T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1709 Esas
KARAR NO: 2025/421 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2021/148 Esas-2022/107 Karar
TARİHİ: 09/02/2022
DAVA: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 13/03/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ...’da pay sahibi olduğunu, 24/07/2020 tarihli toplantıda yönetim kurulu üyelerinin ibrasının görüşüldüğünü, müvekkili şirketi temsilen toplantıya katılan ... tarafından bu madde muhalefet şerhi koyduklarını, ibra etmediklerini, yönetim kurulunun 21/06/2019 tarihli yönetim kurulunda birtakım yönetmelik maddeledi gerekçe gösterilerek Nemrut ve İzmir Körfez sahaları için başvuru kararı aldıklarını, ...’ın 20 yılı aşkın süredir römorkorculuk faaliyeti yaptığı Ambarlı Limanına başvuru yapılmadığını, şirket lehine olan bu hususun gözardı edilerek şirketin Ambarlı Limanında faaliyet yapabilme imkanının ortadan kaldırıldığını, sundukları muhalefet şerhinde yönetmelik hükümlerinin başvuruya engel teşkil etmediğini belirttiklerini, yönetim kurulunun belirtilen limanlar için izin alınamadığını, şirketin faaliyet konusunu gerçekleştirememesi nedeniyle zarara uğratıldığını, yine geçerli ve hukuka uygun yönetim kurulu kararı olmamasına rağmen Ambarlı Liman sahası için kılavuzluk hizmeti alan ... şirketi ile protokol imzalandığını, bahsi geçen protokol ile ...’a kiralanan her tür alt yapının ... şirketine devredildiğini, ...’a geçişi yapılan pilotların bu firmaya nakli ile birçok haktan feragat edildiğini, 4 adet pilotun her biri için 1.300.000 TL bağlılık primi ödendiğini ve toplamda 12 pilotun geçişinin yapıldığını, 19/11/2019 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan 3 No’lu kararda istihdam edilen kılavuz kaptanlara yapılan tazminat ödemelerinin ...’da çalıştıkları süreye denk gelen kısmının ...’a ödeneceği hususunun belirtildiğini, şirketin doğrudan ve dolaylı zarara uğradığını, protokolün 21/02/2020 tarihli ihtarname ile ... tarafından feshedildiğini, şirketin bahsi geçen kararlar nedeniyle faaliyetini gerçekleştiremediği gibi bu protokole dayanarak yapılan yaptırımların maliyetine katlanmak zorunda bırakıldığını, ... ile ... arasındaki 17/07/2019 tarihli protokol ile ofis, gözcü istasyonu ve kılavuz kaptan odalarına ilişkin kira ilişkisinin devamına karar verildiğini, izin başvurusunun yapılması için ...’e devredilmiş taşınır ve taşınmazların iadesine ilişkin karar alınması gerekirken kira ilişkisinin devamına karar verilmesinin şirket menfaatlerine aykırı olduğunu, protokolün cezai şart içermeksizin düzenlenmesi ve feshedilmesi ile şirketin kar mahrumiyeti olmak üzere menfi ve müspet zararlarının doğduğunu, önemle vurgulanması gereken hususun 17/07/2019 tarihinde yönetim kurulu toplantısı için çağrı yapılması, aynı gün karar alınması ve aynı gün sözleşmenin imzalanması olduğunu, ... Kılavuzluk Aş’nin ihale yeterliliğine sahip değil iken, bir gün içinde ihale yeterliliğine sahip olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin kendilerine verilen görevleri yerine getirirken ve yetkileri kullanırken tedbirli bir yönetici özeniyle hareket etmesinin gerektiğini, sorumluluklarının kusura dayandığını, üyelerin her somut karar ve fiil için kendilerinden beklenen özen yükümlülüğünü yerine getirdiklerini kanıtlamaları durumunda sorumluluktan kurtulacaklarını, ispat yükünün davalı tarafta olduğunu, TTK’nun 408/f maddesinde önemli miktarda şirket varlığının toptan satışının öngördüğünü, bu konuda ancak genel kurulun karar verebileceğinin düzenlendiğini, TMK 38’de maddi olmayan duran varlıkların sıralandığını, ana faaliyet alanı esas alındığında ivazlı ya da ivazsız römorkorlük ya da kılavuzluk faaliyeti ile her türlü tasarrufun genel kurulun tekelinde olduğunu, bu yönü ile ele alındığında gerek 17/07/2019 tarihli yönetim kurulu kararının gerekse aynı gün yapılan sözleşmenin yoklukla malul olduğunu belirterek davalıların özen ve bağlılık yükümlülüğü ile dürüstlük kurallarına aykırı davranarak müvekkilinin pay sahibi olduğu ... şirketine vermiş olduğu menfi ve müspet zararların ve zarar miktarının tespitiyle davalıdan talep edebileceği alacağın miktarının tespitiyle, alacak miktarının belirlenmesine, davalıların müteselsilen 50000 TL maddi tazminatı fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere ticari faiziyle birlikte ...’a ödemelerine, 17/07/2019 tarihli yönetim kurulu kararının ve buna bağlı olarak yapılan sözleşmenin yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ... şirketinin 20 yıldır Ambarlı limanında kılavuzluk ve römorkaj hizmeti verdiğini, bu nedenle bünyesinde muhtelif romörkörler ve kılavuz kaptanlar bulunduğunu, faaliyeti ve ortaklık yapısı bakımından sui generis bir şirket olduğunu, yönetim kurulu 7 kişiden oluşmakta olup şirketin esas sözleşmesinin TTK 360 gereğince yönetim kurulu üye seçiminde grup imtiyazı tanıdığını, böylece ...’ın yönetim kurulu üyelerinin hisse gruplarının göstereceği adaylar arasında genel kurulca seçildiğini, yönetim kurulu üyesi hangi pay grubunda bulunan pay sahibi tarafından aday gösterilmiş ise faaliyetlerinde onun adına görev yaptığını, TC Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yayınlanan 31/12/2018 tarihli yönetmelik ile söz konusu hizmetler bakımından köklü değişiklikler yapıldığını, liman bölgeleri A, B, C bölgeleri olarak tasnif edilerek kılavuzluk ve römorkaj hizmetlerinin birbirinden ayrıldığını, başka bir deyişle bu hizmetlerin aynı bölgede iki ayrı şirket tarafından verilmesi zorunlu hale getirildiğini, yönetmeliğe istinaden çıkarılan genelge ile dava dışı ... şirketinin mağdur olduğunu, düzenlemelerin ...’ı dışladığını ve bazı şirketler lehine hüküm doğurduğunu, Yönetmeliğin 11/2 maddesi ile kılavuzluk ve römorkaj hizmetleri birlikte verilemeyeceğinden anılan hizmetleri yerine getirmek için ... AŞ(...)’ın ...’ın aynı ortaklık yapısı ile kurulduğunu, amacın kılavuzluk hizmetinin bu şirket vasıtasıyla verilmek olduğunu, ...’ın yönetim kurulu tek kişiden oluşmakta olup ... olduğunu, ...’daki hissesi ile aynı hisseye sahip olduğunu, yönetmelik ile ...’ın Ambarlı Liman Sahasında iki hizmeti bir arada vermek için gerekli izinleri alma şansını yitirdiğini, aynı ortaklık yapısında yeni bir şirket kurulmasına ilişkin 24/01/2019 tarihli yönetim kurulu kararının oybirliği ile alındığını, başka bir deyişle davacının maliki olduğu hissi grubunu temsilen yönetim kurulu üyesi bulunan yönetim kurulu üyesi ...’ın da bu karara olumlu oy kullandığını, ...’ın 19/02/2019 tarihinde kurulduğunu, ... yönetim kurulu üyesi olmak için ...’nun ... yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğini, zira yönetmeliğin 17/4 maddesinin bunu gerektirdiğini, ... yönetim kurulu üyeliğine oybirliği ile ...’un seçildiğini, müteakiben ...’ın B sınıfı kılavuzluk faaliyet lisansını alabilmesi için gerekli teknik yeterliliğin sağlanabilmesi amacıyla bazı teçhizatların ... tarafından ...’a satılmasına 18/02/2019 tarihli yönetim kurulu kararı ile oybirliği ile karar verildiğini, davacının malikinin hisse grubunu temsil eden yönetim kurulu üyesi ...’ın da karara olumlu oy verdiğini, ...’ın lisans başvurusu yaptığını, idarenin 13/02/2019 tarihinde yayınladığı genelge ile kılavuzluk teşkilatları arasında kılavuz kaptan geçişlerine ilişkin yasağı kaldırdığını, bunun üzerine ...’ın kılavuz kaptanlarından 8 tanesinin istifa ettiğini, ... AŞ’de çalışmaya başladığını, ...’ın faaliyet lisans başvurusunda yer olan kılavuz kaptan sayısının bir anda 4’e düştüğünü, bu surette yeterlilik şartı olan 8 kaptan bulunması şartını sağlayamaz hale geldiğini, lisans yeterliliği için gerekli kaptanların ilgili liman bölgesinde en az 39 gün deneyimli kaptanlarla staj yapmasının gerektiğini, kalan 4 adet kaptana ihtiyaç duyulduğunu, bu sebeple 28/02/2019 tarihinde ... yönetim kurulunun yine oybirliği ile aldığı karar ile 4 kaptanın her birine 1.300.000 TL bağlılık primi ödenmesine karar verildiğini, böylece lisans yeterliliği ve faaliyette bulunmak imkanının garantiye alındığını, ...’ın 1.yönetmeliğin iptali için Danıştay’da iptal davası açtığını, İdare ile yapılan görüşmeler neticesinde aynı hisse yapısından dolayı ... ve ...’ın tek bir şirket gibi değerlendirilebileceğinin gündeme geldiğini, bu durumda aynı hizmet sahasında hizmet vermelerinin mümkün olmayacağını, bunun da toplam gelir gelir açısından ciddi risk barındırdığını tespit ettiklerini, müracaatlar sonucunda 15/04/2019 tarihinde ...’ın B sınıfı kılavuzluk ve 23/05/2019 tarihinde ...’ın A sınıfı römorkorcülük sınıfı lisansının onaylandığını, ...’ın lisansın onaylanması sonucunda 26/04/2019 tarihinde Ambarlı Liman sahası için kılavuzluk hizmeti için başvurusunda bulunduğunu, her iki hizmet arasında son başvuru tarihi bakımından 2 aylık farklılık bulunduğunu, kılavuzluk son başvuru tarihinin 26/04/2019, römorkorculuk son başvuru tarihinin 21/06/2019 olduğunu, ...’ın 26/04/2019 tarihinde başvuru yaptığını, ...’ın faaliyet lisansının 23/05/2019 tarihinde onaylandığını, sonuç olarak son başvuru tarihinde lisans henüz verilmemiş olduğundan ...’ın ...’dan önce römorkorculuk hizmeti başvurusu yapması imkanının olmadığını, idarenin kılavuzluk hizmet yetkilendirmelerini 22/05/2019 tarihinde açıkladığını, Ambarlı Liman sahası için yetkilendirmelerin ise açıklanmadığını, bu nedenle ticari bir karar almak zorunda kaldıklarını, ... için Nemrut Körfez sahası ve İzmit Körfez sahası için başvuru yapma kararı aldıklarını, tüm gelişmelerden haberdar olan ve başından beri itirazı bulunmayan ...’ın 21/06/2019 tarihli yönetim kurulu kararına muhalefet derç ettiğini, 7 üyeden 6’sının olumlu oyu ile karar alındığını, İdare tarafından Nemrut ve İzmit için başvuruların reddine karar verildiğini, bu işlemin iptali için dava açıldığını, davanın usulden reddedildiğini, 04/07/219 tarihinde Ambarlı Liman Sahası başvurularının sonuçlarının açıklandığını. ...’ın başvurusunun reddedildiğini ve ... Kılavuzluk AŞ’nin Ambarlı Liman Sahasında kılavuzluk hizmeti için yetkilendirildiğini, römorkorculuk hizmetinin ise …Ltd Şti’ye verildiğini, bu işlem için de iptal davası açıldığını, gelişmeler üzerine ... ve ...’ın kılavuzluk ve römorkorculuk hizmeti verme şanslarının kalmadığını, 17/07/2019 tarihinde ... şirketi ile protokol yapılmasına karar verildiğini, amacın faaliyette bulunma şansı kalmayan ...’a gelir yaratmak olduğunu, toplantıya katılan ...’ın gerekçe göstermeksizin toplantıyı yarıda terkettiğini, ... ile protokol yapıldığını, İdare tarafından 1. Yönetmelik yürürlükten kaldırılarak yeni bir yönetlemelik yayınladığını, bunun üzerine ...’ın lisans başvurusu yapmasına ve ... ile aktedilmiş protokolün devamına karar verildiğini, başvuru üzerine ...’ın İskenderun körfezi için römorkorculuk yetkisi aldığını, Ambarlı limanı için ...’ın görevlendirildiğini, 1.yönetmeliğin ortadan kaldırılması üzerine ...’in ihtarname keşide ederek protokolün sona erdiğini bildirdiğini, cevaben devam etmekte olduğunu bildirdiklerini, ...’ın İstanbul 8.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/411 esasına kayıtlı olarak protokolün devam ettiğinin tespiti ve haksız fesih nedeniyle zararın tazmini talepli dava açtığını, davanın derdest olduğunu, protokolden doğan alacakların tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemli açılan İstanbul 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/550 esas sayılı dosyasının da derdest olduğunu, dava dilekçesi ile yönetim kurulu kararı ve protokolün yokluğunun tespitinin talep edildiğini, her iki dava için ayrı harç ödenmediğini, ... ile imzalanan protokolün yokluğunun tespiti talebine ilişkin olarak husumet itirazlarının bulunduğunu, bu taleplerin reddinin gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağının, belirli nitelikteki 5.200.000 TL için harç ikmalinin gerektiğini, davacının iddia edilen zararı bilebilecek durumda iken belirsiz dava açılamayacağını, yönetim kurulu üyeleri arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmakta iken yönetim kurulu üyelerinden bir kısmına dava açmanın mümkün olmadığını, yönetim kurulu üyelerinden bir kısmının davalı olarak gösterildiğini, ..., ...’ın yönetim kurulu üyeliği sona ermesi ile seçilen ... ve ...’ün davalı olarak gösterilmediğini, davanın bu sebeple sıfat yönünden reddinin gerektiğini, mümkün olmadığı taktirde diğer yönetim kurulu üyelerine işbu dava ile birleştirmek üzere dava açmak için süre verilmesine, rekabet yasağının ihlaline ilişkin olarak davanın sadece şirket tarafından açılabileceğini, davacı tarafça hem menfi hem da müspet zararın birlikte talep edildiğini, kusurun ispat yükünün davacıya ait olduğunu, davacının dava açma hakkının TTK m.396/3 gereğince 3 ay ve 1 yıllık süre olduğunu, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, müvekkillerinin özen ve bağlılık yükümlülüğüne uygun davrandıklarını, ... hizmet için yetkilendirilen bir kuruluş olduktan sonra bu protokolün yapıldığını, protokolün hizmet izni alınıp alınmamasıyla veya hizmete mani olmasıyla bir illiyet ve bağlantısının bulunmadığını, şirketin gelir ve kar elde etmek amacıyla Ambarlı limanında hizmet izni almış şirket ile protokol imzalayarak yönetim danışmanlık hizmeti karşılığında komisyon alması, bünyesinde kendisinin çalıştıramadığı, kullanamadığı, faaliyet gösteremediği taşınır ve taşınmazları kiralamak suretiyle devretmesi ve bundan gelir elde etmesinin ...’