T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1532 Esas
KARAR NO:2025/311 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2021/602 Esas - 2022/416 Karar
TARİH:16/06/2022
DAVA:Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
KARAR TARİHİ:27/02/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ..., üç ortaklı ... A.Ş'nin %41,5 ortağı olup, şirketin diğer ortakları ise %41,5 pay sahibi ... ile %17 pay sahibi... olduğunu, Davacı ...'nin şirketin tescil edildiği 08/02/2018 tarihinde yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini, ancak 13/04/2020 tarihinde davacının yönetim kurulu üyeliği sona erdiğini, diğer ortaklar ... ile...'in yönetim kurulu üyeliği halen devam etmekte olduğunu, davalı şirketin 2020 yılına ait olağan genel kurul toplantısı 26/06/2021 tarihinde gerçekleştirilmiş olup, TTK madde 420 uyarınca, finansal tabloların ve buna bağlı konuların müzakeresi için erteleme talepleri üzerine, 27/07/2021 tarihine ertelendiğini, ertelenen ilk toplantıda her ne kadar faaliyet raporu ve bilanço sunulmuş ise de, davacı ...'nin 2020 yılı hesap dönemine ait mizan, bilanço, ve kar-zarar hesaplarını gösterir gelir tablosunun onaylı bir suretinin tarafına verilmesini, 2020 yılına ait şirket hesapları üzerinde denetime elverişli inceleme yapabilmesi için 2020 yılına ait kebir, yevmiye ve envanter defterlerinin basılı yahut da dijital ortamda incelemeye sunulması için mali müşavir ile görüşülerek kendisine randevu verilmesini gerek Noter kanalı ile gerekse de e-posta ve whatsapp sosyal medya aracılığı ile Yönetim Kurulu üyelerinden talep etmişse de kendisine hiçbir şekilde dönüş yapılmadığını, davacının bilgi alma ve inceleme hakkı da usul ve yasaya aykırı olarak engellendiğini, ilk toplantıda sunulan bilanço, mizan ve gelir tablosunun da denetimi yapılamadığından açıkça müzakeresi gereken hususlar ile aydınlatılması için cevaplandırılması gereken olgular ortaya konulamadığını, bu nedenle de 27/07/2021 tarihinde şirket merkezinde gerçekleştirilen toplantıda Yönetim Kurulundan şirketin işleri hakkında, müşteriler ile yapılan sözleşmeler ile personel giderleri hakkında, olağan dışı kar detayı ve alacakları ile borçları hakkında, vergi borcu hakkında, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/284 Esas 2021/150 Karar sayılı kararı uyarınca iptal edilen huzur hakkının şirket kasasına iade edilip edilmediği, şirket ortaklarının borçlu görülmesi hakkında ayrıntılı bilgi talep edilerek TTK Madde 437/4 uyarınca şirketin ticari defterleri üzerinde, bu sorularımızın cevaplarını ilgilendiren kısımlar üzerinde uzman aracılığı ile inceleme yaptırılmasını bu nedenle de inceleme sonuçlanıncaya kadar toplantının ertelenmesi talep edildiğini, işbu erteleme taleplerinin yasaya aykırı şekilde reddedilerek sorulan soruların da yanıtsız bırakılarak gündem konularına geçildiğini, toplantıda gündem konuları görüşülerek; (3) no'lu karar ile şirketin 2020 yılına ait Yönetim Kurulu faaliyet raporunun kabul edilmesine, (4) no'lu karar ile şirketin 2020 yılına ait bilanço ve kar/zarar hesaplarının tasdik edilmesine, (6) no'lu karar ile şirket karının şirket içerisinde bırakılmasına ve (7) no'lu karar ile şirket yönetim kurulu üyelerine 20.000,00.