T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/2219 Esas
KARAR NO :2025/898 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI:2022/442 Esas-2022/755 Karar
TARİHİ:22/09/2022
DAVA:Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:29/05/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin merkezi ABD'de bulunan bir şirket olduğunu, müvekkili ile davalı arasında 16/07/2015 tarihli belirsiz süreli hizmet sözleşmesi imzalandğını, 30/11/2017 tarihi itibariyle verdiği istifa dilekçesi ile işten ayrıldığını, davalının iş akdinin emeklilik nedeniyle kıdem tazminatı da ödenerek sona erdirildiğini, ancak öğrenildiği üzere davalının rakip ... firmasında işe başladığını, davalının müvekkilinden ayrılmadan önce bütün müşteri bilgilerini ve datalarını kopyaladığını, davalının işe başladığı dava dışı firma ile müvekkili arasında 05/02/2016 tarihinde imzalanan centilmenlik sözleşmesi bulunduğunu, buna göre firmaların iki yıl boyunca birbirinden personel alamayacaklarını, davalı ile yapılan sözleşmenin 16.Maddesinde rekabet yasağı halinin düzenlendiğini, davalının istifası sonrasında 30/11/2017 tarihli ek protokol yapıldığını, davalının fiilinin rekabet yasağına ve gizlilik sözleşmesine aykırı olduğunu, davalının müvekkili şirket personeli ...'nın da müvekkilinden istifa ederek ayrılmasına sebebiyet verdiğini ve ... firmasına transferini sağladığını belirterek; davalının haksız rekabet yasağını ihlal etmesi nedeniyle şimdilik 50.000,00 TL cezai şartın ihlal tarihinden itibaren başlayacak en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte tahsiline, haksız rekabete aykırı davranışlar nedeniyle müvekkilinin uğradığı zararlar nedeniyle şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatı en yüksek banka faiziyle birlikte tahsiline, haksız rekabetin tespitini ve menine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının ABD'de kurulu bir firma olduğunu, dava dilekçesinde gösterilen adresin doğru olmadığını, davacının yabancılık teminatı göstermesi gerektiğini, müvekkilinin endüstri mühendisi olduğunu, müvekkilinin davacı firmada çalışmaya başlamadan önce kendisine yönetici ortak olacağının ve ilerleyen zamanda şirkete ortak olacağının sözünün verildiğini, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin 2015 yılı Şubat ayındaki yazışmalara ve 10/07/2015 tarihli İngilizce dilindeki teklife dayandığını, davacı yanın bu sözleşmeyi gizlediğini, bu sözleşmedeki rekabet yasağının Amerike ve Kanada için geçerli olduğunu, sunulan 16/07/2015 tarihli sözleşmeyi kabul etmediklerini, davacının iddialarının gerçek olmadığını, kötü niyetli olduğunu, davacının ticari olarak faaliyette bulunduğu tek yerin ABD'nin ... eyaleti olduğunu savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 22/09/2022 tarih ve 2022/442 Esas-2022/755 Karar sayılı kararında;"....Tüm dosya kapsamı ve denetime ve hüküm kurmaya elverişli heyet raporları içeriklerine göre; davalı işçinin davacı şirketten istifası ile neticelenen hizmet ilişkini müteakip, 12/02/2018 tarihinde dava dışı ... Ltd.Şirketinde işe başlamak suretiyle sözleşmeden kaynaklanan "rekabet etmeme" yükümlülüğüne aykırı davrandığı; bu anlamda yine aynı sözleşme hükmü gereği bir yıllık geliri olarak belirlenen 584.136,15 TL tutarlı tazminat ödemek zorunda olduğu anlaşıldığından belirlenen miktar üzerinden, davalı işçinin görev tanımı, yönetici pozisyonunda çalışması ve bu suretle edineceği bilgi içeriği (know-how, portföy, ticari sır vb.) nin yoğunluğu da göz önünde bulundurularak 6098 sayılı Yasanın 182/3 hükmü gereği %40 indirim uygulanmak suretiyle belirlenen (584.136,15-([584.136,15x40]/100)) 350.481,69 TL tazminatın, taleple bağlı kalınarak 282.068,07 TL sinin, davalının dava dışı ... Ltd.Şirketi’nde işe başladığı 12/02/2018 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.Davalının eylemleri nedeniyle uğranıldığı iddia edilen maddi tazminat bakımından yapılan değerlendirmede;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 194. maddesinde, somutlaştırma yükü düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli bir şekilde somutlaştırmakla yükümlüdür. Madde gerekçesinde, maddenin ihdas amacının, uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek olduğu belirtilmiştir. Gerekçenin devamında, "Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Genel geçer ifadelerle, somut bir şekilde ortaya koymadan iddia veya savunma amacıyla vakıaların ileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi, vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi sözkonusu olacaktır. Taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı koşul vakıalara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır" şeklindeki ifadelere yer verilerek somutlaştırma yükünün anlam ve önemi vurgulanmıştır. 