T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1429 Esas
KARAR NO:2025/417 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2021/464 Esas - 2022/294 Karar
TARİH:14/04/2022
DAVA:Menfi Tespit (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:13/03/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalılardan ... Şti' nin 15 yıla yakın bir ticari ilişkisi mevcut olduğunu ve bu sürede oluşan güven ilişkisi çerçevesinde müvekkili şirkete "..." nitelikli sunu deri kabartma hammadesi vereceğini taahhüt ederek tarafların toplam 1.675.000 TL bedelle ilgili hammaddenin yapılmasına, ödemenin aynı gün tarihli çek ile ödenmesine karar verdiklerini, aralarında güven ilişkisi olduğundan yazılı sözleşme düzenlemediklerine, cari hesapta görülen 1.676.000TL bedelli çekin 11/05/2018 tarihinde ödenen başkaca bir çek olup dava konusu ile ilgisi bulunmadığını, davalı şirketin ürün faturalarını e fatura olarak düzenleyerek müvekkili şirkete göndererek ürünlerin teslim günü verileceğini bildirdiğini, Davalı şirket yetkiliisi ve ortağı ...'un müvekkili şirketin çalışanı ... ile aynı tarihte 1.675.000TL bedelin ödenmesi için ...bank ... şubesinde bulunduğunu, müvekkilinin ödeme için 22/06/2018 keşide tarihli 1.675.000,00TL bedelli ...bank ... Şubesine ... nolu çeki keşide ederek ...'a teslim ettiğini, fabrikadan ürünlerin teslim teyidinin alınmasını takiben çekin tahsilii için ...'a teslim edilmesi konusunda talimat verildiğini, banka şubesinde malların henüz hazır olmadığını beyan eden ...'un çekin verilmesi halinde malı hazırlatacağını, müvekkilinin çalışanın bu talebi red ettiğini, o sırada ... şirket yetkilileri ile görüşürken ...'un bankoda bulunan çeki alarak kaçtığını, bu hususa ilişkin CD kaydının bankada olduğunu, çekin iptali için İstanbul 10 ATM'nin 2018/558 Esas sayılı dosyasında müvekkilinin dava açtığını, mahkemece çeke ilişkin tedbir kararı verildiğini, ...'un parayı tahsil etmek için davalı şirket adına keşide edilen çeki önce kendisine sonra da annesi ...'a ciro ederek vekalet ile ...bank ... şubesinden tahsil etmeye çalıştığını, dava konusu çek sebebiyle müvekkili şirketin bir icra takibine maruz kalması halinde haciz ile karşı karşıya kalacağından borcu olmadığı halde çek bedelini ödemek zorunda kalacağından beyan ederek dava konusu 22/06/2018 keşide tarihli 1.675.000,00 TL bedelli ...bank ... Şubesine .. nolu çek hakkında alınabilecek bir ihtiyati haciz kararına karşı çekin icra takibine konu edilmesinin veya iş bu davanın ikamesinden sonra icraya konulması ihtimalinde muhtemel bir icra takibinin yargılamanın sonuna kadar tedbiren durdurulmasına karar verilmesini, bu nedenlerle davanın kabulü ile müvekkil şirketin ...bank... Şubesi'ne ait ... çek numaralı ve 22/06/2018 keşide tarihli 1.675.000,00 TL bedelli çek sebebiyle ve toplam 1.675.000,00 TL bedel ile davalılara borçlu olmadığının tespitini, dava konusu çekin yetkili ve meşru hamilinin müvekkil şirket olduğunun tespiti ile çekin müvekkil şirkete iadesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... Şirketi ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ticari ilişki gereği davacı şirketin davaya konu edilen çeki ödeme maksadıyla kendisine teslim ettiğini, davacının malların davacı şirkete teslim edilmediğine ilişkin iddialarının asılsız olduğunu, davacıya gönderilen faturaların TTK hükümleri gereği usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş irsaliyeli faturalar olduğunu ve davalı tarafından hiçbir itiraza uğramamışken çekin tahsil edileceği gün bu defa davacı tarafından malların teslim edilmediğini ve çekin çalındığına ilişkin asılsız iddialarda bulunulduğunu, davaya konu çekteki ciro silsilesi incelendiğinde ciro zincirinde herhangi bir sorun olmadığını, davacının tek taraflı olarak düzenlediği adi yazılı cari hesap ekstresi içeriğinin değiştirilerek kendilerine borcu olmadığını iddia ettiğini, tarafların ticari defterlerinin inceleme yapılması halinde Simplast'ın davacı şirketten alacaklı olduğunun tespit edileceğini, davacı tarafından dava dilekçesinde şirkete noter vasıtası ile faturaların iade edildiği belirtilse de, davacının faturaların noter aracılığı ile iade edildiğine ilişkin iddialarını kabul anlamına gelmemek kaydıyla söz konusu faturalara ilişkin itiraz süresinin dolduğunu, dava dosyasına sunmuş oldukları cari hesap ekstresinde 02/06/2018 tarihi itibariyle yetkilisi olduğu 2 nolu davalının, davacıdan 2.146.842,57-TL alacaklı durumda olduğunu, beyan ettiği davacının, kötü niyet talebinin reddi gerektiğine, tüm bu nedenlerle davanın reddine, yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili davalının davaya konu edilen ve davacı tarafından borçlu olmadığı iddia edilen bedele ilişkin çekin yetkili hamili olduğunu, çekteki cira silsilesinin doğru olduğunu, takibe konu bononun kanuni şekil şartlarını ihtiva etmekte olduğunu ve davacı tarafından bir imza inkârında da bulunulmadığını, davacının söz konusu çek bedelini ödememek niyetiyle sayın mahkemeye haksız ve kötü niyetli olarak bir takım iddialarda bulunduğunu, müvekkilinin akli melekelerinin yerinde olduğuna dair herhangi bir belge ibrazının zorunluluğu olmadığını, davacı ve diğer davalılar arasındaki ticari ilişkiye dayalı borç/alacak durumunun müvekkilini etkilemediğini, tahsile engel teşkil etmediğini, müvekkilinin söz konusu çeki alacağına istinaden almış olduğunu, beyan ettiği işbu davanın reddini, davacı aleyhine alacağın %20'sinden az olmamak koşuluyla icra inkâr tazminatına hükmedilmesini, tüm yargılama giderleri ile ücreti vekâletin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 14/04/2022 Tarih ve 2021/464 Esas - 2022/294 Karar sayılı kararında;"....Mahkememizin 2018/581 Esas sayılı dosyasında verilen 30/12/2020 tarihli kararı ile dosyamızın, İstanbul 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/755 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/755 Esas sayılı dosyasında ve 29/04/2022 tarihli karar ile dosyamızın tekrar Mahkememize iade edildiği, dosyamızın iadesi için tevzi edilirken sehven dosyamızın İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilerek ... sırasına kaydedildiği ve ilgili mahkemece gönderme kararı verilerek, dosyamızın ... sırasına kaydedildiği anlaşılmıştır.Dava, 1.675.000-TL'lik çek nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.