T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/2073 Esas
KARAR NO : 2026/1342 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2017/547 Esas- 2023/432 Karar
TARİH: 15/05/2023
DAVA: Tazminat
KARAR TARİHİ: 02/07/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 06.04.2007 tarihinden bu yana Manisa Bölgesinde davalıların acentesi olduğunu, taraflar arasında imzalanan 06.04.2007 tarihli acentelik sözleşmesinin davalılar tarafından Beyoğlu 13. Noterliğinin 11.11.2016 tarih ve ... yevmiye no'lu fesih ihbarı ile tek taraflı olarak, haksız ve mesnetsiz bir bahaneyle feshedildiğini, müvekkili acentenin Manisa Bölgesinde kendi faaliyetleri ile davalı şirketlere müşteriler kazandırdığını, portföyün geliştirilmesi ile de davalı şirketlere değer artışı sağladığını, ... Acenteleri Yönetmeliği'nin 15/3.maddesine de aykırılık teşkil eden feshin hukuken korunmasının mümkün olmadığını, davalı şirketlere Beyoğlu 17. Noterliğinin ... yevmiyeli ve 15.12.2016 tarihli ihtarnamesi ile haksız feshin ve bu fesih kaynaklı haksızlıkların giderilmesi için süre verilmiş ise de herhangi bir değişikliğin olmadığını beyanla acentelik sözleşmesinin haksız ve mesnetsiz olarak feshedilmiş bulunduğunun tespiti ile bu haksız fesih neticesinde Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesine göre dava tarihi itibariyle işleyecek avans faizi ile birlikte hesaplanacak denkleştirme tazminatının karşı taraftan tahsiline, haksız fesih nedeni ile sona eren acentelik sözleşmesinden kaynaklı olarak davalı şirketlerce müvekkilinden tahsil edilen feshe ilişkin her türlü fesih bildirim, azilname, ihtarname ve ticaret sicil tescil masraflarının ödeme tarihleri itibariyle işleyecek yasal faizi ile tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; acentelik sözleşmesinin haklı olarak feshedildiğini, diğer acentelerin yıl bazında büyüme oranlarına bakıldığında da, davacının üzerine düşen özen ve dikkat yükümlülüğünü, hak ve ödevlerini yerine getirmeyerek iyi bir yönetim uygulayamaması nedeniyle kendisine verilen hedefleri gerçekleştiremediğini, ortalamaların sürekli altında kaldığını, müvekkili şirketin karlılık oranının sürekli düşmesine neden olunduğunu, davacı acentenin müvekkili şirket dışında başka ... şirketleriyle de çalıştığını, zarara uğramadığını, sigortacılık faaliyetlerine devam ettiğini, müvekkili şirketlerin ülkemizdeki en büyük ve en çok tercih edilen ... şirketlerinden olduğunu, davacının iddialarının bu nedenle gerçekle bağdaşmadığını, davacı acente aracılığı ile gerçekleştirilen poliçelerin çok büyük bir bölümünün acentelik sözleşmesinin feshinden sonra müvekkili şirketçe yenilenerek devam etmediğini, bunlar nedeniyle önemli bir menfaat elde edilmediğini, müşterilerin yaklaşık % 99,8'inin acentelik sözleşmenin sona ermesi ile birlikte acenteyi takip ettiklerini, ayrıca bu denli düşük oranda bir müşteri kaybının portföy kaybı şeklinde değerlendirilemeyeceğini, emsal olarak sundukları Yargıtay kararlarında da açık bir şekilde görüldüğü üzere, fesih haksız bile olsa portföy tazminatı bakımından tek başına yeterli bir neden olarak görülmediğini, TTK.nun 122/1 ve Sigortacılık Kanunu' nun 23/16. maddesinde de belirtildiği üzere "önemli menfaat" ve "hakkaniyet" şartlarının gerçekleşmesinin gerekli olduğunu, kaldı ki ... yaptıracak kişilerin istedikleri aracı kurumu seçmekte özgür olduklarını, acentelik sözleşmesinin “Sözleşmenin Feshi” başlıklı 21.maddesinde; “Bu sözleşme, acente, sözleşme hükümlerine veya ilgili mevzuat ve teamüllere uygun olarak ... tarafından verilen karar, direktif ve genelgelere uymaması halinde, önceden ihbara gerek kalmaksızın her zaman ... tarafından feshedilebilir.” hükmünün bulunduğunu, 24.maddede feshin sonuçlarının açıklanarak tazminat istenemeyeceğinin kabul edildiğini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: Mahkemece; davanın, ... acentelik sözleşmesinin haksız feshi iddiasıyla denkleştirme (portföy) tazminatı alacağı ödenmesine, ayrıca feshedilen sözleşme nedeniyle yapılmış olan masrafların tazmin edilmesine ilişkin olduğu, yargılama sırasındaki beyanlara göre davacı vekilinin dava dilekçesinde belirtilen denkleştirme tazminatı yönünden miktarları her bir davalı yönünden ıslah ettikten sonra davalı ......A.