T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/2032 Esas
KARAR NO:2025/793 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2021/964 Esas - 2022/153 Karar
TARİH:24/02/2022
DAVA:Genel Kurul Kararının Hükümsüzlüğünün Tespiti
KARAR TARİHİ:15/05/2025
KARAR TARİHİ:13/06/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin “...” olarak kurulmuş bir aile şirketi olup, tespit konusu genel kurulun yapıldığı 26.05.2016 tarihinde ve genel kurulları yapılan 2013, 2014 ve 2015 yıllarında davalı şirketteki sermaye pay ve oranlarının dava dilekçesinde belirtildiğini, butlanla malul 26.05.2016 genel kurul tarihi itibariyle Şirket ortaklarının aile bireyleri baba müteveffa ... (şirketin kurucusu ve finanse edeni), erkek kardeş ..., kız kardeşler müteveffa ... ve davacı ... olduğunu, şirketin kurulduğu başlangıç ve uzun yıllar, babanın yaşlılık zamanlarına kadar yine aile şirketi olan (ortaklık yapısı aynı) ... A.Ş. ile birlikte 4 aile bireyinin eşit oranlarda kalan hisselerin sahibi bulunduğu toplam beş ortaklı bir yapıya sahip olduğunu, dava konusu şirketin gençliğinde ve sağlığında baba ..., ...’nın yaşlılık dönemlerinden itibaren ise erkek kardeş ...'nın, hisse çoğunluğunu bir şekilde ele geçirmesiyle münferit imza ile şirketi yönettiğini, her türlü işlemi münferit imzası ile yaptığını, şirketin diğer ortaklarının, davacı ve dava dışı müteveffa kız kardeşin ise şirket yönetimine hiç dahil edilmediğini, ailevi ilişkiler ve ağabeylik vasfı baskı unsuru olarak kullanılmak suretiyle kendilerinden hisse devir ve genel kurul evraklarına eve getirilmek suretiyle imza alındığını, bunun dışında hakim ortak ve yönetici erkek kardeş tarafından davacı ve diğer kız kardeş ortağa, şirket iş ve işlemleri ile ilgili hiçbir bilgi, belge verilmeyip hiçbir açıklama yapılmadığını, davacının açtığı davalarda yapılan yargılamalar esnasında şirkette yapılan usulsüzlüklerden haberdar olabildiğini, baba ...’nın yaşlandığı, sağlık sorunları yaşadığı son yıllardan itibaren erkek çocuk lehine ortaklık pay oranlarının değiştiğini ve butlanla malul genel kurulun yapıldığı tarihte şirketin ortaklık paylarının ... (Baba) % 2, ... (Oğul) % 68, ... (Kız) % 15, ... (Kız) % 15, ... A.Ş. % 0 şeklinde olduğunu, davalı şirketin, 26.05.2016 tarihinde yaptığı 2013, 2014 ve 2015 yıllarına ait genel kurul toplantısına hükümet komiserinin katılmadığını, bu nedenle, 26.05.2016 tarihinde yapılan genel kurul ve toplantıda alınan her türlü karar hukuken “yok” hükmünde olduğunu, yoklukla malul bu genel kurulda alınan kararların uygulanması ve yine bu kararlarla oluşturulmuş yönetim kurulu tarafından davalı şirketin yönetilmesi nedeniyle davalı şirketin ortağı davacının ağır zararlara uğradığını ve halen zarara uğratılmaya devam edildiğini, kaldı ki, hükümet komiseri bulunmadan yapılan genel kurul toplantılarında alınan kararların yokluk ile batıl olduğu hakim tarafından re’sen de gözetilmesi gerektiğini belirterek davalı şirketin 26.05.2016 tarihinde yapılan 2013, 2014 ve 2015 yıllarına ait genel kurul toplantısının ve bu genel kurulda alınan kararların batıl, yok hükmünde ve hükümsüz olduğunun tespitine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini bilvekale saygılarımızla arz ve talep ederiz. