T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1788 Esas
KARAR NO:2025/971 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2019/651 Esas- 2022/235 Karar
TARİH:29/03/2022
DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:12/06/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ile girişmiş olduğu alım satım işlemi neticesinde davalıya aralarında karşılaştırılmış olan malları tam ve eksiksiz bir şekilde teslim ettiğini ancak fatura bedellerinin ödenmediğini, bu nedenlerle davalı aleyhine İstanbul ... İcra Dairesinin ...sayılı dosyasıyla icra takibi başlattıklarını, ancak davalının takibe teslim edilen malların ayıplı olduğu iddiası ile itiraz ederek takibi durdurduğunu, ayıp iddiasının tamamen gerçeğe aykırı olduğunu, davalının ticaret yaptığı şirkete karşı edimini yerine getiremediğini ve bu nedenle de zararını müvekkiline yansıtmaya çalıştığını beyanla İstanbul ...İcra Dairesinin... sayılı icra dosyasına yapılan itirazın iptaline, davalının kötüniyetli olarak icra takibine itirazı nedeniyle en az %20 icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Dava konusu olayda müvekkilinin gözden geçirme külfetini yerine getirmiş olmasına rağmen ilk başta mal üzerinde ayıbın farkedilemediğini, işlerin olağan akışına göre imkan bulunur bulunmaz" inceleme ve ortaya çıkan ayıbın satıcıya "uygun bir süre içinde" bildiriminin ön görüldüğünü, İstanbul 7.Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından dava konusu mallar hakkında bilirkişi tespit raporu düzenlendiğini, bu rapor doğrultusunda bilirkişinin "borulardaki boşluk ve gözeneklerin, boruların satın alınması aşamasında görülmesi mümkün olmadığından ve ancak talaşlı işlendikten sonra ortaya çıktıklarından, boruların gizli ayıp niteliğinde imalat hatalı oldukları tespit edilmiştir." şeklinde tespitlerde bulunduğunu, bilirkişi raporu doğrultusunda yapılan delil tespitinde haklılıklarının ortaya konduğunu, davacı tarafın Polonya ile yapılan sözleşmede uygun bir şekilde müvekkilinin malı hazır edemeyince, dava konusu tutarın ödenmediğini iddia ettiğini, hiçbir hukuki dayanağı olmayan bu iddiayı kabul etmediklerini beyanla davacının haksız ve yersiz açtığı davanın reddine, davacının takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 29/03/2022 Tarih, 2019/651 Esas ve 2022/235 Karar sayılı kararında;"...Dava, faturaya dayalı icra takibine davalı tarafça yapılan itirazın iptali isteminden ibarettir. Davalı yan fatura konusu malların ayıplı olduğundan bahisle davanın reddini talep etmektedir.Mahkememizce tespit edilen uyuşmazlık noktalarında icra edilen yargılama ve tüm dosya kapsamında edinilen vicdani kanaat gereğince, davacı tarafın 21.09.2018 tarihli 66.920,16 TL bedelli faturaya dayalı alacak istemine dayalı olarak başlattığı icra takibinin davalı şirketin ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde vaki itirazı nedeniyle durduğu, itirazın iptali davasının kanuni süre içerisinde ikame edildiği, tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde mali müşavir bilirkişi marifetiyle inceleme yapılmasına karar verilmekle, davacı tarafın alacak talebine konu faturanın ait olduğu dönem itibari ile 2018 yılına ait ticari defter ve belgelerini ibraz ettiği, ibraz edilen ticari defterlerin kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş olduğu, açılış ve kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı, davalı şirketin ise ticari defter ve belgelerini ibraz etmediği, davacı ticari defterlerine göre davalıdan 66.920,16 TL alacaklı olduğu, fatura konusu malların teslim edildiği konusunda 21.09.2018 tarihli sevk irsaliyesinin tanzim edildiği, nitekim fatura konusu malların davalı yana teslim edildiği davalı yanın da kabulünde olmakla davalı yanın teslim edilen malların ayıplı olduğunu savunarak davanın reddini talep ettiği, söz konusu ayıba ilişkin olarak davalı yanca İstanbul 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/151 D.