T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/2086 Esas
KARAR NO:2025/1021 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2016/750 Esas ve 2022/461 Karar
TARİHİ:15/06/2022
DAVA:Rücuen Tazminat
KARAR TARİHİ:19/06/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket iş hukuku anlamında davalı şirket ...'dan devraldığı işyerlerinin alt işveren işçilerini çalıştırmaya devam ettirdiğini, müvekkili şirket kıdem tazminatını hak eder şekilde işi sonlandırılan işçilerle ilgili kıdem tazminatı ve diğer fark ödemelerini gerçekleştirildiği, işyeri devri düzenlemeleri çerçevesinde sadece kıdem tazminatı için devir tarihindeki ücret üzerinden davalı şirkete rücu ettiğini, ancak davalı şirket ödemeleri gerçekleştiremeyeceğini yazılı olarak bildirildiğini, işbu dava bu sebeple açılmak durumunda kalındığını, işyeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı İş Kanunu'nun 6. Maddesinde düzenlendiğini, sözü edilen hükümde, işyerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörüldüğünü, devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlar açısından, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu oldukları aynı yasanın 3. Fıkrasında belirtilmiş, devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren 2 yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlandığını, değinilen kanunun 120. Maddesi hükmüne göre, 1475 sayılı Kanunun 14. Maddesi halen yürürlükte olduğundan işyeri devirlerinde kıdem tazminatına hak kazanma ve hesap yöntemi bakımından belirtilen madde hükmü uygulandığını, anılan maddeye göre işyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi işyeri veya işyerlerindeki hizmet sözleşmeleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanacağını, işyerini devreden, işçiyi çalıştırdığı sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlı olmak üzere kendi döneminden sorumlu olduğunu, zamanaşımı on yıl olduğunu, davalı şirket ile müvekkili şirket arasında iş hukuku açısından işyeri devri olduğu hususu, müvekkili şirket ile davalı şirketin taraf olduğu birçok Mahkeme ve Yargıtay kararıyla sabit olduğunu, işyeri devri gereğince davalı şirketin sorumluluğunun kaçınılmaz olduğunu, davanın kabulüne, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili Şirket... A.Ş. İstanbul 'un deniz ulaşımına ve trafik sorununun çözümüne katkıda bulunmak amacıyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından 1987 yılında kurulmuş bir şirket olup uzun yıllardır deniz taşımacılığı alanında kamu hizmeti veren bir şirket olduğunu,1987 yılından bu yana ulaşım sektöründe hizmet vermekte olan ... 16.06.2011 itibariyle, ... (...) Ortak Girişim Grubuna devredilmiş ve özelleştirilmiştir. ... hali hazırda, birçok hatta seferleri bulunan çok sayıda deniz otobüsü, hızlı feribot ve araba vapurunu bünyesinde bulunduran bu bağlamda çok sayıda personel istihdam eden ve bir gün içerisinde binlerce yolcu taşıyan bir şirket olduğunu, Bu bağlamda 2011 yılında Müvekkili Şirket ile davacı arasında gerçekleşen devir işleminin sonucu olacak davacı şirket kıdem tazminatını hak eder şekilde işi sonlandıran işçilerle ilgili olarak kıdem tazminatı ve diğer fark ödemelerini gerçekleştirdiğini iddia ederek dava değeri miktarı Müvekkil Şirketten talep etmiştir. Ancak aşağıda detaylı olarak izah edilecek sebeplerde davanın öncelikle zamanaşımı defimiz, sorumluluğun kabulü anlamına gelmemek kaydıyla devirden kaynaklanan sorumluluğun 2 yıl süreyle devam etmesi ve işbu 2 yıllık sürenin çok uzun süre önce sona ermiş olması ve her halükârda esas yönünden reddi gerektiğini, müvekkili şirketin işbu davada pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını, müvekkili şirket kanunların kendisine verdiği yetkiye dayanarak usulüne uygun ihaleler ile hizmet alımı yaptığını, hal böyle iken davacı şirketin ödediğini iddia ettiği dava konusu bedele ilişkin Müvekkili şirketin sorumluluğu bulunmamdığını, davanın, dava dışı/ hizmet alımı yapılan şirketlere karşı ikame edilmesi gerektiğini, Müvekkili ... A.