T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1740 Esas
KARAR NO: 2025/423 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2021/257 Esas - 2022/520 Karar
TARİHİ: 23/06/2022
DAVA:Alacak (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan Sebepsiz İktisab Nedeniyle)
KARAR TARİHİ: 13/03/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı müvekkilin davalı ...a ait olan, ... plaka sayılı ticari otosunu yaklaşık 5 yıl süre ile kiracı olarak kullandığını, daha sonra davalı bu ticari plakayı satmaya karar verdiğini ve daha sonra da müvekkile yeni bir plaka almayı teklif ettiğini, müvekkilin alınacak ticari plakanın 1/3'üne ortak olacak şekilde anlaştıklarını ve buna karşılık gelen 450.000-TL'yi müvekkil elden davalı tarafa verdiğini, davalı tarafta huzurdaki davaya konu senedi müvekkile verdiğini, davalının söz konusu parayı almasına rağmen anlaşmaya uymaması ve plaka alımı konusunda herhangibir girişimde bulunmaması üzerine söz konusu senet İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile takibe girişildiğini, davalı yan senetteki imzanın bizzat kendisine ait olmasına rağmen senet altındaki imzaya haksız olarak itiraz ettiğini ve söz konusu itiraz neticesinde alınan son derece hatalı bir rapor ile İstanbul 10. İcra Hukuk Mahkemesinin 2015/458 Esas sayılı dosyasında davanın kabulü ile takibin durdurulmasına karar verildiğini ve söz konusu karar kanun yollarından geçerek kesinleştiğini, bu esnada yani davalı hakkında icra takibi başlamasına müteakip davalı yan, söz konusu senetteki imza kendisine ait olmasına ve bunu bilmesine rağmen kötü niyetli bir biçimde İstanbul 45. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/378 Esas sayılı dosyası ile resmi belgede sahtecilik suçundan kamu davası açıldığını, söz konusu ceza dosyası çerçevesinde tüm tarafların imza örnekleri ve davalı ...'un karşılaştırmaya esas olabilecek imzalarının bulunduğu tüm belge asılları dosyaya celp edildiğini ve imza incelemesi yapılması amacıyla dosyanın adli tıp'a gönderildiğini, alınan raporun işbu dosyaya da bir suretinin sunulduğunu, dava konusu senetteki imzanın davalıya ait olduğu kesin olarak ortaya koyulduğu, İcra Hukuk Mahkemesinde hatalı olarak düzenlenen rapor sonucunda icranın durdurulması yönündeki hatalı kararın kesinleştiğini ve müvekkilin söz konusu senetten kaynaklanan alacağını icra takibi kapsamında tahsil etmekten mahrum kaldığını, açıklanan işbu sebeplerle işbu davanın açılmasının zaruri olduğunu beyanla davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava ettikleri anlaşıldı.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı taraf iptalden itibaren yasal süre içinde dava açmadığını bu nedenle davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, ayrıca davacı yanın iddialarının asılsız olduğunu, zira dosyaya celp edilen mahkeme ve savcılık kanalları ile alınan ifadelerden de anlaşılacağı üzere davacı yanın müvekkile son yılların kirasını ödemediğinden borçlu olduğunun açıkça görüleceğini, davacı müvekkilin eşi adına kayıtlı ... sayılı taksi plakasını işleten kişi olduğunu, kira karşılığı 27/04/2010 tarihinden 27/08/2014 tarihine kadar plakayı işlettiğini, ilk yıl 3.300-TL olan kira her yıl artırılmış ve 2014'de aylık 5.000-TL olduğunu, davacı ilk bir yıla yakın düzenli kirayı öderken daha sonra ödememeye başladığını, müvekkil para lazım olduğunda davacıdan para talep ettiğinde davacı küçük miktarlarda müvekkile para verdiğini müvekkil aldığı bu paraları davacıya kira borcuna mahsup etmesini söylediğini, davacı buna ses çıkarmadığını ancak alınan bu paralı doğal olarak kira borcuna mahsup etmesi gerekirken bunu yapmayarak sanki müvekkil kendisinden borç almış gibi hesap yaptığını, yani davacı ... müvekkile 2.000 -TL 3.000-TL gibi arada para vermiş ve bu parayı borç olarak verdiğini söylediğini, müvekkile her ay ödemesi gereken kirasını ödemediği gibi ara da verdiği parayı da borç olarak verdiğini söylediğini, müvekkile her ay ödemesi gereken kirasını ödemediği gibi arada verdiği parayı bir tefeciden aldığını ve bu kişininde yüksek faiz uyguladığını müvekkile söylediğini, müvekkil davacının kötü niyetli olduğunu fark edip hesaplama yapmasını istediğinde davacı müvekkile verdiği ve kiraya mahsup etmesi gereken parayı borç olarak saymış ve geri ödemede beş - on misli faizle hesap ederek kirayı mahsup etmiş ancak fahiş faizle hesap yaptığı için kira karşılayamamış ve bu defa alacaklı olduğunu belirterek müvekkilden para talep ettiğini, davacı müvekkile ilk bir yıldan itibaren kira ödemesi yapmadığı gibi kendisini borçlu çıkardığını, asıl amacının plakayı almak olduğunu anlayan müvekkil eşi adına kayıtlı ... sayılı taksi plakasını ilk ödemesi 50.000-TL 14/08/2014, ikinci ödemesi 21/08/2014 16.000-TL ve son ödemesi 22/08/2014 tarihinde 1.284.000-TL olmak üzere toplamda 1.350.000-TL'ye Kale isimli firmaya sattığını, o tarihlerde taksi plakası bir buçuk milyonun üzerinde olduğunu, davacının ortak plaka alma iddiasına konu ettiği senet tanzim tarihinin 01/05/2014 tarihli olduğunu, müvekkilinin kendi taksi plakasını ikiyüzbin TL.ye piyasanın altında satıp, ortak taksi plakası satın almaya kalkışmasının hayatin olağan akışına açıkça aykırı olduğunu, ayrıca İcra Hukuk mahkemesinin 2015/458 esas sayılı dosyasında imza itirazı sonucu alınan raporda da imzalının müvekkile ait olmadığı ve takibin iptaline karar verildiğini, karar temyiz edilmiş ise de Yargıtay tarafından ilgili karar onandığını, kesinleşmiş bir karar karşı aynı senede dayanarak ihtiyati haciz talebinde bulunmak hukuken mümkün olmadığını, davacı taraf salt ceza yargılamasındaki kararı delil göstermekse ise de hukuk yargılaması buna bağlı olmadığını, açıklanan işbu sebeplerle yersiz ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep ettikleri anlaşıldı.