T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1344 Esas
KARAR NO:2025/372 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2021/852 Esas-2022/379 Karar
TARİH:05/04/2022
DAVA:Anonim Şirket Yönetim Kurulu Kararının Butlan ve Yokluk Sebebiyle Geçersizliğinin Tespiti
KARAR TARİHİ:06/03/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin sermaye yapısı itibari ile aile şirketi olup müvekkillerinin değişik pay oranları ile davalı şirketin ortakları olduğunu, müvekkillerinden ... ve ...'ın aynı zamanda davalı şirketin yönetim kurulu üyeleri olduğunu, 30/11/2021 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan 2021/11, 2021/12 ve 2021/13 karar numaralı yönetim kurulu kararlarının TTK 367 maddesi kapsamında daha önce kabul edilip tescil edilerek halihazırda yürürlükte bulunan 09/05/2017 tarihli şirket iç yönergesine ve dolayısıyla ana sözleşmenin 8 maddesine açıkça aykırı olduğunu, davalı şirket yönetim kurulu tarafından getirilmek istenilen rejim değişikliğinin kanunun emredici esaslarına aykırılıklarının yanında davalı şirketin kadimden bu yana süregelen işleyiş prensiplerine aykırı olduğunu, dava konusu edilen 2021/11 ve 2021/12 sayılı yönetim kurulu kararlarının yönetim kurulu üyesi iki müvekkilinin tüm uyarıları ve gerekçeli muhalefet şerhlerine rağmen çoğunluğu temsil eden diğer yönetim kurulu üyelerinin 3/5 olumlu oyları ile alındığını, 30/11/2021 tarih ve 2021/13 sayılı yönetim kurulu kararı toplandı dışında üç üye tarafından imzalandığından, müvekkilleri tarafından 2021/13 sayılı karara muhalefet şerhi konulamadığını bildirerek, davalı şirketin 30/11/2021 tarihli yönetim kurulu toplantılarında alınan 2021/11, 2021/12 ve 2021/13 karar numaralı yönetim kurulu kararlarının, öncelikle ve ivedilikle uygulanmasının durdurulması ve önlenemez zararların meydana gelmemesi amacıyla dava sonuçlanıncaya kadar İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından tescil ve ilan edilmemesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesine, her ne kadar yaklaşık ispat koşulu sağlanmış olmasına karşın bir an için mahkemece tedbir taleplerinin davanın esasına yönelik olduğu düşünülürse terdiden davalı şirket tarafından tescil ve ilan edilmesi istenen 30/11/2021 tarih ve 2021/01 sayılı şirket iç yönergesinin öncelikle ve ivedilikle uygulanmasının durdurulması ve önlenemez zararların meydana gelmemesi amacıyla dava sonuçlanıncaya kadar İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından tescil ve ilan edilmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, yapılacak yargılama sonunda 30/11/2021 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan 2021/11, 2021/12 ve 2021/13 karar numaralı yönetim kurulu kararlarının TTK 391 maddesi gereğince batıl ve yok hükmünde olmaları nedeniyle geçersiz olduklarının tespitine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacıların dava konusu taleplerinden ilki, davalı şirketin ortağı bulunduğu ... Sanayi A.Ş. genel kurulunda şirketi temsil etmek üzere ...’nın yetkilendirilmesine ilişkin 12.10.2021 tarih ve 2017/07 tarihli yönetim kurulunun “butlan ve yokluk nedeniyle geçersizliğine” karar verilmesi yönünde olduğu, söz konusu kararda hukuka aykırı herhangi bir husus bulunmamasına rağmen, ortaklar ile görüşmeler sonucunda iyiniyet ilkesi çerçevesinde, 19/10/2021 tarihinde yeni bir yönetim kurulu toplantısı yapılarak bu defa bütün üyelerin oybirliği ile temsilci olarak ... yetkilendirilmiş olduğu, yetkilendirilme çerçevesinde 25.10.2021 tarihinde yapılan ... Sanayi A.