T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1645 Esas
KARAR NO: 2025/403 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2018/1148 Esas - 2020/189 Karar
TARİH: 26/02/2020
DAVA: Ticari İlişkiden Kaynaklanan Tazminat
KARAR TARİHİ: 13/03/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davalı ile 1998 yılında akdedilen sözleşme ile davalının dağıtım ağına dahil olduğunu, ardından 22.12.2008 tarihinde taraflar arasında "..." adlı sözleşme İmzalanarak taraflar arasındaki hukuki ilişkisinin süresinin uzatıldığını, sözleşmenin 7. Maddesinde sözleşmenin süresinin 5 yıl olarak belirlendiğini ve taraflardan her birinin sürenin bitiminden 3 ay önce yazılı olarak diğer tarafa bildirimde bulunmadığ dirde aynı şartlar ve süre içinde sözleşmenin yenilenmiş olacağının hükme bağlandığını, müvekkili ile davalı arasındaki sözleşme ilişkisinin sona erdiği tarihi itibariyle toplam 8 adet mağazasında ... İletişim merkezi adıyla sözleşme ile üstlendiği edimi ifa ettiğini, müvekkilinin içinde bulunduğu ... şirketler grubu ile davalı arasında başlayan ilişkinin zamanla daha da güçlenerek bir üst aşamaya geçtiğini, 2008 yılında yine ... şirketler gurubu içerisinde yer alan "... Teknoloji Dağıtım A.Ş" ile davalı arasında "... Dağıtım Merkezi Sözleşmesi" imzalandığını, basit tanımıyla ... Şirketler gurubunun davalıya hizmet veren münhasır bölge distribütörleri olduğunu, dava dışı ... Teknoloji Dağıtım Merkezi A.Ş'nin faaliyet ve hizmetlerini son derece başarılı bir biçimde sürdürmekte iken davalının hiçbir gerekçe ileri sürmeksizin aldığı ani bir karar ile 31.10.2017 tarihinde ... Teknoloji Dağıtım Merkezi A.Ş ile arasındaki sözleşme ilişkisine son verdiğini, bunun üzerine ... şirketleri gurubunun davalı ile olan diğer ilişkilerinin de nihayetlendirilmesinin isabetli olacağının değerlendirildiğini ve ... Merkezlerinin (...) devredilmek istendiği talebinin davalıya iletildiğini, zira davalının dava dışı şirket ile arasındaki ilişkisi sona erdirme şeklinin ... Şirketler gurubunun sektör içerisindeki itibarını sarstığını, ... gurubunun davalı ile olan ilişkilerin) doğrudan etkilediğini, özetle davalının bu tavrının müvekkili bakımından davalı ile sağlıklı bir işbirliğinin artık bulunmadığını ortaya çıkarması nedeniyle ilişkinin bir an önce sonlandırılmasının ticari yönden zorunlu hale geldiğini, davalının da bugüne kadarki mutat uygulaması çerçevesinde bu talebi kabul ederek ...'ler için Şubat 2018 yılında bir "tavsiye devir bedeli" belirlediğini, sektördeki tüm aktörlere müvekkilinin ayrılacağı bildiriminde bulunduğunu ve müvekkiline yatırımcı yönlendirmesine başladığını, davalının müvekkiline ilettiği tavsiye bedelin davalı tarafından yapılan bir farazi hesaplama sonucunda belirlenmemekte olup, yatırımcıların davalıya somut bir teklif sunmasıyla tespit edildiğini, başka bir deyişle davalının "tavsiye bedel" olarak müvekkiline sunduğu bedellerin bir yatırımcının varlığını ve onun vermeyi teklif ettiği rakamı gösterdiğini, müvekkilinin kendi imkanlarıyla davalıya ihtiyaç kalmaksızın Kartal'da bulunan mağaza için 630.000,00 TL devir bedeli karşılığında ... iletişim adlı bayi ile anlaştığını, ... mağazası İçin ise ... isimli yatırımcı ile 1.500.000,00 TL devir bedeli karşılığında anlaşıldığını, ...'e ait ...'lerin devrine ilişkin süreç bu şekilde devam ederken müvekkilinin dahil olduğu ... şirketler gurubu içinde yer alan dava dışı şirket ile davalı arasında akdedilen sözleşmesinin haksız şekilde feshedilmesi nedeniyle ortaya çıkan hukuki durumun sonuçlarının giderilmesi için davalı ile görüşmelerin sürdüğünü, ne var ki görüşmelerden bir sonuç alınmadığını, aksine dava dışı şirkete hiçbir tazminat ödemesi yapılmaksızın bir TDM Fesİh-Ibra Protokol" imzalanmasının dayatıldığını, dava dışı şirketin söz konusu protokolü imzalamaması üzerine davalının müvekkili şirkete karşı da açıkça hasmane bir tavır aldığını ve 29.03.2018 tarihinde tüm mağazaların devir sürecini durdurduğunu, davalının müvekkili şirketi açıkça zarara uğratma tavrı içerisinde olduğunu, bunun üzerine davalıya ihtarname gönderildiğini, netice itibariyle taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin 30.09.2018 tarihinde biterek müvekkilinin tüm işlem yetkilerinin kaldırılmasının ardından, davalının mağazaları devralması için hemen yatırımcılarla görüşmeye başladığını, mağaza içerisindeki davalıya ait teknik ekipmanların hemen ertesi gün davalıya teslim edildiğini, ancak yine mağazalarda bulunup davalının mülkiyetinde olan dekorasyon ve diğer ekipmanın davalı tarafından teslim alınmadığını, böylelikle davalının mağazaların devrini müvekkilinin zararına olacak şekilde herhangi bir devir bedeli alınmasını engelleyerek gerçekleştirdiğini, sözleşme kapsamında davalının devir için muvafakat vermesi için ancak haklı bir nedenin olması halinde devir talebini ret edebileceğini, davalının hukuken korunması mümkün olmayan bu davranışı karşısında müvekkilinin ciddi zarara uğradığını beyanla, davalının sözleşmeye aykırı şekilde müvekkiline ait 8 adet mağaza/satış noktasının devrini engellemesi sebebiyle müvekkilinin yoksun kaldığı kazanç olarak kısmi dava mahiyetinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 4.010.000,00 TL.'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili ile dava dışı 3. kişi ... Teknoloji Dağıtım ve Merkezi A.Ş arasında 27.11.2008 tarihinde ... Dağıtım Merkezi sözleşmesi akdedildiğini, müvekkili şirket ile davacı arasında ise 22.12.2008 tarihli ... Ekstra Sözleşmesinin akdedildiğini, kısacası müvekkili şirket ile iki ayrı tüzel kişilikle iki farklı hukuki ilişkiye girildiğini ve bu iki hukuki ilişkinin hem taraflarının hem de konularının birbirinden ayrı ve bağımsız olduğunu, davacı ile imzalanan sözleşmenin 7. Maddesine göre sözleşme süresinin 5 yıl olduğu ve 5 yıllık sürenin 3 ay öncesine dek sözleşme süresinin uzamaması ve sözleşmenin yenilenmemesi konusunda diğer tarafla bildirim yapılmaz ise sözleşmenin aynı şartlarla yenilenmiş olacağının hüküm alındığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 22.12.2013 tarihinde 5 yıl daha uzatılarak sürenin 22.12.2018'e kadar uzatıldığını, müvekkili şirketin sözleşmenin yenilenmeyeceği ve sürenin uzatılmayacağı yönündeki ihbarının davacıya tebliği edilmesinin akabinde davacının taraflar arasındaki sözleşmeyi 