Çek mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla verilen bir ödeme aracı olup, çeklerin avans olarak verildiğinin ispat yükü menfi tespit isteminde bulunan kişi üzerinde ise de, taraflar arasında sözleşme ilişkisinin bulunduğu kabul edilmiş olup, sözleşme ilişkisi kapsamında teslim edilmesi gereken mallarında davacının kabulünde olan faturalara konu mallar olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre davacı tarafından davalı ile aralarındaki temel ilişki ispatlanmış olduğundan bu aşamadan sonra taraflar arasındaki alım-satım sözleşmesine dayalı olarak verilen çek bedeline hak kazanıldığının ispat yükü davalı şirkete aittir.Davacı tarafından çeke dayanak olan faturaların 8 günlük yasal süreden sonra iade edildiği, ve ticari defterine kaydetmediği, davalı şirket faturalar karşılığı alınan çekleri şirket defterine dava ve icra takibinden sonra işlemiş olup, malın teslimine ilişkin de davalı şirket tarafından düzenlenen 01/06/2018 ve 02/06/2018 tarihli faturalarda e-fatura şeklinde temel fatura senaryosu ile düzenlenmiş olduğu, söz konusu faturalar üzerinde irsaliye yerine geçer bilgisinin yazıldığı anlaşılmıştır.Mali mevzuat gereğince e-fatura uygulamasına kayıtlı kullanıcılara düzenlenecek elektrik faturada, düzenleme tarihi yanında, düzenleme zamanında saat ve dakika olarak gösterilmesi halinde elektronik faturanın kağıt çıktısının irsaliye yerine geçeceğinin söz konusu kağıt çıktıya irsaliye yerine geçer ifadesinin yazılması ve kağıt çıktının satıcı veya yetkilisi tarafından imzalanmasının zorunlu olduğu ancak bu imkandan yararlanabilmek için elektronik faturanın malın teslimi anında düzenlenmesi gerektiği, somut olayımızda e-faturalarda düzenleme zamanın yer almadığı, kağıt çıktının satıcı veya yetkilisi tarafından imzalanmadığı, yine somut uyuşmazlığımız açısından irsaliyenin teslimi ispatlayabilmesi açısından alıcı davacı yana tesliminin ispatlar davacı yetkilisinin yada çalışanın imzasını içermediği, teslime ilişkin sevk irsaliye veya taşıma irsaliye gibi herhangi bir başkaca da belge ibraz edilmediği, tüm bunlara göre sözleşme ilişkisi kapsamında çek karşılığında teslim edilmesi gereken malların tesliminin ispat edilemediği anlaşılmıştır. Her ne kadar davacı faturalara yasal süreden sonra iade etmiş ise de, bu durum sadece zaten taraflar arasındaki kabul edilen sözleşme ilişkisini ispatlayıcı nitelikte olup, malların teslimine ilişkin bir karine oluşturmamaktadır. Tüm bu hususlara göre davaya konu çek nedeniyle davacının, davacı şirkete borcunun bulunmadığı sabit olup, davalı ...'ın davalı şirketin yetkilisi olması nedeniyle davalı şirketin davalı ...'a cirosunda kötü niyetli olduğu, yine aynı şekilde davalı ...'nın davalı ...'ın annesi olmakla ciro nedenine ilişkin ispat bulunmayıp olayın oluş şekli ve hayatın olağan akışı itibariyle “kötü niyetle kazanma veya kazanmada ağır bir kusur bulunma” durumunun söz konusu olduğu, bu nedenlerle bu davalılar açısından da davaya konu çek nedeniyle davacının borçlu olmadığı anlaşılmış ve sonuçta aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile,''1-Davanın KABULÜ ile davacı şirketin ...bank ... Şubesine ait ... nolu 22/06/2018 keşide tarihli 1.675.000,00TL bedelli çek nedeniyle davalılara borçlu olmadığının tespitine,'' karar verilmiş ve karara karşı Davalı ... Şirketi ile ... vekili ve Davalı ...mirasçıları vekili vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı ... Şirketi ile ... vekili istinaf dilekçesinde:"1-Mahkeme, çek bedeline hak kazanıldığının ispat yükünün davalı olarak müvekkillerden davalı firmada olduğunu ifade etmiştir. Bu maddi gerçeklere ve hukuka aykırı bir tespittir. Şöyle ki; dava konusu çek gerçekte davacı taraf, çekin, davalı müvekkillerden ... tarafından rıza dışında alındığını iddia etmiş, davalı taraf olarak biz de satılan ve teslim edilen mallara dair davacı tarafından teslim edildiğini dava süresince dile getirmiş durumdayız. Mahkeme bu hususa dair hiçbir tespit yapmadan, hatalı karar vermiş ve ispat yükünü, davalı müvekkillere yüklemiştir. Bu hukuken yanlıştır. Şöyle ki ; dava konusu çekin davalı müvekkilde bulunduğu ve davacının da çeki rıza dışında ele geçirildiği iddiası gözetildiğinde, bu konudaki ispat yükü TMK 6 ve HMK 190. Madde gereğince davacı taraftadır. Davacı , çekin , rıza dışında , davalı şirket tarafından elde edildiği iddiasını önce usul kuralları gereği ispat etmek zorundadır. Davacı taraf bunu ispat etmemiştir. Aksine, istanbul 37. asliye ceza mahkemesi’nin 2019/286 E. Ve 2021/334 K. Sayılı dosyasında, müvekkillerden ... hakkında davaya konu çeklerden yargılandığı davada beraat kararı verilmiştir. Bu kararın hüküm gerekçesinde ‘.. sanığın zilyedi olduğu çeki bankaya götürmesi ve paraf konusunda tereddüte düşmesi aynı çek ile geri dönmesi olaylarının bir bütün halinde değerlendirildiğinde ….. uyuşmazlığın hukuki nitelikte olduğundan unsurları oluşmayan müsnet suçtan sanığın beraattine……’ denilerek, davaya konu çekin, hukuka aykırı olarak elden çıkmadığı netleşmiştir. avaya konu çekin rızaları dışında elden çıktığını, davacı taraf kanıtlayamamıştır. ayrıca, davacı tarafın dava dilekçesinde kurgulanan durumun hayatın olağan akışına aykırı bulunduğu da açıktır. satış bedelini önce çek ile ödemeyi kararlaştıracaksın sonra keşidecisi olduğun çekin tahsili için lehdar ile birlikte bankaya gideceksin. o kadar ki, çek tahsil için bankaya gidildiğinde imzada tereddüt edilince davalı şirket yetkilisi, imzalar benzeşmiyor denilince b ankaya gelmiş, çekin, davacı şirkete ait olduğu davacı firma tarafından, bir kere daha teyit edilmiştir. Yani davacı , davaya konu ettiği çeki bir değil iki kere (imza teyidi için şlirket yetkilisinin bankaya gitmesi ) kendisine ait olduğunu onaylamıştır.Özetle, Ceza Mahkemesi kararıyla da sabit olduğu üzere dava konusu çek davacı ...’nın, davalı müvekkil ...şirketine olan borcu nedeniyle, davalı şirket olan ...yetkilisi ...’a teslim edilmiştir. ... da cirolayarak başkasına vermiştir. Davacı, görüldüğü üzere çekten kaynaklanan borcunu ödememek için her türlü yola başvurmuştur ve sonuçta huzurdaki davada da istediği sonucu elde etmiştir. daha önceki dilekçelerimizde de ifade ettiğimiz üzere davacı taraf davaya konu çekin çalındığını iddia ederek İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/ 558 e. sayılı dosyası ile çek iptal davası açmışlar, ardından davadan feragat etmişlerdir .Özetle, davacı, çekin rızası hilafına elinden çıktığını kanıtlayamamıştır. 2-Yerel mahkeme kararındaki, diğer bir red gerekçesi malın teslimi iddiasının , davalı müvekkilce kanıtlanmadığı iddiasıdır. Malın teslim edilmediği iddiası davacı tarafça ileri sürülmüş, davalı müvekkilce reddedilmiştir. Dolayısıyla bu hususta da ispat yükümlülüğünün değerlendirilmesi gerekmektedir.Çek bir ödeme aracıdır ve mevcut bir borcun ödenmesi için düzenlenmesi karinedir. dolayısıyla, bu karinenin aksini iddia eden bunu ispatla mükelleftir. Davacı firma , çekin rızası dışında elinden çıktığını ispat edemediğine göre , çekin ödeme aracı olduğu şeklindeki karinenin aksini davacı taraf ispat etmelidir. Yani davacı , malın teslim edilmediğini , çekin bir ödeme aracı niteliği olmadığını , ispat etmekle yükümlüdür. Mahkeme kararındaki , ‘sözleşme ilişkisi kapsamında çek karşılığında teslim edilmesi gereken malların tesliminin ispat edilemediği ..’ gerekçesi ile bu konudaki ispatın davalı taraf olarak davalı müvekkil şirkete yüklenmesi hukuka aykırıdır. İtiraz etmekteyiz, karar bozulmadır.Yine , tarafların ticari defterlerinin ispat vasıtası olabilme koşullarına göre malın teslim edildiği iddiasının ispatı bakımından taraf defterleri delil olabilirse de teslim edilmediği yönünde ancak davalı ticari defterleri davalı aleyhine delil olabilir. Buna dair kararda somut bir belirleme de yoktur. Her ne kadar malın teslim edildiği olgusunu ispat davalı olarak tarafımıza ait değilse de yasal düzenlemeleri gereği ve Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nin 15-397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu’nun genel tebliği ile getirilen e- fatura uygulamasının kayıtlı mükellefler arasında yapılan satışlar başlığı altında, e-fatura uygulamasına kaytılı kullanıcılara düzenlenecek elektronik faturada, düzenleme tarihi yanında düzenleme zamanının da saat ve dakika olarak gösterilmesi halinde elektronik faturanın çıktısı irsaliye yerine geçer ….’ E- faturada düzenleme tarihi yanında dzüenleme zamanının da saat ve dakika olarak gösterilmesi durumunda bu irsaliye yerine geçtiğine kuşku yoktur. Davaya konu faturalar da bu nitelikte olduğuna ve aynı faturaların BS formları da bulunduğuna göre BS formlu ve e- faturalı tüm faturaya konu malların teslim edildiği açıktır. "Şeklinde istinaf sebepleri ileri sürerek,İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI ... MİRASÇILARI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE;"1-Davacı taraf, davaya konu çekin davalı ... şirketi yetkilisi tarafından hukuka aykırı ve keşidecinin rızası dışında ele geçindiğini iddia etmiş; ancak bu iddiasını usulen ispat edemediği gibi, çekin keşideci tarafından teslim edilen malların bedeli olarak bizzat verildiği hususu herhangi bir kuşkuya meydan verilmeyeck şekilde ortaya çıktığı halde mahkemece bu hususta herhangi bir değerlendirme yapılmaması ve ortaya çıkan bu gerçeğe aykırı şekilde karar verilmesi hatalıdır. Şöyle ki, Davacı taraf dava konusu çekin, davacı ile davalı şirket arasında sözlü yapılan mal satışına ilişkin sözleşmeye istinaden davalı şirkete verilmek üzere tanzim ve imza edilerek davacı şirket çalışanına verildiğini, anlaşma gereğince malın tesliminin yapılması üzerine çekin de davacı çalışanı tarafından davalı şirket yetkilisine verilecekken, malın teslim edilmemesi üzerine çekin lehtarı davalı şirkete verilmediğini, çekin banka bankosu üzerinde bulunduğu sırada davalı şirket yetkilisi diğer davalının çeki alarak kaçtığı, anlaşma konusu malın teslim edilmediği ve bu nedenle dava konusu çekten dolayı davalı şirkete ve çekin ciranta ve hamili diğer davalıların da kötüniyetli olması nedeniyle bunlara da borçlu bulunulmadığı ileri sürülmüştür.Dava konusu çek gerçekte davacı tarafça iddia edildiği gibi, davacı çalışanı tarafından bonko üzerinde bırakıldığı sırada, buradan davalı şirket yetkilisi ve diğer davalı ... tarafından rıza dışında alınmak suretiyle ele mi geçirilmiştir; yoksa davalı tarafın iddia ettiği gibi, davacı tarafa satılan ve teslim edilen mallara karşılık davacı tarafça rızaen mi verilmiştir? Davacı tarafça ileri sürülen bu yöndeki iddia davalı tarafça inkar edildiğinden İlk Derece Mahkemesi tarafından öncelikle bu husustaki uyuşmazlığın aydınlığa kavuşturulması gerekir. Zira, dava konusu çekin davalı şirket yetkilisi ve diğer davalı olan ... tarafından rıza dışı ve iddia edildiği şekilde ele geçirilmesi iddiasında ispat yükümlülüğünün tarafı ve kapsamı ile çekin rızaen elde edilmiş bulunması halindeki ispat yükümlülüğünün tarafı kapsamı değişmektedir. Ayrıca bu durumun aydınlığa kavuşturulması, diğer iddiaların ispatının gerekip gerekmediği, gerekmekte ise, ispat külfetinin hangi tarafta bulunduğunun tespiti için de zorunludur.Ne var ki, mahkemenin gerekçeli kararında bu hususa ilişkin herhangi bir açıklama bulunmadığı gibi, çekin ele geçiriliş şekli yönünden de herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Oysa bu hususun aydınlanması davanın hukuki çözüme kavuşturulması bakımından hayati derecede önem taşıdığı gibi, dava dilekçesindeki iddialar gözetildiğinde taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle dava konusu çekin ne suretle davalı tarafın eline geçtiğinin mahkemece aydınlığa kavuşturulması gerekirken, yerel mahkemece bu hususta herhangibir değerlendirme yapılmamıştır. Yukarıda değinilen bu konun aydınlatılmasından sonra diğer iddia ve savunmalar yönünden ispat yükümlülüklerinin ayrıca saptanması ve buna göre mevcut delillerle bu yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediğinin irdelenmesi gereklidir.Dava konusu çekin, davalı tarafta bulunduğu hususu gözetildiğinde ve davacı tarafça çekin rıza dışı ele geçirildiği iddiasında bulunulmasına göre, bu husustaki ispat yükümlülüğü gerek TMK’nın 6. maddesine ve gerekse HMK’nın 190. maddesine göre davacı taraftadır. Dolayısı ile davacı taraf dava konusu yapılan çekin rıza dışında davalı şirket tarafından elde edildiği iddiasını öncelikle usulen ispat etmek durumundadır. Davacı tarafça bu iddianın usulen ispatı halinde başka bir hususun ispatına gerek kalmayacaktır. Ne var ki, Davacının bu iddiasını ispat edemediği ortadadır. Gerek ceza dosyası kapsamından gerekse ceza mahkemesi tarafından alınan ve banka şubesinde olay anını gösteren video kaydını içeren CD çözümüne ilişkin bilirkişi raporunda “...'un banka şubesine birinci kez geldiği esnada elinde bulunan ve çek olduğu düşünülen kağıdı banka çalışanına verdiği ve çalışanın ekrandan bir şeyler yapıp çeki kendisine geri verdiği” tespiti karşısında davacı tarafın bu iddiasını ispat edemediği ortadır. Zira ceza soruşturması sonucunda açılan ceza davasında verilen karar da bu hususu doğrulamaktadır. Buradan dava konusu çekin daha önce davalı şirkete teslim edildiği, iddia edildiği gibi banka şubesinde iken rıza dışı alınmadığı açık olduğundan davacı taraf bu iddiasını ispat edemediğinin kabulü gerekir. Diğer yandan davacı tarafça dava dilekçesinde kurgulanan mizansenin hayatın olağan akışına aykırı bulunduğu da açıktır. Satış bedelini çek ile ödemek için çek keşide ederek keşidecisi olduğun çekin tahsili için çekin lehtarı ile birlikte bankaya gidilmesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu yöndeki iddianın doğru olmadığı, yine CD çözümünden ve tanık ifadelerinden anlaşılmaktadır. Zira dava konusu Çekin davalı ... Şirketi emrine düzenlendiği, çekin çek hamili tarafından bankaya ibrazı edildiği, çekin bankaya ibrazı ile banka görevlisinin keşideci şirketi telefonla araması üzerine davacı şirket yetkilisinin bankaya geldiği ve çeki paraf ettiği açıkça anlaşıldığından, bu durum dava dilekçesinde anlatılan mizansenin hatalı kurgulandığını ve doğru olmadığını göstermektedir. Her ne kadar mahkemece dava konusu çekin lehtar tarafından hukuka aykırı şekilde elde edilip edilmediği hususunda bir değerlendirme yapılmamış ise de, sonuçta “ davalı tarafça malın teslim edildiğinin ispat edilemediği” gerekçesine dayalı olarak kabul kararı verilmesi karşısında, çekin hukuka yakırı olarak ele geçirildiği iddiasının ispat edilemediği mahkemece de fiili olarak kabul edilmiş demektir.Açıklanan bu durum karşısında ilk derece mahkemesi kararı belirtilen nedenlerle hatalı bulunmaktadır.2-İlk derece mahkemesi tarafından ispat külfeti ters çevrilmiş olup, bu durum hukuka aykırıdır.