T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/2318 Esas
KARAR NO:2025/989 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2020/430 Esas- 2022/638 Karar
TARİH:27/09/2022
DAVA:Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtrazın İptali)
KARAR TARİHİ:12/06/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili Banka ile (dava dışı) kredi borçlusu .... Şti. arasında imzalanan, Genel Kredi Sözleşmelesine istinaden dava dışı şirkete kredi kullandırıldığını, davalı ...'in iş bu sözleşmeyi müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzalamış bulunduğunu, borçlu ve davalıların akdi taahhütlerini ifa etmemeleri ve ödemelerini tatil etmeleri üzerine borçlulara ve davalı ...'e Gebze 3. Noterliğinin 07.10.2019 tarih ve... yevmiyeli hesap kat ihtarnamesinin keşide edildiğini, ihtarname keşidesine ve alacak muaccel hale gelmesine rağmen borcun ödenmemesi üzerine davalı ve borçlular hakkında sorumlukları nispetinde alacakların tahsili gayesi ile İstanbul 20. İcra Müdürlüğü'nün... Esas sayılı dosyası ile genel haciz yolu icra takibi başlatıldığını, davalı borçlunun haksız olarak borca itiraz ettiğini beyanla davalının İstanbul 20. İcra Müdürlüğü’nün... E. sayılı dosyasına vaki itirazların takip taleplerinin birinci sırasında belirtilen *188801400000000026173301 no'lu ve takip talebinin üçüncü sırasında belirtilen *88801400103156640000002000001 No'lu kredi alacakları ile sınırlı olmak üzere iptali ile takibin takip talebinde yazılı şartlarla devamına, davalının %20 oranından az olmamak kaydı ile icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın, davalının iki ayrı Genel Kredi Sözleşmesine kefil olduğundan bahisle huzurdaki davayı ikame ettiğini, Genel kredi sözleşmesine konu borcun asıl borçlu tarafından ödenmemesi halinde kefilin sorumlu olabilmesi için ortada geçerli bir kefalet sözleşmesinin bulunması gerektiğini, dava ve icra takibine konu iki genel kredi sözleşmesinde de verilen kefaletin kanunda öngörülen şekil şartlarına uyulmadan yapıldığı için geçersiz olduğunu, kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için kefilin sorumlu olacağı azami miktarı ve kefalet tarihini kendi el yazısıyla yazmasının şart olduğunu, öngörülen şekle uyulmadan yapılan kefalet sözleşmesi mutlak butlanla batıl olup, mahkemenin de bu hükümsüzlüğü re'sen göz önünde bulundurması gerektiğini, davaya konu 22.08.2013 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinde bulunan kefalet sözleşmesinin tarih ve kefalet limitleri davalı müvekkilinin el yazısıyla yazılmamış olup, davacı banka tarafından sonradan doldurulduğunu, kefalet tarihi ve kefalet limitinin, kefalet sözleşmesinin geçerliliği için kefilin el yazısıyla belirtmesi gereken zorunlu unsurlar olduğunu, 22.10.2012 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinde de davalı müvekkili tarafından el yazısıyla yazılması gereken kefalet miktarı, rakam ve yazıyla davalı müvekkili tarafından yazılmamış olup, davalı banka tarafından sonradan doldurulduğunu, yazıyla iki bin lira olarak yazılan tutar tahrif edilip üstüne iki yüz bin lira olarak yazıldığını, rakam ve yazıyla yazılan 200.000 TL'nin davalı müvekkilinin el ürünü olmadığını, bu nedenle 22.10.2012 tarihli kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, ayrıca 22.10.2012 tarihli kefalet sözleşmesinin eş rızası olmadığından geçersiz olduğunu, müteselsil kefilin sorumluluğuna gidebilmek için borcun muaccel olması ve asıl borçluya ve kefile yapılan ihtarın sonuçsuz kalması gerektiğini, davacı bankanın dava dilekçesinde takip talebinin 1. sırasında bulunan 188801400000000026173301 nolu kredinin ödenmemesinden dolayı talepte bulunduğunu, davacı bankanın ilgili krediyle ilgili herhangi bir ihtar göndermediğini, takip ve dava konusu genel kredi sözleşmelerinin her biri 21 sayfa ve 15 ek yapraktan oluşan toplam 36 sayfa olduğunu, ancak davacı bankanın bu sözleşmeleri dosyaya sunmadığını, yalnızca kefilin imzasının olduğu sayfayı dosyaya sunduğunu, dolayısıyla bu şekilde belirsiz bir sözleşmeye dayanarak kefile gidilmesinin mümkün olmadığını, kefaletin fer'i nitelik taşımasından dolayı ve belirlilik ilkesi gereğince kefilin sadece kefil olduğu borçtan sorumlu olduğunu, davacının, Gebze 3. Noterliğinin 07.10.2019 tarih ve ... yevmiyeli hesap kat ihtarnamesinde ve takip konusu davada ticari artı para talebinde bulunduğunu, davalı müvekkili sadece krediler için kefil olmuş olup ticari artı para için kefil olmadığını, kullandırılan ticari artı para sözleşmesinde davalının imzasının olmadığını beyanla davanın reddi ile davacının % 20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleriyle vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi'nin 27/09/2022 tarih 2020/430 Esas- 2022/638 Karar sayılı kararında;
"Dava; taraflar arasında akdedilen Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklı alacağın tahsili için başlatılan icra takibine davalının itirazı üzerine açılan İİK. 67. maddesine dayalı itirazın iptali davasıdır.