30.09.2018 tarihi itibariyle feshettiğini ihtar ettiğini, davacı şirketin sözleşmenin kendiliğinden sona ermesini beklemeksizin sözleşmeyi 30.09.2018 tarihi itibariyle tek taraflı ve haksız bir şekilde sona erdirmesi sonrasında huzurdaki davayı açtığını, davanın yasal ve sözleşmesel herhangi bir dayanağının mevcut olmadığını, davacının iddia ve talebinin hukuki ve maddi mesnetten yoksun olduğunu, müvekkili şirketin sözleşme süresinin sonunda sözleşmeyi yenilememeyi tercih ettiğini ve sözleşmenin 7. maddesi uyarınca sözleşmenin kendiliğinden sona ereceğini ihbar ettiğini, bu durum karşısında herhangi bir talep hakkı bulunmayan davacının zaten 22.12.2018 tarihine kendiliğinden sona erecek olan sözleşmeyi 30.09.2018 tarihi itibariyle kötü niyetli olarak feshettiğini, davacı şirketin sözleşmeyi haksız feshi için bahane yaratmış olduğunu, bu bahanenin huzurdaki uyuşmazlıkla bağlantısının bulunmadığını, ... ve ... sözleşmesinin konuları itibariyle birbirinden bağımsız ve ayrı olduğu gibi her iki sözleşmenin taraflarının farklı olduğunu, davacı şirketin mağazaları üçüncü kişilere devretmek istemesi halinde sözleşmenin 4.A.9. maddesi uyarınca müvekkili şirketten yazılı onay almak zorunda olduğunu, somut olayda müvekkili şirketin devre onay verme borcunun da bulunmadığını, davacı şirketin ise devre ilişkin herhangi bir hakkının olmadığını, hal böyleyken devre veya devre onaya dair herhangi bir hak ve yükümlülük mevcut değil iken, sadece hakların icrası ve borçların ifası esnasında uygulanabilmesi mümkün olan MK m. 2'ye aykırılık iddiasına somut olayda yer verilmesinin mümkün olmadığını, müvekkili şirketin zarar verme kastından bahsedilemeyeceğini, asıl kötü niyetli davranan tarafın süre sonunda kendiliğinden sona erecek olan sözleşmeyi süreyi beklemeksizin haksız olarak fesheden davacı olduğunu beyanla, haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 26/02/2020 tarih ve 2018/1148 Esas - 2020/189 Karar sayılı kararında; "Dava, Ticari ilişkiden kaynaklanan tazminat alacak davasıdır.İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/739 esas sayılı dava dosyası uyap üzerinden getirtilerek incelenmiş, dava dışı ... Dağıtım Merkezi A.Ş. Tarafından davalı aleyhine 27/11/2008 tarihinde imzalanan "... Dağıtım Merkezi Sözleşmesi" sözlemesinden kaynaklanan sebeplerle belirsiz alacak olarak tazminat davası açmış olduğu, mahkemenin 2018/739-1293 esas ve karar sayılı, 10/12/2018 günlü kararı ile yetkili mahkeme İstanbul (Çağlayan) Asliye Ticaret Mahkemesi olması sebebiyle yetkisizlik kararı verilmiş olduğu, işbu davada anlatılan olayların davamızda anlatılan olaylarla benzer mahiyette olduğu ancak her iki davanın dava sebeplerinin farklı olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili, 05/11/2019 günlü dilekçesi ile davacı şirketin ... A.Ş. olan ünvanının ... Otomotiv A.Ş. olarak değiştirildiğini beyan etmiş olup, buna dair 30/05/2019 tarih ve ... sayılı ticaret sicil gazetesini sunmuştur. Davacının yeni isim ve ünvanı uyap'a kaydedilmiştir. ... İletişim Hizmetleri A.Ş.'ye tensibin 7 nolu ara kararı gereğince yazılan yazıya verilen 11/04/2019 günlü cevabi yazıda, taraflar arasındaki ... Sözleşemesinin 4.A.9 maddesi gereğince davalıya ... mağazalarının devri hususunda kendilerince verilmiş yazılı bir belgenin olmadığını, ... isimli kişiye ... firması ile ortakları arasında ortaklık kuurlması ve mağazaların bu ortaklık ile devam etmesi hususunda teyit verilmiş olduğunu, ...'in ... İletişim Hizmetleri Tic. Ltd.Şti. İsimli şirketi kurmuş olduğu ve ... ortaklarından ... isimli kişiyi bu şirkete ortak olarak almış olduğunu, şirketin davalının mağazayı ... isimli kişiye devretmesine onay vermemesi ve sonrasında bu şahsa aynı bölgede başka bir mağaza vermesi gibi bir duurmun olmadığını, ...'in zaten mağazayı işletmekte olan ... ortağı ... ile ticari ilişki içerisinde olduğunu, ... tarafından şirketleri lehine 300.000,00TL bedelli bir teminat mektubunun verilmiş olduğunu beyan etmişleridir. Taraf delilleri toplanmıştır. Dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırlmış olup nitelikli hesaplama uzmanı bilirkişi ... ve mali müşavir bilirkişi ... düzenlenen 24/12/2019 günlü bilirkişi raporunda özetle ''... Davanın taraflar arasında 22.12.2008 tarihinde imzalanan "...-Extra Sözleşme" sinden kaynaklanan alacak istemine dair olduğunu, sözleşmenin 7. maddesi ile sözleşmenin süresinin, sözleşmenin imza edildiği tarihten itibaren 5 (beş) yıl olduğunu, taraflardan her biri sözleşmenin süresinin sonundan 3 (üç) ay önce yazılı olarak diğer tarafa bildirimde bulunmak sureti ile süre sonunda sözleşmeyi feshedebileceğini, bu durumda sözleşmenin feshi nedeni ile diğer tarafın herhangi bir talep hakkının olmadığını, bildirim yapılmadığı takdirde sözleşmenin, "Bağlılık" başlıklı 4.A.11 maddesi hariç olmak üzere, aynı şartlarla ve aynı süre için yenilenmiş olacağını, ancak tarafların karşılıklı anlaşmak suretiyle, sözleşmenin 4.A.11 maddesinin sözleşmenin yenilendiği dönemde de geçerli olacağını kararlaştırabilecek olduklarını, davalı ... İletişim Hizmetleri A.Ş. tarafından davacı ... Telekom A.Ş.'ne gönderilen Kartal ... Noterliğinin 11.07.2018 günlü, ... ve ... yevmiye nolu ihtarnameleriyle de, Pendikte buluna mağazalarla ilgili sözleşmenin süresi sonunda yenilenmeyeceğinin ihtar edilmiş olduğunu, davacı ... A.Ş tarafından davalı ... İletişim Hizmetleri A.Ş.'ne gönderilen Beyoğlu ... Noterliğinin 03.09.2018 tarih ve ... nolu ihtarnamesiyle taraflar arasındaki sözleşmelerin her halde 30.09.2018 tarihi itibariyle sona erdirileceği ihtar edilmiş olduğunu, davalı ... İletişim Hizmetleri A.Ş. taraftndan davacı ... Telekom A.