T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1994 Esas
KARAR NO:2025/872 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2016/959 Esas- 2022/501 Karar
TARİH:12/05/2022
DAVA:Ticari Şirket (Fesih İstemli)
KARAR TARİHİ:22/05/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin %50 hissesinin dava dışı ... ve ailesine, % 25 hissesinin dava dışı ... ve ailesine ait olduğunu, kalan %25 hissesini ise veraset yolu ile müvekkillerine, babaları muris ...den intikal ettiğini, Söz konusu intikal sebebi ile müvekkillerinin, şirket üzerinde %25lik bir paya sahipseler de paydaş olmalarına rağmen, şirketin hiçbir faaliyetine dahil edilmediklerini, ortak olarak muhatap kabul edilmediklerini, şirketin ilk kurulduğu günden itibaren kötü yönetildiğini yönetim kurulu üyelerinin kendi menfaatleri doğrultusunda ve müvekkillerinın dışlanması suretiyle idare edildiğini, şirketin sevk ve idaresinde müvekkillerine hiçbir söz hakkı verilmediğini, Murisin vefatı üzerine %25'lik hisseye veraseten malik olan müvekkillerin bu hisselerinin, yönetim kurulu üyelerince kendi adlarına derhal tescil edilmesinin kanuni bir zorunluluk olduğunu, ancak kanundan doğan bu mecburiyete rağmen, söz konusu payların tescili için gereken işlemlerin ilgili ortaklarca yerine getirilmediği gibi müvekkilleri tarafından ısrarla bulunulan sözlü ve yazılı taleplerin de görmezden gelinerek daima geri çevrildiğini, bunun üzerine müvekkillerinin Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açmak zorunda kalmış ve ancak mahkeme kararı ile hisselerin kendi adlarına tescilini sağlayabildiğini, müvekkillerinin ... Şirket bünyesinde hakkaniyete uygun ve objektif olarak ortaklığını devam etmesinden umdukları faydaların ortadan kalktığını ve ortaklığın devamının çekilmez bir hal aldığını beyan ederek Davalı şirkete tedbiren kayyım atanmasına, davalı şirkete yönetim ve temsili ile malvarlıklarının ve hatta defter ve belgelerinin korunması için gerekli her türlü önlemin tedbiren alınmasına, Şirketin haklı sebeple feshine ve tasfiyesine, bu talep kabul edilmediği takdirde, davacı müvekkillerinin ortaklıklarını sürdürme imkânları kalmadığından bahisle hisselerine düşen gerçek pay bedellerinin ödenerek ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı tarafından cevap dilekçesi sunulmamıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 12/05/2022 tarih ve 2016/959 Esas- 2022/501 Karar sayılı kararında;"Dava, davalı şirketin haklı nedenle feshi ve tasfiyesi kabul görülmediği takdirde davacı hisse pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmaları taleplerinden ibarettir.Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Mahkememizce alınan 23/03/2022 havale tarihli ve 12/06/2020 tarihli bilirkişi raporlarındaki tespitler, olayın oluş şekline uygun görülmesi nedeniyle bilimsel veri ve içeriğe sahip denetime elverişli kabul edilmiş, hükme esas alınmıştır.6102 sayılı TTK. Madde 530- (1) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli olan organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, pay sahipleri, şirket alacaklıları veya Gümrük ve Ticaret Bakanlığının istemi üzerine, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, yönetim kurulunu da dinleyerek şirketin durumunu kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler. Bu süre içinde durum düzeltilmezse,mahkeme şirketin feshine karar verir. (2) Dava açıldığında mahkeme, taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir.6102 sayılı TTK. Madde 531- (1) Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.” Görüldüğü üzere,Kanun Koyucu çok açık bir şekilde haklı sebeple fesih davasının halka açık anonim ortaklıklar da dahil olmak üzere tüm anonim ortaklıklarda açılabileceğini kabul etmiştir.Hükümde, halka açık anonim ortaklıklarda azınlık olarak yüzde beş oranının yeterli olacağı ve sermayenin yüzde beşini temsil eden payların sahiplerinin fesih davasını açabileceği ifade edilmiştir. Somut davada, Davacılar ..., ..., ...ve ...'in her birinin davalı şirkette 250 paya karşılık 6.250.-Türk Lirası sermaye payına, toplamda da 1000 paya karşılık 25.000.-Türk Lirası sermaye payına sahip olup, şirket sermayesinin %25'ini oluşturduklarından TTK m. 531'de düzenlenen haklı sebeple fesih davasını açabilecekleri anlaşılmıştır.Anonim şirketler ile ilgili olarak haklı sebep kavramına ilişkin kanunlarımızda açık bir tanımlama bulunmamakla birlikte, sürekli borç ilişkileri doğuran sözleşmelerde,taraflara haklı sebeplerin varlığında taahhüt ettikleri sözleşme hükümlerini tamamen veya kısmen feshetme yetkisi tanınmaktadır. Haklı sebep, sürekli bir borç ilişkisine devam etmeyi, dürüstlük kuralı gereği çekilmez hale getirdiği kabul edilebilecek hukuki olgudur. Öte yandan, kollektif ortaklıklar için yasal tanım mevcuttur. TTK. m. 245 hükmüne göre, “şirketin kuruluşuna yol açan fiili veya kişisel sebeplerin şirketin işletme konusunun elde edilmesini imkânsız kılacak veya güçleştirecek şekilde ortadan kalkmış olması” haklı sebep olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım bir sermaye ortaklığı olan anonim ortaklıklar bakımından ancak niteliğine uygun düştüğü