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Huzurda ikame edilen davada, davacı tarafın açıkça kötü niyetli olduğunu ve hukuki bir menfaatinin de bulunmadığını ve dahi derdestlik söz konusu olup hak düşürücü sürenin de geçtiğini, davacının ilgili dava dilekçesinde ileri sürdüğü hususların hem afaki, hem mesnetsiz olduğunu, şirkete ve hakim ortaklara ve yöneticelere mümkünse zorluk çıkarmak ve yine mümkünse şirket karar organlarını ve faaliyetlerini kilitlemek ve böylece eğer mümkün olursa bu yolla esasta geri planda perdelediği kötü niyetine ulaşmak istediğini, ileri sürdüğü hususların hiç birisinde esasta hukuki bir yararı bulunmadığını, bu sebeple davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacının Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi nde 2019/ 584 E no lu açtığı genel kurul kararlarının iptali konulu davasında bu hususları ileri sürdüğünü ve dava konusu ettiğini, davanın halen derdest olduğunu ve aynı konu ileri sürüldüğü ilgili derdest dava konusu olduğundan derdestlik itirazında bulunduklarını, bu nedenle de reddini talep ettiklerini, dava konusu genel kurul toplantısının, usulüne uygun çağrı yapılarak, gündemi gereği gibi ilan edilerek katılma yetkisi bulunan tüm ortakların asaleten katılımı ile yapıldığını, huzurdaki davacı ...'in de dahil olarak toplantıya tüm ortakların asaleten katıldıklarını, hazirun cetvelini ve ilgili genel kurul tutanaklarını imzaladığını, alınan tüm kararlara katıldığını ve herhangi bir olumsuz şerh de konulmadığını, ilgili olağan genel kurul toplantısınin ticaret sicilinde de şerh edildiğini, dolayısı ile genel kurul toplantısına katılmış, alınan kararlara olumlu oy vermiş ve herhangi bir muhalefeti de mevcut olmayan ve yasal sürelerde her hangi bir dava da ikame etmemiş davacının huzurdaki yaklaşık beş yıl sonra ikame ettiği davasında hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunun açık olduğunu ve davanın bu nedenle de reddine karar verilmesini talep ettiklerini, kötü niyetli davacının huzurda tamamen kötü niyetinin bir devamı olarak ve kasıtlı ve bilinçli olarak belgelerle ve olayın akışı ile sabit olduğunu, açıkça ortada olan pay devirleri hususunun gerçek durumdan tamamen farklı şekilde sanki bilmiyormuş da kendisinden gizli bir iş yapılmış gibi gerçek dışı bir takım beyanlarda bulunarak anlatmaktan hiç çekinmediğini, tüm hisse devirlerinin baba muris ...’nın sağlığında ve başkanlığında ve fiilen işin başında bulunduğu dönemlerde tarafların ve muhatapların bilgisi, rızası doğrultusunda ve her türlü gereği de karşılıklı olarak yerine getirilmek suretiyle yapılan işlemler olmakla, bu işlemlere ait gerekli tüm tutanakların zamanında ve usulüne uygun olarak tanzim olunmak üzere istanbul ticaret odası dahil tüm yetkili mercilere ibraz ve teslim edildiğini, ayrıca, davacının da tüm bu toplantılara ilgili pay oranları ile çağrıldığını ve katıldığını, herhangi bir itiraz veya ihtirazi kayıt koymaksızın iş bu pay oranları ile ve iş bu pay oranlarını burada dahi görerek, bilerek, tasdik ederek tutanakları imzaladığını ve ayrıca takip eden yıllarda ve dönemlerde yapılan genel kurul toplantılarına bu payların değişen hali ile ve hali hazır durumu ile katıldığını, yine herhangi bir itirazda bulunmadığı gibi herhangi bir dava ikame etmediğini, bu hususun dahi, bütün bu pay devirlerinin iradelerine uygun olarak yapılmış olduğunun bir diğer kanıtı olduğunu, diğer beyanları gibi, halihazır hisse pay durumları ile ilgili beyanlarının da tamamen gerçek dışı, maksatlı,huzurdaki davasının konusu ile de tamamen ilgisiz, uydurulmuş ve tamamen kötü niyetli beyanlardan ibaret olduğunu, davanın reddini istediklerini, 2016 yılında genel kurul toplantısına