Şöyle ki, Davacı tarafça, dava konusu çekin hukuka aykırı olarak ele geçirildiği iddia edilmiş; ancak bu yöndeki iddia yukarıda açıklandığı üzere ispat edilememiştir.Davacı tarafın ispat edemediği; çekin hukuka aykırı olarak ele geçirildiğine ilişkin iddiasının yanında diğer bir iddiası da malın teslim edilmediği iddiasıdır. Davacı tarafın bu yöndeki iddiasının değerIendirilmesi gerekecektir. Bu iddia da davacı tarafça ileri sürülmüş; davalı tarafça inkar edilmiştir. Dolayısı ile bu hususta da ispat yükümlülüğünün değerlendirilmesi gerekir. Bu yöndeki iddianın ispat yükümlülüğü gerek TMK’nın 6. maddesine ve gerekse HMK’nın 190. maddesine göre Davacı taraftadır. Şöyle ki,Yerleşik Yargıtay uygulamalarında çekin bir ödeme aracı olduğu ve mevcut bir borcun tasfiyesi-ödenmesi amacıyla düzenlenip verildiğine karine olduğu kabul edilmektedir. Dolayısı ile mevcut bu hukuki karinenin aksini iddia eden ispatla yükümlüdür. Somut olayda dava konusu Çekin, davalı tarafta bulunduğu- hukuka aykırı ve rıza dışı ele geçirildiği iddiası da ispat edilemediği-hususu gözetildiğinde karinenin aksi davacı tarafça usulen ispat edilmelidir. Bu durumda davacı malın teslim edilmediğini ancak yazılı delil ile ispat etmek durumundadır. Bu hususa ilişkin olarak Yargıtay 19. Hukuk Dairesince verilen 06/06/2018 gün ve 2016/18139 E. , 2018/3233 K. sayılı karar şöyledir:“…Davacı vekili, davacının davalıya satım sözleşmesinde avans olarak iki adet çek verdiğini, çeklerin bedelinin ödendiğini, davalının davacıya mal teslim etmediğini ileri sürerek, davacının davalıya ödediği bedelin istirdadını talep ve dava etmiştir. Davalı temsilcisi duruşmada, dava konusu çek bedellerinin karşılığındaki işin yapılması sonrasında çeklerin şirkete verildiğini savunmuştur. Mahkemece, davalının yargılama sırasında çek bedellerine karşılık edimi ifa ettiğini savunarak ispat yükünü üzerine aldığı ancak çek karşılığı mal tesliminin ispatlanamadığı, delil olarak sunulan belgelerin dava dışı kişilere ilişkin olduğu, davacının alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.Dava, borçlu olunmadığı iddiası ile çekle yapılan ödemeden dolayı istirdat talebine ilişkindir. Çek mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla verilen ödeme vasıtasıdır. Bu nedenle ispat yükü çeki düzenleyen keşideciye aittir. Mahkemece bu yön gözetilmeksizin ispat yükü tayininde hataya düşülmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir…”Yine Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 25/04/2016 gün, 2015/17954 Esas ve 2016/7405 Karar sayılı kararı da şöyledir: “... Kural olarak çek bir ödeme aracı olup, mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla verilir. Davacı çekin avans olarak verildiğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla çekin avans olarak verildiğinin davacı tarafça yazılı delille kanıtlanması gerekmekte olup, mahkemece ispat külfetinin tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…”Aynı konuda son olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15.04.2021 gün ve 2020/5032 E., 2021/3706 K. sayılı kararı da şöyledir: “…Davacı vekili, taraflar arasındaki makina satış sözleşmesi gereğince davalıdan iş makinesi satın alındığını, sözleşmedeki ödeme takvimi değiştirilerek davalıya toplam 285.000.-TL bedelli altı adet çek verildiğini, toplam tutarı 60.000.-TL olan ilk iki çekin ödendiğini, 10.05.2012 tarihli 100.000.-TL'lik çek ödenemeyince, davalının, makinayı şantiyeden alıp götürdüğünü ve sözleşmeyi feshettiğini, davalının 100.000.-TL'lik çeki davacıya iade ettiğini, kalan üç çekin iadesi ve tarafların hesaplaşması konusunda anlaşılmasına rağmen 05.07.2012 tarihli çeki icra takibine konu yaptığını, diğer 05.11.2012 tarih ve 28.12.2012 tarihli çeklerin halen davalının elinde bulunduğunu; makinayı davacının kullandığı dönem için hesaplanacak kira bedelinin ödenen iki çek bedelinden mahsup edildiğinde, kalan 30.000.-TL'nin istirdadı gerektiğini ileri sürerek, icra takibinin iptaline, davalı elinde bulunan toplam tutarı 85.000.-TL olan iki çekin iptal ve iadesine, fazla ödenen 30.000.-TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, dava konusu sözleşmenin iddiayı ispat gücünün bulunmadığını çünkü dava konusu çeklerin bu sözleşmede yer almadığını, çekin sebepten mücerret olduğunu savunarak, davanın reddini ve inkar tazminatının davacıdan tahsilini istemiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, çekin bir ödeme vasıtası olduğu ve mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla verildiğinin kabulü gerektiği, davacının bu karinenin aksini ve çeklere yönelik iddiasını ispatlaması gerektiği, iddianın yazılı delillerle ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA…”Yukarıda kısaca değinilen Yargıtay kararlarından da anlaşılacağı üzere, Kural olarak çek bir ödeme aracıdır ve mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla verilir. Davacı çekin hukuka aykırı ele geçirildiğini iddia etmiş ve bu iddiasını ispat edememiştir. Davacı bu iddia yanında çekin verilme nedeni olan malın da teslim edilmediğini, başka bir ifade ile çekin avans olarak verildiğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla çekin avans olarak verildiğinin davacı tarafça yazılı delille kanıtlanması gerekmektedir. Oysa mahkemenin davanın kabulüne ilişkin “sözleşme ilişkisi kapsamında çek karşılığında teslim edilmesi gereken malların tesliminin ispat edilemediği” gerekçesi ispat yükümlülüğünün terse çevrilmesi ile varılan sonuca ilişkin olup, bu şekildeki ispat yükümlülüğünün hukuka aykırı olacak şekilde terse çevrilmesi de hatalı ve hukuka aykırıdır.3-Alınan bilirkişi raporundaki tespitler davacının iddiasını ispata yeterli bulunmamaktadır.Şöyle ki; Mahkemece davacı ticari defterleri üzerinde yapılan incelemeyle alınan bilirkişi raporunda davacı tarafa davalı lehtar tarafından düzenlenip gönderilen faturaların davacı tarafça itiraz süresinden sonra iade edildiği tespiti ile davacının ticari defterlerindeki alacak borç durumu hakkında açıklama yapılmıştır.Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05/12/2016 gün ve 2016/1898 E., 2016/9296 K. sayılı kararında şöyle denilmektedir:“…Davacı vekili; müvekkili tarafından davalıya kapı imalat ve teslimi yapılacağı inancıyla 15/03/2012 tarihli ve 15.000,00 TL bedelli çekin verildiğini, ancak davalının kapıları teslim etmediği gibi çeki de tahsil ettiğini, müvekkili tarafından karşılıksız çek keşide etmenin hukuksal sonuçlarına katlanmamak için çekin ödediğini, çek bedelinin ödenmesine ve yapılan tüm ihtarlara rağmen davalının işi teslim etmediğini, ileri sürerek 15.000,00 TL'nin en yüksek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili; davacı şirketin temsilcisinin müvekkiline olan şahsi borcunun tasfiyesi için dava konusu çekin verildiğini, çekin bir ödeme vasıtası olduğu için taraflar arasında bir sözleşme bulunduğunun ispat yükünün davacıda olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında ticari ilişkinin bulunduğu, davacı ticari defterlerinde dava konusu çekin işlendiği ve davalıya ödeme olarak kaydedildiği, bu ödemenin avans ödemesi olduğu ve davalının aktifine giren dava konusu çek karşılığında düzenlenen fatura ve mal tesliminin bulunmadığı, anılan çekin her iki tarafın ticari defterlerinden alacak sebebi olarak gösterilmediği, davacı ticari defterlerinde davalıdan 20.719,42 TL alacak kaydı bulunduğu, bu durumda davacının davalıya borcu olmayan bir tutarı ödediği ve davalının sebepsiz zenginleşme ile çek miktarı kadar davacıya borçlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 15.000,00 TL’nin çekin tahsil edildiği tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.Dava, satım sözleşmesi gereğince avans olarak verildiği ve ödendiği iddia edilen çekin, sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Davacı taraf, satım sözleşmesi gereğince verilen dava konusu çekin davalı tarafından tahsil edildiğini, ancak satım sözleşmesinin ifa edilmediğini ileri sürmüş, davalı ise, çekin davacı şirket yetkilisinin şahsi borcu için verildiğini savunmuştur. Davalının bu savunması vasıflı ikrar niteliğinde olup, hukukumuzda vasıflı ikrarın bölünemeyeceği, yani vasıflı ikrarın ikrar eden aleyhine delil teşkil etmeyeceği, bilakis o vakıayı ileri sürenin ispat etmesi gerektiği kabul edilmektedir.