T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/144 Esas
KARAR NO : 2025/1690 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2020/29 Esas- 2022/1083 Karar
TARİH: 06/12/2022
DAVA: İtirazın İptali (Taşıma Sözleşmesi Kaynaklı)
KARAR TARİHİ: 16/10/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı arasında kargo sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme gereği taşıyıcının taşıma taahhüdünde bulunduğunu, gönderenin ise taşıma ücretini vermeyi borçlandığını, bu sözleşme içerisinde mesafelere ulaştırma saatleri, davalı ve müvekkili şirketin yükümlülükleri, ücret tarifesi ve ödeme şekli, uyuşmazlık durumunda yetkili mahkeme hususlarının belirtildiğini, müvekkili şirket davalı ile aralarındaki kargo sözleşmesindeki taşıma taahhüdünü özen ve ivedilikle yerine getirmiş olup, yapılan taşıma işlemleri neticesinde faturalar kestiğini, buna karşılık davalının, müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilmiş olan taşıma hizmetine karşılık olarak ödenmesi gereken ücreti ödemediğini, bu fatura değerlerinin toplamının 26.737,46 TL olduğunu, müvekkili şirket bahse konu alacağın tahsili amacıyla davalı taraf ile defalarca iletişime geçmiş olsa da, bu borcu ödemekten kaçındıklarını, bunun neticesinde müvekkili şirket tarafından İstanbul 33. İcra Dairesi'nin ... Esas Numaralı dosyasıyla icra takibi başlatılmış olup davalı tarafından bu takibe kötü niyetli olarak itiraz edilmesi neticesinde takibin durduğunu, bu doğrultuda davalı tarafından haksız ve alacağı sürüncemede bırakmak amacıyla takibe yapılan itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmesi gerekmekte olduğunu, zira müvekkili şirket faturaya ilişkin edim borcunu yerine getirmesine rağmen davalı tarafın bedel ödeme borcunu tam ve eksiksiz olarak yerine getirmediğini, bunun üzerine arabuculuk süreci başladığını ancak tarafların anlaşılamadığını beyanla davalının İstanbul 33. İcra Dairesi'nin ... Esas Sayılı takibine yaptığı itirazının iptaline ve takibin devamına, kötü niyetli olarak takibe itiraz eden borçlunun %20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davalı yan üzerine tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; iş bu dava haksız ve mesnetten yoksun olup reddi gerektiğini, itirazın iptali davasının açılması için bir yıllık süre öngörülmüş olup herhangi bir hak kaybına sebebiyet vermemek adına hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, davacı şirket, itirazın iptali davası açılması için aranan asgari düzeydeki bir ispat şartını dahi yerine getirememiş olup, davanın bu nedenle usulden reddi gerekmekte olduğunu, davacının, dava dilekçesine dayanak teşkil eden delillerini ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmediğini, iddialarını sadece dava dilekçesi ekinde göstermiş olduğu belgelerle ispat etmek zorunda olup sonradan delil listesi sunmasına muvafakat etmediklerini, sözleşme bağlamında SMS hizmetine ilişkin taraflarca karşılıklı olarak yapılmış hiçbir anlaşma bulunmadığından müvekkili şirketin davacı şirkete herhangi bir borcunun bulunmadığını, bu nedenle huzurdaki davanın tümden reddi gerektiğini, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte iş bu davaya konu alacak nedeniyle icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini, müvekkili şirketin sözleşmeye istinaden hiçbir borcu bulunmamasına rağmen davacı şirketçe SMS bedeli altında fatura tahakkuk ettirilmesi açıkça kötü niyetli olup davacı şirketin aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini beyanla davanın reddine, davacı şirket aleyhine dava konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı şirkete tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi'nin 06/12/2022 tarih 2020/29 Esas- 2022/1083 Karar sayılı kararında;"Dava davalı tarafından, İstanbul 33. İcra Dairesi'nin ... takip sayılı dosyasına davalı tarafından yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. 