmediklerini ve itiraza uğradıklarını, zira hem davalının tarafı olmadığı, davacının kendi müşterileri için yaptırdığı kimi taşımaların bu faturalara eklendiğini, hem de konişmento başına 15,00-USD komisyon dışında, daha önce taraflar arasında uygulaması olamayan ve toplam navlun bedelleri üzerinden hesaplandığı anlaşılan navlun karı adı altında bir kalemin de faturalara eklendiğini, öte yandan davacının davalı adına yaptığı taşımalarda THY tarafından uygulanan navlun indirimlerini de davalıya iade etmesi gerekirken, THY tarafından davacıya gönderilen indirim tutarlarının davalıya iade edilmediğini, bu iade tutarları yönünden takas-mahsup def'ileri bulunduğunu savunarak, alacağın likit olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece taraf delileri toplanarak, üç ayrı bilirkişi heyetinden kök ve ek raporlar alınmış ve son bilirkişi heyetinin kök raporu hükme esas alınıp istinafa konu karar verilmiştir.Taraflarca ileri sürülen istinaf sebepleri; aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmalar ile bilirkişi raporlarına itirazların tekrarı mahiyetinde olup, ayrıca davacı tarafından vekalet ücretinin ve inkar tazminatının karar tarihindeki kur esas alınmadığından eksik hesaplandığı ileri sürülmüş, davalı tarafından mahkemece takas def'ine konu alacakları bakımından olumlu olumsuz hiçbir değerlendirme yapılmadığı, gerekçeli kararda bu hususa hiç değinilmediği belirtilmiştir. Dava konusu takip dosyası kapsamından, davacının davalı aleyhine 33.241,55-USD alacağın 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsili amacıyla ilamsız takip başlattığı, harca esas değerin TL cinsinden de gösterildiği; eldeki davanın ise 32.337,55 USD yönünden itirazın iptali talebi ile açıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece alınan tüm heyet raporlarındaki mali tespitlerin ortak noktası; taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan faturaların davalı itirazına uğrayan; 28/09/2016 tarihli(16-30 Eylül 2016 dönemi ... Navlun bedeli 7.753,00-USD, konişmento dönem bedeli 2.185,00-USD olmak üzere) 9.938,00-USD bedelli; 28/09/2016 tarihli(01-15 Eylül 2016 dönemi ... Navlun bedeli 8.725,26-USD, konişmento dönem bedeli 2.175,00-USD olmak üzere) 10.900,26-USD; 28/09/2016 tarihli(16-31 Ağustos 2016 dönemi ... Navlun bedeli 28.777,71-USD, konişmento dönem bedeli 4.120,00-USD olmak üzere); 32.987,71-USD ve 09/11/2016 tarihli (01-15 Ekim 2016 dönemi ... Navlun bedeli 4.043,94-USD, konişmento dönem bedeli 800-USD olmak üzere) 4.843,94-USD bedelli dört adet fatura olduğu yönündedir. Davalı yan, bu dört faturadaki ... navlun bedellerinin yanlış hesaplandığını, zira davacının davalıya aracılık etmediği bizzat kendi müşterilerinin taşımalarına ilişkin bir kısım navlun bedelini de bu tutarlara eklediğini, öte yandan tarafalar arasında yıllardır konişmento başına 15,00-USD komisyon ödeneceği hususunda temaül bulunduğunu, faturalardaki konişmento dönem bedeli hesaplarının konişmento başına 15,00-USD'den fazla hesaplandığını, taraflar arasında navlun karı ödeneceğine dair bir anlaşma bulunmadığını savunmaktadır. Davalı yan ise; taraflar arasında konişmento başına 15,00-USD alınacağına dair anlaşma bulunduğunu, faturalardaki konişmento bedeli tutarlarının fazla kısmının ise navlun karı olduğunu, bu tutarın verilen hizmet karşılığı olduğunu ileri sürmektedir. Mahkemece hükme esas alınan son bilirkişi heyeti kök raporunda; tarafların iddia ve savunmaları ile önceki raporlara yapılan itirazların ayrıntılı olarak değerlendirildiği, davalının faturaların "... Navlun Bedeli" kısmında yer alan tutarlara yönelik itirazlarının, tüm