ölçüde uygulanabilir. Haklı sebebin “ortağı ortak olmaya iten nedenleri ortaklık ilişkisini sürdürmesini kendisinden beklememizi olanaksız kılacak oranda değiştirecek olan hukuki olgu”,“azınlığın hakkaniyete uygun ve fakat objektif olarak ortaklığın devam etmesinden umduğu faydaları ortadan kaldıran olgular” şekillerinde de tanımlanması mümkündür.TTK.m.245/1 de; dört bent halinde sayılan Fesih nedenlerinin sınırlı olmadığı bu hallerin örnek olarak verildiği (1). bendin sonundaki “gibi haller” deyiminden açıkça anlaşılmaktadır.TTK.m.245 hükmünde böyle denilmekle birlikte haklı sebeple fesih kurumunun uygulanmasında TTK.m.124/2 hükmü uyarınca bir sermaye şirketi olan anonim şirketlerde konuya daha ihtiyatlı yaklaşılması gerekmektedir. Nitekim şahıs şirketlerinde ortakların kişiliği, sermayeye oranla daha önemli olduğundan ve ortaklar arasındaki güven ilişkisi daha ön plana çıktığından, bu hususlardaki zedelenmeler de haklı sebep teşkil edebilmekteyken, sermaye şirketlerinde ortakların kişiliğindeki aksaklıklar ve ortaklar arasındaki husumetin haklı sebep teşkil etmesi daha zor olacaktır.TTK.nun 245/1 de (4) bent halinde haklı sebepler, ya şirket ortaklarının şahsından ya da ortakların şahıslarıyla hiç ilgisi olmayan nedenlerden doğmuş olabilir.TTK.m.245/1 de sayılan (4) bentteki haller ortaklara bağlı (sübjektif) sebeplerdir. Şirketin maksadının elde edilmesini imkânsız kılacak veya güçleştirecek maddi ve hukuki sebepler, (örneğin döviz yokluğu nedeniyle ithalatın uzun süre yapılamayacağının anlaşılması gibi) (objektif) sebeplerdir.TTK.'nun 529’uncu maddesi uyarınca anonim şirket sermayesinin en az ondabirine sahip her ortak, muhik sebeplere dayanmak şartıyla şirketin feshini mahkemeden talep edebilir. Ancak, şirketin feshini gerektirecek haklı neden bulunduğunu ileri sürenin (davacının), bu iddialarını ispat etmesi gerekir.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, celp edilen bilgi ve belgeler, alınan bilirkişi kök ve ek raporları ile tüm dosya kapsamına binaen; davacı pay sahipleri, miras olarak kendilerine kalan payların tescil edilmediğini, şirketin yönetim ve faaliyetlerine katılımlarına izin verilmediğini, bilgi alma ve inceleme hakkı kapsamındaki taleplerine olumlu cevap verilmediğini, şirketin kar dağıtmadığını ileri sürerek şirketin feshini aksi takdirde davacı hisse pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip şirketten çıkmayı talep etmiştir.Dosyada mevcut genel kurul tutanaklarından davacıların pay sahibi olduklarının davalı şirket tarafından kabul edildiği ve genel kurul hazirun cetvellerinin buna göre hazırladığı görülmektedir. Yine davacılar birlikte hareket etseler bile şirket sermayesinin %25'i kadar payları olduğundan ve anonim şirketlerin çoğunluk ilkesi uyarınca yönetilmesinden dolayı, genel kurulda yönetim kurulu üyesi olarak seçilmedikçe şirketin yönetimine katılmaları mümkün değildir.Pay sahipleri sahip oldukları haklarını genel kurula katılarak kullanabilir.Eğer davacıların genel kurula katılma ve orda başta oy kullanma hakları olmak üzere pay sahibi olmadan kaynaklanan haklarını kullanmaları engellenmişse, genel kurul kararlarının iptali davası açmak başta olmak üzere şirketin feshini isteme gibi kanuni haklarını kullanmaları mümkündür.Ancak dosya kapsamından davacıların fesih davasından önce genel kurul karar iptali talepli dava açtıklarına dair bilgi ve belge sunulmadığı, genel kurula katılım anlamında haklarının ihlal edildiği ve bunun sürekli hale geldiğini ispat edemedikleri, bilgi alma ve inceleme taleplerine cevap alamayan davacılar fesih davası yerine bilgi alma ve inceleme izni talepli dava açarak kabul edilmesi halinde bu haklarını kullanabileceklerinden fesih davasının açılması TTK'ya uygun değildir. TTK. 508. madde gereğince davalı şirket kar dağıtımı kararı alsa bile sermaye koyma borcunu ödemeyen pay sahipleri bu haktan yararlanamayacaklarından, davacıların fesih taleplerinde haklı olmadıkları, Haklı sebeple fesih davasında şirketin fesih ve tasfiyesinin en son çare olduğu,davacıların miras payı olarak kendilerine intikal eden davalı şirket payları sebebiyle, davalı şirkete sermaye koyma borçları olduğu ve dava tarihi itibariyle bu borçlarını ödemedikleri, TTK’da anonim şirketler bakımından öngörülen kendi payını iktisap bağlamındaki %10 luk sınırlamanın bağlayıcı olduğu, bu durumda şirketin davacılara ait %25 payı almasına karar verilemeyeceğinden davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile,''1-Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkillerinin davalı şirketin %25 hissedarı olmasına rağmen, şirketin hiçbir faaliyetine dahil edilmediğini, ortak olarak muhatap alınmadığını, şirketten içeri dahi sokulmalarına müsaade edilmediğini, şirketin tüm malvarlığının, hakim hissedarların oğulları adına kurdukları ve akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren ... isimli şirkete aktarıldığını ve böylece davalı şirketin içinin boşaltıldığını,Yargıtay'ın; çoğunluğun sistematik olarak şirket menfaatlerine veya ''.... Azınlık pay sahiplerinin haklarına ve meşru menfaatlerine aykırı bir şekilde hareket ederek gücünü