T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/2015 Esas
KARAR NO: 2025/918 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2018/908 Esas - 2021/700 Karar
TARİH: 30/09/2021
DAVA: Alacak (Taşıma Sözleşmesinden Kaynaklanan )
KARAR TARİHİ: 29/05/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı arasında sözleşme akdedildiğini, bu kapsamda davalının müvekkiline ait bir kısım malları yurtdışındaki müşterilere taşıma taahhüdünde bulunduğunu; fakat davalıya sözleşme kapsamında teslim edilen malların müşterilere teslim edilmediğini, durumun ihtarname ile davalıya bildirildiğini, davalının üç adet navlun bedeli faturası düzenleyerek müvekkile gönderdiğini ve faturaların noter aracılığıyla iade edildiğini, malların müşterilere teslim edilmemesi nedeniyle davalı adına yansıtma faturaları düzenlendiğini, davalının da cevabi ihtarname göndererek navlun bedeli faturalarının ödenmemesi nedeniyle söz konusu mallar üzerinde hapis hakkını kullandıklarını ve müşteriye teslim edilmesi gereken malların paraya çevrileceği hususunu belirttiğini, sözleşmeye konu ürünlerin teslim edilmemesi nedeniyle yeni bir taşıyıcı firma ile anlaşıldığını, yeni firmaya 7.899,62-TL taşıma bedeli ödendiğini ve bu tutarın davalıdan noter ihtarnamesi ile istendiğini, faturaların yine davalı tarafından iade edildiğini, malların müşterilere teslim edilmemesi nedeniyle müvekkilin 28.493,49-Euro zarara uğradığım, malların müşterilere teslim edilmemesi nedeniyle yeniden üretildiğini ve üretim maliyetinin 2 katına çıktığını, anılan nedenlerle malların bedeli olan 28.493,49-Euro, malların müvekkili firmaca yeniden üretilmesi nedeniyle oluşan toplam 94.172,76-TL ile taşıma işlemi için başka firmalara ödenen 7.899,62-TL'nin 3095 S.K/nun 2/2 maddesi uyarınca ticari işlerde uygulanacak en yüksek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini iddia ve talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı iddialarının zamanaşımı hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin yaptığı taşımalar neticesinde davacıdan 114.697,24-TL tutarlı alacağın bulunduğunu, davacının ödediği tutarların önceki taşıma işlerine ait olduğunu ve geç ödeme yaptığını, davacı şirketin taşıması yapılan ancak kendi kusurlarından kaynaklanan hapis hakkı nedeniyle teslimi yapılmayan yükler ile ilgili faturaları ve bununla birlikte bakiye borcunu haksız şekilde kabul etmediğini, müvekkilin davacı şirketin muaccel olan borcunu ödememesi nedeniyle hapis hakkını kullandığını, davacının emtiayı yeniden üretmesi ve bu yüklerin yeniden tartılmasının sağlanması nedeniyle haksız bir şekilde iddia edilen zarar hususunda müvekkil şirketin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığından hareketle davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 30/09/2021 tarih ve 2018/908 Esas - 2021/700 Karar sayılı kararında; "Dava,taraflar arasındaki uluslararası taşıma ilişkisi nedeniyle taşıyıcı davalı tarafından haksız yere hapsedildiği dile getirilen emtia bedeli, emtianın yeniden üretilmesi nedeniyle davacı tarafından davalıya karşı düzenlenen yansıtma faturası bedeli ve davalının akde uygun ifada bulunmaması nedeniyle davacı tarafından 3. kişilere taşıtılan emtialara ilişkin navlun bedelinin davalıdan tahsiline ilişkin alacak davası ile davacının davalıya borçlu olmadığına ilişkin menfi tespit davasıdır. Mahkememizce davacı tarafın defterlerinin incelenmesi amacı ile Gebze Asliye Ticaret Mahkemesine yazılan talimat yazılmıştır. Talimat Mahkemesince alınan bilirkişi raporunda özetle: "Davacı firmanın 2014 ve 2015 yılı Ticari Defterlerini yasal süresi içerisinde tasdik ettirmiş olup, açılış ve kapanış işlemleri TTK ve VUK