Ş. genel kuruluna davalı şirketi temsilen ... katılmış olduğu, bu itibarla davacıların talebinin konusuz kaldığı, davalı şirketin iştiraklerinden olan ... A.Ş.’nin 18.10.2021 tarihinde yapılan genel kurulunda davalı şirketi temsilen kimse katılmadığı, genel kurulda Kanun ve esas sözleşmede öngörülen toplantı nisabı sağlanamadığı için, gündem maddelerine geçilmeden genel kurul ileri bir tarihe ertelendiği, karşı tarafın dava konusu yaptıkları yetkilendirme, 18.10.2021 tarihinde yapılan genel kurula ilişkin olduğundan, talep konusu yetkilendirmenin bir hükmü kalmadığı, akabinde davacıların buna ilişkin taleplerinin de konusuz kaldığı, davacıların diğer bir talep konusu olan davalı şirketin iştiraklerinden ... Ticaret A.Ş.’nin “butlan ve yokluk nedeniyle geçersizliğini tespitine” ilişkin talepleri de konusuz kaldığı, ... Fabrikası A.Ş. ile ilgili talep, 18.10.2021 tarihinde şirketin genel kurul toplantısının yapılmış olması ve bu toplantıya davalı şirketi temsilen kimsenin katılmamış olmasından dolayı konusuz kaldığı, davacıların bütün talepleri konusuz kaldığından, işbu dava hakkında dava konusu talepler konusuz kalmış olmasından dolayı karar vermeye yer olmadığına şeklinde karar verilerek davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 05/04/2022 tarih 2021/852 Esas-2022/379 Karar sayılı kararında; "Dava, Davacıların ortağı olduğu davalı şirketin Yönetim Kurulu'nun dava dilekçesinde belirtilen şirketlerin genel kurul toplantılarında temsili için temsilci atanmasına ilişkin 12/10/2021 tarih ve 2021/07, 12/10/2021 tarih ve 2021/05, 12/10/2021 tarih ve 2021/06 ve 21/10/2021 tarih ve 2021/04 sayılı kararlarının 6102 sayılı TTK 391.maddesi uyarınca butlan ve yokluk ile malul olması sebebiyle geçersizliğinin tespitine ilişkindir. Mahkememizce dava dilekçesi ekinde sunulan ve Mahkememizce celbedilen ana sözleşme, iç yönerge ve dava konusu kararlar incelenmiştir. Somut davada; davacı vekili tarafından davalı şirketin Yönetim Kurulu'nun dava dilekçesinde belirtilen ... Sanayi A.Ş., ... A.Ş., ... Ticaret A.Ş., ... Fabrikası A.Ş.nin genel kurul toplantılarında temsili için ...'nın temsilci atanmasına ilişkin 12/10/2021 tarih ve 2021/07, 12/10/2021 tarih ve 2021/05, 12/10/2021 tarih ve 2021/06 ve 21/10/2021 tarih ve 2021/04 sayılı kararlarının şirket iç yönergesine aykırı olduğunu, çünkü söz konusu kararların iç yönerge gereğince en az % 80 üyenin oy birliği ile karar alınması gerektiğini ileri sürmüştür. Davalı taraf ise söz konusu kararın iç yönergede % 80 üyenin oy birliği ile karar alınması gereken maddeler kapsamında olmadığı savunmasında bulunmuştur.Mahkememizce dava konusu iç yönerge incelendiğinde dava konusu şirketlerin genel kurullarında temsilci atanmasına ilişkin maddenin iç yönergede en az % 80 üyenin oy birliğinin arandığı maddeler arasında yer almadığı görülmüştür. Bunun yanında söz konusu şirketlerin genel kurul gündem maddelerinin de iç yönergede en az % 80 üyenin oy birliğinin arandığı maddeler arasında yer almadığı görülmüş ve davacı vekilinin iddialarının yerinde olmadığı, dava