Ş.'ne gönderilen Kartal ... Noterliğinin 21.09.2018 tarih ve ... nolu cevabi ihtarnamesini göndermiş olduğunu,... Taraflar arasındaki ilişki bir bütün olarak incelendiğinde, bu ilişkilerin uzun yıllara dayanmakta olduğu, sözleşmesel ilişkide taraflar arasındaki güven duygusunun belirleyici olduğunu, bu sebeple, her ne kadar yukarıda ifade edildiği üzere davalı ile davacı ve davalı ile dava dışı ve fakat davacı ile organik bağı olan başka bir şirket arasında iki farklı sözleşme var gibi görünse de hukuki olarak davacı ile dava dışı işletme arasında organik bağın bulunduğu hallerde ve özellikle davacı İle davalı arasındaki uzun yıllara dayanan ilişkinin güven esasına dayanmakta olduğu dikkate alındığında, bu iki sözleşmeyi ve bu sözleşmenin icrası sırasındaki gelişmelerin ayrı değerlendirilmesi mümkün olamayacağını, Yargıtay'ın uygulamasınında bu yönde olduğunu, ,..Dava dışı ve fakat davacı ile organik bağı olan işletme ile davalı arasındaki TDM sözleşmesinin icrası sırasındaki uygulamalar, feshin şekli, sebebi ve taraflar arasındaki ilişkinin devamı sırasındaki gelişmelerin, aynı grup içinde yer alan başka bir tüzel kişiliği de (somut olayda davacı) ve bu tüzel kişilikle, diğer grup şirketi ile ilişki içinde olan davalı arasındaki sözleşmesel ilişkiyi de doğrudan etkileyeceğinin kabulü, hayatın olağan akışına uygun düşeceğini,... Dosya kapsamı incelendiğinde taraflar arasındaki ilişkinin bayilik ilişkisi olarak kabul edilmesinin mümkün olacağını,...Taraflar arasında 22.12.2008 Tarihinde imzalanan "...-Extra Sözleşmenin 7. maddesine göre davacı ya da davalının tek taraflı ve sebep bildirmeden ortaya koyacağı bir irade ile hukuki ilişkinin ortadan kaldırılmasına imkan verilmesi hukuk ve sözleme güvenliği ile de uyumlu olmayacağını, dolayısıyla bu hukuksal açıklamalardan hareket edilecek olursa taraflar arasındaki sözleşmenin 7. maddesinin varlığına rağmen sözleşmeyi feshetmek isteyen ya da fesheden tarafın haklı bir sebep ortaya koyması gerektiği ve bunun da ispatlanması gerektiğini, ancak mahkeme aksi kanaatte ise, tarafların sözleşmeye devam edilmeyeceğine ilişkin bildiriminde hiçbir sebep dermeyan edilmemesi gerektiği sonucuna da varılabilecek olduğunu, tarafların sözleşmeye devam edilmeyeceğine ilişkin bildiriminde hiçbir sebep dermeyan edilmemesi gerektiğinin kabulü halinde varılacak olan sonucun derin farklılıklar içereceğini,... Somut olay incelendiğinde, önce davalı yanın, taraflar arasındaki sözleşmenin yenilenmeyeceği ve sürenin uzatılmayacağı yönündeki ihbarının davacıya bildirildiğini, bu noktada, m.7'de yer alan hükme rağmen, davalı yanın hangi sebeplerle, davacı ile olan İlişkisine devam etmeyeceğini ortaya koymuş olması gerektiğini, davalı yanın, taraflar arasındaki sözleşmenin yenilenmeyeceği ve sürenin uzatılmayacağı yönündeki ihbarının davacıya bildirilmesinin akabinde davacının taraflar arasındaki sözleşmeyi 30.09.2018 tarihi itibariyle feshetmiş olduğunu,... Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, davalı yanın davacı yana çok sayıda ihtarname keşide etmiş olduğu, bu ihtarnamelerde, bazı sözleşmeye aykırılık hallerine ismen temas edilmiş olduğu, ancak bu hususların gerçekleşmiş olduğuna ilişkin olarak dosya kapsamında herhangi bir ispat vasıtasının da mevcut olmadığını, yine davacı yanın da m.7 hükmünden yararlanarak sözleşmeyi 30.9,2018 tarihi itibari ile feshetmiş olduğunu, söz konusu fesih bakımından da herhangi bir sebep dermeyan edilmediğini ve dolayısıyla ispat külfetinin gereğinin de yerine getirilmiş olduğunu,... Sözleşmeyi hukuken fesheden tarafın davacı yan olduğunu, ancak bu feshin tamamen dava dışı ve fakat davacı ile organik bağı bulunan ... Yeknoloji ile davalı arasındaki hukuki ilişkilerdeki problemlere dayandığını, davalı ile dava dışı ... Teknoloji arasındaki sözleşmenin davalı tarafından sebep dermeyan edilmeksizin 31.10.2017 tarihinde feshedilmiş olmasının da gözden uzak tutulmaması gerektiğini,... Davacı yanın, taraflar arasındaki ...-Extra Sözleşmesini 30.9.2018 tarihi itibari ile feshi gerekçesini ve dayanağını, dava dışı ... Teknoloji ile davalı arasındaki sözleşmesel ilişkide yaşananlar yönünden bir bütün olarak değerlendirmenin mümkün olduğunu,...Taraflar arasındaki sözleme incelendiğinde bu devirler noktasında da davalı yanın onay verici konumda olduğunu, bu süreçte, davalı yan, bazı görüşmeler yapmış ise de (hatta bazı görüşmeler anlaşma ile sonuçlanıp ödemeler dahi davacı tarafından alınmışken) bu mağazaların devir sürecinin tamamlanamadığını, bu sürecin 29.3.2018 tarihinde kesintiye uğramış olduğunu, söz konusu tasarrufun davalı üzerinde bulunduğu dikkate alındığında ve bazı devre ilişkin ödemeler dahi davacı tarafından tahsil edilmişken bu kesintinin sözleşmenin 4.A.9. maddesinin davalı yana vermiş olduğu yetkinin olumsuz olarak kullanılmasından kaynaklandığını, bu yetkinin neden menfi yönde kullanılmış olduğunun sebepleri ile ortaya konması ve bunların ispat edilmesinin yerinde olacağının mütalaa edildiğini, sözleşme ile taraflara verilen hak ve yetkilerin keyfi olarak kullanılmasının kabul edilemeyeceğini, bu hususun sözleşme özgürlüğü ya da taraf irade serbestisi adı altında da kabul göremeyeceğini,... Tüm bu gelişmeler dikkate alındığında her ne kadar, taraflar arasındaki ... sözleşmesinin feshini hukuken davacı yan yapmış ise de, davalı ile dava dışı ve fakat davacı ile organik bağı olan işletme (... Teknoloji) arasındaki ilişkisinin haklı bir sebep olmaksızın (haklı sebep var ise derdest davanın sağlıklı olarak sonuca bağlanması bakımından bu sebebin davalı tarafından ortaya konup, ispat edilmesi gerektiği) sona ermiş olması, mağaza devirleri bakımından davalı yanın sözleşmeden doğan yetkisini olumsuz yönde kullanması sebeplerinin belirgin ve ispatsız kalmış olması, davalı yanın, devirlerle ilgili yardımcı işlem ve eylemleri davacı yararına başlangıçta sergilemiş olduğu, bu çerçevede davacı yanın, bazı dava dışı devralacak kişilerle temas kurduğu, hatta bazı ödemelerin de tahsil edildiği görülmekle, sürecin devamında davalı yanın sözleşmenin 4.A.9. maddesinden kaynaklanan onay verme inisiyatifini olumsuz yönde kullanmış olduğunu, davacı yandan, taraflar arasındaki ... sözleşmesine devam etmesinin beklenmesinin mümkün olamayacağını,... Davacı yanın, bazı dava dışı devralacak kişilerle temas kurduğu, hatta bazı ödemelerin de tahsil edildiği görülmekle, yukarıda zikredilen Kartal ve ... mağazası bakımından davalı yanın bir zararından söz edilebileceği, ancak diğer mağazalar bakımından devre konu bedelin afaki olup olmadığının belirlenmesi noktasında heyetlerine uzman bir bilirkişinin atanmasının uygun olacağı.'' beyan edilmiştir. Yapılan yargılamaya göre, taraflar arasında 22/12/2008 tarihinde imzalanan "...-Extra Sözleşmesinin'' bulunduğu hususu ihtilafsızdır. Uyuşmazlık, taraflar arasındaki sözleşme gereğince davacı şirketin davalı şirketin isim ve yetkisi altında işletmekte olduğu ... İşletim Merkezi ismindeki 9 adet mağazayı 3. şahıslara devretmek istemesine rağmen davalının bu devre onay vermemesi sebebiyle davacının bir zararının oluşup oluşmadığı, oluşmuş ise ne kadar bir zararı olduğu hususundadır. Taraflar arasındaki 22/12/2018 günlü "...