...
Dosyaya getirtilen yanlara ait tüm deliller, getirtilen icra dosyası, tarafların defter ve belgeleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen rapor ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığı üzere; taraflar arasındaki hukuki ihtilafın davacı yanın, 26/08/2019 tarihinde davalı borçlu aleyhine İstanbul 20 İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası 60.627,2-TL tutarlı alacağı için icra takibi başlatması karşısında, davalı yanın takibe itiraz etmesi üzerine çıkmış bulunduğu, alacaklı banka ile dava dışı ... Pazarla İnş. San. Ve Tic. LTD. ŞTİ. Arasında Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, bu kredi sözleşmesi davalı tarafından müteselsil kefil olarak imzalandığı, , davalı vekilinin kefalet limitinin belirtildiği kısmın ve tarih belirtilen kısmın müvekkilinin kendi el yazısı olmadığını iddia ettiğini, davalının cevap dilekçesinde de bu durumun iddia edildiği, Genel Kredi Sözleşmesinde yer alan ...'in kefaletinin geçerli olup olmadığı incelendiğinde, 6098 Sayılı TBK.583/1. Maddesi; “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.” hükmünü taşımaktadır. Yani anlaşılacağı üzere yazılı şeklin kapsamında yer alması gereken hususların kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi olduğu, bu hususlarında kefilin kendi yazısı ile yazılması gerektiği, bunların herhangi birisinin bulunmaması kefaleti geçersiz kılacağı, somut olayda mahkememizce İstanbul ATK Fizik İhtisas Dairesinden alınan dosya kapsamına uygun hükme elverişli raporda, inceleme konusu sözleşmelerde söz konusu bölümlerde bulunan ''1.000.000 TL (Bir milyon TL)'', ''22.10.2012'', ''22.08.2013'' ibareleri ile ...'in mukayese yazıları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından, söz konusu ibarelerin mevcut mukayese yazılarına kıyasla ...'in eli ürünü olmadığı, hususlarının tespit edildiği , bu hususta göz önüne alındığında Davalı ...'in kefaletinin TBK 583 Maddesi uyarınca geçersiz olduğu husususun tespit ve rapor edildiği denetlemeye ve hükme dayanak etmeye elverişli bilirkişi raporuna göre davanın reddine , yasal koşulları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
.."gerekçesi ile;
''1-)Davacının davasının REDDİNE,
2-)Davalının kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili banka ile (dava dışı) kredi borçlusu .... Şti. arasında imzalanan, Genel Kredi Sözleşmelerine istinaden adı geçen şirkete kredi kullandırıldığını, davalının iş bu sözleşmeyi müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, borçluların söleşme gereği kredi borçlarını ödememesi üzerine başlatılan takibe davalının itiraz ettiğini ve İlk derece mahkemesinde itirazın iptali davası açıldığını, İlk derece mahkemesinin hukuka aykırı olarak davayı reddettiğini, mahkeme kararı usul ve yasalara aykırı olup istinaf incelemesi neticesinde bozulması gerektiğini;
Karara esas alınan bilirkişi raporu eksik olup hükme elverişli olmadığını, Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan mukayesede incelenmek üzere mahkeme huzurunda yazı örneklerinin alınıp alınmadığının bilinmediğini, alınmış ise bile usule aykırı bir şekilde alındığını, Adli Tıp Kurumu'nun 02.11.2021 tarihli raporunda davalıya ait yazı örneklerinin alınması gerektiğinin belirtildiğini, söz konusu talep doğrultusunda İlk derece mahkemesi tarafından davalıdan yazı örneği alınıp alınmadığı, alındıysa ne şekilde alındığı ve alınan yazı örneklerinin genel kredi sözleşmelerinde inkar edilen yazılar olup olmadığının kendileri tarafından bilinmediğini, özellikle itiraz edilen kefalet tutarlarını içerir 1.000.000 TL ile 22.08.2013 ve 22.10.2012 rakamlarını içerir yazıların alınıp alınmadığının meçhul olduğunu, mahkemece söz konusu yazılar alınmışsa bu durumun yokluklarında yapıldığını, bu durumun ise hukuka aykırı olduğunu;