hükümlerine uygun olduğu, Davacının ticari defterlerine göre 31.10.2014 tarihinde davalıya 106.725,32 TL cari hesap bakiyesinin defter kayıtlarında göründüğü, Dosya içerisinde bulunan Davalının cevap dilekçesinde 114.697,24 TL alacağının olduğunun beyan edildiği, Davacı ile Davalı firma arasındaki cari hesap farkının 7.971,93 TL olduğu davalı şirketin defterlerinin incelenmek suretiyle tespit edilebileceği, Uyuşmazlığın başladığı 21.11.2014 tarihinden itibaren davacının davalıya 5 adet fatura düzenlediği bu faturaların davacının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu aşağıda dökümün yapıldığı,Davalının faturaları kabul etmediği 5 adet fatura toplamı 94.889,72 TL'nin davalının 106.725,32 TL alacağından düşürülüp kalan alacak bakiyesinin 11.835,60 TL kaldığı davacı firmanın defterlerinde görülmüştür. İş bu rapor tarafımca 2 nüsha olarak tanzim ve imza edilmiş olup hukukun içinde kalan değerlendirmelerin takdirinin Sayın Mahkemenize ait olmak üzere saygılarımızla arz ederiz. 02.09.2020" şeklinde tespitte bulunduğu görülmüştür. Mahkememizin 03/11/2020 tarihli ara karar ile dosyanın bir mali müşavir, bir taşımacılık konusunda uzman bilirkişi ile bir nitelikli hesaplama uzmanı bilirkişisine tevdi edilerek bilirkişi raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve 24/02/2021 tarihli bilirkişi raporu mahkememize teslim edilmiştir. Bilirkişiler heyet kök raporunda özetle; "1.Talimat bilirkişi raporunda davacı ticari defterlerinin incelendiği ve davacının 2014-2015 yıllarına ait ticari defterlerinin noter açılış kaparuş tasdiklerinin yasal süresi içerisinde alındığı hususunun belirtildiği, davacının davalı adına düzenlediği 5 adet yansıtma fatura toplamı olan 94.889,72 TL'nin davalının 106.725,32 TL tutarlı alacağından mahsup edilmesi neticesinde davalının kalan alacak bakiyesinin 11.835,60 TL olduğunun belirtildiği, 2.Davalının 2017-2018-2019 yıllarına ait ticari defterlerin Vergi Usul Kanunun 183-184-185 maddeleri ve 6102 Sayılı TTK'nın 64.maddesinde belirtilen usul ve esaslara uygun olarak tutulduğu, kayıtların usulüne uygun olarak gerçekleştirildiği, Vergi Usul Kanunu 223-224-225 maddeleri ile TTK'nın ilgili hükümlerine uygun olarak E-beratlar ile noter açılış tasdiklerinin süresi içerisinde alındığa bu nedenle anılan yıllara ait ticari defterlerin delil niteliğine haiz olduğunun anlaşıldığı, 2015 ile 2016 yıllarına ait envanter defterlerine ait noter açılış tasdiklerinin ibraz edilmediği, bu nedenle 2015 ile 2016 yıllarına ait ticari defterlerinin delil niteliğine haiz olup olmadığı hususunun nihai değerlendirmesi Sayın Mahkemenin takdirinde olduğu, 3.28.12.2018 dava tarihi itibariyle davalı ... Lojistik Ltd. Şti. nezdinde davacı ... AŞ'nin 114.697,24 TL borçlu göründüğü, 4.Dava konusu taşımanın CMR Konvansiyonu hükümlerine tabi olacağı, CMR Konvansiyonunda taşıyıcıya hapis hakkının verilmesinin söz konusu olmadığı, davalının bu yöndeki tutumu ile taşımak Üzere teslim aldığı eşyayı alıcısına teslimden imtina etmesinin pervasız bir davranış olarak nitelenebileceği, davalı taşıyıcının davacının uğradığı zararı tazmin etmesi gerekeceği, CMR 31/2 gereği zamanaşımının söz konusu olduğu, Sayın Mahkemenin aksi görüşte olduğu takdirde, davacının talep edebileceği tazminat tutarının 74.527,372-TL olabileceği, 5.Davacının diğer talebi olan davalının alıcısına teslim etmediği malların yerine yenilerinin gönderilmesi sonucunda bu emtianın bedelini alıcısından tahsil ettiği için bu yönden bir zararının oluşmadığından 94.172,76-TL'm davalıdan talep edemeyeceği, 6.Davacı davalıya iade ettiği faturalar karşılığı davalıya bir ödemede bulunmadığından, daha düşük ücrete farklı firmalara