-Extra Sözleşmesinin'' ''4.A.9.- Devir başlıklı'' maddesinin birinci fıkkrasına göre ''...-Extra, ...'in önceden yazıılı iznini almaksızın bu sözleşmedeki hak ve yükümlülüklerini gerçek veya tüzel üçüncü bir şahısa devredemeyece, bir başka gerçek veya tüzel üçüncü bir şahsa herhangi bir sebeple bu sözleşmede ve dolayısıyla ilgili yasal hükümleerde kayıtlı sorumluluklarına ortak edemeyecek ve hak ve alacaklarını başkasına devir ve temlik edemeyecektir.'' taraflar arasındaki sözleşmenin bu maddesinin tarafları hukuken bağladığı aşikardır. ... İletişim Hizmetleri A.Ş.'nin 11/04/2019 günlü cevabi yazısında da, taraflarınca davacıya, dava konusu mağazaları üçüncü bir kşiye devredebileceği yönünde yazılı bir onay vermedikleri beyan edilmiş olup davacı tarafça da bu hususta yazılı bir onay belgesi ibraz edilmemiştir. Bu sebeple davacının, dava konusu 9 adet mağazanın üçüncü bir şahısa davalıdan dolayı devredilemediğinden bahisle zarara uğramış olduğunu iddia etmiş olması hukuken yersizdir. Türk Borçlar Kanununda sözleşme serbestiyesi ilkesi geçerli olup tarafların aralarında yapmış oldukları sözleşmenin hükümlerine, kamu düzenine ve ahlaka aykırı düzenlemeler olmadıkça bağlı kalmaları esastır. Taraflar arasındaki sözleşmenin 4.A.9-Devir maddesinde davacı tarafından davalıya ait isim ve teknolojinin kullanıldığı mağazaların üçüncü bir şahsa devrinin davalı şirketin yazılı onayına tabi kılınmış olmasının kamu düzenine ve ahlaka aykırı bir yönü görülmemiştir. Davalının, sözleşmeden kaynaklana bu yetkisini kullanmamış olması davalının hukuken kötü niyetli olarak nitelendirilmesine sebep olacak bir husus değildir. Kaldı ki, davacının davalıya bu yönde yapmış olduğu yazılı bir talep de bulunmamaktadır. Davacının, davalının devirle ilgili işlemlerde görüşme yaptığı, devirlere izin vermiş olduğu yönündeki iddiası ispata muhtaç olup bu hususta ispatlanamamıştır. Davalının, davacıya ait bir adet mağazayı görüşme yapmış olduğu üçüncü bir şahsa başka bir şirket adı altında işletmeye vermiş olması da davalının sorumluluğunu gerektirir bir husus olarak görülmemiştir. Davacı, 22/12/2018 tarihinde süresi sona erecek sözleşmeyi, kendi sebepleri doğrultusunda 30/09/2018 tarihinde feshetmiş olup bu fesihten dolayı davacının sorumlu tutulması da hukuken mümkün görülmemiştir. Taraflar arasında davacının bağlı şirketlerinin davalıyla olan ticari sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların dava konusu 22/12/2008 sözleşmeyi etkilemesi, bundan dolayı davacının zarara uğradığının ve davalınında bundan hukuken sorumlu tutulması da mümkün görülmemiştir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ''Bilirkişinin oy ve görüşünün değerlendirilmesi'' başlıklı 282/(1) maddesine göre, ''Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.'' İşbu kanun hükmü ve aynı kanun 266/(1) maddesi gereğince her ne kadar bilirkişi kurulu tarafından davalının onay yetkisinin neden aleyhte kullandığını ispatlaması gerektiği ve davacı ile dava dışı davalıyla sözleşme yapan şirketler arasında organik bağ olması sebebiyle sonuçta davacının zarara uğramış olduğu yönüdeki görüşüne hukuken itibar edilmemiştir. Hukuk bilgisini geektirecek hususlarda değerlendirmenin mahkemece yapılacak olması bilinen bir hukuk gerçeğidir. Açıklanan sebepler gereğince, davacının taraflar arasındaki sözleşme gereğince işletmekte olduğu 9 adet mağazayı üçüncü bir şahsa devredemediğinden bahisle zarara uğramış olduğunu iddia etmiş ise de taraflar arasındaki sözleşmenin 4A.9/1 maddesi gereğince devir hususunda davalının yazılı bir onayının bulunmaması, bu hususta davacının yazılı bir talebinin dahi olmaması sebebiyle davacının uğramış olduğunu iddia ettiği zarardan davalının hukuki bir sorumluluğunun bulunmamasından dolayı davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.Tüm dosya kapsamı ve toplanan delillerin değerlendirilmesine göre, davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, ''Davacı tarafından davalı aleyhine açılan işbu tazminat davasının REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin, müvekkilin iddiasının ne olduğunu, davanın neye dayanılarak açıldığını yanlış değerlendirdiğini; davanın temel dayanağının, mağazaların devrinin tamamlanmasını davalının haklı bir neden olmaksızın engellemesi olduğunu, Dava dilekçesinde etraflıca açıklandığı üzere müvekkilinşz içinde bulunduğu ... Şirketler Grubu ile davalı arasındaki ilişkinin 1995 yılında başladığını; müvekkilinin ise davalı ile 1998 yılında akdedilen sözleşme ile önce “...” adıyla davalının dağıtım ağına dahil olduğunu, ardından 22.12.2008 tarihinde taraflar arasında “...” adlı sözleşme imzalanarak taraflar arasındaki hukuki ilişkinin süresinin uzatıldığını ve müvekkilin faaliyetinde kullanılan ismin de böylece “...” olarak değiştirildiğini; anılan sözleşmenin yıllar içinde yenilendiğini ve nihai olarak davalının aldığı karar doğrultusunda “...” (kısaca “...”) şeklinde değiştirilen ad altında faaliyetin devam ettiğini; müvekkiliyle davalı arasındaki sözleşmesel ilişkinin sona erdiği tarih itibariyle müvekkilinin toplam 8 (sekiz) mağazasında/şubesinde, ... İleşitim Merkezi adıyla, sözleşme ile üstlendiği edimi ifa ettiğini, Hukuki niteliği itibariyle müvekkil ile davalı arasındaki sözleşmenin TK m. 102 vd. kapsamında bir “acentelik sözleşmesi”, bu sözleşme uyarınca müvekkilinin aldığı sıfatın da “sözleşme yapma yetkisini haiz acente” olduğunu, mahkemenin malûmu olduğu üzere acentelik faaliyetinin yapıldığı işletmenin, süreklilik niteliği ile doğrudan ilintili olarak, zamanla ciddi bir ekonomik değer oluşturduğunu; “ticari işletme”nin tanımlandığı TK m. 11’de “işletme değeri”nin ticari işletmenin unsurları arasında sayıldığını; esasen acentenin faaliyetinin sürekliliğinin, beraberinde özellikle önemli bir müşteri portföyü/çevresi oluşmasına hizmet edeceğini; TK m. 122’de acentenin oluşturduğu bu müşteri çevresinden dolayı kendisine bir “denkleştirme” ödenmesi gerektiği hükme bağlanmakla söz konusu gayri maddi unsurun ekonomik değerine ve bundan acentenin istifade etmesi gerekliliğine vurgu