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 23/06/2022 Tarih ve 2021/257 Esas - 2022/520 Karar sayılı kararında; "....Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan taraf delilleri, yukarıda değinilen hukuksal durum ve somut olayın birlikte değerlendirilmesi sonucunda; dava konusu senedin davalının ile ürünü olup, yasal unsurlara havi olduğu, tahsiline yönelik davanın yasal deliller ile kanıtlandığı anlaşılmakla davanın kısmen kabulüne, 450.000-TL'nin vade tarihi olan 01.02.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır...."gerekçesi ile, '' DAVANIN KISMEN KABULÜNE , 1-)450.000-TL 'nin vade tarihi olan 01.02.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;"Dava dilekçemizde bono bedeli 450.000-TL asıl alacak dışında, vade tarihinden dava tarihine kadar işlemiş faiz için fazlaya ilişkin haklarımızı saklı tutarak 350.000-TL talep edilmiştir. Ayrıca asıl alacağa dava tarihinden itibaren ticari faiz işletilmesi istenmiştir.Faiz talebi asıl alacakla birlikte talep edilebileceği gibi, asıl alacaktan bağımsız bir talep veya dava konusu yapılabilir. Somut olayda, 01/02/2015 vade tarihinden 14/04/2021 dava tarihine kadar işlemiş faiz ayrı bir talep konusu yapılmış, dava tarihinden itibaren işleyecek faiz ise asıl alacak ile birlikte talep edilmiştir.Ancak ilk derece mahkemesi, hiçbir hukuki gerekçe göstermeden hatalı olarak işlemiş faiz talebimizi reddetmiş, asıl alacak için dava tarihinden itibaren faiz işletilmesini istememize rağmen, bu talebimizi aşarak 01/02/2015 vade tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar vermiştir. Dava dilekçesinde, dava öncesi işlemiş faiz ve dava sonrası işleyecek faiz için ayrı ayrı talepte bulunulmuştur. Yerel mahkeme ise iki talebi birleştirmiş, vade tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar vermiştir. Esasında verilen karar özü itibariyle talebimize uygundur. Ancak bu haliyle işlemiş faiz talebimiz reddedilmiş gibi hüküm kurulduğundan aleyhe vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmiştir.Dava konusu kambiyo senedi olduğundan davalı taraf vadesinde ödeme yapmadığında ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşmüştür. İlk derece mahkemesi gerekirse bilirkişi incelemesi de yaptırarak dava öncesi dönem için işlemiş faiz hesaplaması gerekirken bu yönden red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Ayrıca işlemiş faiz talebinin neden reddedildiğine ilişkin gerekçeli kararda hiçbir açıklama yapılmamıştır. Gerekçeli karar hakkı ihlal edilerek verilen kararın denetimi engellenmiştir."demiştir.
İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; " Usule ilişkin itirazlarımız, 1-Mahkeme tüm talep ve itirazlarımıza rağmen delillerimizi toplamamıştır. Hükmünü Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından hazırlanan ve İstanbul 45.Asliye Ceza Mahkemesi 2016/378 e. Sayılı dosyaya sunulan 06.01.2020 tarihli rapor ile İstanbul 10. İcra Hukuk Mahkemesinin 2015/458 Esas sayılı dosyası kapsamında alınan 18.03.2016 tarihli bilirkişi raporu arasındaki çelişkiyi gidermeden kurmuştur. Mahkeme gerekçesinde bu iki rapor arasındaki çelişkinin davacının haricen özel olarak para karşılığında Üniversiteye hazırlattığı İ.Ü. Çapa Tıp Fakültesi Adlı Tıp Anabilim Dalı Prof. Dr. ...'ın düzenlemiş olduğu bilimsel mütalaa ile giderildiği bu nedenle yeniden rapor tanzimi yoluna gitmediğini belirterek davayı kabul ettiğini belirtmiştir. Dava dışı ve özel olarak hazırlatılan rapor ve mütalaalar hükme esas alınamazlar. Bu nedenle Mahkemenin huzurdaki dosyada bulunan İstanbul 10.İcra Hukuk Mahkemesi ile İstanbul 45.Asliye Ceza Mahkemesi dosyasındaki raporlar arasındaki çelişkiyi üçüncü bir raporla giderilmesi gerekirdi. Bu yapılmadan verilen karar usule ve hukuka açıkça aykırıdır. Kararın bozulması gerekir. 2-Diğer taraftan Mahkeme başkanı daha yargılamanın ilk duruşmasında beyanlarımızı ve savunmalarımızı fiilen kısıtlamış hatta beyan almaktan imtina etmiştir. Bu sebeple tarafımızca reddi hakim talep edilmiştir. Akabinde Mahkeme gıyabımızdaki duruşmada sözlü yargılamaya geçeceğine karar vermiştir. Akabinde duruşmanın bırakıldığı 23.06.2022 tarihinde aynı gün Küçükçekmece 6.Sulh Hukuk Mahkemesi 2022/64 e. Sayılı dosya ile Bakırköy 12.Ağır Ceza Mahkemesi 2022/173 E. Sayılı dosyada duruşmam olduğundan bahisle mazeret göndermeme rağmen bu mazereti yok sayarak duruşmaya katılamadığımız 23.06.2022 tarihli duruşmada karar vermiştir.O sırada reddi hakim talebimize ilişkin karar dahi tarafımıza henüz tebliğ edilmemişti. Bu hali ile savunma yapma hakkımız yok sayılmış ve usule aykırı bir şekilde karar verilmiştir. Bu nedenle de kararın bozulması yasa gereğidir. Esasa ilişkin itirazlarımız, 1-Öncelikle verilen karar hiçbir açıdan yasaya ve genel ilkelere uygun değildir. Davacı Alacaklı olduğunu iddia ederek başlattığı İstanbul ...İcra Müdürlüğü ... esas sayılı İcra takibi İstanbul 10.İcra Hukuk Mahkemesi 12.04.2016 tarih ve 2015/458 esas sayılı dosyası imzanın müvekkilin eli mahsulü olmamasından dolayı iptal etmiştir. Bu karar tüm yasal aşamalardan geçerek kesinleşmiştir. Davacı taraf iptalden itibaren yasal sure içinde dava açmamıştır. Davacının açmış olduğu alacak davası süresinde değildir. Bu nedenle ilgili yasa hükümleri ve uygulamadaki kararlar doğrultusunda talep hakkı zamanaşımına uğramasına rağmen Mahkeme kararın 11.02.2019 tarihinde kesinleştiğinden bahisle bu itirazımızı dikkate almadığını belirtmiştir. Bu doğru değildir. Kararın kesinleşmesi üzerinden yasal süre geçtikten sonra dava açıldığından dava reddedilmesi gerekirken kabul edilmesi hukuka aykırıdır.
2- YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO. 2016/8967 KARAR NO. 2017/1070 KARAR TARİHİ. 26.1.2017 kararında Takip dayanağı belge kambiyo senedi niteliğinde bono olduğundan senedin tanzim ve takip tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nun 661, 662 ve 663. maddelerinin uygulanması gerekir. TTK’nun 661. maddesi uyarınca bonolar için üç yıllık zamanaşımı öngörülmüştür. Diğer yandan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 133. maddesine nazaran daha özel nitelikte bulunan TTK’nun 662. maddesinde “müruruzaman; dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesi sebepleriyle kesilir” hükmüne yer verilmiştir. Anılan maddede dava açılması ile kastedilen, kambiyo senetleri hukukuna ilişkin bir talep dolayısıyla yetkili mahkeme nezdinde, usulüne uygun bir davanın açılmış bulunmasıdır. Örneğin senet borçlusunun açtığı senet iptal davası zamanaşımını kesmez (TTK.669 vd.md.). Keza ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir, önceki davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması vs. davaları da zamanaşımını kesici nitelikte değildir. Kanundaki dava tabirinden maksat sadece eda davaları ise de, borçlu tarafından açılan menfi tesbit davasında, alacaklının savunmalarını bildirmesi durumunda, anılan davanın da zamanaşımını keseceği kabul edilmektedir. Bu bağlamda yukarıda belirtilen nitelikte olmayan istihkak, izale-i şuuyu, kıymet takdirine itiraz, senet iptali, tasarrufun iptali vb. nitelikteki davalar zaman aşımını kesmez. Denmiştir.Mahkeme bunu dikkate almadan karar vermiştir. Yani Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin açıkça borçlu tarafından açılan iptal davası zamanaşımını kesmez demiştir. Davacı taraf bu durumda Davasını takip açılması ile kesilen ve bu tarihten sonra zamanaşımı yeniden işlemesine karşın bu durumda Mahkeme hatalı bir değerlendirme ile borçlu taraf olarak açtığımız takibin iptali davasını zamanaşımında dikkate alması açıkça hukuka ve Yargıtay kararına aykırı olmuştur. Davacı takibini 18.05.2015 tarihinde başlatmıştır. Davayı 14.04.2021 tarihinde açmıştır. Yani davacı takip ile kesilen zamanın üstünde 5 yıl 11 ay geçtikten sonra davasını açmıştır. Bu durumda zamanaşımından davanın reddi hukuk ve genel ilke gereğidir. 3-Yine davacının açmış olduğu dava alacak davasıdır. Alacak davasın da genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Zira İstanbul 10.İcra Hukuk Mahkemesi 12.04.2016 tarih ve 2015/458 esas sayılı dosyası ile imzanın müvekkilin eli mahsulü olmamasından dolayı takibin iptaline ilişkin karar vermiştir. Bu karar tüm yasal aşamalardan ve Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 21.09.2017 tarih ve 2016/18218 e. 2017/11153 k. sayılı kararı ile Temyiz itirazlarını reddetmiş Yerel mahkeme kararını ONAMIŞTIR. Akabinde karar düzeltme talep edilmiş buda yine Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 11.02.2019 tarih ve 2018/9982 e. 2019/1726 k. sayılı kararı ile reddedilmiştir. Kesinleşen bu karar dururken ve aksine karar ortadan kaldırılmamışken Mahkeme aynı konuda kesinleşmiş bir karar varken yani senetteki imzanın müvekkilin eli mahsulü olmadığına dair karar ortadayken bu defa salt imzanın müvekkilin eli mahsulü olduğundan bahisle aynı konuda davanın kabulüne karar vermiştir. Belirttiğimiz gibi mahkeme genel hükümler çerçevesinde alacağın var olup olmadığı konusunda ancak yargılama yapa bilecekken imzanın müvekkilden sadır olup olmadığı konusunda kesin hükme rağmen yeniden karar oluşturması hukuka ve genel ilkelere açıkça aykırı olmuştur. Kararın bu nedenle bozulması ve davanın reddi gerekir. 4-Mahkeme heyeti yargılamayı usule uygun yapmayarak açıkça hukuka ve usule aykırı hareket etmiştir. Örneğin Mahkeme davanın ilk açıldığı tarihte tensiple birlikte İhtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talebini reddetmiştir. Bu konuda Mahkemenin verdiği karara karşı istinaf kanun yoluna baş vurulmuş ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.Hukuk Dairesi 08.07.2021 tarih ve 2021/1294 e.2021/1072 k. sayılı kesin kararına rağmen ve dosyada değişen yeni bir durum yokken davacı tarafın talebine istinaden Mahkeme bu defa 31.12.2021 tarihinde alacak rehinle temin edilmediğinden ve vadesi gelmiş bir borç bulunduğundan bahisle ihtiyati haczin kabulüne İhtiyati tedbirin reddine karar vermiştir. Mahkemenin henüz yargılama devam ederken bu gerekçe ile yeniden ihtiyati haciz talebine karar vermesi açıkça ihsası reydir. Zira yargılama ayni alacağın olup olmadığı henüz tartışmalıdır. Bu karar 08.01.2022 tarihinde tarafımıza tebliğ edilmiş , karara karşı yasal sure içinde itirazlarımızı sunduk. Ancak İtirazlarımız Mahkemece değerlendirilmemiş herhangi bir karar verilmemiştir. Buna karşın davacının ikinci defa aynı senede dayanarak talep ettiği İhtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talebine ilişkin 07.01.2022 tarihinde ki ara kararı ile ihtiyati haczin kabulüne ihtiyati tedbirin de reddine dair ara karar vermiş ve istinaf yolu açık demiştir. Bu ara karar 15.01.2022 tarihinde tarafımıza tebliğ edilmiştir. Yine davacı tarafın 07.01.2022 tarihli Mahkemenin ara kararına karşı İstinaf baş vuru dilekçesi e tebliğ ile 27.01.2022 tarihinde tarafımıza