ödediği navlun Ücretleri için düzenlemiş olduğu yansıtma faturası tutarı 7.889,62-TL'nı davalıdan talep edemeyeceği, 7.Davalı tarafından 26.11.2014 tarihinde Beşiktaş ... Noterliği'nden davacıya gönderilen ... yevmiye numaralı ihtarnamede TMK m, 762-797 hükümleri kapsamında davacının ödemediği navlun ücretleri bakımından mallar üzerinde davalı taşıyıcının hapis hakkını kullandığı beyan edilmiş ise de taşımacılık bakımından yapılan değerlendirmede de belirtildiği üzere söz konusu malların ülke dışında çıkartılmış olup bu mallar üzerinde buna ilişkin olarak "kanunların yerelliği-mülkiliği (yerel yasanın uygulanması) ilkesince TMK hükümlerinin ( hapis hakkının düzenlendiği m. 950 vd.) uygulama alanı bulamayacağı, sonuç ve görüşlerine ulaşıldığı nihai takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak üzere arz olunur. " şeklinde tespitte bulunduğu görülmüştür. Mahkememizin 23/03/2021 tarihli celsesinde "1-Bilirkişi uzmanlık listesi 65.11 numaralı uzmanlık alanının ticaret mevzuatından kaynaklanan nitelikli hesaplamalar şeklinde olduğu göz önüne alındığında davacı vekilinin bu yöndeki itirazının reddine, ancak belirlenen bilirkişinin borçlar mevzuatından kaynaklı hesaplamalar uzmanı olduğu ve dolayısıyla mahkememizin bilirkişi ara kararına uygun şekilde ticaret mevzuatından kaynaklı nitelikli hesaplamalar uzmanı bilirkişinin belirlenmediği görülmekle davacı vekilinin heyet teşkiline ilişkin itirazının bu yönden kabulü ile heyete bir ticaret mevzuatından kaynaklanan nitelikli hesaplamalar uzmanı bilirkişi önceki bilirkişi heyetinde yer alan ...'in yerine eklenerek bu bilirkişiden yeni rapor diğer bilirkişilerden heyet halinde rapor tanzimini sağlamak için ek rapor alınmasına," şeklinde ara karar kurulmuş ve bilirkişilerden ek rapor alınmıştır. Bilirkişiler ek raporlarında özetle: 1.Davacı vekilinin kök rapora vaki itirazlarının yukarıda detaylı olarak değerlendirilmesi sonucunda, mali açıdan tespitlerin yapıldığı, CMR Konvansiyonu açısından tüm yönleriyle değerlendirildiği anlaşılmakla, bu hususlarda kök raporumuzda yer alan görüşün muhafaza edildiği, 2.Hapis hakkı bakımından davalının talebinin CMR kurallarında düzenlenmediği, TTK hükümlerinde düzenlenen kuralların ise bu taşımaya yönelik kullanılamayacağı sonucuna varılmakla beraber takdirin mahkemenin olduğu," şeklinde tespitte bulundukları görülmüştür. Taraflar arasındaki ticari ilişki uluslararası taşımaya dayandığından uyuşmazlığa CMR hükümleri uygulanacaktır.Dava dilekçesinin davalıya 04/04/2019 tarihinde tebliğ edildiği,davalı tarafça süre uzatım talebinde bulunulması üzerine talep tarihinde yargılamanın yazılı yargılamaya tabi olduğu gözetilerek 2 haftalık cevap süresinin bitiminden itibaren 1 ay ek süre verildiği, yasal cevap süresinin bitim tarihinin 18/04/2019 olması nedeniyle ek cevap süresinin başlangıç tarihinin 19/04/2019 ve son gününün 19/05/2019 olduğu ancak süre bitiminin pazar gününe rastlaması nedeniyle davalının cevap dilekçesi vermek için son tarihinin 20/05/2019 olduğu, davalının da bu tarihte cevap dilekçesi sunmak suretiyle süresinde cevap dilekçesi verdiği tespit edilmiştir. Davalı tarafın süresinde sunmuş olduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı define dayandığı görülmüştür. CMR konvansiyonun 32.maddesinin 1.fıkrası uyarınca zamanaşımı süresinin 1 yıl olduğu ancak bilerek kötü hareket olarak kabul edilen kusurlarda zamanaşımının 3 yıl olacağı düzenlenmiştir. Yine aynı maddenin (b) bendine göre tam kayıplarda zamanaşımı süresinin, kararlaştırılan zaman limiti bitiminden 30 gün sonra, kararlaştırılmış zaman limiti yok ise yükün taşıyıcı tarafından teslim alınmasından sonraki 60.günde