yapıldığını, İşte, ... organizasyonu içine dahil olan ve zamanla önemli bir ekonomik değer oluşturan ...’lerin, bir diğer deyişle acentelerin, bu dağıtım ağından çıkmak istemesi durumunda, hem ... organizasyonunun devamlılığı, hem de başlangıçta bu organizasyona katılmak konusunda yatırımcıların istekli olmasının sağlanması amacıyla sözleşmede işletmelerin “devri”nin özel olarak düzenlendiğini, buna göre sözleşmenin “Devir” kenar başlıklı 4.A.9. Maddesindeki; “..., ...’in önceden yazılı iznini almaksızın bu sözleşmedeki hak ve yükümlülüklerini gerçek veya tüzel üçüncü bir şahısa devredemeyecek, bir başka gerçek ve tüzel üçüncü bir şahısa herhangi bir sebeple bu sözleşmede ve dolayısıyla ilgili yasal hükümlerde kayıtlı sorumluluklarına ortak edemeyecek ve hak ve alacaklarını başkasına devir ve temlik edemeyecektir.” ve yine madde 8/b’deki “...’nın ve/veya ortaklarının, bu sözleşme ve/veya bu sözleşme ile ortaya çıkan haklarını ...’in yazılı muvafakatini almaksızın başkalarına kısmen veya tamamen devir etmesi halinde … ... … önceden yapacağı bildirim ile sözleşmeyi feshedebilir” hükümlerinde tarafların acente işletmesinin devrini düzenlemelerinin amacının bu olduğunu; başka bir anlatımla, tarafların söz konusu hükümlerle devrin nasıl gerçekleşebileceğini düzenlemelerinin nedeninin, acente işletmesinin devredilebilirliğinin vurgulanması olduğunu, Nitekim gerek davalının önceki uygulaması, gerek somut olarak müvekkille arasındaki ilişkinin seyri, sözleşmeyi düzenlerken taraf iradelerinin bu yönde olduğunu teyit etmekte olduğunu; aşağıda ayrıca değinileceği üzere, bizatihi müvekkil bu mutad uygulama kapsamında daha önce iki mağazayı devrettiği gibi işbu davaya konu sekiz (8) mağazanın devri bakımından da davalı devir prosedürünü başlatmış, bir kısım mağazaların devri son aşamaya geldiğini, ancak davalının devri sonlandırdığını; başka bir deyişle davalının, “yazılı onayı”, hiçbir haklı sebep olmaksızın, son anda vermekten kaçındığını, hâl böyle olunca yerel mahkeme kararındaki “ … [... tarafından] davacıya, dava konusu mağazaları üçüncü bir kişiye devredebileceği yönünde yazılı bir onay vermedikleri beyan edilmiş olup davacı tarafça da bu hususta yazılı bir onay belgesi ibraz edilmemiştir. Bu sebeple davacının, dava konusu 9 [kararda TDM’ye yönelik bilgilerle ...’ler karıştırılmış görünmektedir; dava konusu olan 8 adet mağazadır] adet mağazanın üçüncü bir şahsa davalıdan dolayı devredilemediğinden bahisle zarara uğramış olduğunu iddia etmiş olması hukuken yersizdir.” gerekçesinin, mahkemenin somut uyuşmazlığın hangi sebebe dayandığını bile doğru tespit edemediğini göstermekte olduğunu; dosyada elbette davalının “yazılı bir onayı” olmadığını; aksine bir iddia da bulunmamakta olduğunu; uyuşmazlığın bizatihi kendisinin davalının bu onayı vermekten kaçınmasının haksızlığına ilişkin olduğunu; davalı bu “yazılı onayı” vermiş olsaydı devrin tamamlanacağını, böylelikle müvekkilinin bir zarara uğramasının da her halde bahis konusu olmayacağını; davalının haksız şekilde onay vermeyi reddedip devrin tamamlanmasını engellediğini, bunun sonucuna müvekkilinin, mağazaları devralacak kişilerden devir bedelini tahsil edemediği (kazançtan yoksun kaldığı) için zarara uğradığını ve işbu davanın özünün zaten bu olduğunu, Davalının devir için onay vermekten kaçınmasının haklı bir sebebe dayanmamakta olduğunu, gerek dava, gerek ikinci dava dilekçesinde etraflıca açıklandığı üzere, davalının bugüne kadarki mutad uygulamasının ... organizasyonuna katılıp acente sıfatını alan ...’lerin daha sonra bu organizasyondan çıkmak istemesi durumunda ...’in, haklı bir kaçınma sebebi olması dışında, buna onay vermesi yönünde olduğunu; esasen bu tür bir uygulama olmasaydı, ... organizasyonuna katılmak için talip olacakların sayısının ciddi şekilde azalacağını, dolayısıyla organizasyona katılmayı teşvik için davalı başkaca ekonomik yükler üstlenmek zorunda kalacağı gibi, ..., TK m. 122 kapsamında “denkleştirme talepleri” ile de sıklıkla karşı karşıya kalacağını, nitekim bizatihi müvekkilinin yaşadığı örnekler olarak, bu uygulama kapsamında, 2011 yılında Sancaktepe’de yer alan bir ...'in önce müvekkili tarafından devralındığını, birkaç yıl işletildikten sonra 2015 yılında bir üçüncü şahsa devredildiğini; bu konunun, dosya kapsamında taraflar arasında tartışmasız olduğunu, dahası, yine bizatihi işbu davaya konu oluşturan sekiz (8) mağazanın devri bakımından da müvekkilinin önce bu uygulamayı başlattığını ve devrin belirli bir aşamaya geldiğini, bu bağlamda, müvekkilinin Kartal mağazasının devri için ise müvekkilinin bir yatırımcı bulduğunu, yatırımcı ile müvekkili arasında sözleşme akdedildiğini, yatırımcı (...), mağazanın maliki/kiraya veren, ... yetkilisi ve müvekkili temsilcisinin hazır olduğu bir toplantının 05.03.2018 tarihinde müvekkilinin Kartal’daki ofisinde gerçekleştiğini, davalı tarafından ...’e ... numaralı yeni bayi kodu çıkarıldığını; ayrıca ... ile davalı arasında akdedilecek ... sözleşmesinden kaynaklanan edimlerin teminatını oluşturmak üzere, ... tarafından davalıya 100.000,00-TL, KVK’ya 200.000,00-TL bedelli banka teminat mektupları çıkartılarak teslim edildiğini, ... mağazası için ise davalının yönlendirmesi ile ... isimli yatırımcı ile görüşüldüğünü, devir bedeli olarak 1.500.000,00-TL talep edildiğini; devir için müvekkiline 20.000,00-TL kapora ödendiğini, kalan bedel için de Maltepe’de bulunan iki konutun mülkiyetinin devrinin teklif edildiğini ve böylelikle taraflar 1.500.000,00-TL üzerinden devir konusunda mutabık kaldıklarını, anılan vakıaların, yani müvekkili ile ... arasında devir konusunda yazışmalar yapıldığının, Kartal mağazası için devrin tamamlanması aşamasına gelindiğinin, ... mağazası için de devrin tamamlanmasına çok yakın olunduğu hususlarının hiçbirinin dosya kapsamında tartışmalı olmadığını, başka bir deyişle, davalının vakıaların bu şekilde cereyan ettiğinin aksine herhangi bir iddia bile ileri sürmediğini; davalının iddiasının, birdenbire bu devirden vazgeçmesi dolayısıyla müvekkile karşı bir sorumluluğunun bulunmaması olduğunu; başka bir anlatımla davalının söz konusu vazgeçmenin herhangi bir haklı temele dayanmadığını kabul ettiğini; ancak bunun müvekkile bir talep hakkı tanımayacağını ileri sürmekte olduğunu, o nedenle yerel mahkeme kararında yer verilen “Kaldı ki