komiserin katılmadığının mümkün olmadığını belirterek davanın derdestlik nedeni ile reddine, davanın hukuki bir menfaati bulunmadığından, dava şartı yokluğundan ve davanın dinlenilemeyeceğinden reddine, davanın hak düşürücü süre bakımından reddine, bütün bunlar mümkün görülmediği takdirde, haksız, mesnetsiz ve tamamen kötü niyetli davanın esastan reddine, dava ve vekalet ücreti giderlerinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 24/02/2022 tarih ve 2021/964 Esas - 2022/153 Karar sayılı kararında; "İş bu dava, davalı şirketin 26.05.2016 tarihinde yapılan 2013, 2014 ve 2015 yıllarına ait genel kurul toplantısının ve bu genel kurulda alınan kararların bakanlık temsilcisinin olmaması nedeniyle butlan ile hükümsüz olduğunun tespiti talebine ilişkindir.Genel kurul kararlarının tarihleri itibariyle uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 445. maddesi hükmüne göre; kanun ve esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde iptal davası açılabilir. Kararın butlan veyahut yoklukla malul olduğu hallerde ise iptal davası herhangi bir süreye tabi olmaksızın açılabilecektir.Somut olayda; davaya konu 26.05.2016 tarihinde yapılan 2013, 2014 ve 2015 yıllarına ait genel kurul toplantısına ait hazirun cetveli uyarınca davacının toplantıya katıldığı ve alınan kararlar lehine olumlu oy kullandığı, adına atfen atılan imzaları inkar etmediği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Söz konusu genel kurul toplantı tutanakları uyarınca bakanlık temsilcisinin toplantılara iştirak etmediği sabittir. Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul Ve Esasları İle Bu Toplantılarda Bulunacak Gümrük Ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmeliği' nin 26 ve 32. maddeleri gereğince Bakanlık temsilcisinin toplantıya çağrılmadığı ve katılmadığı genel kurul kararları mutlak butlanla batıl olup hükümsüzdür. Ancak butlan iddiasının ileri sürülmesi TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanımı niteliğinde kabul edildiği takdirde, kararın hükümsüzlüğüne karar verilemez. Somut olayda, davalı şirket ortağı olan davacı, söz konusu genel kurula katılmış, Bakanlık temsilcisinin bulunmamasına rağmen bu duruma itiraz etmeyerek alınan kararlara olumlu oy kullanmış ve genel kurul kararının butlanın ileri sürülmesi herhangi bir süreye tabi olmamakla birlikte, butlana ilişkin tespit talebini aradan yaklaşık 5 yıllık süre geçtikten sonra ileri sürmüş ve bu süre içerisinde alınan kararların uygulanmasına rıza göstermiştir. Davacının söz konusu genel kurul kararlarının uygulanmasına ve bu uygulamanın sonuçlarına yıllarca itirazsız rıza ve tahammül gösterip de, sonradan butlanını ileri sürmesi ve kararın butlanını eskiden beri bilmesine rağmen buna menfaati icabı ses çıkarmayıp da ancak hesaplayamadığı sonuçlarını gördükten sonra kararın butlanının tespitini dava etmesi hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir.Bu açıklamalar ışığında TMK'nın 2. Maddesi uyarınca davacının davasının reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2013/2104 esas 2013/19627 karar sayılı ilamı; Bkz. Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu, Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, 2009 s.156-157) "gerekçesi ile,''Davanın REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkeme gerekçeli kararından da görüleceği üzere; davalı şirketin dava konusu 26.05.2016 tarihli 2013, 2014 ve 2015 yıllarına ait genel kurul toplantısına hükümet komiseri çağrılmadığı ve katılmadığı, dolayısıyla bu toplantıda alınan kararların Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul Ve Esasları İle Bu Toplantılarda Bulunacak Gümrük Ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmeliği'nin 26 ve 32. maddeleri gereğince mutlak butlanla batıl olduğu ve bunun tespiti için her zaman dava açılabileceği dosya kapsamı ile sabit olup Yerel Mahkemenin de kabulündedir. Yerel Mahkemenin hukuka uygun bu tespitlerine hiçbir itirazları bulunmadığını,Ancak Yerel Mahkeme bu tespitleri yaptıktan sonra, davacı müvekkilin ilgili toplantıya ait tutanaklara imza atarak toplantıda alınan kararların uygulanmasına yaklaşık 5 yıl boyunca itiraz etmediğini belirterek davamızı TMK 2. maddesi uyarınca reddetmiştir ki bu durum hukuka, somut olaya ve dosya kapsamına aykırı düştüğünü, Davalı şirket bir aile şirketi olup; gençliğinde ve sağlığında şirketin kurucusu baba ... tarafından, ...’nın yaşlılık dönemlerinden itibaren bugüne kadar ise erkek kardeş ... tarafından münferit imza ile yönetildiğini; şirketin diğer ortakları olan davacı müvekkili ve dava dışı müteveffa kız kardeş ise eve getirilen evraklara imza attırılmak dışında şirketin yönetimine dahil edilmediğini, şirket iş ve işlemleri ile ilgili hiçbir bilgi, belge verilmediği gibi hiçbir açıklama da yapılmadığını,26.05.2016 tarihli 2013, 2014 ve 2015 yıllarına ait genel kurul toplantısına ilişkin dosyada mübrez bulunan genel kurul toplantı tutanağı ve hazirun cetveli incelendiğinde açıkça görüleceği üzere, davacı müvekkilin hazirun cetvelinde imzası olmasına karşın genel kurul tutanağında imzası bulunmamakta olduğunu, bu durumun hazirun cetvelinin eve getirilip imzalatıldığı, gerçek bir genel kurul toplantısı yapılmadığı iddialarını desteklemekte olduğunu, Bunun yanında tutanakta yalnızca "toplantı başkanı ..." sıfatıyla atılmış tek imza bulunması, denetçi ya da hükumet komiseri imzası dahi bulunmaması; hazirun cetvelinde ise diğer yılların genel kurullarında gördüğümüz YK başkanı imzalı paylar pay defterine uygundur ibaresinin ve denetçi, katip vs. imzaların bulunmaması bu belgelerin istenildiği zaman düzenlenebileceğini ve gerçekten usulüne uygun bir genel kurul yapılmadığını açıkça göstermekte olduğunu, (EK - Dava konusu genel kurul toplantısına ilişkin toplantı tutanağı ve hazirun cetveli) Gerçekten, davalı şirketin kurucusu baba ...’nın rahatsızlıklarının arttığı dönemde davalı şirketteki hisse oranlarının erkek kardeş ... lehine değiştiğini fark eden davacı müvekkil, önce usulünce bilgi edinmeye çalışmış; ancak artık tek başına ... yönetimine geçmiş bulunan şirketten şeffaf bir geri dönüş alamadığından bir takım davalar ikame etmek zorunda kaldığını,Nitekim davacı müvekkil,Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1041 E. sayılı dosyası ile davalı şirketin feshi için dava ikame etmiş ve işbu dosyaya gelen tapu kayıtlarından davalı şirketin tek iştigal konusunu oluşturan Küçükçekmece ... Mevkindeki akaryakıt istasyonunun ...’NIN münferit imzası ile 06.08.2015 tarihinde ... A.Ş.'NE 8.650.000,00 TL + KDV bedelle (gerçek değerinden 10.000.000.