T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2023/17 Esas
KARAR NO:2025/1204 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2022/68 Esas- 2022/828 Karar
TARİH:11/10/2022
DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:10/07/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı ... Şirketi satış sözleşmesi imzalandığını, söz konusu sözleşme ile müvekkili şirketin davalı şirkete likit yangın söndürücü ve soğutucu ürünleri sattığını, müvekkili şirketin sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davalı tarafın ise müvekkili şirkete takip tutarı kadar borçlu olduğunu, davalıların müvekkiline borçlu olduklarını ikrar ettiklerini, davalılar aleyhine icra takibi başlattıklarını ancak davalıların başlatılan icra takibine itiraz ettiklerini, bunun üzerine zorunlu arabuluculuğu başvurulduğunu, yapılan görüşmelerde anlaşmaya sağlanamadığını, açıklanan tüm bu nedenlerle her türlü yasal yola başvurma hakkı saklı kalmak kaydı ile, davalıların icra takibine yaptığı itirazının iptaline, takibin ... sayılı dosyası üzerinden devamına, takip konusu alacağın % 20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dosyada öncelikle yetkisizlik kararı verilmesini ve davalı ... yönünden de görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, söz konusu sözleşmede müvekkili şirket tarafından satın alınan yangın tüpleri ile ilgili müvekkiline fatura düzenlenmediğini ve ürünlerin davacı tarafından müvekkili şirkete teslim edilmediğini, davacının alacağının zaman aşımına uğradığını, usule yönelik itirazlarının da bulunduğunu, davacının iddia ettiği alacağı likit bir alacak olmadığını, yargılamayı gerektirdiğini, bu nedenle müvekkilleri aleyhine icra inkar tazminatına yönelik taleplerinin haksız olup reddi gerekmekte olduğunu, açıklanan tüm bu nedenlerle öncelikle dava konusu alacak zamanaşımına uğradığından davanın usulden reddine, yetkisizlik itirazlarının kabulü ile davanın yetki yönünden usulden reddine ve dosyanın yetkili İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri'ne gönderilmesini, müvekkili ... yönünden görevsizlik kararı verilerek dosyanın tefrik edilmesi ile görevli Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesini, usule yönelik itirazlarının yerinde görülmemesi halinde haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın esastan reddine, davacı tarafın alacağı likid bir alacak olmadığından icra inkar tazminatı taleplerinin reddine, %20'den az olmamak üzere davacının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 11/10/2022 tarih ve 2022/68 Esas- 2022/828 Karar sayılı kararında;"Dava, davalılar tarafından Bakırköy 16.İcra Dairesi'nin ... takip sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. ...Taraflar arasında ki uyuşmazlığın temelini davacı ile davalı şirket arasında imzalanan 30/10/2014 tarihli satış sözleşmesi oluşturmaktadır. Bu sözleşme ile davacı ile davalı şirket arasında 3500 adet 1 kg ve 500 adet 5 kg olmak üzere 4000 adet yangın söndürücü ve soğutucunun 175.000 TL bedel ile satışı konusunda anlaşmaya varıldığı, bedelin 28/11/2014 vadeli 115.000 TL bedelli ve 31/05/2015 vadeli 55.000 TL bedelli bonolar ile ödenmesinin kararlaştırıldığı görülmüş, daha sonra davalı ... ile davacı şirket yetkilisi ... arasında davacı şirketin alacaklarının 05/03/2021 tarihinde 150.000 TL nakit ödenmesi konusunda 20/02/2021 tarihli protokolün imzalandığı anlaşılmıştır.Davacı tarafından, davalı ...nın lehtarı olup davalı şirkete ciroladığı davalı şirketinde davacı yana ciro ettiği 28/11/2014 tarihli 115.000 TL bedelli bonodan dolayı 07/06/2021 tarihinde elde ki ilamsız takibe başlandığı görülmüş, davalı vekili tarafından ödeme emrine itiraz dilekçesi ile ve cevap dilekçesi ile zamanaşımı defi ileri sürülmüştür. Bu hali ile takip tarihi itibariyle bononun zaman aşımına uğradığı sabit olup, takip konusu bono bu hali ile davacı yönünden yazılı delil başlangıcı niteliğindedir. Davacı dava dilekçesi ile arada ki temel ilişkiye dayanmıştır.