davacının davalıya bu yönde yapmış olduğu yazılı bir talep de bulunmamaktadır.” ibaresinin, yine mahkemenin söz konusu kararı ittihaz ederken dosya içeriğine vakıf olmadığını göstermekte olduğunu; mahkemenin ileri sürdüğü gerekçenin bir tartışma konusu bile olmadığını, Devir işlemleri bu şekilde davalının herhangi bir itirazı olmaksızın, aksine mutad uygulaması gereğince “yatırımcı arayışı”nı bizatihi kendisi devam ettirmek suretiyle sorunsuz şekilde sürerken birden “onay vermekten” kaçınması ve devir prosedürünü sonlandırmasının, hiçbir haklı sebebe dayanmayan, tamamiyle müvekkilini zarara uğratma amaçlı bir girişim olduğunu; esasen gerek dava, gerek cevap dilekçesinde ayrıntılı şekilde izah olunan vakıalar zincirinin alt alta konularak okunmasının, burada davalının kötüniyetle müvekkiline zarar verme kastı içerisinde hareket ettiğini açıkça göstermekte olduğunu, bu noktada, dava ve cevap dilekçelerindeki ayrıntılı açıklamalara atıfla birlikte, taraflar arasındaki ilişkinin gelişimine yönelik özetle şu vakıaların hatırlatılması isabetli olacağını, müvekkilinin içinde bulunduğu ... şirketler grubu ile davalı arasında 1995 yılında başlayan, 1998 yılında ... Abone Merkezi/.../... İletişim Merkezi formuyla devam eden ilişki zamanla daha da güçlenerek bir üst aşamaya geçtiğini, 2008 yılında, yine ... şirketler grubu içerisinde yer alan “... Merkezi AŞ” (“...”) ile davalı arasında “... Dağıtım Merkezi Sözleşmesi” başlıklı bir sözleşme imzalanarak ...'in bu kez ... olarak faaliyete başladığını, 2016 yılında davalının, işletme politikasında bir değişiklik yapıp TDM’lerin sayısını azaltmak yoluna gittiğini, bu bağlamda ...’nin daha önceki hizmetlerinin kalitesinin göz önünde tutulduğunu ve deyim yerindeyse terfi ettirilerek İstanbul/Avrupa Yakası’ndaki faaliyet bölgesinden İstanbul/Anadolu Yakası’na taşınması ve bütün Anadolu Yakası’na hizmet vermesinin karara bağlandığını, ...'nin, bu yeni faaliyetine uygun olarak yüklü miktarda masraflar yaptığını ve faaliyetine başladığını; ne var ki ...’nin faaliyet ve hizmetleri son derece başarılı bir biçimde sürmekteyken davalının, hiçbir gerekçe ileri sürmeksizin, aldığı ani bir kararla 31 Ekim 2017 tarihi itibariyle ... ile arasındaki sözleşmesel ilişkiyi sona erdirdiğini, ilişkinin bu şekilde haksız surette sona erdirilmesi üzerine, doğal olarak, artık ... Şirketler Grubunun davalı ile olan diğer ilişkilerinin de nihayetlendirilmesinin isabetli olacağının değerlendirildiğini ve ...’lerin devredilmek istendiği talebinin davalıya iletildiğini, zira davalının ... TDM ile arasındaki ilişkiyi sona erdirme şeklinin ... şirketler grubunun sektör içerisindeki itibarını sarstığını, ... grubunun davalı ile olan ilişkilerini doğrudan etkilediğini, çalışanların motivasyonunu ortadan kaldırdığını; özetle davalının bu tavrının, müvekkili bakımından davalı ile sağlıklı bir işbirliği imkanı artık bulunmadığını ortaya çıkartınca ilişkinin bir an önce sonlandırılmasının ticari yönden zorunlu hale geldiğini, davalının da bugüne kadarki mutad uygulaması çerçevesinde bu talebi kabul ederek, yukarıda yer verilen, devir işlemlerinin başlatıldığını, bu arada ... TDM’nin sözleşmesinin haksız şekilde feshedilmesi nedeniyle ortaya çıkan hukuki durumun sonuçlarının giderilmesi için davalı ile yapılan görüşmelerin de sürdüğünü; ne var ki bu görüşmelerden bir sonuç alınamadığını, aksine davalının, ... TDM’ye hiçbir tazminat ödemesi yapmaksızın bir TDM Fesih İbra Protokolü imzalanması dayatmasında bulunduğunu, işte, tam da ... TDM’nin söz konusu protokolü imzalamaması üzerine davalının, müvekkiline karşı da açıkça hasmane bir tavır aldığını ve 29.03.2018 tarihinde tüm mağazaların devir sürecini durdurduğunu; bu bağlamda davalının, tamamlanma aşamasına gelmiş Kartal ve ... mağazalarının bile devir işlemlerini iptal ettiğini, bu iptal neticesinde müvekkilinin, anılan mağazaların devir bedeli olarak aldığı ödemeleri iade etmek zorunda kaldığını, tüm bu açıklamalar ışığında, yerel mahkeme kararında yer verilen “… Davalının, sözleşmeden kaynaklanan bu yetkisini kullanmamış olması davalının hukuken kötü niyetli olarak nitelendirilmesine sebep olacak bir husus değildir.” gerekçesinin dosya kapsamı ışığında ne denli isabetsiz olduğu kendiliğinden görülmekte olduğunu; davalıya “...”i devralacak kişi konusunda tanınan “takdir hakkı”nın somut olayda tamamiyle müvekkilini zarara uğratmak amacıyla MK m. 2’de öngörülen dürüstlük kuralına aykırı kullanıldığı konusunda kuşku duyulamayacağını, Mahkemenin re’sen atadığı bilirkişi kurulunca düzenlenen rapordaki değerlendirmelere tamamen aykırı, üstelik bizatihi davalının bile talebini aşar şekilde ek veya yeni bir incelemeye gitmeksizin hükme varmasının hukuka uygun görülemeyeceğini, yerel mahkemece bir bilirkişi incelemesi yaptırıldığını, re’sen atanan ve içinde bir profesör hukukçunun da yer aldığı heyetin, müvekkilinin talebinin yerinde olduğunu, davalının mağazaların devrine onay vermemesinin haklı bir sebebe dayandığını ispatlayamadığını tespit ettiğini, bilirkişinin bu raporu ardından bizatihi davalı yeni bir heyetten rapor alınması talebinde bulunmuşken mahkemenin, ek bir rapor alınmasına dahi gerek duymaksızın davanın reddine karar verdiğini, mahkeme kararının gerekçesinde, sanki raporda böyle bir tespit varmış gibi “…. her ne kadar bilirkişi kurulu tarafından davalının onay yetkisinin neden aleyhte kullandığını ispatlaması gerektiği ve davacı ile dava dışı davalıyla sözleşme yapan şirketler arasında organik bağ olması sebebiyle sonuçta davacının zarara uğramış olduğu yönündeki görüşüne hukuken itibar edilmemiştir.”ifadelerine yer vermekle, esasen bilirkişi raporunda varılan sonuçları bile isabetli şekilde değerlendirmiş olmadığını dile getirdiğini, nitekim kararın gerekçesinde “… Davacı, 22/12/2018 tarihinde süresi sona erecek sözleşmeyi, kendi sebepleri doğrultusunda 30/09/2018 tarihinde feshetmiş olup bu fesihten dolayı davalını sorumlu tutulması da hukuken mümkün görülmemiştir.” gerekçesinin zikredilmesinin, mahkemece müvekkilinin talebinin neye dayandığının doğru belirlenmekten uzak olduğunun kuşku götürmez bir kanıtı olduğunu, Gerçekten, yukarıda etraflıca izah olunduğu üzere, huzurdaki talebin dayanağının, müvekkilinin işlettiği ... İletişim Merkezi adıyla anılan sekiz mağazanın başka işletmecilere