gönderilmiştir. Bu itiraz ve taleplerimize dair Mahkeme bir karar oluşturmamış itirazlarımızı değerlendirmesi gereken merciye göndermemiştir. Esas kararı verdiği aşamada itirazlarımıza dair karar oluşturmuştur. Anlaşılmaz bir biçimde hukuka aykırı olarak salt davacı yanın talep ve itirazlarının dikkate alınması bizim itiraz ve beyanlarımızın yasal sürelerde dahi dikkate alınmayarak gereğinin yapılmaması tarafımızca anlaşılamamış ve Mahkemenin tarafsızlığına gölge düşürmüştür. Bu nedenle açıkça usule ve hukuka aykırı kararın tüm neticeleri ile bozularak ortadan kaldırılması hukuk ve vicdan gereğidir. Yukarıda anlattığımız gibi yerel Mahkeme aynı dosyada ve aynı konuda önce ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerini reddetmiş red kararı üzerine davacı tarafın istinaf başvurusu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.Hukuk Dairesi 08.07.2021 tarih ve 2021/1294 e.2021/1072 k. sayılı kesin kararı ile reddedilmiştir. Buna karşın davacı taraf aynı konuda ikinci başvurusu Mahkemece verilen 07.01.2022 tarihli ara kararı ile ihtiyati haczin kabulüne ihtiyati tedbirin de reddine hükmetmiştir. Aynı dosyada ve aynı içerikteki talepler reddedilip akabinde İstinaf Mahkemesince de bu red kararı kesin bir karar ile karar altına alınmışken yeniden karar verilmiş olması ne hukukta nede uygulamada yeri yoktur. 5-Davaya konu edilen senet 01.05.2014 keşide 01.02.2015 vade tarihlidir.Esas itibariyle davacının müvekkilden böyle bir alacağı yoktur. Bahsi geçen senetteki imza müvekkilin eli mahsulü değildir. Bu konuda davacı taraf İstanbul ...İcra Müdürlüğü ... esas sayılı İcra takibi başlatmıştır.Yapılan imza itirazı üzerine İstanbul 10.İcra Hukuk Mahkemesi 12.04.2016 tarih ve 2015/458 esas sayılı dosyası ile imzanın müvekkilin eli mahsulü olmamasından dolayı takibin iptaline ilişkin karar vermiştir. Bu karar tüm yasal aşamalardan ve Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 21.09.2017 tarih ve 2016/18218 e. 2017/11153 k. sayılı kararı ile Temyiz itirazlarını reddetmiş Yerel mahkeme kararını ONAMIŞTIR. Akabinde karar düzeltme talep edilmiş buda yine Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 11.02.2019 tarih ve 2018/9982 e. 2019/1726 k. sayılı kararı ile reddedilmiştir. Takibin iptaline ilişkin karar kesinleşmiştir. 6-Esasında akla ve mantığa aykırı bir durum ortadadır. Davacı taraf müvekkil ile davacı arasında bir plaka satın alınacağı ve davacı da bu nedenle müvekkilime yeni alınacak plakanın 1/3 üne ortak olmak amaçlı 450.000-TL yi elden verdiğini , buna karşılık müvekkilinde kendisine bir senet verdiğini iddia etmiştir. Müvekkilin plakayı almaması üzerine parasını talep ettiğini bu nedenle de İstanbul ...İcra Müdürlüğü ... esas sayılı dosyası ile İcra takibi başlattığını belirtmiştir. Bu iddia akla mantığa ve hayatın olağan akışına aykırıdır. Çünkü bu iddianın aslı astarı yoktur. Müvekkil plaka alacak idiyse neden elindeki plakayı piyasanın çok altında satmıştır? Yine o tarihte 68 yaş üzeri olan ve hayatında ticaretle uğraşmamış hiç çalışmamış ve ticaretten anlamayan ev hanımı olan ,müvekkile üstelik elden para vererek ortak plaka satın almaya davacı nasıl itibar etmiştir.? Davacı taraf bu iddiasını İstanbul 10.İcra Hukuk Mahkemesi yargılama surecinde ve yine Şikayet edildiğinde kolluk yada Savcılık soruşturma dosyasının hiçbir aşamasında ileri sürmemiştir. Yargılamalar sürecinde ortaya koyduğumuz deliller ve somut beyanlarımız karşısında davacının kesinlikle müvekkilden alacağı olmadığı aksine ilk 2 yıldan sonra plaka kirasını da ödemediği ortaya çıkınca , davacı ortak plaka alacaktık iddiasını ilk olarak İstanbul 45.Asliye ceza Mahkemesi yargılamasında ileri sürmüştür. Konuyu tüm detayları ve delilleri ile aşağıda izah edeceğiz. 7-Davacı tarafın mantığa ve hayatın olağan akışına aykırı bir biçimde ileri sürdüğü müvekkille ortak taksi plakasının alımından dolayı kendisine üstelik elden 450.000.000-TL para verdiği iddiası gerçekten de konunun başından beri içinde olan bir hukukçu olarak bendenizi hayretler içinde bırakmıştır. Zira olayın aslı şudur ki; İstanbul 10.İcra Hukuk Mahkemesi 2015/458 e. Sayılı dosyaya , yina İstanbul ...İcra Müdürlüğü ... e. Sayılı dosyaya İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2015/71273 soruşturma nolu dosyaya ya sunulan şikayet dilekçesi ve müvekkil ifadesinde , yine İstanbul 45.Asliye Ceza Mahkemesi 2016/378 esas sayılı dosya ya sunulan savunma ve iddialarımız ile müvekkilin ve eşinin ifadesine birlikte bakıldığında davacının bırakın müvekkilden alacağı olması, son yılların kirasını ödemediğinden borçlu olduğu açıkça görülecektir. Davacının akla mantığa aykırı iddialarına karşın Olayın hikayesi şudur; Davacı müvekkilin eşi adına kayıtlı ... sayılı taksi plakasını işleten kişidir. Kira karşılığı 27.04.2010 tarihinden 27.08.2014 tarihine kadar plakayı işletmiştir. İlk yıl 3.300-TL olan kira her yıl arttırılmış ve 2014 te aylık 5.000-TL olmuştur. Davacı ilk bir yıla yakın düzenli kirayı öderken daha sonra ödememiştir. Müvekkil para lazım olduğunda davacıdan para talep ettiğinde davacı küçük miktarlarda müvekkile para vermiştir. Müvekkil aldığı bu paraları davacıya kira borcuna mahsup etmesini söylemiştir. Davacı buna ses çıkarmamış ancak