Takip konusu bono davalı şirket tarafından davacı yana ciro edilmiştir, bu durumda temel ilişki davacı ile davalı şirket arasında olup, davalı ...'ya temel ilişki nedeni ile başvuru yapılamayacaktır. Davacı ancak ...'ya TTK'nun 732. maddesi gereği sebepsiz zenginleşme hükümlerine istinaden başvuru yapabilir. Dava dilekçesinde bu yönde bir talep olmadığı gibi, buna dayalı olarak davalı ...'ya karşı takip veya dava yoluna gidilmesi için ön görülen 1 yıllık zamanaşımı süresi elde ki takip tarihi itibariyle dolmuş davalı vekili de süresinde zamanaşımı defini ileri sürmüştür. Her ne kadar dava dilekçesi ekine davacı şirket yetkilisi ile davalı ... arasında yapılın protokol eklenmiş ise de, davacı tarafından icra takibinde bu protokole dayanılmadığı ve itirazın iptali davasının takibe sıkı sıkıya bağlı bir dava olduğu dikkate alınarak anılan protokol takip konusu alacak yönünden değerlendirmeye alınmamış ve davalı ...'ya yönelik davanın kendisine temel ilişkiye dayalı olarak başvuru yapılamayacak olması nedeni ile reddine karar verilmiştir.Davacı ile davalı şirket arasında satış sözleşmesinin varlığı yukarıda anıldığı üzere sabit olup, davacının elinde bu sözleşmeye dayalı olarak düzenlenen yazılı delil başlangıcı niteliğinde bono bulunmaktadır. Bu durumda davacı satış sözleşmesine konu ürünleri davalıya teslim ettiğini davalı ise bedelini ödediğini ispat yükü altındadır. Davalı şirket yetkilisi ..., dava dilekçesi ekinde sunulan Bakırköy 50. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/327 esas sayılı dosyasının 29/09/2015 tarihli duruşmasında bonoyu yangın topları aldığım...ltd.şti 'ye ciroladım şeklinde beyanda bulunarak ürünleri teslim aldığını ikrar etmiştir. Bu durumda davalı bedeli ödediğini ispat yükü altında olup, buna dair yazılı bir delil sunmamıştır. Ayrıca 6100 sayılı HMK'nun ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. Maddesinin 3. fıkrasında " İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.)..." düzenlemesine yer verilmiş, davalı yan mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesine defter tutmakla yükümlü olmasına rağmen ticari defterlerini ibraz etmemiş, ibrazdan kaçınmıştır.
Mahkememizce aldırılan 14/09/2022 UYAP tarihli rapor ile de davacı yanın 31/12/2014 tarihi itibariyle davalı şirketten 219.185,00 TL alacaklı olduğu ve dava konusu bononun defterlerindi kayıtlı olduğu tespit edilmiştir. Yapılan tüm açıklamalarla davacının takip ve dava konusu alacağı sabit olup, davalı alacağı ödediğini ispat edememiştir.Bu nedenle davalı şirket tarafından asıl alacağa yönelik itirazın iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, davalının takip öncesinde temerrüde düşürüldüğü ispat edilemediğinden takip öncesi dönem için işlemiş faiz isteminin reddine karar verilmiştir.Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 09/10/2019 tarihli 2019/4054 esas ve 2019/7699 karar sayılı kararında belirtildiği üzere; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması, borçlunun itirazında haksız olması yasal koşullardandır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Davacının talebinin likit olduğu anlaşıldığından davacının icra inkar tazminatı isteminin itirazın iptaline karar verilin miktar üzerinden kabulüne karar verilmiştir. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67/2.maddesi uyarınca itirazın iptali davasının kısmen veya tamamen reddi halinde, borçlu lehine hükmedilecek tazminat kötü niyet tazminatı olup, borçlu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için icra takibinin haksız olmasının yanında takip alacaklısının kötü niyetli olması gerekir. Alacaklı icra takibi başlatmakta kötü niyetli değilse aleyhine kötü niyet tazminatı hükmedilemez. Somut olayda, davacı yanın reddine karar verilen alacak istemi yönünden kötü niyetli olduğu dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Bu sebeple davalı yanın kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilerek uyuşmazlığın bütünü hakkında aşağıda ki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile,''1-Davalı...' ya yönelik davanın REDDİNE, 2-Davalı ... Şti. ' ye yönelik davanın KISMEN KABULÜ ile, anılan davalı tarafından Bakırköy 16. İcra Dairesinin ... takip sayılı dosyasına yapılan itirazın 115.000,00 TL asıl alacak yönünden iptali ile TAKİBİN BU MİKTAR ÜZERİNDEN DEVAMINA, FAZLAYA İLİŞKİN İSTEMİN REDDİNE,3-İtirazın iptaline karar verilen alacağın %20 ' si oranında hesaplanan 23.000,00 TL icra inkar tazminatının davalı ... Şti.' den alınarak davacıya ödenmesine,
4-Davalının kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/68 E. 2022/828 K. 11.10.2022 tarihli karar ile davalı şirket yönünden kısmen ret; davalı ... yönünden ret, kararı vermesi hukuka aykırı olup istinaf incelemesi sonucu kaldırılarak davanın her iki davalı yönünden tümden kabulüne karar verilmesi gerektiğini;Dava konusu takip, kambiyo takibi olmayıp ilamsız takip olarak başlatıldığını, Yerel mahkemece, takibe dayanak 17/07/2014 düzenleme ve 28.11.2014 vade tarihli 115.000,00 TL tarihli senet yazılı delil başlangıcı olarak kabul edildiğini, nitekim; yapılan yargılamada bonoya konu alacak ispat edildiğini, bu durumda bonodaki 28.11.2014 vade tarihi, sözleşmeden kaynaklı borcun muacceliyet tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini, kaldı ki; kabul anlamına gelmemekle birlikte, bonodaki vade sözleşmenin ifası için belirli vade olarak değerlendirilmese dahi, davalı şirket yetkilisi diğer davalı ... Bakırköy 50. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/327 E. Sayılı dosyasının 29.09.2015 tarihli celsesinde verdiği savunmasında 17/07/2014 düzenleme ve 28.11.2014 vade tarihli 115.000,00 TL senedin davacı şirkete ödenmediğini ve aynı celse dinlenen davacı şirket yetkilisinin ödeme beklediğini bildiğinden, 29.09.2015 tarihli celse tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerektiğini, Diğer davalı ...'nın da takip konusu borçtan sorumlu olduğunu, davacı şirket ile davalı şirket arasında 30/10/2014 tarihli Satış Sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşme kapsamında davac şirket sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini, ancak davalı tarafça senet bedelinin ödenmediğini, davacı şirket yetkilisi ... ile davalı ... arasında 20.02.2021 tarihli protokol imzalandığını, bu protokolde davalı ... bahse konu Satış Sözleşmesi ve senetten kaynaklı 150.000,00 TL borçlu olduğunu kabul ettiğini ve borçlu olduğunu kabul ettiği 150.000,00 TL'yi 05.03.2021 tarihinde davacıya peşin ödeyeceğini taahhüt ettiğini ancak yine ödemenin gerçekleşmemiş olduğunu,Yerel mahkemece yapılan yargılamada, dava konusu senet yazılı delil başlangıcı kabul edilip işbu senedin taraflar arasındaki 30/10/2014 tarihli Satış Sözleşmesi kapsamında davacı şirkete cirolandığı dosya kapsamında tespit edilmişken ve davalı ... ile imzalanan 20.02.2021 tarihli protokolün, davacı şirket ile davalı şirket arasındaki 30/10/2014 tarihli Satış Sözleşmesi kapsamında verilen 115.000,00-TL bedelli senedin ödenmemesi nedeniyle imzalandığının açıkça anlaşılmakta iken davalı ...'nın dava konusu borçtan sorumlu olmadığının kabul edilemez olduğunu, zira, 20.02.2021 tarihli protokol ile davalı ...'nın, borçtan şahsen de sorumlu olduğunu kabul ettiğini,İşbu nedenlerle; davanın kabulü ile takibin her iki borçlu yönünden de devamına karar verilmesi gerektiğini, istinaf başvurusunun kabulü ile İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/68 E. 2022/828 K. 11.10.2022 tarihli, davalı ... yönünden ret, davalı şirket yönünden kısmen ret kararının istinaf incelemesi sonucu kaldırılarak davanın her iki davalı yönünden tümden kabulüne karar verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle;