ı zarara uğratmadığını, aksine gelir getirdiğini, protokolün ... tarafından tek taraflı olarak feshedildiğini, feshin nedeninin yönetim kurulu kararı ya da üyelerin sorumluluğu olmadığını,bu hususta açılan davaların henüz sonuçlanmadığını, davacının tazminat talebinde bulunmasının bu aşamada mümkün olmaması nedeniyle açılan davanın mevsimsiz olduğunu, bağlılık primi ödenmesine ilişkin kararın oybirliği ile alındığını, 4 kılavuz kaptanın tutulmaması halinde asgari şartın sakatlanacağını, faaliyet lisansı alamayacağını, yönetim kurulu kararını butlanı iddiasını ilişkin olarak da herhangi bir sakatlık halinin sözkonusu olmadığını, TTK 408/f maddesinde açıkça satıştan sözedilmiş olup, satışın sözkonusu olmadığını, ...’ın izin alamamış olması nedeniyle atıl hale gelmiş gözcü istasyonu, kılavuz kaptan odaları, dinlenme salonu, idari ofis vs alanların kiralandığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla zarardan sözedilmesi halinde zararın hangi dönem faaliyetlerine ilişkin olduğunun açıklanmasının gerekeceğini, itirazları saklı kalmak kaydıyla tazminat talep edebileceği varsayımında zararın başlangıcının 18/07/2019 tarihi olduğunu, zarar konusunda sadece ...’ın faaliyette bulunmadığı dönemin esas alınmasının gerekeceğini, bu sürenin 7 ay olduğunu belirterek öncelikle harçların ikmali için davacı tarafa süre verilmesini, davanın pasif husumet ehliyeti ve dava şartı yokluğu nedeniyle reddi, davacıya diğer yönetim kurulu üyelerine karşı dava açmak üzere süre verilmesini, belirsiz alacak davası olarak açılan davanın reddini, davanın menfi mi müspet zarar mı olarak açıldığı konusunda açıklama istenmesi, rekabet yasağına aykırılık nedenine dayalı dava bakımından davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP; Davalı ... vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; ... şirketinin yönetim kurulu 7 kişiden oluşmakta olup şirketin esas sözleşmesinin TTK 360 gereğince yönetim kurulu üye seçiminde grup imtiyazı tanıdığını, böylece ...’ın yönetim kurulu üyelerinin hisse gruplarının göstereceği adaylar arasında genel kurulca seçildiğini, yönetim kurulu üyesi hangi pay grubunda bulunan pay sahibi tarafından aday gösterilmiş ise faaliyetlerinde onun adına görev yaptığını, TC Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yayınlanan 31/12/2018 tarihli yönetmelik ile liman bölgelerinin A, B, C bölgeleri olarak tasnif edilerek kılavuzluk ve römorkaj hizmetlerinin birbirinden ayrıldığını, Yönetmeliğin 11/2 maddesi ile kılavuzluk ve römorkaj hizmetleri birlikte verilemeyeceğinden anılan hizmetleri yerine getirmek için ... AŞ(...)’ın ...’ın aynı ortaklık yapısı ile kurulduğunu, amacın kılavuzluk hizmetinin bu şirket vasıtasıyla verilmek olduğunu, yönetmelik ile ...’ın Ambarlı Liman Sahasında iki hizmeti bir arada vermek için gerekli izinleri alma şansını yitirdiğini, aynı ortaklık yapısında yeni bir şirket kurulmasına ilişkin 24/01/2019 tarihli yönetim kurulu kararının oybirliği ile alındığını, ... yönetim kurulu üyeliğine oybirliği ile ...’un seçildiğini, müteakiben ...’ın B sınıfı kılavuzluk faaliyet lisansını alabilmesi için gerekli teknik yeterliliğin sağlanabilmesi amacıyla bazı teçhizatların ... tarafından ...’a satılmasına 18/02/2019 tarihli yönetim kurulu kararı ile oybirliği ile karar verildiğini, davacının malikinin hisse grubunu temsil eden yönetim kurulu üyesi ...’ın da karara olumlu oy verdiğini, ...’ın lisans başvurusu yaptığını, idarenin 13/02/2019 tarihinde yayınladığı genelge ile kılavuzluk teşkilatları arasında kılavuz kaptan geçişlerine ilişkin yasağı kaldırdığını, bunun üzerine ...’ın kılavuz kaptanlarından 8 tanesinin istifa ettiğini, ... AŞ’de çalışmaya başladığını, ...’ın faaliyet lisans başvurusunda yer olan kılavuz kaptan sayısının bir anda 4’e düştüğünü, bu surette yeterlilik şartı olan 8 kaptan bulunması şartını sağlayamaz hale geldiğini, lisans yeterliliği için gerekli kaptanların ilgili liman bölgesinde en az 39 gün deneyimli kaptanlarla staj yapmasının gerektiğini, kalan 4 adet kaptana ihtiyaç duyulduğunu, bu sebeple 28/02/2019 tarihinde ... yönetim kurulunun yine oybirliği ile aldığı karar ile 4 kaptanın her birine bağlılık primi ödenmesine karar verildiğini, böylece lisans yeterliliği ve faaliyette bulunmak imkanının garantiye alındığını, ...’ın 1.yönetmeliğin iptali için Danıştay’da iptal davası açtığını, İdare ile yapılan görüşmeler neticesinde aynı hisse yapısından dolayı ... ve ...’ın tek bir şirket gibi değerlendirilebileceğinin gündeme geldiğini, bu durumda aynı hizmet sahasında hizmet vermelerinin mümkün olmayacağını, bunun da toplam gelir gelir açısından ciddi risk barındırdığını tespit ettiklerini, müracaatlar sonucunda 15/04/2019 tarihinde ...’ın B sınıfı kılavuzluk ve 23/05/2019 tarihinde ...’ın A sınıfı römorkorcülük sınıfı lisansının onaylandığını, ...’ın lisansın onaylanması sonucunda 26/04/2019 tarihinde Ambarlı Liman sahası için kılavuzluk hizmeti için başvurusunda bulunduğunu, her iki hizmet arasında son başvuru tarihi bakımından 2 aylık farklılık bulunduğunu, kılavuzluk son başvuru tarihinin 26/04/2019, römorkorculuk son başvuru tarihinin 21/06/2019 olduğunu, ...’ın 26/04/2019 tarihinde başvuru yaptığını, ...’ın faaliyet lisansının 23/05/2019 tarihinde onaylandığını, sonuç olarak son başvuru tarihinde lisans henüz verilmemiş olduğundan ...’ın ...’dan önce römorkorculuk hizmeti başvurusu yapması imkanının olmadığını, idarenin kılavuzluk hizmet yetkilendirmelerini 22/05/2019 tarihinde açıkladığını, Ambarlı Liman sahası için yetkilendirmelerin ise açıklanmadığını, bu nedenle ticari bir karar almak zorunda kaldıklarını, ... için Nemrut Körfez sahası ve İzmit Körfez sahası için başvuru yapma kararı aldıklarını, tüm gelişmelerden haberdar olan ve başından beri itirazı bulunmayan ....’ın 21/06/2019 tarihli yönetim kurulu kararına muhalefet derç ettiğini, 7 üyeden 6’sının olumlu oyu ile karar alındığını, İdare tarafından Nemrut ve İzmit için başvuruların reddine karar verildiğini, bu işlemin iptali için dava açıldığını, davanın usulden reddedildiğini, 04/07/219 tarihinde Ambarlı Liman Sahası başvurularının sonuçlarının açıklandığını. ...’ın başvurusunun reddedildiğini ve ... AŞ’nin Ambarlı Liman Sahasında kılavuzluk hizmeti için yetkilendirildiğini, römorkorculuk hizmetinin ise …Ltd Şti’ye verildiğini, bu işlem için de iptal davası açıldığını, gelişmeler üzerine ... ve ...’ın kılavuzluk ve römorkorculuk hizmeti verme şanslarının kalmadığını, 17/07/2019 tarihinde ... şirketi ile protokol yapılmasına karar verildiğini, amacın faaliyette bulunma şansı kalmayan ...’a gelir yaratmak olduğunu, toplantıya katılan ...’ın gerekçe göstermeksizin toplantıyı yarıda terkettiğini, ... ile protokol yapıldığını, İdare tarafından 1. Yönetmelik yürürlükten kaldırılarak yeni bir yönetlemelik yayınladığını, bunun üzerine ...’ın lisans başvurusu yapmasına ve ... ile aktedilmiş protokolün devamına karar verildiğini, başvuru üzerine ...’ın İskenderun körfezi için römorkorculuk yetkisi aldığını, Ambarlı limanı için ...’ın görevlendirildiğini, 1.yönetmeliğin ortadan kaldırılması üzerine ...in ihtarname keşide ederek protokolün sona erdiğini bildirdiğini, cevaben devam etmekte olduğunu bildirdiklerini, ...’ın İstanbul 8.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/411 esasına kayıtlı olarak protokolün devam ettiğinin tespiti ve haksız fesih nedeniyle zararın tazmini talepli dava açtığını, davanın derdest olduğunu, protokolden doğan alacakların tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemli açılan İstanbul 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/550 esas sayılı dosyasının da derdest olduğunu, dava dilekçesi ile yönetim kurulu kararı ve protokolün yokluğunun tespitinin talep edildiğini, her iki dava için ayrı harç ödenmediğini, ... ile imzalanan protokolün yokluğunun tespiti talebine ilişkin olarak husumet itirazlarının bulunduğunu, bu taleplerin reddinin gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağının, belirli nitelikteki 5.200.000 TL için harç ikmalinin gerektiğini, davacının iddia edilen zararı bilebilecek durumda iken belirsiz dava açılamayacağını, yönetim kurulu üyeleri arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmakta iken yönetim kurulu üyelerinden bir kısmına dava açmanın mümkün olmadığını, yönetim kurulu üyelerinden bir kısmının davalı olarak gösterildiğini, ..., ...’ın yönetim kurulu üyeliği sona ermesi ile seçilen ... ve ...’ün davalı olarak gösterilmediğini, davanın bu sebeple sıfat yönünden reddinin gerektiğini, mümkün olmadığı taktirde diğer yönetim kurulu üyelerine işbu dava ile birleştirmek üzere dava açmak için süre verilmesine, rekabet yasağının ihlaline ilişkin olarak davanın sadece şirket tarafından açılabileceğini, davacı tarafça hem menfi hem da müspet zararın birlikte talep edildiğini, kusurun ispat yükünün davacıya ait olduğunu, davacının dava açma hakkının TTK m.396/3 gereğince 3 ay ve 1 yıllık süre olduğunu, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, müvekkillerinin özen ve bağlılık yükümlülüğüne uygun davrandıklarını, ... hizmet için yetkilendirilen bir kuruluş olduktan sonra bu protokolün yapıldığını, protokolün hizmet izni alınıp alınmamasıyla veya hizmete mani olmasıyla bir illiyet ve bağlantısının bulunmadığını, şirketin gelir ve kar elde etmek amacıyla Ambarlı limanında hizmet izni almış şirket ile protokol imzalayarak yönetim danışmanlık hizmeti karşılığında komisyon alması, bünyesinde kendisinin çalıştıramadığı, kullanamadığı, faaliyet gösteremediği taşınır ve taşınmazları kiralamak suretiyle devretmesi ve bundan gelir elde etmesinin ...’ı zarara uğratmadığını, aksine gelir getirdiğini, protokolün ... tarafından tek taraflı olarak feshedildiğini, feshin nedeninin yönetim kurulu kararı ya da üyelerin sorumluluğu olmadığını,bu hususta açılan davaların henüz sonuçlanmadığını, davacının tazminat talebinde bulunmasının bu aşamada mümkün olmaması nedeniyle açılan davanın mevsimsiz olduğunu, bağlılık primi ödenmesine ilişkin kararın oybirliği ile alındığını, 4 kılavuz kaptanın tutulmaması halinde asgari şartın sakatlanacağını, faaliyet lisansı alamayacağını, yönetim kurulu kararını butlanı iddiasını ilişkin olarak da herhangi bir sakatlık halinin sözkonusu olmadığını belirterek öncelikle harçların ikmali için davacı tarafa süre verilmesini, harçlar tamamlandıktan sonra her iki davanın da davanın pasif husumet ehliyeti ve dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, davacıya diğer yönetim kurulu üyelerine karşı dava açmak üzere süre verilmesini, harcın 5.200.000 TL üzerinden ikmalini, belirsiz alacak davası olarak açılan davanın reddini, davanın müvekkilinin kusurlu davrandığının ispatlanamaması nedeniyle reddini talep etmiştir.
CEVAP; Davalı ... vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, somut olayda davacının iddiasının belirli olduğunu, davacıya göre şirketin faaliyet konusunu belli bir dönemde yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışı nedeniyle ifa edemediğini, davacının bizzat şirket defterlerini inceleme imkanı varken sözde zararın belirsizliğinden bahisle davacının belirsiz alacak davası açamayacağını, mahkemenin belirsiz alacak davası açılabileceği düşüncesinde olması halinde ise eksik harcın ikmalinin gerektiğini, eldeki davada zorunlu dava arkadaşlığı bulunması nedeniyle davalı olarak gösterilmeyen yönetim kurulu üyelerine dava ikame edilmesi için süre verilmesi gerektiğini, davacının adayı ... ile diğer bir pay sahibinin adayları ... ve ...’in de şirketin zararına yol açtığıni iddia ettiği kararlarda olumlu oy kullandığını, 17/07/2019 tarihli yönetim kurulu kararı ve protokolün yokluğunun tespiti davalarının pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, yönetim kurulu kararının butlanına ilişkin davada davalı olarak şirketin gösterilmesinin gerektiğini, davalıların rekabet yasağına aykırı davrandığı iddiasının hem zamanaşımına uğradığı için hem da aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, talebin menfi mi müspet mi olduğu noktasında açıklama yapılmasının gerektiğini, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu kusur sorumluluğu olup kusurun ispatının davacının yükümlülüğü olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin karar alırken araştırma yaptıklarını ve ticari bir karar aldıklarını, mahkemeler dahil hiç kimsenin yönetim kurulunun yerine geçerek ticari kararın yerindeliğinin denetimini yapamayacağını, römorkör ve kılavuzluk için iki ayrı şirket kurulması, pilotların ve diğer alt yapıların yeni kurulan kılavuzluk şirketine devredilmiş olmasının ...’