İş sayılı dosyası ile 01.11.2018 tarihinde delil tespiti talebinde bulunulmuş olmakla, talep dilekçesinin 3. maddesinde "Müvekkil firma dökümü yaptıktan/aparat parçaları hazır hale getirdikten sonra ürünlerin söz konusu kullanım amacına uygun halde olup olmadığını test etmek için gerekli testlere tabi tutmuştur. Müvekkil şirket üzerine düşen karşı tarafa para ödeme ve söz konusu satın aldığı eşyaları işleme yükümlülüğünü eksiksiz olarak yerine getirmiş fakat ürünlerin tamamını bitirdiğinde ve yukarıda belirttiğimiz üzere gerekli teknik analiz çalışması yaptığında karşı taraftan almış olduğu malın ayıplı olduğunu farketmiştir." ifadelerinin yer aldığı, 01.11.2018 tarihli delil tespiti talep dilekçesinde geçen beyanların delil tespiti tarihi itibarıyla ayıbın davalı yanca öğrenilmiş olduğuna işaret ettiği, söz konusu delil tespiti raporu ve mahkememiz nezdinde alınan bilirkişi raporunda fatura konusu malların gizli ayıplı oldukları tespit edilmiş ise de, TTK'nun 23/1-c maddesi delaletiyle TBK'nun 223/2 son cümlesi uyarınca gizli ayıp öğrenilir öğrenilmez hemen satıcıya bildirilmesinin gerektiği, bildirilmezse satılanın bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı, davalı yanca en erken 17.12.2018 tarihli borca itiraz dilekçesi ile ayıp ihbarının yapıldığının kabul edilebileceği ancak davalı tarafça ayıp ihbarının daha erken öğrenildiği 01.11.2018 tarihli delil tespiti talep dilekçesi ile sabit olduğundan,TBK'nun 223/2 son cümlesi uyarınca borca itiraz dilekçesi ile yapılan ayıp ihbarının gizli ayıp öğrenilir öğrenilmez hemen yapılmış ihbar sayılamayacağından davalı tarafça satılanın bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılmasının gerektiği, satılanın ayıplı haliyle kabul edilmesi ile davalı yanın artık TBK'nun 227. maddesinde düzenlenen seçimlik hakları kullanamayacağı, zira taraflar tacir olduğundan TTK'nun 18/3. maddesinde belirlenen usule uygun olarak yapılması gereken, ayıp sebebiyle sözleşmeden dönüldüğüne dair seçimlik hakkın kullanılması kapsamında davacı yana çekilmiş bir ihtarın da bulunmadığı, malların davalı elinde olduğu sabit olmakla davacı tarafın bu mallara ilişkin faturaya dayalı alacak talebinin yerinde olduğu, davalı yanın fatura bedeli açısından takibe itirazının haksız olduğu ve iptalinin gerektiği, takipte talep edilen işlemiş faizin takipten önce davalı yanın temerrüde düşürülmemiş olması nedeniyle yerinde olmadığı anlaşılmakla, davanın kısmen kabulü ile fatura bedeli üzerinden itirazın iptaline, alacak faturaya dayanmakla likit olduğundan takibe haksız itiraz nedeniyle alacağına geç kavuşan davacı lehine %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine dair açıklanan gerekçelerle aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir..."gerekçesi ile, ''Davanın KISMEN KABULÜ İLE, ... sayılı takip dosyasında, takip tarihi itibari ile davacının davalıdan 66.920,16 TL alacaklı olduğunun tespiti ile bu miktara vaki itirazın iptali ile asıl alacak 66.920,16 TL'ye takip tarihinden itibaren takipte belirtilen oranlarda faiz uygulanmak sureti ile takibin diğer kayıt ve şartlarla aynen devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararında işbu yargılamada haksız ve hukuka aykırı şekilde davanın reddine karar verdiğini, mahkeme kararı dikkatli şekilde incelendiğinde gerekçesiz olduğunun görüleceğini, İlk derece mahkemesinin işbu davadaki taraflarını ve varlıklarını tamamen görmezden geldiğini, yargılamanın başından beri ısrarla ileri sürdükleri ve bizzat dosyaya sunulan bilirkişi raporu ile de ortaya çıkan maddi gerçeği görmezden gelerek hukuksuz bir karara imza attığını, kendisi tarafından kurulan ara karara dahi uygun