T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/2323 Esas
KARAR NO : 2026/1351 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2014/1439 Esas- 2023/801 Karar
TARİH: 02/11/2023
BİRLEŞEN İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2016/1112 ESAS - 2017/502 KARAR SAYILI DOSYASI
DAVA: Tazminat
KARAR TARİHİ: 02/07/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
DAVA: Asıl davada davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ün diğer müvekkili ...'nin çocuğu olduğunu, davalı ...A.Ş.'nin ise kadın doğum uzmanı...'ün tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesini tanzim ederek tarifede belirlenen 450.000 TL'lik teminat limiti dahilinde maddi ve manevi zarardan doğan sorumluluğu üstlenmiş sorumluluk sigortacısı olduğunu, davalı ...A.Ş.'nin sorumluluğunun TTK'nın 1485/1 hükmünün TTK'nın 1458 hükmüne atfı nedeniyle geriye dönük 10 yıllık süreyi de kapsadığını, zamanaşımı süresinin ise TTK'nın 1482. maddesi nedeniyle 10 yıl olduğunu, müvekkili ...'nin hamileliği boyunca davalının sigortalısı doktor tarafından takip edildiğini, anılan doktorun genel olarak tıbbi kötü uygulaması sonucu, müvekkili ...'ın orta derecede zeka geriliği ve down sendromunun hamilelikte teşhis edilmediğini ve küçüğün orta derecede zeka geriliği ve down sendromlu olarak doğduğunu, yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre hasta-hekim ilişkisinin vekalet sözleşmesine dayandığını, hekim yüksek özen borcu altında olduğundan, hastanın müterafik kusuru bulunmadıkça, en hafif kusurundan dolayı oluşan zararın tamamından sorumluluğunun söz konusu olduğunu, down sendromunun hayat boyu devam eden bir iş göremezlik hali olduğunu, öncelikle müvekkili ...'ün bu işgöremezlik hali nedeniyle maddi zarara uğradığını ve bizzat bu acıyı yaşam boyu çekecek olması nedeniyle de manevi zarara uğradığını beyanla müvekkili küçük ... için; 10.000 TL iş göremezlik tazminatı ve 60.000 TL manevi tazminat, müvekkili anne ... için 30.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 100.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ün, diğer müvekkili ...'nin çocuğu olduğunu, davalı ... şirketinin ise kadın doğum uzmanı...'ün tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesini tanzim ederek tarifede belirlenen 800.000 TL'lik teminat limiti dahilinde maddi ve manevi zarardan doğan sorumluluğu üstlendiğini, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun, TTK'nın 1485/1 hükmünün TTK'nın 1458 hükmüne atfı nedeniyle geriye dönük 10 yıllık süreyi de kapsadığını, zamanaşımı süresinin ise TTK'nın 1482. maddesi nedeniyle de 10 yıl olduğunu, müvekkili ...'nin, hamileliği boyunca davalının sigortalısı doktor tarafından takip edildiğini, anılan doktorun genel olarak tıbbi kötü uygulaması sonucu down sendromunun hamilelikte teşhis edilemediğini ve küçüğün down sendromlu olarak doğduğunu, hekim yüksek özen borcu altında olduğundan, hastanın müterafik kusuru bulunmadıkça, en hafif kusurundan dolayı zararın tamamından sorumluluğunun söz konusu olduğunu, down sendromunun hayat boyu devam eden bir iş göremezlik hali olduğunu, öncelikle müvekkili ...'ün bu iş göremezlik hali nedeniyle maddi zarara uğradığını ve bu acıyı yaşam boyu çekecek olması nedeniyle de manevi zarara uğradığını, TBK'nın 56/2 hükmünün kanuna yeni giren bir hüküm olduğunu, bu kapsamda artık bedensel zarara düçar olan kimsenin yakınlarına da manevi tazminat ödeneceğinin yasal olarak öngörüldüğünü, bu kapsamda müvekkili anne ...'nin hayat boyu çocuğunu down sendromlu olarak görerek acı çekmeye devam edeceğinin de tartışma dışı olduğunu, davalının sigortalısı doktorun tıbbi kötü uygulaması sonucu bebeğin orta derecede zeka geriliği ve down sendromlu olduğunun saptanamadığını ve doğumdan sonra ...'ün down sendromlu olduğunun anlaşıldığını, davada davalının sigortalısının tam kusuruna dayanılmadığını, müteselsilen talepte bulunulduğunu, kusur dahil her türlü denkleştirme de dikkate alınarak talepte bulunulduğunu, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1439 Esas sayılı dosyası ile davacılar adına, müvekkili ...'