ı zarara uğrattığı iddiasına ilişkin olarak müvekkilinin kararların alındığı yönetim kurulu çalışma ve kararlarının gerçekleştiği tarihte henüz ...’da yönetim kurulu üyesi olmadığını, davacının bu haksız iddialarının müvekkili açısından dinlenmesinin mümkün olmadığını, davacının rekabet yasağının ihlali iddiasının kanunda öngörülen 3 aylık sürenin geçirilmiş olması ve ayrıca TTK’nun 230.maddesinin eldeki davaya uygulanması imkanının bulunmaması ve aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, zarar iddiası bakımından kimi kararlarda müvekkilinin henüz yönetim kurulu üyesi olmadığı, şirket bünyesindeki tüm kararların özen yükümlülüğüne ve pay sahiplerinin iradelerine uygun şekilde alınmış olması nedeniyle kötüniyetli olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 09/02/2022 Tarih ve 2021/148 Esas-2022/107 Karar sayılı kararında; "Dava, TTK 553 vd.gereğince açılan yönetim kurulu üyelerine karşı açılan tazminat davası ile TTK’nun 391.maddesi gereğince açılan yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti davası olup, uyuşmazlığın 17/07/2019 tarihli yönetim kurulu kararının batıl olup olmadığı, davalıların husumet itirazlarının değerlendirilmesi, davanın belirsiz dava olarak açılıp açılamayacağı, yönetim kurulu üyelerinden bir kısmının davalı olarak gösterilmesinin davanın husumet yönünden reddinin gerektirip gerektirmediği, davacının aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı, davanın yasal süresinde açılıp açılmadığı, zararın mevcut olup olmadığı mevcut ise zarardan davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, zarar miktarı ve davalılardan tahsilinin talep edilip edilemeyeceği hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafın yönetim kurulu kararının butlanı ve buna bağlı olarak protokolün yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin talebinin iş bu dosyadan tefrikine karar verilmiş ve mahkememizin 2021/500 esasına kaydı ile yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti ile birlikte protokolün yok hükmünde olduğunun tespiti talepleri yönünden husumetin protokolün tarafına yöneltilmesi gerektiği halde şirket yönetim kurulu üyelerine karşı açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 553/1.maddesinde; kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olacakları, 6102 sayılı TTK'nın 555/1.maddesinde; şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibinin isteyebileceği, pay sahiplerinin tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilecekleri, 6102 sayılı TTK'nın 557/1.maddesinde; birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde, bunlardan her birinin, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zararın şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olacağı, 6102 sayılı TTK'nın 558/2.maddesinde; şirket genel kurulunun, sorumluluktan ibraya ilişkin kararının, ibranın kapsadığı açıklanan maddi olaylara ilişkin olarak, şirketin, ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan pay sahiplerinin dava hakkını kaldıracağı, diğer pay sahiplerinin dava haklarının ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşeceği, düzenlemeleri yer almaktadır. Bilindiği üzere, yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa aittir. Ancak, zarar gören ortakların da yöneticiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Yöneticinin, ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları etkiler. Bir başka deyişle, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararı olarak sonuç doğuracaktır. Şirket yöneticisi hakkında ortakların ve şirket alacaklılarının tazminat davası açma hakkını düzenleyen 6102 sayılı TTK'nın 555. maddesi gereğince; şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibinin isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilecektir. İbranın etkisi TTK'nun 558.maddesinde düzenlenmiş olup, 558/2 maddesine göre ibranın, ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan pay sahiplerinin dava hakkını ortadan kaldıracağı, diğer pay sahiplerinin dava haklarının ise ibra tarihinden itibaren 6 ay geçmekle düşeceği hüküm altına alınmıştır. Şirket yöneticileri hakkındaki ibra kararına davacının olumlu oy vermemiş olması nedeniyle dava hakkının bulunduğu, ibra kararı 24/07/2020 tarihinde alınmış olmakla, 6 aylık dava açma süresinin 24/01/2021 tarihinde sona ereceği, bununla birlikte arabuluculuk sürecine başvuru tarihi olan 29/12/2020 tarihi ile son tutanağın düzenlendiği tarih olan 05/02/2021 tarihleri arasında geçen sürede hak düşürücü süre işlemeyeceğinden, açılan davanın TTK m.558/2 maddesinde öngörülen 6 aylık hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmaktadır. Davacının, şirketin 14/01/2020 tarihli yönetim kurulunda, dava dışı ... Kılavuzluk AŞ ile aktedilen kira sözleşmesinin devamına karar verilmiş olması nedeniyle zarara uğratıldığı iddiasına ilişkin olay ise, ibra kapsamı dışında kalmakla bu iddiaların da sorumluluk davasına konu edilmesi mümkündür. Davacının ...'ın Ambarlı Limanı'nda römorkaj hizmeti verilmesi için idareye başvuru yapılmaması suretiyle zararın oluştuğu iddiasına ilişkin değerlendirme; 2019 yılı içerisinde bu hususu düzenleyen ve yürürlükte olan Kılavuzluk ve Römorkörcülük Hizmetleri Yönetmeliği'nin 11/2 maddesi hükmü "Bir hizmet sahası içinde tek bir kılavuzluk kuruluşuna hizmet verilir. Bu kuruluş aynı hizmet sahasında römorkörcülük hizmeti veremez" şeklinde düzenlenmiş olup, bu hüküm ile kılavuzluk ve römorkaj hizmetinin birlikte verilmesi yasaklanmıştır. Yönetmelik hükmü gereğince şirket A sınıfı römorkorculuk faaliyet lisansı, dava dışı ... ise B sınıfı kılavuzluk faaliyet lisansı başvurusunda bulunmuştur. ... yönetim kurulu tarafından 21/06/2019 tarihinde Ambarlı Limanı'nda römorkörcülük faaliyeti için hizmet izni başvurusu yapılmamış, Nemrut ve İzmit Körfezi limanları için hizmet izni başvurusu yapılmıştır. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu olup olmadıkları belirlenirken görevlerini yerine getirirken gerekli özeni gösterip göstermedikleri incelenir. "Özen ve bağlılık yükümlülüğü" başlığını taşıyan TTK'nun 369.maddesi hükmünde tedbirli bir yöneticinin davranış modeli esas alınmıştır. Bu durumda yönetim kurulu üyelerinin kusurlu olup olmadıkları incelenirken, subjektif olarak bu kişilerin kişisel nitelikleri ve mesleki becerileri dahilinde objektif olarak tedbirli yönetici davranış modeline göre davranıp davranmadıkları incelenir. ...'ın Ambarlı Limanı'nda römorkaj hizmeti verilmesi için idareye başvuru yapılması halinde ortaya çıkabilecek riskler değerlendirilmek suretiyle Nemrut ve İzmit limanlarına başvuru yapılması halinde özen yükümlülüğünün ihlalinden sözetmek mümkün olmayacaktır. Zira, şirket yöneticileri tarafından verilen kararın bizatihi sonuçlarına bakmak suretiyle oluşan zarardan sorumlu tutmak mümkün değildir. Bu doğrultuda, ...'ın Ambarlı Limanı'nda römorkaj hizmeti verilmesi için idareye başvuru yapmaması, alternatif seçimlere yönelmesi yönetim kurulu üyeleri tarafından objektif özen yükümlülüğüne aykırı görülmemiş ve bu talep yönünden koşulların oluşmadığı neticesine ulaşılmıştır. ... ile aktedilen 17/07/2019 tarihli kira sözleşmesi protokolü ve 14/01/2020 tarihli kira sözleşmesine devam edilmesi hakkında yönetim kurulu kararına ilişkin değerlendirme; ..., Ambarlı Limanı'nda sahip olduğu gözcü istasyonu, kaptan odaları, dinlenme salonu ve idare ofisinden oluşan hizmet binasının beşinci katı için ... ile 07/07/2019 tarihinde kira sözleşmesi yapmıştır. Kira sözleşmesi ile şirketin gelir elde etmesi sağlanmakla yöneticilerin özen yükümlülüğüne aykırı davrandıklarından ya da şirketin zararının oluştuğundan sözetmek mümkün değildir. Kiralama işleminin şirketin önemli miktarda malvarlığının devrini içerdiği ve bu nedenle TTK'nun 408/1-f maddesi gereğince genel kurulda bu hususta karar alınması gerektiği iddia edilmiş ise de, adı geçen maddede satıştan sözedildiği, kiralama işleminin satış olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı ve bu sebeple genel kurul kararının gerekli olmadığı değerlendirilmiştir. ... tarafından 21/02/2020 tarihli ihtarname ile fesih ihtarı çekilmesine rağmen ... yönetim kurulunda kira sözleşmesinin devamına ilişkin karar alınmasıyla kiraya konu edilen unsurların geri alınamadığını ve bu şekilde şirketin zarara uğratıldığı iddia edilmiştir. ... tarafından ...'in ikinci yönetmelik kapsamında da faaliyet göstermeye devam ettiğini ve kira sözleşmesinin devam ettiğini bildirdiği, sözleşmeden doğan hakların tazmini talebiyle ayrıca İstanbul 8.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/411 esas sayılı dosyası ile dava açıldığı anlaşılmaktadır. Kira sözleşmesine konu unsurların iade alınmaması nedeniyle şirketin başvuru yapmadığından sözedilemeyeceği, idareye başvurunun da bizatihi bu sebeple reddedildiğinin söylenemeyeceği tespit edilmiştir. İdarenin takdir yetkisine dahil olan bir hususta talebin bu sebeple reddedildiğinden bahisle yönetici sorumluluğuna gidilemeyecektir. Yine ... ile yapılan kira sözleşmesi protokolüne cezai şart konulmamış olması nedeniyle şirketin zarara uğratıldığı iddia edilmiş ise de, sözleşmede cezai şartın bulunmamasının zararın tazmininin talep edilemeyeceği anlamına gelmeyeceği, nitekim bu hususta İstanbul 8.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/411 esas sayılı davanın açıldığı anlaşılmıştır. ...'ın pay sahibi ... San ve Tic AŞ ile ... İşletme AŞ üzerinde pay sahipliği bulunan ...'ın diğer grup şirketlerinin 17/09/2019 tarihli protokolün tarafı ... üzerinde pay sahibi olduğu ve bu hususun TTK m.230 kapsamında rekabet yasağına aykırılık teşkil ettiği iddia edilmiş ise de, anılan hükmün kollektif şirketler için düzenlendiği, kollektif şirketlerde ortakların rekabet etmeme yükümlülükleri bulunmakta iken, anonim şirketlerde rekabet etmeme yükümünün yönetim kurulu üyeleri için sözkonusu olduğu, davalı yönetim kurulu üyelerinin rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırı davrandıklarına ilişkin bir veri bulunmadığı anlaşılmıştır. Kaptanlara Yapılan Bağlılık Primi Ödemesine İlişkin Değerlendirme; ... 28/02/2019 tarihli yönetim kurulu toplantısında, bünyesinde kalan 4 kaptana başka şirketlere geçişlerinin önlenmesi için 1.300.000 TL bağlılık primi ödenmesine karar verilmiştir. Ulaştırma Bakanlığı Deniz ve İçsular Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılan genelge ile kaptan geçişi yasaklanmış iken 13/02/2019 tarihli genelge ile geçişin serbest bırakıldığı anlaşılmıştır. Bu genelge ve sonrasında dava dışı ...'ın bünyesindeki 8 kaptanın istifa ederek başka şirkete transfer olması, faaliyet lisansı alınabilmesi için belli sayıda kaptanın istihdam edilmesi zorunluluğu birlikte değerlendirildiğinde mevcut kaptanları şirket bünyesinde tutabilmek amacıyla belli bir ücretin ödenmiş olması objektif özen yükümlülüğünün ihlali anlamına gelmeyecek, bilakis şartların değerlendirilmesi halinde alınması zorunlu bir karar olarak değerlendirilecektir. Ödenen ücretin miktarı bakımından yapılan değerlendirmede, ödenen ücretin esasen serbest piyasada kaptanlara ödenen transfer ücreti olduğu, dava dışı ... kaptanlarının diğer şirketlere geçişi için 245.000 USD ödeme yapıldığı belirtilmiş olmakla ödenen ücret bakımından da özen yükümlülüğünün ihlalinden söz edilemeyecektir. Yine, kaptanlara bağlılık primi ödenirken ödemenin faaliyet izni şartına bağlanmadığı belirtilmiş ise de, bu hususun da ticari karar kapsamında değerlendirilmesinin gerektiği, objektif özen yükümlülüğü bakımından, sektör bilirkişisi tarafından da işaret olunan hususlar birlikte değerlendirildiğinde, sözleşmenin kaptan bakımından ağır şartlara bağlanmasının diğer tekliflerin kabulü sonucunu doğurabileceği nazara alınarak özen yükümlüğünün ihlal edilmediği kanaatine ulaşılmıştır. Kendilerine bağlılık primi ödenen kaptanlar dava dışı ...'a transfer olmuşlarsa da ödenen bağlılık primlerinin brüt tutarlarının ...'a yansıtılmasına karar verilmiş olmakla bu sebeple zarar doğduğundan sözetmek de mümkün değildir. 19/11/2019 tarihli yönetim kurulu kararı ile ...''a transfer edilen ve akabinde iş akitleri feshedilen kaptanlara yapılan kıdem tazminatı ödemelerinden ... bünyesinde çalıştıkları sürede ...'ın sorumlu tutulmasının zarara sebebiyet verdiği iddia edilmiş olup, hukuken zorunlu olmamakla birlikte yapılan ödemeler ...'ın malvarlığını azaltıcı nitelikte ise de, ... ve ... şirketlerinin pay sahipliği yapılarının aynı olduğu, davacının da her iki şirkette aynı oranda pay sahibi olduğu, ...ın vergisel gereksinimleri nedeniyle alınan bu karar bakımından da davalı yöneticilerin özen yükümlülüğüne aykırı davrandıklarından söz edilemeyeceği anlaşılmakla zarar iddiasına yönelik olaylar nedeniyle koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilerek aşağıda yazılı olduğu biçimde hüküm kurulmuştur...."gerekçesi ile, '' AÇILAN DAVANIN REDDİNE'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalılar vekilleri katılma yoluyla istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; "...'ın Ambarlı Limanında Römorkaj Hizmeti Verilmesi İçin İdareye Başvuru Yapılmaması Suretiyle Zararın Oluştuğuna İlişkin Değerlendirmeler Bakımından: Yerel Mahkeme tarafından davanın reddine ilişkin verilen kararın gerekçesinde "...'ın Ambarlı Limanında römorkaj hizmeti verilmesi için idareye başvuru yapılması halinde ortaya çıkabilecek riskler değerlendirilmek suretiyle Nemrut ve İzmit limanlarına başvuru yapılması halinde özen yükümlülüğünün ihlalinden bahsetmenin mümkün olmayacağı, şirket yöneticileri tarafından verilen kararın bizatihi sonuçlarına bakmak suretiyle oluşan zarardan sorumlu tutmanın mümkün olmadığı" şeklindeki değerlendirmeler, aşağıda açıklayacağımız nedenlerle objektif olmayıp, yerinde değildir. Şöyle ki: 1.1. Yasal mevzuat değişikliği ve lisans ve hizmet izin başvurularına dair sürece en başından bakıldığında; bütün YK üyelerinin oy birliği ile, değişen yönetmelik koşullarını sağlamak üzere ...'