-TL huzur hakkı/ücret ödenmesine diğer iki ortağın kabulü ile (%58 payın kabulü ile) karar verildiğini, davacı, alınan bu kararlara karşı muhalif oy kullanarak muhalefet şerhini toplantı tutanağına işletildiğini, bilindiği üzere TTK'nun 446. maddesinde genel kurul toplantısına katılarak karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçiren her pay sahibinin kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul karar kararları aleyhine iptal davası açabileceğinin düzenlendiğini, bu kapsamda kanuna, dürüstlük kuralına ve şirket menfaatlerine aykırı genel kurul kararlarının iptali için işbu davanın açılması gerektiğini, 27/07/2021 tarihinde gerçekleştirilen olağan genel kurul toplantısında alınan 3,4,6,7 nolu genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesi ile dava sonuçlanıncaya kadar kararların uygulanmasının durdurulmasını talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın 27/07/2021 tarihinde gerçekleştirilen 2021 yılı Olağanüstü Genel Kurulunda alınan bir kısım kararların yürütülmesinin geri bırakılması taleplerinin tüm kararlar bakımından reddini, 2020 Yılı Olağan Genel Kurulunda alınan 3 ve 4 numaralı karar yasaya uygun olarak alındığını, davacı yanın hiçbir somut gerekçeye dayanmayan ve kötüniyetli olarak talep edilen işbu iddiasının reddi gerektiğini, genel kurulda pay sahiplerine sunulması gereken tüm bilgi ve belgelerin yasal süresinde, yasal olarak bulundurulması gereken yerde hazır tutulduğunu, işbu keyfiyetin davacı yana da bildirildiğini, davacı yanın şirketin işleyişinden oldukça uzak olduğundan hem kendisine sunulmuş olan bir kısım bilgi ve belgeleri incelemeyip bunların kendisine sunulmadığını iddia etmekte hem de ayrıca şirkette zaten var olmayan bilgi ve belgeleri de talep ettiğini, davacı yanın tüm taleplerinin kötüniyetli olduğunu, bu durumun kendisi tarafından şirket yönetim kurulu üyesi... ile olan telefon görüşmesinde de ikrar edildiğini, davacı yanın talep ettiği bir kısım bilgi ve belgelerin TTK’nun 437’nci maddesinde tanzim edilen Bilgi Alma ve İnceleme Hakkının sınırlarını aştığı gibi, davacı yanın işbu bilgileri tamamen haksız menfaat elde etmek için talep ettiğini, zira Davacı yanın müvekkil şirket ile birebir aynı işi yapan kendi şirketi bulunduğunu ve davacı yanın bu şirketi aracılığı ile müvekkil şirketin müşterilerine iş teklif ettiğini, Davacı yanın genel kurulun 6’ncı maddesinde alınan şirketin kar dağıtımı yapmaması kararının şirket gereksinimleri gözetildiğinde hukuka uygun olduğunu, Davacı yanın genel kurulun 7’nci maddesinde alınan karara ilişkin huzur hakkı/ücretin fahiş olduğu iddiasının da müvekkil şirket yönetim kurulu üyelerinin şirketteki emek ve mesailerinin yoğunluğu ve şirket çalışanlarının aldıkları maaş/ücretler ile birlikte değerlendirildiğinde gerçeği yansıtmadığını, öncelikle davacı yanın 27 Temmuz 2021 tarihinde gerçekleştirilen 2021 Yılı Olağanüstü Genel Kurulu’nda alınan bir kısım kararların yürütmesinin geri bırakılması taleplerinin tüm kararlar bakımından reddine, mahkeme bu hususta aksi kanaatte ise geri bırakılma kararının TTK’nın 448’inci maddesi gereği teminat karşılığı verilmesine, neticeten davacı yanın hukuki dayanaktan yoksun davasının reddine, yargılama giderleri ve ücret-i vekâletin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 16/06/2022 tarih ve 2021/602 Esas - 2022/416 Karar sayılı kararında; "Mahkememizce yapılan yargılama, taraf beyanları, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Dava; davacı tarafça davalı şirketin 26/07/2021 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 3,4,6,7 numaralı gündem maddelerinde alınan kararların iptali istemine ilişkindir.Davacı tarafça davalı şirketin 26/07/2021 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 3,4,6 ve 7 numaralı kararların iptaline karar verilmesi talep edilmiştir.Davalı tarafça 26/07/2021 tarihli genel kurul kararının iptalini gerektiren bir neden bulunmadığını, kararların usul ve yasaya uygun olduğunu bu nedenle davanın reddini talep etmiştir.Davacı tarafın davalı şirketin 26/07/2021 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan dava konusu 3,4,6,7 numaralı kararların TTK 449 maddesi uyarınca yürütmesinin geri bırakılmasına yönelik talebinin reddine karar verilmiştir.Davalı şirketin Ticaret sicil kayıtları, dava konusu genel kurul toplantı tutanakları dosyaya celp edilerek incelenmiştir.Davalı şirketin Ticaret Sicil kayıtlarının incelenmesinde; davalı şirketin İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasına kayıtlı ... A.