ın down sendromlu doğması nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazmini amacıyla, aynı sigortalı hekim...'ün dava tarihindeki tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortasına dayanılarak ...A.Ş. aleyhine dava açıldığını, davalı tarafından sigortalı hekim hakkında dava tarihi kapsar poliçenin bulunmadığının iddia edildiğini, söz konusu iddia her ne kadar yargılamayı gerektirir nitelikte olsa da bu kez iş bu davanın açılma tarihi olan 06/10/2016 tarihini kapsar poliçenin davalı ... Şirketi tarafından tanzim edilmiş olması nedeniyle davacılar adına, müvekkili ...'ın down sendromlu doğması nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazmini amacıyla ... şirketi aleyhine dava açtıklarını beyanla davaların aynı olaya ve aynı sigortalı hekimin hatasına dayanılarak açılması sebebiyle tahsilde tekerrür olmaması, davalar arasında bağlantı bulunması ve İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1439 Esas saylı dosyasında delillerin büyük bir kısmının toplandığı gözetilerek, işbu dosyanın İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1439 Esas sayılı dosyası ile HMK'nın 166.maddesinin 2.fıkrası gereğince birleştirilmesine, müvekkili küçük ... için, 15.000 TL iş göremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminat ve 20.000 TL manevi tazminat, müvekkili anne ... için 10.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 45.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından düzenlenmiş olan tıbbı kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçelerinin geçerlilik süresinin dava tarihini kapsamadığını, dava konusu talebin müvekkili şirketin sorumluluğunda olmadığını, davalı... adına müvekkili şirket tarafından düzenlenmiş olan tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçeleri ve geçerlilik sürelerinin; ... numaralı poliçenin: 12/08/2010-2011 tarihleri arasında, ... numaralı poliçenin: 01/08/2011-12/08/2012 tarihleri arasında, ... numaralı poliçenin: 01/08/2012-12/08/2013 tarihleri arasında geçerli olduğunu, Dr. ... aleyhine 24/10/2014 tarihinde tazminat talebi ile davanın açıldığını, bu durumda sigortalılarına talebin dava tarihi olan 24/10/2014 tarihinde yöneltilmiş olduğu sonucuna varıldığını, tıbbı kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçelerinin, poliçenin geçerlilik süresi içerisinde sigortalı doktora yöneltilmiş olan tazminat taleplerini teminat altına almakta olduğunu, sigortalı doktora tazminat talebinin yöneltildiği tarihin dava tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini beyanka davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının hangi tarihlerde sigortalı hekimle görüştüğü, doğum öncesi gebelik takiplerinin hangi hastanelerde yapıldığına ilişkin hiçbir bilgiye dava dilekçesinde yer verilmediğini, müvekkili şirketin, davacıya tedavi işlemlerini yapan hekim veya hastane olmadığını, davanın ihbarının bir zorunluluk arz ettiğini, davanın sigortalı hekime HMK.nın 64 vd. maddeleri gereğince ihbarını talep ettiklerini, davacının gebelik takibinde sigortalı hekim tarafından takip edildiği döneme ilişkin tüm test ve tetkiklerin eksiksiz yaptırıldığını, mevcut tıbbi yöntemlerle down sendromu vb. anomalilerin %100 tespiti mümkün olmadığı gibi, eğer test ve tetkiklerde düşük risk çıktı ise bu durumda da hekime kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, zira testlerin tespit oranları değişkenlik gösterdiği gibi her doğum öncesi anomalinin doğumu sonlandırma endikasyonu da bulunmamakta olduğunu, hastanın ikili tarama testi vb. yöntemlerle yüksek risk grubunda bulunmadığı durumlarda, amniyosentez, kordosentez ve ... gibi invazif işlemlerin yapılmasının tıbbi açıdan mümkün olmadığını, invazif tanı yöntemleri yüksek oranda risk içerdiğinden, bu tür invazif girişimlerin yapılabilmesi için hastanın endikasyonlarının bu testlerin yapılmasına uygun olması, diğer bir deyişle yüksek risk grubunda yer alması gerektiğini, hastanın hekimin yönlendirmelerine uygun şekilde işlem yapmasının (söz gelimi, amniyosentez için sevk edildi ise gönderildiği hastanede tetkiklerini