6100 sayılı Kanun'un 119/1-e. maddesi uyarınca davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin dava dilekçesinde yer alması zorunludur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25 inci maddesi gereğince de hâkim, tarafların ileri sürmediği vakıaları ve söylemediği bir şeyi dikkate alamaz, hatırlatmada dahi bulunamaz ve hâkimin kendiliğinden delil toplaması da mümkün değildir. Kanunda vakıaların açık ve somut olarak gösterilmesi yeterli görülmemiş, 6100 sayılı Kanun’un 119/1-f hükmünde ayrıca, açık ve somut olarak gösterilmesi gereken her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğinin de belirtilmesi aranmıştır. Keza, bu durum, 194 üncü maddenin ikinci fıkrasının da tereddüt uyandırmayacak derecede açık hükmünün bir gereğidir (Yargıtay 22.HD 2014/19856 E. 2014/27673 K.).Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, davacı, dilekçesinde maddi tazminat talebinin dayanağı olan vakıaları tek tek, açık ve somut olarak göstermek ve her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini de somut olarak belirtmek külfeti altında olmasına rağmen davalı işçinin rekabet yasağına aykırı eylemi nedeniyle hangi suretle ve ne şekilde maddi zarara uğradığı; daha sade bir ifadeyle, davalı işçinin sözleşmeden kaynaklanan rekabet etmeme yasağına aykırı davranmak suretiyle davacı şirket aleyhine nasıl bir zararın oluştuğu hususunda iddia ve somutlaştırma külfetinin yerine getirilmediği anlaşıldığından, soyut mahiyetteki bu iddia ve talebin reddine karar verilmiştir. Zira somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesi, ispat yükünün yerine getirilmediği sonucunu doğurur...."gerekçesi ile,'' 1.Davanın KISMEN KABULÜ İLE,a.)Davalı eylemlerinin taraflar arasında akdedilen 16.07.2015 tarihli belirsiz süreli sözleşmesinin 16 ncı maddesine ve rekabet yasağına aykırılık teşkil ettiğinin tespitine,b.)Sözleşmenin 16ncı maddesi gereğince kararlaştırılan cezai şart miktarı olan 584.136,15 TL den 6098 sayılı Yasanın 182/3 gereğince yapılan %40 indirim sonucu tespit olunan 350.481,69 TL tazminatın, taleple bağlı kalınarak 282.068,07 TL sinin, davalının dava dışı ... Ltd.Şirketi’nde işe başladığı 12/02/2018 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
c.)Sabit görülmeyen 10.000,00 TL maddi tazminat talebinin reddine'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yabancı bir tüzel kişilik olan davacı firmanın ABD'de yerleşik olduğunu, dava dilekçesinde davacınnı sanki ülkemizde yerleşikmiş ve ticari faaliyeti varmış gibi Türkiye'de bir adres belirtmesinin doğru olmadığını ve HMK'ya aykırı olduğunu,MÖHUK md.48 gereğince teminat gösterme zorunluluğu olan davacının bu gerekliliği yerine getirmediğini, yargılamanın devam etmesinin hukuka aykırı olduğunu, buna yönelik cevap dilekçesinde mevcut itirazlarının ilk derece mahkemesince değerlendirilmediğini, hatalı şekilde ara karar ile reddedildiğini, ancak gerekçeli kararda bu itiraz ile ilgili hiçbir inceleme ve değerlendirme olmamasının ve gerekçe belirtilmemesinin usule ve hukuka aykırı olduğunu,Davalı taraf olarak gösterdikleri ve sundukları delillerin hiçbirinin yargılama boyunca ve kararda değerlendirilmediğini, özellikle dosyaya delil olarak sundukları; e-mail yazışmaları ve davacı şirket ile müvekkil arasında imzalanan, Türkçe tercümesi dosyaya 07.09.2018 tarihli dilekçeyle sunulan, mahkemenin de gerekçeli kararında dosyaya sunulduğunu belirttiği, davacı tarafça da varlığı yazılı beyanlarıyla ikrar edilen orijinali İngilizce lisanında olan 10.07.2015 tarihli "Hizmet Sözleşmesi"nin ilk derece mahkemesi tarafından yargılamada ve kararda hiç incelenmediğini, sadece davacı tarafın sunduğu 16.07.2015 tarihli hizmet sözleşmesinin değerlendirildiğini, 10.07.2015 tarihli hizmet sözleşmesinin incelenmeme nedenine dair hiçbir izahat yapılmadığını, ilk derece mahkemesi kararının usule aykırı olduğunu ve müvekkilin adil yargılama hakkının ihlal edildiğini,Söz konusu davanın açıldığı tarihteki değeri itibariyle basit yargılamaya tabi olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesinde dayanmadığı ve tamamen müvekkilin kişisel bilgilerini ihlal etme kastı ile davanın açılmasından 3 yıl sonra verdiği 05/07/2021 tarihle dilekçeyle müvekkilin banka hesap hareketlerinin celbini talep ettiğini, mahkemenin bu talebi usule aykırı şekilde celse arasında kabul ettiğini, ara karar taraflarına tebliğ edilmeden bankaya müzekkere yazıldığını, karardan rücu edilmesi yönündeki haklı taleplerinin reddedildiğini, savunma haklarının ihlal edildiğini ve adil yargılama yapılmadığını, durumun taraflarınca 11/11/2021 tarihli celsede farkedildiğini, davacı talep dilekçesinin ve ilk derece mahkemesinin ara kararının taraflarına tebliğini celse esnasında talep ettiklerini ve söz konusu celsede taleplerinin kabulüne karar verildiğini, davacı talep dilekçesinin ve mahkemenin ara kararının e-posta yoluyla taraflarına 16/11/2021 tarihinde tebliğ edildiğini ve akabinde 30/11/2021 tarihli dilekçe ile davacının talebini kabul etmediklerini ve muvafakat de etmediklerini beyan ettiklerini, ara karardan rücu talep ettiklerini, mahkemenin 01/12/2021 tarihli ara kararı ile bu taleplerinin reddedildiğini ve müvekkilin adil yargılanma hakkının bu yönden de ihlal edildiğini,İlk derece mahkemesinin 12/07/2021 tarihli ara kararında banka tarafından cevap verildikten sonra dosyanın bilirkişiye tevdiine karar verdiği halde, banka tarafından cevap verilmeden dosyanın bilirkişiye tevdii edildiğini, bu şekilde yapılan yargılamanın ve verilen kararın adil ve tarafsız olduğundan bahsedilemeyeceğini,
