T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/370 Esas
KARAR NO : 2025/1640 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 09/10/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin tıbbi medikal ürünlerinin satışı işi ile iştigal ettiğini, bu kapsamda davalı ile aralarında uzun yıllardır cerrahi ve medikal ürünlerin satışına ilişkin ticari münasebet bulunduğunu, aradaki ticari ilişkinin kapsamlı olması nedeniyle hem yapılan iş başına fatura kesilmekte olduğunu, hem de aradaki alacak-verecek hesabı tutulmak üzere bir cari hesap ilişkisi süregeldiğini, davalı şirketin müvekkilinden medikal ürün satın alarak zaman zaman toplu ödemeler yaptığını, tutulan cari hesap tablosu neticesinde davalı şirketin bakiye olarak kalan ödenmemiş 4.023,68 $ borcu için, uzun bir süre ödeme yapılması istendiğini, taleplerine olumlu bir dönüş yapılmaması üzerine de Bakırköy 17.İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile davalı taraf hakkında icra takibi başlatılarak borçlu şirkete ödeme emri gönderildiğini, borçlu şirketin icra dosyasına sunmuş olduğu itiraz dilekçesinde takibe konu olan borca, yapılan takibe ve tüm ferilerine itirazı üzerine takibin durduğunu, öncelikle talep doğrultusunda da ihtiyati haciz kararı verilmesine, borçlunun borca, faize, ve takibe tüm ferilerine yaptığı itirazın iptaline, ve takibin devamına, davalı aleyhine yüzde yirmiden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderlerinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına ve müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı taraf ile Müvekkili arasında uzun yıllar süre gelen bir ticari ilişki söz konusu olduğunu, müvekkili şirketin davacı şirketten satın almış olduğu ürünlerle ihalelere girdiğini, hizmetler verdiğini, fakat bu huzurdaki yargılamaya konu olan somut olayda davacı şirketin kötü niyetli ve hukuka aykırı şekilde müvekkil şirketi maddi ve manevi olarak zor durumda sokarak, müvekkili şirketin zararına sebebiyet verdiğini, ödeme dekontları incelendiğinde, ödemenin yapıldığının görüleceğini, müvekkili şirketin ticari defterleri incelendiğinde davacı şirkete hiç bir surette borcu olmadığının açık bir şekilde görüleceğini, müvekkili şirketin ticari defterlerinin ve cari hesaplarının incelenmesini talep ettiklerini, bu hususun dahi davacı şirketin haksız ve kötü niyetle icra takibi başlattığını gözler önüne sereceğini, öncelikle haksız davanın reddine, dava bedelinin %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 14/11/2022 tarih ve 2022/373 Esas - 2022/1034 Karar sayılı kararında; "Dava, ticari ilişkinden kaynaklandığı iddia edilen döviz kur farkı alacağının tahsili için girişilen icra takibine vaki itirazın İİK'nun 67.maddesi gereğince iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir. (...)
Dava dosyamızda ispat yükü alacaklı olduğunu iddia eden davacı üzerinde olup tarafların iddiaları doğrultusunda delilleri toplanarak taraf defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına dair ihtaratlı ara karar kurulmuş ve neticede taraf defterleri incelenmiştir.
Yapılan inceleme neticesinde taraf defterlerinin usulüne uygun tutulduğu anlaşılmış, davacı kayıtlarına göre alacağının 29.256,98.TL olduğu, davalı kayıtlarına göre ise takip tarihi itibariyle davacıya borcunun bulunmadığı tespit edilmiştir.
İncelenen ticari defterlerde davacı kayıtlarında her ne kadar 29.256,98.TL alacaklı olduğu görünse de bu kayda itibar edebilmek için ayrıca davalı defterlerinin de bu miktar ile uyumlu olması gerekmektedir. Fakat bu miktar davalı kayıtları ile örtüşmemektedir. Bu durumda davalı defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, kayıtlarında davacıya borcunun bulunmadığı, davacı ile ticari ilişkisini TL üzerinden takip ettiği, davacının davalı ile döviz ilişkisi olduğuna dair iddiasını yazılı delille ispatlaması gerektiği, konuya dair davacı tarafça mutabakat ya da yazılı delil sunulamadığı anlaşılmıştır.