2004 sayılı İİK 'nun 67. maddesinde takip talebine itiraz edilen alacaklının, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebileceği düzenlenmiştir.Davacı tarafından, davalı aleyhine İstanbul 33. İcra Dairesi'nin ... takip sayılı dosyası ile "26.198,98 TL tutarlı, faturalardan kaynaklanan alacak " açıklaması ile 26.128,98 TL asıl alacak ve 608,48 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 26.737,46 TL alacak için ilamsız icra takibine başlandığı, ödeme emrinin 27/05/2019 tarihinde davalı borçluya tebliğ edildiği borçlu vekili tarafından sunulan 28/05/2019 tarihli dilekçe ile takibe itiraz edildiği itirazın davacı alacaklıya tebliğ edilmeksizin 14/01/2020 tarihinde eldeki itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır.Taraflar arasında, davalıya ait kargoların davacı tarafından taşınmasına dair " Kargo Sözleşmesi" imzalandığı, davacı tarafından sözleşme kapsamında verildiği iddia edilen SMS hizmeti nedeni ile dava konusu faturanın düzenlendiği anlaşılmıştır.Taraflar arasında imzalanan ve dosya içerisinde bulunan kargo sözleşmesi incelendiğinde SMS hizmeti verileceğine ve bu nedenle ücret ödeneceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Davalı ticari defterlerinin incelenmesi neticesinde bilirkişi ... tarafından düzenlenen 13/05/2022 tarihli rapor ile dava konusu faturanın davalı tarafından iade süresinden sonra davacıya iade edildiği ve davalının defter ve kayıtlarında yer almadığının tespit edildiği anlaşılmıştır.4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 6. maddesi uyarınca kural olarak, aksi kanunca belirlenmedikçe iki taraftan her biri iddiasını ispata mecburdur. İspat yükünü düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 190. maddesi de “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” hükmünü içermektedir.Davacı, taraflar arasında SMS hizmeti verileceğine dair anlaşma bulunduğunu ve bu anlaşma kapsamında SMS hizmeti verildiğini ispat yükü altında olup, davacı üzerine düşen ispat yükünü yerine getirememiştir. Bu nedenle ispat olunamayan davanın reddine dair aşağıda ki şekilde hüküm kurulmuştur. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67/2.maddesi uyarınca itirazın iptali davasının kısmen veya tamamen reddi halinde, borçlu lehine hükmedilecek tazminat kötü niyet tazminatı olup, borçlu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için icra takibinin haksız olmasının yanında takip alacaklısının kötü niyetli olması gerekir. Alacaklı icra takibi başlatmakta kötü niyetli değilse aleyhine kötü niyet tazminatı hükmedilemez. Somut olayda, davacı yanın reddine karar verilen alacak istemi yönünden kötü niyetli olduğu dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Bu sebeple davalı yanın kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilerek uyuşmazlığın bütünü hakkında aşağıda ki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile ''Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Yerel Mahkeme tarafından verilen, davanın ispatlanmadığından bahisle reddi kararının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, gerçekleştirilecek istinaf incelemesi neticesinde Yerel Mahkemenin tesis etmiş olduğu haksız ve hukuka aykırı kararının ortadan kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini;Kararda delillerin tartışılmadığını, yerel mahkemece Anayasanın aradığı şekilde gerekçe oluşturulmadığını, nitekim, Anayasa'nın 141. maddesinin; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlendiğini, yargı kararlarının gerekçeli olarak yazılması hususunun Anayasal bir zorunluluk olduğunu, gerekçenin, kararının denetiminin yapılabilmesi ve tarafların kararın doğruluğu veya yanlışlığı konusunda fikir sahibi olmasını sağlayarak kanun yollarına başvurma konusundaki tutumlarının belirlenebilmesi açısından önemli bir işlev gördüğünü, bu Anayasal ve yasal zorunluluklara rağmen, Yerel Mahkemece