Ş. daha iyi ve hızlı hizmet sunabilmek için 5393 sayılı Belediyeler Kanunu'nun 67. maddesinde verilen yetki gereği,4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında gemi hizmetleri, özel güvenlik hizmetleri, atölye hizmetleri, gişe ve terminal hizmetleri, temizlik hizmetleri, yemek hizmetleri, toplu ulaşım ve taşıma hizmetleri gibi alanlarda hizmet alımına gitmediğini, müvekkili şirket, kanunun kendisine tanıdığı ruhsat dâhilinde, usulüne uygun hizmet alımı ihaleleri yaparak ihaleyi alan firma ile sözleşme imzalayarak hizmet alımı yaptığını, bu sözleşmeler belirli süreli olup süre sona erdiğinde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na göre tekrar ihaleye çıkıldığını, müvekkili şirket ile alacak ücretleri davaya konu olan işçilerin arasındaki ilişki, Kamu İhale Kanunu'na tabi bir kuruluş olarak...'nun hizmet alımı amacıyla dava dışı diğer şirketler ile yaptığı bir sözleşme ilişkisine dayandığı ortada olduğunu, müvekkili şirketin davacı şirketin ödediğini iddia ettiği işçilik atacaklarına ilişkin hiçbir bir sorumluluğu bulunmadığını, zira davacının ödeme yaptığını, işçiler müvekkili şirket ile iş akdine bağlı hukuki ilişki içerisinde olmadığını, dolayısıyla dava konusu kıdem tazminatı ve diğer fark ücretlerinden sorumlu taraf söz konusu işçilerin çalıştıkları, maaşlarını, sigortalarını ve primlerini ödeyen dava dışı şirketler olduğunu, davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 15/06/2022 tarih ve 2016/750 Esas - 2022/461 Karar sayılı kararında;"...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacı ile davalı arasında iş yeri devrinin gerçekleştiği, davacının kıdem tazminatını ödediği işçilerle ilgili davalıdan rücuen tazminat talebinde bulunduğu, davalının ise devirden kaynaklanan sorumluluğunun iki yıl olup kendi sorumluluğunun sona erdiğini savunduğu, 1475 sayılı Yasanın 14/2. maddesinde devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediği, İş Kanunu'nun 6. maddesinde sözü edilen devreden işveren için 2 yıllık süre sınırlamasının kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmadığı, devreden işveren davalının kendi dönemi ve devir tarihindeki ücret ile sorumlu olduğu, bu hesabın yapılması için bilirkişi heyetinden alınan raporların hüküm kurmaya elverişli olduğu gözetilerek davanın kabulüne karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...."gerekçesi ile,''1-Davanın kabulü ile dava dışı...’a ödenen 2.944,11 TL'nin 10/12/2015, ....’a ödenen 2.364,26-TL’nin 10/12/2015 , ...’e ödenen 5.765,47-TL’nin 05/04/2016, ...’e ödenen 9.906,97-TL’nin 02/07/2015, ...’a ödenen 5.632,05-TL’nin 05/04/2016, ...’a ödenen 5.765,47-TL’nin 17/12/2015, ...’a ödenen 5.181,31 TL’nin 05/04/2016,...’a ödenen 4.411,09 ’nin 10/12/2015 , ...’na ödenen 9.542,39-TL’nin 01/12/2015, ...’a ödenen 5.577,26-TL’nin 10/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı... A.Ş. Tarafından müvekkil şirket ... A.Ş. aleyhine 57.090,38 TL tutarındaki alacağın tahsili talebiyle dava ikame edildiğini, işbu kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, kararın kaldırılması ve davanın reddinin gerektiğini, dava dilekçesinde belirtilen personellere hangi mahkeme kararı ya da hangi icra dosyası kapsamında ödeme yapıldığına dair davacı tarafından hiçbir bilgi ve/veya belge sunulmadığını, bir başka deyişle davacı ilgili personellere kendi insiyatifi ile kıdem tazminatı ödemesi yaptığını, bu durumda da müvekkil şirkete rücu edilmesinin hiçbir hukuki gerekçesinin olmadığını, yerel mahkeme tarafından bu yöndeki savunmalarına tek bir cümle ile dahi yer verilmediğini, sözlü ve yazılı beyanları ve delilleri dikkate alınmaksızın yalnızca hatalı bilirkişi heyeti kök ve ek raporları doğrultusunda, davacı