hareket etmeyen mahkemenin bu tutumunun kabul edilemez olduğunu, 28/09/2021 tarih ve 7 numaralı celse oturumunda dosyayı bilirkişiye gönderdiğini ve talebinde de açıkça ''..davalı yana satılan malların ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise ayıbın niteliği, ayıbın niteliğine göre ne kadar sürede fark edileceği, ayıp ihbarı ve nesafet kesintisi gerekiyor ise miktarı hususlarının değerlendirilmesinin istenilmesine...'' şeklinde hüküm kurduğunu, ama her nasıl oluyorsa gelen raporda malların ayıplı olduğu da ortaya konulmasına rağmen bu durumun göz ardı edildiğini yahut da bilerek görmezden gelinerek, halk ağzı tabiri ile, hurda malların müvekkiline satılmasına imkan ve fırsat verdiğini, bilirkişi raporu ile de açıkça hurda olduğu belli olan mallar için müvekkilinin herhangi bir ayıp söz konusu değilmiş gibi para ödetilmesi durumunun meydana geldiğini, kanunumuzda yargılamanın karar aşamasına gelinmesi için tarafların tüm iddia ve delillerine hakim olunması ve incelenmesi gerektiğinin açıkça belirtildiğini;Yargılamanın başından beri ısrarla savundukları hususun davacı tarafın müvekkilinden işbu dava ve takibe konu olacak şekilde bir alacak hakkı elde edememiş olması olduğunu, bu davada asıl hukuki sorunun davacı tarafından müvekkiline teslim edilmesi gereken malların gizli ayıplı çıkması ve bu kapsamda sözleşme gereği tarafların yükümlülüklerinin belirlenmesine ilişkin olduğunu, müvekkiline teslim edilmesi gereken malların ayıplı olduğunun ek raporla ortaya konulduğunu ve davacının işbu davayı haksız ve hukuka aykırı şekilde açmış olduğunun da tespit edildiğini, kök rapora karşı yapılan itirazlarında ve yargılamanın başından itibaren yapmış oldukalrı ısrarlı savunmalarında malların ayıplı olduğunu ve bunun da tespitinin gerektiğini belirttiklerini, davacı tarafın sattığını iddia ettiği mallardan dolayı müvekkilinden para isteyebilmesi için öncelikle kendisinin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiğini, alım satım sözleşmelerinde satıcının paraya hak kazanabilmesi için sözleşmeye ve hukuka uygun şekilde mal teslim etmesinin temel bir ön koşul olarak karşımıza çıktığını, alınan ek raporla birlikte davacı satıcının kendi temel yükümlülüğünü yerine getiremediğinin tespit olunduğunu, haliyle gerek müvekkili hakkında açmış olduğu icra takibinin ve gerekse de işbu davanın hukuki temelinin çökmüş olduğunun açık olduğunu, müvekkili açısından bakıldığında, mallardan amaçladığı ve olması gerektiği şekilde fayda alamadığı, sırf malların ayıplı olması nedeniyle birçok zarar ile karşı karşıya kalmasına rağmen bu mallar için bir de para ödeme yükümü ile karşı karşıya kalmaması gerektiğini;Satıcının, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olacağını, satıcının bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumlu olduğunu, satıcının sattığı nesnedeki ayıptan sorumluluğunun, mülkiyeti ve zilyetliği geçirme borcunun tamamlayıcısı olduğunu, çünkü satımda alıcının amacının, kullanabileceği yararlı bir nesneye sahip olmak olduğunu, müvekkilinin amacı da tam olarak alış amacına uygun şekilde mallara sahip olmak iken davacı satıcının bunu yerine getiremediğini ve bir de haklıymış gibi işlere giriştiğini, satılanın satımdan beklenen amacı sağlayacak nitelikleri taşımasının ticari doğruluk gereği olduğunu, o halde satıcının, satılandan beklenen yararları, kullanma amacını, değerini ve elverişliliğini kaldıran ya da azaltan bir eksikliğin bulunmamasını sağlama borcu altında olduğunu, satıcının bu borcunun söz konusu olabilmesi için satılanda ne tür eksikliklerin var olduğunu bilmesi gerekmediği gibi, satılanda bulunması gereken nitelikleri ayrıca açıklamasına ve güvence vermesine de gerek olmadığını, burada satıcının yasal sorumluluğunun söz konusu olduğunu, tüm bu yasal ve mevzuatsal