Davacının alacağının zamanaşımına uğradığını, davanın reddi gerektiğini, yerel mahkemece zamanaşımı itirazları dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu,Davaya ve ilgili icra takibine dayanak olarak gösterilen çekin keşide tarihinin 17/07/2014 olduğunu, buna göre ibraz edilmeyen kambiyo senetlerine ilişkin TTK hükümlerine göre belirlenen zamanaşımı sürelerinin dolduğunu, süresinde ibraz edilmeyen kambiyo senetleri için ancak sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak işlem yapılmasının mümkün olduğunu, dolayısıyla davacının davalı şirket aleyhine ancak sebepsiz zenginleşme hükümlerince dava ve taleplerini ileri sürebileceğini, ancak huzurdaki davanın sebepsiz zenginleşmeye ilişkin olmadığını, kaldı ki sebepsiz zenginleşme davası için yasanın aradığı zamanaşımı süresinin de geçtiğini, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, ancak zamanaşımına yönelik bu iddiaların yerel mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, ilgili kararın bu yönüyle eksik ve hatalı olup bozmayı gerektirdiğini, Davalı şirket ile davacı arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı davalı şirketin davacı şirkete borcu bulunmadığını, davacının alacaklı olduğu ve davalının borçlu olduğu ispatlanmadan hüküm kurulduğunu, taraf şirketleri arasında akdedilen tarihli satış sözleşmesine konu ürünlerin davacı tarafından davalıya teslim edilmediğini ve teslimin davacı tarafından ispat edilmediğini, ayrıca davalı şirket ile davacı arasındaki ticari ilişki bununla sınırlı kalmadığını tarafların karşılıklı olarak birbiri ile alım satım hususunda bir çok kere iş yaptıklarını, hatta bu karşılıklı ticari ilişkilerinin haricinde başka şirketlerle yaptıkları ticari ilişkilerinden olan borçlarının ödenmesi kaydıyla karşılı alacakları yönünden birbiriyleriyle bir çok kez de mahsuplaştıklarını, söz konusu husus yazılı delil ile ispatlanabileceği gibi tanık beyanları ile de ispatlanabilir nitelikte olduğunu,Dolayısıyla taraflar arasında ticari bir ilişkinin mevcut olmadığı yönünde davalı şirketin bir itirazı bulunmadığını, ancak söz konusu ticari ilişkiden kaynaklı davalı şirketin davacı şirkete borcu bulunmadığını,Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu davada hüküm kurulmaya yeterli bir rapor olmadığını, bu kapsamda bilirkişi raporun yönelik yaptıkları itirazların mahkemece dikkate alınmadan hatalı hüküm kurulduğunu, Bilirkişi raporunda söz konusu satışa ilişkin miktarın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu ile davacı tarafından 31/12/2014 tarihinde ... nolu bir açık irsaliyeli faturanın da mevcut olduğu ve bedelin 219.185,00 TL olduğuna yönelik bir tespit yapılmışsa da bilirkişinin neye dayanarak ilgili faturanın söz konusu satışa ilişkin düzenlendiğini kabul etmiş olduğunun anlaşılamadığını, zira ilgili satışa ilişkin ticari defterde görünen kayıt ile düzenlenen fatura miktarının taraflar arasında sözleşmede belirlenen miktarın çok üzerinde olduğunu, yine bilirkişinin raporunda tespit ettiği üzere söz konusu malların ve faturanın davalıya teslim edildiğinin açık