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan duruşmalarda herhangi bir yazı örneği alınmadığını, bu durum bile tek başına usule aykırı olmakla birlikte mahkeme tarafından imza örneklerinin celse arası mı ara karar ile mi veya hangi şekilde alındığı ve dahi alınıp alınmadığı bilinmediğinden, usule aykırı bir şekilde alınan imza örneklerine dayanarak veya imza örnekleri alınmaksızın alınan Adli Tıp Kurumu raporu sağlıklı olmayıp hukuken mahkeme kararına esas olamayacağını;
Adli Tıp Kurumu raporunda sonucun nasıl elde edildiğinde ilişkin herhangi bir açıklama yapmadığını, bu durumun bile tek başına raporun elverişsiz olduğunu gösterdiğini, Yargıtay'ın sayısız kararında imza ve yazı incelemelerinde aradığı şartları saydığını ve söz konusu gerekçelendirmenin, fotoğraf, dayanaklar gibi açıklamaların olmadığı raporları hukuken eksik saydığını, İlk derece mahkemesi kararına esas olan rapor incelendiğinde görülecektir ki, bilirkişiler tarafından değerlendirmeye esas alınan yazı örneklerinin herhangi bir görüntüsünün raporda yer almadığını, davacı taraf olarak bilirkişi raporunda mukayese edilen yazı örneklerinin hiçbir şekilde bilinmemesinin, hukuk yargılamasının en temel ilkelerine aykırılık teşkil ettiğini, dayanakları gösterilmemiş yazı incelemesinin hukuka aykırı olacağı ve dolayısıyla mahkemece rapora itirazları doğrultusunda tekrar inceleme ve rapordaki eksikliklerin tamamlanması gerekirken ek rapor talebinin reddine karar verilmesi hukuka aykırı olup, bu durum sonucunda verilen kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini;
Adli Tıp Kurumunca mukayese olarak incelenen diğer yazı örneklerinin davalı tarafından yazılıp yazılmadığının bilinmediğini, Adli Tıp Kurumu raporunda yer alan mukayese belgeler incelendiğinde davalının icra müdürlüğünde hitaben yazdığı söylenen itiraz dilekçesinin de mukayesede kullanıldığının görüldüğünü, herhangi bir kişi tarafından yazılmış olabilecek bir dilekçenin yazı incelemesinde mukayese olarak incelenmesinin hukuka uygun herhangi bir yönü bulunmadığını, imza ve yazı incelemelerinde mukayese için kullanılacak yazı ve imza örneklerinin, yazı ve imzayı inkar eden kişinin elinden çıktığının şüpheye yer vermeyecek şekilde bilinmesi, bunun için huzurda imza ve yazı ile yapılan, noter ve tapu gibi kamu kuruluşlarından yazılar alınması gerekirken, hiç bir şekilde imza ve yazı incelemesi yapmayan ve huzurda da yapılması gerekmeyen ödeme emrine itiraz dilekçesinin yazı örnekleri incelemesinde mukayese olarak kullanılmasının raporun hukuki sağlığını şüphe içinde bıraktığını, rapor bu yönüyle de eksik ve hatalı olup karara esas alınmaması gerekirken aksi yönde karar ile davanın reddedilmesinin hukuka açık bir şekilde aykırı olduğunu;
Türkiye İş Bankası ve müvekkili ... T.A.Ş.'nin dava dışı tüketici kredisine ilişkin davalının imza ve yazı örneklerinin bulunduğu bir takım sözleşmelerin Adli Tıp Kurumu incelemesinde mukayese edilen belgeler arasında bulunmadığını, Adli Tıp Kurumu raporları incelendiğinde, hisse devir sözleşmeleri, ödeme emrine itiraz diekçesi ile vekaletnamelerde yer alan yazı ve imza örneklerinin mukayesede kullanıldığının görüldüğünü, İlk derece mahkemesi tarafından bir çok kurumdan davalıya ait yazı ve imza örneklerinin talep edildiğini ve Türkiye İş Bankası 18.12.2020 tarihli cevabında Bankacılık Hizmetleri Sözleşmesi, ... T.A.Ş. 01.04.2021 tarihli cevabında 2 Adet Tüketici Kredi Dosyası ile Bireysel Bankacılık Hizmetleri Sözleşmesi'nin mahkemeye gönderildiğini ancak Adli Tıp Kurumu raporu incelendiğinde söz konusu sözleşmelerin mukayesede yer almadığının görüldüğünü, açık bir şekilde eksik inceleme olduğunu gösterir bu durum karşısında Mahkemece söz konusu sözleşmelerin de mukayese edilerek inceleme yaptırılması gerekirken, raporun bu haliyle karara esas alınmasının, kararın hukuka aykırılığını açık bir şekilde ortaya koyduğunu;