Rekabet yasağının geçerliliği ve ihlal edilip edilmediği konusunda avukat bilirkişi ve mali müşavirden teşekkül eden heyetten rapor alınmasının ve itirazlarına rağmen aynı heyetten ek rapor alınmasının HMK'ya aykırı olduğunu, itirazlarının dikkate alınmadığını, sonrasında cezai şart hesabı konusunda da aynı heyetten rapor alınmasının da HMK'ya aykırı olduğunu, müvekkilin adil yargılanma hakkının bu yönden de ihlal edildiğini,Mahkeme tarafından, dosyanın rapor düzenlemek üzere Ticaret Hukuku Öğretim Üyesi Dr. Gökmen Gündoğdu ve Mali Müşavir ...'a teslim edildiğini, uyuşmazlığın hizmet akdine dayalı olarak haksız rekabet şartının geçerli olup olmadığı, geçerli ise ihlal edilip edilmediği nazara alındığında tamamen hukuki bir uyuşmazlık olduğunu, Ticaret Hukuku Öğretim Üyesi Dr. ...'nun İstanbul Baro levhasına ... sicil numarası ile kayıtlı bir avukat olduğunu, bilirkişiler tarafından verilen 12.08.2020 tarihli rapor incelendiğinde raporun baştan sona hukuki değerlendirmeler içerdiğini, bu rapora gerek heyet içerisinde avukat bilirkişinin yer alması gerekse içeriğindeki hatalı kanaatler ve hukuki değerlendirmeler nedeniyle itiraz edildiğini, bu haklı itiraza rağmen ilk derece mahkemesinin dosyayı yeniden ek rapor için aynı bilirkişi heyetine göndermesinin açıkça HMK md. 266'ya aykırı olduğunu, aynı bilirkişi heyeti tarafından verilen 16.02.2021 tarihli rapora karşı verdikleri 22.03.2021 tarihli itiraz dilekçesinde de yine heyette bir avukatın yer alması ve rapor içeriğindeki kanaatlere itiraz edildiğini, bu itirazlarının da ilk derece mahkemesi tarafından dikkate alınmadığı gibi ilk derece mahkemesi cezai şart hesabı açısından da dosyayı yine aynı bilirkişi heyetine gönderdiğini, aynı bilirkişi heyeti tarafından verilen 29.12.2021 tarihli rapora da itiraz ettiklerini ancak bu haklı itirazların da nazara alınmadığını, mahkemece söz konusu raporların hükme esas alındığını ve HMK md.266'ya aykırı şekilde karar verildiğini, bu yönüyle de müvekkilin adil yargılanma hakkının açıkça ihlal edildiğini, İlk derece mahkemesinin hüküm fıkrasında gerekçeli hüküm fıkrası kurmasının hukuka ve usule aykırı olduğunu, ayrıca, 16.07.2015 tarihli sözleşmenin 16.maddesinde tarafların 584.136,15 TL cezai şart ödenmesinin "kararlaştırdıklarına" dair hiçbir hüküm bulunmadığını ve mahkemenin bu hüküm fıkrası ve gerekçesinin doğru olmadığını, müvekkilin 12.02.2018 tarihinden itibaren ... Ltd.Şti'nde işe başladığı şeklindeki hüküm fıkrası ve gerekçenin de yanlış olduğunu, ... Ltd.Şti ünvanıyla kurulmuş ya da kurulu hiçbir firma olmadığını, kurulu olmayan bir firmada da müvekkilin işe başladığının düşünülemeyeceğini, müvekkilin İrlanda'da kurulu ... Türkiye İrtibat ofisinde 12.02.2018 tarihinde çalışmaya başladığını, bu firmanın Türkiye irtibat ofisinin tüzel kişiliğinin olmadığını,Davacı tarafın müvekkile ait işyeri sicil dosyasını sunmadığını ve taraflarına tebliğ edilmediğini, işveren konumunda olan davacı tarafın müvekkile ait iş yeri sicil dosyasını kasıtlı olarak dosyaya sunmadığını, müvekkilin çalıştığı süre boyunca yaptığı masrafların davacı tarafça gizlendiğini, savunma haklarının ihlal edildiğini,Müvekkilin, ilaç takip ve üretim yönetim sistemleri alanında büyük tecrübeye ve iş irtibatlarına sahip olduğunu, davacı tarafın müvekkile ileride ortaklık vereceği yönündeki taahhüdüyle müvekkille iş akdi yaptığını, ancak davacının müvekkil sayesinde gelirlerinin katlanarak artmasına karşın sözlerini tutmadığını ve müvekkili istifaya zorladığını, müvekkilin prim haklarını da ödemediğini, müvekkilin hiçbir rekabet yasağı hükmüyle bağlı olmadığını, ilk derece mahkemesince bu savunma ve delillerinin, taraflar arasındaki hizmet ilişkisinin kuruluşu, devamı ve sonlanma nedenlerinin incelenmediğini,Müvekkilin ...adlı firmada ...pozisyonunda çalışırken, satış yapmak için ulaştığı firmalardan birisinin de ilaç takip sistemi konusunda davacının danışmanlık hizmeti verdiği ...firması olduğunu, müvekkilin, ...’a, ... firmasının yazılımını anlatmak için Amerika’nın ... eyaletine geldiğinde davacı firmanın sahibi ... ile bir restoranda buluştuğunu, ...’nın