tarafın beyanları dikkate alınarak, gerekli araştırma yapılmaksızın hüküm kurulduğunu, dosya kapsamında tanzim edilen 05.04.2022 tarihli rapora yasal süresi içerisinde itiraz ettiklerini, ancak yerel mahkeme tarafından itirazlarının kabul görmediğini, itiraza uğrayan raporun hükme esas alındığını,Davacı şirketin hangi gerekçe/ hangi kesinleşmiş mahkeme kararı/ hangi icra takibine dayanarak dava dışı işçilere kıdem tazminatı ödediğine dair hiçbir açıklamasının olmadığını, yerel mahkemenin de gerekçeli kararında bu noktada herhangi bir açıklama/ değerlendirme yapmadığını, kendi insiyatifi ile işçilere tazminat ödeyen davacının bu miktarı müvekkil şirketten talep etmesinin mümkün olamayacağını, bilirkişi tarafından hem kök rapor hem de ek raporlarda bu konuya dair herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, yerel mahkeme tarafından da gerekçeli kararda bu konuda yapılan bir değerlendirme bulunmadığını, davacı tarafından dava dışı işçilere ödenen tazminatların ödenmesinde, öncelikle bu işçilerin iş akitlerinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde sona erdiğinin ortaya konulması gerektiğini, bu doğrultuda tek taraflı bir ödemeden ...'nun sorumlu tutulmasının kabul edilemeyeceğini, yerel mahkemece de hangi gerekçe ile davacının dava dışı işçilere ödediği tazminatın müvekkil şirketten talep edilebilir olduğu hususunda hiçbir açıklamaya ve değerlendirmeye yer verilmemesinin kabul edilebilir olmadığını, bilirkişi heyeti tarafından yalnızca ... bildirim kodları ve davacı beyanları doğrultusunda rapor tanzim edildiğini, işbu raporun hükme esas alınmasının kabul edilemeyeceğini, taraflar arasında hizmet alım sözleşmesi bulunması sebebiyle müvekkil şirkete rücuan tazminat isteminde bulunulmasının mümkün olmadığını, zira işçilere ilişkin müvekkil şirketin hiçbir zaman sorumluluğunun bulunmadığını,Kabul anlamına gelmemek kaydıyla, yerel mahkeme kararında belirtilen rakamların işleyecek ticari faizleri ile birlikte müvekkilden tahsiline karar verilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkeme tarafından ancak ve ancak yasal faize hükmedilebilecekken ticari faize hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, 1474 sayılı İş Kanununun 14.maddesine göre yapılan kıdem tazminatı ödemesinin rücuen tahsili istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı yan, davalı şirketin özelleştirilmesi sonrası taraflar arasında iş yeri devri gerçekleştiğini, davacının davalı şirketin alt işverenlerinin işçilerini çalıştırmaya devam ettiğini, bu işçilerden on (10)'una yapılan kıdem tazminatı ödemelerinin, işçilerin davalı şirkette çalıştıkları döneme tekabül eden kısımlarından davalının da sorumlu olduğunu ileri sürerek, bu kısmın rücuen tazminini talep etmiştir.Mahkemece, kıdem tazminatı ödemesi yapılan işçilerin hizmet döküm cetvelleri, işe giriş çıkış bildirgeleri getirtilmiş, bilirkişi heyetinden kök ve ek rapor alınarak ek rapor doğrultusunda istinafa konu karar verilmiştir.4857 sayılı Kanun’un 120 nci maddesi yollamasıyla halen yürürlükte bulunan 1475 sayılı İş Kanunu’nun “Kıdem Tazminatı” başlıklı 14/2. fıkrasında ":....12/7/1975 tarihinden, itibaren (1) işyerinin devri veya herhangi bir suretle el değiştirmesi halinde işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren sorumludur. Ancak, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır..." hükmü yer almaktadır.Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 17/01/2014 tarih 2013/1425 Esas 2014/257 Karar sayılı ilamı "İşyeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı Kanun'un 6. maddesinde düzenlenmiştir. Sözü edilen hükümde, işyerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlar açısından, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu oldukları aynı yasanın üçüncü fıkrasında belirtilmiş, devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır.