kötüye kullanmasını, kötü yönetim hâlini, azınlık pay sahiplerinin haklarının defalarca ihlâl edilmesini, şirket amacının elde edilmesinin imkânsız hâle gelmesini, şirket amacı kapsamında olmayan amaçlar takip edilmesini, şirket organların kilitlenmesini veya şirketin içinin boşaltılmasını'' anonim şirketin feshi için haklı sebep teşkil edebilecek hâller olarak zikrettiğini,Huzurdaki ihtilafta Yargıtay içtihatlarına konu yukarıda sayılan hallerin neredeyse tamamının gerçekleştiğini, yerel mahkemenin ise ''bu davadan önce bilgi alma ya da genel kurul kararının iptal davası'' açılması gerektiği gibi; somut olaya uygun düşmeyen ve etkin hukuki koruma sağlamayan gerekçelerle davayı reddettiğini,6 yıl süren yargılamada davalı şirketin defalarca mahkemeye evrak sunmayarak yargılamayı kilitlediği,en sonunda sunduğu evrakın da 2019 yılına ait eski verilere dayalı olduğunu, davalı şirketin, mahkemeye, mahkemenin atadığı bilirkişilere direnerek defalarca aynı ara kararların oluşmasına sebep olduğunu ve yargılamayı kilitlediğini, davalı şirkete karşı hiçbir yaptırımı olmayacak davaların açılmamış olmasından dolayı davanın reddine karar vermenin son derece talihsiz olduğunu,Hükme esas alınan 23.03.2022 tarihli bilirkişi raporunda; ''...Haklı sebeple fesih davası açılabilmesi için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiği, bunlardan ilkinin haklı bir sebebin varlığı diğerinin ise davayı açacak pay sahibi veya sahiplerinin sermayenin en az onda birine sahip olması gerektiği, davacılar bakımından her iki şartın da gerçekleştiği'', Prof.Dr. ... tarafından kaleme alınan mütalaada; ''...Şirketin kar elde etmesine rağmen kar dağıtılmadığı, pay sahipleri arasında uyuşmazlık bulunduğu, şirket yönetiminin usulsüz işlemlere giriştiği gibi tespitlerin haklı nedenle fesih için yeterli gerekçeyi oluşturduğu'' sonuç ve kanaatine varıldığını, şirket içinde yaşanan yolsuzlukların dosya kapsamıyla kesin olarak ispat edilmişken ve azınlığın “pervasız, artniyetli ve yönetme yeteneği bulunmayan'' çoğunluğa karşı korunması gerekirken yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesinin hatalı bir karar olduğunu,Şirketin içinin boşaltıldığını, şirketin tüm gelirlerinin mevcut ortakların oğulları üzerine kurulan paravan şirkete aktarıldığının bilirkişi raporu ile tespit edildiğini ancak,mahkemece bu tespitin görülmediğini,12.06.2020 tarihli kök raporda, davalı şirket yönetim kurulunun mali işlemlerinde eksiklikler ve usulsüzlükler olduğunun tespit edildiğini, bunlardan en önemlisinin (ve müvekkilin ekonomik haklarının hiçe sayıldığının en büyük ispatı) şirketin aktifinden çıkarılan 3.778.633,26 TL'ye yönelik olan tespit olduğunu,Raporun 21. Sayfasında; davalı ... şirketinin, ...Şirketi'ne çeşitli miktarlarda ödemeler yaparak 2016 yılı itibariyle ... şirketinden 3.778.633,26 TL alacaklı hale geldiği ve bu alacağın şirketin aktifine kayıtlı bina maliyetine virmanlanmak suretiyle sıfırlandığı tespit edildiğini, ...şirketi tarafından bina maliyetiyle ilgili fatura kesildiğine dair herhangi bir kayıt olmadığından, davalı şirketin bu alacağının bina maliyetine yüklenmek suretiyle sıfırlanmasının davalı şirketin hakim hissedarlarının müvekkillerden mal kaçırdığının en büyük ispatı olduğunu,... şirketinin, davalı şirketin hakim ortakları ve Yönetim Kurulu üyelerinin oğulları üzerinden açtıkları paravan şirket olup; tüm operasyon yeni kurulan bu şirket üzerinden yürütüldüğünü, (Şirketin ortağı ..., davalı şirket ortağı ve yetkilisi ...'ın oğlu; ... ise davalı şirket ortağı ve yetkilisi ...'ın oğlu olduğunu beyan etmiştir.). Aynı raporun 22. Sayfasında, davalı şirketin ... A.Ş. Şirketinden 2.601.644,44 TL tutarında alacaklı olduğu, bu alacağın şirket ortağı ... ve ...'ın hesabına virmanlandığı ve şirket ortaklarının bu tutarda şirketten alacaklı hale geldiği, alacaklı hale gelen ortakların bu tutarı şirketten nakit olarak çektiklerinin tespit edildiğini, bu alacağın neye istinaden ortaklar hesabına virmanlandığı hususunda bilgi belge sunulmadığından bu kaydın da gerçeği yansıtmadığı ve şirketin hakim ortaklarının şirket hesaplarıyla kendi menfaatleri doğrultusunda oynadıklarının bir kez daha ortaya çıktığını,Davalı şirketin sunduğu kısıtlı bilgi ve belge üzerinde yapılan incelemede dahi şirketten usulsüz ve ispata muhtaç para çıkışlarının olduğunun tespit edildiğini, tüm ara kararlara ve bilirkişilerin taleplerine rağmen davalı şirketin yargı makamına direndiğini, bu belgeleri sunmaktan imtina ettiğini, bu durumun dahi tek başına şirketin kötü yönetildiğinin ve haklı nedenle fesih davasının şartlarının fazlasıyla oluştuğunun ispatı olduğunu, mahkemenin davalı şirketin bu tutumunu hiçbir değerlendirmeye tabi tutmamasının üzücü ve şaşırtıcı olduğunu, bir an için bu durum görmezden gelinse dahi dosya kapsamıyla ispat olunan ve davalı şirketin bile hiçbir şey diyemediği usulsüzlüklerin açık ve kesin olarak haklı sebepler olduğunu,Mahkemenin talimatlarına bile 6 yıl boyunca direnen davalının, bilgi alma hakkını asla tanımayacağının izahtan vareste olduğunu,Davalı şirketin rayiç değerinin hesabı dava açıldıktan 4 sene sonra 2020 