iş teklifinde bulunması sonrasında müvekkilin Şubat 2015 içinde ... firmasından ayrıldığını, müvekkilin davacı firmada çalışmaya başlamadan önce davacı tarafça kendisine Yönetici Ortak(...) olacağı ve ilerleyen zamanda da gerçek anlamda şirkete ortak olacağı yönünde teşvik edici sözler verildiğini, davacı şirketin sahibi ...'nın müvekkile gönderdiği 20 Şubat 2015 tarihli e-mail delilinin ilk derece mahkemesi tarafından hiç incelenmediğini,İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararında İngilizce lisanındaki sözleşmenin fotokopisini ve ayrıca Türkçe tercümesini de sunduklarını belirtmişse de İngilizce lisanındaki sözleşmede avukat olarak aslı gibidir şerhi yapılarak sunulduğunu,ABD'de kurulu davacı şirketin hiçbir tüzel kişiliği olmayan Türkiye irtibat ofisinin müvekkilin sorumluluğunda kurulduğunu, ilk yılında 3-4 çalışanı bulunan Türkiye İrtibat ofisinde 2 yıl içerisinde çalışan sayısının 17'ye ulaştığını, müvekkilin müşteriler tarafından tanınması ve tecrübesi sayesinde gelirlerini arttıran davacı şirketin, müvekkilin sırtından daha çok para kazanma hırsıyla ortaklık konusunu 2 yıl boyunca sürekli geçiştirdiğini ve sürüncemede bıraktığını, müvekkilin bu konuyu tekrar gündeme getirmesi üzerine davacı şirket sahibinin şirketteki %2,5 hissesini tümüyle fahiş bir bedel olan 500.000-USD’ye müvekkile satabileceğini belirten bir e-mail gönderdiğini, bu delilin de ilk derece mahkemesi tarafından incelenmediğini,Davacı şirketin, müvekkille arasındaki 10.07.2015 tarihli Hizmet Akdinin 1. ve 2. sayfalarında belirtildiği gibi yıllık prim, danışmanlık komisyonu ve satış ve teslimat komisyonu olarak primler ödemeyi taahhüt ettiğini, komisyon teşviki başlığında "Satış ve Teslimat Komisyonu" olarak nitelendirilen maddede müvekkile %20 teşvik (prim) ödeneceği açıkça yazıldını, buna karşın davacı şirketin 2017 yılında bu oranı tek taraflı olarak %4'lere kadar düşürdüğünü, ve sözleşmeyi ihlal ettiğini, müvekkilin 30 Eylül 2017 tarihi itibariyle tahakkuk etmiş primleri olduğunu davacının ikrar ettiğini, ıslah dilekçesinde dosyaya sunulan imzasız bordrolar incelendiğinde Eylül 2017 ve Kasım 2017 bordrolarında hiçbir prim tahakkuku olmadığının görüleceğini, müvekkile 10.07.2015 tarihli sözleşme gereğince hakkettiği primlerin ödenmediğini ve istifaya zorlandığını,Davacının dayandığı ve mahkemenin de hükme esas aldığı 16.07.2015 tarihli hizmet akdinin geçersiz olduğunu, taraflar arasında geçerli olan hizmet akdinin ingilizce lisanında yapılan türkçe tercümesi de dosyaya sunulan 10.07.2015 tarihli hizmet sözleşme olduğunu, davacının hizmet akdi olarak dosyaya sunduğu 16.07.2015 tarihli sözleşmeye cevap dileksinde itiraz ettiklerini, söz konusu sözleşme incelendiğinde, işveren tarafı olarak sözleşmenin "..." kaşesinin olduğunun açıkça gözükeceğini, Türkiye'de kurulu olmayan yabancı şirketlerin Türkiye İrtibat Ofislerinin hiçbir tüzel kişiliği olmadığından hak ve borçlar altına girebilecek sözleşme yapamayacağını, yapılmış sözleşmenin ve hükümlerinin geçerli olduğundan bahsedilemeyeceğini, sözleşmenin geçerli olmadığı hususunun ilk derece mahkemesi tarafından re'sen nazara alınması gerekirken dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğunu, 16.07.2015 tarihli sözleşme geçersiz olduğu için davanın reddi gerekirken, ilk derece mahkemesi tarafından geçersiz olan 16.07.2015 tarihli sözleşmenin hükme esas alınmasının yasaya ve hukuka aykırı olduğunu,ABD'de kurulu davacı şirketin Türkiye irtibat ofisi ve müvekkilin sonradan çalışmaya başladığı irlanda'da kurulu şirketin türkiye irtibat ofisinin doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu'na tabi olduğunu ve Türkiye'de ticari faaliyette bulunmalarının yasak olduğunu, Türkiye'nin bu firmaların rekabet alanı olmadığını, ilk derece mahkemesi kararında rekabetin varlığının tespitine dair hiçbir dayanak ya da gerekçe gösterilmediğini,Türkiye'de irtibat ofisi kuran ABD'de kurulu davacı şirket ile yine müvekkilin sonradan Türkiye'deki irtibat ofisinde çalıştığı İrlanda'da kurulu şirketin faaliyet alanlarının da farklıdır olduğunu ve rakip olmadıklarını,Türkiye'de ticari faaliyette bulunması yasak olan davacı şirketin ABD'deki ticari faaliyet alanının "İlaç Takip Sistemleri", "Yazılım Geliştirme" ve "Donanım" üzerine olduğunu ve "Üretim Yönetim Sistemleri" ile ilgili faaliyeti olmadığını, buna karşın müvekkilin sonradan Türkiye İrtibat Ofisinde çalıştığı ... isimli firmanın ise ana iştigal konusunun "Üretim Yönetim Sistemleri" olduğunu, yazılım geliştirme ve donanım alanında faaliyeti olmadığını, hal böyle iken firmaların gerek kurulu oldukları ülkeler gerekse faaliyetleri bakımından rakip olmadıklarını, davacı tarafın rekabet olgusunu ispatlamış olmadığını, ilk derece mahkemesi gerekçeli kararında bu firmaların hangi dayanağa ya da delile istinaden rakip oldukları sonucuna varıldığına dair hiçbir inceleme ya da gerekçe bulunmadığını, eksik incelemeyle ve hatalı şekilde verilen ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini,