konusu Yönetim Kurulu kararlarının ana sözleşme, iç yönerge ve yasal mevzuata aykırı olmadığı anlaşılmıştır. Bunun yanında davacı vekili dava dilekçesinin verilmesinden sonraki beyanlarında Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Bakanlık Temsilcileri Hakkında Yönetmeliğin “Toplantıya Katılma Hakkı” başlıklı 18. maddesinin 7. fıkrası uyarınca “Halka açık olmayan şirketlerde gerek nama gerek hamiline yazılı pay senetleri sahiplerinin vekilleri vasıtasıyla toplantıda temsil edilebilmeleri için vekâletnamenin noter onaylı şekilde düzenlenmesi gerektiğini, söz konusu düzenleme uyarınca Genel Kurula temsilcisi atanması için “noter onaylı vekaletname” çıkartılması şartı getirildiğini, ancak davalı şirket tarafından verilen kararın şirketin 2019/08 sayılı yönetim kurulu kararına aykırı olması sebebiyle atanan temsilciye vekaletname çıkarılamadığını, davalı şirketin 03/10/2019 tarih ve 2019/08 sayılı Yönetim kurulu kararı uyarınca şirketin her konuda sınırsız olarak temsil ve ilzamının ancak, “..., ...ve ...'ın birlikte kaşesi üzerine veya şirket ünvanı altına atacakları müşterek imzaları ile” mümkün olabileceği, emredici nitelikteki şekil şartı ortaya konulduğunu ve ...'ın imzasının bulunmadığı dava konusu Yönetim Kurulu kararlarının anılan kararına ve yasal mevzuata aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Davacı vekilinin ileri sürdüğü söz konusu 03/10/2019 tarih ve 2019/08 sayılı Yönetim kurulu kararı incelendiğinde, davacı vekilinin iddia ettiği gibi şirketlerin genel kurul kararlarında temsilci atanması için adı geçenlerin müşterek imzalarının aranmasına ilişkin bir hüküm olmadığı görülmüştür. Söz konusu kararda davalı şirketi ..., ...ve ...'ın ancak müşterek olarak temsil edebileceklerini hüküm altına alınmıştır. Söz konusu karar bu şahısların davalı şirketin temsilini ne şekilde yapacaklarına ilişkin bir karardır. Bu nedenle davacı vekilinin bu yöndeki iddialarına da itibar edilmemiştir. Anılan nedenlerle dava konusu kararların şirket ana sözleşmeleri, iç yönerge ve yasal mevzuata aykırı olmaması sebebiyle açılan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Davacılar tarafından davalı aleyhine açılan davalı şirketin Yönetim Kurulu tarafından alınan ... Kağıt Sanayi A.Ş. ile ilgili 12.10.2021 tarihli ve 2021/07 sayılı kararının batıl ve yok hükmünde olmaları sebebiyle geçersizliğinin tespitine ilişkin talebinin davalı şirket tarafından alınan yeni karar ile atanan temsilcinin değiştirilmesi sebebiyle konusuz kalması sebebiyle bu talebe ilişin dava yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile, ''1-Davacılar tarafından davalı aleyhine açılan davalı şirketin Yönetim Kurulu tarafından alınan ... Sanayi A.Ş. ile ilgili 12.10.2021 tarihli ve 2021/07 sayılı kararının batıl ve yok hükmünde olmaları sebebiyle geçersizliğinin tespitine ilişkin talebinin konusuz kalması sebebiyle bu talebe ilişin dava yönünden KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 2-Davacılar tarafından davalı aleyhine açılan davalı şirketin Yönetim Kurulu tarafından alınan ... Sanayi A.Ş. ile ilgili 12.10.2021 tarih ve 2021/05 sayılı kararının, ... Ticaret A.Ş. ile ilgili 12.10.2021 tarih ve 2021/06 sayılı kararının, ... Fabrikası A.