Ş. unvanlı şirket olduğu ve ticaret merkezinin Sarıyer / İstanbul olduğu, buna göre Mahkememizin yetkili olduğu, ana sözleşmesinin tescilinin 08/02/2018 tarihinde, şirketin son tescilinin 06/09/2021 tarihinde yapıldığı anlaşılmıştır.Dava konusu ihtilaf davalı şirketin 26/07/2021 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan ve iptali talep edilen 3,4,6,7 numaralı kararlarının şirket esas sözleşmesine, usul ve yasaya uygun olup, olmadığına ve iptal koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkindir.Dava konusu ihtilafa ilişkin TTK'da Genel kurul kararlarının iptali başlığı altında belirtilen düzenlemelere bakılacak olursa;TTK 445. maddesinde; İptal sebepleri ; "446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler." şeklinde düzenleme yapılmıştır.TTK 446. maddesinde ise İptal davası açabilecek kişiler ; " (1) a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, c) Yönetim kurulu, d) Kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri, iptal davası açabilir. " şeklinde belirtilmiştir.Davacılar tarafından iptal davasının 3 aylık yasal süresinde açıldığı, dava konusu kararlara muhalif olma şartının genel kurul toplantı gündeminin 3,4,6,7 maddelerine istinaden alınan kararlar açısından toplantı tutanağındaki muhalefet şerhi ile sağlandığı anlaşılmıştır.Davalı şirketin 26/07/2021 tarihli olağan genel kurul toplantısına çağrının usulüne uygun yapıldığı, davalı şirketin tüm hissedarlarının 26/07/2021 tarihli genel kurul toplantısında temsil edildiği ve davacının toplantıda kendisini vekili ile temsil ettirdiği anlaşılmıştır.Bilirkişi Heyeti tarafından düzenlenen 13/05/2022 tarihli bilirkişi raporuna göre; Gündemin 3. ve 4. maddesinde alınan iki kararın, kanun ve anasözleşme hükümleri ile iyiniyet esaslarına aykırı olduğuna dair tespit yapılamaması nedeniyle iptalinden söz edilemeyeceği, Gündemin 6. maddesinde alınan kararın anasözleşmenin 13 maddesinde belirtilen usule aykırı olması nedeniyle iptal edilebileceği, Gündemin 7. maddesinde alınan ve TTK 365,369,374, 408 ve TMK 2. Maddesi hükümleri açısından da değerlendirilmesi mümkün bulunan kararın, TTK.Md 436/1 de yer alan emredici hüküm kapsamında iptalinin uygun olacağı bildirilmiştir.Düzenlenen bilirkişi raporu dosya kapsamına uygun ve denetime el verişli bulunduğundan, ayrıca hukuki nitelendirme mahkememize ait olduğundan yeni rapor alınmasına yönelik taleplerin reddine oy birliğiyle karar verilmiştir.Davacı tarafça dava konusu davalı şirketin 26/07/2021 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 3,4,6 ve 7 numaralı kararların iptaline yönelik dava açılmış olup;Dava konusu 26/07/2021 tarihli olağan genel kurul toplantısı 3. maddesi'nin 2020 yılı yönetim kurulu faaliyet raporunun oylanmasına ilişkin olduğu, davacı tarafın bu maddenin oylanmasının ertelenmesi talebinin %41,5 oya karşılık %58,5 oy oranıyla red edilerek gündeme devam edildiği ve okunan yönetim kurulu faaliyet raporu %41,5 oya karşılık %58,5 oy oranıyla kabul edildiği, davacının pay sahibi asilin bilgi alma hakkının ihlal edilmiş ve erteleme talebinin ret edilmiş olması nedeniyle karara muhalif kaldığı anlaşılmış ve davacının genel kurul toplantısının 15 gün öncesinden başlayarak şirket merkezinde hazır bulundurulacağı açıklanan belgelerin hazır bulundurulmadığı, inceleme yapma imkanı tanınmadığı, talebine rağmen bilanço ve gelir tablosunun verilmediğini ispat eden herhangi bir delil ortaya koyamadığı, davacı tarafça açılan bilgi edinme ve inceleme hakkının kullanılmasına ilişkin İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/500 Esas, 2022/67 Karar sayılı ilamıyla; davacı ... tarafından davalı ... A.