ın römorkörcülük faaliyetini devam ettirmesine, kılavuzluk hizmeti için ... şirketinin kurulmasına ve başvuruların bu iki şirket tarafından yapılmasına karar verildiği, keza son dakikaya kadar bütün pay sahibi liman işletmeleri tarafından bu konuda mutabık kalındığı, 31.12.2018 yürürlük tarihli yönetmeliğin iptali için açılmış olan davaların diğer bir deyişle yasal sürecin varlığına rağmen, son anda İdarenin şifahi uyarısı gerekçe gösterilerek Ambarlı Limanı'nda römorkörcülük başvurusundan vazgeçildiği görülmektedir. Yönetmeliğin ilgili maddesinin bu konuda bir engel yaratmadığı değerlendirmesinden hareketle, sadece kılavuzluk hizmet izni için başvuru yapıldığından, ... açısından kılavuzluk hizmet izni alınamadığı gibi, ... açısından da römorkörcülük hizmet izni için başvuru yapılmadığından izin alınması söz konusu olamamış, böylelikle yıllardır Ambarlı Limanı'nda her iki faaliyet için hizmet veren müvekkilimin de pay sahibi olduğu liman işletmeleri ciddi bir gelir ve prestij kaybı yaşamışlardır. İptal edilen 2018 tarihli Yönetmelik yerine yürürlüğe giren 08.01.2020 tarihli Yönetmelik'te İdarenin şifahi uyarısı olduğu iddia edilen ortaklık yapısının özdeşliğine ilişkin herhangi bir düzenlemenin yer almaması da, davalı tarafın "İdarenin şifahi uyarısı üzerine başvuru yapılmadığı" şeklindeki savunmalarını da çürütür niteliktedir. Kaldı ki yerel mahkemede yapılan yargılama sırasında alınan 27.09.2021 tarihli Bilirkişi Heyeti Raporu'nun "Sektörel Yönden İnceleme ve Değerlendirmeler" başlıklı bölümünde (sayfa-28) yer verildiği üzere; yönetmeliğin 17/4 hükmü İdarenin aynı şirket sayılmak konusundaki şifahi uyarısına gerekçe gösterilemez. Çünkü maddede özetle; "şirket sahipleri ortakları, başka bir kılavuzluk ve römorkörcülük teşkilatında görev alamazlar, bu alanla ilgili ameliye ve işlemler yapamazlar" şeklinde bir düzenlemeye yer verildiği dikkate alındığında, ortak olmanın salt çalışma veya görev alma olarak değerlendirilemeyeceği aşikardır. Mülga yönetmelikte şirket sahiplerinin başka bir şirkette pay sahibi olması değil, görev alması engellenmiştir. Kaldı ki ...'ın başvuru yapmaması, ...'ın başvurusunun olumlu sonuçlanacağına dair bir teminat olmayacağı da açıktır. Diğer yandan Yönetmeliğin ilgili maddesi kanun sistematiği açısından da ciddi sakıncalar içermekte olup, düzenlemenin başında "Kılavuzluk ve Römorkörcülük Teşkilatı" ifadesi ile kendi içerisinde yasakladığı birlikte hizmet verme yasağına aykırı bir ifade kullanılmıştır. Anılan Yönetmeliğin yürürlükten kaldırılmasının nedenlerinden biri, kamu hizmeti niteliğinde olan kılavuzluk ve römorkörcülük faaliyetlerinin özel sektöre devrinin Yönetmelik şeklinde bir düzenleme olarak yapılamayacağına ilişkin normlar hiyerarşisine aykırılık oluşturmasıdır. Nitekim dava dışı ... tarafından Yönetmeliğin bazı maddelerinin iptali için açılan davada yürütmenin durdurulması talebinin reddine itiraz edilmesi üzerine verilen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun YDİ İtiraz 2019/1069 sayılı kararında yönetmeliğin normlar hiyerarşisine aykırılığına değinilmiştir. (EK- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, YDİ İtiraz 2019/1069 sayılı kararı) Özetle, mülga yönetmelik yasal düzenleme olarak bir garabet olarak ortaya çıkmış, ciddi tartışmalara yol açmış ve yürürlükten kaldırılmıştır. Bu noktada, ...'ın şirket yöneticilerinden beklenen özen yükümlülüğü çerçevesinde, Yerel Mahkeme kararının gerekçesinde de belirtildiği üzere verilen kararın bizatihi sonuçlarına bakmak suretiyle bu çerçevede ticari karar vermek olmalıdır. Yönetmeliğin iptali için dava dışı ... adına vekili tarafından açılan davalar dikkate alındığında, ...'ın vekilleri tarafından verilen hukuki tavsiyenin "yönetmeliğin iptalinin istenmesi" şeklinde olduğu ve açılan davalara rağmen başvuruda bulunulmamasının, yargılaması devam eden davalar açısından şirketi hukuksal olarak güçsüz duruma düşürdüğü sonucuna ulaşılmaktadır. Yerel Mahkeme yargılaması sırasında alınan Bilirkişi Kök Raporu'na itiraz dilekçemizin ekinde Sayın Mahkemeye sunulan YK üyesi ... tarafından 24.07.2020 tarihli 2019 yılı Olağan Genel Kurulu'nda, gündemin 6. maddesine ilişkin olarak sunulan muhalefet şerhinde tam da bu hususlar vurgulanmıştır.1.2. 06.12.2021 tarihli Bilirkişi Heyeti Ek Raporu'nda mali yönden inceleme ve değerlendirmelere ilişkin kök rapora itirazlarımıza ilişkin değerlendirme yapılmaması nedeniyle, Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında, hükme esas alınan kök raporda yapılan mali inceleme, tespit ve değerlendirmelerde; "davacı yanın mali açıdan zarar iddialarının, römorkörcülük hizmet belgesi alınmaması nedeniyle mahrum kalınan römorkör gelirleri, kılavuz kaptanlara ödenen bağlılık primleri ve kılavuz kaptanlar için ...'a ödenen tazminat üzerinde yoğunlaştığı" tespitinden yola çıkılmıştır. Mali bilirkişi, raporunun devamında ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerine yer vererek ticari defterlerin birbirini teyit eder nitelikte olduğu ve HMK m.222 uyarınca dava dışı şirket lehine delil niteliği Yerel Mahkemenin takdirine bırakılmıştır. Kök raporun devamında, dava dışı ...'ın son 5 yıllık gelir tabloları ve gelirlerindeki değişimlere yer verilmiştir. Raporda, 2016, 2017, 2018, 2019 ve 2020 yıllarına ilişkin net satışlar ve satışlar içerisindeki römorkör gelirleri incelenmiştir. Mali bilirkişi tarafından raporda yer verilen tablo incelendiğinde; ...' ın römorkör gelirinin 2016 yılından 2019 yılına kadar sürekli artış gösterdiği görülmektedir. 2019 yılındaki düşüşün sebebi ise, Yönetmelik değişikliği nedeniyle Yönetim Kurulu'nun aldığı 21.06.2019 tarihli karar uyarınca, römorkörcülük hizmet izni için Ambarlı Limanı yerine Nemrut ve İzmit körfez sahalarına başvuru yapılmış olmasıdır. Bir kısım YK üyelerinin, dava dışı Şirkete karşı yerine getirmekle yükümlü oldukları özen yükümlülüğüne aykırı olarak almış oldukları bu karar nedeniyle, dava dışı ..., Ambarlı limanında römorkörcülük hizmetinden elde edilen ciddi bir gelirden mahrum bırakılmıştır. Bu durumun en açık ispatı da, 2020 yılının Mart ayından itibaren römorkörcülük hizmeti verilmeye başlayan İskenderun limanından elde edilen gelir ile Ambarlı Limanı'ndan elde edilen gelir arasındaki %50 oranındaki fark ve azalmadır. Ambarlı limanını ticari olarak İskenderun limanına göre daha avantajlı kılan teknik bir takım detaylar da mevcut olup, her iki liman geliri arasındaki farkın anlaşılması açısından kısaca değinmekte fayda görmekteyiz: Ambarlı Limanında servis verilen bölge küçük bir sahayı içermekte olup, römorkörlerin manevraları kısa sürede tamamlanmakta ve böylelikle kısa sürede daha çok manevra yapılabilmesi nedeniyle karlılık artmaktadır. Bir diğer husus ise Ambarlı limanında tek kuruluş tarafından römorkörcülük hizmeti verilmesi nedeniyle tüm gelirin bu kuruluşa kalmasıdır. İskenderun limanında ise servis alanı daha büyük bir sahayı içerdiğinden römorkör manevraları daha uzun sürede gerçekleşmekte ve buna bağlı olarak karlılık azalmaktadır. Diğer husus ise, İskenderun limanında römorkörcülük hizmetinin iki kuruluş tarafından verilmekte oluşu nedeniyle römorkaj gelirinin paylaşılmakta olduğudur. Bilirkişi kök raporunda yer verilen değerlendirmelere dönersek, anılan verilerin karşılaştırılması Ambarlı limanından elde edilen römorkörcülük gelirinin diğer limana oranla yüksekliğini gösterse de, ilgili limana başvurulmamasına ilişkin zarar, salt kendi içinde değerlendirilmelidir. Nitekim bir römorkörcülük kuruluşunun hizmet izni almak üzere Ambarlı ve İskenderun limanlarına başvuruda bulunarak izin alması ve hizmet vermesinde yasal bir engel yoktur. Diğer bir deyişle, İskenderun limanında hizmet izni alınması, Ambarlı limanının kaybedilmesini mazur gösteremez. Yerel Mahkeme hüküm tesis ederken tarafımızdan ileri sürülen ve bilirkişi heyet raporlarında kısmen de olsa yer verilen tüm bu hususları göz ardı etmiştir. 1.3. Yerel Mahkemenin hükme esas aldığı Bilirkişi Ek Heyet Raporu'nda hukukçu Bilirkişi; ...'ın Ambarlı Limanında römorkaj hizmeti vermesi için idareye başvuru yapılmamış olması ile ilgili itirazlarımızın değerlendirilmesi noktasında kök rapordaki değerlendirmelerini tekrar ederek ikili değerlendirme yapıldığını, bu nedenle çelişki bulunmadığını belirtmiştir. Bilirkişinin kök raporda yer verdiği ilk değerlendirme, Birinci Yönetmelik m.17/4 hükmünün bir başka şirkete ortak olmayı değil, bir başka şirkette görev almayı yasakladığını; bu nedenle davalıların söz konusu hükme dayanarak hizmet izni başvurusunda bulunmadıklarını iddia etmelerinin yerinde olmadığına ilişkin olup iddialarımızın haklılığını ispatlar niteliktedir.Bilirkişinin söz konusu düzenlemelerin hukuken farklı şekilde yorumlanabileceğine ilişkin riskleri belirttiği ikinci değerlendirmesi ise yukarıdaki tespitine aykırı olarak YK üyelerinin her iki faaliyet için Ambarlı Limanı'nda başvuru yapmamasının makul görülebileceği gibi bir tespitten ibarettir. Bilirkişinin ek raporda ısrarla belirttiğinin aksine söz konusu ikinci değerlendirme ile ilk değerlendirme arasında ciddi çelişkiler mevcuttur. Yerel Mahkeme tarafından çelişkili raporlara itibar edilmek suretiyle hüküm tesis edilmesi açıkça usul ve yasaya aykırıdır.Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin E. 2020/9308 K. 2021/4685 sayılı ve 29.4.2021 tarihli kararında iki rapor arasındaki çelişkiler giderilmeksizin tesis edilen hükmün bozulmasına karar verilmiştir : "Yukarıda izah edildiği üzere her ne kadar mahkemece raporlar arasındaki çelişki giderilmeye çalışılmış ise de 16.01.2019 tarihli üçüncü rapor kesin kanaat bildirmediğinden ilk iki rapor arasındaki çelişkiyi gidermediği gibi kendi içerisinde de çelişkili ifadeler içerdiğinden hüküm kurmaya elverişli olmayan bu rapora dayalı olarak sonuca gidilmesi doğru değildir.O halde, mahkemece bilirkişi raporundaki çelişkili tespitlerin giderilmesi için yeniden ehil bilirkişilerden oluşacak bir heyetten kuşkudan uzak, Yargıtay denetimine ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığa çözüm getirecek nitelikte bulunmayan rapor hükme esas alınarak yazılı şekilde hüküm tesisi ve borçlunun istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesi'nce esastan reddi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir." Yönetmelikte yer almasa bile başvuru yapıp İdare'den red cevabı almak ve süreci yasal zemine taşımak yerine, hiçbir şekilde başvuru yapılmaması, davalı yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluğu kapsamında değerlendirilmesi gereken bir durumdur, zira hiç başvuru yapılmaması durumunda hizmet izni alınamaması kesin iken, başvuru yapılması durumunda hizmet izni alınması anlamında bir şans doğacağı kesindir. Yönetim kurulu üyelerinin yapması gereken de; Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında belirttiği üzere sübjektif olarak kişisel nitelikleri ve mesleki becerileri dahilinde, objektif olarak tedbirli yönetici davranış modeline göre davranmalarıdır. Yukarıda ayrıntılarıyla izah ettiğimiz üzere şirket menfaatlerini gözeten bir yönetim kurulu üyesi hukuki risklerin farkında olmakla beraber, hizmet izni alınabilmesi ihtimaline karşılık başvuruda bulunmalıdır. Zira YK üyesi ..., alınan Yönetim Kurulu kararlarında, ihdas etmiş olduğu muhalefet şerhleri ile alınan kararların ileride ciddi mağduriyetler doğurabileceğini öngörmüştür. Türk Ticaret Kanunu'nda YK üyelerinin sorumluluğunun düzenlendiği TTK/369 maddesi hüküm gerekçesinde YK üyelerinin sorumluluğuna gidilmesinde uygulanacak kriter şu şekilde tespit edilmiştir:"Tedbirli yönetici ölçüsü, yönetim kurulu üyesinin kurumsal yönetim ilkelerine uygun olarak "işadamı kararı" (business judgement rule) verilebileceğini kabul eder ve riskin bundan doğduğu hallerde üyenin sorumlu tutulmaması esasına dayanır. Genel kabul gören kural uyarınca, duruma uygun araştırmalar yapılıp, ilgililerden bilgiler alınıp yönetim kurulunda karar verilmişse, gelişmeler tamamen aksi yönde olup şirket zarar etmiş olsa bile özensizlikten söz edilemez. Bu kurallar 553 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yer alan hukuk kuralı ile somuta bağlanmıştır. Özen borcunun sözleşme ile ağırlaştırılabileceği şüphesizdir."Amerikan Şirketler Hukuku'ndan doğan "..." (...) prensibi uyarınca Amerikan şirketler hukukunda şirket yöneticilerinin verdiği kararlarda ölçü olarak aşağıda belirtilen koşulların varlığı aranmaktadır:Emredici düzenlemelere aykırı olmamalı,Şirketin amaçlarına uygun ve şirket çıkarları doğrultusunda olmalı,Kanuna uygun bir şekilde yapılan toplantıda alınmalı,Karara katılan üyeler bağımsız ve tarafsız olmalı,İçerik itibarıyla savunulabilir olmalıdır.(Anonim Şirket Yönetim Kurulu, Doç.Dr. Necla Akdağ Güney, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2016, s. 190) Davalılar YK üyelerinin almış olduğu kararların şirket çıkarlarına uygun olmadığı sürecin devamında açık olarak anlaşılmıştır. Devamla, Sayın Başkanlığınız tarafından da takdir edileceği üzere dosyada mevcut kök ve ek bilirkişi heyeti raporlarında yukarıda açıklamaya çalıştığımız itirazlarımız ve dosyaya sunmuş olduğumuz deliller yeterince incelenmemiş, itirazlarımızı değerlendirir nitelikte yeniden rapor alınmamış ve dolayısıyla Yerel Mahkeme tarafından da eksik ve hatalı raporlar esas alınmak suretiyle "...'