yaptırması) gerektiğini, davacı yan, sigortalı hekimin gebelik takibini gereği gibi yapmadığını iddia etmekte ise de; sigortalı hekimin hastayı kaçıncı haftalarda gördüğü; hastanın düzenli şekilde gebelik takiplerine devam edip etmediği, hekim tarafından istenen test ve tetkikleri yaptırıp yaptırmadığının detaylı şekilde incelenmesi gerektiğini, takibin yapıldığı tarihlerde, sigortalı hekimin çalıştığı hastanede amniyosentez / kordosentez yapılıp yapılmadığı; hekimin hastayı bu tür invazif işlemler için başka bir hastaneye yönlendirip yönlendirmediği gibi hususların değerlendirilmesinin gerektiğini, dava konusu olayda, müvekkili sigortalısı hekimin kusurlu olduğu iddialarının kabulünün mümkün olmadığını, hastanenin ve hekimin sorumluluğunun doğabilmesi için, gerçekleştirilen teşhis ve tedavi yöntemlerinde tıbbi standartın uygulanmamış olmasının gerekmekte olduğunu, tıbbi standartın uygulandığı yerde, hekimin müdahalesi tıp biliminin gereklerine de uygun ise hekimin/hastanenin kusur veya sorumluluğundan söz edilemeyeceğini, öte yandan davacı yanın tazminat taleplerinin dayanaksız ve fahiş olduğunu, davacı küçükte mevcut olduğu iddia edilen down sendromunun genetik bir bozukluk olduğunu, bu hastalığa hastanenin veya hekimin sebep olamayacağını, gebelik takibi yapılan ilgili tüm merkezlerden buna ilişkin test- tetkiklerin celp edilerek oluşturulacak uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmasını talep ettiklerini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taarfa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: Mahkemece; asıl ve birleşen davanın, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkin olduğu, taraf delillerinin toplandığı, poliçe ve tüm hastane kayıtlarının celp edildiği ve bilirkişi raporları alındığı, asıl davada; davalı ...A.Ş. tarafından düzenlenmiş olan tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçelerinin geçerlilik süresinin dava tarihini kapsamadığı, bu nedenle dava konusu talebin davalı ...A.Ş.nin sorumluluğunda olmadığı, davalı ...Şirketinin eylemleri ile kendisine dava açılmasına sebebiyet verdiği ispat edilemediğinden vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesi gerektiği, birleşen davada; dava tarihine göre tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçelerinin bu davalı sigorta şirketi tarafından düzenlendiği ve sigorta limitinin 800.000 TL olduğu, celp edilen hastane kayıtları ile 19/06/2023 tarihli raporda tespit edildiği üzere; gebelik takibi sırasında davacıya 29.07.2009 tarihinde üçlü tarama testi uygulandığı, sonuç raporunun 30.07.2009 tarihinde Tıbbi Biyokimya Uzmanı ...tarafından onaylanıp davacıya verildiği, davada feri müdahil olarak yer alan sigortalı doktor ...'ün davacı annenin gebelik takibini yaptığı dönemde davacı küçüğün down sendromlu olup olmadığının tespiti bakımından gerekli testleri yaptığı, gerekli testler yapmış olmasına rağmen sonuçlarının hekim tarafından ne şekilde değerlendirdiği ve kayıtlandığının tespit edilemediği, hastanın bilgilendirilmesi noktasında hekimin sorumluluğunu yerine getirmediği, bunun ispatına ilişkin hekim tarafından her hangi bir bilgi veya belgenin sunulmadığı, davacı annenin sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğini kanıtlayamadığı, sigortalının başkaca kusurunun aranmadığı, sadece bilgilendirme yükümülüğünü yerine getirmemesinin davacıların tazminat talebinde bulunmaları için yeterli olduğu, davacıların taleplerinin davalı tarafından düzenlenen poliçe kapsamında olduğu, davacı ...'