Ş.'den 5.000 TL, davalı ... ... A.Ş.'den ise 526.089,05 TL tazminat talep ettiği, davalı tarafça, davacını belirlenen hedeflere ulaşamadığı ve bu nedenle sözleşmenin belirtilen haklı sebebin oluşması nedeniyle feshedildiğinin savunulduğu, oysaki taraflar arasında yapılan sözleşmede davalıların bu noktadaki haklılığını ortaya koyacak açık bir düzenleme olmadığı gibi bu noktada davacıyı bağlayacak açık veya tespit edilebilir bir hedefin de belirtilmediği, kaldı ki davalıların soyut olarak belirtmiş oldukları bu sebebin davacıdan kaynaklanan nedenler dolayısıyla ortaya çıktığı noktasında somutlaştırılmış bir vakıanın da söz konusu olmadığı, bu nedenle sözleşmenin feshi dikkate alındığında davacının denkleştirme tazminatı talep etmesine bu açıdan bir engel olmadığı, yerleşik Yargıtay uygulaması ve Kanun hükmü dikkate alındığında sözleşmede yer alan düzenlemeler ile bu haktan davacının ayrıca feragat ettiğinin kabul edilmeyeceği, ne var ki davacının denkleştirme tazminatı talep edebilmesi açısından kanunda öngörülen diğer somut koşul vakıaların dahi ayrıca davacı lehine oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerektiği;
Türk Ticaret Kanunu ve Sigortacılık Kanunu arasındaki özel kanun-genel kanun ilişkisi dikkate alındığında, Sigortacılık Kanunu'ndaki acenteye ilişkin hükümlerin ... acenteleri hakkında öncelikle uygulanacağı, bu durum karşısında, genel olarak Türk Ticaret Kanunu m. 122 uyarınca acentenin denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için aranan koşulların; sözleşmenin sona ermesi, yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da "önemli menfaatler" elde edilmesi, acentenin ücret kaybına uğraması, denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olması olduğu, ancak Sigortacılık Kanunu'nun 23/16. maddesinde acentenin ücret kaybına uğraması koşulunun yer almadığı, Sigortacılık Kanunu'nda denkleştirme için aranan kıstasların, müvekkilinin menfaati ve hakkaniyetin gerektirmesi olduğu, bu bağlamda, öncelikle yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükünün acente üzerinde olduğu, buna mukabil müvekkilin de, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altında olduğu, bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu 27/08/2020 tarihli raporda davacı acentenin faaliyette bulunduğu süre içinde toplam 105.552 adet poliçe ürettiği, sözleşmesinin feshinden sonra ise yenilenen poliçe adedinin sadece 352 adet olduğu, buna göre acentenin ortalama yıllık poliçe üretim oranının %1,77 seviyesinde gerçekleştiği, bir başka deyişle yıllık poliçe üretim oranının %98'den daha fazla düştüğü, genel olarak bu orana göre sözleşmenin feshinden sonra davalı ... şirketlerinin davacının portföyü nedeniyle bu aşamadan sonra "önemli menfaat" elde edemeyeceği kabul edilebilir ise de mutlak anlamda bu kabulun doğru olmayacağı, zira poliçe üretim oranı düşük olsa da üretilen prim tutarının fazla olma ihtimalinin söz konusu olabileceği, bu nedenle sözleşmenin feshinden sonra üretilen prim tutarının ne olduğunun da ayrıca ele alınması gerektiği, yargılama aşamasında bilirkişi kurulunun 08/02/2023 tarihli raporunda da irdelendiği üzere, davacı acentenin beş yıl içinde üretmiş olduğu toplam prim tutarının 17.177.794,00TL, yıllık toplam üretilen prim tutarının ise bu şartlarda 3.352.884,92TL olduğu, oysaki sözleşmenin feshi sonrası, davacı acentenin bu portföyler üzerinden sadece 352 adet poliçenin yapılmasına aracılık etmiş olduğu, bu poliçelerin tek tek hesaplanması sonucunda ise elde edilen prim toplam tutarın 267.752,50 TL olduğu, davacının sözleşmenin feshinden sonra, davalı ... şirketlerinin fesih öncesi elde etmiş olduğu prim tutarları ile karşılaştırıldığında fesih sonrası elde olunan prim tutarının %7,98 orana tekabül ettiği, bu oranların gerek yüzdelik