Ş. ile ilgili 21.10.2021 tarih ve 2021/04 sayılı kararının batıl ve yok hükmünde olmaları sebebiyle geçersizliğinin tespiti taleplerine ilişkin açılan davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalı şirketin grup içindeki farklı şirketlerde iştirak payı sahibi olup, söz konusu şirketlerin yapılacak Olağan Genel Kurul Toplantılarında davalı şirketi temsil etmek üzere temsilci atanmasına dair davalı şirket yönetim kurulunca ayrı ayrı kararlar alındığını, alınan bu kararların şirket ana sözleşmesinin tamamlayıcısı ve uzantısı niteliğinde olan Şirket Yönetim İç Yönergesi'nin 3/I. maddesine ve TTK 391. maddesi amir hükmüne de aykırılık teşkil ettiğinden söz konusu kararların alındığı tarihten itibaren butlan ve yokluk nedeniyle geçersizliklerinin tespitine karar verilmesi için bu davanın açılması zorunluluğu doğduğunu;Şirket yönetim kurulunda oy çoğunluğuna sahip üyelerin müvekkillerinin sözlü ve yazılı uyarılarına rağmen almış oldukları dava konusu kararların Türk Ticaret Kanunu'nun 391. maddesine ve şirket iç yönergesi hükümlerine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, nitekim belirtilen yasa hükmünde hangi hususlara ilişkin kararların batıl olduğu tahdidi olmayacak şekilde belirtilmiş olduğu gibi; söz konusu maddenin (c) bendinde “pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren” kararların da batıl olduğunun kesin bir ifade ile hüküm altına alındığını; Söz konusu İç Yönerge’nin 3/I maddesinde; Yönetim Kurulu’nca şirketi en geniş yetkileri kullanmak suretiyle temsil ve ilzam edecek kişilerin tayin edilmesinde şirket sermayesinin en az %80’ini temsil eden yönetim kurulu üyelerinin oy birliğiyle karar almalarının gerekli olduğunun öngörüldüğünü, aynı yönergenin devamındaki II., III. ve IV. madde numaralı bölümlerinde yer alan ve şirketi ilzam edecek iş ve işlemlerin, parasal üst sınırlar belirlenmek suretiyle ya da konuları açıkça sıralanarak belirlendiğini ve sınırlandırıldığını, şirketin iştiraklerince yapılacak Genel Kurul Toplantıları’nda alınacak ve genellikle şirketi ilzam edebilecek konularda müzakerelere katılacak ve oy kullanacak temsilcilerin bu grup içinde yer almadığını; Öte yandan yukarıda anılan iştirak şirketlerinin Genel Kurul Toplantısı’na davet yazısında yer alan gündem maddelerinin tetkikinden de anlaşılacağı üzere, yukarıda adları geçen ve davalı şirketin iştirak payları bulunan şirketlerin Genel Kurul Toplantısı’nda görüşülmesi amacıyla hazırlanan gündemde; şirketlerin 2020 mali yılına ait Yönetim Kurulu faaliyet raporları ile bağımsız denetim raporu ve konsolide bağımsız denetim raporlarının okunarak görüşülmesi; aynı döneme ait şirketlerin bilanço ve kar-zarar hesaplarının okunarak görüşülmesi ve onaylanması; 2020 yılı karının belirlenmesi ve kullanım şekli ile oranların bölüşülerek karar bağlanması; Yönetim Kurulu üyelerinin ibra edilip edilmemelerinin karara bağlanması; Yönetim Kurulu üyelerinin ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi haklarının görüşülerek karara bağlanması; bağımsız denetim şirketinin seçimi; 2017, 2018, 2019 yıllarına ait dağıtılmayan geçmiş yıl karlarından dağıtılabilir kısmının dağıtımına karar verilmesi ayrıca söz konusu şirketlerin iştirak payları bulunan diğer şirketlerdeki geçmiş yıl karlarının dağıtılması hususunda karar alınması; gibi “nitelikleri, sonuçları ve parasal