Ş. aleyhine açılan TTK 437 maddesi kapsamında bilgi alma ve inceleme hakkına ilişkin davanın şartları oluşmadığından şirketin finansal tabloları ile faaliyet raporunun genel kurulun 15 gün öncesinden ortakların incelemesine hazır edildiğinin davacı tarafından kabul edildiği ve şirketin bilanço ve gelir tablosunu davacının e- mail adresine gönderme zorunda olmadığı gerekçesiyle 10/02/2022 tarihinde reddine kesin olarak karar verildiği bu haliyle 26/07/2021 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 3 numaralı kararın toplantı ve karar nisaplarına uygun alındığı ve genel kurulun takdirinde bulunduğu, kararda TTK 445. maddesi kapsamında alınan genel kurul kararlarında kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırı bir hal olmadığından dava konusu genel kurul kararının iptal şartlarının bulunmadığı,Dava konusu 26/07/2021 tarihli olağan genel kurul toplantısı 4. maddesi'nin 2020 yılı bilanço ve kar/zarar hesaplarının incelenmesi, müzakeresi ve tasdikinin oylanmasına ilişkin olduğu, bilanço ve kar/zarar hesaplarının %41,5 oya karşılık %58,5 oy oranıyla kabul edildiği, davacı temsilcisinin pay sahibi asilin bilgi alma hakkının ihlal edilmiş ve erteleme talebinin ret edilmiş olması nedeniyle karara muhalif kaldığı anlaşılmış, mali yönden yapılan incelemede şirketin dava konusu döneme ait bilançosu ile gelir tablosunun yevmiye defteri kapanış maddesine kayıtlarına uygun olduğu ve 2019 yılı bilanço ve gelir tablosundan daha olumlu sonuçlar içerdiği bilirkişilerce tespit edilmiş, davacıya da yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde 20.000 TL huzur hakkın ödendiği, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/284 Esas 2021/150 kararı uyarınca huzur hakkının şirkete iade edildiği tespit edilmiş olup, bu haliyle 26/07/2021 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 4 numaralı kararın da toplantı ve karar nisaplarına uygun alındığı ve genel kurulun takdirinde bulunduğu, kararda TTK 445. maddesi kapsamında kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırı bir hal olmadığından dava konusu genel kurul kararının iptal şartlarının bulunmadığı,Dava konusu 26/07/2021 tarihli olağan genel kurul toplantısı 6. maddesi'nin karın kullanım şeklinin, dağıtılacak kar ve kazanç payları oranlarının belirlenmesinin oylanmasına ilişkin olduğu, yönetim kurulu üyesi ... ekonomik şartlar, şirketin kredibilitesi ve mali yapısı için karın içeride bırakılması önerilmiş, yapılan oylamada %41,5 oya karşılık %58,5 oy oranıyla karın içeride bırakılması kabul edilmiş, davacı temsilcisinin kararın pay sahibi asilin bilgi alma hakkı ile ilgili olduğunu, bu hakkın ihlal edilmiş ve erteleme talebinin ret edilmiş olması nedeniyle karara muhalif kaldığı anlaşılmış, bu hususta şirket anasözleşmesinin 13.maddesinde net dönem karının tanımının yapıldığı ve devamında "a-Net dönem kârının %5'i ödenmiş sermayenin % 20 sine ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçeye ayrılır. b- Kalan miktarın %5'i düşüldükten sonra pay sahiplerine kâr kar payı olarak dağıtılır.Genel kurul, net dönem kârından a ve b bentlerindeki tutarlar düşüldükten sonra kalan tutarın dağıtılmayarak yedek akçeye ayrılmasına, kısmen veya tamamen dağıtılmasına karar vermeye yetkilidir."hükmünün yer aldığı tespit edilmiş olup dolayısıyla genel kurulun yetkisi a ve b bentlerinde belirtilen hususlar yerine getirildikten sonra kalan miktarın dağıtılması ya da dağıtılmamasına karar vermekle sınırlı olduğundan dava konusu 26/07/2021 tarihli olağan genel kurulun karın şirket