başlayacağı düzenlenmiştir. Davaya konu yüklerin 13/11/2014 tarihli navlun faturasına göre teslim alındığı kabul edildiğinde zamanaşımının 12/02/2015 tarihinde başlayacağı ve davalının kötü niyetli olması kabul edildiğinde dahi zamanaşımının en geç 12/02/2018 tarihinde dolacağı görülmüştür. Dava açılış tarihinin 28/12/2018 olduğu görülmekle zamanaşımının dolmuş olduğu kanaatine varılmakla hapsedilen malların bedeli olan 28.493,49 Euro alacak talebi yönünden zamanaşımı nedeniyle davanın esastan reddine karar verilmiştir. Diğer alacak talepleri yönünden ise hükme esas alınabilecek yeterli teknik nitelikte bilirkişi kök ve ek raporu hükme esas alınarak davalının yeniden üretmiş olduğu malları satmış olması nedeniyle bu yönde bir zararının oluşmadığı; davalı ile olan ticari ilişkisine dair navlun alacağını ödememiş olması ve daha sonra taşıttığı emtialara ilişkin 3.kişilere ödemiş olduğu navlun faturasına ilişkin alacak talebinin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Menfi tespit talebi yönünden ise; Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin 01/07/2008 Tarih, 2008/3282E.-2008/9356 sayılı kararında da bahsedildiği üzere her ne kadar uluslararası taşımadan kaynaklı uyuşmazlıklarda CMR hükümlerinin uygulanması gerekse de hapis hakkı konusunda CMR hükümlerinde bir düzenleme bulunmadığından kıyasen TTK hükümleri uygulanıp hapis hakkını kullanan tarafın haklı nedene dayanıp dayanmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. ''...Buna mukabil TTK'da taşıyıcının hapis hakkı düzenlenmiş olup CMR'ye tabi taşımalar için de TTK'nın bu hükümleri uygulanabilecektir.(KARAYOLU İLE ULUSLARARASI EŞYA TAŞIMA HUKUKU,Av.Engin ERDİL,3.Baskı,sf.168)'' Hapis hakkının kullanılıp-kullanılamayacağı konusunda bilirkişi raporundan ayrık görüş benimsenmiştir. Davacının taşıyıcı davalıyla aralarındaki taşıma ilişkisine ilişkin mevcut borcu nedeniyle, davalı tarafından hapis hakkının kullanılmasının hukuka uygun olduğu görülerek menfi tespit talebinin reddine karar verilmiştir. Nitekim davacının menfi tespit talebi, zamanaşımı nedeniyle reddolunan alacak iddiasının davalı tarafın alacağına mahsup edilmesi sonucunda talep edilmiştir. Davacının bu alacak talebi reddolunmakla mahsup işlemi de yerinde olmayacağından menfi tespit talebinin reddine karar verilmiştir. Yukarıda belirtilen gerekçeler ışığında hükme esas teşkil edebilecek yeterli teknik bilirkişi kök ve ek raporu esas alınarak ( hapis hakkı konusunda mahkememizce rapora itibar edilmemiştir) davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir."gerekçesi ile, ''1-Alacak talepleri yönünden hapsedilen malların bedeli olan 28.493,49-Euro yönünden zamanaşımı yönünden davanın esastan reddine, diğer iki alacak talebi yönünden davanın esastan reddine, 2-Menfi tespit talebi yönünden davanın reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Somut uyuşmazlıkta yalnızca CMR hükümleri uygulanabileceğini; CMR koyucunun burada hapis hakkının düzenlenmemesi hususunda bilinçli olarak sustuğunun ve böylece hapis hakkını düzenlemek istemediğinin anlaşılmakta olduğunu; bu nedenle TTK’daki hapis hakkının kullanılmasının mümkün olmadığını, CMR hükümlerinde konuya ilişkin boşluk olduğu ve bu boşluğun TTK hükümleri ile doldurulabileceğinin kabul edilmesi durumunda ise, hapis hakkını kullanmada kolaylıktan yararlanmanın mümkün olmadığı yönünde konuya ilişkin monografik çalışmaları bulunan ... ve ...’in görüşlerinin bulunmakta olduğunu; Karan da, taşıyıcının, önceki taşıma işlerinden kaynaklanan taşıma ücreti ve diğer alacakları için hapis hakkını kullananamayacağını açıkça ifade etmekte olduğunu; aynı şekilde Karan da, taşımacının önceki