Mahkemelerin Yargıtay İçtihatı Birleştirme Genel Kurul kararıyla bağlı olduğunu, ilk derece mahkemesinin emredici nitelikteki TBK md.420/1 hükmünü göz ardı ettiğini, işçi aleyhine tek taraflı konulan cezai şartın geçersiz olduğunu, mahkemenin hükme esas aldığı 16/07/2015 tarihli geçersiz sözleşmesinin 16.maddesindeki cezai şart koşulunun da geçersiz olduğunu, davanın tamamen reddinin gerektiğini,İlk derece mahkemesinin rekabet yasağını konu, yer ve süre bakımından incelemediğini, 10/07/2025 tarihli sözleşmede rekabet yasağının Kanada ve ABD ile sınırlı olduğunun açıkça yazılı olduğunu, iş akdi sonlandıktan sonra müvekkilin Kanada veya ABD'de kurulu bir firmada çalışmadığını, rekabet yasağı hükümlerinin geçerli olduğu sonucuna varılsa dahi müvekkilin rekabet yasağına aykırı davrandığından bahsedilemeyeceğini,İlk derece mahkemesi tarafından sadece 16.07.2015 tarihli sözleşmenin hükme esas alındığını ancak 10.07.2015 tarihli sözleşmenin hiç incelenmediğini, eksik incelemeyle hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, hükme esas alınan sözleşmedeki cezai şart hükmünün tamamen belirsiz ve geçersiz olduğunu, müvekkilin davacıya rekabet yasağını ihlal etmesi durumunda 584.136,15 TL cezai şart ödeyeceğine dair hiçbir kayıt olmadığını, davacı ve müvekkil arasında miktarsal olarak ödenecek cezai şartın kararlaştırıldığından bahsedilemeyeceğini, söz konusu maddede hiçbir maktu tazminat miktarı belirtilmediğini, ceza koşulunda işçinin davacı şirketten elde ettiği/edeceği 1 senelik kazanç mı yoksa sonradan çalışmaya başlayacağı şirketten(işverenden) 1 senede elde ettiği/edeceği kazancın mı cezai şart olarak ödeneceğinin tamamen belirsiz olduğunu, elde ettiği/edeceği 1 senelik kazanç konusunda bu 1 yıllık dönemin başlangıç ve bitiş tarihinin kıstasının belirsiz olduğunu, bu tarihin başlangıcının işe başlama tarihi mi, en düşük kazanç elde ettiği 1 senelik dönem mi, en yüksek kazanç elde ettiği 1 senelik dönemin mi ya da başka bir kriterin mi kıstas alınacağı konusunun tamamen belirsiz olduğunu, davacının dava dilekçesinde "son 1 yıllık kazancı" cezai şart olarak talep etmesinin ve mahkemenin de bunu dikkate almasının hiçbir dayanağının olmadığını, madde metninde "son 1 yıllık kazancın cezai şart" olarak ödeneceğine dair hiçbir hüküm olmadığını, yine 'kazanç' kavramından ne anlaşılması gerektiğinin, hangi kalemlerin kazanç anlamına geleceğinin, brüt kazancın mı yoksa net kazancın mı dikkate alınacağının da tamamen belirsiz olduğunu, cezai şartın sözleşme yapıldığında hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde belirli veya belirlenebilir olmasının geçerlilik şartı olduğunu, belirsiz olan cezai şartın davacının takdirine göre veya yorum yoluyla belirli hale getirilemeyeceğini, ayrıca bu kalemlerin dosyaya getirilen ...kayıtlarıyla da çeliştiğini, davacının dosyaya hiçbir ödeme belgesi sunmadığını ve davacının delil listesinde göstermediği hiçbir belgeye de muvafakatlerinin olmadığını, bu nedenle mahkemenin hükme esas aldığı cezai şart hükmünün belirsiz olduğundan geçersiz olduğunu ve davanın reddi gerekirken, kısmen kabul edilmiş olmasının yasaya ve hukuka aykırı olduğunu,İlk derece mahkemesi tarafından hükme esas alınan 29.12.2021 tarihli bilirkişi ek raporuna itiraz edildiğini, ancak mahkemenin itirazlarını nazara almadığını ve bu bilirkişi hesaplamasına göre cezai şartı belirlediğini, ancak geçersiz cezai şarta rağmen yapılan bu belirlemenin hukuka ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi heyeti raporunda ve ilk derece mahkemesi kararında, müvekkilin kazancının hangi delile istinaden hesaplandığının izah edilmediğini, ve gerekçelendirilmediğini, bilirkişi raporunu hükme esas alan mahkemenin bilirkişi raporunda dayanaksız olarak belirtilen "226.052,72 TL Maaş, + 264.444,14 TL Prim, + 3.249,29 TL İzin Parası, + 11.236,94 TL tazminat" toplamının dahi 504.983,09 TL yaptığını farketmediğini, 584.136,15 TL olarak cezai şart belirlemesinin büyük bir hata olduğunu, ... kayıtları incelendiğinde müvekkilin davacı şirkette çalışmaya başladığı ilk 1 yıllık kazancının brüt 115.389,88 TL, bilirkişilerin ve ilk derece mahkemesinin atıf yaptığı tarihler itibariyle ise müvekkilin kazancının brüt 157.400,00 TL olarak gözüktüğünü ve mahkemenin cezai şart hesaplamasıyla uyuşmadığını, bu kazancın net miktarının ne olduğunun ise belirsiz olduğunu, davacının sunduğu ve itiraz ettikleri bordrolar ile ... kayıtlarının uyumsuz olduğunun açık olduğunu, davacı ise delil olarak hiçbir ödeme belgesi sunmadığını davasını ispatlayamadığını,İlk derece mahkemesinin müvekkilin ... dökümlerini dikkate almaksızın hukuka