içerisinde bırakılmasına yönelik 6. gündem maddesine ilişkin kararın davalı şirket anasözleşmenin 13. maddesine aykırı olarak alındığı anlaşıldığından TTK 445 maddesi gereğince iptali gerektiği,Dava konusu 26/07/2021 tarihli olağan genel kurul toplantısı 7. maddesi'nin yönetim kurulunun ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi hakların verilip verilmeyeceğinin müzakere edilmesi ve karara bağlanmasına ilişkin olduğu, olağanüstü genel kurul toplantısında iki yönetim kurulu üyesine her birine 30.000TL ücret verilmesine ilişkin kararın iptal edildiği açıklanarak, daha önce tüm ortakların mutabakatı doğrultusunda iki yönetim kurulu üyesinin her birine 20.000 TL ücret verilmesine ve fazla aldıkları 10.000 er TL'nin şirkete iade edilmesine, davacı temsilcisinin %41,5 oya karşılık, %58,5 oy oranıyla karar verilmiş, davacı temsilcisi iki yönetim kurulu üyesinin oy kullanmaması gerektiğini, şirketin mali yapısı müzakere edilmeden belirlenen ücretin fahiş olduğunu, pay sahibi asilin bilgi alma hakkının ihlal edilmiş ve erteleme talebinin ret edilmiş olması nedeniyle karara muhalif kalındığı anlaşılmış, TTK'nın 436/1.maddesi gereğince pay sahibi, kendisi ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme ilişkin müzakerelerde oy kullanamayacağı açık olup, dava konusu genel kurul toplantısına tüm ortaklar katılmış olup, şirketin mevcut sermaye ve pay dağılımı ise ortaklığın üç ortağının muvafakati olmadan huzur hakkının tespitine imkan vermediği, bu hususta davacı tarafça davalı şirket aleyhine açılan İstanbul 5 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/284 Esas, 2021/150 Karar sayılı dosyasında davalı şirketin 22.05.2020 tarihli olağanüstü genel kurulda aynı iki yönetim kurulu üyesinin oyuyla alınan ücret tespit kararının iptal edildiği, bu kapsamda yönetim kurulunun ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi hakların verilip verilmeyeceğine ilişkin oylamada yönetim kurulu üyelerinin kendisi ile ilgili oylamalara katılarak oy kullandığı sabit olduğundan söz konusu 7. maddedeki genel kurul kararının TTK 436/1 maddesine aykırı olmasından dolayı iptali gerektiği anlaşılmakla bu haliyle davalı şirketin esas sözleşmesi, dosya kapsamında bulunan tüm belgeler, dava konusu 26/07/2021 tarihli genel kurul toplantı tutanağı birlikte değerlendirildiğinde,düzenlenen bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bulunması nedeniyle bilirkişi raporundaki mali tespit ve değerlendirmeler ile yukarıda bahsedilen yasal düzenlemeler kapsamında davalı şirketin 26/07/2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan 3 ve 4 numaralı gündem maddeleri yönünden bu kararların iptal koşulları oluşmadığından reddine, 6,7 numaralı kararların yasaya, şirket esas sözleşmesin ve hukuka aykırı olmasından dolayı iptallerine ve dava konusu 4 genel kurul kararından ikisinin iptal edilmesi nedeniyle yargılama giderlerine davanın kabul ve red durumuna göre yarı oranda hükmedilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir."gerekçesi ile,''Davacı tarafça davalı şirket aleyhine açılan DAVANIN KISMEN KABULÜ ile; a) Davalı şirketin 26/07/2021 tarihli Genel Kurul Toplantısında alınan gündem maddelerine ilişkin 6 ve 7 numaralı kararların ayrı ayrı İPTALLERİNE,b) 3 ve 4 numaralı kararların iptali talebinin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkeme heyetinin kararında genel kurulda alınan kar dağıtım maddesine ilişkin değerlendirmelerinin hukuki menfaatten yoksun olduğunu,Görülen dava dosyasında bilirkişi heyeti raporlarının 27’nci sayfasında görülen uyuşmazlığa konu genel kurulun 6’ncı maddesinde alınan karara ilişkin olarak değerlendirmelerini yaptığını ve özet olarak “Gündemin “ kârın kullanım şeklinin ,dağıtılacak kâr