yılında yapılabildiğini, ilk bilirkişi kuruluna rapor hazırlama görevi tevdi edildikten sonra kurulun iki defa inceleme raporu sunarak, davalı şirketin gerekli belgeleri temin etmemesi nedeniyle inceleme yapılamadığını belirttiğini; atanan ikinci bilirkişi kurulunun da benzer sorunlarla karşılaştığını, şirket defterlerinin nerede olduğu şirket yetkilileri tarafından bir türlü beyan edilemediğini,Mahkemece celbine karar verilen belgeleri bilirkişilerin incelemesine sunulmaması, davalı şirketin kötü yönetildiği ve müvekkillerin bilgi alma ve inceleme hakkının sistematik bir biçimde ihlal edildiğini gösterdiğini,Davanın ikame edildiği tarihten itibaren geçen 6 yılda, şirketin defter ve belgelerinin dahi celbedilemediğini, şirketin defterlerini kasten ve kötüniyetle sunmayan davalının, bu kanun ve mahkeme tanımaz tutumlarının davanın reddi kararı verilerek adeta ödüllendirildiğini,Davalı şirketin kar elde ettiği halde ortaklara kar dağıtımı yapmadığının ispat edildiğini, Kök bilirkişi raporunun 25. Sayfasında şirketin kar elde ettiği ancak kar dağıtımı yapılmadığının tespit edildiğini, şirketin kurulduğu günden beri tek bir kuruş kar dağıtımı yapılmadığını, net dönem kârı bulunmasına rağmen, sebepsiz yere, bu kârın hiç dağıtılmaması veya kâr payı hakkının sınırlanmasına neden olacak kadar düşük miktarda dağıtılması ya da kâr payının sistematik olarak azaltılmasının, kâr payı hakkının ihlali sonucunu doğurduğunu, özellikle azınlığın kâr payı hakkının ihlal edilmesi şirketin feshi için haklı neden teşkil ettiğini, yerel mahkemenin sermaye koyma borcunun tam olarak ifa edilmediğinden azınlık pay sahibi olan müvekkillerime zaten kar dağıtılamayacağı yönündeki görüşünün hatalı olduğunu,TTK m.507'ye göre; ''... Her pay sahibi, kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre pay sahiplerine dağıtılması kararlaştırılmış net dönem kârına, payı oranında katılma hakkını haizdir.'' Yine TTK m.508'e göre ''... Esas sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, kâr ve tasfiye payı pay sahibinin sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesap edilir.''Yani anonim ortaklıkta pay sahiplerinin kar payı sermaye borcunun tamamen ifa edilmiş olması şartına bağlanmadığını, kar payına hak kazanabilmek için pay sahibi olmanın yeterli olduğunu, kanunda belirtildiği gibi pay sahibinin ödenmemiş bir sermaye taahhüdü varsa, bu durum ödenecek karın hesabında dikkate alındığını ve ödenmeyen sermaye taahhüdünün pay oranında hesaptan düşüldüğünü,Şirketin gayrifaal olduğu, işletmenin amaç ve konusunun gerçekleştirilmesinin imkansız hale geldiğinin tespit edildiğini, Kök raporda, davalı şirketin 2011 yılından 2015 yılı sonuna kadar 2014 yılı hariç gayri faal olduğu, gelirinin 2012 yılından itibaren sadece yıllık 1.000.000 TL tutarında kira gelirinden ibaret olduğunun tespit edildiğini,Şirketin ana sözleşmesine göre amaç ve faaliyet konusu; inşaat yapmak, akaryakıt tesisi kurmak ve otomotiv sektörü ile ilgili her türlü motor ve aksesuarın alımı satımı olarak sayılabileceğini, fakat bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere; şirketin bu faaliyetlerinden hiçbirini yerine getiremediğini, şirketin aktif olarak yürüttüğü hiçbir proje olmadığını, hatta şirketin sahip olduğu akaryakıt ve ... istasyonu EPDK tarafından çok defa iptal edildiğini, şirkete ait istasyonların gayri faal hale geldiğini,Sonuç olarak, akaryakıt istasyonunun halihazırda faal olmadığını, istasyonunu yıllarca bu şekilde atıl bekletilmesinin şirket karlılığının azalmasına yol açtığını, bu durumun bir yönetim zafiyeti olduğunu, kötü yönetimin anonim şirketin feshi için haklı sebep olarak kabul edildiğini, şirketin amaç ve konusu arasında gayrimenkul yapımı, akaryakıt istasyonu kurulup işletilmesi olduğu halde, sadece kira toplayan bir şirket haline dönüşen ve ortakları arasında güven duygusu zedelenen, topladığı kira gelirinin önemli bir kısmını masraflara ve şirket giderlerine ayıran, böylelikle azınlık hakları zedelenen davalı şirketin devamında hukuki bir yarar bulunmadığını,Müvekkillerinin şirketten dışlandığını ve bilgi alma haklarının ihlal edildiğini, yerel mahkemenin daha önce bilgi alma ve inceleme ya da genel kurul kararının iptali yönünde dava açılmadığından bahisle bu yöndeki itirazları bir haklı sebep olarak değerlendirmediğini, halbuki sistematik bir şekilde devam eden hak ihlallerinde söz konusu davaların açılması haklı nedenle fesih davası için ön koşul olmadığını, pay sahipleri bakımından her somut olay özelinde haklarına dava yolu ile kavuşabilmeleri (en az 2 yıl sürecek bir yargılama sonunda), şirketin devamının kendileri bakımından çekilmez hale gelmesine yol açacağını, bilgi alma veya genel kurul kararının hükümsüzlüğüne ilişkin dava açılmamasının haklı nedenle fesih davasının ileri sürülmesinin önünde bir engel olmadığını, Sonuç olarak, devamlılık ve tekrar eden (örneğin şirket bilançosu elverişli olduğu halde uzun süre kâr dağıtmamak, ortağın bilgi alma hakkını kullanmasına ısrarla engel olmak gibi) yukarıda sayılan tüm bu olguların şirketin feshi için geçerli ve yeterli sebepler olduğunu, belirli bir süreç içinde