Davacının açık bir şekilde kötüniyetli olduğunu, Türk Medeni Kanunu uyarınca hiç kimsenin hakkını kötüye kullanamayacağını, sözleşmelerin imzalandığı ve kredilerin kullandırıldığı dönemde davalının, dava dışı asıl borçlu şirketin ortağı olduğunu, bankaların kredi sözleşmelerinde şirket ortaklarının kişisel sorumluluklarının olabilmesi için müteselsil kefalet istediğini aksi takdirde şirketlere kredi kullandırmadığını, davalının da, sözleşmeleri imzalayarak dava dışı asıl borçluya kefil olduğunu, kefalet beyanları incelendiğinde davalının hangi borçtan ötürü ne kadar miktara kefil olduğunun sözleşmede yer alan tutardan da anlaşıldığını, davalının, o dönemde şirketinin kredi ihtiyacı için kendisinin kefaletinin zorunlu olduğunu bildiğini ve bunu kefalet beyanları ile onayladığını, Adli Tıp Kurumu raporunda kefalet beyanlarındaki yazıların büyük bir kısmının davalının kendi el yazısıyla yazdığının tespit edildiğini, ancak davalının kredilerin kullandırılıp arasından yıllar geçmesinin ardından kefilliğinin geçersiz olduğu iddiasına dayanmasının açık bir şekilde hakkın kötüye kullanılması olduğunu;
Davalının, sözleşmede yer alan beyanları ile, ortağı ve yöneticisi olduğu dava dışı şirkete müteselsil kefil olduğunu, bu kefaletin verilmemesi durumunda kredinin verilmeyeceğini, asıl borçlu şirketin kredi geri ödemelerini yapmadığı takdirde bankanın söz konusu borçları kendisinden talep edebileceğini açık bir şekilde bildiğini;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun kararlarının da taraflar arasındaki ilişki ve sözleşmelerdeki taraf iradeleri tam anlamıyla incelenmeden tüm sorumluluğun banka tarafında olduğunu düşünmenin Türk Hukuk sisteminde mümkün olmadığını gösterdiğini, zira herkesin haklarını kullanırken dürüst olmak ve kötü niyetli hareket etmemek zorunda olduğunu, davalının da açık bir şekilde bu hakkını kötüye kullanmak istediğini beyanla İlk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine geri gönderilerek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesi dosya kapsamına uygun olsa da, kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesinin, dosya kapsamına uygun olmadığını, davacı bankanın 22.10.2012 tarihli ve 22.08.2013 tarihli Genel Kredi Sözleşmelerine dayanarak huzurdaki davayı açtığını, 27.04.2021 tarihli duruşma tutanağındaki ara karar gereği sunmuş olduğu beyan dilekçesinde de dava konusu takibin her iki sözleşme tahtında kullandırılan kredi borçlarına ilişkin olduğunu beyan ettiğini;
İtirazın iptali davasını düzenleyen İcra İflas Kanunu'nun 67/2 maddesi hükmüne göre itirazın iptali davasında, takibin yapılmasında alacaklı haksız ve kötüniyetli görülürse talep üzerine reddolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere uygun bir tazminata mahkum edileceğinin öngörüldüğünü, davanın, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ilişkin olduğunu, alacak likit ve bilinebilir mahiyette olduğundan İİK'nın 67. maddesi uyarınca davalı yararına kötü niyet tazminatına karar verilmesi gerektiğini;