ve kazanç payları oranlarının belirlenmesi”, konulu 6.maddesi ile ilgili olarak; şirket anasözleşmesinin 13.maddesinde net dönem karının tanımının yapıldığı ve devamında ” a-net dönem kârının %5 “i ödenmiş sermayenin % 20 sine ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçeye ayrılır. b- Kalan miktarın % 5 i düşüldükten sonra pay sahiplerine kâr kar payı olarak dağıtılır. Genel kurul, net dönem kârından a ve b bentlerindeki tutarlar düşüldükten sonra kalan tutarın dağıtılmayarak yedek akçeye ayrılmasına, kısmen veya tamamen dağıtılmasına karar vermeye yetkilidir..” hükmünün yer aldığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla genel kurulun yetkisi a ve b bentlerinde belirtilen hususlar yerine getirildikten sonra kalan miktarın dağıtılması ya da dağıtılmamasına karar vermekle sınırlıdır. Bu nedenle anasözleşmenin 13.maddesine aykırı olarak alınan kararın iptal edilmesi uygun olacağı değerlendirilmiştir.” dediğini,dosyaya ilk derece mahkemesi sıfatı ile bakan İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi de kararlarında birebir aynı gerekçe ile ilgili genel kurulun 6. Maddesinde alınan kararın iptal edilmesi gerektiği kanaatine vardığını, oysa bilirkişi heyetinin getirdiği yorum muvacehesinde davacının somut menfaati bulunmadığını; bilirkişi heyeti yukarıda da yer verildiği üzere; kar dağıtmama kararının TTK ve şirket esas sözleşmesinde yer alan usulün uygulanmadan alındığı belirtmekte olduğunu; oysa TTK’nın ve şirket anasözleşmesinin düzenlemesi şirketin kâr dağıtımına ilişkin olduğunu; bir başka deyişle şirketin malvarlığının ortaklara dağıtılmak suretiyle şirketten dışarı çıkartılmasına ilişkin olduğunu, Görülen genel kurulda şirket karının dağıtılmadığını, şirket bünyesinde tutulduğunu; bilirkişi heyetinin görüşleri gereği şirket esas sözleşmesinde yazan usule göre işlemler yapıldıktan sonra şirket karı dağıtılmamış olsa idi hiçbir biçimde davacının somut menfaati olmayacağından, davacı yanın işbu talebinin SOMUT MENFAAT YOKLUĞU gereği reddi gerektiğini, hal böyle iken ilk derece mahkemesinin 26 Temmuz 2021 tarihli olağan genel kurulun 6. Maddesinde alınan karar ile ilgili olarak iptal etme yönünde hüküm kurması bakımından istinaf kanun yoluna başvurulmakta olduğunu,Mahkeme kararının genel kurulda alınan yönetim kurulu üyelerinin mali haklarının belirlenmesine ilişkin maddeye dair yaptığı yorumun gerek Türk Hukukundaki gerek Mehaz İsviçre Hukukundaki doktrin görüşlerine, gerek Almanya Federal Mahkemesinin gerekse de Yargıtay'ın görüşlerine tam aykırılık teşkil etmekte olduğunu, dosyada bilirkişi heyetinin raporlarının 27’nci sayfasında aynen “Türk Ticaret Kanununun “Oydan yoksunluk” başlıklı 436.maddesinde, emredici; “Pay sahibi kendisi, (…) ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme (…) ilişkin olan müzakerelerde oy kullanamaz” . hükmü yer almıştır. Şirketin mevcut sermaye ve pay dağılımı ise ortakların üçü ortağının muvafakati olmadan huzur hakkının tespitine imkân vermemektedir” ifadesine yer verdiğini ve işbu gerekçe ile de ilgili genel kurul kararının iptal edilebileceği kanaatine vardığını, İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin de yine kelime dahi değiştirmeksizin bilirkişi raporuna katıldığını ve bu yönde hüküm tesis ettiğini, Türk Ticaret Kanunu’nun 436’ncı maddesinde tanzim edilen oydan yoksunluk şirket pay sahiplerinin şirketle olan şahsi ilişkilerinde oydan yoksun olduğu yönünde bir düzenleme getirdiğini; bu hususta doktrinin yoksunluğun saptanmasındaki ölçütün “Özel Menfaat-Pay Sahipliği Sıfatına Bağlı Menfaat Ayrımı” olduğu görüşünde fikir birliği bulunmakta olduğunu,Oydan yoksunluğun tarihçesine bakılır ise; pay sahiplerinin ortaklık ile yaptıkları hukuki işlemleri konu alan kararlarda oydan yoksun olacaklarını öngören Alm.TK.252.f.3, özellikle 20. Yüzyılın başlarında Almanya'da bilim adamları ile mahkemeleri genel bir ölçüt aramaya yönelttiğini; 1916 yılında yayımlanan kitabında ...'in (... in ...’s ... 