ın Ambarlı Limanında römorkaj hizmeti verilmesi için idareye başvuru yapmaması, alternatif seçimlere yönelmesi yönetim kurulu üyeleri tarafından objektif özen yükümlülüğüne aykırı görülmemiş ve bu talep yönünden koşulların oluşmadığı neticesine varıldığı" şeklinde haksız ve hukuka aykırı bir karar tesis edilmiştir. Yukarıda açıklamaya çalıştığımız üzere ...'ın Ambarlı Limanında römorkaj hizmeti verilmesi için idareye başvuru yapılmaması suretiyle zararın oluştuğuna ilişkin değerlendirmeler bakımından istinaf nedenlerimizin kabulü ve Yerel Mahkeme kararının kaldırılması gerekmektedir. ... ile Akdedilen 17.07.2019 Tarihli Kira Sözleşmesi Protokolü ve 14.01.2020 Tarihli Kira Sözleşmesine Devam Edilmesi Hakkında Yönetim Kurulu Kararına İlişkin Değerlendirmeler Bakımından: 2.1. Yerel Mahkeme kararının gerekçesinde "Kira sözleşmesi ile şirketin gelir elde etmesi sağlanmakla yöneticilerin özen yükümlülüğüne aykırı davrandıklarından ya da şirketin zararının oluştuğundan söz etmenin mümkün olmadığı" belirtilmektedir. Ambarlı Limanı'nda 20 yıla yakın süre hizmet verilen her iki faaliyetin kaybı nedeniyle Şirket ciddi bir gelir kaybına uğramış ve hizmet izni alınamadığı gibi, ... firması tarafından aynı gerekçeyle Protokol ve kira sözleşmesi feshedilmiştir. Bu noktada başvuru yapmadık, ancak en azından 7 aya yakın bir zaman Protokol'den gelir sağladık, şeklinde bir açıklama ile durumu mazur göstermeye çalışmak, römorkörcülük başvurusu yapılmaması nedeniyle mahrum kalınan gelir düşünüldüğünde, basit bir teselliden öteye gidememektedir. Hal böyle olunca Yerel Mahkemenin kira sözleşmesi ile şirketin gelir elde ettiğinin sağlandığı yönündeki değerlendirmeleri dava konusu olaylara geniş bir perspektiften bakılmadığını ve objektif şekilde hüküm tesis edilemediğini göstermektedir. 2.2. Gerekçenin devamında "Kiralama işleminin şirketin önemli miktarda mal varlığının devrini içerdiği ve bu nedenle TTK'nin 408/1-f maddesi gereğince genel kurulda bu hususta karar alınması gerektiği iddia edilmiş ise de, adı geçen maddede satıştan söz edildiği, kiralama işleminin satış olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı ve bu sebeple genel kurul kararının gerekli olmadığı" değerlendirmelerine yer verilmiştir. Bu noktada öncelikle ... ile akdedilen Protokol ve Kira Sözleşmesi ile sözleşmenin devam edilmesine ilişkin yönetim kurulu kararının hizmet izninin alınmasında olumsuzluk teşkil edecek bir unsur olduğunun altını çizmek gerekir. Bu hususun yasal dayanağı ise başvuru tarihinde yürürlükte olan 31.12.2018 yürürlük tarihli Yönetmeliğin 6/ç bendidir. "Hizmet izni verilmesine ilişkin temel usul ve esaslar" başlıklı 6. Maddede hizmet izni verilecek kuruluşun belirlenmesinde dikkate alınacak unsurlar sayılmış ve ç) bendinde; "Hizmet izni talebinde bulunan kuruluşun personel, ekipman ve mali yeterlikleri" düzenlemesi ile bir hizmet sahasında hizmet izni almak isteyen kuruluşun ekipman yeterliliklerinin de hizmet izni alınması noktasında önemli olduğu belirtilmiştir. Bir kuruluşun etkinliği ve verimliliğini belirleyen unsurlardan biri de alt yapısı ve donanımıdır. Dosyada mevcut bilirkişi raporlarının sektörel inceleme bölümünden anlaşılmaktadır ki; ...'e devredilen unsurlar ekipman bağlamında yüksek önemi haizdir ve hizmet izni alınamamasında olumsuz etkiye sahip olmuştur, bu bakımdan ... yönetim kurulu üyelerinin ...'le olan ilişkinin devamına karar vermeleri onların sorumluluğunu gerektirir niteliktedir. Yine ilgili yönetmeliğin 6.maddesinin e) bendinde "İlgili hizmet sahasında bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce hizmet vermiş olan bir kuruluş varsa bu kuruluşun hizmet verdiği süre zarfındaki etkinliği ve verimliliği ile bölgesel hizmet tecrübesi" düzenlemesiyle aslında Ambarlı Limanı'nda 20 yıla yakın hizmet veren ...'ın verdiği hizmetin kalitesi ve tecrübesi de dikkate alındığında, başvuruda bulunacak kuruluşlara nazaran avantajlı konumda olduğu sonucuna ulaşılabilecektir. Davalı YK üyeleri tarafından alınan kararla, sahip olunan bu önemli alt yapıya, birikim ve tecrübeye rağmen başvuruda bulunulmayarak Şirket ciddi zararlara maruz bırakılmıştır. Bununla da yetinilmemiş, 17.07.2019 tarihli Protokol ile bu alt yapıyı ...'e devredilerek Şirket sonraki başvurular için donanımsız ve güçsüz konuma getirilmiştir. Görüldüğü üzere ... ile akdedilen Protokol ile devredilen unsurlar, sektörde oldukça önem arz eden ve ...'ın kurulması amacına hizmet eden hayati unsurlardır ve yönetmelikle de aranan hususlardır. 2.3. Yerel Mahkeme TTK. m.408/2-f bendinde satıştan söz edildiği, kiralama işleminin satış olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı ve bu sebeple genel kurul kararının gerekli olmadığı gerekçeleriyle hüküm tesis etmiştir. Ancak genel kurul kararı alınmasının zorunlu olduğu önemli miktarda anonim şirket malvarlığına ilişkin işlemler TTK'de sadece toptan satış sözleşmesi olarak hükme bağlanmaktaysa da, Sermaye Piyasa Kanunu'nda devir sözleşmesi, kira sözleşmesi veya ayni hak tesisi niteliğinde olabileceği düzenlenmektedir (m.23/1-b). Ayrıca ikincil düzenlemelerle önemli nitelikte işlemlerin genel kurulun onayına sunulmasını zorunlu kılmaktadır (II-23.1 Tebliği, m.7/1). Böylelikle, halka açık anonim şirketler için sadece mülkiyet hakkının devredildiği haller değil; aynı zamanda malvarlığının tümü veya önemli bir bölümü üzerindeki mülkiyet hakkının korunmasıyla birlikte mülkiyetten doğan kullanma, yararlanma veya tasarruf yetkilerinin kısıtlandığı işlemlerin de genel kurul onayını gerektirdiği hükme bağlanmaktadır.Buna göre halka açık anonim şirketlerde kira sözleşmesi de genel kurulun yetkisindedir. Öğretideki bir görüşe göre, halka açık olmayan anonim şirketlerde de sınırlı ayni hak tesisi ile kullanma ve yararlanma hakkının devrini hedef tutan sözleşmelerin önemli miktarda malvarlığı üzerindeki işlemler olarak değerlendirilmesi ve 408/2-f hükmünün uygulanması gerekir. Nitekim bu işlemler halka açık olmayan şirketler için de pay sahiplerinin korunmasını gerektiren önemli sonuçlar doğurabilir. Bu bakımdan Sermaye Piyasası mevzuatı da dikkate alınarak toptan satış ifadesinin geniş yorumlanması yerinde olacaktır. (..., ...,"Anonim Şirketlerde Önemli Miktarda Malvarlığı Üzerinde İşlemler", Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi, 2019) ... ile akdedilen Protokolün imzalanmasına ilişkin usulüne uygun olarak yapılan bir Yönetim Kurulu toplantı çağrısı da bulunmamaktadır. Nitekim dava dışı ...'a karşı Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/575 E. Sayılı dosyası ile ilgili Yönetim Kurulu kararının yokluğunun, sayın Mahkeme tarafından aksi kanaatte olunması halinde butlanla malul olduğunun tespiti talepli dava açılmış olup, halen derdesttir. Amerikan Şirketler Hukuku'ndan doğan "..." (...) prensibi uyarınca Amerikan şirketler hukukunda şirket yöneticilerinin verdiği kararlarda ölçüt olarak belirtilen koşullar arasında "kararın kanuna uygun bir şekilde yapılan toplantıda alınmış olması" gerektiğinden, yokluğunun aksi kanaatte olunması halinde butlanla malul bir kararın varlığı da YK üyelerinin sorumluluğunu doğuracak niteliktedir. Keza ... ile imzalanan Protokol'ün akdedilmesine karar verilen 17.07.2019 tarihinde yapıldığı söylenen Yönetim Kurulu toplantısı daveti usule aykırıdır. Kaldı ki, gerçekte bir Yönetim Kurulu toplantısı yapılmamış sözde toplantının yapıldığı tarih ve mekanda ... ile biraraya gelinerek Protokol imza altına alınmıştır. Tüm bu nedenlerle Yerel Mahkemenin, "kiralama işleminin TTK m.408/2-f kapsamında değerlendirilemeyeceği ve bu nedenle genel kurul kararının gerekli olmadığı şeklindeki" gerekçesi, dar bir yorumun sonucu olup, davaya geniş bir perspektiften bakılmadığından tesis edilen hüküm de eksik ve hatalı olup, kaldırılması gerekmektedir. Burada dikkat çekilmesi gereken bir başka husus ise, gerek YK gerekse Genel Kurul açısından emredici nitelikte olan Sermayenin (malvarlığının) korunması ilkesi, şirketler hukukunun temel ilkelerinden biri olup, bu ilkenin öncelikli amacı, şirket alacaklılarını korumak, bu kapsamda piyasaya güven telkininde bulunmak ve esas sermayenin güvenilir bir biçimde oluşmasını sağlamaktır. Söz konusu ilke, anonim şirketlerin borçlarından dolayı alacaklılara karşı yalnız malvarlığıyla sorumlu olmasının (sınırlı sorumluluğun) bir sonucudur. Bahsi geçen ilke, sadece alacaklıları değil, aynı zamanda uzun vadeli çıkarları bakımından pay sahiplerini de yakından ilgilendirmektedir. Yerel Mahkemenin gerekçesi bu yönüyle de hatalıdır. 6102 sayılı Kanun, sermayenin korunmasına ilişkin ilkeye aykırı yönetim kurulu kararlarının 391. Madde gereğince butlanla malul olduğunu; aynı ilkeye aykırı kararların TTK 447. Madde gereğince yokluğunu hükme bağlamıştır. Yargı kararları ise 408/2/f maddesini bu meyanda da sorgulamaktadır. Her ne kadar Yerel Mahkeme gerekçesinde ve bilirkişi raporunda bu hususa değinilmemişse de, kiralama ve kaptanların transferinin yangından mal kaçırırcasına gönderilmesi ve başvurunun yapılmamış olması sermayenin korunma ilkesine aykırıdır.Nitekim Yargıtay 11. HD. 04.03.2020 T. E: 111, K: 2366 kararında dava konusu olan önemli miktarda şirket varlığının genel kurul kararı olmaksızın devredildiği iddiası aynı zamanda "sermayenin korunması" ilkesinin ihlal edildiği iddiasını da içermektedir. 6102 sayılı Kanunun 408/2-f maddesi açıkça "Önemli miktarda aktiflerin toptan satılabilmesi için genel kurul kararının" gerekli olduğunu belirtmektedir.Hal böyle iken 408/2f de yer alan önemli miktarda malvarlığı satışındaki ''malvarlığı'' kavramı 6102 sayılı yasa gereğince sermayenin korunması ilkesine göre yorumlanmak zorundadır. Bu sebeple belirttiğimiz üzere ''yangından mal kaçırırcasına'' yönetim kurulu kararlarını alan davalıların 408/2f gereğince genel kurul onayına ihtiyaç duymaları bir zorunluluk olduğu gibi bir an için YK kararı ile yapabilecekleri kabul edilse dahi sermayenin korunma ilkesi gereğince 391. Madde gereğince yok hükmündedir. 2.4. ... ile yapılan Protokol'e cezai şart konulmamış olması nedeniyle şirketin zarara uğradığına ilişkin olarak ise, "Sözleşmede cezai şartın bulunmamasının zararın tazmininin talep edilemeyeceği anlamına gelmeyeceği, nitekim bu hususta İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/411 esas sayılı davanın açıldığının anlaşıldığı" belirtilmektedir. Bu noktada önemle belirtmek gerekir ki; yukarıda ayrıntılarıyla izah edilen izin başvurusunun yapılabilmesi için ... A.Ş’ye devredilmiş taşınır ve taşınmazların iadesine ilişkin bir karar alınması gerekirken kira ilişkisinin devamına karar verilmesi şirketin menfaati ile çatışmaktadır. Bahsi geçen Yönetim Kurulu kararına ilişkin YK üyesi ...'ın muhalefet şerhi mevcut olup, müvekkilim tarafından onay verilmeyen söz konusu protokolün karşı tarafça herhangi bir cezai şart olmaksızın düzenlenmiş olması ve sonrasında feshedilmesi karşısında şirketin kar mahrumiyeti de dahil olmak üzere menfi ve müsbet zararlarının doğması, davalı Yönetim Kurulu üyelerinin basiretsiz hareketinin bir göstergesidir. Tüm bu nedenlerle Yerel Mahkeme tarafından yukarıda bahsedilen birtakım izafi gerekçelerle tesis edilen yönetim kurulu kurulu üyelerinin sorumluluğu bulunmadığına dair hüküm açıkça usule ve hukuka aykırıdır.3.Kaptanlara Yapılan Bağlılık Primi Ödemesine İlişkin Değerlendirmeler Bakımından:3.1. Yerel Mahkeme, mevcut kaptanları şirket bünyesinde tutabilmek amacıyla belli bir ücretin ödenmiş olmasının objektif özen yükümlülüğünün ihlali anlamına gelmeyeceği, alınması zorunlu bir karar olarak değerlendirileceği, ödenen ücretin serbest piyasada kaptanlara ödenen transfer ücreti olması nedeniyle ücretin miktarı bakımından da objektif özen yükümlülüğünün ihlalinden söz edilemeyeceği ve ticari bir karar olduğu gibi gerekçelerle şirketin zarara uğramadığı kanaatine varmıştır. Yerel Mahkemenin kararında belirtmiş olduğu hususlar objektiflik ve dayanaktan yoksun olup, bilirkişi raporlarındaki mevcut hatalı tespitleri tekrar etmekten ileri gidememektedir. Basiretli bir yöneticiden beklenen özen yükümlülüğü çerçevesinde bağlılık primi ödemelerinin, hizmet izni alınmasına bağlanması vb. nitelikte şirket menfaatlerini koruyucu düzenlemelere yer verilmiş olması gerekmektedir. Ancak somut olayda bağlılık primi ödemelerine cezai şart konulmaması şirket menfaatlerinin korunmadığını ispatlamaktadır. Nitekim kök raporda sektör bilirkişisi tarafından bağlılık primi ödemelerine bazı cezai şartların konulmasının tedbirli ve basiretli bir yaklaşım olacağı ifade edilmektedir. Ancak Yerel Mahkeme sektör bilirkişisi tarafından işaret olunan "diğer" işaretleri hükme esas almayı tercih etmiştir. Bilirkişinin ek rapordaki "Gerçekten yönetim kurulu, bünyesinde kalan dört kılavuz kaptanı da başka bir endişeye sevk ederek, diğer kılavuz kaptanlarını yitirdiği gibi yitirmemek adına, ticarette olağan olarak konulması beklenen cezai şartları koymamak metodunu tercih etmiş olabilir." şeklindeki ihtimallere dayanan, objektif olmaktan uzak ve diğer beyanları ile çelişir nitelikteki tespitleri kabul görmüştür. Bu durumda kararın objektif olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Ayrıca Yerel Mahkemenin gerekçesinde bahsedilen "transfer ücreti" ifadesi kök raporda hukukçu bilirkişinin hukuki olmaktan uzak değerlendirmelerinden biridir. Nitekim bağlılık priminin yasal bir dayanağı olmamakla beraber, sektörel işleyişin değerlendirilmesi hukuki bilirkişinin görev kapsamında değildir. Yerel Mahkeme isabetli şekilde sektör bilirkişisi tarafından işaret olunan hususların değerlendirildiğini belirtmesine rağmen, hukukçu bilirkişinin hukuki olmayan değerlendirmelerini hükme esas alması kabul edilemez. Bu husus da kararın ne denli hatalı ve objektiflikten uzak olduğunu göstermektedir.3.2. Yerel Mahkeme, kendilerine bağlılık primi ödenen kaptanlar dava dışı ...'a transfer olmuşlarsa da ödenen bağlılık primi ödemelerinin brüt tutarlarının ...'a yansıtılmasına karar verilmiş, ... ve ... şirketlerinin pay sahipliği yapılarının aynı olduğu, davacının da her iki şirkette aynı oranda pay sahibi olduğu, ...'