olmadığını, faturada içeriğinde teslime ilişkin bir isim veya bir müvekkil şirketi temsil eden bir kaşe bulunmadığını, bunun dışında dosyada teslime ilişkin başkaca bir delil de bulunmadığını, ayrıca söz konusu satışa ilişkin olduğu iddiası ile incelenmiş faturanın bu yöndeki itirazları öncesinde delil sunma aşamasında dosyaya delil niteliğinde dahi sunulmadığını, söz konusu faturanın daha sonradan delil oluşturmak amacıyla düzenlenip düzenlenmediğinin dahi belirsiz olduğunu, dolayısıyla delillerin toplanması aşamasında sunulmayan ve neye ilişkin düzenlendiği belirsiz, sözleşmeyle tutarsız faturanın bu aşamada dosyada delil niteliğinde yer almasına muvafakatleri de bulunmadığını, Ancak aksinin kabulü halinde dahi davacının sözleşmeden doğan alacağının ispatı noktasında yalnızca ticari defterlerin veya irsaliye faturasının varlığı alacağın ispat için yeterli olmadığını, Nitekim Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/7747 Esas., 2018/126 Karar Sayılı ilamında bu hususun belirtildiğini,Öncelikle davacı şirket tarafından delil niteliğinde dosyaya sunulan 20/02/2021 tarihli protokollün davalıların borçlu olduğuna ve davacının alacaklı olduğuna dair yazılı bir delil niteliği taşımadığını, zira 20/02/2021 tarihli protokol geçerli bir sözleşmenin unsurlarını taşımamadığını, delil niteliğinde dosyaya sunulan protokolün içeriğinde ne icra takibine dayanak senetten ne davacının senetten kaynaklı bir alacağının olduğundan ne de bu senetten kaynaklı olarak davalıların borçlu olduğuna ilişkin bir hususun açıkça yer almadığını, protokolde kimin alacaklı kimin borç yükümlülüğü altına girdiğinin dahi belli olmadığını, yine protokolde icra takibine ve davaya konu senet miktarından daha fazla bir miktardaki bir borçtan bahsedildiğini kimin ne kadar borcu olduğu veya borç yükümlülüğü altına girdiğinin açıkça belirtilmediğini,İcra takibine dayanak senet alacağının davalının yetkilisi olduğu ... Şti. İle ... Şti. arasındaki ticari ilişkiden ötürü oluştuğunu, ancak taraflar arasındaki protokolün ticari ilişkiden kaynaklı bir borçtan ziyade şahsi bir borç gibi protokole yansıtıldığını, zira şirket kaşeleri olmadan imza atıldığı gibi sözleşmede "IRAKLI " ve "... " isimli şahıslar üzerinden de bir sözleşme yapıldığını ancak bu şahısların sözleşmede imzasının yer almadığını, yalnız bu husus dahi yapılan sözleşmenin icraya konu senet alacağıyla ilgili olmadığını ispatladığını, dolayısıyla delil niteliğinde dosyaya sunulan 20/02/2021 tarihli protokolün geçerli bir sözleşme niteliği taşımadığını geçerli olmayan bir sözleşmenin delil niteliğinde olması ve bu sözleşmeye istinaden davalıların borç yükümlülüğünün oluşmasının beklenemeyeceğini, Davacının geçerli olmayan delillerin aksine kendileri tarafından delil niteliği taşıyan belge ve kayıtların ise hüküm kurulurken dikkate alınmadığını; davalının 30/10/2014 tarihli satış sözleşmesinden kaynaklı olarak verdiği dava dışı 55.000,00 TL miktarlı senetin zaman içinde davacı tarafından ... Şti'ne ciro edildiğini, ... Şti ise senede istinaden icra takibi başlattığını, davalının senetten ötürü bir sorumluluğu bulunmamasına rağmen yalnızca haciz baskısı altında bu senet için faiziyle birlikte 70.000,00 TL ödeme yaptığını, söz konusu ödemeye ilişkin belge ve kayıtların dosyada mevcut olduğunu, yani davalı şirketin esasen davacıya ait bir borcu ödemek zorunda kaldığını, dolayısıyla davacının borcunu ödeyen davalıya karşı davacı tarafından başlatılan icra takibinin açıkça haksız olduğunu, ancak bu yöndeki itirazlarının ne dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda ne de yerel mahkeme tarafından hüküm kurulurken dikkate alınmadığını, dolayısıyla karara bu yönüyle de itiraz ettiklerini yapılacak istinaf incelemesi ile dosyadaki delillerin yeniden değerlendirilmek üzere kararın bozulmasını talep ettiklerini,Davaya ve ilgili icra takibine dayanak olarak gösterilen senedin vade tarihinden üç yıl geçmiş olup senedin kambiyo vasfını yitirdiğini, bu nedenle talep edilen faiz başlangıç tarihini ve faiz türünün hatalı olduğunu,