taşımalardan veya başkaca borç ilişkilerinden kaynaklanan alacağına dayanarak, eşyayı teslimden kaçınamayacağını; yine konuya ilişkin BAM kararının aynı yönde olduğunu, Ayrıca, TTK 891. maddesinin gerekçesinde de bu hususun dile getirilmekte olduğunu; dolayısıyla buradan hareketle somut uyuşmazlıkta hapis hakkının üzerinde hapis hakkı kullanılan eşyanın taşındığı yolculuktan doğan alacağı teminat altına almadığı gerekçesiyle uygulanamayacağının kabulü gerektiğini, Somut uyuşmazlıkta hapis hakkının kullanılamayacağı sonucuna varıldığında dava konusu malların mülkiyetinin ihlali söz konusu olduğundan, davada ileri sürülen zamanaşımı itirazının da reddi gerektiğini; davada mülkiyet hakkına dayalı olarak uyuşmazlık konusu malların iadesi gerektiğini, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunu tanzim eden bilirkişi heyeti, CMR Konvansiyonuna göre davalının hapis hakkının bulunmadığı ve bundan dolayı müvekkilin uğradığı zararı tazmin etmesi gerektiğini belirtmişse de, devamında CMR 31/2 gereği zamanaşımının söz konusu olduğunu belirttiğini; davalının hukuka aykırı eylemleri sebebiyle uğramış oldukları zararı tazmin haklarının zamanaşımına uğradığına ilişkin tespiti ve bu doğrultuda verilmiş yerel mahkeme kararını kabul etmelerinin mümkün olmadığını, Bilirkişi kök ve ek raporunda müvekkili şirketin talebi hakkında hangi kanundaki hangi sürenin uygulanacağı detaylı şekilde gösterilmediği gibi, bu sürenin zamanaşımı süresi niteliğinin de gözden kaçırıldığını; zamanaşımı bir defi olup itirazdan farkının, resen nazari itibara alınamaması ve ancak borçlu süresinde ve usulünce öne sürmüş ise dikkate alınması olduğunu; oysa davalının zamanaşımı defini zamanında ve usulünce öne sürmediği şüphesiz ve dosyadan anlaşılmakta iken, bilirkişi heyeti resen zamanaşımından söz etmesinin hukuka aykırı olduğunu; bu durumun, hem özel hukukun, hem medeni usul hukukunun temel ilkelerine tümden aykırılık teşkil etmekte olduğunu; davalı tarafça mahkemeye sunulan süre uzatım talepli dilekçede ilk itirazlardan olan zamanaşımı itirazına da yer verilmediğini, süre uzatım kararı sonrası cevap süresi içerisinde bir cevap dilekçesi de sunulmadığını; hal böyleyken zamanaşımından söz edilmesinin usule ve yasaya aykırı olduğunu, Müvekkili şirketin, Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/683 Esas sayılı dosyasında 07/02/2019 tarihinden itibaren 1 yıl süre ile iflasının ertelenmesine karar verildiğini ve müvekkili şirkete kayyum atandığını ve bu tarihten sonra yapılacak tüm işlemlerin kayyum onayına bağlandığını; bu nedenle müvekkili şirketin iflas ertelemede olduğu bu 1 yıllık sürenin zamanaşımı hesabı yapılırken dışlanması gerekmekte olup; alacaklarının zamanaşımına uğramadığını, İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve re’sen gözetilecek sair nedenlerle; istinaf başvurularının kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının hem esas hem usul açısından yeniden incelenmesi ile davanın kabulüne,, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; birden fazla uluslararası karayolu taşımasına konu emtianın, hapis hakkının kullanıldığından bahisle davalı taşıyıcı tarafından alıcılara teslim edilmemesi nedeniyle uğranıldığı iddia olunan, alıcıya teslim edilmeyen malların bedeli, malların yeniden üretim maliyeti ve yeniden üretilen malların alıcılara üçüncü kişi taşıyıcılar vasıtasıyla gönderilmesi için ödenen ücretten oluştuğu iddia olunan zararın tanzimi ile davalıya borçlu olunmadığının tespiti istemlerine ilişkindir. Mahkemece davacının alıcılara teslim edilmeyen malların bedeline yönelik tazminat istemi zamanaşımı nedeniyle, diğer tazminat istemleri ve menfi tespit