verilen kararda HMK'nın 297. maddesine aykırı davranılarak kararın gerekçesiz olarak yazılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu;İşbu davada bilirkişi raporu ile; açık ve net bir şekilde, dava konusu faturanın yasal süre içerisinde davalı tarafından iade edilmediğinin sabit olduğunu, ancak Yerel mahkemece rapora aykırı bir şekilde hukuki değerlendirme yapıldığını, hal böyleyken müvekkili şirketin davalı taraftan alacaklı olduğunun bilirkişi raporu ile aşikar olduğunu, bu kapsamda davalı/borçlu aleyhine başlatılan takibe haksız olarak itiraz edildiğini, bu bağlamda mahkemece, davalı/borçlu tarafça yasal takibe haksız olarak itiraz edilmesi nedeniyle ilgili itirazın iptali ve davalı/borçlu aleyhine %20'den az olmamak üzere icra-inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi gerekmekte iken aksi yönde karar verilmesinin hatalı olduğunu beyanla Yerel Mahkemenin haksız ve hukuka aykırı kısmen kabul kararının ortadan kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, faturaya dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir.Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; Mahkemece verilen kararın gerekçesiz olduğu, kararda delillerin tartışılmadığı, bilirkişi raporu ile, davacı tarafından faturanın süresinden sonra iade edildiği ve bu nedenle davacının alacaklı olduğu tespit edilmiş olmasına rağmen Mahkemece aksi şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir. Tek başına fatura düzenlenmesi alacağın ispatı için yeterli değildir. Fatura içeriği malın teslim edildiğinin/hizmetin verildiğinin, düzenleyen tarafça ispat edilmesi gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesi uyarınca ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması ile diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması, diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi (Ek cümle: 22/7/2020-7251/23 md.) veya defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.Somut olayda; taraflar arasında akdedilen kargo sözleşmesi ile davacının, davalıya ait kargoları taşıyarak gönderilenlere teslim etmeyi, davalının da taşıma bedeli ödemeyi üstlendiği, ticari ilişkinin bu şekilde devam ettiği, davacı tarafından takip ve dava konusu edilen iki adet faturanın "SMS bedeli" açıklaması ile düzenlendiği, taraflar arasındaki sözleşmede, söz konusu hizmetin verileceği ve karşılığında ödeme yapılacağına dair bir düzenleme olmadığı, sözleşmede hüküm bulunması halinde dahi, tek başına fatura düzenlenmesinin alacağı ispat etmeyeceği, davacının söz konusu hizmeti verdiğini ve bu hizmetin kendisine ek bir maliyet yüklediğini ispat etmesi gerektiği, bu hususta dosyaya herhangi bir delil ibraz edilmediği, davacı tarafından düzenlenen faturalar, e fatura ise de, davalıya hangi tarihte gönderildiğinin dosya kapsamından anlaşılamadığı ve davalının ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda, davalının söz konusu faturaları ticari defterlerine kaydetmediğinin tespit edildiği, daha açık bir anlatımla davalı tarafından faturaların ticari defterlerine kaydedilmesinden ve süresinden sonra iade işlemi yapılmadığı, bu hali ile davalının söz konusu fatura içeriklerini kabul ettiğinden bahsedilemeyeceği, bilirkişi raporlarında yer alan, davalının faturaları süresinden sonra iade ettiğine dair tespitin dayanaksız olduğu, kaldı ki talimat yolu ile alınan bilirkişi raporunda, faturaların davalının ticari defter kayıtlarında yer almadığına dair tespite karşı davacı tarafça süresi içerisinde herhangi bir itirazın ve faturanın süresinde iade edilmediğine dair bir delilin sunulmadığı, bu itibarla Mahkemece ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı gibi kararın gerekçesi açıklanmış olduğundan, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin haksız olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 16/10/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.