bir araya toplanan ve (bazıları) devamlılık arz eden bu nedenlerin bütününün, azınlık için o şirkette ortak kalmayı çekilmez (katlanılmaz) kılabileceğini, huzurdaki ihtilafta yukarıda sayılan tüm ihlaller çerçevesinde davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi kararının hiçbir dinlenebilir yanı olmadığını beyan etmiştir.Haklı nedenle fesih davasının %10'luk iktisap yasağının istisnası olduğunun göz ardı edildiğini ,Yerel mahkemenin, anonim şirketler bakımından öngörülen kendi payını iktisap bağlamındaki %10'luk sınırlamanın bağlayıcı olduğu ve bu durumda müvekkillere ait %25'lik payın satın alınmasına karar verilemeyeceğinin bir başka ret sebebi olarak öne sürüldüğünü,Pay oranının %10’dan fazla olmasının, mahkemenin davacının ayrılmasına karar vermesine engel olmadığını, doktrinde ..., yargı kararı ile yapılacak iktisapların iktisap yasağının istisnası olarak öngörülmesi gerektiğini belirttiğini, çıkarma kararı verildiğinde, TTK m. 382/1-c bendine göre ortaklığın, “bir kanunî satın alma yükümü” bağlamında kendi paylarını iktisap edebilmesinin mümkün olduğunu, TTK. 382’nin c. bendinde ise bir kanuni satın alma yükümü dolayısıyla bu orana bağlı kalınmaksızın payların iktisap edilebileceğinin hükme bağlandığını,Yine Yargıtay tarafından verilen anonim şirketin haklı nedenle feshi davasına ilişkin istinaf dilekçesinde belirtilen pek çok kararda davacıların payı %20'nin üzerinde olmasına rağmen; bu oranda pay sahiplerinin ortaklıktan çıkarılabilmesinin mümkün olduğuna karar verdiğini;TTK m.531'in %10'luk iktisap yasağının istisnası olması bir yana, yasal bir istisna olmasaydı dahi genel kurulda sermaye azaltılması kararı alınabilmesi ve Yönetim Kurulu'nun kendisine verilen yetkiye dayanarak, payların ortaklık tarafından iktisap edilmesine karar verebilmesinin mümkün olduğunu, Genel kurulda sermayenin azaltılması kararı alınması durumunda, ortaklıkça, sermaye azaltılmasına ilişkin yasal hükümler uygulanacak, sermaye azaltılması işlemlerinin tamamlanması sonucunda payların %10’u aşan kısmının itfa edileceğini, yerel mahkemece ret sebebi yapılan tüm bu hususların infaza ilişkin problemler olup, şirketin Yönetim Kurulu'nun çözmesi gereken sorunlar olduğunu, tek çözümün sermaye azaltılması kararı almak da olmadığını, %10 sınırının uygulanmayacağı bir diğer durumun, ortaklık tarafından payların başkası hesabına iktisap edilmesi olduğunu, bu durumda TTK m.379 anlamında payların ortaklıkça kendi ad ve hesabına kalıcı olarak iktisap edilmesi söz konusu olmadığından, hükümdeki iktisap şartları ve %10 sınırı uygulanma alanı bulmayacağını, (Tekinalp (Poroy/Çamoğlu), sh.499 N 837.)Sonuç olarak, Şirketi Yönetim Kurulu mahkemece verilen ''ayrılma akçesinin ödenmesi kararı kapsamında'' ortaklığın, sermaye azaltılması yoluna başvurarak payları geçici iktisap edebileceği gibi, bu paylar üzerinde kendi adına ancak başkaları hesabına tasarrufta bulunarak payları 3. kişilere veya diğer pay sahiplerine satabileceğini, bunların tamamen infaz aşamasıyla ilgili olup, yönetsel bir karar olduğundan Yönetim Kurulu'nca çözüme kavuşturulması gereken sorunlar olduğunu, dolayısıyla davayla ilgisi olmayan gerekçeye dayalı red kararının usul ve yasaya aykırı olup kaldırılması gerektiğini,Hakimin kanuni takdir yetkisi çerçevesinde alternatif çözüm yolları ve ıslah talebinin değerlendirilmediğini,Davalı şirketin güncel kayıt ve belgeleri sunmaması sebebiyle bir türlü müvekkillerin ayrılma akçesinin hesabının yapılamadığını, bu sebeple, 15.04.2022 tarihli dilekçe ile ıslah talebinde bulunduklarını,Islah dilekçesi ile;Şirkette mevcut dağıtılmayan karın ortaklara dağıtılması yönünde karar verilmesini;Şirketin faaliyet dönemi sonunda tespit edilen gelirlerden, şirketin genel giderleri ile muhtelif amortisman gibi şirketçe ödenmesi veya ayrılması zorunlu olan miktarlar ile şirket tüzel kişiliği tarafından ödenmesi zorunlu vergiler düşüldükten sonra geriye kalan ve yıllık bilançoda görülen net dönem karının düzenli olarak dağıtılmasını,Şirket ana sözleşmesinin tadil edilerek, şirketteki hissedar gruplarının A-B-C olarak ayrılmasını,Yönetim Kurulu'nda her bir hissedar grubundan en az bir kişinin bulunması ve Yönetim Kurulu kararlarının üç üyenin müşterek imzası ile alınmasını,Şirketteki önceki dönemde usulsüzlüklerin tekrarlanmaması ve pay sahipliği haklarının korunması için şirkete bağımsız bir denetçi atanmasını talep ettiklerini, Fakat yerel mahkeme, ıslah talebinin neden kabul edilmediği hakkında bir satır dahi bir gerekçe yazmadığını, maalesef, ıslah talebinin neden kabul edilmediğini ne karar tefhim edilirken ne de tebliğ edildikten sonra öğrenebildiklerini, halbuki azınlık ile çoğunluk pay sahipleri arasındaki ihtilafların, kaynağında objektif bir haklı sebep bulunsa dahi, fesih veya ihraç tedbirine başvurmaya gerek kalmaksızın çözülmesinin asıl amaç olması gerektiğini, bu itibarla önerilecek çözümlerin de kabul edilebilir, uygulama kabiliyeti olan, basit ve en önemlisi anonim ortaklığın temel prensiplerine uygun tedbirler içermesi gerektiğini, müvekkillerinin en çok ekonomik haklarının zedelendiği nazara alınırsa ıslah