Yukarıda belirtilen sebeplerle mahkemece verilen kararın istinaf yolu ile yeniden incelenerek bozulmasına ve yapılacak yargılama sonucu davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; zamanaşımına uğramış bonoya dayalı alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı şirket aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, davalı ... aleyhine açılan davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Somut uyuşmazlıkta, davacı şirket ile davalı şirket arasında 30/10/2014 tarihli satış sözleşmesinin akdedildiği, sözleşme kapsamında belirtilen ürünlerin davacı şirket tarafından davalı şirkete 175.000,00 TL bedel karşılığında satışı ve tesliminin taahhüt edildiği, davalı şirket tarafından borcuna karşılık sözleşmede belirtilen dava ve takibe konu 17/07/2014 düzenleme 28/11/2014 vade tarihli 115.000,00 TL bono, dava konusu olmayan 31/05/2015 vade tarihli 55.000,00 TL bono verildiği ve bakiyesinin nakit olarak ödendiği, icra takibine konu bononun zamanaşımına uğradığı hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Davacı vekili istinaf sebebi olarak davalı ...nın ceza yargılaması sırasında vermiş olduğu beyanına ve davacı şirket yetkilisi ile aralarında akdedilen 20/02/2021 tarihli protokol uyarınca borçtan sorumlu olduğunu ileri sürmüştür.Mahkeme kararında da isabetli ve ayrıntılı bir şekilde belirtildiği üzere dava ve icra takip konusu bononun zamanaşımına uğraması sebebiyle bononun hamilinin kambiyo hukukundan kaynaklanan haklarını kaybettiği, ancak aralarında temel ilişki bulunan taraflar açısından yazılı delil başlangıcı teşkil ettiği, takibe konu bonoda davalı ...'nın lehtar ve ilk ciranta olduğu, bononun ... tarafından davalı şirkete ciro edildiği, davalı şirket tarafından da davacı şirkete ciro edildiği, davacı tarafından temel ilişki olarak taraf şirketler arasında akdedilen 30/10/2014 tarihli satış sözleşmesine dayanıldığı, davacı ile davalı ... arasında temel ilişki bulunmadığı, lehtar ve ilk ciranta olan ...'ya yönelik kambiyo hukukuna ve temel ilişkiye dayalı olarak talepte bulunulamayacağı, davalı ...nın ceza yargılaması sırasında davalı şirketin yetkili olması sebebiyle savunmada bulunduğu, bu savunmasında davacı şirketten sözleşme konusu ürünleri satın aldığını beyan etmesinin tek başına 30/10/2014 tarihli satış sözleşmenin tarafı olmaması sebebiyle bu sözleşme kapsamında sorumlu olduğu anlamına gelmediği, yine davacı şirket yetkili ile davalı ... arasında akdedilen 20/02/2021 tarihli adi yazılı belgenin taraf şirket yetkilileri tarafından kendi isimleri belirtilmek suretiyle imzalandığı, şirketlerin adı belirtilme suretiyle imzalanmadığı, belgede geriye dönük ...-...-...