devrine davalının haksız şekilde engel olması, sözleşme gereğince devrin tamamlanması için gerekli yazılı onayı vermekten haksız surette kaçınması nedeniyle müvekkilinin uğradığı zararın tazmini olduğunu; yoksa talebin, taraflar arasındaki sözleşmenin müvekkili tarafından “haklı nedenle” feshine dayalı olarak uğranılan zararın giderimi olmadığını, Yukarıda, uyuşmazlığın özeti bölümünde değinildiği ve ayrıntısı dava ve ikinci cevap dilekçesinde yer verildiği üzere, davalının müvekkiline karşı aldığı hasmane tavrın; bu bağlamda mağazaların devrinin engelleneceği yönündeki açık beyanların, daha önce yıllarca süren hukuki ilişkide tek bir kez müvekkiline karşı müvekkilin sözleşme gereğince üstlendiği borcu uygun şekilde yerine getirmediğine ilişkin en küçük bir ikaz, beyan vb. bulunmazken birden bire herhangi bir temeli olmayan haksız ihtarnameler gönderilmeye başlanmasının vs., taraflar arasındaki acentelik ilişkinin sürdürülmesi için gerekli “güven duygusunu” müvekkil yönünden ortadan kaldırdığı için müvekkilinin, sözleşmenin süresinin sona ermesini beklemediğini, davalının herhangi bir zarara uğramasına sebebiyet vermemek üzere davalıya bir mehil tanıyıp mehil sonunda sözleşme ilişkisini “haklı nedene dayalı olarak” bitirdiğini, davalı ise cevap dilekçesinde savunmalarından biri olarak, sözleşmenin 7. maddesine göre sözleşmenin 22.12.2018 tarihinde kendiliğinden sona ereceği, sözleşmenin kendiliğinden sona ermesi durumunda tarafların herhangi bir tazminat yükümlülüğünün doğmayacağının anılan maddede düzenlendiği, dolayısıyla davacı/müvekkilinin, geçerli ve haklı bir neden olmaksızın sözleşmeyi 30/09/2018 tarihi itibariyle feshetmekle fesih için sözde bir bahane yarattığını ve feshin haksız bir kazanç temini çabası ile yapıldığı yönündeki savunmasıyla çok “ilginç” bir mantık yürütmesinde bulunulduğunu, ne var ki yukarıda yer verilen vakıalardan kuşku götürmez şekilde anlaşılacağı ve bilirkişi raporunda da teyit edildiği üzere müvekkilinin sözleşmeyi süresinden önce feshetmesinin haklı sebebe dayandığı gerçeği de bir yana yerel mahkemenin bu temel ayrımı yapamadığını ve sanki görülen talebin dayanağı sözleşmeyi haklı sebeple feshin neticesinde uğranılan zararın tazminiymiş gibi bir varsayımdan ve sözleşmenin müvekkili tarafından feshinin haklı nedene dayalı olduğunun ispatlanamadığı kabulünden hareketle bir sonuca vardığını, bu sonucun, uyuşmazlık konusu sorunun sağlıklı şekilde değerlendirilmediğini ve dolayısıyla verilen kararın da hukuka aykırı olduğunu açıklıkla göstermekte olduğnuu, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah olunan ve re’sen gözetilecek diğer nedenlerle, öncelikle icranın geri bırakılması kararı verilmesini, İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.02.2020 tarih ve 2018/1148 Esas, 2020/189 Karar sayılı usule ve yasaya aykırı kararının kaldırılmasına ve sonrasında müvekkilin davasının kabulüne, masraf ve ücreti vekâletin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasındaki ... sözleşmesine istinaden davacı tarafından işletilen sekiz adet şubenin üçüncü kişilere devrine davalının haksız olarak onay vermemesi nedeniyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazminine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı yan, davacının 1998 yılından beri davalı şirketin dağırım ağına dahil olduğunu ve 22/12/2008 tarihinde taraflar arasında beş yıl süreli ve sözleşmenin yedinci maddesine göre üç ayn önceden yazılı bildirimde bulunulmadıkça aynı şartlar ve süre ile yenilenmesi kararlaştırılan "..." bağıtlandığını, böylece sözleşmenin 28/12/2018 tarihine dek uzadığını, davacının 8 adet "... İletişim Merkezi" şubesinde sözleşmeden doğan edimlerin ifası amacıyla faaliyette bulunduğunu, davalının ayrıca, davacının grup şirketi olan ... Teknoloji Dağıtım A.Ş ile de 2008 yılında ... Dağıtım Merkezi sözleşmesi imzalandığını, hatta ... firmasını 2016 yılında İstanbul Anadolu bölgesindeki tek TDM merkezi haline getirdiğini, ancak davalının ... şirketi ile olan sözleşmesini 31/10/2017 tarihinde gerekçesiz sonlandırdığını, bunun üzerine davacının da grup şirketlerinden ... Şirketi sözleşmesinin haksız sonlandırılması nedeniyle güven ilişkisi bozulduğundan, ... kapsamında işlettiği sekiz adet mağazayı devretmeye karar verdiğini ve bu talebini davalıya ilettiğini, davalının da talebi kabul ederek davacıya her bir mağaza için tavsiye devir bedelleri ilettiğini, sektördeki tüm aktörlere davacının ayrılacağı bildiriminde bulunduğunu ve davacıya yatırımcı yönlendirmeye başladığını, davacının Kartal mağazası için kendisinin 630.000,00-TL devir bedeli için anlaştığını, .. mağazası için de davalının yönlendirdiği yatırımcı ile 1.500.000,00-TL'ye anlaşıldığını, bu sırada dava dışı ... Şirketi ile davalı arasında sözleşmenin haksız feshedilmesinin doğurduğu sonuçlar nedeniyle ortaya çıkan olumsuz sonuçların giderilmesi için yapılan görüşmelerin olumsuz sonuçlandığını, davalının grup şirkete dayattığı tazminatsız fesih protokolünün kabul edilmemesi üzerine, davacının iş bu dava konusu sözleşme kapsamında devir sürecine başlanmış mağazaların devir süreçlerini 29/03/2018 tarihli yazılı ile durdurduğunu, yine grup şirket ... AŞ tarafından davalı aleyhine tazminat davası açılması sonrasında, bu kez davalının davacıya sözleşmeye aykırı hareket edildiğine dair ihtarnameler göndermeye başladığını, yine iki adet Pendik şubesi için 15/08/2018 tarihli iki ayrı ihtarname göndererek bu şubeler bakımından süresi 22/12/2018 tarihinde sona erecek sözleşmenin yenilenmeyeceğinin bildirildiğini, tüm bu davranışların davacıyı zarara uğratma kastı ile kötü niyetle gerçekleştirildiğini, bunun üzerine davacının da davalıya gönderdiği 03/09/2018 tarihli ihtarname ile sözleşmenin 30/09/2018 tarihinden itibaren hüküm doğuracak şekilde haklı nedenle feshedildiğini, davacının faaliyet gösterdiği sekiz adet mağazanın en geç 30/09/2018 tarihine dek devrinin sağlanmasının davalıya ihtar edildiğini, sözleşmenin 30/09/2018 tarihinde sona erdiğini ve davalının davacıya ait tüm yetkileri sonlandırdığını, mağazaları devralmadığı gibi üçüncü kişilere devrini de engellediğini böylece davacının mağazaların devir bedellerinden mahrum kalarak zarara uğradığını ileri sürmüş, iki adet anlaşma aşamasına gelmiş mağaza için mağaza devir bedelleri, diğer altı mağaza için davalının bildirdiği tavsiye devir bedelleri toplamı olmak üzere şimdilik 4.010.000,00 TL.'