Değinilen Kanun'un 120. maddesi hükmüne göre, 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesi halen yürürlükte olduğundan, işyeri devirlerinde kıdem tazminatına hak kazanma ve hesap yöntemi bakımından belirtilen madde hükmü uygulanmalıdır. Anılan maddeye göre, işyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde, işçinin kıdemi işyeri veya işyerlerindeki hizmet sözleşmeleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanmalıdır.Bununla birlikte, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları, işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. Somut olayda davacının çalıştırdığı işyeri önce ... A.Ş. tarafından işletilmiş, sonra ise işyerinin işletilmesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından intifa yoluyla... A.Ş.’ye verilmiştir. Bu itibarla dava... A.Ş. ile... A.Ş. arasındaki ilişkinin işyeri devri olduğu..." şeklindedir.Somut uyuşmazlıkta; yukarıda belirtilen Yargıtay ilamından anlaşılacağı üzere, davalı... A.Ş. ile davacı ... A.Ş. arasında hizmet alım sözleşmesi değil, işyeri devrinin (30/09/2010) söz konusu olduğu, dolayısıyla 1475 sayılı yasanın 14. maddesi uyarınca iş yerini devreden davalı işverenin kıdem tazminatından sorumluluğunun işçiyi çalıştırdığı sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlı olduğu; işten ayrılış bildirgelerinde, ayrılış nedenlerinin çıkış kodu olarak 8 (Emeklilik (yaşlılık) veya toptan ödeme nedeniyle: İşçi sosyal güvenlik kurumlarından emekli aylığına veya toptan ödemeye hak kazanacak şekilde işten ayrılıyorsa bu kod seçilir.) gösterildiği, öte yandan mahkemece dava dışı işçilerin işveren nezdindeki iş yeri şahsi sicil dosyaları ve maaş bordrolarının celbedilmediği, bilirkişi raporları ile gerekçeli kararda kıdem tazminatı ödemesi yapılan işçilerin sözleşmelerinin 1475 sayılı yasanın 14. maddesine göre kıdem tazminatına hak kazandıracak şekilde sona erip ermediğinin tespit edilmediği, davalı vekilinin mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı ileri sürdüğü bu yöndeki itirazlarının ne hükme esas alınan raporda ne de gerekçeli kararda karşılanmadığı anlaşılmış, davalı vekilinin eksik incelemeye yönelik istinaf sebebi yerinde bulunmuştur.Bu durumda mahkemece, dava dışı işçilerin işveren nezdindeki iş yeri şahsi sicil dosyaları ve maaş bordrolarının celbedilerek kıdem tazminatı ödemesi yapılan dava dışı işçilerin sözleşmelerinin 1475 sayılı yasanın 14. maddesine göre kıdem tazminatına hak kazandıracak şekilde sona erip ermediği ve yapılan ödemelerin usul ve yasaya uygun olup olmadığı yönünde davalı vekilinin bilirkişi raporuna yönelik verdiği beyan dilekçesindeki itirazlarını da karşılar şekilde denetimine elverişli ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.Mahkemenin kabulüne yönelik inceleme yapıldığında ise;Davacı vekili dava dilekçesi ile; 57.090,38 TL. kıdem tazminatının faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiği, dava dilekçesinde faizin başlangıcı ve türü konusunda açık bir talebinin olmadığı halde mahkemece verilen hüküm gerekçesinde hangi gerekçe ile ödeme tarihinden itibaren avans faizine hükmedildiğinin gerekçeli kararda tartışılıp değerlendirilmediği ve davalı vekilinin bu hususu istinaf sebebi olarak ileri sürdüğü görülmüştür.HMK'nın 297/2 maddesine göre mahkemenin tarafların taleplerinin her biri hakkında karar vereceği düzenlenmiş olup, yine 297/1-c. fıkrasına göre gerekçe yazılması zorunlu bulunmaktadır. HMK' nın 297. maddesine uygun olarak verilmeyen kararın istinaf aşamasında denetlenmesine imkan bulunmamaktadır.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 297, 353/1-a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dosyanın kaldırma kararı doğrultusunda işlem yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi için mahkemesine iadesi gerektiği kanaatine ulaşılmış, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/06/2022 Tarih ve 2016/750 Esas - 2022/461 Karar sayılı kararının HMK'nın 297,353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,3-İstinaf talep eden davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 19/06/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.