istemi ise esastan reddedilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı yan; Almanya ve Hollanda'da mukim alıcılarına teslim edilmek üzere; 04/11/2014 tarihli 5.168,97-Euro bedelli, 07/11/2014 tarihli 2.656,85-Euro bedelli; 07/11/2014 tarihli 13.781,65-Euro bedelli ve 14/11/2014 tarihli 6.886,02-Euro bedelli dört ayrı satış faturasına konu emtiaların taşıyıcı davalıya teslim edildiğini, emtiaların gümrükten geçmesine rağmen alıcılarına teslim edilmemeleri nedeniyle davalıya 18/11/2014 tarihinde ihtarname çekilerek, taşıma konusu emtiaların derhal alıcılarına teslim edilmelerinin istendiğini, davalı yanın ise 20/11/2014 tarihinde kendilerine dava konusu taşımalara ilişkin 14/11/2014 tarihli 850,00-Euro bedelli, 14/11/2014 tarihli 300,00-Euro bedelli ve 13/11/2014 tarihli 850,00-Euro bedelli navlun faturalarını gönderdiğini, ancak emtia alıcılarına teslim edilmediğinden bu faturaların ertesi gün ihtarname ile iade edildiklerini, ayrıca 25/11/2014 tarihli ihtarname ile alıcılarına teslim edilemeyen emtia bedelinin davalıya yansıtma faturası olarak gönderildiğini, davalının ise 26/11/2014 tarihli ihtarnamesi ile taraflar arasındaki taşıma ilişkisinden bakiye 112.346,22-TL navlun alacağı bulunduğunu, mallar üzerinde hapis hakkının kullanıldığını, borç ödenmez ise malların paraya çevrileceğini ihtar ettiğini, ayrı bir ihtarname ile de yansıtma faturalarını iade ettiğini ve davacının daha önce iade ettiği üç adet navlun faturasını tekrar gönderdiğini, bunun üzerine davalıya hem navlun faturalarının iade edildiğini, hem yansıtma faturalarının tekrar gönderildiğini ve hem de tekrar üretilen ürünlerin başka taşıyıcı firmalara taşıtılması nedeniyle ödenen navlun bedelleri toplamı 7.899,62-TL için yansıtma faturası gönderildiğini, davalının bu fatura bedellerini ödemediği gibi, hem dava konusu taşımalara ilişkin navlun faturalarından hem de önceki taşımalardan doğan bakiye navlun alacağından ötürü hapis hakkı bulunduğunu tekrar ettiğini, oysa davalıya muaccel bir borçları bulunmadığını, TTK'nun 891 maddesi atfı ile TMK 950 maddesinde düzenlenen hapis hakkı koşullarının oluşmadığını ileri sürerek, alıcılarına teslim edilmeyen toplam 28.493,49-Euro aluminyum profil emtiası bedelinin, yeniden üretilmek zorunda kalınan alüminyum profiller için ortaya çıkan ve davalıya düzenlenen yansıtma faturasına konu edilen 94.172,76-TL üretim bedelinin, yeniden üretilen emtianın alıcılarına taşınması için taşıyıcılara ödenen 7.899,62-TL navlun bedelinin davalıdan tahsiline, davalıya herhangi bir borçları bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı yan; davacı taleplerinin zamanaşımına uğradığını, taraflar arasında açık hesaba dayalı olarak öteden beri yürütülen taşıma ilişkisi bulunduğunu, davacının borçlarının bir kısmını ödemesine rağmen, bir kısmında gecikmeye düştüğünü, dava konusu taşımaların navlun bedelleri dahil olmak üzere davacıdan bakiye 114.697,24-TL açık hesap alacakları bulunduğunu, davacının toplam borcunu ödememesi nedeniyle TTK'nun 891 maddesi atfı ile 950 maddesi uyarınca hapis hakkının kullanıldığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, dava konusu taşımalara ilişkin satış faturaları ve gümrük beyannameleri, davalının dava konusu taşımalara ilişkin tanzim ettiği dört adet navlun faturası, davacının davalıya tanzim ettiği yansıtma faturaları, karşılıklı çekilen ihtarnameler dosya arasına alınmış, davacının ticari defter ve kayıtları üzerinde istinabe yolu ile mali bilirkişisi incelemesi yaptırılmış, akabinde davalının ticari defter ve kayıtları ile dosya üzerinde bilirkişi heyetine inceleme yaptırılarak rapor alınmış ve yukarıda yazılı şekilde karar verilmiştir. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; mahkemenin hapis hakkının hukuka uygun olarak kullanıldığına yönelik tespitinin yerinde olmadığı, hapis hakkının haksız kullanımı mülkiyet ihlali olduğundan zamanaşımının işlemeyeceği, aksi kabulde dahi davalı tarafça süresinde zamanaşımı def'inin ileri sürülmediği, davalı şirket hakkında Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/683 Esas sayılı dosyasında 07/02/2019 tarihinden itibaren 1 yıl süre ile iflas erteleme kararı verildiği, bu sürenin zamanaşımı hesabında dışlanması gerektiği yönündedir. Davanın açıldığı 28/12/2018 tarihi itibariyle, dava değerine göre yazılı yargılama usulüne tabi bulunduğu, dava dilekçesi ve tensip zaptının davalı yana 04/04/2019 tarihinde tebliğ edildiği, cevap süresinin 18/04/2019 tarihinde sona erdiği, davalı vekilinin bir iki haftalık cevap süresi dolmadan 16/04/2019 tarihli dilekçe ile cevap süresinin uzatılmasını talep ettiği, mahkemece 18/04/2019 tarihli ara karar ile talebin kabul edildiği ve davalı vekiline ara kararın tebliği cevap süresi bitiminden sonra gerçekleşirse tebliğ tarihinden, önce gerçekleşirse ilk cevap süresi sonundan başlamak üzere bir aylık ek ve kesin süre verildiği, davalı vekilince ek bir aylık cevap süresi dolmadan 20/05/2019 tarihinde cevap dilekçesinin sunulduğu, dilekçede zamanaşımı def'inin ileri sürüldüğü, davacı yanın zamanaşımı def'inin süresinde ileri sürülmediğine dair istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davacının talebi, hapis hakkının kullanımı koşulları oluşmamasına rağmen üzerlerinde hapis hakkı kullanılan dört ayrı satış faturasına konu emtianın alıcılarına teslim edilmemesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmini, diğer ifade ile taşıma sözleşmesine aykırılıktan doğduğu iddia olunan zarar kalemlerinin tazmini istemine ilişkin olup, hapis hakkının hukuka aykırı kullanımının mülkiyet hakkına müdahale niteliğinde olması nedeniyle zamanaşımının işlemeyeceğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Dava konusu taşımalar uluslararası karayolu taşıması mahiyetinde bulunduğundan CMR hükümlerine tabi olup, Konvansiyonun 17/2 fıkrası uyarınca taşıyıcının sorumluluğu yükün kendisine teslimiyle başlayıp teslim edene kadar olan dönemi kapsayacaktır. Uyuşmazlık konusu taşımalar bakımından, Konvansiyonda hüküm bulunmaması halinde, MÖHUK'un 29/2 fıkrası uyarınca TTK'nun taşımaya ilişkin hükümleri uygulama alanı bulacaktır. CMR Konvansiyonu'nun 32/1 fıkrası uyarınca, Konvansiyona tabi taşımalardan doğacak davalar bir yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak, bilerek kötü hareket veya mahkeme tarafından bilerek kötü hareket olarak kabul edilen kusurlarda, bu süre üç yıldır. Zamanaşımı süresi; Konvansiyonun 32/1-a bendi uyarınca, teslimde kısmi kayıp, hasar veya gecikmelerde, teslim tarihinden itibaren, 32/1-b bendi uyarınca tam kayıplarda, kararlaştırılan zaman limiti bitiminden 30 gün sonra, kararlaştırılmış zaman limiti yoksa, yükün taşıyıcı tarafından teslim alınmasından sonraki 60 ıncı günde, 32/1-c bendi uyarınca bütün diğer durumlarda, taşıma mukavelesinin akdedildiği tarihten sonraki üç aylık dönemin sonunda işlemeye başlar. Konvansiyonun 32/2 fıkrasına limit döneminin işlemeye başladığı gün bu döneme dahil edilmeyecektir. Somut olayda dava konusu taşımalara ilişkin CMR belgeleri dosyada mevcut değildir. Öte yandan davalının düzenlediği dört ayrı navlun faturasının, emtiaların davalıya teslim edilmelerinden sonra düzenlendiği tarafların kabulündedir. Son navlun faturası 25/11/2014 tarihli olup, 14/11/2014 tarihli 6.886,02-Euro bedelli 9 kap alüminyum profil emtiasının taşınması işine ilişkindir. Dava