Öte yandan, çek bir ödeme aracı olup, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 692. maddesi ve 818 sayılı BK’nın 457. maddesi gereğince, çeklerin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla verildiği yolundaki yasal karine karşısında, bu yasal karinenin aksini yani çekin borcun ödenmesinden başka bir amaçla verildiğini iddia eden tarafın bunu kesin delillerle ispatlaması gerekmektedir. Bu durumda, mahkemece, ispat külfetinin davacı üzerinde olduğunun kabulü ile çekin bir ödeme aracı olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen hususların yukarıda belirtilen karinenin aksini ispata yeterli olmadığı gözetilerek, buna ilişkin delillerin toplanması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.”Anılan Yargıtay kararından da anlaşılacağı üzere mahkemece alınan bilirkişi raporundaki belirlemeler ile davacı ticari defterindeki kayıtlar ve davacı tarafça sunulan bilgi ve belgeler, davalı taraf lehine olan çekin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla verildiği yolundaki yasal karinenin aksini ispat etmeye yeterli olmadığı halde, ilk derece mahkemesinin davacı tarafın karinenin aksinin ispat etmiş gibi sonuca varması da hukuka aykırıdır. Yukarıda da belirttiğimiz üzere çekin meşru hamili olan alacaklı müvekkil şahısların davacı ... ile herhangibir sözleşmesel ilişkisi bulunmamaktadır. Çek bağımsız borç ikrarını içerir ve ödeme aracıdır. Dava konusu olayda TMK'nın 6. ve HMK'nın 190 maddesi uyarınca ispat yükü davacı çek borçlusu şirkettedir. Yerel Mahkemece ispat yükü üçüncü şahıs konumundaki dava konusu çekte meşru hamil davalı alacaklı müvekkillerime yüklenemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/19-821 K. 2019/58T. 5.2.2019 Kararı özet olarak " Dava, bonodan kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir. Bono bağımsız borç ikrarı içeren bir senet olup, senette bedel kaydının mevcut olması hâlinde ispat yükü kaydın aksini savunan tarafa aittir. Olayda ise her iki yanın bononun mal karşılığı olmadığına dair beyanları karşısında senedin her iki tarafça da talil edildiğinin kabulü zorunludur ve bu durumda uyarınca ispat yükünün davacı senet borçlusunda olduğu yolundaki genel kuralın yer değiştirmeyeceği ve davacının senedin bedelsiz olduğunu ispatlaması gerektiği kabul edilmelidir. Mahkemece, ispat yükü kendisinde olan davacı tarafa bu iddiasını kanıtlayabilmesi için olanak verilip, tüm delilleri toplanıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, ispat yükünün davalıda olduğu gerekçesiyle yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması hatalıdır. ...’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararı bozulmalıdır." şeklindedir. Yerel Mahkemenin "Her ne kadar davacı faturalara yasal süreden sonra iade etmiş ise de, bu durum sadece zaten taraflar arasındaki kabul edilen sözleşme ilişkisini ispatlayıcı nitelikte olup, malların teslimine ilişkin bir karine oluşturmamaktadır...." şeklindeki değerlendirmeside yerinde değildir. Dosya içeriğinden de anlaşılacağı üzere davalı ... tarafından düzenlenmiş olan mal satış faturaları 21 gün sonra ( dava konusu çek bedelini ödememek için) davacı şirket tarafından haksız ve kötü niyetli olarak iade edilmiştir. TTK gereği yasal 8 günlük süre içersinde davacı şirket tarafından faturalara herhangibir itiraz olmamıştır. Yine faturalar incelendiğinde görüleceği üzere... düzenlediği faturalar irsaliyeli faturalardır. Mal teslimi yerine de geçmektedir. Diğer taraftan, Türk Ticaret Kanunu'nun 21. maddesinin birinci fıkrasında; "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veyabir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmişise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.." denilmekte, ikinci fıkrasında da; "Bir faturayı alan kişi, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde içeriği hakkında itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.Dava konusu çek incelendiğinde görüleceği üzere, dava konusu çek TTK ‘da düzenlenmiş olan tüm şekil şartlarını haizdir. Ciro silsilesinde herhangibir kopuklukta bulunmamaktadır. Davacı ... tarafından çekin şekil şartlarına ve imzaya itiraz edilmemiştir. Davalı müvekkilimin muris ... dava konusu çeki iyi niyetli olarak iktisap etmiştir. Davacı ... şirketinin dava konusu çek dolayı ile diğer davalı ... şirketine karşı sunmuş olduğu defiler (temel ilişkiye dayalı ) kambiyo senetlerinde mücerretlik ilkesi gereği müvekkilime karşı ileri sürülemez. 6102 sayılı TTK'nın 792. maddesinde "Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790. maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür." şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu düzenleme uyarınca rıza hilafına elden çıktığı ileri sürülen çekin istirdatına karar verilebilmesi için davacının dava konusu yaptığı çekin yetkili hamili olduğunu kanıtlaması yanında, çeki elinde bulunduran yeni hamilin çeki kötü niyetle iktisap ettiğini ya da iktisapta ağır kusuru bulunduğunu ispat etmesi gereklidir. Davacı şirket, dava konusu çekin rızası dışında elden çıktığını ispatlayamamıştır. Bu iddiaya ilişkin olarak hırsızlık suçlaması ile ... şirketi yetkilisi hakkında kamu davası açılmıştır.İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkmesinde, ... hakkında davacı şirketin çek hırsızlığı şikayeti ile açılmış olan davanın 22/09/2021 tarihli duruşmada ...'un BERAATİNE karar verilmiştir. Bu kararı davacının İstinaf Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi 2021/2914 E. sayılı dosyası ile katılanların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Karar kesinlerşmiştir. Müvekkilim muris ...'un dava konusu olayda haklılığının ispata yarayan binlerce Yargıtay içtihati bulunmaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu E. 2017/4K. 2018/5T. 20.4.2018 kararında "....”Kambiyo senetleri tedavül kabiliyeti olan senetlerdir. Kambiyo senetlerinde hak ile senet arasındaki sıkı ilişki nedeniyle senedin devri ile senedin içerdiği hakkın da devri mümkündür. Bu yolla kambiyo senetleri ticari ilişkilerin sürdürülmesinde bir kredi vasıtası ya da tıpkı para gibi bir ödeme aracı olarak kullanılmaktadır. Öte yandan tedavül yeteneği, kambiyo senetlerinin uluslararası dolaşıma girmesini de sağlamaktadır. Tedavül özelliğinden dolayı hızlı ve çok sayıda el değişebilirler. Bu nedenle kambiyo senetlerine ilişkin düzenlemelerin yeknesaklaştırılması ve buna dayalı olarak ortaya çıkabilecek sorunların çözümleri için La Haye ve Cenevre kuralları kabul edilmiştir.Mücerrettik (soyutluk) ilkesi gereği kambiyo senetlerinde senette yer alan hak ile bu hakkın oluşmasına neden olan temel borç ilişkisi arasında herhangi bir bağlılık yoktur. Kambiyo senedinin temel borç ilişkisinden bağımsız bir varlığı vardır. Kambiyo senedi bir defa düzenlendikten sonra doğumuna neden olan (temel) ilişkideki aksaklık veya bozukluk kambiyo senedinin geçerliliğine etkili olmaz. Kambiyo senedine dayalı bir talep ile karşılaşan borçlunun, borçlanmasına neden olan temel borç ilişkisindeki sakatlığı ileri sürememesi kambiyo senetlerinin mücerretliği ilkesinin sonucudur. Mücerretlik ilkesi, senedin el değiştirmesi, tedavülü hâlinde söz konusu olacaktır.Kambiyo senetlerinin geçerliliği sıkı şekil koşullarına bağlanmıştır. Kambiyo senetlerinin sadece ihdası değil; devri, aval verilmesi, zayi vb. diğer işlemleri de şekil şartlarına tabidir. Anılan