gerçeklere rağmen kendisi asıl sorumlu durumunda olan davacı tarafın her nasıl oluyorsa kendi hatasını ve sorumluluğunu görmezden geldiğini yahut da açıkça kötü niyetli şekilde hareket ettiğini, işbu davada asıl haksız olan ve sorumlu tutulması gereken tarafın davacı taraf olduğunu, davaya konu olan mallardaki ayıbın gizli ayıp olduğunu, satım anında mevcut olan ve müvekkili tarafından bilinmeyen bu ayıpların önemli ayıp şeklinde olduğunun ek raporla tespit olunduğunu;Malların ayıplı olduğunun tespitine yönelik olarak bilirkişi tarafından ortaya konan hususlara aynen katıldıklarını, ancak raporda ayıbın tespitinden sonraki açıklamalara ise katılmadıklarını, malın ayıplı olmasının taraflar arasındaki hukuki ilişkiye etkisinin de yine kanunlarımızda düzenlendiğini, davacı tarafından müvekkiline satılan mal ayıplı çıktıktan sonra bu defa devreye müvekkili tarafından kullanılacak seçimlik hakların girdiğini, bu seçimlik hakların kanunda düzenlendiğini, müvekkili tarafından artık sözleşmeyi yapma amacı ve durumu, bu ilişkiden beklediği menfaat tamamen sona erdiği ve her geçen gün daha da zarar ettiği için asıl olarak kullanmayı istediği seçeneğin sözleşmeden dönme unsuru olduğunu, bu seçeneğin kullanılması halinde artık davacı satıcının herhangi bir alacak hakkının kalmadığını, gerek bu davanın reddedilmesi ve gerekse de müvekkili hakkında başlatılan takibin iptal edilmesi gerekliliğinin ortaya çıktığını, bir an için sözleşme ayakta tutulmak istense de müvekkili tarafından ödenecek tek tutarın malın teslimi tarihindeki hurda bedeli olduğunu, zira raporda malların hurda olduğunun açıkça belirtildiğini ve müvekkilinin de davacının iddia ettiği şekilde mal almak yerine sadece hurda satın almış olduğunu, haliyle kendisine hurda satılan müvekkilinin de sadece bu bedel üzerinden sorumlu olması gerektiğinin açık olduğunu, aksinin kabulü halinde ticari ilişkilerin ve alım satım ilişkilerinin kabul edilmeyecek şekilde kişilerin mağdur olmasına sebebiyet vereceğini;Ayıp itirazında bulunulması halinde yukarıdaki yasal hükümler çerçevesinde mahkemelerin inceleme yapması gerektiğinin yüksek mahkeme kararlarına da konu olduğunu, işbu dosyada da olduğu üzere kişilerin daha kendi edimini usulüne uygun yerine getirmeden karşı tarafa yönelik icra takibi açması ya da dava yoluna gitmesi halinde mahkemelerin ne şekilde hareket etmesi gerektiğinin ortada olup adaletin tesisinin de tam olarak bunu gerektirdiğini, müvekkilinin asıl nitelikleri çöp ve hurda olan mallar için sağlam bir mal ve eşyaymış gibi ödeme yapmak zorunda kaldığını;Bu davada asıl mağdur olanın müvekkili olduğunu, davacı tarafın daha kendi edimini hukuka uygun şekilde yerine getirmediği bir satımdan kendisi, hak etmediği ve hakkı olmadığı halde sırf müvekkilinin bilgisizliğinden faydalanarak menfaat elde etmeye çalıştığını, yargı merci olan mahkemenin de bu duruma vesile olduğunu, satım sözleşmesindeki tarafların hak ve yükümlülüklerini düzenleyen çok açık kanun hükümlerine ve bizzat da işbu dosyadaki maddi gerçeğe rağmen haksız şekilde karar verilmiş olmasını izah etmenin oldukça güç olduğun beyanla İlk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, talepleri doğrultusunda davacının haksız davasının ilk olarak tümden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise de ayıp oranında indirim yapılarak adalete ve hakkaniyete uygun bir miktarın ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, faturaya dayalı alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir.Davacı taraf, davalıya mal satıp teslim ettiğini ancak bedelinin ödenmediğini, bu nedenle davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalının takibe, malların ayıplı olduğu iddiası ile itiraz ettiğini, bu iddiasının haksız olduğunu beyanla itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, davacıdan