oran gerekse davalıların sektörel durumu dikkate alındığında "önemli bir menfaat" olarak kabulünün mümkün olmadığı, aksi halde, %10'unun dahi altında olan rakamın önemli kabul olunmasına ve daha önemlisi gerek sektörde ve gerekse halk arasında birçok farklı nedenden dolayı bilinirliği olan, güven oluşturmuş olan şirketin manevi sermayesi niteliğindeki unsurlarının mutlak anlamda gözardı edilmesi sonucunu doğuracağı, 08/02/2023 tarihli bilirkişi kurulu raporunda davacı acentenin davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, ne kadar poliçe üretimi yapıldığı, komisyon tutarları, poliçenin başlangıç ve bitiş tarihleri, tanzim tarihlerinin irdelendiği, hal böyle olunca 6102 sayılı TTT m.122/f.1 ve Sigortacılık Kanunu m.23/f.16 hükümleri dikkate alındığında davacı acentenin sözleşmesinin feshedilmesinden sonra gerek müşteri sayısı gerek müşteriden elde edilen gelir açısından, davalı ... şirketlerinin davacı acentenin portföyünden "önemli menfaatler" elde etmesine dair somut koşul vakıanın oluşmadığı, davacının, davalılarca tahsil olunan feshe ilişkin azilname, ihtarname bedeli ve ticaret sicil masraflarını talep edemeyeceği, davanın maddi tazminat davası olduğu ve maddi tazminat istemli davanın tamamının reddi karşısında müteselsilen sorumlu tutulmak istenen davalılar lehine A.A.Ü.T.'nin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre ve hüküm tarihi itibariyle maktu vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın reddine ve davalılar lehine maktu vekalet ücretine karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
DAVACI VEKİLİNCE İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ; Mahkemece, bir kök ve dört ayrı ek olmak üzere toplam 5 adet bilirkişi raporu alındığı, bu raporlardan ancak 08/02/2023 tarihli son ek raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu, bu raporda itirazları nazara alınarak davalı şirketlerin kayıtları üzerinde re'sen inceleme yapıldığı ve davalıların fesihten sonra düzenlediği poliçelerin prim tutarının davacı acentenin yıllık ortalama prim tutarının %7.98'ine tekabül ettiği ve davalıların, sözleşmenin feshinden sonra önemli menfaat elde ettiklerinin tespit edildiği, Mahkemece, bilirkişi raporunda yer alan bu tespitin aksi kabul edilerek ve bu raporda yer almayan, hatalı ve eksik raporda tespit edilmiş %1.77'lik orandan bahsedilerek davanın reddine karar verilmesinin dosya kapsamına ve hukuka aykırı olduğu, denkleştirme tazminatı için aranan tüm koşulların gerçekleştiği ve bu sebeple kararın kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
DAVALILAR VEKİLİNCE İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ; Portföy tazminatı talepli ticari davada her iki davalı yönünden davanın tümden reddine karar verildiği, kararın esasının doğru ancak hükmedilen vekalet ücreti yönünden hatalı olduğu, Mahkemece AAÜT 13/4. maddesi kapsamında maktu vekalet ücretine hükmedildiği, oysa portföy tazminatı davasının özünde ödenmemiş bir alacak talebini içerdiği ve dava adının tazminat ibaresi taşımasının o davayı AAÜT 13/4. maddesi kapsamına sokmayacağı, nitekim aynı Mahkemenin aynı tarihlerde görülen ve aynı nitelikteki diğer dosyalarında nispi vekalet ücretine hükmettiği, bu çelişkinin tek başına kararın kaldırılmasını zorunlu kıldığı, davanın ticari nitelikte olduğu, tarafların tamamının tacir olduğu ve konusu para olan bu ticari alacak davası için maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin herhangi bir hukuki dayanağının bulunmadığı, vekalet ücreti yönünden kararın kaldırılarak nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin haksız şekilde feshedildiğinden bahisle portföy tazminatı ve davalı tarafça, davacıdan tahsil edildiği iddia edilen fesih masraflarının tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