işlemler bu şekil şartlarına uygun olarak yapılmadığı taktirde ya senet hüküm ifade etmez ya da istenilen sonucu doğurmaz ( TTK m.67l vd., 776-779 ve 780-781 ).Kambiyo senetlerinde "imzaların bağımsızlığı ilkesi" geçerlidir. Buna göre bir kambiyo senedi borçlanma yeteneği olmayan imzaları, sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya asili bağlamayan vekâleten atılan imzaları içermesi hâlinde bu geçersizlikler diğer imzaların geçerliliğini etkilemez ( TTK m. 677 ). Bir başka deyişle, geçerli olarak atılmış imzanın sahibi, geçersiz imzaları ileri sürerek kambiyo senedinin geçerli olmadığı yolunda bir itirazı ileri sürmek suretiyle, sorumluluktan ve borcu ödemekten kurtulmaz. Kambiyo senetleri kamu güvenine mazhar senetlerdir. Hamil senedi kendisine ciro eden cirantanın sahip olduğu hakları değil, sadece senette yazılı olan hakları kazanır. İşte kambiyo senedinin içeriği, senette mündemiç hak bakımından o derece mutlak bir ölçüdür ki, iyi niyetli her üçüncü kişi buna tam olarak güvenebilir. Bu çerçevede kambiyo senetleri, Türk Ceza Kanunu uygulaması bakımından "resmî senet" kabul edilmekte ve senede ilişkin tahrifat, sahtelik gibi eylemler suç teşkil etmektedir ( TCK m. 204 ve 210 ).”şeklindedir.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2016/4868 K. 2017/539 T. 26.1.2017 kararı özet olarak“Dava; 6102 sayılı TTK'nın 792. (6762 sayılı TTK'nın 704.) maddesi uyarınca rıza hilafına elden çıkan çekin istirdatı istemine ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafından dava konusu çekin dava dışı şirketten teminat çeki olarak alındığı ve bu çekin kaybedildiği ileri sürülmüş, dava dışı şirket yetkilisi tarafından ise çekin davacı şirkete verildiği, davalı ile aralarında hiçbir ticari ilişki bulunmadığı ve çekin davalıya verilmediği beyan edilmiş ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı ile dava dışı şirket kayıtlarının birbirini doğruladığı belirtilmiş ve mahkemece de bu deliller esas alınmak suretiyle davanın kabulü ile dava konusu çekin istirdatına karar verilmiş ise de, davacının davalı tarafın çeki kötü niyetle iktisap ettiğini ya da iktisapta ağır kusuru bulunduğunu ispat ettiğinden söz edilemez. Bu itibarla, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kıymetli evrakta mücerretlik ilkesi nazara alınmaksızın davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.” Hükmündedir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E. 2015/11449 K. 2016/2599 T. 18.2.2016 kararı "Davacı vekili, müvekkilinin avukat olduğunu, dava dışı ..den aldığı ...bedelli çeki kaybettiğini/çaldırdığını, söz konusu çekin iptali için çek iptal davası açıldığını, bu arada davalının zayi edilen çeke dayanarak müvekkili aleyhine icra takibine giriştiğini, müvekkili ile davalı arasında hiç bir ticari ilişki bulunmadığını ileri sürerek müvekkilinin davaya konu çek sebebiyle davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, kambiyo senedinin mücerretlik ilkesi uyarınca temel ilişkiye bağlı tutulamayacağını, zayi sebebiyle iptal davası açılmasının çekin takibe konulmasına engel olmadığını, davacının icra takibine süresi içinde itiraz etme imkanı varken menfi tespit davası açmasında hukuki yararı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.Mahkemece, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, kambiyo senetlerinin sebepten mücerret olduğu, çekteki ciranta imzasını inkar etmeyen davacının çekin rızası hilafına elinden çıktığını ve davalıya borçlu olmadığını yazılı delille ispat etmesi gerektiği, gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yerel Mahkeme kararı Yargıtayca onanmıştır..
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2002/360 K. 2002/648 T. 29.1.2002 kararı özet olarak “ Davacı, çekin yetkili hamili olduğunu, karşılığında keşideciye buğday sattığını iddia etmiş ve buna ilişkin satış fişi sunmuştur. Davalı ise, çeki kendisine keşidecinin verdiğini belirtmiş fakat nedenini bildirmemiştir. Çek herhangi bir suretle hamilinin elinden çıkmış bulunursa - ister hamiline yazılı bir çek söz konusu olsun, ister ciro suretiyle nakledilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını isbat etsin- çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır kusura bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle mükelleftir. Davacının yetkili hamil olduğunun kanıtlanması yanında, yeni hamilin çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğunu veya iktisapta ağır kusurlu bulunduğunun kanıtlaması gerekir. Çeki elinde bulunduran davalı yeni hamil, çeki edinme nedenini kanıtlamakla yükümlü değildir. Aksini kabul, kıymetli evrakın "mücerretlik" ilkesini ortadan kaldırır. Olayda, davacı dava konusu çekin yetkili hamili olduğunu ve davalının çeki kötü niyetle iktisap ettiğini veya iktisapta ağır kusurlu olduğunu yazılı delille kanıtlayamamış ve tanık dinletme yoluna gitmiştir. Kayıp olgusunun tanıkla kanıtlanması mümkünse de bu hukuki ilişkinin özü yönünden tanık dinlenemez. Kaldı ki, böyle bir olayda keşidecinin tanık sıfatıyla dinlenmesi mümkün değildir.... ” Şeklindedir. Davacı tarafın haksız ve mesnetsiz tamamen kurguya davayalı olarak oluşturduğu dilekçeler ile açılan menfi tespit davasının reddi gerekirken Yerel Mahkmece kabulüne karar verilmesi hukuka aykırıdır. Davacının dava konusu olaya ilişkin olarak 1 kurgusu çekin müvekkil ... tarafından çalındığı iddiasıdır. Bu iddiaya ilişkin olarak hırsızlık suçlaması ile kamu davası açılmıştır. İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesinde, ... hakkında davacı şirketin çek hırsızlığı şikayeti ile açılmış olan davanın 22/09/2021 tarihli duruşmada ...'un BERAATİNE karar verilmiştir. Bu kararı davacının İstinaf Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi 2021/2914 E. sayılı dosyası ile katılanların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Ceza Mahkemesi kararı kesinlerşmiştir. Her iki kararda Yerel Mahkeme dosyasında mübrezdir.Davacı şirketin ikinci kurgusu, malların teslimi ve cari hesap muatabakatı sonrası dava konusu çeki teslim etmek üzere ...bank ... şubesine müvekkil çağrılmış davacı çeki ...'a teslim etmiştir. Çek tahsil için bankaya ibraz edildiğinde çekteki imzaların uyuşmadığı tespit edilmiştir. Bunun üzerine banka, şirket yetkilisini bankaya davet ederek çeki yeniden imzalamasını istemiş bir müddet davacı şirket yetkilisinin gelmesi beklenmiştir. Şirket yetkilisi ... gelerek çeki imzalamıştır. İmzası uyuşmayan çeki bir tacir ödememek ve dolandırmak klastıyla verir. Bu kurgunun başka izahı yoktur. Yani görüldüğü üzere davacı şirket kurgusal bir oyun ve plan ile dava konusu çeki ödemekten imtina etmektedir. Davacı şirket, borcu olmasaydı dava konusu çeki ... yetkilisine teslim etmezdi üstelik bankaya gelip çeki ikinci kez imzalamazdı Bir diğer davacı şirket kurgusu ise, davacı şirket İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/558 Esas sayılı dosyası ile dava konusu çekin çaldığı iddiası ile dava açmıştır. Mahkemece%20 teminatla dava konusu çek için ödemeden men kararı verilmiştir. Zira davacı Mahkemenin vermiş olduğu ödemeden men kararı ile amacına ulaşmış ve dava konusu çekin arkasının yazılmasını önlemiştir. Ancak davacı çekin çalıntı !!!!! olduğunu iddia ederek açtığı çek davasından sonrasında feragat etmiştir. Davacı şirket, dava konusu çeki ödememek için adli makamları yanıltmakta ve suç uydurmaktadır. Tüm bu kurgulamalar üzerine açılanan menfi tespit davası malesef Yerel Mahkemece kabul edilmiş olup müvekkillerim alacaklarını tahsil edememişlerdir. Davacı şirket haksız ve hukuka aykırı olarak sebepsiz zenginleşmiştir. Dava konusu olaya ilişkin hırsızlık suçlaması açılan ceza davasında müvekkilim ... beraat etmiştir. Yargıtay uygulamaları doktrindede belirtildiği üzere hukuk hakimi Ceza Mahkemesinin tespit etmiş olduğu maddi vakalar ile bağlıdır. Tespit edilen maddi vakalar ise davacının davalı ...'a olan cari hesap borcu nedeniyle çekin verildiği, ... tarafından davacı şirket iddialarının aksine çekin çalınmadığı, çekin meşru hamilinin ... şirketi olduğu, ...'