ün down sendromu ve down sendromuna eşlik eden tıbbi sorunlar nedeniyle % 76,2 oranında maluliyetinin oluştuğu ve bu nedenle hayat boyu bakıma muhtaç olduğu, sürekli iş göremezlik zararının 1.083.027,73 TL olduğu, hesaplanan bakıcı gideri zararının 1.514.802,98 TL olduğu, ancak davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olduğu gözetilerek talep artırım dilekçesindeki talep uyarınca 770.000 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesi gerektiği, manevi tazminat çekilen elem ve üzüntü karşılığı olup tarafların ekonomik ve sosyal durumları göz önüne alınarak bozulmuş ruhsal ve bedensel huzurun düzeltilmesi için TMK.nın 4. maddesinde yer alan hak ve nesafet kurallarına uygun olarak ve bu arada sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak şekilde takdir ve tayin edilmesi gerektiği, bu ilkeler çerçevesinde tarafların ekonomik ve sosyal durumları, çevre koşulları, davacıların olaydan etkilenme durumu, paranın satın alma gücü, davalının ödeme gücü ile hak ve nesafet kurallarına göre olay nedeniyle davacıların çektiği elem ve üzüntü gözönüne alınarak davalının sigortalısının kusurundan kaynaklı bu zarardan da poliçe limitleri dahilinde sorumluluğunun bulunduğu sonucuna varılarak davacıların manevi tazminat istemlerinin de kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile asıl davanın husumet nedeniyle reddine, birleşen davanın ise kabulüne karar verilmiş ve karara karşı birleşen davada davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
BİRLEŞEN DAVADA DAVALI ANADOLU ANONİM BANK VEKİLİNCE İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği, müvekkili şirketin dava dışı hekimin sorumluluk sigortacısı olduğu, 27/05/2022 tarihli ve 31848 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 12/05/2022 tarihli ve ... sayılı Kanun ve bu Kanun gereği çıkarılan Sağlık Meslek Mensuplarının Tıbbi İşlem ve Uygulamaları Nedeniyle Soruşturulmasına ve İdarece Ödenen Tazminatın Rücu Edilmesine Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik uyarınca, hekimin ancak kasten görevlerinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığı kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit olursa tazminat sorumluluğunun doğduğu, hekimlik mesleğinin ifası sırasında meydana gelen zararlar için yalnızca Sağlık Bakanlığı'nca ödeme yapılacağı ve bu zararların hekime rücu edilmeyeceğinin kabul edildiği, dosyada dava dışı hekime karşı açılmış bir soruşturma dosyası veya kesinleşmiş bir ceza kararının bulunmadığı, bu nedenle davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği, hekimin down sendromlu bebek riskinin tespiti için yapılmasını uygun gördüğü işlemlerin tedavi değil, teşhis işlemleri olduğu ve Sağlık Bakanlığı'nca zorunlu tutulan işlemler olmadıkları, hal böyle iken hekimin sorumluluğuna gidilemeyeceği, Yargıtay kararları ile hekimin tarama testlerini önermiş olması ile karine olarak hastaya bu hususta bilgi verdiğinin kabul edildiği, hastanın yüksek risk grubunda olması halinde dahi hekimin yükümlülüğünün anneyi amniyosenteze yönlendirmek olduğu, aydınlatılmış onamın tedavi işlemleri için alınması gerektiği, teşhis işlemleri için hekimin aydınlatılmış onam almasına gerek olmadığı, dosyada alınan maluliyet raporunda, illiyet yönünden bir değerlendirme yapılmadığı, itirazlarının değerlendirilmediği, dosyada mübrez raporda tespit edildiği üzere sigortalı hekime yüklenebilecek bir kusurun olmadığı, ayrıca hekimin hangi işleminin davacıyı malul kıldığı, davacı küçük tamamen sağlıklı olarak dünyaya gelecekken, hekimin hangi eyleminin davacıyı malul bıraktığının sorgulanması gerektiği, down sendromunun genetik bir farklılık olduğu, hekimin hiçbir eyleminin bu neticeye sebep olmayacağı, tedavisinin de mümkün olmadığı, gebelik sırasında teşhis edilse dahi sonucun değişmeyeceği ve davacı çocuğun meslekte kazanma gücü kaybı yönünden bir değişiklik olmayacağı, gebeliğin sonlandırılması halinde ise çocuk hiç dünyaya gelmediğinden kaybedilecek bir meslekte kazanma gücünden bahsedilemeyeceği, kişinin varlığının zarar olarak kabul edilemeyeceği, davacı küçüğün maluliyeti ve bakım ihtiyacı ile hekimin müdahalesi arasında illiyet bağının bulunmadığı, bu sebeplerle karar hatalı olup kaldırılması gerektiğine ilişkindir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Asıl ve birleşen dava, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile asıl davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, birleşen davanın ise kabulüne karar verilmiş, birleşen davada verilen karara karşı birleşen davada davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuş, asıl davada verilen karar kesinleşmiştir.