navlunların davalı konişmentolarına ait olduğu, davacının kendi müşterilerinin taşımalarına ilişkin navlun ücretlerini davalıya fatura ettiğinin tespit edildiği, öte yandan taraflar arasındaki ticari ilişkide uyuşmazlık konusu faturalara ulaşılıncaya dek, konişmento başına 15,00-USD haricinde ayrıca "navlun karı" adı altında bir tutarın faturalara yansıtılmadığının da tespit edildiği, yine sektör bilirkişisi tarafından, navlun karlarının taşıma bedelinin üzerinden yüzde şeklinde olabileceği gibi, navlun ücretlerinin benzer tutarlar olması durumunda parça başı olarak da hesaplanabildiğinin, oluşan ücretlerin müşteriye göre farklılık gösterebildiğinin belirtildiği, bu durumda dosyadaki verilere göre; taraflar arasında son dört faturaya dek, davacının davalı adına düzenlediği ... acentesi sıfatıyla düzenlediği konişmentolar için konişmento başına 15,00-USD komisyon ödenmesi hususunda taraflar arasında zımni bir anlaşma bulunduğunun kabulünde isabetsizlik olmadığı, bu bedel haricinde "navlun karı" adı altında tahsilat yapılacağına dair taraflar arasında yazılı bir sözleşmeye yahut uzun süreli bir teamüle dayalı anlaşmanın varlığının ispat olunamadığı, davacının uyuşmazlık konusu dört faturada konişmento başına 15,00-USD üzerinden hesaplanan komisyon ayrıca bir hizmet bedeli talep edemeyeceği, aksi yöndeki davacı istinafının yerinde olmadığı; hükme esas alınan son bilirkişi heyeti kök raporunda faturaya dahil edilen navlun karı tutarlarının talep edilip edilmeyeceği hususunda takdirin mahkemeye bırakılarak, hesaplamanın ihtimalli olarak yapıldığı, yine raporda ... kayıtları faturalar ile karşılaştırılarak, davalının takas def'ine konu ettiği havayolu şirketi tarafından uygulanan navlun indirimlerinin ... sistemi tarafından zaten gerçekleştirildiği ve navlun bedellerinin ... tarafından indirimli olarak düzenlenen tutarlar üzerinden faturaya yansıtıldığının tespit edildiği, buna göre davalının takas def'ine konu bir alacağının bulunmadığı, buna göre mahkemece; gerekçesi açıklanarak kabul edilmeyen navlun karnın hesaba katılmadığı ihtimale ilişkin hesap esas alınmak suretiyle, davalının yaptığı ödemelerin mahsubu sonucu davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 23.751,31-USD alacaklı olduğunun kabul edilmesinin dosya kapsamı delillere uygun ve yerinde olduğu, mahkemece uyuşmazlık konusu olan navlun karı alacağı kabul edilmediğinden, hüküm altına alınan alacak tutarının da likit olması karşısında davalı aleyhine inkar tazminatına hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, dava değerinin dava tarihindeki kur esas alınarak belirlenmesinde ve vekalet ücretinin dava değeri üzerinden hesap edilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, inkar tazminatının takip tarihindeki kur üzerinden takip tutarı hesaplanarak hüküm altına alınması gerekirken, davacı lehine olacak şekilde 23.751,31-USD alacağın %20'sinin tahsil tarihindeki kur karşılığı TL değerinin davalıdan tahsiline karar verilmesi yerinde olmamış ise de, davalı yanın bu yönde istinafının bulunmaması karşısında, davacının inkar tazminatı ve vekalet ücreti hesabında karar tarihindeki kurun esas alınması gerektiğine yönelik istinaf sebebinin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle; İlk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, taraf vekillerinin istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 6.144,38-TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 1.536,09-TL harcın mahsubu ile bakiye 4.608,29-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 11/12/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.