Bu nedenle gelinen aşamada miktar yönünden davacının iddiasını yasal delillerle ispatlaması gerektiği, konuya ilişkin ispata yarar yeterli yasal delil dosyaya sunulamadığı anlaşılmış, dava hakkında ve takip yapmada davacının kötü niyeti ispatlanamadığından davalının kötü niyet tazminatı talebi hakkında aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir."gerekçesi ile,
'' 1-DAVANIN REDDİNE,
-Davalının şartları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemenin gerekçeli kararında davacı ...in döviz kurlarına ilişkin kayıtlarının doğruluğunun ifade edildiğini fakat davanın reddine karar verildiğini,
Davacı ... Şirketi tarafından dosyaya sunulan ve bilirkişi incelemesinde ... tarafından sunulan ticari defterlerin kayıtlarının usulüne uygun tuttulduğunun ifade edildiğini; mahkemenin gerekçeli kararında "davacı (...) tarafından yasal defterlere doğru ve usulüne uygun döviz kuru ile kaydetmesine mukabil, davalının (Trof) söz konusu ödemeleri, yasal defterlere kaydederken esas aldığı döviz kurunun ne olduğu konusunun izaha muhtaç olduğu," açıkça ifade edilmiş ise de yalnızca davalı kayıtları ile örtüşmediği için davanın reddine karar verilmesinin çelişkili ve yeterli bir gerekçe olmadığını,
Davalı defterlerinde taraflar arsındaki süregelen anlaşmalara aykırı olarak döviz kurlarını her seferinde farklı hesaplamak suretiyle döviz kurlarında oynama yaptığının sabit olduğunu; dosyada yapılan ödemelerin hangi tarihte hangi kura göre yapıldığı husus dahi irdelenmeden yalnızca davalı kayıtları ile örtüşmediği yönünde davanın reddine karar verilmesinin yetersiz bir gerekçe olduğunu,
Taraflara arasındaki ihtilaf konusu bu iken yalnızca davalı tarafın kayıtlarına itibar ederek hüküm kurulmasının hakkaniyetli olmadığını,
Dosyaya sunulan döviz cinsinden ödemelere ilişkin dekontların dikkate alınmadığını,Davalı taraf sipariş etmiş olduğu bu siparişlerin karşılığı olarak dava konusu bakiye hariç müvekkili şirkete USD cinsinden ödemeler yaptığını; yapılan bu ödemelere ilişkin dekontların cevap dilekçeleri ekinde olarak sunulduğunu; bu dekontlarda yapılan ödemelerin usd cinsinden yapılmış olduğu hususuna raporda da gerekçeli kararda da değinilmediğini; davalı tarafından aldığı ürünlerin doğrudan o zamanki döviz karşılığının ödenmiş olması taraflar arasındaki teamülün en açık göstergesi olduğunu; kur farkına dair uygulamanın taraflar arası ticari teamül haline geldiğini; kur farkının uygulanması için yalnızca yazılı bir sözleşme olması aranmayacağı Yargıtayın bir çok kararında belirtilmekte olduğunu; yazılı belge arandığı takdirde ise taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre Sipariş fiyat teklif formunda fiyatlar USD cinsinden olarak belirlenmiş olup bu evrakalar kaşeli ve imzalı olduğunu; bu evrakların protokol ve sözleşme hükmünde olduğu ve yazılı belge olduğu izahtan vareste olduğunu; davalı taraf sipariş etmiş olduğu bu siparişlerin karşılığı olarak şirkete USD cinsinden ödemeler yaptığını, Aynı zamanda dosyada dolar üzerinden yapılan fiyat teklifine dair mailler ve davalı tarafından 1 Ağustos 2019 daki yazışma başta olmak üzre siparişlerin dolar üzerinden verildiğini kanıtlar mail yazışması dosya içerisinde yer almakta olduğunu; söz konusu mail dosya kapsamında hiç yokmuş gibi hareket edilmiş değerlendirmeye dahi alınmadığını,
Yargılama süreci boyunca döviz ile ödeme yapıldığına dair hiç bir yazılı belge bulunmadığının ifade edildiğini,
Cevap dilekçelerinde ve bilirkişi raporuna itirazlarında defaten belirttiklerini, taraflar arasında imzalı teklif formu ve faturalar olduğunu; taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre Sipariş fiyat teklif formunda fiyatlar USD cinsinden olarak belirlendiğini; taraflar arasında ihtilafsız olan fiyat teklifi mektubu sözleşme niteliğinde olduğunu; davacı tarafından davalıya gönderilen teklif formları davalı tarafından kaşe ve imza yapılarak kabul edildiğini; hal böyle iken dosyada yazılı bir ispat vasıtası bulunmadığının gerçek dışı olduğunu; yine e-posta yazışmalarının bulunduğunun da sabit olduğunu,