aykırı ve fahiş şekilde ve rapordaki toplama hatasını dahi farketmeksizin 584.136,15 TL cezai şart belirleyip, davacının ıslah dilekçesinde takdiri indirim olarak kendi kendine takdir ettiği %40 indirimi aynen uygulamasının mahkemenin tarafsızlığına gölge düşürdüğünü, adil bir yargılama değil davacının hukuka aykırı istekleri doğrultusunda yapılmış bir yargılamanın söz konusu olduğunu, İlk derece mahkemesi kararının adalete ve müvekkilin Anayasa'dan kaynaklanan çalışma hakkına da aykırı olduğunu, cezai şarta bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizi uygulamasının da hukuka aykırı olduğunu, davacı davasında haklı çıksa bile uygulanabilecek faizin yasal faiz olduğunu, yine ilk derece mahkemesinin faiz başlangıcı olarak dava ve ıslah tarihlerini nazara almaksızın 12.02.2018 tarihini esas almasının da hatalı olduğunu, dava tarihi itibariyle davacının faaliyette bulunup bulunmadığının kritik olduğu savını benimseyen mahkemenin ıslah tarihi itibariyle davacının Türkiye irtibat ofisinin kapalı olduğunu dikkate almamasının açık bir çelişki olduğunu,İlk derece mahkemesi kararındaki tüm harç hesaplamalarının da yanlış olduğunu, kararın bu yönüyle de kaldırılması gerektiğini, kabul ve ret oranının %99 olarak belirlenerek yargılama gideri dağılımı yapılmasının da hatalı, çelişkili ve hukuka aykırı olduğunu, zira mahkeme kararına göre kabul ret oranının % 96,57 olduğunun belirtildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, iş sözleşmesi sona erdikten sonra işçinin rekabet yasağını ihlal ettiğinden bahisle, sözleşmede yer alan cezai şartın tahsili ve davalının haksız rekabete aykırı eylemde bulunduğu iddiasıyla açılmış tazminat davasıdır. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne,karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Adalet Bakanlığı'dan gelen cevabi yazıya göre davacı firmanın merkezinin bulunduğu ABD. teminattan muaf olduğu anlaşılmakla, mahkemece davalı tarafın yabancılık teminatı alınmadığına yönelik itirazın reddine karar verilmesi yerinde olup bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Dava dosyasına gelen cevabi yazıya göre davacı firmanın dava tarihi itibariyle Türkiye'de faaliyet gösterdiği, ayrıca da davalının adresi ve eylemin işlendiği yerin Türkiye olması itibariyle de Türk Mahkemeleri yetkilidir.Taraflar arasında T.C. Kanunlarına uygun olarak 16/07/2015 tarihli Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi başlıklı sözleşme imzalandığı, hizmet akdinde davalının göreceği işin Yönetici-Araştırma Ve Geliştirme Hizmetleri olarak yazıldığı ve sözleşmenin 16 maddesinde REKABET YASAĞI hükmünün düzenlendiği tesbit edilmiştir.Davalı ... Tiftikçi'nin ...Dökümüne göre davacı firmada 16/07/2015 - 30/11/2017 tarihleri arasında 1223.01 Meslek kodu ile Yönetici-Araştırma Ve Geliştirme Hizmetleri olarak olarak çalıştığı, davalının tarihsiz dilekçe ile;'' 16/07/2015 tarihinden bu yana sigortalı olarak çalıştığını, 1475 Sayılı İş Kanununun 14/1.5. Maddesi uyarınca 30/11/2017 tarihi itibariyle 15 yıl sigortalılık süresi ve 3600 gün prim ödeme süresini tamamladığını, yaşlılık aylığı almak için iş yerinden ayrılıp yaş şartını tamamlamayı bekleyeceğini belirterek iş sözleşmesini sora erdirerek işten ayrıldığını, 1475 sayılı İş Kanununun 14/1-5. Maddesi uyarınca tarafına kıdem tazminatının verilmesini talep ederek,'' işten ayrıldığı anlaşılmıştır.TBK 444/2 m. “ Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.” hükmünü haiz olup, buna göre rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, davalı işçinin iş akdinin devamı sırasında işyerinin önemli müşteri çevresi veya üretim yönünden ticari sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmış ve ayrıldıktan sonra yasaklı süre içerisinde rakip bir işyerinde çalışmaya başlaması veya kendisinin bu tür bir faaliyeti icra etmesi, önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı yeterlidir. Yani, rekabet yasağı kaydı karşısında, işverenin somut bir zarara uğraması gerekmemekte olup, işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması aranmaktadır. Madde açık hükmünden de anlaşıldığı üzere, rekabet yasağı ihlalinin gerçekleşebilmesi için, davalı iş görenin eylemleri ile davacı işverene önemli ölçüde zarar verilmesi veya bu zarar ihtimalinin bulunması şarttır(Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 27/01/2022 tarih 2020/6410 E., 2022/697 K. sayılı emsal kararı).Dosyaya getirtilen ... dökümüne göre davalının 30/11/2017 tarihinde davacı firmadan ayrıldıktan sonra Kadıköy/İstanbul adresinde faaliyet gösteren dava dışı ... Ltd.