dilekçesindeki talepleri doğrultusunda şirket ana sözleşmesinin değiştirilmesi, müvekkillerden en az birinin Yönetim Kurulu'na alınması ve kar payı dağıtım kararı verilmesi ile birlikte hem müvekkillerin azınlık haklarının korunabileceğini, hem ortaklar arasındaki ihtilaf sona erecek hem de tezgahın devamlılığının sağlanabileceğini,TTK m.531’de hakime önemli bir görev yüklendiğini ve aynı zamanda geniş bir takdir yetkisi verildiğini, fesih dışındaki duruma uygun düşen ve kabul edilebilir çözümü araştırması gerektiğini, hâkimin, haklı sebebin varlığına kanaat getirdikten sonra, fesih kararı vermeden önce, resen hem haklı sebepten kaynaklanan uyuşmazlığı çözebilecek, hem de tüm menfaat sahiplerinin haklarını dikkate alan, dolayısıyla tüm menfaat sahiplerince kabul edilebilir bir çözümü araştırma yoluna gideceğini, aranan çözümün iki özelliği olması gerektiğini, duruma uygun düşmesi ve kabul edilebilir olması gerektiğini,Öğretide kabul edilebilir alternatif çözümler arasında, özellikle hakimin kâr dağıtımına karar vermesi, gereğinde azınlığın bir temsilcisini yönetim kuruluna ataması, hatta yönetim kurulunun veya genel kurulun bazı kararlarını tâdil veya iptal etmesi ve şirket esas sözleşmesini değiştirmesi bölünmeye ya da kısmi tasfiyeye, şirketin bazı varlıklarının ve iştiraklerinin satışına karar vermesi sayıldığını,Sonuç olarak, yerel mahkeme hakiminin alternatif çözüm yollarına hükmetme şeklindeki takdir yetkisini kullanmadığı gibi, ıslah talepleri ile ilgili olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmamış olmasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu sebeple de hükmün kaldırılması gerektiğini beyan etmiştir. Mütalaaya neden itibar edilmediğinin açıklanmadığını,İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Ana Bilim Dalı E. Başkanı Prof. Dr. ... 04.03.2021 tarihli raporunda özetle; Davalı şirketin kar elde etmesine rağmen müvekkillere kar dağıtılmadığı, pay sahipleri arasında uyuşmazlık bulunduğu, şirket yönetiminin usulsuz işlemlere giriştiği bu nedenle haklı nedenle fesih için yeterli gerekçenin oluştuğu, Haklı nedenle fesih davası açılabilmesi için daha önceki münferit hak ihlalleri bakımından ayrı dava açılması gerekmediği, sermaye borçlarının tamamının ifa edilememiş olmasının kar payına halel getirmeyeceği, TTK 531 uyarınca şirketin feshi yerine müvekkillerin çıkarılmasına karar verilecek ise, şirketin karar tarihine en yakın gerçek değerinin hesaplanması gerektiği şeklinde görüş bildirdiğini,Gerekçeli kararda işbu kıymetli mütalaaya neden itibar edilmediğinin açıklanmadığını, halbuki HMK m.293'e göre; ''...Taraflar, dava konusu olayla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler.'' Uzman görüşü delili de bilirkişi raporu gibi mahkemece takdir edilecek deliller arasında olduğunu, kendileri tarafından sunulan hukuki görüşün hükümde değerlendirilmemesinin hukuki dinlenme hakkını ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini,Hükme esas alınan raporun teknik anlamda eksik ve hatalı olduğunu,TTK m.531'e göre eğer haklı nedenle şirketin feshi koşulları oluştuysa davacıların '' ...Karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değeri ödenip'' şirketten çıkarılmasına karar verilebileceğini, bu çerçevede eğer çıkarılma kararı verilecekse davacıların paylarının değerinin karar tarihine en yakın tarihteki değeri üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini,TTK m.531 kapsamında payların gerçek değerinin tespiti için, işletmenin devamlılığı esasına göre şirketin tüm maddi ve gayri maddi mal varlığı unsurları, müşteri çevresi, bayilik anlaşmaları, lisans ve ruhsatları nazara alınarak bütünsel bir inceleme yapılması gerektiğini, bilirkişi raporu incelendiğinde, akaryakıt istasyonuna dahil olan taşınır ve taşınmazların değeri emsal satış bedelleri esas alınarak hesaplandığını,oysaki şirkete ait akaryakıt istasyonun rayiç değeri; işletmenin konumu, müşteri çevresi, şirketin karlılık potansiyeli,lisans hakları ve akaryakıt istasyonuna değer kazandıran her türlü unsur dahil edilerek hesaplanması gerektiğini, buna uygun bir hesap yapılamadığı için akaryakıt istasyonunu değerinin 29.12.2021 itibariyle ancak 8.500.000 USD olarak tespit edildiğini, bu değer tespitinin kabulünün mümkün olmadığını, - Şirkete ait 2022 yılı verilerinin celb edilmeden,- Şirkete ait ... ada ... parselde bulunan (..., ... Sanayii Sitesi) 2 Nolu Bağımsız Bölüm numaralı taşınmazın değeri hesap edilmesini ve şirketin kaynaklarına dahil edilmeden, - Akaryakıt istasyonunun kaydi değil rayiç değeri üzerinden hesap yapılmadan müvekkillerin payının gerçek değerinin hesabının mümkün olmadığını,Bilirkişi raporunda bu denli fahiş hatalar mevcutken, raporun yeterli görülerek hüküm kurma cihetine gidilmesinin de hatalı olduğunu beyanla, ortaklığın devamının müvekkiller yönünden çekilmez bir hal aldığından ve dosya kapsamıyla haklı nedenle fesih şartları gerçekleştiğinden, şirketin içinin boşaltıldığı, şirketin tüm gelirlerinin Yönetici Ortakların oğulları üzerine kurulan paravan şirkete aktarıldığı dosya kapsamıyla ve bilirkişi raporu ile sabit olduğundan, davalı şirket, (bırakın