ın vergisel gereksinimleri nedeniyle alınan bu karar bakımından da davalı yöneticilerin özen yükümlülüğüne aykırı davrandıklarından söz edilemeyeceği şeklinde hüküm tesis etmiştir. Müvekkilimin her iki şirkette pay sahipliğinin olması, Türk Ticaret Kanunu nezdinde ayrı ve farklı tüzel kişilikler olarak görülen şirketlerden birinin uğradığı zararın müvekkilimin dolaylı zararını doğurmayacağı sonucuna ulaşılamaz. Nitekim TTK m.555 hükmünün başlığı "Şirketin Zararı" olup, menfaat sahipleri şirketin zararı için işbu sorumluluk davasını açabilecektir. TTK m.1354 hükmüne göre kenar başlıkları metne dahil olan TTK hükümlerinin de bu şekilde uygulanması gerekmektedir. İşbu sorumluluk davası, şirketin devamı ve şirketin zarara uğramaması amacıyla açılmıştır. Aksi kabul edilse dahi, bilindiği üzere iki şirket de farklı menfaatleri, gelirleri veya hedefleri olan ayrı tüzel kişiliklerdir ve birisinde oluşan zararın diğerinde telafi edildiği savunması yapılamaz, örneğin işbu dava sonucunda şirkete ödenecek olan tutarla şirketin yapacağı yatırım sonucunda daha farklı gelir imkanları oluşabilecektir, sonuç olarak durum sadece pay sahibinin toplam zararı kapsamında düşünülmemeli ve konu daha geniş bir perspektiften ele alınmalıdır. Yukarıda açıklamaya çalıştığımız nedenlerle, Yerel Mahkemenin davanın reddine ilişkin kararı çelişkili bilirkişi raporlarının esas alınarak hatalı değerlendirmeler yapılması ve hukuki dayanaktan yoksun olması nedeniyle haksız ve hukuka aykırıdır. İstinaf nedenlerimizin kabulünü ve Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasını talep ederiz."Şeklinde istinaf sebepleri ileri sürerek,İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI ... VEKİLİ KATILMA YOLUYLA İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; '' Huzurdaki davada, belirsiz alacak davasının şartları mevcut değildir. Bu itibarla, davanın “dava şartı yokluğu” nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, esastan reddi hatalı olmuştur: HMK m. 107/1’e göre; belirsiz alacak davasının ikame edilebilmesi için, iddia edilen alacak miktarının belirsiz olması ve belirlenmesinin imkansız olması veyahut belirlenmesinin alacaklıdan beklenemeyecek derece zor olması gerekir. Bu itibarla davacı, iddia ettiği zararı belirleyebilecek konumda olduğundan belirsiz alacak davasının şartları mevcut değildir. Bunun doğal bir sonucu olarak, huzurdaki sorumluluk davasının dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmekte iken, Yerel Mahkemenin bu hususu hiç tartışmadan, davanın esasına girmesi ve davayı esastan reddetmesi hatalı olmuştur. Huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilebileceği varsayımında, dava dilekçesinde zarar kalemi olarak açıkça belirtilen 5.200.000 TL üzerinden eksik harcın tamamlattırılması gerekmektedir. Yerel Mahkemenin bu usuli lazimeyi yerine getirmeden, davaya devam etmesi de hatalı olmuştur: HMK’nın 107. maddesinden açıkça anlaşıldığı üzere, belirsiz alacak davası açan davacı, dava açarken belirleyebildiği en az miktarı dava dilekçesinde belirtmek zorundadır. Daha doğru bir ifade ile davacının dava dilekçesinde belirtmesi gereken “talep sonucu”, davacının takdirine bağlı biçimde istenildiği kadar gösterilebilecek bir miktar değildir. Dava dilekçesindeki “asgari miktar”, davacının dava açtığı sırada asgari olarak belirleyebildiği bir miktar olmak zorundadır. Örneğin, dava açıldığı sırada davacı, zararının 15.000 TL olduğunu tereddütsüz belirleyebilecek durumda ise bu miktarı asgari miktar olarak talep etmek zorundadır (Prof Dr. Hakan Pekcanıtez, Prof. Dr. Muhammet Özekes, Doç. Dr. Mine Akkan, Doç. Dr. Hülya Taş Korkmaz; Medeni Usul Hukuku, cilt 2 s. 1044). Davacının, dava açarken sırf daha az harç ödemek için belirlediği asgari tutarı daha düşük tutması, hem HMK m. 29/1 hükmünde ifade edilen dürüstlük kuralına aykırıdır, hem de Harçlar Kanunu m. 30’a aykırıdır. Böyle bir durumda Mahkemenin kendiliğinden bu hususu dikkate alması ve eksik harcı tamamlaması için davacıya kesin süre vermesi ve harç tamamlanana kadar başkaca bir işlem yapmaması zorunludur (Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Prof. Dr. Muhammet Özekes, Doç. Dr. Mine Akkan, Doç. Dr. Hülya Taş Korkmaz; Medeni Usul Hukuku, cilt 2 s. 1045). Dava dilekçesinden anlaşıldığı üzere davacı, 18.02.2021 tarihli yönetim kurulu kararının hukuka aykırı olduğunu ve her bir kılavuz pilota ödenen 1.300.000 TL x 4 = 5.200.000 TL oranında şirkete zarar verildiğini iddia etmektedir. Yani, davacının hiçbir zarar iddiasını belirleyemediği bir an için hayal edilse dahi, kılavuz pilotlara ödenen 5.200.000 TL bağlılık primine ilişkin zarar iddiasını ‘tespit’ ettiği son derece açıktır. Zira, davacının iddiasına göre burada zarar kılavuz pilotlara ödenen 5.200.000 TL’dir. Dolayısıyla davacı, en kötü ihtimalde dahi davasını asgari 5.200.000 TL bedel üzerinden açmak zorunda idi. Ne var ki davacı, daha düşük harç yatırmak amacıyla dava değerini 50.000 TL olarak belirlemiştir ki, bu durum yukarıda açıklandığı üzere hem HMK’nın amir hükümlerine hem de Harçlar Kanununa aykırıdır. Bu itibarla, gerek HMK ve gerekse Harçlar Kanununa göre, eksik harcı tamamlaması için davacıya 2 haftalık kesin süre verilmesi gerekmekte iken, Yerel Mahkemenin bu hususu hiç tartışmaması ve harcı tamamlattırmaması hatalı olmuştur. Huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilebileceği varsayımında, Yerel Mahkemenin hükümden önce HMK m. 107/2’yi uygulamaması hatalı olmuştur: TTK m. 557/2 göre, iddia edilen zararın tamamı için ikame edilen sorumluluk davalarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Hal böyle iken, Yerel Mahkemenin taraf teşkilini sağlamaması hatalı olmuştur: Bilindiği üzere, yeni Türk Ticaret Kanunu, önceki kanun dönemindeki müteselsil sorumluluk ilkesinden ayrılmış ve farklılaştırılmış teselsül kuralını benimsemiştir. Buna göre, TTK’nın 557/1. maddesinde, zarara sebebiyet veren her bir yönetim kurulu üyesinin, AYNI ZARAR için kusur oranı ile sınırlı olmak üzere diğer kusurlu yönetim kurulu üyeleri ile müteselsilen sorumlu olduğu belirtilmiştir. Bu maddenin anlamı, davacının kusurlu yönetim kurulu üyelerine sadece kusurları ile sınırlı olmak üzere dava ikame edebileceğidir. Buna karşılık TTK’nın 557/2. maddesi ise, ZARARIN TAMAMI için dava ikame edilmesi halini düzenlemiştir ve bu durumda bütün sorumlulara karşı birlikte dava edilmesi gerektiğini açıklamıştır.Görüldüğü üzere, TTK’nın 557/2. maddesinin gerekçesinde, zararın tamamı için ikame edilen davalarda, zarara sebebiyet veren işlemleri yapanlar bakımından bir çeşit zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu açıklanmıştır. Davacının, hukuka aykırı olduğunu ve şirketi zarara uğrattığını iddia ettiği 24.01.2019 tarihli yönetim kurulu kararında yönetim kurulu üyelerinden ... ve davacı adına görev yapan ...’ın da olumlu oyu bulunmaktadır. Yine, 21.06.2019 tarihli yönetim kurulu kararında yönetim kurulu üyelerinden ...’ın da imzası ve olumlu oyu bulunmaktadır. Keza, davacının hukuka aykırı olduğunu iddia ettiği ve şirketi 5.200.000 TL zarara uğrattığını iddia ettiği 28.02.2019 tarihli yönetim kurulu kararında hem ...’ın ve davacı adına görev yapan ...’ın imzası ve olumlu oyu bulunmaktadır. Bunun yanı sıra davacının ... ile yapılan Protokol’ün devamına karar verilmesi sebebiyle şirketin zarara uğradığını iddia ettiği 24.01.2020 tarihli yönetim kurulu kararında ... ve ...’in de olumlu oyu ve imzası vardır. Ne var ki davacı, ..., ..., ... ve ... aleyhine her ne hikmetse sorumluluk davası ikame etmemiştir.Yani davacı, zararın tamamı için dava açtığı halde, zarara sebebiyet verdiğini iddia ettiği en önemli dört işlemde imzaları ve olumlu oyları bulunan ..., ..., ... ve ... aleyhine dava ikame etmemiştir. Oysa ki, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için söz konusu yönetim kurulu kararlarının hukuka aykırı olduğu ve şirketi zarara uğrattığı varsayımında, bu zarardan ..., ..., ... ve ...’ın da aynı oranda sorumlu oldukları kuşkusuzdur. Öyle ya, onlar da bu kararlara imza atmışlar ve olumlu oy kullanmışlardır. Yukarıda açıklandığı üzere davacı, iddia ettiği zararın tamamı için dava ikame etmiştir. Yani davacı, TTK m. 557/2 uyarınca dava ikame etmiştir. Bu husus, dava dilekçesinin sonuç ve istem kısmından rahatlıkla anlaşılmaktadır. ..., ..., ... ve ...’ın taraf olmadığı bir davada, bunların kusur oranlarının belirlenmesi TTK’nın 557/2. Maddesinde ifadesini bulan, zorunlu dava arkadaşlığı kuralına aykırılık teşkil etmektedir. Bu itibarla, ..., ..., ... ve ...’a karşı dava ikame etmek ve huzurdaki dava ile birleştirilmesini sağlamak üzere davacıya 2 hafta kesin süre verilmesi gerekmekte iken, Yerel Mahkemenin bu hususu hiç tartışmaması da hatalı olmuştur. ''Şeklinde istinaf sebepleri ileri sürerek,İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın bu gerekçe ile reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALILAR ..., ..., ...VEKİLİ KATILMA YOLUYLA İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Huzurdaki dava belirsiz alacak davası olarak ikame edilemeyeceğinden davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi gerekir. Davacı, kurulduğu tarihten bu yana dava dışı ...’ın ortağıdır. Kaldı ki davacı aynı zamanda ... yönetim kurulunda temsil edilmektedir ve ...’ın her türlü iş ve işlemine ve bunların sonuçlarına hem hukuken hem de fiilen en ince noktasına kadar hâkimdir. Davacı da basiretli bir tacir sıfatı ile ticari faaliyeti ile ilgili hususları bilmesi gerektiğinden ve bildiğinden, esasen; söz konusu işlemler sebebiyle ...’a bir zarar verilmiş ise, bu zararın asgari tespit edilebilir miktarını belirleyebilecek konumda olup; salt harçtan ve yargılama giderlerinden kaçınmak ve “ya tutarsa” düşüncesi ile belirsiz alacak davasında keyfi olarak tespit olunan bir asgari miktar belirtmek suretiyle dava açma hakkına haiz değildir. ... şirketi yirmi yılı aşkın süredir Ambarlı bölgesinde kılavuzluk ve römorkörcülük hizmeti vermekte olup, cevap dilekçemizin Maddi Vakıalar kısmında belirttiğimiz üzere ... şirketinin sui generis özelliğinden dolayı da davacının her yıl oluşan kara, bu şirketin bilançolarına ve gelir tablolarına, tüm hukuki muamelelerine ve sonuçlarına ıttıla kesp etmiş olduğu ve eğer iddia ettiği gibi bir zarar var ise, bunu söz konusu belgelerden tespit edebilecek durumda bulunduğu açıktır ve bu davacının yönetimde temsil edilmesinin aksi düşünülemeyecek doğal sonucudur. Öncelikle yukarıdaki nedenlerle ve aşağıda 2. Maddede belirtilen mülahaza ve kurallar tahtında davacı iddia edebileceği zararı bilebilecek ve belirleyebilecek durumda olduğundan, huzurdaki sorumluluk davası belirsiz alacak davası olarak açılamayacağından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın sırf bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerektiğinden Yerel Mahkeme tarafından bu hususta inceleme ve değerlendirme yapılmamış olması hatalıdır. Kabul anlamına gelmemek kaydıyla belirsiz alacak davası açılabileceği bir an düşünülse dahi davacının dava dilekçesinde beyan ettiği 5.200.000 TL tutarındaki zarar kalemi esas alınarak eksik harcın tamamlatılması gerekirdi. HMK m. 107 uyarınca, davacının belirsiz alacak davası açmasının koşulları gerçekleştiğinde, kendisinin tespit edebildiği asgari miktarı dava dilekçesinde belirtmesi ve bu miktarın bilahare tespit olunan tutara yükseltilmek üzere talep sonucu kısmında talep etmesi gerekmektedir. Bu tutara “geçici talep sonucu” dendiği malumdur. Dolayısıyla, belirsiz alacak davası ikame ederken harca esas tutarın davacının serbestçe takdirine tabi bir tutar olmadığı açıktır.Buradaki geçici değer veya miktar, sembolik olarak gösterilen ya da istenildiği kadar gösterilen bir miktar değildir. Dolayısıyla davacı burada tamamen keyfi bir şekilde geçici bir değer belirleyerek belirsiz alacak davası açamaz. Aksine davacı, somut olayın koşul ve özelliklerine göre, tespit edebildiği kadarıyla (ya da ölçüde) alacağının tutarını belirlemek durumundadır. Nitekim, usul hukukunda da geçerli olan dürüstlük kuralı gereğince taraflar dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar (HMK m. 29/1). Dava dosyasından, davacının açıkça sırf eksik harç̧ ödemek ve davanın kaybı halinde doğacak maddi risklerini azaltmak için çok düşük bir asgari talep sonucunun belirtildiği ve bu nedenle dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı anlaşılabiliyorsa hâkim bunu kendiliğinden dikkate alacaktır ve davaya sadece o celse için devam edebilecektir. Bu durumda hâkim davacıya asgari miktarı artırması ve buna bağlı olarak harcın tamamlanması için uygun sü̈re vermelidir. Davacı verilen süre içinde asgari miktarı dürüstlük kuralına uygun olarak artırırsa ve harcı da tamamlarsa davaya devam edilir. Aksi halde dava dosyası işlemden kaldırılır (Harçlar Kanunu m.30 ve 32). Olayımızda dava dışı ...’