konusu dört ayrı taşımaya ilişkin yazılı taşıma sözleşmeleri bulunmamaktadır. Buna göre dava konusu dört ayrı taşıma sözleşmesinin en geç navlun faturalarının tanzim edildiği tarih itibariyle kurulduklarının kabul edilmesi gerektiği, en geç tarihli taşıma sözleşmesinin 25/11/2014 olduğu, davacı tam kayıp, hasar veya teslimde gecikme iddiasında bulunmayıp, hapis hakkının haksız kullanımı nedeniyle emtianın alıcısına teslim edilmediğini ileri sürdüğünden, zamanaşımının başlangıcının Konvansiyonun 32/1-c bendine göre taşıma mukavelesinin akdedildiği tarihten sonraki üç aylık dönemin sonunda işlemeye başlayacağının kabul edilmesi gerektiği, en geç tarihli taşıma sözleşmesi 25/11/2014 olarak kabul edildiğinde, zamanaşımının Konvansiyonun 32/2 fıkrası uyarınca 26/02/2015 tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, zamanaşımının üç yıl olduğunun kabul edilmesi halinde sürenin 26/02/2018 tarihinde dolacağı, eldeki davanın ise 18/12/2018 tarihinde zamanaşımı süresinin dolmasından sonra açıldığı, davacı şirket aleyhine verildiği ileri sürülen iflas erteleme kararının 07/02/2019 olduğunun belirtilmiş olması ve bu tarihin gerek zamanaşımı süresinin dolduğu tarihten, gerekse dava tarihinden sonra olması karşısında, iflas erteleme kararından itibaren işleyen bir yıllık sürenin zamanaşımı hesabında dikkate alınmaması gerektiği yönündeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı, yapılan bu saptamalar karşısında davacının tüm tazminat talepleri bakımından dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin doluğu, mahkemece tüm tazminat taleplerinin zamanaşımı nedeniyle reddi gerekirken, tazminat taleplerinin bir kısmının esastan reddi yerinde görülmemiş ise de, bu yanılgı gerek vekalet ücreti, gerekse yargılama giderleri bakımından sonuca etkili olmadığından eleştirilmekle yetinildiği, davacı yanın aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Dava dilekçesinde iddiaların ileri sürülüş biçimine göre, davacı davalı yanın hapis hakkının kullanılmasına dayanak muaccel bir borcu olmadığını belirterek, haksız hapis hakkı kullanımı nedeniyle zararının tazmini istemiş olup, esasen davacının tespit isteminin eda istemine içkin olduğu, nitekim ayrıca harçlandırılmış ve tutarı belirtilmiş ayrı bir menfi tespit talebi de bulunmadığı, buna rağmen mahkemece davacı talebi bölünerek ayrıca menfi tespit hükmü kurulmuş olması yerinde olmamış ise de, kurulan bu hüküm yönünden davacı aleyhine ayrıca yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmediğinden sonuca etkili olmayan bu yanılgı eleştirilmekle yetinilmiştir. Menfi tespit yönünden ayrı bir hüküm kurulması yerinde olmadığı gibi, varolduğu kabul edilen bu istem bakımından mahkemece bilirkişi raporundan ayrılındığı ve CMR'de hüküm olmasa dahi TTK'nun 891 maddesi atfı ile TMK'nun 950 maddesi uyarınca hapis hakkının kullanılabileceği belirtilmiş ise de, TTK'nun 891 inci maddesinin gerekçesinde, taşıyıcının hapis hakkının yalnızca ilgili taşımadan doğan alacak için ve ilgili taşıma konusu taşınır üzerinde kullanılabileceği açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, davalı yanın dava konu olmayan taşımalardan doğan bakiye açık hesap alacağı için dava konusu taşımalara konu emtia üzerinde hapis hakkı kullanıp kullanamayacağı tartışılmaksızın yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması da yerinde olmamış ise de, sonuca etkili olmayan bu eksiklik eleştirilmekle yetinilmiştir. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi kararı sonucu itibariyle doğru olduğundan, davacı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 29/05/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.