İş bu hususta davalı tarafından imazalanan fiyat teklif formlarının şu şekilde olduğunu;06.12.2019 teklif tarihli DE00002862 teklif numaralı 42.511,50 USD; 06.12.2019 teklif tarihli DE00002863 teklif numaralı 12.636,00 USD; 24.12.2019 teklif tarihli DE00002975 teklif numaralı 42.962,40 USD; 02.01.2020 teklif tarihli DE00002976 teklif numaralı 100.926,00 USD; 02.01.2020 teklif tarihli DE00002977 teklif numaralı 101.250,00 USD; 11.02.2020 teklif tarihli DE00003452 teklif numaralı 43.977,60 USD; 11.02.2020 teklif tarihli DE00003449 teklif numaralı 102.816,00 USD; 26.02.2020 teklif tarihli DE00003587 teklif numaralı 167.183,99 USD; 27.02.2020 teklif tarihli DE00003638 teklif numaralı 331.776,00 USD; 05.06.2020 teklif tarihli DE00003029 teklif numaralı 78 .948,00 USDKur farkı alacağına ilişkin Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının aşağıda yer almakta olduğunu; "Dava kur farkı alacağının tahsili istemine ilişkindir. Kur farkı alacağının talep edilebilmesi için taraflar arasında akdedilen sözleşmede hüküm bulunması ya da faturaya konu malların döviz karşılığı satımının yapılmış olması gerekir. Kur farkında vade farkı istemleri gibi teamülün olup olmadığı önemli değildir. Kur farkı alacağı talep edilebileceği hallerde kur farkı alacağının ödeme tarihindeki kurun dikkate alınarak hesaplanması gerekmektedir" (Y19HD., 11.09.2018 tarih,.... Karar); "Dava kur farkı alacağından kaynaklanmaktadır. Kur farkına esas olan faturalar incelendiğinde, satılan malların döviz karşılığının gösterildiği ve bu nedenle ödeme tarihlerine göre kur farkı istenebileceği anlaşılmaktadır." Y19HD.e-2018-965-k-2019-5447-t-5-12-2019; "Dava, taşıma hizmet bedeli alacağına dayalı takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Somut olayda; davacı tarafından davalıya taşıma hizmeti verildiği, verilen hizmete istinaden dava ve takip konusu 28.09.2015 tarihli ve 2.525,00 USD bedelli, 16.11.2015 tarihli ve 1.000,00 Euro bedelli ile 25.01.2016 tarihli ve 1.180,00 TL tutarlı faturaların düzenlendiği, faturalar her iki taraf ticari defterlerinde de kayıtlı olup, hizmetin verildiğine ilişkin olarak da taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı, davacı tarafından 11.662-TL alacak üzerinden başlatılan takipte davalı tarafından 12.04.2016 tarihinde 5.618,84 TL asıl alacak ile ferileri toplamı 5.250,80 TL ödeme yapılarak bakiye alacak yönünden ödeme emrine itiraz edildiği, uyuşmazlığın yabancı para üzerinden düzenlenen faturalar nedeniyle oluşan kur farkından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Kur farkı talep edilebilmesi için, kur farkı uygulamasına dair bir yazılı bir sözleşme veya taraflar arasında bu yönde oluşmuş bir teamülün bulunması gerekmektedir. Eldeki davada taraflar arasında kur farkına ilişkin bir sözleşme bulunmamaktadır. Davacı tarafından düzenlenen yabancı para içerikli faturalar davalı tarafından da kabul edilerek ticari defterlerine kaydedilmiş, fatura karşılıkları ise fatura tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası olarak ödenmiş olup, dava konusu fark ise fatura tarihleri ile fiili ödeme tarihleri arasındaki kur farkından kaynaklanmaktadır. Davacının faturaları yabancı para cinsi üzerinden düzenlenmiş, davalı ödemeleri ise Türk Lirası üzerinden yapmış olmakla, yabancı para üzerinden kurulan temel ilişkide fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki farkın istenebilmesi için, bu konuda bir teamülün varlığı da aranmayacağından, fatura tarihi ile fiili ödeme tarihi arasındaki kur farkının istenebilmesi mümkündür. Bu nedenle davalı vekilinin bu yöndeki istinaf gerekçesi yerinde görülmemiştir"İstanbul BAM, 12. HD., E. 2021/892 K. 2021/963 T. 24.6.2021; "K ur farkı ile ilgili uyuşmazlığa gelince; teklif mektubunda kalıp bedelinin Euro, profil