alınan bu paraları doğal olarak Kira borcuna mahsup etmesi gerekirken bunu yapmayarak sanki müvekkil kendisinden borç almış gibi hesap yapmıştır. Yani davacı ... müvekkile 2.000-TL 3.000-TL gibi arada para vermiş ve bu parayı borç olarak verdiğini söylemiştir. Müvekkile her ay ödemesi gereken kirasını ödemediği gibi arada verdiği parayı da borç olarak verdiğini söylemiştir. Davacı müvekkilin arada isteyip kendisine verdiği parayı bir tefeciden aldığını ve bu kişininde yüksek faiz uyguladığını müvekkilime söylemiştir. Müvekkil davacının kötü niyetli olduğunu fark edip hesaplama yapmasını istediğinde ,Davacı müvekkile verdiği ve kiraya mahsup etmesi gereken parayı borç olarak saymış ve geri ödemede beş-on misli faizle hesap ederek kiraya mahsup etmiş ancak fahiş faizle hesap yaptığı için kira karşılayamamış ve bu defa alacaklı olduğunu belirterek müvekkilden para talep etmiştir. Davacı Müvekkile ilk bir yıldan itibaren kira ödemesi yapmadığı gibi kendisini borçlu çıkarmıştır. Asıl amacının plakayı almak olduğunu anlayan müvekkilim eşi adına kayıtlı ... sayılı taksi plakasını ilk ödemesi 50.000-TL 14.08.2014 , ikinci ödemesi 21.08.2014 16.000-TL ve son ödemesi 22.08.2014 tarihinde 1.284.000-TL olmak üzere toplamda 1.350.000-TL ye ... isimli firmaya satmıştır. O tarihlerde taksi plakası bir buçuk milyonun üzerindedir.Davacının ortak plaka alınacaktı iddiasına konu ettiği senet tanzim tarihi 01.05.2014 tarihlidir. Müvekkil madem plaka satın alacaktı neden kendi plakasını 14.08.2014 tarihinde piyasanın ikiyüzotuz bin tl altında satıyor? Ve 01.05.2014 tarihinde ortak taksi plakası satın almaya kalkıyor ancak kendi taksi plakasını 14.08.2014 tarihinde satıyor? Bu durum hayatın olağan akışına akla mantığa açıkça aykırıdır. Dolayısıyla davacı tarafın iddiası mesnetsiz ve afakidir. Ancak Mahkeme sunduğumuz bu belgelere bakmadan delillerimizi toplayıp hakikatın arayışına girmeden salt bonodaki imzanın müvekkilin eli mahsulü olup olmadığına bakarak ki bu konuda daha önce İstanbul 10.İcra Hukuk Mahkemesince verilmiş ve kesinleşmiş bir kararına rağmen, davayı kabul etmiştir. Açıkça hukuka genel ilkelere vicdan ve adalete aykırı bu kararın ortadan kaldırılması gerekir. 8-Müvekkil plakayı zararına satmak zorunda kaldığı tarihten geriye doğru, davacı üç yılı aşkın kira ödemesi yapmamıştır. Müvekkil plaka satıldığından ödenmeyen kiraları ile plakaya yazılan para cezaları ve vergilerin ödenmesini talep ettiğinde davacı kendince bir hesap yapmış ve müvekkilden 45.000-TL (kırkbeşbin tl) alacaklı olduğunu bildirmiştir.Tam bu aşamada müvekkilim vekili olarak konuyu tarafıma iletmiş ve kendisi hesap kitapta bilmediğinden konunun halledilmesini talep etmiştir. Bunun üzerine müvekkilimin eşininde hazır olduğu bir saatte müvekkilin evinde davacı ile görüşme yaptım. Kendisine hem kira ödemesi yapmadığı halde hem nasıl oluyor da alacaklı olduğunu sorduğumda , kesinlikle ortak bir taksi plakasının alımından bahsetmemiştir çünkü böyle bir konu olmamıştır, müvekkile arada para verdiğini bu parayı bir tefeciden aldığını tefecinin yüksek faiz uyguladığını söyleyerek müvekkilden 45.000-TL alacaklı olduğunu iddia etmiştir. Bunun mantıken doğru olmadığını müvekkile verilen paranın öncelikle kira borcuna mahsup edilmesi gerektiğini kalan kira borcunun da ödenmesi gerektiğini kendisine söyledim. Bunun üzerine davacı masadan kalkarak müvekkilin eşine yönelik sinkaflı küfürler ederek ve belindeki silahıda görünür şekilde açık bırakmak suretiyle tehditler savurarak evini ve malını elinden alacağını söyleyip oradan hızla ayrıldı. Bu olaylar gözlerimin önünde cereyan etti. Yemin altında da gerekirse bu hususları anlatmaya hazır olduğumu da bildirdim.Ancak Mahkeme bu konulara değinmeden salt imza konusundan senedin geçerli bir kambiyo senedi olduğunu ileri sürerek vade tarihi olan 01.05.2015 tarihinden avans faizi ile birlikte davanın kabulüne karar vermiştir. Şayet bu bir alacak davası ise faiz ancak dava tarihinden ve yasal faiz olarak hüküm altına alınabilir. Ancak Mahkeme alacak değil kambiyo senedi olarak olayı ele aldığından faizi de vade tarihinden başlatmıştır. Oysaki yukarıda defalarca belirttiğimiz gibi İcra hukuk Mahkemesinin imzanın müvekkilime ait olmadığından bahisle verdiği karar kesin hüküm olarak ele alınmalı ve buna göre alacağın var olup olmadığı genel hükümlere göre değerlendirme yapılmalıydı. Mahkeme Alacak davası olarak olayı ele alıyor ancak hükmünü kambiyo senetlerine mahsus nitelikte ve faiz oranı ile veriyor. Bunu anlamak mümkün değildir. Mahkeme yoluna giderek “benim bu senedimin kambiyo senet vasfına haiz olduğunu ve buna göre hüküm kur” diye hukukta bir dava ve talep şekli yoktur. Şayet senet vasfı doğru ve imzada müvekkilime ait olsaydı İcra Hukuk Mahkemesi neden aleyhe karar verip kambiyo senetlerine mahsus takibi iptal etti? Elinizde hukuka uygun ve imzası borçluya ait bir bono varsa zaten icra yolu ile tahsil yoluna gidebilirsiniz. Bunun için dava açmakta bir yarar yoktur. Açılırsa da bu dava menfaat yokluğundan reddedilir. Bu nedenle Mahkemenin verdiği karar ile açılan dava mahiyeti çelişkilidir. Bozulması ve ortadan kaldırılması yasa gereğidir. 