ın defter ve kayıtlarında yapılan inceleme sonucunda 27.09.2021 tarihli bilirkişi raporunda “mali inceleme sonuçları” bölümünde davacının zarar iddialarının tamamı kalem kalem tartışılmış ve açıklanmıştır. Bu durumda yargılama esnasında davacının zarar talepleri ile belirleme yapılmış ve davacı da bu kalemlere tüm detayıyla yukarıda 1nci maddede açıkladığımız vasfı ile sonuna kadar hâkim olduğundan, varsa, iddia edeceği zararı belirleyebilecek duruma gelmiştir. Bu şartlar dairesinde HMK 107/2 maddesi gereğinde davacıya iki haftalık kesin süre verilerek dava değerini belirlemesi istenmeli ve bu değer üzerinden bir karar verilmeliydi. Aksine dava dilekçesinde belirtilen dava değeri üzerinden karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. TTK 557/2 maddesine göre zararın tamamı için ikame edilen sorumluluk davalarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmasına rağmen taraf teşkili sağlanmadan karar verilmiştir.6102 sayılı TTK 557/2’nci maddesi ile “farklılaştırılmış teselsül” kuralını benimsediğinden dava konusu edilen yönetim kurulu kararlarında imzası bulunan ve yönetim kurulu üyesi olan kişilerin tamamı hakkında işbu davanın ikame edilmesi gerekmektedir. Yönetim kurulu üyeleri arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmasına rağmen davacı tarafından sadece ve özellikle davalılar seçilerek yönetim kurulu üyelerinin bazıları hakkında dava açmasını hukuken kabul etmenin olanağı yoktur ve bu şekilde dava ikame edilmesi TTK 557/2. madde hükmüne tamamen aykırıdır. Yerel Mahkeme’nin 09.06.2021 tarihli ön inceleme duruşmasının 3 no.lu ara kararında; “Davalı tarafça diğer yönetim kurulu üyelerine karşı dava açmak ve işbu dosya ile birleştirilmesi için davacı tarafa süre verilmesi talep edilmiş ise de sorumluluk davasının yönetim kurulu üyelerinin tamamı ya da bir kısmı hasım gösterilmek suretiyle açılmasının mümkün olduğu, işbu talebin TTK m.557/3 gereğince açılabilecek rücu davasında ileri sürülebileceği hususu nazara alınarak bu yöndeki itirazların reddine” dair hatalı olarak karar verilmiştir.Davaya cevap dilekçemizde de itiraz ve ifade edildiği üzere; TTK 557/1nci maddesine göre zarara birden fazla kişi neden olmuşsa bu kişiler kusurları oranında sorumludurlar ve bu kişilere karşı kusurları oranında dava açılabilir. TTK 557/2. maddeye göre davacı iddia ettiği zararın tamamını talep edecek ise (ki huzurdaki davada davacının talebi TTK 557/2’nci maddeye dayanmaktadır ve dilekçesinin talep ve sonuç kısmından bu husus çok açık şekilde bellidir), o takdirde davacı tüm sorumlulara karşı dava ikame etmek zorundadır. Zira sorumlu olduğu belirtilen kişiler zararın tamamı için müteselsil sorumlu olmadıklarından, davanın hepsine karşı yöneltilmesi gerekir. Davacı anılan kararların alındığı tarihlerde görevde olan ve kararda imzası bulunan diğer yönetim kurulu üyeleri ..., ..., ... ve ...’e karşı bu davayı ikame ederek husumet tevcih etmemiştir.2 Ayrıca, davacı, 2019 yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısının yapıldığı 24.07.2020 tarihinde, ibra etmediği yönetim kurulu üyelerinin tamamına karşı da bu davayı ikame etmeyerek hangi sebeple olduğunu bilemediğimiz bir biçimde ve dürüstlük kuralına aykırı olarak ayırımcılık yapılmıştır. Bu itibarla, kabul anlamına gelmemek ihtirazi kaydıyla, bir an için davacının ileri sürdüğü yönetim kurulu işlemlerinin ve kararlarının hukuka aykırı olduğu ve şirketi zarara uğrattığı varsayımında, bu zarardan söz konusu işlemde ve kararda imzası ve olumlu oyu bulunan yönetim kurulu üyelerinin de sorumlu olacağı şüphesizdir. Ne var ki yönetim kurulu üyelerinden ..., ..., ... ve ... da yukarıda belirtilen kararlara imza atıp olumlu oy kullanmış olmalarına rağmen bu kişiler davaya taraf olmadıklarında TTK 557/2 anlamında zorunlu dava arkadaşlığı kuralına aykırılık oluşmaktadır. Sonuç olarak ..., ..., ... ve ...’e karşı dava ikame edilmesi ve işbu dava ile birleştirilmesi için davacıya 2 hafta kesin süre verilmesi gerekirken Sayın Mahkemenin bu konuyu hiç ele almamış olması usul ve yasaya aykırıdır. '' Şeklinde istinaf sebepleri ileri sürerek, İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın bu gerekçe ile reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI ... VEKİLİ KATILMA YOLUYLA İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; ''Huzurdaki Dava Belirsiz Alacak Davası Olarak İkame Edilemeyeceğinden Davanın Öncelikle Dava Şartı Yokluğu Nedeniyle Usulden Reddi Gerekmekteydi. Çok açık yasal dayanaklarıyla ifade etmek gerekirse, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ("HMK") m. 107/1 hükmü uyarınca "Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir." düzenlemesine yer verilmiştir. İlgili hükümden de açıkça görüleceği üzere belirsiz alacak davasının açılabilmesi için ya talep sonucunun belirlenmesinin imkânsız olması ya da bunun davacıdan beklenemeyecek olması gerekir. Ancak derdest davada bu iki şart da gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla davanın en başta, esasa girilmeden önce belirsiz alacak davası olarak açılamayacağından bahisle reddi gerekmekteyken işin esasına girilmesi hatalı olmuştur. Belirsiz Alacak Davası Bakımından Aksi Kabulde Olunması Durumunda Harcın Tamamlattırılması Gerekmekteydi. Yerel Mahkeme belirsiz alacak davası itirazımızın kabul edilmediği durumda, Davacıya en azından dava dilekçesinde açıkça belirlediğini ikrar ettiği değer üzerinden harcın tamamlattırılması gerekmekteydi fakat mahkemece bu husus da göz ardı edilmiştir. Zira Davacı dava dilekçesinde açıkça, Şirket bünyesinde kalan 4 kılavuz kaptanın her birine 1.300.000 TL bağlılık primi ödenmesine ilişkin verilen 28 Şubat 2019 tarihli yönetim kurulu kararının hukuka aykırı olduğu iddia etmekte ve bu ödemenin ...a zarar verdiği ileri sürmektedir. Dolayısıyla Davacı açıkça iddia ettiği zararın 5.200.000 TLlik kısmını belirleyebildiğini kabul etmektedir. Hal böyle olunca da harca esas alınması gereken değer en azından 5.200.000 TL olmalıydı. Nitekim belirsiz alacak davası davacının keyfi bir değer üzerinden harca esas değeri belirlemesi anlamına gelmediği gibi bu açıkça hakkın kötüye kullanımı olarak nitelendirilmelidir. Taraf Teşkili Sağlanmadan Yargılamaya Devam Edilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu farklılaştırılmış teselsül esasına dayanmaktadır. Sayın Yüksek Mahkemenin malumu olacağı üzere farklılaştırılmış teselsül, aynı zararın meydana gelmesine sebebiyet veren yönetim kurulu üyelerinden her birinin, bahse konu zarardan kusurları ile orantılı olarak diğer yönetim kurulu üyeleri ile birlikte müteselsilen sorumlu olmasını ifade eder. TTKnın 557/1. maddesine göre, zarara kimler sebebiyet verdiyse, Davacı tarafından o kişiler aleyhine sorumluluk davası açılabilir. Aynı zarara birden fazla kişi sebebiyet verdiyse, söz konusu kişiler kusurları oranında diğer yönetim kurulu üyeleri ile birlikte sorumlu olurlar. Ancak davacı davasını ikame ederken bu kusur durumunu bilemez ve zararın tamamı için tüm yönetim kurulu üyelerini birlikte dava eder ve mahkeme yönetim kurulu üyelerinin kusuruna göre zararın tazminine karar verir.Dolayısıyla zararın meydana geldiği iddia edilen bir olayda davacı, zararın tamamını talep edecek ise davayı tüm yönetim kurulu üyelerine karşı birlikte ikame etmek zorundadır. Nitekim TTKnın 557/2. maddesi de "davacı birden çok sorumlu kişiyi zararın tamamı için birlikte dava edebilir ve hakimin aynı davada her bir davalının tazminat borcunu belirlemesini isteyebilir" hükmü ile birlikte dava açma zorunluluğuna işaret etmektedir. Gerçekten de zararın tamamının talep edildiği sorumluluk davalarında tüm yönetim kurulu üyeleri arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu maddenin gerekçesinde de vurgulanmıştır.Görüldüğü üzere, TTKnın 557/2. maddesinin gerekçesinde, somut olaydaki gibi zararın tamamı için ikame edilen davalarda, zarara sebebiyet veren işlemleri gerçekleştiren yönetim kurulu üyeleri "tek davalı" olarak kabul edilmekte bu bağlamda üyeler arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır.Davacının temsilcisi ... ile diğer bir pay sahibinin adayları, ... ve ... de Davacının şirketin zararına yol açtığını iddia ettiği kararlarda olumlu oy kullanmışlardır.Bu nedenle anılan kişilerin de davaya dahlinin sağlanması noktasında Davacıya süre verilmesi mahkemeden talep edilmiş ve fakat mahkemece bu talebimiz usule aykırı olarak reddedilmiştir. Hal böyleyken de, ..., ..., ... ve ...e karşı dava ikame edilmesi ve işbu dava ile birleştirilmesi için davacıya 2 hafta kesin süre verilmesi gerekirken Sayın Mahkemenin bu konuyu hiç ele almamış olması usul ve yasaya aykırı olmuştur. ''Şeklinde istinaf sebepleri ileri sürerek, İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın bu gerekçe ile reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, 6102 sayılı TTK'nın 553 ve devamı maddeleri uyarınca uyarınca şirket yöneticisinin sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili ve davalılar vekilleri de katılma yoluyla istinaf kanun yoluna başvurmuşlardır.Davacı vekilinin istinaf sebepleri incelendiğinde,Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin ...’da pay sahibi olduğunu, 24/07/2020 tarihli toplantıda yönetim kurulu üyelerinin ibrasının görüşüldüğünü, müvekkili şirketi temsilen toplantıya katılan ... tarafından bu maddeye muhalefet şerhi koyduklarını, ibra etmediklerini, yönetim kurulunun 21/06/2019 tarihli yönetim kurulunda birtakım yönetmelik maddeleri gerekçe gösterilerek Nemrut ve İzmir Körfez sahaları için başvuru kararı aldıklarını, ...’ın 20 yılı aşkın süredir römorkorculuk faaliyeti yaptığı Ambarlı Limanına başvuru yapılmadığını, şirket lehine olan bu hususun gözardı edilerek şirketin Ambarlı Limanında faaliyet yapabilme imkanının ortadan kaldırıldığını, sundukları muhalefet şerhinde yönetmelik hükümlerinin başvuruya engel teşkil etmediğini belirttiklerini, yönetim kurulunun belirtilen limanlar için izin alınamadığını, şirketin faaliyet konusunu gerçekleştirememesi nedeniyle zarara uğratıldığını, yine geçerli ve hukuka uygun yönetim kurulu kararı olmamasına rağmen Ambarlı Liman sahası için kılavuzluk hizmeti alan ... şirketi ile protokol imzalandığını, bahsi geçen protokol ile ...’a kiralanan her tür alt yapının ... şirketine devredildiğini, ...’a geçişi yapılan pilotların bu firmaya nakli ile birçok haktan feragat edildiğini, 4 adet pilotun her biri için 1.300.000 TL bağlılık primi ödendiğini ve toplamda 12 pilotun geçişinin yapıldığını, 19/11/2019 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan 3 No’lu kararda istihdam edilen kılavuz kaptanlara yapılan tazminat ödemelerinin ...’da çalıştıkları süreye denk gelen kısmının ...’a ödeneceği hususunun belirtildiğini, şirketin doğrudan ve dolaylı zarara uğradığını, protokolün 21/02/2020 tarihli ihtarname ile ... tarafından feshedildiğini, şirketin bahsi geçen kararlar nedeniyle faaliyetini gerçekleştiremediği gibi bu protokole dayanarak yapılan yaptırımların maliyetine katlanmak zorunda bırakıldığını, ... ile ... arasındaki 17/07/2019 tarihli protokol ile ofis, gözcü istasyonu ve kılavuz kaptan odalarına ilişkin kira ilişkisinin devamına karar verildiğini, izin başvurusunun yapılması için ...’e devredilmiş taşınır ve taşınmazların iadesine ilişkin karar alınması gerekirken kira ilişkisinin devamına karar verilmesinin şirket menfaatlerine aykırı olduğunu, protokolün cezai şart içermeksizin düzenlenmesi ve feshedilmesi ile şirketin kar mahrumiyeti olmak üzere menfi ve müspet zararlarının doğduğunu, ... AŞ’nin ihale yeterliliğine sahip değil iken, bir gün içinde ihale yeterliliğine sahip olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin kendilerine verilen görevleri yerine getirirken ve yetkileri kullanırken tedbirli bir yönetici özeniyle hareket etmesinin gerektiğini, sorumluluklarının kusura dayandığını, üyelerin her somut karar ve fiil için kendilerinden beklenen özen yükümlülüğünü yerine getirdiklerini kanıtlamaları durumunda sorumluluktan kurtulacaklarını, ispat yükünün davalı tarafta olduğunu belirterek davalıların özen ve bağlılık yükümlülüğü ile dürüstlük kurallarına aykırı davranarak müvekkilinin pay sahibi olduğu ... şirketine vermiş olduğu menfi ve müspet zararların ve zarar miktarının tespitiyle davalıdan talep edebileceği alacağın miktarının tespitiyle, alacak miktarının belirlenmesine, davalıların müteselsilen 50000 TL maddi tazminatı fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere ticari faiziyle birlikte ...’a ödemelerine, verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı taraf ise, usuli ve esasa ilişkin itirazlarını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.Mahkemece taraf delilleri toplanmış, bilirkişi heyetinden kök ve ek rapor alınmak suretiyle istinafa konu karar verilmiştir. Dosya kapsamından; Davalıların yönetim kurulu üyesi olduğu dava dışı ... Ticaret A.