-İrtibat Bürosunda 12/02/2018 tarihinde Pazarlama Müdürü olarak işe başladığı, davalının işe başladığı irtibat bürosunun ... Bilişim Danışmanlık Ticaret ünvanı ile faaliyetini sürdürmesi üzerine davalının aynı iş yerinde 10/05/2018 tarihinden itibaren Diğer Özel Sektör Genel Müdürler meslek adı ile çalışmaya devam ettiği, daha sonra aynı iş yerinin adresini Kadıköy/İstanbul'dan Kartal/İstanbul adresine taşıdığı ve davalının yeni adreste de aynı şekilde Diğer Özel Sektör Genel Müdürler meslek adı ile görevine devam ettiği anlaşılmıştır. Mahkemece mali müşavir ve hukukçu bilirkişilerden oluşan heyetten alınan raporda ;''....Davalının davacı firmadan ayrıldıktan sonra işe başladığı dava dışı ... AŞ'nin ticaret sicil kaydı incelendiğinde; şirketin "Şirketlerin otomasyon, üretim, laboratuvar, tedarik zinciri, kurumsal kaynak planlama ve diğer sistemleri için strateji, planlama, dizayn, satıcı seçimi, uygulama ve benzeri konularda danışmanlık, bilişim, proje yönetimi, eğitim, kalite sistemi ve benzeri konularında hizmet vermek ve eleman desteği sağlamak" alanında faal olduğu ve davacı şirket ile aynı faaliyet alanında çalışıp rakip oldukları,'' belirtilmiştir.Davalının iş akdinin feshini takiben davacı firma ile imzalamış olduğu iş akdinde mevcut rekabet etmeme yükümlülüğüne doğrudan aykırılık teşkil edecek şekilde davacı ile aynı faaliyet, hatta aynı firmalara hizmet verecek sistem hizmeti sunan (aralarında personel istihdamı yönünden rekabet yasağı anlaşması bulunan)“...” da işe başladığı anlaşılmıştır.HMK 266.maddesinde, bilirkişiye başvurulmasını gerektiren haller başlığı altında, mahkemenin çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği, ancak genel bilgi veya tecrübe ile ya da hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı ifade edilmiştir. Somut olayda, iş sözleşmesi sona erdikten sonra işçinin rekabet yasağını ihlal edip etmediği ve ceza-i şart alacağının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konulardandır.HMK'nın 282. maddesinde, hakimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendireceğinin düzenlendiği, bilirkişi raporu takdiri delil olup mahkemece dosya kapsamındaki tüm delillerde dikkate alınıp gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu, bu nedenle, davalı vekilinin davacının Amerikan menşeyli bir şirket olup Türkiye'de sadece irtibat bürosu olduğu ve faaliyet göstermediğinden TBK. 444 Maddesinde düzenlenen rekabet yasağının ihlali şartlarının oluşmadığına ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Taraflar arasında imzalanan 16/7/2015 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesinin "Rekabet Yasağı" başlıklı 16/ b. Maddesinde;'' Hizmet sözleşmesinin hitamından sonrasında işçi 2 yıl boyunca işverenin faaliyet gösterdiği bölgelerde işveren ile aynı iştigal konusuna sahip kendi namına işveren ile rekabet edeceği iş yapamaz, rakip bir müessese(de) çalışamaz ve böyle bir işletmede ortak, müdür veya herhangi bir sıfatla alakadar olamaz.'' Hükmü uyarınca sözleşmede her ne kadar rekabet yasağı yer sınırlaması getirilmeksizin davacının faaliyet gösterdiği tüm bölgelerde uygulanabilir şekilde öngörülmüş ise de, TBK 445/2 gereği sözleşmedeki coğrafi sınırın, davacının çalıştığı vilayetler ile sözleşmenin davacı firmanın Türkiye'de faaliyet gösterdiği İstanbul adresi bakımından geçerli sayılması gerekmektedir. Davalının, davacıya ait işyerinden ayrıldıktan kısa bir süre sonra, davacı firma ile ile aynı işi yapan ... Bilişim Danışmanlık Ticaret firmasında ve aynı ilde işe başlamış olması nedeniyle, sözleşmedeki rekabet yasağı kuralını ihlal ettiği, davalının pozisyonunun TBK.' nın 444/2.maddesi uyarınca davacıya önemli bir zarar verecek konumda olduğu, zira davalının pozisyon itibariyle davacı firmanın müşterilerini, satış ve pazarlama tekniğini ve gizli bilgilerine ulaşmak imkanına sahip olduğu, davalının davacı firmanın müşteri portföyü, bilgi birikimi ve ticari bilgileri aynı iş kolunda faaliyet gösteren yeni çalışmaya başladığı rakip firmada kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimali bulunmaktadır. Davalının davacı firmadan istifa ile ayrılıp, kısa süre sonra aynı faaliyet alanında dava dışı şirkette çalışmaya başladığı gözetildiğinde, bu tehlikenin var olduğunun ve haksız rekabet yasağının ihlal edildiğinin kabulü gerekmiştir.Davacı tarafça, davalının özlük dosyası, maaş bordroları, aldığı tüm maaşlar dava dosyasına delil listesi ile sunulmuştur. Mahkemece davalının ödemeye dair itirazlarının tespiti için banka kayıtları getirtilmiş ve ibraz edilen deliller bilirkişilerce incelenmiş olup mahkemece alınan bilirkişi heyet raporunda, rekabet yasağı içeren sözleşmenin 16/c maddesinde kararlaştırılan cezai şart hükmüne göre 584.136,15 TL cezai şart alacağının oluştuğu belirtilmiş olup davacı tarafça ıslah edilen miktara göre 282.068,07 TL. talep ettiği, 6098 Sayılı Kanunun 445/2 fıkrası uyarınca hakim aşırı gördüğü rekabet yasağı kaydına müdahale edebileceği gibi, aynı Kanunun 182/son fıkrası uyarınca hakim fahiş ceza miktarını hakkaniyet ölçüsünde