satın aldığı malların ayıplı olduğunu, bu ayıbın ilk bakışta fark edilemediğini ancak tamamı işlenip test edildikten sonra anlaşıldığını, bu nedenle davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklandığı üzere, davalının süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunmadığı ve davacının da takipten önce davalıyı temerrüde düşürmediği gerekçesi ile davanın asıl alacak yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; dava konusu malların gizli ayıplı olduğu, alım satım sözleşmesinde öncelikle satıcı olan davacının edimini usulüne uygun şekilde yerine getirmesi gerektiği, satım konusu mallar ayıplı olduğundan davalının beklediği faydayı sağlayamadığı, davacının satmış olduğu mallardaki ayıplardan bunları bilmese dahi sorumlu olduğu, dolayısıyla davalının, davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığı, aksi halde ise ancak malların hurda değerinden sorumlu tutulması gerektiğine ilişkindir.Türk Ticaret Kanunu'nun 23/1-c maddesi uyarınca ticari alım satımlarda satılanda bulunan ayıp açık ayıp niteliğinde ise, alıcının teslim tarihinden itibaren 2 ve 8 günlük süreler içerisinde satıcıya bildirimde bulunması gereklidir. Diğer durumlarda ise TBK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. TBK'nın 223. maddesinin son fıkrası uyarınca, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, alıcının bu ayıbı hemen satıcıya bildirmesi gerekir. Aksi halde ise satılan alıcı tarafından bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır. TBK'nın 225. maddesi uyarınca ise, satıcının ağır kusurlu olması ya da satıcılığı meslek edinmiş olması sebebiyle bilmesi gereken bir ayıbın bulunması halinde, ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulması mümkün değildir.Somut olayda; tarafla arasında, 21/09/2018 tarihli ve 66.920,16 TL bedelli faturaya konu çelik boru vasfındaki malların davacı tarafından davalıya satılarak aynı tarihte teslim edildiği hususunda bir uyuşmazlık olmadığı, gerek davalı tarafın başvurusu ile düzenlenen delil tespiti raporu, gerekse Mahkemece alınan bilirkişi raporu ile malların gizli ayıplı olduğunun anlaşıldığı, bu durumda az yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler gereği davalının, dava konusu fatura borcundan sorumlu tutulmaması için davacıya gizli ayıbı öğrenir öğrenmez/derhal ihbar etmiş olmasının aranacağı, aksi halde malları bu hali ile kabul etmiş sayılacağı, Mahkemece de karar yerinde açıklandığı üzere, davalı tarafından delil tespiti başvurusunun yapıldığı 01/11/2018 tarihi itibariyle gizli ayıbın öğrenilmiş olduğu, davalının delil tespiti başvurusundan önce teknik bir rapor aldığı ve ayıbı detaylı şekilde öğrendiği, buna rağmen davacıya herhangi bir ayıp ihbarında bulunmadığı, delil tespiti başvurusunun yapıldığı aşamada da davacıya herhangi bir tebligat yapılmadığı, başvurudan 3 ay sonra bilirkişi raporunun tebliğ edildiği, davacı tarafından başlatılan icra takip dosyasında gönderilen ödeme emrine karşı sunulan 17/12/2018 tarihli itiraz dilekçesinde ilk kez ayıp savunmasında bulunulduğu, aradan bir buçuk aylık süre geçtiği, davacı vekilince 10/02/2022 tarihli dilekçe ile davalının süresinde ayıp ihbarında bulunmadığı iddiasının ileri sürüldüğü, davalı tarafça, davacının ağır kusurlu olduğu veya mallardaki ayıbı bilmesi gerektiği de iddia ve ispat edilmediğinden Mahkemece, davacının iddiası doğrultusunda davalının ayıp ihbarını süresi içerisinde yapmadığı ve bu hali ile malları kabul etmiş sayıldığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 4.571,32 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 1.143,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.428,32 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 12/06/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.