9-Baştan beri, şuan 75 yaşlarında olan olay tarihinde 68 yaşında olan yaşlı karı kocanın tek geçim kaynakları olan taksi plakasını elinden almaya çalışan davacı bunun gerçekleşmemesi üzerine bu defa sahte evrak ve gerçek dışı iddialarla evlerini ellerinden almaya çalışmıştır. Aklın ve mantığın kabul edemeyeceği iddialar ortaya atılmıştır.Ev hanımı olan o tarihte 68 yaşında olan ve eşine ait taksi plakası varken neden bunu düşük fiyata satıp ortak taksi plakası satın almaya çalışmış? Yine taksi durağı işleten davacı piyasayı daha iyi bilmesine rağmen hangi güvenle 68 yaşındaki bir insana 450.000-TL yi elden vermiştir. Hukuk ve vicdanla bakıldığında müvekkilim eşine ait taksi plakasını yaklaşık 230.000-TL piyasanın altında satacak hemen ertesinde davacı ile ortak taksi plakası satın alacak? Bu nasıl bir iddiadır? Bu sorulara verilecek aksi cevaplar hangi vicdana sığar. Davacı baştan beri yaşlı karı koca olan müvekkilimin elinden ya taksi plakasını yada evini elinden almayı kafasına koymuş ve bunun planlamasını yaparak bu doğrultuda hareket etmiştir. Bunu müvekkilimin evinde karşımda müvekkilimi ve kocasını tehdit ederek açık bir şekilde söylemiştir. Mal gelip geçicidir. Ancak hukuk ve vicdan herkes için ve sonraki nesiller içinde lazımdır. 10-Müvekkil aleyhine İstanbul ...İcra Müdürlüğü ... esas sayılı dosyası ile Kambiyo senetlerine mahsusu takip başlatılmış ve ödeme emri 22.05.2015 tarihinde müvekkilime tebliğ edilmiştir. İmzaya ve takibe itiraz ile İstanbul 10.İcra Hukuk Mahkemesinde 27.05.2015 tarihinde dava açtık.İcra dosyası İcra Hukuk Mahkemesi dosyasının içine konuldu. Kambiyo senetlerine mahsusu 10 günlük ödeme süresi bitmeden davacı vekili bir şekilde dosyayı merciden usule aykırı bir şekilde İcra dairesine indiriyor ve 02.06.2015 tarihinde haciz ve sorgulama talep ediyor aynı gün müvekkilin taşınmazına haciz konularak dosya yine muhabere defterine kaydedilmeksizin İcra Hukuk Mahkemesi dosyanın içine konuluyor. Bu durumu İcra hukuk Mahkemesine sorduğumda dosyanın kesinlikle açılan dava üzerine incelemede olduğunu İcra dosyasının muhabere defteri ile dosyanın içine konulduğunu ,takibin durdurulması için hakimin karar vermesinin beklendiği tarafıma söylemiştir. Ancak Mahkeme kaleminde muhatap memura dosya 02.06.2015 tarihinde icraya götürüldüğünü ve haciz işlemi yapıldığını söylediğimde kalem müdürü dahil hepsi hayretler içinde kalarak İcra dosyası bizim dosyanın içindeyken ve tedbiren icra takibinin durdurulması ile ilgi bir karar oluşturulmadan asla dosyayı kimseye vermemiz mümkün değildir. Ancak bu anlattıklarımın doğru olduğuna dair bahsi geçen dosyalar ve dava açma tarihimiz, haciz tarihi ve dosyanın muhabere ile İcra hukuk Mahkemesine geliş tarihi ancak muhabere kaydı olmaksızın dosyanın İcra müdürlüğüne götürülerek haciz işlemi için talep eçılıp karar aldırıldığı çok açık görülecektir. Dosya İcra Hukuk Mahkemesine söylenmeden alınıp İcra Dairesine usulsüz bir şekilde indirilerek yine yasal sürelere riayet edilmeden haciz işlemi uygulanmıştır. 11-Davacı tarafın yine müvekkilime yönelik benim yanımda Yargı çevresinde tanıdıklarının olduğunu söyleyerek Mahkemelerde haklı çıkacağına ilişkin söylemi bir hukukçu olarak beni dehşete düşürmüştü. Ancak tabiki hukuk ve adalete olan güvenimizden dolayı müvekkilime bunun mümkün bir şey olmadığını her hukukçu önüne gelen olayda delil ve belgelere göre hareket edeceğini bildirmemle sakinleşmiştir. Davacının bu söyleminin kendisini bağladığını bunun mümkün olmadığını telkin ettim.Bu davada tüm hukuk ve usullere aykırı hareketle ve aynı konuda kesin karar varken ihtiyati hacze karar verilmesini de doğrusu anlayabilmiş değiliz. 12-Mahkemenin vermiş olduğu karar ile davacı, henüz taraflara tebliğ edilmeden İlamlı icra takibi başlatmıştır. Bu durumda Mahkemenin vermiş olduğu kararda bono daki imzanın müvekkilin eli mahsulü olduğundan bahisle faizin işletilmesi tarihini senetteki vade tarihinden avans faiz olarak hüküm de belirtmiştir. Bu durumda davacı açmış olduğu takibi kambiyo senetlerine mahsus takip olarak açmalıydı. Ancak bu takibi daha önce İstanbul ...İcra Müdürlüğünde açtığı için mükerrer takipten dolayı iptale maruz kalırdı. Mahkeme bunun aşılması ve bertaraf edilmesini sağlamak için alacak davası olarak olayı değerlendirmiş ancak faiz ve alacağın hesaplanmasını sebep ve tarihini kambiyo senetlerine mahsus olacak şekilde hüküm tesis etmiştir.Oysaki Mahkeme huzurundaki alacak davasında söz konusu senedin İstanbul 10.İcra Hukuk Mahkemesince verilip kesinleşen kararındaki imzanın müvekkile ait olmadığı gerçeği dururken bunu yok sayarak müvekkili ancak yazılı delil başlangıcı niteliğindeki senetten dolayı kambiyo senedi vasfı ile davayı kabul etmiştir.Bu durum tarafımızca anlaşılamamıştır. Mahkemenin ne yapmaya çalıştığını gerçekten de anlaya bilmiş değiliz. "Şeklinde istinaf sebepleri ileri sürerek, İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, keşidecisi davalı olan, 01/05/2014 düzenleme ve 01/02/2015 vade tarihli, 450.000-TL bedelli bono tutarı ile 350.000-TL işlemiş faizin davalıdan tahsili istemine ilişkin alacak davasıdır.Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin, davalı ...'a ait olan, ...plaka sayılı ticari otosunu yaklaşık 5 yıl süre ile kiracı olarak kullandığını, daha sonra davalı bu ticari plakayı satmaya karar verdiğini ve müvekkiline yeni bir plaka almayı teklif ettiğini, müvekkilinin alınacak ticari plakanın 1/3'üne ortak olacak şekilde anlaştıklarını ve buna karşılık gelen 450.000,00-TL'yi müvekkilinin elden davalı tarafa verdiğini, davalı tarafın da huzurdaki davaya konu senedi müvekkiline verdiğini, davalının söz konusu parayı almasına rağmen anlaşmaya uymaması ve plaka alımı konusunda herhangi bir girişimde bulunmaması üzerine söz konusu senedir İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası ile takibe konulduğunu, davalı yanın senetteki imzanın bizzat kendisine ait olmasına rağmen senet altındaki imzaya haksız olarak itiraz ettiğini ve İstanbul 10. İcra Hukuk Mahkemesinin 2015/458 Esas sayılı dosyası ile açılan dava da davanın kabulü ile takibin durdurulmasına karar verildiğini ve söz konusu kararın kanun yollarından geçerek kesinleştiğini, İstanbul 45. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/378 Esas sayılı dosyası ile resmi belgede sahtecilik suçundan hakkında kamu davası açıldığını, söz konusu ceza dosyasında alınan raporun işbu dosyaya da bir suretinin sunulduğunu, dava konusu senetteki imzanın davalıya ait olduğu kesin olarak ortaya koyulduğunu belirterek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; zamanaşımı itirazında ve keşideci imzasının müvekkiline ait olmadığını belirterek imza itirazında bulunduğunu ve davacı iddialarını kabul etmeyerek müvekkilinin borçlu olmadığını belirtip davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece, davalı tarafın imza itirazı konusunda grafolog bilirkişiden rapor alınmadan İstanbul 45. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/378 Esas sayılı dosyasından alınan rapor doğrultusunda istinafa konu karar verilmiştir.Davalı vekilinin hükme esas alınan raporun yeterli olmadığı ve raporlar arasındaki çelişki giderilmeden eksik inceleme ile karar verildiğine yönelik istinaf sebebi incelendiğinde,Davaya konu 01/05/2014 düzenleme ve 01/02/2015 vade tarihli, 450.000-TL bedelli bonoda davalının keşideci davacının ise lehtar olduğu anlaşılmıştır.Davacı tarafından davalı hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası üzerinden kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatıldığı, İstanbul 10. İcra Hukuk Mahkemesinin 2015/458 Esas 2016/412 Karar sayılı ilamı ile imza itirazının kabulüne karar verildiği, bu kararın Yargıtay denetimden geçerek 11/02/2019 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 25/12/2017 tarih, 2016/25876 Esas 2017/16078 Karar sayılı emsal içtihadında belirtildiği gibi; icra mahkemesinin, imzaya itiraz sonucunda verdiği karar maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceğinden, bu kararın eldeki dava yönünden kesin hüküm teşkil etmez.İstanbul 45 Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/378 Esas - 2020/256 Karar sayılı kararı incelendiğinde;İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 29/06/2016 tarih ve 2016/28328 Esas sayılı iddianamesi ile sanık ... (eldeki davanın davacısı) hakkında resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla eylemine uyan TCK'nın 204/1 ve 53/1. maddeleri gereğince cezalandırılması talebiyle hakkında kamu davası açıldığı, ceza dosyasında ...'un müşteki, ...'un ise katılan sıfatıyla yer aldığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda 09/07/2020 Tarih ve 2016/378 Esas - 2020/256 Karar sayılı kararı kararı ile; ''Sanığın suçu işlemediği şeklindeki savunmasının aksine, isnat edilen resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğine ilişkin mahkumiyetini gerektirecek yeterlilikte, her türlü kuşkudan uzak, somut, objektif, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden, sanık ...'ın, üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği sabit olmadığı,'' gerekçesiyle Sanık ...'ın, üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği sabit olmaması nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 223/2-e fıkrası uyarınca BERAATİNE, karar verildiği, verilen kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 18 Ceza Dairesinin 09/11/2020 Tarih ve 2020/4777 Esas - 2020/4488 Karar sayılı kararı ile CMK.nun 280/1-a maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine, kesin olarak karar verildiği ve verilen kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. İstanbul 45 Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/378 Esas sayılı dosyası ile davacı hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kamu davası açılmış ise de mahkemece keşideci imzasının katılan ( eldeki davanın davalısı ) ...'un eli ürünü olup olmadığı yönünden de İstanbul ATK.'dan rapor alındığı, İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından hazırlanan 16.01.2020 tarihli raporda; ...'un dosyada mevcut farklı tersim özelliği gösteren iki grup imzasının bulunduğu, inceleme konusu senetteki borçlu imzaları ile ...'un 03/2013 tarihli taksi çalışma ruhsatnamesi başvuru formu fotokopisi, kısmi süreli iş sözleşmesi fotokopisi ve 16/07/2014 tarihli doğalgaz kullanım sözleşmesi fotokopisinde atılı mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından, söz konusu imzaların kuvvetle muhtemel ...'un eli ürünü olduğu mütalaasında bulunduğu görülmüştür.