ve işçilik bedellerinin ise USD üzerinden kararlaştırıldığı ve ödeme şekli başlıklı bölümde ödemelerin ne şekilde yapılacağı açıkça belirtilmiştir. Buna göre borcun kararlaştırılan gündeki döviz kuru üzerinden ödenmiş olması halinde kur farkı istenemeyeceği kuşkusuzdur. Ne var ki, kararlaştırılan günde ödenmesi gereken döviz karşılığı borcun, Vergi Usul Kanunu gereğince zorunlu olarak TL üzerinden faturalandırılıp ödeme günü yerine daha sonraki bir günde ödenmesi halinde ise fiili ödeme günündeki kur ile sözleşme uyarınca ödenmesi gereken tarihteki kur arasındaki kur farkının istenebileceğinin kabulü gerekir. Bu hususlarda ilgili bilirkişi kurulu kök ve ek raporları yeterli araştırma ve incelemeyi içermediği gibi Yargıtay denetimine de elverişli bulunmamaktadır." Yargıtay Kararı - 19. HD., E. 2012/9853 K. 2013/14066 T. 18.9.2013Dosyadaki bilirkişi raporu yetersiz ve taleple bağlılık ilkesini aşan dava konusu dışında değerlendirmelerden ibaret olduğunu, davalı tarafın taraflar arasındaki ticari ilişkide USD ile ödeme yapıldığı ve anlaşmaların yabancı para cinsinden olduğuna dair bir itirazı bulunmamakta olduğunu; hal böyle iken bilirkişi raporunda kur farkı sözleşmesi olmadığından alacağın TL olması gerektiği yönündeki ısrarla hukuki görüş bildirdiğini; halbuki bilirkişinin görevi sadece hesaplama yapması ve defterlerde yer alan ödemelerin hangi kura ve neye istinaden ödendiğini bildirmesi gerektiğinden ibaret olduğunu, Bilirkişi tarafından davalı tarafından bir talep olmaksızın ve karşı dava açılmaksızın "davalının uğradığını iddia ettiği zarar dair sektörel bilgi ve belgelerin celbi halinde inceleneceği " yönünde beyanda bulunulması hatalıdır. 6100 sayılı HMK da açıkca hakimin tarafların talep ettiğinden azına karar verebileceği fakat talep edileni aşacak şekilde karar veremeyeceği kanunlarla düzenlediğini; bunun dışında temel ilkelerden olan taraflarca getirilme ilkesi gereğince de, öngörülen istisnaların haricinde tarafların yargılama sırasında ifade etmediği vakıaların kendiliğinden dikkate alınmasının da mümkün olmayacağını; hatta bu hususta "hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz" şeklinde ibaresi ile telkin edilmesinin dahi önüne geçildiğini, Bilirkişi kendisine verilen görev ve sorumluluğu aşarak hukuki değerlendirmelerde bulunduğunu; Bilirkişinin ödeme günündeki TCMB döviz satış kuru belirlenerek alacak bakiyesinin hesaplaması gerekirken sadece TL üzerinden hesaplama yapmasının hatalı olduğunu; bu kapsamda incelenen defter ve dolar bazlı cari hesaba dair raporunda bilgi ve görüşe yer vermesi gerektiğini; Usd cinsinden ödemelerin cari hesapta TL olarak tutulmasının vergisel zorunluluk olduğunu ifade ederek, ... sağlık tarafından yapılan ödemelerin ödeme tarihlerindeki kurlarına göre kaç Usd olduğunu Usd ödeme dekontlarının cari hesap ve defterlerinde ne şekilde kaydedildiğini incelemek yerine, sözleşme olmadığını ifade ederek mahkeme yerine kararı vermiş ve incelmeye gerek görmediğini, bilirkişi raporuna yapılan tüm itirazlarının mahkeme tarafından değerlendirilmediğini, dosyada yeni bir bilirkişi raporu alınmadığını,
İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve inceleme esnasında re'sen göz önünde tutulacak olan nedenlerle, kararın icrasının geri bırakılmasına, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne davalının %20'den az olmamak üzere inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; taraflar arasındaki açık hesaba dayalı yürütülen ticari satış ilişkisinden doğan bakiye açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Dava konusu takip dosyası kapsamından, davacının davalı aleyhine 4.023,68-USD asıl alacak, 1,54-USD işlemiş faiz olmak üzere 4.025,22-USD alacağın tahsili amacıyla, harca esas değer TL cinsinden de gösterilmek syretiyle ilamsız takip başlattığı, takibe süresinde vaki itiraz sonucu eldeki itirazın iptali davasının ikame edildiği anlaşılmıştır.