müvekkilin bilgi alma hakkını kullandırmayı) mahkemenin bilgi alma yetkisini bile hiç çekinmeden ihlal ettiğinden, şirket kar elde ettiği halde ortaklara kar dağıtılmadığından, şirketin gayrifaal olduğu (paravan şirketlere aktarıldığı) işletmenin amaç ve konusunun gerçekleştirilmesinin imkansız hale geldiği dosya kapsamıyla ispat edildiğinden, haklı nedenle fesih davası anonim şirketin kendi payının en fazla %10'luk kısmını iktisap edebilmesi yasağının istisnası olduğundan, dosyaya sunulu uzman görüş hiç incelenmeden ve değerlendirilmeden hüküm kurulduğundan, uzman görüşünün değerlendirilmemesi içtihatlarca açık bir bozma sebebi olduğundan, müvekkilin asıl talebi ayrılma akçesinin ödenmesi suretiyle şirketten ayrılmak olsa da; müvekkilin şirketten çıkması için paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılması gerektiğinden, yerel mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda müvekkilin payı 2019 tarihli ticari kayıtlara göre hesap edildiğinden, hakim hissedar grubunun şirket kayıtlarını bilirkişilere vermemesi sebebiyle şirketin rayiç değeri ve ayrılma akçesi hesabının usulüne uygun bir biçimde yapılması mümkün olmadığından,Yargıtay'ın bu davalar için aradığı en temel şart olan karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerin hesabı şartı bile yerine getirilmeden hatalı bir rapor ile hüküm kurma cihetine gidildiğinden, kanunun, açıkça hakime, şirketin feshine karar vermek yerine, davacı pay sahibinin, şirketin ve diğer pay sahiplerinin menfaatlerini birlikte değerlendirmek suretiyle, fesih yerine alternatif çözüm yollarına göre hüküm kurma yetkisi tanıdığından,ıslah dilekçesi doğrultusunda ve hakimin geniş takdir yetkisi çerçevesinde, mahkemece taraflar arasındaki ihtilafı ve haklı sebebi ortadan kaldırmaya yönelik bir çözüm yoluna hükmedilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, çoğunluk gücünün kötüye kullanılması suretiyle müvekkillerin haklarının ihlal edilmesine son verilmesi için istinaf taleplerinin kabulü ile Yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; 6102 Sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin haklı sebeplerle feshi, aksi halde pay sahibi davacıların gerçek pay değerinin ödenerek şirket paydaşlığından çıkarılması veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.TTK'nın 531. maddesi "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir." düzenlemesini içermektedir. TTK'nın 531. maddesinde haklı sebeple fesih sebepleri düzenlenmemiş ve bu konuda takdir hakkı somut olayın özelliği nazara alınarak Mahkemelere bırakılmıştır. Buna göre mahkemeler dayanılan vakıaların gerçekliğini, haklı sebep teşkil edip etmeyeceğini, şirketin feshinin son çare olup olmadığını, dava açan pay sahibinin gerçek pay değerinin ödenmesi suretiyle paydaşlıktan çıkarılmasının daha adil bir sonuç yaratıp yaratmayacağını ve somut olaya göre şirketin ayakta tutulması daha hakkaniyetli ve adil bir sonuç doğuracak ise alternatif bir çözüm yolunun bulunup bulunmadığını değerlendirerek karar verecektir.Davacılar vekili, davacıların davalı şirkette % 25 oranında, diğer ortakların ise % 75 oranında hisseye sahip olduklarını, diğer ortakların çoğunluk hisseye sahip olmaları sebebiyle davacıların yönetime katılma, bilgi edinme ve inceleme haklarının ve azlık haklarının ihlal edildiğini, kar payı dağıtımı yapılmadığını, şirketin kötü yönetildiğini iddia ederek davalı şirketin haklı sebeplerle feshi, aksi halde pay sahibi davacıların gerçek pay değerinin ödenerek şirket paydaşlığından çıkarılması veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verilmesini talep etmiştir. Davalı tarafından süresince cevap dilekçesi sunulmamış ve davacı iddiaları inkar edilmiş sayılmıştır. Davacılar vekili istinaf sebebi olarak da dava dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle haklı sebeple fesih koşullarının oluştuğunu, Mahkemece şirketin feshine karar verilmemesi halinde davacıların şirket paydaşlığından çıkarılması veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar vermesi gerekirken bu hususta değerlendirme yapılmadığını, dosyaya sunulan hukuki mütalaanın değerlendirilmediğini, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında davacıların paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin usulüne uygun olarak tespit edilmediğini ve raporların hükme esas alınamayacağını ileri sürmüştür.Mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında şirket adına İstanbul İli Başakşehir ilçesi İkitelli 2 Mahallesi, 582 ada 4 parselde kayıtlı, "23 ADET İŞYERİ(ATÖLYE) BLOKLARI” nitelikli 213.689,00 m2 yüzölçümlü ana gayrimenkulde ... Arsa paylı ... BLOK ... KAT ... No'lu Bağımsız bölümün kayıtlı olduğu, kiracı tarafından idari bina olarak kullanıldığı, İstanbul İli Başakşehir ilçesi ... Mahallesi, ... ada ... parselde kayıtlı, 3.959,70 m2 yüzölçümlü “ARSA ”Nitelikli taşınmaz olduğu ve ... Petrol adına kira sözleşmesi olduğu, arsa üzerinde benzin istasyonu bulunduğu, ... pompalarının kapalı olduğu ve hizmet vermediği, ... pompaları dışında diğer pompaların açık olup hizmet verdiği, akaryakıt istasyonunun keşif sırasında faal ve çalışır olduğu, şirket sermayesinin 100.000 TL olduğu, davacılar tarafından sermaye borcunun ödenmediği, davalı şirketin 2011 den 2015 yıl sonuna kadar 2014 yılı hariç gayri faal olduğu, gelirinin 2012 yılından itibaren sadece yıllık 1.000.000 TL tutarında kira gelirinden ibaret olduğu, davacı şirketin dava dışı ... A.