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı yan; dava dışı ... şirketi ile davalı arasındaki sözleşme ve hukuki ilişkinin iş bu dava ve dava konusu sözleşme ile hiçbir ilgilisi bulunmadığını, iki sözleşmenin iki farklı tüzel kişilik ile yapılmış iki konu ve kapsamları farklı iki ayrı sözleşme olduğunu, dava dışı ... firması ile davalı arasındaki ilişkinin, iş bu dosyanın davacısı ile davalı arasındaki sözleşmenin feshine dayanak gösterilemeyeceğini, kaldı ki dava dışı ... ile davalı arasındaki sözleşmenin esasen dava dışı ... Dağıtım tarafından sonlandırıldığını, bu konuda açılmış davada mahkemenin yetkisizlik kararı verdiğini, davacının zaten 22/12/2018 tarihinde süresi bitecek olan dava konusu ... sözleşmesinin 03/09/2018 tarihli ihtarname ile süresinden önce kendisinin haksız şekilde sonlandırdığını, davacının iddiasının aksine davalının sözleşmeden doğan edimin ifası amacıyla işlettiği mağazaları devralma yükümlülüğü bulunmadığı gibi, devir talebini onaylama yükümlülüğünün de bulunmadığını, sözleşmenin 4.A.9. Maddesinde, davacının sözleşmeyi kısmen veya tamamen devrinin davalının yazılı onayına bağlı olduğunun kararlaştırıldığını, yoksa davalıya mağazaları devralma veya devre onay verme gibi bir borç yüklemediğini, davacının da sözleşmesel dayanağı olmayan talebini TMK 2 maddesi ile temellendirmeye çalıştığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, dosya üzerinde bir hukukçu bir mali müşavir bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılarak rapor alınmış, akabinde tahkikat bitirilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri dava dilekçesindeki iddiaları tekrarla, ayrıca mahkemece uyuşmazlığın doğru nitelendirilmediği, dava konusunun sözleşmenin haklı veya haksız feshinden doğan tazminat istemine ilişkin olmadığı, davalının mutad uygulaması çerçevesinde başlatılan sekiz adet mağazaya ilişkin devir sürecini, davacıya zarar verme kastıyla iptal edip, devirlere düsürtlük kuralına aykırı şekilde onay vermemesi, böylece davacının devirlerden elde edebileceği gelirden mahrum olmasına ve zarara uramasına sebep olması olduğunu, mahkemece hukuk profesörü bilirkişiden alınan raporun aksine gerekçelerle ve ek rapor dahi alınmaksızın karar verildiği, davanın kabulü gerektiği yönündedir. Taraflar arasındaki ve sona erdiği çekişme konusu olmayan sözleşmenin “Devir” başlıklı 4.A.9 maddesi "...-..., ...'in önceden yazılı iznini almaksızın bu sözleşmedeki hak ve yükümlülüklerini gerçek veya tüzel üçüncü bir şahısa devredemeyecek, bir başka gerçek ve tüzel üçüncü bir şahısa herhangi bir sebeple bu sözleşmede ve dolayısıyla ilgili yasal hükümlerde kayıtlı sorumluluklarına ortak edemeyecek ve hak ve alacaklarını başkasına devir ve temlik edemeyecektir. ...-...'nın, bu sözleşme'de öngörülen tüm yetki ve hakları tamamen veya kısmen 3. şahıslara devretmesi, temlik etmesi veya kiralaması halinde dahi, 3. kişinin yaptığı usulsüzlüklerden dolayı ... 'in karşılaşacağı zararın tamamını üçüncü şahıslarla birlikte ve müteselsil borçlu sıfatıyla ... 'e ödemekle yükümlüdür. ..., bu sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerini kısmen veya tamamen dilediği bir gerçek veya tüzel kişiye devretme hakkını saklı tutmaktadır." düzenlemesini içermektedir.Sözleşmenin "sözleşmeye aykırılık halleri, fesih, tazminat" başlıklı sekizinci maddesinin b, c, d bentleri ise; " b) ...-...'nın ve/veya ortaklarının, bu sözleşme ve/veya bu sözleşme ile ortaya çıkan haklarını ...'in yazılı muvaffakatini almaksızın başkalarına kısmen veya tamamen devir etmesi halinde veya; ...-...'nın iflası, konkordato ilan etmesi, borçlarını ödemekte yasal anlamda acze düşmesi halinde, ... ... ( ....) gün önceden yapacağı bildirim ile sözleşmeyi derhal feshedebilir. c).. ...-...'nın birden fazla ortaklı bir sermaye şirketi olması ve bu ortaklığın herhangi bir sebeple bozulması veya sermaye paylarında değişikliğin oluşması halinde ..., bu sözleşmeyi .... (...) gün önceden yapacağı bildirim ile feshetme hakkına sahiptir. Bu durumda ... yapacağı değerlendirmeler ışığında, hangi ortakla ve/veya ortaklarla ayrı ayrı olarak yeni ...-... Sözleşmesi aktedeceğini ya da bu sözleşmeyi aynı şartlar dairesinde devam ettirip ettirmeyeceğini münferiden saptar. d) ...-...'nın sermaye kontrolünde değişiklik oluşturacak biçimde, ...'in yazılı muvaffakatini almaksızın hisselerini kısmen veya tamamen üçüncü kişilere devretmesi halinde ..., bu sözleşmeyi ... (....) gün önceden yapacağı bildirim ile derhal feshedebilir." hükümlerini havidir. Davacı tarafından, davalının şubelerin devrine haksız olarak onay vermediği ileri sürülmüş ise de, yukarıdaki sözleşme hükümleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, taraflar arasındaki sözleşmede, sözleşmenin bağıtlandığı gerçek veya tüzel kişi ile devamının davalı tarafından esas kabul edildiği, nitekim sözleşmeden doğan yükümlülüklerin tamamının veya bir kısmının davalının önceden yazılı izni olmaksızın başkasına devredilemeyeceği açıkça kararlaştırıldığı gibi, aksinin fesih sebebi sayıldığı, hatta sözleşmenin yapıldığı şirketin birden fazla ortağının bulunması halinde ortaklığın bozulmasının veya sermaye paylarındaki değişimin dahi fesih sebebi olarak kabul edildiği, yine davalı ile sözleşme yapan şirketin hisselerinin davalının yazılı onayı olmaksızın sermaye kontrolünde değişiklik yaratacak şekilde devrinin dahi fesih sebebi sayıldığı, dolayısıyla davalının ne sözleşmenin devamı sırasında, sözleşmeden doğan hak ve yetkilerin devri anlamına gelecek şekilde davacının işlettiği sekiz adet mağazanın devrine onay verme borcu bulunmadığı gibi, bu mağazaları devralma yükümlülüğünün de bulunmadığı, mahkeme gerekçesinde de bu hususa işaret edildiği, uyuşmazlığı hukuken nitelendirme ve delilleri değerlendirme yetkisi münhasıran mahkemeye ait olup, mahkemenin bilirkişi raporundaki hukuki değerlendirmelerle bağlı olmadığı, davacının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde davacı yanın istinaf nedenlerinin karşılandığı, yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da mevcut olmadığı anlaşılmış olup, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 13/03/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.