Mahkemece taraf delilleri toplanmış, icra dosyası celbedilmiş, açık hesaba konu faturalar, sipariş formları ve ödeme dekontları dosya arasına alınarak, tarafların ticaei defter ve belgeleri üzerinde mali bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılmış, taraf defterlerinin TL cinsinden tutuldukları, taraflar arasındaki teklif formlarının USD cinsinden olduğu, davalı ödemelerinin de USD cinsinden olduğu, ancak davacı tarafından faturaların TL cinsinden kaydedildikleri, davacının kendi defterlerine göre takip tarihi itibariyle davalıdan 29.256,98-TL alacaklı göründüğü, davalının kendi defterlerinde davalıya borçlu görünmediği, taraf defterleri arasındaki farkın davalının davacıya yaptığı USD cinsinden ödemelerin davacı ve davalı tarafından TL üzerinden tutulan defterlere farklı kurlar esas alınarak girilmesinden kaynaklandığı kanaatinin bildirildiği, alınan rapor akabinde mahkemenin tahkikatı bitirerek "İncelenen ticari defterlerde davacı kayıtlarında her ne kadar 29.256,98.TL alacaklı olduğu görünse de bu kayda itibar edebilmek için ayrıca davalı defterlerinin de bu miktar ile uyumlu olması gerekmektedir. Fakat bu miktar davalı kayıtları ile örtüşmemektedir. Bu durumda davalı defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, kayıtlarında davacıya borcunun bulunmadığı, davacı ile ticari ilişkisini TL üzerinden takip ettiği, davacının davalı ile döviz ilişkisi olduğuna dair iddiasını yazılı delille ispatlaması gerektiği, konuya dair davacı tarafça mutabakat ya da yazılı delil sunulamadığı anlaşılmıştır." gerekçesi ile davanın reddine karar verdiği anlaşılmıştır. TBK'nun 99/2 fıkrası uyarınca; ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç ödeme günündeki rayiç değer üzerinden ülke parası ile ödenebilir. Anılan madde uyarınca kur farkı alacağının talep edilebilmesi için; satış sözleşmesinde satış bedelinin yabancı para cinsinden kararlaştırılması veya faturaya konu malların yabancı para karşılığı satımının yapılmış olması yeterli olup, kur farkında vade farkından farklı olarak sözleşme veya teamül aranmaz. Dolayısıyla yabancı para borçlusu borcunu vade/fiili ödeme tarihindeki rayiç değer üzerinden TL olarak ödemiş ise ve fiili ödeme/vade tarihindeki kur borcun doğduğu tarihteki tarihindeki kurdan yüksek ise, yabancı para alacaklısı, TBK'nun 99/2 fıkrası uyarınca borcun doğumu tarihi ile fiili ödeme/vade tarihi arasındaki kur farkını talep edebilir. Kur farkı alacağının, döviz cinsinden alacaklarda borcun doğumu tarihi ile vade/fiiliödeme tarihi arasında değişen kur nedeniyle oluşan farka dayalı ve ancak TL cinsinden talep edilebilecek türden bir alacak olduğunun gözden kaçırılmaması gerekir. Somut olayda; mahkeme kabulünün aksine, he ne kadar davacı tarafından satış faturaları TL cinsinden düzenlenmiş ise de, taraflar arasındaki ilişkinin davacının davalıya gönderdiği USD cinsinden teklif formlarının davalı tarafından kabulü ile yürüdüğü, davalının da ödemelerinin tamamını 06/03/2020 tarihli 321.408,00-TL havale haricinde USD cinsinden yaptığı, ancak davacının siparişlere konu ürünleri tedarik edip davalıya teslim ettikçe TL cinsinden fatura düzenlediği, her iki tarafın USD cinsinden yapılan ödemeleri ödeme tarihlerindeki kura göre TL'ye çevirerek defterlerine öyle kaydettikleri, ayrıca davacı cari hesabında USD cinsinden siparişlerin ve USD cinsinden alınan ödemelerin de USD olarak kaydedilmiş olduğu ve takip tarihinde bu hesabın 4.029,68-USD davalı aleyhine borç bakiyesi verdiği tespit edilmiştir. Öncelikle davacının USD cinsinden aldığı ödemeler bakımından kur farkı talep hakkı yoktur. Her