-tl düşük, yarı fiyatına dahi değil) satıldığını öğrendiğini, Bunun üzerine ilgili tapu müdürlükleri nezdinde araştırmalarına devam eden davacı müvekkili, yine ...’nın akaryakıt istasyonunun satıldığı gün, 06.08.2015 tarihinde, ARA AKARYAKIT'ın kurucu ortağı ve yetkilisi olan ...’den ... Mahallesinde Kain ... Ada, ... PAFTA, ... PARSEL sayılı 950,13 m2 li yalı dairesini kendi adına satın aldığını tespit ettiğini,Hakim ortak ve tek yönetici ..., yaptığı bu usulsüz işlemlerle, bir yandan şirketin akaryakıt istasyonunu değerinden düşük bedelle satılmış gösterdiğini; bir yandan da petrol istasyonundan şirketin elde etmesi gereken geliri şirket dışına çıkararak kendisine değeri milyonlarca lira olan yalı dairesi almak suretiyle mal edindiğini; ..., yaptığı bu işlemle bir yandan şirketi, şirket ortaklarını milyonlarca lira gibi çok büyük bir miktarda zarara uğrattığını; bunun karşılığında da aradaki farkı davalı şirket dışına çıkararak kendisine mal edindiğini; üstelik bu akaryakıt istasyonunun satılmasıyla, davalı şirketin tek gelir kaynağı olan akaryakıt istasyonundan kira bedeli elde edilmesi durumu da ortadan kalktığını, Davalı şirketin kira bedeli almak suretiyle tek gelir kaynağı olan akaryakıt istasyonunun satışının tartışılması amacıyla herhangi bir genel kurul toplantısı yapılmadığını; bu yönde ortaklardan icazet alınmadığını, Yapılan bu tespitler üzerine davacı müvekkil tarafından Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/954 E. sayılı dosyası ile davalı şirketin hakim ortağı ve yöneticisi bulunan ... aleyhinde yöneticinin sorumluluğu sebebiyle tazminat davası ikame edildiğini ve bu dosyadan alınan bilirkişi raporlarıyla (ilgili dönemlerdeki gerçek değerlerinden yine düşük tespit edilmiş olmakla birlikte) bu alım-satım işlemleri ve alım – satımların gerçek değerlerinden düşük bedellerle gösterildiği, böylece hakim ortak ...’nın usulsüz işlemleri ile müvekkili davacının da ortağı olduğu davalı ...Ş.’ni zarara uğrattığı açıkça ortaya çıktığını,Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/954 E. sayılı dosyasındaki davanın yargılaması devam etmekte olup; söz konusu dosyada - re’sen değerlendirilmesi gerekmesine ve tüm taleplerimize rağmen - huzurdaki dava konusu 26.05.2016 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların mutlak butlanla batıl olduğuna dair herhangi bir inceleme yapılmamış, ara karar oluşturulmamıştır. Hal böyle olunca da huzurdaki davanın ikamesi zorunlu olmuştur.Yerel Mahkeme kararında belirtildiğinin aksine açıkça görüldüğü üzere davacı müvekkil, çoğu zaman eve getirilen genel kurul vs. evrakları okumadan imzalamak dışında hiçbir zaman yönetimine katılmadığı ve aile / ağabey baskısıyla yönetimini sorgulayamadığı davalı şirketteki usulsüz işlemlere karşı yıllar sonra kötü niyetle dava açmamakta; aksine bu usulsüz işlemleri geç öğrendiği için mecburen öğrenme tarihinden sonra (fakat derhal) gerekli hukuki yollara başvurmakta olduğunu,Davacı müvekkilin 2017 yılında Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1041 E. sayılı dosyası ile davalı şirketin feshi için dava ikame ettiği sırada dava konusu genel kurul toplantısının hükumet komiseri bulunmaksızın yapıldığını bilmesine imkan olmadığını; bu hususun 2019 yılında Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/954 E. sayılı dosyası ile davalı şirketin hakim ortağı ve yöneticisi bulunan ... aleyhinde ikame edilen yöneticinin sorumluluğu sebebiyle tazminat davası yargılaması sırasında öğrenildiğini; ilgili yargılamada hakimin re'sen değerlendirmek durumunda olduğu bu durumu değerlendirmemesi üzerine ise derhal görülen davanın ikame edildiğini; başka bir deyişle, Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında belirtildiğinin aksine dava konunu toplantıda alınan kararlara karşı butlan sebebinin öğrenilmesinden