ın almış olduğu çeke karşılık, 23 gün öncesinden düzenlenmiş olan fatura konusu malların ...'ya teslim edildiğidir.Yerel Mahkmece İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkmesinin dosyası celp edilip incelenmiş ancak Yerel Mahkemece hüküm oluşturulurken ceza yargılamasındaki maddi vakalar dikkate alınmamıştır. En önemli maddi vakada yukarıda detaylıca anlattığımız üzere davacı şirketin rızası ile çeki borcuna karşlık ... yetkilisi ...'a teslim etmesidir. Yerel Mahkeme kararının bu yönü ilede istinaf incelemesi ile kaldırılması gerekir.Tüm bu nedenlerle usul ve esas açısından hukuka aykırı olan Yerel Mahkeme kararının kaldırılması, açılan davanın reddine karar verilmesini için Sayın Mahkemenize müracaat etme zorunluluğumuz hasıl olmuştur."Şeklinde istinaf sebepleri ileri sürerek, İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, çekten kaynaklı menfi tespit davasıdır.Mahkemece, davanın kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı Davalı ... Şirketi ile ... vekili ve Davalı ...mirasçıları vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı taraf dava dilekçesi ile; Davalılardan ... Şti' nin 15 yıla yakın bir ticari ilişkisi mevcut olduğunu ve bu sürede oluşan güven ilişkisi çerçevesinde müvekkili şirkete "..." nitelikli sunu deri kabartma hammadesi vereceğini taahhüt ederek tarafların toplam 1.675.000 TL bedelle ilgili hammaddenin yapılmasına, ödemenin aynı gün tarihli çek ile ödenmesine karar verdiklerini, aralarında güven ilişkisi olduğundan yazılı sözleşme düzenlemediklerine, cari hesapta görülen 1.676.000TL bedelli çekin 11/05/2018 tarihinde ödenen başkaca bir çek olup dava konusu ile ilgisi bulunmadığını, davalı şirketin ürün faturalarını e fatura olarak düzenleyerek müvekkili şirkete göndererek ürünlerin teslim günü verileceğini bildirdiğini, Davalı şirket yetkilisi ve ortağı ...'un müvekkili şirketin çalışanı ... ile aynı tarihte 1.675.000TL bedelin ödenmesi için ...bank ... şubesinde bulunduğunu, müvekkilinin ödeme için 22/06/2018 keşide tarihli 1.675.000,00TL bedelli ...bank ... Şubesine ....nolu çeki keşide ederek ...'a teslim ettiğini, fabrikadan ürünlerin teslim teyidinin alınmasını takiben çekin tahsili için ...'a teslim edilmesi konusunda talimat verildiğini, banka şubesinde malların henüz hazır olmadığını beyan eden ...'un çekin verilmesi halinde malı hazırlatacağını, müvekkilinin çalışanın bu talebi red ettiğini, o sırada davacı şirket çalışanı ... şirket yetkilileri ile görüşürken ...'un bankoda bulunan çeki alarak kaçtığını, dava konusu çek karşılığında mal teslim edilmediğini belirterek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davacı tarafın dava dilekçesinde ileri sürdüğü ...''o sırada davacı şirket çalışanı ...şirket yetkilileri ile görüşürken ...'un bankoda bulunan çeki alarak kaçtığı,'' iddiasıyla ilgili olarak davalı ... hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 09/05/2019 tarih ve 2019/22847 Esas sayılı iddianamesiyle hırsızlık suçunu işlediği iddiası ve cezalandırılması istemiyle İstanbul 37 Asliye Ceza Mahkemesinde 2019/286 Esas sayılı dosyası ile kamu davası açıldığı, ceza mahkemesinde yapılan yargılama sırasında banka çalışanlarının tanık sıfatıyla ifadelerinin alındığı, bankada bulunan kamera kaydının çözümü konusunda bilirkişi raporu alındığı, bilirkişi raporunda;'' dosya içerisindeki cd de bir banka şubesine ait güvenlik kamerasına ait görüntüler olduğu düşünülmekle sanık ...'un banka şubesine birinci kez geldiği esnada elinde bulunan ve çek olduğu düşünülen kağıdı banka çalışanına verdiği ve çalışanın ekrandan bir şeyler yapıp çeki kendisine geri verdiği, ardından sanığın banka dışarısına çıktığı, daha sonra müşteki ...'ın banka şubesine geldiği bir kaç dakika sonra geri çıktığı, daha sonra sanık ...'un banka şubesine girdiği ve bir kaç dakika sonra dışarı çıktığı daha sonra müşteki ...'ın bankaya ikinci kez girdiği ve birkaç dakika sonra yeniden çıktığı ardından üçüncü kez müşteki ...'ın bankaya girdiği ve kısa bir süre kalıp yeniden çıktığı ve banka önünde telefonla konuştuğu ve beklediği görülmüş olup video kaydında saatin 12:16:53 gösterdiği esnada videonun donduğu görülmekle bu süreden sonraki kayıt için her hangi bir fotoğraflama yapılamamış olup videoda bulunan erkek şahısa ait fotoğraflar ile dosyada bulunan sanık ...'a ait fotoğrafların karşılaştırılmasında video kaydındaki şahsın sanık ... olduğu düşünülmektedir,'' şeklinde rapor sunduğu, mahkemece yapılan yargılama sonucunda 22/09/2021 tarih ve 2019/286 Esas - 2021/334 Karar sayılı kararı ile;'' Sanık ile katılan arasında olay öncesine ilişkin süreklilik arz eden ticari ilişkinin bulunması, olay günü sanığın keşidecisi olduğu çeki alma eyleminin ortaya çıkan haksızlık inancı tanık ...'nin çekin sanık tarafından getirildiğine ilişkin anlatımı da dikkate alınarak sanığın zilyetliğindeki çek üzerindeki hapis hakkını kullanarak çeki alma eyleminin hukuki ihtilaf niteliğinde görüldüğü,'' gerekçesi ile Sanığın zilyedi olduğu çeki bankaya götürmesi ve paraf konusunda tereddüte düşmesi, aynı çek ile geri dönmesi olaylarının bir bütün halinde değerlendirildiğinde sanığın tacir olduğu, alım satım işi ile uğraştığı, ticari hayatın akışı içerisinde bir takım tereddütlü hallere kapılmasının mümkün olduğu taraflar arasındaki uyuşmazlığın hukuki nitelikte olduğundan unsurları oluşmayan müsnet suçtan sanığın BERAATİNE, karar verildiği, verilen kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 8 Ceza Dairesinin 05/04/2022 tarih ve 2021/2914 Esas - 2022/969 Karar sayılı kararı ile katılan ... vekili ile katılan ...'ın istinaf başvurusunun CMK'nın 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine kesin olmak üzere karar verildiği anlaşılmıştır. Davalı Şirket tarafından davacı hakkında bakiye cari hesap alacağının tahsili talebiyle iflas talepli başlatılan icra takibine itiraz üzerine İstanbul 12 ATM. Nin 2018/949 Esas sayılı dosyası ile iflas talepli 18/10/2018 tarihinde itirazın kaldırılması davası açıldığı,mahkemece yapılan değerlendirme sonucu 05/10/2020 Tarih ve 2018/949 Esas - 2020/471 Karar sayılı kararı ile; Görevli mahkemenin İstanbul 1,2, 3 ATM. Olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, görevsizlik kararı üzerine dosyanın İstanbul 2 ATMB ye tevzi edildiği ve 2 ATM. Nin 2020/755 Esasına kayıt edildiği, İstanbul 14 ATM.nin 2018/581 Esas sayılı dosyasından verilen 30/12/2020 tarihli birleştirme kararı ile dosyanın, İstanbul 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/755 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/755 Esas sayılı dosyasının 15/04/2021 tarihli duruşmasının ara kararı ile birleşen 14 ATM. Dosyasının tefrikine karar verildiği ve 29/04/2022 tarihli karar ile dosyanın tekrar 14 ATM.ye iade edildiği, dosyanın iadesi için tevzi edilirken sehven dosyanın İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilerek 2021/488 Esas sırasına kaydedildiği ve ilgili mahkemece gönderme kararı verilerek, dosyanın İstanbul 14 ATM. nin 2021/464 Esas sırasına kaydedildiği ve bu esas üzerinden yapılan yargılama sonucunda istinafa konu kararın verildiği anlaşılmıştır.Mahkemece davacı tarafın ve davalı şirketin ticari defterleri inceletilmek suretiyle mali müşavir bilirkişiden rapor alınıp istinafa konu kararın verildiği anlaşılmıştır.Davaya konu 22/06/2018 keşide tarihli 1.675.000,00TL bedelli ...bank ... Şubesine ait ... nolu çekin, keşidecisinin davacı ... Olduğu, lehtarın davalı...