Mahkemenin hükme esas aldığı İstanbul 45 Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/378 Esas sayılı dosyasının yargılaması sırasında Adli Tıp Kurumundan alınan raporda; ...'a ait imza incelemesinde; mukayese imza olarak alınan imza örneklerinin fotokopi belge olduğu, incelemenin HMK'nın 211. maddesine aykırı bir biçimde mukayese belgelerinin asılları üzerinde yapılmayıp fotokopileri üzerinde yapıldığı görülmüştür. Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre fotokopi belge üzerinde imza incelemesi yapılması mümkün değildir. Bu durumda mahkemece, dava konusu bononun keşide tarihinden önceki ihtilafsız döneme ait davalının imzası bulunan belge asılları ilgili yerlerden getirtilerek, yeni bir bilirkişi raporu alınıp sonucuna göre imzanın davalının eli ürünü çıktığı taktirde İstanbul 10. İcra Hukuk Mahkemesinin 2015/458 Esas sayılı dosyası getirtilip incelenmek suretiyle bu dosyadan ihtiyati tedbir kararı verilip verilmediğinin tespit edilip sonucuna göre davalı tarafın bononun zamanaşımına uğradığına yönelik itirazının değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken fotokopi belgeler üzerinde yapılan imza incelemesi sonucu alınan rapora göre yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve davalı vekilinin eksik inceleme ile karar verildiğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmüştür. (Yargıtay 19 HD.nin 2016/13961 Esas - 2017/7306 Karar sayılı kararı, Yargıtay19. HD.nin 2014/20036 Esas - 2015/9435 Karar sayılı kararı, Yargıtay 19. HD.nin 2014/19188 Esas - 2015/6995 Karar sayılı kararı benzer mahiyettedir.) Davalı vekilinin bedelsizlik iddiasına yönelik istinaf sebepleri incelendiğinde, Davalı tarafın cevap dilekçesi ile, davaya konu bonuda ki keşideci imzasına yönelik itirazı yanında esasa ilişkin bedelsizlik iddiasının da olduğu halde mahkemece keşideci imzasının davalıya ait olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de davalı tarafın bedelsizlik iddiası yönündeki savunmasına ilişkin değerlendirme yapılıp gerekçe yazılmaması yerinde görülmemiştir. HMK 297/1-c ve 297/2. maddesi uyarınca taleplerden her biri hakkında ne hüküm verildiği ve gerekçesinin açıklanması gerekmektedir.HMK'nın 297. maddesine uygun olarak verilmeyen kararın istinaf aşamasında denetlenmesine imkan bulunmamaktadır.Davalı vekilinin ihtiyati hacze yönelik istinaf sebebi incelendiğinde,Mahkemece 31/12/2021 tarihli ara karar ile; Davacının ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verildiği, verilen karara karşı davalı vekilinin itiraz ettiği, mahkemece 10/02/2022 tarihli duruşmanın 2 nolu ara kararı ile; Herne kadar bu celse sözlü yargılamanın icrasına karar verilmiş ise de; davalı yan ihtiyati haciz kararına itiraz ettiği anlaşıldığından itirazının 17.03.2022 saat: 15:00'da mürafaalı olarak değerlendirilmesine karar verildiği, davalı vekilinin 17/03/2022 tarihli duruşmada mahkeme heyetini ret ettiğini beyan etmesi üzerine mahkemece aynı tarihli duruşmanın ara kararı uyarınca; Davalı vekiline reddi hakim dilekçesi sunmak üzere 1 hafta süre verilmesine, sunulması halinde davacı yana tebliğine, sunulduğu takdirde bu kapsamda dosyanın Yazı İşleri Müdürü'ne tevdiine karar verildiği, Mahkemece 23/06/2022 tarihli duruşmada;Davalı vekilinin reddi heyet talebinin İstanbul 14 Asliye Ticaret Mahkemesince reddine karar verildiği ve bu kararın kesinleşerek dosyanın mahkememize iade edildiği belirtilerek davalı vekilinin ihtiyati hacze yaptığı itirazın değerlendirilerek davalı vekilinin mahkemenin 31.12.2021 tarihli ihtiyati haciz kararına yaptığı itirazın REDDİNE, karar verildiği ve bu konuda 24/06/2022 tarihli gerekçeli ara karar yazıldığı anlaşılmıştır. Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği dosya kapsamına göre ihtiyati haciz kararı verilmesi için HMK. 390 Madde uyarınca yaklaşık ispatın gerçekleşmediği anlaşılmıştır.
DAVACI VEKİLİNİN İSTİNAF SEBEPLERİ İNCELENDİĞİNDE, Mahkemenin işlemiş faiz talebi konusunda talepten farklı şekilde karar verildiğine yönelik istinaf sebebi incelendiğinde, 6100 sayılı HMK'nın 26. maddelerinde belirtildiği üzere hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Davacı, dava dilekçesinde 450.000-TL bono tutarı ile 350.000-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam: 800.000,00 TL. Talep edip dava değerini bu miktar üzerinden gösterip harcı da bu miktar üzerinden yatırıldığı halde mahkemece davanın kısmen kabulüne, 450.000-TL 'nin vade tarihi olan 01.02.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE karar verildiği, mahkemece talep doğrultusunda davacının asıl alacağına, asıl alacağın dava tarihine kadara işlemiş faizine ve asıl alacağa dava tarihinden itibaren avans faizine hükmedilmesi gerekirken mahkemece talep dışına çıkılarak asıl alacağa vade tarihinden itibaren avans faizine hükmedilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Sonuç itibariyle, yukarıda açıklanan nedenler ile davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkeme kararının HMK' nın 297, 353/1-a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, mahkemece, yukarıda değinilen yasal düzenleme ve ilkeler gözetilerek, işlem yapılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı ve davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/06/2022 Tarih ve 2021/257 Esas - 2022/520 Karar sayılı kararının HMK'nın 297, 353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Davalı vekilinin mahkemenin 31.12.2021 tarihli ihtiyati haciz kararına yaptığı itirazın REDDİNE dair verilen 24/06/2022 tarihli ara kararın kaldırılmasına, davalı vekilinin ihtiyati haciz kararına yaptığı itirazın kabulü ile mahkemece 31/12/2021 tarihli ara karar ile verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına,3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf talep eden davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran tarafa iadesine, 5-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 7-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine,8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 13/03/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.