1219 sayılı Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un Ek 12. maddesi ile; kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan veya mesleklerini serbest olarak icra eden tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlara, tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırma zorunluluğu getirilmiştir. Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın A.1. maddesi; "Bu sigorta sözleşmesi, 1219 sayılı Kanunun Ek 12 nci maddesi çerçevesinde, serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların poliçe kapsamındaki mesleki faaliyeti ifa ederken, sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine, bu taleple bağlantılı yargılama giderleri ile hükmolunacak faize ve sigortalı aleyhine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlar." şeklindedir. Genel şartların B.5. maddesinde de zarar görenin doğrudan dava hakkı düzenlenmiştir.
2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un “Gebeliğin sona erdirilmesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir” hükmünü haizdir. Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün “On Haftayı Geçen Gebelikte Rahim Tahliyesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda, rahim tahliyesi yapılamaz. Bu durumdaki kadınlarda, ancak, Tüzük'e ekli (2) sayılı listede sayılan hastalıklardan birinin bulunması halinde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından rahim tahliyesi yapılabilir. Hastalığın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları, kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanan, gerekçeli raporlarla saptanması zorunludur” şeklindedir. Anılan Tüzük’e ekli (2) sayılı listede “Down Sendromu”nun da bu kapsamda sayıldığı görülmektedir.
Ülkemiz hukukunda, Yargıtay kararları ile, "gebelik takibinin, Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 4/g maddesinde tanımlanan tıbbi müdahalenin kapsamına girdiği ve gebelik takibini yapan hekimlerin, çeşitli risk faktörlerinin bulunması halinde anneyi, down sendromu ve bu sendromun tespiti için yapılacak işlemler konusunda aydınlatma yükümlülüğü altında bulundukları, zira hekimin aydınlatma yükümlülüğüne uygun bir şekilde gerekli hususları anneye önermesi ile annenin, 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un 5. maddesi, Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün 5. maddesi ile Tüzük’e ekli (2) sayılı liste uyarınca, gebeliği sonlandırma hakkını kullanabileceği, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair ispat yükünün hekimde olduğu, hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğini her türlü delil ile ispat edebileceği" kabul edildiğinden, somut olayda olduğu gibi, down sendromlu çocuk dünyaya getiren annelerin sıklıkla, gebelik takibini yapan hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğinden bahisle, sorumluluk sigortacısı olan şirketlere karşı maddi ve manevi tazminat davaları açtıkları, bu davalarda down sendromlu olarak dünyaya gelmiş çocuk ve kendileri için maddi ve manevi tazminat talep ettikleri görülmektedir. Ancak down sendromunun, herhangi bir tıbbi uygulama hatasından kaynaklanmadığı, bir kromozom anomalisi olup, erken teşhis halinde bile tedavisinin mümkün bulunmadığı ve anneye rahim tahliyesi dışında bir seçenek bırakmadığı tıbbi bir gerçekliktir. Dolayısıyla gebelik takibini yapan hekimin herhangi bir müdahalesi ile down sendromu meydana gelmemekte, hekim aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirsin veya getirmesin sonuç aynı olmaktadır. Buna göre down sendromlu olarak doğan çocuklar adına anne ve/veya babaları tarafından açılan maddi ve manevi tazminat davaları ile esasen, "çocuğun yaşam hakkının elinden alınmasına engel olunduğu"ndan bahisle tazminat talep edilmesi şeklinde, evrensel hukuk ilkelerine aykırı bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/4807 Esas ve 2023/6782 Karar sayılı, 23/11/2023 tarihli ; "..Davacı çocuk ... yönünden; Anayasa'nın Temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlıklı 12. maddesi; "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir...", Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17 nci maddesi, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..." düzenlemelerini içermektedir. Öte yandan 31.12.2008 tarihli, 5825 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin Giriş bölümünün (h) bendinde İşbu Sözleşmeye Taraf Olan Devletlerin, "...Bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlal edilmesi anlamına geldiğini de kabul ederek,..." aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya vardıkları belirtilmiş olup, "Yaşama Hakkı" başlıklı 10. maddesinde; Taraf Devletlerin her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alacağı, "Kişisel Bütünlüğün Korunması" başlıklı 17. maddesinde; engelli her kişinin, beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit bir şekilde saygı duyulması hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta down sendromlu doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “doktor, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal etmektedir. Maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemez. Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde engelli bireylere tanınan tüm haklardan davacı çocuğun da yararlanacağı şüphesizdir..." şeklindeki içtihadı ile de bu husus kabul edilmiştir. Buna göre somut olayda, down sendromlu olarak dünyaya gelen davacı ... yönünden maddi ve manevi tazminat talep edilemeyeceğinden Mahkemece bu davacı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Davacı anne ...'nin manevi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede; manevi tazminat TBK'nın 56 ve 58. maddelerinde düzenlenmiş olup, 58. madde ile, kişilik haklarının zedelenmesi halinde kişinin uğradığı manevi zarara karşılık bir miktar paranın ödenmesini talep edebileceği, 56. maddesinin ikinci fıkrası ile de; ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görene veya yakınlarına manevi tazminat olarak bir miktar paranın ödenmesine karar verilebileceği kabul edilmiştir. Davacı çocuğun, down sendromlu olarak dünyaya gelmiş olmasına, dava dışı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebep olmadığından, yani hukuka aykırı eylemin varlığı kabul edilse bile, meydana gelen sonuç ile eylem arasında illiyet bağı bulunmadığından TBK'nın 56/2. maddesi gereği davacı anne için manevi tazminata hükmedilmesi mümkün değildir. TBK'nın 58. maddesi uyarınca manevi tazminata hükmedilebilmesi için, kişilik haklarının zedelenmiş ve bu neticenin dava dışı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle meydana gelmiş olması gerekmektedir. Bu noktada, aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilsin veya getirilmesin çocuk dünyaya down sendromlu olarak geleceğinden, çocuğun dünyaya down sendromlu olarak gelmesinden duyulan kaçınılmaz acının ve dünyaya gelmesinden sonra, yaşamı boyunca annenin katlanması gereken zorlukların, annenin kişilik haklarına yapılmış bir saldırı ve dava dışı hekimin eylemi ile oluşan bir zarar olduğu, dolayısıyla da davalı şirket tarafından düzenlenen Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesinin kapsamına girdiği söylenemeyecektir. Bu itibarla esasen davacı annenin iddiası, gebeliğini sonlandırma hakkının elinden alınmış olmasının kişilik haklarına yapılmış bir saldırı olduğu, çocuğunun yaşam hakkına son vermesine engel olunması sebebiyle kişilik haklarının zedelendiği, daha açık bir ifade ile, çocuğunun yaşam hakkına son veremediği için ruhunda acı, ızdırap ve elem duyduğu, çocuğunun yaşam hakkına son verseydi, manevi dünyasında bu sonuçların oluşmayacağı anlamına gelmektedir ve bu iddia abesle iştigaldir. Esas olarak bir annenin çocuğunun yaşam hakkına son vermesi halinde manevi dünyasında acı ve ızdırap oluşmaması mümkün değildir. Dolayısıyla davacı annenin şartları oluşmadığından, TBK'nın 58. maddesi kapsamında da manevi tazminat talep edemeyeceği açık olup, Mahkemece bu talebin de reddine karar verilmesi gerekirken, aksi yönde karar verilmesi isabetsiz olmuş, birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusu haklı bulunmuştur.
Açıklanan nedenlerle, birleşen davada davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davada verilen karar kesinleşmiş ise de, hükümde bütünlüğün sağlanması için Dairemizce yeniden asıl ve birleşen davada davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Birleşen davada davalının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02/11/2023 tarihli, 2014/1439 Esas ve 2023/801 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle,
2-Asıl davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE,
3-Birleşen davanın REDDİNE,
İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:
4-Asıl dava yönünden; karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre alınması gereken 269,85 TL harcın peşin alınan 341,55 TL harçtan mahsubu ile bakiye 71,70 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine,
5-Asıl dava yönünden; davacıların yaptığı yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,
6-Asıl dava yönünden; karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/1. maddesi gereğince 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
7-Birleşen dava yönünden; karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre alınması gereken 732,00 TL harcın hazineye gelir kaydı ile fazla yatırılan 2.000,70 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,
8-Birleşen dava yönünden; davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,
9-Birleşen dava yönünden; davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
10-Birleşen dava yönünden; davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 45.000 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
11-Asıl ve birleşen davada kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,
İSTİNAF YÖNÜNDEN:
12-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden birleşen davada davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
13-Harçlar Kanunu gereğince birleşen davada davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine,
14-Birleşen davada davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 738,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
15-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
16-Artan gider avansı olması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 02/07/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.