sınırları itibariyle” tamamen Şirket İç Yönergesi’ nin 3/I maddesi kapsamına giren hususların yer aldığını; Yukarıda yer verilen gündemden anlaşılacağı üzere söz konusu Genel Kurul Toplantısı'nda Yönergede 3/I. madde kapsamına alınarak şirket sermayesinin en az %80'ini temsil eden üyenin kararına bağlanan konular görüşülecek olup; bu çoğunluğa uyularak Genel Kurul'a temsilci atanması gerektiğini, söz konusu maddede alınacak kararlar hakkında parasal sınırların öngörüldüğünü ve yapılacak Genel Kurul toplantısında da konusu para olan gündem maddeleri bulunduğunu, "Çoğun içinde az da vardır" ilkesi gereğince; Yönetim İç Yönergesi'nin 3/I. maddesinde öngörülen çoğunluk ile alınabilecek olan kararların çerçeve halde ve örnekseme yoluyla sayıldığını; yukarıda belirtilen konusu para olan gündem konularında yapılacak Genel Kurul'a atanacak temsilci için de bu çoğunluğun sağlanmasının şart olduğunu; Yönetim İç Yönergesi'nin 3/I. maddesinde yazılı şekliyle; şirketi en geniş yetkileri kullanmak suretiyle temsil ve ilzam edecek kişilerin tayin edilmesinde parasal üst sınırlar üzerinden belirleme yapıldığını, artık şirketi Genel Kurul Toplantısı'nda temsil etmek üzere atanacak temsilci için de bu çoğunluğun aranması gerektiğine dair hususun bu maddeler içeriğinde ayrıca ve tek tek sayılmasına lüzum olmadığını, Yönetim İç Yönergesi'nin incelenmesinden anlaşılacağı üzere tutarı 1.000.000 TL'yi aşan işler bakımından şirket sermayesinin en az %80’ini temsil eden üyenin Yönetim Kurulu üyelerinin oy birliğiyle karar almalarının gerekli olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte gerçekleşecek genel kurul toplantısında alınacak kararlar bakımından karar alınacak iş hakkında 1.000.000 TL'lik tutarın geçilmeyeceği düşünülmüş olsa dahi; dosya bilirkişiye gönderilmeksizin bu varsayım üzerinden yapılan değerlendirme ile genel kurula atanacak temsilci için aranacak çoğunluğun 3/I. maddede öngörülen %80 çoğunluk olmadığına dayanılarak verilen kararın hukuka aykırı olduğunu; Bununla birlikte davalı şirketin daha evvel dosyaya kazandırılan ve dava tarihinde yürürlükte olan 03.10.2019 tarih ve 2019/08 sayılı yönetim kurulu kararında; şirketin her konuda sınırsız olarak temsil ve ilzamının ancak, “..., ...ve ...'ın birlikte kaşesi üzerine veya şirket ünvanı altına atacakları müşterek imzaları ile” mümkün olabileceğinin emredici nitelikteki şekil şartı olarak ortaya konulduğunu, bu karar ile şirketin sınırsız temsil ve ilzam hususunda yukarıda yer verilen isimlerin birlikte kaşesi üzerine veya şirket ünvanı altına atacakları müşterek imzaları ile mümkün olabileceği kararı alınmış olup; ... imzasına haiz olmayan dava konusu Yönetim Kurulu kararları ile atanan temsilciye ilişkin kararın 03.10.2019 tarihli Yönetim Kurulu kararına aykırı olduğunun görüleceğini; Yönetim ve temsile ilişkin düzenlemeler TTK'nın 365. maddesi ve devamında düzenlenmiş olup; buna göre yönetim kurulunun iki yetkisi bulunduğunu, bunlardan ilkinin, yönetim (karar alma) yetkisi iken ikincisinin şirketin dışarıya karşı temsil ve ilzamına ilişkin yetki olduğunu, yönetim yetkisini düzenleyen TTK'nın 365. maddesinde; "Anonim şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Kanundaki istisnai hükümler saklıdır." denildiğini, kanun koyucunun TTK'nın 365. maddesinin son cümlesinde yer verdiği istisna kapsamında kaleme alınan TTK'nın "YÖNETİMİN DEVRİ" başlıklı 367. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinde; "Yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir." denildiğini, aynı maddenin 2. fıkrasında ise; "Yönetim, devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir." denildiğini, yani TTK'nın 367. maddesinin 1. fıkrası uyarınca yönetimin devri müessesesi çalıştırılmışsa, devredilen yönetim yetkileri bakımından yönetimin el çekmiş durumda olduğunu;TTK'nın 367. maddesinde yer verilen "yönetimin devrinin"; esas sözleşmede yönetim devrine ilişkin iç yönerge hazırlanabileceği yönünde bir hüküm bulunması halinde, bu iç yönergede belirlendiği şekliyle yönetimin kısmen ya da tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veyahut üçüncü kişiye devredilmesi anlamını taşıdığını, "Aksiyle kanıt methodu"ndan çıkarılacak anlama göre iç yönerge ile yönetim kısmen ya da tamamen bir veya birkaç Yönetim Kurulu üyesine veyahut üçüncü kişiye devredilmişse yönetimin devredilmediği üyelerin (yani Yönetim Kurulu üyelerinin tamamının birlikte) yetkili olamayacağını, aksinin kabulünün yönetim yetkisinin devri ile hedeflenen amacın gerçekleştirilememesine neden olacağını;TTK'nın 367. maddesi uyarınca yönetimin devredilmesinin, aynı kanunun 365. maddesinde belirtilen, şirketin Yönetim Kurulu tarafından yönetileceği ve temsil edileceğine yönelik genel kuralın kanunla getirilmiş bir istisnası olduğu; düzenlenecek bir iç yönerge ile yönetim yetkisinin devredilebileceği ve devredilen yetkiler bakımından artık 365. maddenin tek başına ve katıksız olarak uygulanamayacağını; bir başka anlatımla devredilen yetkiler bakımından artık Yönetim Kurulu'nun tüm üyelerinin yetkili olamayacağını;Türk Ticaret Kanunu'nun, yönetim devrini düzenleyen iç yönergenin içeriği konusunda ise yönetim kuruluna geniş bir alan bıraktığını, yönetim iç yönergesi ile şirket yönetimi düzenlenerek, yönetim kurulu üyelerinin yetki alanları tespit edilebilecek, görev tanımları yapılabilecek, karar alma yöntem ve süreçlerinin belirlenebilecek olduğunu, bu itibarla yönetim iç yönergesinin, yönetim kurulu üyeleri arasında bağıtlanan bir yönetim yetki devri sözleşmesi niteliğinde, kaynağını esas sözleşmeden alan ve yönetim kurulu üyelerini bağlayıcı bir ahit niteliğinde olduğunun kuşkusuz olduğunu; Somut olayda, Türk Ticaret Kanunu’nun “Yönetimin Devri" başlıklı 367. maddesi uyarınca davalı şirketin yönetim kurulunun, belli bazı yetkilerini devrederek, devredilen bu yetkinin kullanılabilme şartlarını belirleyen sözleşme niteliğindeki Yönetim İç Yönergesini hazırladığını ve imza altına aldığını, bu metnin TTK'nın 367. maddesinin lafzından da anlaşılacağı üzere aynı zamanda ana sözleşmenin tamamlayıcı parçası ve uzantısı olduğu konusunda hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bulunmadığını; Yönetim kurulunun 2017 yılında hazırlayarak kabul ettiği "yetki devri" niteliğindeki Yönetim İç Yönergesi'nin tescil ve ilanından sonra, devredilen yetkinin kullanılabilme şartlarını düzenleyen maddeleri uyarınca, artık bu hususlarda alınacak kararlarda, TTK'nın 390. maddesinde düzenlenen salt çoğunluk kuralına değil, yönetimin devri sözleşmesinde tabi olunan kurala uyulması zorunluluğunun bulunduğunu, nitekim