tenkise tabi tutabilecektir. Mahkemece, TBK 182.m. Uyarınca %40 oranında tenkis yapıldığında davacının talep edebileceği miktarın 350.481,69 TL olarak belirlendiğini, davacının talep ettiği miktarın daha düşük olduğu gerekçesiyle taleple bağlılık kuralı gereği talep edilen miktar yönünden davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmış olmakla; İlk Derece Mahkemesine sunulan deliller, hükme esas alınan bilirkişi rapor içeriğindeki tespitler ışığında mahkemece davanın kısmen kabulüne yönelik verilen hüküm ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, mahkemenin kabul ve gerekçesine yönelik davalı vekilinin mahkemece hükmedilen ceza-i şart miktarına yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davacı taraf dava dilekçesi ile kısmi olarak 50.000,00 TL. üzerinden tazminat talep ettiğini belirtmiş ve bilirkişi raporundan sonda verilen ıslah dilekçesi ile talebini 282.068,07 TL. 'ye artırmış olup davacı taraf dilekçesi ile tazminat davasını kısmi dava olarak açtığını beyan ettiği ve davacı tarafın dava tarihinden önce davalıyı temerrüde düşürmediğinden mahkemece dava dilekçesi ile talep edilen 50.000,00 TL.'ye dava tarihinden itibaren ıslah dilekçesi ile talep edilen 232.068,075-TL.'ye de ıslah tarihi olan 05/04/2021 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizini geçmemek üzere avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi yönünde hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu yukarıdaki şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.Davanın kabul ve ret oranına göre yargılama giderlerinin % 96,58'inin davalı üzerinde ve %3,42'sinin ise davacı üzerinde bırakılması gerekirken hatalı hesaplama sonucu % 99'unun davalı üzerinde bırakılması yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkeme kararının HMK 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılarak dairemizce yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda faiz ve yargılama giderleri yönünden yeniden hüküm kurulmak suretiyle, karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;A-Davalının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ İLE, İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/09/2022 tarih ve 2022/442 Esas - 2022/755 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, 1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE,a.)Davalı eylemlerinin taraflar arasında akdedilen 16.07.2015 tarihli belirsiz süreli sözleşmesinin 16 ncı maddesine ve rekabet yasağına aykırılık teşkil ettiğinin tespitine,b.)Sözleşmenin 16 ncı maddesi gereğince kararlaştırılan cezai şart miktarı olan 584.136,15 TL den 6098 sayılı Yasanın 182/3 gereğince yapılan %40 indirim sonucu tespit olunan 350.481,69 TL. tazminatın, taleple bağlı kalınarak 282.068,07TL.'nin 50.000,00TL.'sine dava tarihinden itibaren, ıslah dilekçesi ile talep edilen 232.068,075-TL.'ye de ıslah tarihi olan 05/04/2021 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizini geçmemek üzere avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,c.)Sabit görülmeyen 10.000,00 TL maddi tazminat talebinin reddine,
İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:2-Alınması gerekli 19.268,07-TL. harçdan davacı tarafça dava açılırken peşin olarak yatırılan 1.024,65.-TL peşin harç, 3.963,14.-TL ıslah harcı olmak üzere toplam: 4.987,79.-TL harcın mahsubu ile bakiye 14.280,28.-TL. harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafça yatırılan 35,90.-TL başvurma harcı, 1.024,65.-TL peşin harç, 3.963,14.-TL ıslah harcı olmak üzere toplam: 5.023,69.-TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,4-Davacı tarafça yapılan 3.500,00.-TL bilirkişi ücreti, 243,45.-TL tebligat gideri olmak üzere toplam: 3.743,45.-TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranına göre hesap olunan ( %96,58 kabul - %3,42 ret ) 3.615,42-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,5-Davalı tarafça yapılan 13,00.-TL tebligat ücretinden oluşan yargılama giderinin davalı üzerinde bırakılmasına, 6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT. gereğince kabul edilen miktar üzerinden hesap ve taktir olunan 42.489,53.-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,7-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT. gereğince ret edilen miktar üzerinden hesap ve taktir olunan 9.200,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,8-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
İSTİNAF YÖNÜNDEN: 9-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 10-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan tahsili iledavalıya verilmesine, 11-Bakiye gider avansı bulunması halinde avansı yatıran tarafa iadesine, 12-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 29/05/2025 tarihinde HMK' nın 362/1-a maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.