Davacı bankanın takibe konu ettiği 22.10.2012 tarihli kefalet sözleşmesinin eş rızası olmadığından geçersiz olduğunu, sözleşme tarihi olan 2012 tarihinde yürürlükte bulunan (28/3.2013 tarihli değişiklikten önceki) TBK m. 584/1 uyarınca eşlerden birinin ancak diğerinin yazılı rızası ile kefil olabileceğini, eşin rızasının kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartı olduğunu ve yokluğu halinde kefalet sözleşmesi kendiliğinden kesin olarak hükümsüz olduğunu, bu nedenle de 22.10.2012 tarihli kefalet sözleşmesi hem kefalet miktarının kefilin el yazısıyla yazılmamış olması, hem de eşin yazılı rızası olmadığı için geçersiz olduğunu;
Davaya konu 22.08.2013 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinde bulunan kefalet sözleşmesinin tarih ve kefalet limitlerinin davalı müvekkilinin el yazısıyla yazılmamış olduğundan geçersiz olduğunu, kefalet tarihi ve kefalet limiti kefalet sözleşmesinin geçerliliği için kefilin el yazısıyla belirtmesi gereken zorunlu unsurlar olduğunu, Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme de her iki sözleşmedeki el yazılarının müvekkilinin eli ürünü olmadığı tespitinin yapıldığını ve Yerel mahkemece rapor doğrultusunda davanın reddine karar verildiğini fakat geçersiz sözleşmeye dayanarak dava açan banka hakkında kötü niyet tazminatına hükmedilmediğini, basiretli bir tacir gibi davranması gereken davacı bankanın sözleşmenin imzalanması aşamasında gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek sözleşme yapması ve bu geçersiz sözleşmelere dayanarak icra takibi ve dava açmasının haksız ve kötü niyetli olduğunu ve kötü niyet tazminatını gerektirdiğini;
Müteselsil kefilin sorumluluğuna gidebilmek için borcun muaccel olması ve asıl borçluya ve kefile yapılan ihtarın sonuçsuz kalması gerektiğini, davacı bankanın dava dilekçesinde takip talebinin 1. sırasında bulunan 188801400000000026173301 nolu kredinin ödenmemesinden dolayı talepte bulunduğunu, davacı bankanın ilgili krediyle ilgili herhangi bir ihtar göndermediğini, davacının Gebze 3. Noterliğinin 07.10.2019 tarih ve ... yevmiyeli hesap kat ihtarnamesinde 188801400000000026173301 nolu kredinin yer almadığını, dolayısıyla da 188801400000000026173301 nolu kredi için asıl borçluya ve kefile ihtar gönderilmeden ve bu ihtar sonuçsuz kalmadan bu alacak kalemi için talepte bulunulamayacağını ve kefilin sorumluluğuna gidilemeyeceğini, davacı bankanın hesap kat ihtarnamesi göndermeden icra takibine girişmesinin haksız ve kötü niyetli olduğunu ve tazminatı gerektirdiğini;
Geçersiz sözleşmeye dayanarak icra takibi yapıp dava açan, hesap kat ihtarnamesi gönderilmeden icra takibi ve dava açan eş rızası alınmadan yapılan geçersiz sözleşmeyi dava konusu yapan bankanın kötü niyetli olduğunu ve davacı banka aleyhine kötü niyet tazminatını gerektirdiğini beyanla Yerel mahkeme kararının, kötü niyet tazminatı yönünden, ortadan kaldırılarak davacı alacaklı aleyhine % 20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, genel kredi sözleşmesinden doğan alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın ve davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
Davacı vekilince ileri sürülen istinaf sebepleri; Mahkemece, ATK ön raporunda talep edildiği üzere davalının yazı örneklerinin alınıp alınmadığı ve ne şekilde alındığının belirsiz olduğu, alınmış ise de bu işlem yokluklarında yapıldığından raporun usule aykırı olduğu, ATK raporunda yazıların fotoğraflarının yer almadığı ve raporda sonuca ne şekilde ulaşıldığının açıklanmadığı, bu hali ile raporun eksik ve usule aykırı olduğu, raporda mukayeseye esas alındığı belirtilen belgelerin davalının eli ürünü olup olmadığının belirsiz olduğu ve