TTK'nun 390. maddesi tamamlayıcı yedek hukuk kuralı niteliğinde düzenlenmiş olup, TTK'nın 340. maddesi kapsamında kanunun emredici ve sapılması ana sözleşmeyle dahi mümkün olmayan genel düzenlemesinden ari olduğunu, tamamlayıcı yedek hukuk kuralı niteliğindeki düzenlemelerden sözleşmeler ile sapılabilmesinin her zaman için mümkün olduğunu, başka bir anlatımla düzenlenme şekli itibariyle tamamlayıcı yedek hukuk kuralı olduğu açıkça anlaşılabilir TTK 390. maddesindeki salt çoğunluk kuralından, esas sözleşme ya da onun uzantısı niteliğinde olan TTK 367. maddesine göre kabul edilerek tescil ve ilan edilen yönetimin devri ve rejimine dair yönergelerle sapılabileceğini;Şirket ana sözleşmesinde yönetim kurulunun karar alabilmesi için bir nisap belirlenmemişse de, TTK'nın 367.maddesi uyarınca hazırlanacak Yönetim İç Yönergesi'nin ana sözleşmenin uzantısı ve tamamlayıcı parçası olduğu ve iç yönergede Yönetim Kurulu'nun yönetim yetkisinin devri ile ilgili kararlara yönelik bir karar alma usulü belirlendiğini; yönetim kurulu üyelerinin ise ancak bu usule uygun olarak karar alabileceklerini, kaynağını ana sözleşmeden alan iç yönerge ile yönetim ve temsil yetkilerinin devri hakkındaki kararların alınma yöntemi ile ilgili bir hükme yer verilemeyeceği yönünde mevzuatta herhangi bir sınırlandırıcı kural bulunmadığını, aksine şirketin temel yapısına ilişkin olan yönetimin devrine dair hazırlanacak iç yönergede, bu yönde yönetim kurulunca alınacak kararlarda nitelikli çoğunluk aranmasının TTK'nın 367. maddesinin ruhuna da uygun düştüğünü; Somut olayda, yönetim yetkisinin ana sözleşmeden alınan yetkiyle kısmen ya da tamamen devredildiğini, ayrıca belli bazı konularda tahdiden sayılmak suretiyle TTK 370. ve TTK 371. madde uyarınca temsil ve ilzam yetkisi de dahil olmak üzere bu hususlarda karar alınabilmesi için dört yönetim kurulu üyesinin uygun irade beyanının arandığını, artık bundan sonra yönetimin devrine dair koşulları düzenleyen Yönetim İç Yönergesi'nin 3/1 maddesinde sayılan kısmen devredilen yönetim yetkileri bakımından her ne ad altında olursa olsun alınacak kararlarda dört imza kuralının emredici nitelikte olduğunun TTK'nın 367/2. maddesinin de gereği olduğunu; Somut olayda yönetim kurulunun yetki devri kararı ile birlikte artık salt çoğunlukla karar alma hakkından sarfınazar ettiğini, aksinin kabulünün TMK'nın 2. maddesi uyarınca dürüstlük kuralına, TBK'nın 27. maddesi kapsamında sözleşme serbestisi kuralına ve süregelen işleyiş biçimi de dikkate alındığında Yönetim Kurulu'nun Yönetim İç Yönergesi ile özel şartlar belirlemesindeki amaca ve objektif iyi niyet kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceğini beyanla Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/852 E. 2022/379 K. sayılı kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davalı şirketin 25/10/2021 tarihli ve 2021/4, 2021/5, 2021/6 ve 2021/7 sayılı yönetim kurulu kararlarının Şirket İç Yönergesi ile TTK'nın 391. maddesine aykırı olduklarından bahisle yok hükmünde ve batıl olduklarının tespiti talebine ilişkindir.Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile 2021/7 sayılı karar yönünden konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, diğer kararlar yönünden ise davanın reddine karar verilmiş, verilen red kararına karşı davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. TTK'nın 390. maddesi uyarınca esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde yönetim kurulu, üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanır ve kararlarını toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alır. Aynı Kanun'un 391. maddesi uyarınca yönetim kurulunun; eşit işlem ilkesine aykırı olan, anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen, pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren, diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin kararları batıldır. Kanunun 371/2. maddesi uyarınca da; yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır. Somut olayda; davalı şirketin dava konusu edilen yönetim kurulu kararları, şirketin pay sahibi olduğu başkaca şirketlerin yapılacak genel kurul toplantılarında kendisini temsil edecek kişinin seçimine ilişkindir. Davalı şirketin beş yönetim kurulu üyesi mevcut olup kararların alındığı toplantıya tüm yönetim kurulu üyeleri katılmış ve kararlar oy çokluğu ile alınmıştır. Şirketin ana sözleşmesi ile yönetim kurulu kararlarının alınabilmesi konusunda TTK'nın 390. maddesinde yer alan nisaptan daha ağır bir nisap kabul edilmemiş ve fakat 2017/01 sayılı ve 09/05/2017 tarihli şirketin yönetimi, temsili ve bu yetkilerin devri konusunda kabul edilen İç Yönerge ile, yönetim kurulunun hangi konularda hangi çoğunlukla karar alabileceği ve şirketin temsilinin ne şekilde olacağı düzenlenmiştir. Mahkemece de isabetli şekilde tespit edildiği üzere, iç yönergenin 3/1. maddesinde tahdidi şekilde sayılan ve yönetim kurulunun %80 oy oranı ile karar alması gereken konular arasında şirketi, pay sahibi olduğu şirketlerin genel kurul toplantılarında temsil edecek kişinin seçimi konusu bulunmamaktadır. Davalı şirketin pay sahibi olarak temsil edileceği genel kurullarda görüşülecek gündem maddeleri de yine iç yönergenin 3/1. maddesinde sayılan konulardan değildir. Davalı şirket yönetim kurulunun şirketi ne şekilde temsil edeceğinin belirlendiği İç Yönergenin 3/2 ve 3/3. maddelerinde yer alan konular arasında da genel kurul toplantıları yoktur. Davalı şirket yönetim kurulu tarafından alınan dava konusu kararlar yalnızca genel kurula şirket adına katılarak oy kullanacak kişinin seçimine ilişkin olup, bu genel kurul toplantılarından önce gündem maddeleri konusunda yönetim kurulunca görüşme yapılarak bir karar alınması ve seçilen temsilciye bu konuda bir talimat verilmesi de mümkündür. Şirket yönetim kurulu üyeleri ..., ...ve ...'ın sahip oldukları müştereken temsil yetkisi ise yönetim kurulunca alınacak kararın nisabı ile ilgili bir husus değildir. Bu yetkiden, şirketin yönetim kurulu tarafından alınacak her kararın anılan üç yönetim kurulu üyesinin müspet oyuyla alınabileceği gibi bir sonuç çıkarılması abesle iştigaldir. Davacı tarafından dava konusu yönetim kurulu kararları yönünden TTK'nın 391. maddesinde sayılan butlan sebeplerinden herhangi birisinin gerçekleştiği somut olarak ortaya konmamış ve bu husus ispatlanmamıştır. Bu minvalde Mahkemece verilen karar isabetli olup, davacıların aksi yöndeki istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı tarafın istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 06/03/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.