Şirketi olduğu, sırasıyla cirantaların ... ve ... olduğu, davaya konu çekle ilgili davalı ... tarafından ... sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile keşideci, lehtar ve ciranta hakkında 25/06/2018 tarihinde icra takibi başlatıldığı, davacı tarafça eldeki dava açıldıktan sonra mahkemece 2018/581 Esas ve 06/07/2018 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbir kararı verildiği ve bu tedbir kararının ... sayılı dosyasından verilen 25/09/2018 tarihli karar ile infaz edildiği anlaşılmıştır.TBK 74.maddesi gereğince; Hakim, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla bağlı olmadığı ancak, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine dair ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir. Somut olaya döndüğümüzde, davacı tarafın dava konusu çekin davalı şirket yetkilisi diğer davalı ...'un bankanın bankosunda bulunan çeki davacı şirket çalışanı ...'ın rızası dışında alarak kaçmak suretiyle dava konusu çekin hırsızlık eylemi sonucu ellerinden çıktığına yönelik iddianın ceza mahkemesinde yapılan maddi vaka tespitleri sonucu yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Davalı şirket tarafından davacı şirket adına düzenlenen 01/06/2018 tarihli ... seri ve sıra numaralı 475.000,00 TL. Tutarlı , PVC muhteviyatlı , 01/06/2018 tarihli ... seri ve sıra numaralı 371.700,00 TL. Tutarlı, ... muhteviyatlı, 01/06/2018 tarihli ... seri ve sıra numaralı 236.000,00 TL. Tutarlı, ... muhteviyatlı, 02/06/2018 tarihli ... seri ve sıra numaralı 383.500,00 TL Tutarlı, PVC muhteviyatlı, 02/06/2018 tarihli ... seri ve sıra numaralı 260.190,00 TL Tutarlı, ... muhteviyatlı e faturaların davacı tarafa fatura tarihlerinde gönderildiği, davacı tarafın TTK. 21/2 Madde uyarınca yasal 8 günlük süre içerisinde itiraz edip iade etmediği, yasal süreden sonra Beşiktaş ... Noterliğinden gönderdiği 25/06/2018 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarname ile iade ettiği ve iade edilen faturalara konu malların teslim edilmediği ve davaya konu çekten kaynaklı davalı tarafa borçlu olmadığını ileri sürmüştür.TBK'nın 207/2 maddesinde; "Sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir adet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlüdür," hükmü yazılı olup buna göre asıl olanın peşin satış olduğu düzenlenmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 12/07/2023 tarih ve 2022/2251 Esas 2023/4410 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; Kural olarak çek bir ödeme vasıtası olup mevcut bir borcun tasfiyesine yönelik olarak verilir. Dava konusu çekin rıza dışı davalı tarafça ele geçirildiği, çek bedeli kadar davalı tarafça mal teslim edilmediği ve çekin bedelsiz olduğu yönündeki iddianın davacı tarafından yazılı delillerle ispat edilmesi gerekmektedir. Davalının aksi yöndeki savunması, ispat yükünü değiştirmemektedir. Bu durumda ispat külfeti davacıda olup bu yöndeki iddianın HMK 200 maddesi uyarınca usulüne uygun delillerle kanıtlanması gerekmektedir.( Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2018/2473 Esas - 2019/5340 Karar sayılı kararı da benzer mahiyettedir.) Taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmamaktadır. Dava değeri ve davanın mahiyeti gereği HMK. 201 madde uyarınca tanık dinlenmesi mümkün değildir.Davacı tarafça, dava konusu çekin rıza dışı davalı tarafça ele geçirildiği, çek bedeli kadar davalı tarafça mal teslim edilmediği ve çekin bedelsiz olduğu yönündeki iddianın davacı tarafından HMK 200 maddesi uyarınca usulüne uygun delillerle ispatlanamamış olup mahkemece bu tespitler doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi gerekirken ispat külfetinin tayininde hataya düşülerek davalıda olduğu kabul edilip yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, davalı tarafın istinaf sebepleri yerinde görülmüştür. Yukarıda açıklanan gerekçelerle, Davalı ... Şirketi ile ... vekili ve Davalı ... mirasçıları vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine, mahkemece 06/07/2018 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbir kararı verildiği ve bu kararın kararın ... sayılı dosyasından infaz edildiği gözetildiğinde davalı ... mirasçılarının tazminat talebinin kabulü ile İİK. 72/4 maddesi uyarınca dava değerinin %20'si oranında tazminatın davacıdan alınarak bu davalılara verilmesine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; A-Davalı ... Şirketi ile ... vekili ve Davalı ... mirasçıları vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE,İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/04/2022 Tarih ve 2021/464 Esas - 2022/294 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, 1-Davanın REDDİNE, 2-Davalı ... mirasçılarının tazminat talebinin kabulü ile, İİK. 72/4 maddesi uyarınca dava değeri 1.675.000,00 TL.' nin %20'si oranında tazminatın davacıdan alınarak davalı... mirasçılarına verilmesine,
İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL harcın, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 28.604,82 TL harçtan mahsubu ile bakiye 27.989,42 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,4-Davacı tarafından sarf edilen harç ve yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı ... tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edildiği anlaşılan 66,50 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ... mirasçılarına verilmesine, 6-Davalı ... tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edildiği anlaşılan 28,50 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine,7-Davalı ... tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,8-Davalılar yargılama sırasında kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre hesap ve takdir olunan 244.250,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
İSTİNAF YÖNÜNDEN:9-İstinaf kanun yoluna başvuran davalılar tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına,10-İstinaf kanun yoluna başvuran davalılar tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalılara iadesine,11-Davalı ... mirasçıları tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak davalı ... mirasçılarına verilmesine, 12-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak davalı ...' ne verilmesine,13-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine, 14-Davacı avansından sarf edilen 72,00 TL posta giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 15-Karar kesinleştiğinde bakiye gider avansı bulunması ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 13/03/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.