-... hesaplarının 150.000,00 TL olarak anlaşma sağlandığının ve vade tarihinin belirtildiği, ancak bu miktar içerisinde hangi alacak-borç ilişkisinin olduğunun, dava konusu alacağı kapsayıp kapsamadığının, bu miktarda şirketlerin mi tarafların mı alacaklı borçlu olduğunun açık olmadığı gibi davacı tarafından icra takibinde söz konusu belgeye dayalı olarak da talepte bulunulmadığı, ayrıca söz konusu belge davacı şirket tarafından imzalanmadığından bu belgeye dayalı olarak alacak talebine ilişkin husumetinin bulunmadığı da dikkate alındığında Mahkemece davalı ... aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Yine davacı tarafından bononun zamanaşımına uğraması sebebiyle temel ilişkiye dayalı olarak takipte bulunulduğundan bonodaki vade tarihinin temerrüte esas alınamayacağı, davacı şirket tarafından davalı şirketin TTK'nın 18. maddesinde düzenlenen usuller ile icra takibinden önce temerrüte düşürüldüğünün ispat edilmesi gerektiğinden davalı ...nın ceza yargılamasında vermiş olduğu beyanı ile davalı şirketin temerrütünün de gerçekleşmeyeceği ve davacı tarafından davalı şirketin icra takibinden önce temerrüte düşürüldüğü ispat edilemediğinden Mahkemece işlemiş faiz talebinin reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davalı vekili istinaf sebebi olarak, alacağın zamanaşımına uğradığını, davacı tarafından 30/10/2024 tarihli sözleşme kapsamında teslimi taahhüt edilen ürünlerin teslim edilmediğini ve bu hususun davacı tarafından ispat edilmediğini, 20/02/2021 tarihli protokolün sözleşme unsurlarını taşımadığını ve geçersiz olduğunu, davalının davacıya ait bir borcu ödemek zorunda kaldığını, faiz başlangıç tarihi ve türünün hatalı olduğunu, Mahkemece bu hususlar dikkate alınmaksızın verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.Mahkemece de tespit edildiği üzere dava ve icra takibi dayanağı bononun zamanaşımına uğradığı hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı, bu sebeple davacının temel ilişkiye dayalı olarak ilamsız icra takibinde bulunduğu, somut uyuşmazlıkta temel ilişkiye dayalı sözleşmeden kaynaklı alacak talebinin TBK'nın 146 maddesi uyarınca 10 yıllı zamanaşıma süresine tabi olduğu, icra takip tarihi ve dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin aksi istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekili, davacı tarafından sözleşme konusu ürünlerin teslim edilmediğini ileri sürmüş ise de, davalı şirket yetkili tarafından ceza yargılaması sırasında vermiş olduğu beyanında ürünleri aldığını beyan ettiği, ürün bedeline ilişkin dava konusu alacak dışındaki bakiye alacağın ödendiği ve bu ödemeye ilişkin davalı tarafından ürünlerin teslim edilmediğine ilişkin bir itiraz sunulmadığı, davalı tarafından malların teslim edilmediğine ve borcun ödendiğine ilişkin yazılı delil sunulmadığı, davalı tarafından sözleşme kapsamında verilen 55.000,00 TL bedelli bononun davacı tarafından ciro edilmesi sebebiyle davacının borcunun ödendiğini ve taraflar arasında bir çok alacak borç ilişkisi bulunduğu ve mahsuplaştırığı iddia edilmiş ise de, 55.000,00 TL bedelli bononun somut davanın konusu olmadığı, kaldı ki davalı ...'nın lehtarı olduğu senede ilişkin keşideci tarafından sahtecilik iddiasında bulunulması sebebiyle hamile ödeme yapılmaması üzerine borcu kapsamında ödeme yapan davalının davacının borcunu ödediğinin söylenemeyeceği, tarafların dava konusu alacağı da kapsar şekilde mahsuplaştığına ilişkin savunmanın da yazılı deliller ile ispat edilmediği, Mahkemece işlemiş faiz talebinin reddedilerek tarafların tacir ve somut uyuşmazlığın ticari iş olması sebebiyle icra takip tarihinden itibaren ticari faize hükmedilmesi de isabetli olup, davalı vekilinin aksi istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, tarafların istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 7.855,65- TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 1.963,91 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.891,74 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 10/07/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.