itibaren 5 yıl boyunca itiraz edilmemesi gibi bir durum söz konusu olmadığını, Yerel Mahkeme, bir taraftan 2019/954 E. sayılı dosyasında 26.05.2016 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların mutlak butlanla batıl olduğuna dair re’sen yapması gereken incelemeyi yapmaktan imtina etmekte; diğer taraftan da henüz bilmediği bir şey için dava açmakta geciktiğinden bahisle davacı müvekkili kötü niyetli addederek davayı henüz birinci celsede TMK 2. maddesi uyarınca reddetmekte; böylece asıl kötü niyetliye kanunun ruhuna aykırı şekilde hukuki himaye sağlayarak davacı müvekkilin haklarını haleldar etmekte olduğunu,Bu cümleden olmak üzere, Yüksek Mahkemenin somut durumu dosya kapsamına, hayatın olağan akışına ve hakkaniyete uygun şekilde yorumlayarak Yerel Mahkemenin hukuka ve dosya kapsamına aykırı kararına karşı istinaf başvurularının kabulüne karar vereceği inancıyla Yerel Mahkeme kararına karşı istinaf başvurusunda bulunduklarını,İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen ve re’sen gözetilecek sebeplere binaen; istinaf incelemesi neticeleninceye kadar Yerel Mahkeme kararının icrasının tehirine, Duruşmalı olarak yapılacak istinaf incelemesi neticesinde Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24/02/2022 tarih ve 2021/964 E. 2022/153 K. sayılı kararına karşı istinaf başvurumuzun kabulü ile Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasına, Yeni hüküm kurularak dava dilekçesindeki talepleri doğrultusunda davanın kabulüne, Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise yasa ve usule uygun yargılama yapmak üzere dosyanın Yerel Mahkemeye iadesine, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalı şirketin 26/05/2016 tarihli 2013, 2014 ve 2015 yıllarına ait olağan genel kurul toplantısında alınan kararların, bakanlık temsilcisinin hazır olmaması nedeniyle yoklukla malul olduklarının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Mahkemece; davalı şirketin sicil kayıtları getirtilmiş, basit usule tabi davada ön inceleme celsesi icra edilerek, aynı celse tahkikata geçilmiş ve tahkikat bitirilerek, dava konusu genel kurul toplantısın alınan kararların bakanlık temsilcisinin hazır olmaması nedeniyle mutlak butlanla malul olduğu, ancak davacının anılan toplantıya katılıp olumlu oy kullandığı ve imzasını inkar etmediği, aradan beş yılı aşkın süre geçtikten sonra kesin hükümsüzlüğün ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri dava dilekçesinin tekrarı mahiyetindedir.Davalı şirketin sicil kayıtları incelendiğinde, şirketin mülga 6762 Sayılı Kanun döneminde Ticaret Bakanlığı'nın tasdikinden geçen esas mukaveleye dayalı olarak ve İstanbul 1 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/09/1982 tarih ve 1982/3027 esas, 1982/2785 karar sayılı anonim şirket kuruluşunun onanmasına ilişkin kararına istinaden 09/09/1982 tarihinde sicile tescil, 13/09/1982 tarihli sicil gazetesinde ilan edilerek kurulduğu, şirket ana sözleşmesinin 50'inci maddesinde de şirket genel kurul toplantılarında Ticaret Bakanlığı Komiserinin katılmasının şart olduğunun, aksi halde kararların geçerli olmayacağının düzenlendiği, davalı şirketin 6767 Sayılı Kanunun 273 (6102 Sayılı Kanunun 333) maddesi uyarınca Bakanlık izni ile kurulan şirketlerden olduğu, şirketin kuruluşundan bu yana yaptığı tüm genel kurul toplantılarında, dava konusu genel kurul toplantısı hariç bakanlık temsilcisinin hazır bulunduğu anlaşılmıştır. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2022/4793 esas, 2023/3988 karar sayılı 22/06/2023 tarihli ilamında da belirtildiği üzere; 6102 Sayılı Kanunun 333, 422/1 maddeleri ile 26/11/2012 tarihli ve 28481 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu toplantılarda Bulunacak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmelik'in 32/1-a ve 32/4 fıkraları uyarınca, kuruluş ve esas sözleşme değişikliği işlemleri Bakanlık iznine tabi olan şirketlerin bütün genel kurullarında Bakanlık temsilcisinin bulunması zorunlu olup, alınan kararların geçerliliği için toplantıda herhalde Gümrük ve Ticaret Bakanlığı temsilcisinin bulunması ve toplantı tutanağını toplantı başkanı ile birlikte imza etmesi şarttır. Aksi halde alınan kararlar yoklukla maluldür(bkz. bkz. PULAŞLI, Hasan; Şirketler Hukuku Genel Esaslar, Güncellenmiş ve Genilletilmiş 7. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s.353 vd). Yok hükmündeki kararlar, kesin hükümsüz(mutlak butlan ile malul) kararlardan farklı olarak hukuk aleminde hiç var olmadıklarından, batıl kararların geçersizliğinin uzun süre sonra ileri sürülmesi duruma göre hakkın kötüye kullanılması niteliğinde kabul edilebilecekken, yok hükmündeki kararlar için bu durum söz konusu değildir (bkz. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2021/5560 esas, 2023/2238 karar sayılı, 11/04/2023 tarihli kararı).Öte yandan Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2023/6170 esas, 2024/7688 karar sayılı ve 04/11/2024 tarihli ilamında da belirtildiği üzere; 6102 Sayılı Kanunun 333 ve Yönetmelik'in 32/1 maddesinde sayılan durumların mevcut olmadığı genel kurul toplantıları bakımından, şirket ana sözleşmesinde bakanlık temsilcisinin katılımının zorunlu kılınmış, buna rağmen temsilci hazır bulunmaksızın toplantı gerçekleştirilmişse, artık TTK'nun 333 ve Yönetmelik'in 32 maddesine aykırılık değil, TTK'nun 445 maddesi uyarınca ana sözleşmeye aykırılık hali söz konusu olacağından, anılan kararlar bakımından yokluk değil, iptal edilebilirlik yaptırımı gündeme gelecektir. Yapılan bu açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde, mahkemece yapılması gereken iş, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'ndan davalı şirketin dava konusu genel kurul toplantısının yapıldığı tarih itibariyle TTK'nun 333 maddesi kapsamında çıkartılan Tebliğ'e göre kuruluş ve esas sözleşme değişiklikleri Bakanlık iznine tabi şirketlerden olup olmadığını sorarak, gelecek cevaba göre dava konusu genel kurul toplantısında Bakanlık temsilcisi bulunmamasının, toplantıda alınan kararları yok hükmünde mi kıldığını, yoksa bu eksikliğin yalnızca ana sözleşmeye aykırılık nedeniyle kararların iptal edilebilirliğine mi sebep olacağını tespit etmek, birinci ihtimalin ortaya çıkması drumunda kararların yok hükmünde olmasına bağlanan hukuki sonuca göre bir değerlendirme yapmak, ikinci ihtimalin ortaya çıkması halinde ise davalının iptal davalarında hak düşürücü süreye yönelik itirazlarını da değerlendirerek sonucuna göre bir bir karar vermekten ibaret olup, eksik tahkikat ile yazılı gerekçe ile hüküm kurulması yerinde olmamış, davacı yanın istinaf başvurusu haklı bulunmuştur. Sonuç itibariyle; davacı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın kaldırma ilamı doğrultusunda mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/02/2022 tarih ve 2021/964 Esas ve 2022/153 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 15/05/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.