ne kadar bilirkişi raporunda davacı defterlerindeki TL cinsinden bakiyenin, davalının USD cinsinden yaptığı ödemelerin taraf defterlerine farklı kurlar üzerinden TL'ye çevrilerek kaydedilmelerinden kaynaklandığı belirtilmiş ise de, esasen bu farkın davalının TL cinsinden yaptığı tek ödeme olan 06/03/2020 tarihli 321.408,00-TL havalenin davacı tarafından ödeme tarihindeki kura göre USD'ye çevrilmesinden kaynaklandığı dairemizce tespit edilmiştir. İtirazın iptali davaları takibe sıkı sıkıya bağlı davalar olduklarından, usulüne uygun bir takip başlatılmış olması dava şartıdır. Yargıtay 11 HD'nin 26/05/2022 tarih, 2020/694 Esas ve 2022/4076 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, kur farkı alacağı döviz cinsinden alacaklarda borcun doğumu tarihi ile vade/fiiliödeme tarihi arasında değişen kur nedeniyle oluşan farka dayalı ve ancak TL cinsinden talep edilebilecek türden bir alacak olup yabancı para cinsinden talep edilmesi mümkün değildir. Davacı tarafından takibe konu edilen kur farkı alacağının USD cinsinden talep edildiği, TL olarak doğduğu iddia olunan borcun yabancı para olarak istenilmesi mümkün olmadığından davacı tarafından kur farkı istemi yönünden usulüne uygun şekilde başlatılmış bir takibin varlığından bahsedilemeyeceği, buna göre mahkemece davanın HMK'nun 114 ve 115. maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde esastan reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı anlaşılmış, kamu düzenine ilişkin bu husus dairemizce re'sen gözetilmiştir.
Sonuç itibariyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a4 ve 353/1-b2 maddeleri uyarınca kaldırılmasına dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak, davanın 6100 Sayılı HMK'nun 114/2 ve 115/2 fıkraları uyarınca usulden reddine, yasal koşulları oluşmayan davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun USULEN KABULÜ İLE,
Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/11/2022 tarih ve 2022/373 Esas 2022/1034 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a4 ve 353/1-b2 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle,
2-Davanın 6100 Sayılı HMK'nun 114/2 ve 115/2 fıkraları uyarınca özel dava şartı noksanlığından USULDEN REDDİNE,
3-Yasal koşulları oluşmayan davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:
4-Karar tarihinde yürürlükte olan Harçlar Kanununa göre ilk derece mahkemesi yönünden alınması gereken 615,40-TL harcın, davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 740,39-TL harçtan mahsubu ile bakiye 124,99-TL' nin talep halinde davacıya iadesine,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafından sarf edilen 4,00-TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
7-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T. Uyarınca hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-Arabuluculuk sonuç tutanağı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan tarifeye göre tahakkuk eden 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
9-Bakiye gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine,
İSTİNAF YÖNÜNDEN :
10-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının ise talep halinde davacıya iadesine,
11-Davacı tarafından sarf edilen 492,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 145,00-TL dosyanın istinafa gidiş dönüş gideri olmak üzere toplam: 637,00-TL' nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
12-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine,
13-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 09/10/2025 tarihinde HMK'nun 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.