mahkemece dosyaya celp edilen kredi sözleşmelerinin mukayeseye esas alınmadığı, bu nedenle de raporun usule aykırı olduğu, davalının kredi kullandırım tarihinde dava dışı şirketin ortağı olduğu ve kredi kullanılabilmesi için kendisinin kefaletinin gerektiğini bildiği, raporda kefalete ilişkin yazıların büyük çoğunluğunun davalının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, bu hususlar nazara alındığında davalının kefaletin geçersizliğini ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğuna;Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri ise; davacı bankanın gerek bir kısım yazıların davalının eli ürünü olmaması ve gerekse de 2012 tarihli sözleşmede davalının eşinin kefalete ilişkin rızasının bulunmaması sebebiyle geçersiz olduğunu bildiği sözleşmeleri dayanak yaparak başlattığı takibin kötü niyetli olduğu, ayrıca davacı tarafından davalıya kat ihtarnamesi gönderilmediği ve bu şekilde kefile müracaatın mümkün olmadığını da bildiği halde takip başlattığı, bu sebeplerle Mahkemece kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.Dosya kapsamından; davacı banka ile dava dışı .... Şti. arasında 22/10/2022 ve 22/08/2013 tarihli iki adet genel kredi sözleşmesinin imzalandığı, kredi sözleşmelerinde davalının müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğu, davacı banka tarafından kredi borçlarının ödenmemesi üzerine dava dışı şirketin hesapları kat edilerek, dava dışı şirket ve davalıya 03/10/2019 tarihli kat ihtarnamesinin gönderildiği, kat ihtarnamesinde icra takip talebinde yer alan ticari kredi, ticari artı para ve biz kart kalemlerinin yer aldığı, kat ihtarnamesine rağmen ödeme yapılmaması üzerine başlatılan icra takibinde davalının borca itiraz ettiği ve açılan davada, genel kredi sözleşmelerinde yer alan kefilin sorumlu olduğu miktar ile kefalet tarihlerinin kendisi tarafından yazılmadığını, ayrıca 22/10/2022 tarihli genel kredi sözleşmesinde eş rızasının da bulunmadığını, bu şekilde kefaletlerin geçersiz olduğunu iddia ettiği, davacı banka tarafından ise cevaba cevaben sözleşmelerin geçerli ve davacının itirazlarının alacağı geciktirmeye yönelik olduğunun beyan edildiği, Mahkemece davalıya ait yazı örneklerinin celbi için kurumlara yazılar yazıldığı,dosyanın rapor tanzimi için ATK'ya gönderildiği, ATK'nın 02/11/2021 tarihli ön raporunda davalıya, kendisine ait olmadığını iddia ettiği yazıların aynı tip harflerle dikte ettirilerek yazdırılmasının talep edilmesi üzerine, 21/12/2021 tarihinde Mahkeme hakimi ve katibinin eşliğinde davalıdan talep edildiği şekilde, ayakta ve oturarak sağ ve sol eli ile yazdırılmak suretiyle yazı örneklerinin alındığı, bu tutanakların dosya içerisinde mevcut olduğu ve ATK tarafından düzenlenen 09/02/2022 tarihli raporda mukayese belgeler arasında yer aldığı, bu yönüyle raporda bir eksiklik olmadığı, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin ise haksız olduğu anlaşılmıştır.Hükme esas alınan 09/02/2022 tarihli ATK raporunda; davalıya ait yazı örneklerinin incelenmesinde kullanılan teknik inceleme yöntemleri, yazılım ve donanım, kullanılan cihazlar ve optik aletlerin gösterildiği ve sonuç olarak 22/08/2013 tarihli genel kredi sözleşmesinde bulunan miktar ve tarih kısmı ile 22/10/2012 tarihli genel kredi sözleşmesinde yer alan tarih ibaresi ile davacının mukayese yazıları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından, söz konusu ibarelerin mevcut mukayese yazılarına kıyasla davalının eli ürünü olmadığı, sözleşmelerin kefalet kısımlarında bulunan diğer yazılar ile davalının mukayese yazıları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu yazıların davalının eli ürünü olduğunun tespit ve mütalaa edildiği, raporda kullanılan yöntem ve cihazlar ile esas alınan kriterlerin Yargıtay içtihatlarına uygun olduğu, incelenen yazılar ile mukayese yazılarının fotoğraflarının raporda yer almamasının tek başına raporun yetersiz olduğu sonucunu doğurmayacağı, raporun sonuç bölümünde iki ayrı tespit yapıldığı, yalnızca davalının eli ürünü olmadığını iddia ettiği yazıların değil, davalının eli ürünü olduğu iddia edilen tüm yazıların incelendiği ve bir kısmının davalının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, davacı tarafça aynı yöntemle ulaşılan sonuçlardan lehine olan kısma itiraz edilmeyerek aleyhe olan kısma itiraz edilmesinin çelişkili olduğu, davalıya ait olduğu tespit edilen yazıların ve bu yazılarla mukayese edilen yazıların fotoğraflarının da raporda yer almadığı, davalının Mahkemece yazı örneklerinin alındığı tarih ile davacının mukayeseye esas alınmadığını iddia ettiği kredi sözleşmelerinin tarihlerinin hepsinin, dava konusu kredi sözleşmelerinin imza tarihlerinden sonra ve birbirine yakın olduğu, dolayısıyla bu sözleşmelerin mukayeseye esas alınmamasının raporun sıhhatine etki etmeyeceği, sonuç olarak ATK raporunun denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli olması sebebiyle hükme esas alınmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin haksız olduğu anlaşılmıştır.6098 Sayılı TBK'nın 583. maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerliliği; kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifade ile yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şartına bağlı olup, mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere her iki kredi sözleşmesindeki tarih ve 22/08/2013 tarihli sözleşmedeki kefilin sorumlu olduğu miktara ilişkin rakamların bilirkişi raporu ile davalının eli ürünü olmadığının tespit edildiği, TBK'nın 583. maddesindeki geçerlilik şartına rağmen kanunda aranan şekli geçerlilik şartlarına haiz olmayan kefalet sözleşmelerinin şeklen geçersizliğinin davalı tarafından ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması vasfında olduğunun davalı bankaca yargılama aşamasında ileri sürülmediği ve dosya kapsamı itibariyle de açıkça ortaya konulamadığı, bu minvalde Mahkemece kefaletlerin geçersiz olduğunun kabulünün usul ve yasaya uygun, davacı vekilinin istinaf başvurusunun ise tümü ile haksız olduğu anlaşılmıştır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67/2. maddesi uyarınca itirazın iptali davasının reddi halinde, borçlu lehine kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için icra takibinin haksız olmasının yanında davacı alacaklının, takibe geçmede ve itirazın iptali davasını açıp yürütmekte kötüniyetli olduğunun da kanıtlanması gerekmekte olup, alacaklının kötüniyetli sayılabilmesi için haksız olduğunu bildiği ya da bilmesi gerektiği halde icra takibine girişmiş olması gerekmektedir.Somut olayda, esasen sözleşmelerde yer alan tarih ve bir sözleşmede yer alan kefil olunan miktar dışındaki kefalete ilişkin yazıların davalının eli ürünü olması ve buradan hareketle davacı banka tarafından davalının kefil iradesine sahip olduğunun iddia edilmesi, yine davalının kendisine gönderilen kat ihtarnamesine bu hususta bir itiraz ileri sürmemesi karşısında, davacı bankanın takipte kötüniyetli olduğu ispatlanamadığından aleyhine tazminata karar verilmemiş olması isabetli, davalının aksi yöndeki istinaf başvurusu ise haksız bulunmuştur. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 12/06/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.