Ş. (...), Ambarlı limanında pilotaj ve römorkaj hizmeti vermek amacıyla 4 Temmuz 1997 tarihinde kurulduğu anlaşılmıştır.Şirket'in pay sahiplerine 6102 sayılı TTK. 360 madde uyarınca yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınmış olup buna göre; Şirket yönetim kuruluna seçilecek üyelerden ikisi A grubu pay sahipleri tarafından gösterilen adaylar arasından, diğer 5 üye ise B, C, D, E ve F grubu pay sahiplerinin gösterdiği adaylar arasından seçilmektedir. Bu kapsamda pay grupları imtiyazlı kılınmıştır. Şirket'in toplam 30.000 payı üzerinde ortakların hisse oranları ve TTK m. 360 uyarınca yönetim kurulu üyeler ise şu şekildedir: ... A.Ş. 7200 adet paya sahip olup A grubu pay sahibi olduğu, bu şirketi temsilen yönetim kurulu üyesinin 15 Şubat 2019 tarihine kadar ...; 15 Şubat 2019 tarihinden itibaren ..., 11 Kasım 2019 tarihine kadar ...; 10 Aralık 2019 tarihinden itibaren ise ...'ün yönetim kurulu üyesi olduğu, ... San. ve Tic. A.Ş. 4.800 paya sahip olup B grubu pay sahibi olduğu, bu şirketi temsilen yönetim kurulu üyesinin 19 Kasım 2019 tarihine kadar ..., 19 Kasım 2019 tarihinden itibaren ise ...'in yönetim kurulu üyesi olduğu, ... İşletmeleri A.Ş. 5.100 adet paya sahip olup C grubu pay sahibi olduğu, bu şirketi temsilen yönetim kurulu üyesinin ... olduğu, ... San. ve Tic. A.Ş. 5.700 paya sahip olup D grubu pay sahibi olduğu, bu şirketi temsilen yönetim kurulu üyesinin 28 Şubat 2020 tarihine kadar ...; 28 Şubat 2020 tarihinden itibaren ... olduğu, ... San.ve Tic, A.Ş. 4.200 paya sahip olup E grubu pay sahibi olduğu, bu şirketi temsilen yönetim kurulu üyesinin 19 Mart 2019 tarihine kadar ..., 19 Mart 2019 tarihinden itibaren ... olduğu, ... İşl. A.Ş. 3.000 paya sahip olup F grubu pay sahibi olduğu, bu şirketi temsilen yönetim kurulu üyesinin 19 Mart 2019 tarihine kadar ..., 19 Mart 2019 tarihinden itibaren ... olduğu anlaşılmıştır. 31 Aralık 2018 tarihinde Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından hazırlanan Kılavuzluk ve Römorkörcülük Hizmetleri Yönetmeliği'nin “Hizmet sahası sınırları ve teşkilat sayısı” kenar başlıklı m. 11/2 hükmü uyarınca bir hizmet sahası içerisinde aynı şirketin hem kılavuzluk hem de römorkörcülük hizmeti vermesi yasaklanmıştır. Anıları düzenleme uyarınca Ambarlı'da her iki hizmeti de veren ...'ın Ambarlı limanı bakımından kılavuzluk ya da römorkaj hizmetinden birini seçmesi mevzuat kapsamında zorunlu hale geldiği, şirket yönetim kurulu üyelerinin Birincil Yönetmelik neticesinde ortaya çıkan bu durumu değerlendirmeleri için pay sahiplerini haberdar ettiği, pay sahipleriyle yapılan görüşmeler neticesinde yönetim kurulu üyeleri, 24 Ocak 2019 tarihli toplantıda, ...'ın sadece römorkörcülük hizmeti sunacak bir teşkilat olarak yapılandırılmasına, kılavuzluk hizmeti sunacak teşkilat için ise pay sahiplerince kurulacak yeni şirkete yönelik çalışma yapılmasına karar vermişlerdir. Bu karara davacı ... temsilen katılan yönetim kurulu üyesi (...) da olumlu oy verdiği anlaşılmıştır. Akabinde ... pay sahipleri tarafından ...'da kılavuzluk hizmeti verilmesi için 18 Şubat 2019 tarihinde ...'la aynı ortaklık yapısında ... Anonim Şirketi (... ) kurulmuştur. Dava dışı ...'ın toplam 5.000 paydan oluşan hisse yapısı; ... Yatırımları A.Ş. 1.200 pay, ... San. ve Tic. A.Ş. 800 pay, ... A.Ş. 850 pay, ... San. ve Tic. A.Ş. 1650 pay, ... Gemi İşl. A.Ş. ise| 500 pay sahibi olduğu anlaşılmıştır. Görüleceği üzere ... pay sahiplerinin hedefi, Birinci Yönetmelik kapsamında ... ile kılavuzluk hizmet iznini; ... ile römorkaj hizmat iznini alarak, 20 yılı aşkın süredir verilen hizmetlerine devam etmek olduğu anlaşılmıştır. Dava dışı ... kurulduktarı sonra, ...'ın Ambarlı'da kılavuzluk faaliyet lisansı alması için 18 Şubat 2019 tarihli yönetim kurulu toplantısında, ... tüm yönetim kurulu üyelerinin olumlu oylarıyla ...'a ait kılavuz botların ...'a satılmasına karar verilmiştir.Bu süreçte, kılavuz kaptanların kılavuz teşkilatları iş akitlerinin devri/kılavuz kaptanların teşkilatlar arası geçişi yasakken 13 Şubat 2019 tarihli bir genelgeyle kılavuz teşkilatları arasında kılavuz kaptan geçişine ilişkin yasak kaldırılmıştır.Bu gelişme akabinde ...'tan ... kadrosuna da geçen kılavuz kaptanlardan 8 tanesi İştifa etmiş ve daha sonra başka bir şirkete geçtikleri, elde kalan kılavuz kaptanların mevcut hizmeti vermeye devam etmesi ve stajyerleri eğitmeleri için 28 Şubat 2019 tarihli yönetim kurulu toplantısında 4 kılavuz kaptana ... tarafından İstifa eden kılavuz kaptanları transfer eden şirket tarafından ödenen transfer ücreti tutarında bağlılık primi ödenmesine karar verilmiştir. Bahse konu karar da Şirket'te oybirliği ile alınmıştır. Yaşanan bu gelişmeler akabinde ... ve ... faaliyet lisanslarını almak için gerekli başvuruları yaptıkları, başvuru sürecinde kardeş şirket ... yönetimi Ambarlı'da kılavuzluk hizmeti ifası için geçici faaliyet iznine başvurmuş, idare de ...'a geçici faaliyet iznini verdiği anlaşılmıştır. Bu arada idare tarafından 2019/4 sayılı Genelge yayınlanmış, bölgesel ve tekil hizmet sahaları açıklanmıştır. Bu genelge ile römorkörcülük hizmeti bölgeleri içerisinde Ambarlı ve Gemlik hizmet sahası için sadece 1 firmaya yetki verileceği, buna karşılık İzmit, Nemrut ve İskenderun bölgeleri için 2 firmaya yetki verileceği hususu düzenlenmiştir. Öte yandan ... yönetim kurulu üyeleri gerek Birinci Yönetmelik'in ilgili maddeleri gerekse 2019/4 sayılı Genelge'nin iptali için davalar açtıkları anlaşılmıştır. Hali hazırda faaliyet izni onaylanan ve Ambarlı'da da geçici hizmet izni almış olan ... yönetimi ise Ambarlı için kılavuzluk hizmet sunma başvurusunu yaptığı, dava dışı ...'ın 21 Haziran 2019 Tarihinde yapılan yönetim kurulu toplantısında römorkaj için 2 şirket görevlendirileceği açıklanan İZMİT VE NEMRUT KÖRFEZİNE başvuru yapılması yönünde yönetim kurulu kararı alındığı, 21 Haziran 2019 tarihli yönetim kurulu kararında ..., yukarıda yer verilen Yönetmelik m. 11/2 ve m. 17/4 hükümlerini dikkate alarak yani ...'ın hali hazırda Ambarlı hizmet sahasına kılavuzluk hizmeti için başvuru yaptığını gözeterek herhangi bir sorun yaşanmaması adına Ambarlı liman sahasına başvurulmadığına yönelik şerh düştüğü, davacı pay sahibi şirketin ... yönetim kurulu adayı ...'ın ise, Nemrut ve İzmit Körfezleri için ... yönetim kurulunda alınan karara muhalefet ettiği anlaşılmıştır. Hem römorkaj hem de pilotaj hizmetleri için hizmet izni başvuru süreçleri tamamlandıktan sonra idare tarafından yetkilendirmelerin açıklandığı, 27 Haziran 2019 tarihinde açıklanan römorkaj hizmeti izin başvurular sonucunda idarenin, Nemrut ve İzmit Körfezinde başka şirketlere yetki verdiği, yani ...'a hizmet izni vermediği anlaşılmıştır. Bu arada, Ambarlı'da kılavuzluk hizmeti için yetkilendirilen ... firmasının ...'a protokol yapma teklifinde bulunduğu, bu kapsamda ... ile protokol şartlarının görüşülmesi için ...'taki tüm yönetim kurulu üyelerinin katılımıyla yürütülen görüşmeler neticesinde 17 Temmuz 2019 tarihinde davacı şirketin yönetim kurulu üye adayı ...'ın (ve ...'yı temsilen katıları ... Liman Müdürü ...'nın) toplantıdan ayrılmaları sonucu toplantıda gerekli nisap sağlanarak karar alınmış ve bu doğrultuda ... ile bir Protokol akdedildiği anlaşılmıştır. Tüm bu gelişmelerden sonra 31 Aralık 2018 tarihli Birinci Yönetmelik ise idarenin 08 Ocak 2020 tarihli yönetmeliği (İkinci Yönetmelik) yayınlamasıyla ilga edildiği, ikinci Yönetmelik'le birlikte, kılavuzluk ve römorkörcülük teşkilatında şirket sahipleri, ortakları veya şirketi yönetmeye yetkili olanların başka bir kılavuzluk ve römorkörcülük teşkilatında görev alamayacağı ve bu alanla ilgili ameliye iş ve işlemler yapamayacaklarına ilişkin yasaklama getiren m. 17/4 hükmü kaldırılmıştır. İkinci Yönetmelik kapsamında ...'ın, 14 Ocak 2020 tarihli bir yönetim kurulu toplantısında A sınıfı römorkörcülük faaliyet lisansı için başvuru yapılmasına karar verildiği, aynı toplartıda ... ile akdedilmiş bulunan kira sözleşmesinin devamına ilişkin karar aldığı, davacının yönetim kurulu üyesi bulunan ...'ın ise bu toplantıda alınan kararın sadece Protokol'ün devamına muhalefet etmiştir. Karar akabinde ...'ın 14 Ocak 2020 tarihinde İdare'ye römorkörcülük faaliyet lisansı için başvuru yapmış ve söz konusu lisansı 3 Şubat 2020 tarihinde aldığı, bu lisansa dayanarak da İkinci Yönetmelik çerçevesinde 17 Şubat 2020 tarihli yönetim kurulu kararı ile sırayla Ambarlı Limanı, Nemrut Körfezi, İskenderun Körfezi ve Gemlik Körfezi için römorkörcülük hizmet izni başvuru yapma kararı aldığı, bu kararın da yönetim kurulu üyelerinin tamamının oybirliği ile alındığı anlaşılmıştır. Yapılan başvuru üzerine İdarece, 20 Şubat 2020 tarihinde ...'a İskenderun Körfezi için römorkörcülük faaliyeti yetkisi verilmiştir. Bu arada ... Firmasının keşide ettiği ihtarnameyle Protokol'ü İkinci Yönetmelik'in çıkması nedeniyle geçersiz olduğundan bahisle feshettiği anlaşılmıştır. Davacı taraf, yaşanan bu süreçte davalıların özen ve bağlılık yükümlülükleri ile dürüstlük kurallarına aykırı davranarak pay sahibi olduğu ... şirketine vermiş oldukları menfi ve müspet zararların tazminini talep etmiştir.Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu ile amaçlanan; zarar verene isnat edilebilecek ve onun hukuk düzenince onaylanmayan bir davranışından kaynaklanan zararın giderilmesidir. Sorumluluğu düzenleyen 6102 sayılı TTK'nun 553.maddesi hükmüne göre kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Hukuk sistemi Anonim Şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu halinde de her türlü zarara tazminat sonucunu bağlamamaktadır. Yönetim kurulu üyelerinin Türk Ticaret Kanununa istinaden hukuki sorumluluklarına hükmedilebilmesi; zarar, hukuka aykırılık, kusur, illiyet bağı koşullarının gerçekleşmesine bağlıdır.6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 553. maddesinin 1'inci fıkrası (Ek ibare: 26/06/2012-6335 S.K./28.md.); ''Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar,'' şeklinde olup, kusurluluk bir karine olmaktan çıkmış ve yönetim kurulu üyeliklerinde görev alanların kusurlu oldukları ispat edilmedikçe sorumlu olmadıkları düzenlenmiştir. HMK'nın 146. maddesine göre hakim delillerden davanın yeterince aydınlandığı kanaatine varırsa tahkikatı bitirebilir. Bu hükümle birlikte yukarıdaki tesbitler ve ilk derece mahkemesince gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu da gözetildiğinde; mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davacı vekilinin eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporu ile karar verildiğine yönelik istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında verilen beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporda ve mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu iddiaların değerlendirildiği, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, açıklanan nedenlerle mahkemece davacının davasını ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, aksi yöndeki davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davalılar vekillerinin istinaf sebepleri incelendiğinde; Davalılar vekillerinin istinaf sebebi olarak ileri sürdükleri eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı ve tüm yönetim kurulu üyelerine husumetin yöneltilmesi gerektiği, TTK. 557/2 Madde uyarınca zorunlu dava arkadaşlığı olduğu yönündeki istinaf sebeplerini cevap dilekçelerinde de ileri sürdükleri, mahkemece 09/06/2021 tarihli duruşmanın 3 nolu ara kararı ile; Davalı tarafça diğer yönetim kurulu üyelerine karşı dava açmak ve işbu dosya ile birleştirilmesi için davacı tarafa süre verilmesi talep edilmiş ise de, sorumluluk davasının yönetim kurulu üyelerinin tamamı ya da bir kısmı hasım gösterilmek suretiyle açılmasının mümkün olduğu, işbu talebin TTK m.557/3 gereğince açılabilecek rücu davasında ileri sürülebileceği hususu nazara alınarak bu yöndeki itirazların reddine, 4 nolu ara kararı ile de; Sorumluluk davalarının belirsiz alacak davası olarak, menfi ve müspet zararların tazmini amaçlı olarak açılmasına engel bir durum bulunmadığı anlaşılmakla davalı tarafın bu hususlara yönelik itirazlarının reddine, karar verildiği, verilen karar usul ve yasaya uygun olduğundan istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı; kamu düzenine aykırılık da mevcut olmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin ve davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı ve davalıların istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı ve davalılar tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı ve davalılar tarafından ayrı ayrı peşin olarak yatırılan 80,70'er TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70'er TL'nin davacı ve davalılardan ayrı ayrı tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı ve davalılar üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 13/03/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.