TTK'nın 122. maddesinde;" sigortacının acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etmesi, acentenin, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybetmesi, somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, tazminat ödenmesinin hakkaniyete uygun düşmesi", denkleştirme tazminatı şartı olarak kabul edilmiş ve hükmedilecek tazminatın üst sınırı, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalaması olarak belirlenmiştir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23/16. maddesi hükmüne göre ise, ... acentesinin denkleştirme tazminatı talep edebilmesi için; "... acenteliği ilişkisinin sona ermesinden sonra sigortacının acentenin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmesi, hakkaniyetin tazminat verilmesini gerektirmesi, acentenin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmemiş olması yada kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olmaması" gerekir. Bu noktada Sigortacılık Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan yasal düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde, acentenin denkleştirme tazminatı talep edebilmesi için sözleşmesinin haksız şekilde feshedilmiş olması yeterli olmayıp, acente tarafından kazandırılan yeni müşteriler( portföy) sayesinde ... şirketinin fesihten sonra da önemli menfaatler elde etmesi, acentenin, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, kendisi tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybetmesi ve somut olayın özelliklerine göre hakkaniyetin acenteye tazminat ödenmesini gerektirmesi aranacak diğer koşullardır.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; Mahkemece, davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, isabetli bir şekilde, davalı tarafça sözleşmenin haksız şekilde feshedildiği kabul edilmekle birlikte portföy tazminatının diğer koşulları yönünden değerlendirme yapıldığı, bu kapsamda bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve itirazlar üzerine ek raporlar alındığı, düzenlenen 08/02/2023 tarihli son bilirkişi raporunda; taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin feshinden sonra, davalıların, davacının kazandırmış olduğu müşteri çevresi nedeniyle elde ettikleri prim tutarının, davacının yıllık ortalama prim tutarına oranının %7.98 olduğu tespit edilerek, elde edilen bu menfaatin önemli menfaat sayılabileceğinin mütalaa edildiği, HMK'nın 282. maddesi uyarınca hakimin, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği, Mahkemece, kendi takdir alanına giren hususlarda bilirkişi tarafından yapılan yorumun dikkate alınamayacağı, İlk derece mahkemesince, portföy tazminatı talep edilebilmesi için gerekli olan müvekkilin, sözleşmenin feshinden sonra da "önemli menfaat" elde etmesi koşulunun somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğine dair değerlendirmenin, davalı tarafın itiraz etmediği ve hükme esas alınmasını talep ettiği son bilirkişi raporunda tespit edilen sözleşmenin feshinden sonra davalıların elde ettikleri prim tutarı nazara alınarak yapıldığı ve elde edilen menfaatin, acentenin sözleşme süresince sağladığı yıllık prime oranı, davalıların tanınırlıkları ve somut olayın diğer özellikleri nazara alınarak önemli bir menfaat olmadığının kabul edildiği, bu kabulün gerek dosya kapsamına gerekse yüksek yargı içtihatlarına uygun olduğu, kararın gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde ve davacının portföy tazminatı talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davacının talep artırım dilekçesi ile; davalı ... ... A.Ş.'den 5.000 TL ve davalı ... ... A.Ş.'den 526.089,05 TL tazminat ve her iki davalıdan 1.49,13 TL masraf talep ettiği, mahkemece her iki davalı yönünden talebin tümden reddedildiği, TTK'nın 122. maddesinde portföy tazminatının, açıkça "tazminat" olduğunun belirtildiği, karar tarihinde yürürlülükte bulunan AAÜT'nin 13/4. maddesi uyarınca, tümüyle reddedilen portföy tazminatı yönünden davalılar lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde de usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmış, kararda kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına,
6-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 02/07/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.