Ş.'den olan 3.778.633,26 TL alacak tutarının şirketin aktifine kayıtlı bina maliyetine virmanlamak suretiyle sıfırlandığı, bu şirket tarafından bina faaliyetine ilişkin fatura düzenlendiğine dair kayıt bulunmadığı ve dayanak belge sunulmadığı, yine davalı şirketin ... şirketinden olan toplam 2.601.644,44 tutarındaki alacağın, 01.01.2016 tarih ve 8 nolu yevmiye kaydı ile 2.472.044,44 TL sinin şirket ortağı ...'a, 129.600 TL sinin ise ...'a “Hesap Mutabakatı” açıklaması ile virmanlanmak suretiyle sıfırlandığı ve şirket ortaklarının şirkete karşı alacaklı hale getirildiği, söz konusu tutarların ortaklar tarafından çekilerek sıfırlandığı, şirket ortaklarınca ... firmasına bu bedelin ödenip ödenmediği, bu alacağı temlik alınıp alınmadığı, alacağın ortaklar cari hesabına neye istinaden virmanlandığı hususunda bilirkişi incelemesine her hangi bir dayanak bilgi ve belge sunulmadığı ve muhasebe kaydının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı hususu bu aşamada ispata muhtaç kaldığı, davalı şirketin 30.09.2019 tarihi itibariyle 3.778.633,26 TL alacak tutarı dahil rayiç özvarlık tutarının 39.877.147,80- TL, kaydi özvarlık tutarının 935.652,73 TL olduğu, şirket kar etmekle birlikte kar dağıtmadığı tespit edilmiştir.Davacı tarafından davalı şirketin çoğunluk hissesine sahip ortaklarının davacıları ve murisi şirket yönetimine dahil etmedikleri ileri sürülmüş ise de, murisin genel kurul toplantılarına katıldığı, davacıların da bir kısmının en son yapılan genel kurul toplantısına katıldığı, bir kısmının katılmadığı, katılmayan davacıların diğer ortakların engel olmaları sebebiyle katılmadıklarına veya yönetime dahil edilmediklerine dair dosyaya delil sunulmadığı ve buna ilişkin iptal davası açılmadığı, yine diğer ortakların davacıların azlık haklarını ve bilgi edinme ve inceleme haklarını kullanmalarının sistematik olarak engellediklerine dair dosyaya delil sunulmadığı gibi bilgi edinme ve inceleme hakkının kullanılması içinde dava yoluna gidilmediği, şirketin borca batık olmadığı, faal olduğu ve kira gelirinin bulunduğu, kar payı dağıtmamasının tek başına şirketin feshi için haklı sebep teşkil etmeyeceği, TTK'nın 344 ve 382. maddeleri uyarınca ortaklık hukukundan doğan borçlarını ifa etmeyen ortağın şirketin feshini istemesinin iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı, davalı şirketin dava dışı ... A.Ş.'den olan 3.778.633,26 TL alacak tutarının şirketin aktifine kayıtlı bina maliyetine virmanlamak suretiyle sıfırlanması ve bu şirket tarafından bina faaliyetine ilişkin fatura düzenlendiğine dair kayıt bulunmamasının, ayrıca yine davalı şirketin ... şirketinden olan toplam 2.601.644,44 tutarındaki alacağın, 01.01.2016 tarih ve 8 nolu yevmiye kaydı ile 2.472.044,44 TL sinin şirket ortağı ...'a, 129.600 TL sinin ise ...'a “Hesap Mutabakatı” açıklaması ile virmanlanmak suretiyle sıfırlanması ve şirket ortaklarının şirkete karşı alacaklı hale getirilerek söz konusu tutarların ortaklar tarafından çekilerek sıfırlanmasına ilişkin usulsüz ve dayanıksız kayıt işlemlerinin tek başına şirketin kötü yönetildiği ve içinin boşaltıldığı anlamına gelmediği, buna ilişkin davacılar tarafından delil sunulmadığı, bu eylemler sebebiyle şirketin zarara uğratıldığı iddiasının sorumluluk davasının konusu olduğu ve haklı sebeple şirketin feshi koşullarının gerçekleştiğinin davacılar tarafından ispat edilemediği, davacıların ortaklık payının ödenmesi ile şirketten çıkarılmasına ve davacılar vekili tarafından ıslah dilekçesi adı altında talep edilen ancak talep edilmese bile Mahkemece resen gözetilecek (bu sebeple davacı vekilinin ıslah dilekçesi adı altında sunduğu taleplerin kısmi ıslah niteliğinde olmadığı) duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verilmesi için de haklı sebeplerin mevcut olması gerektiği, davacıların taahhüt edilen sermaye payını ödemeden de şirketten çıkarılmasına karar verilemeyeceği gözetilerek davanın reddine, haklı sebepler ispat edilememesi sebebiyle çıkarılma kararı veya diğer bir çözüme verilemeyeceğinden davacıların paylarının gerçek değerinin hesaplanmasına ilişkin raporlara yapılan itirazlar üzerine yeniden rapor alınması talebinin reddine karar verilmesi yerinde olup,davacılar vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri ve sunduğu hukuki mütalaadaki tespitler yerinde görülmemiştir. Mahkemece gerekçeli kararda somut iddialara uygun olmayan kanun maddelerine yer verilmesi dosya kapsamında uygun olmamış ise de bu husus sonuca etkili olmadığından kaldırma sebebi yapılmamıştır.Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi kararı sonucu itibariyle doğru olduğundan ve kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacıların istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 22/05/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.