188.), Alm. TK.252,f.3'ün sadece bireysel işlemlerde uygulanabileceği, buna karşılık toplumsal hukuki işlemlerde pay sahibinin oydan yoksun olmayacağı görüşünü ileri sürdüğünü; ...'in toplumsal-hukuki işlem deyimi ile kastedilenin, anonim ortaklıkta pay sahibi olmak nedeniyle ve bu sıfata bağlı olarak yapılan işlemler olduğunu, bir hukuki işlemde her iki niteliğin bir arada bulunması halinde, toplumsal hukuki işlemin ağır basması nedeniyle pay sahibinin oy hakkını kullanabileceğini belirttiğini ve buna örnek olarak da ortaklığın kuruluşu ya da sermaye artırımı ile birlikte malvarlığı değerlerinin devralınmasına ilişkin sözleşmelerin yapılmasını, yönetim kuruluna atanma ve hizmet sözleşmesi yapılmasını, görevden azil ile sözleşmenin bozulmasını gösterdiğini; bunun gibi Alman İmparatorluk Yüksek Mahkemesi'nin de değişik kararlarında organ üyeliğine seçilmenin olağan anlamı ile bir hukuki işlem oluşturmayıp, ortaklığın iç düzenine ilişkin bir karar sayılacağını, ortaklık yöneticisi olarak atanmanın ortaklıklar hukukuna ilişkin bir işlem teşkil ettiğini ve nihayet Alm.TK.252,f.3'deki oydan yoksunluğun sadece bireysel alandaki işlemlerde uygulanabileceğini belirttiğini, ...'e göre,Yüksek Mahkemenin anılan son formülünün öğretide de benimsendiğini ve bugün dahi oydan yoksunluğa ilişkin kuralların yorumunda önemli bir işlev görmekte olduğunu (...; ...) ...'in bir hukuki işlemin pay sahipliği sıfatına mı bağlı olduğunun, yoksa bireysel hukuki nitelik mi taşıdığının belirlenmesi konusunda öğretide ileri sürülen görüşleri başlıca üç grupta toplamakta olduğunu, gerçekten, bir ölçüt uyarınca, işlemle ilgili olan pay sahibinin ortaklığın karşısında üçüncü kişi olarak yer alıp almadığına bakılacağına; burada önem taşıyan hususun, aynı işlemin pay sahibi olmayan bir kişi ile yapılmasının mümkün bulunup bulunmadığı olduğunu; soru olumsuz yanıtlanacak olursa, işlemin bireysel hukuki nitelik taşıdığı ve pay sahibinin buna ilişkin kararda oy kullanamayacağı sonucuna varılacağını; görülen davaya konu olayda da yönetim kurulu üyesinin her üç pay sahibi de olabileceğini; daha önceki yönetim kurulunda davacı pay sahibi olan ... de bulunmakta olduğunu, bu görüşün benimsenmesi halinde sözkonusu kişilerin oylamada bulunabileceğini, ikinci bir görüş uyarınca hukuki işlemi yapma yetkisinin doğrudan doğruya genel kurula ait olup olmamasının işlemin niteliğinin saptanılmasına da yarayacağını; buna göre bir diğer organın araya girmesine gerek kalmaksızın pay sahipleri hakkında doğrudan doğruya hukuki etkiler doğuran kararların toplumsal-hukuki nitelikte sayılacağını; görülen davaya konu olayda da TTK’nın 408’inci maddesi gereği yetkinin Genel Kurula ait olduğunu, dolayısıyla bu görüşün benimsenmesi halinde de sözkonusu kişilerin oylamada bulunabileceğinin kuşkusuz olduğunu, nihayet üçüncü bir görüşün, tıpkı ilkinde olduğu gibi, pay sahibi olmayan kişilerle de yapılabilecek işlemleri bireysel hukuki işlemler olarak kabul etmekte, fakat toplumsal hukuki işlemlerin bir birliğin iç ilişkilerinin düzenlenmesi konusundaki işlemler olduğunu ve anılan iki niteliğin bazen tek bir işlemde bir arada bulunabileceğini savunmakta olduğunu; ...'in (...; ...) de katıldığı bu görüş uyarınca örneğin yönetim kurulu üyelerinin göreve atanmaları ve onlarla hizmet sözleşmesi yapılmasında olduğu üzere, iki nitelik bir arada bulunuyorsa, bireysel hukuki niteliğe öncelik tanınmalı ve pay sahibinin oy kullanamayacağı kabul edilmesi gerektiğini; görülen davaya konu olayda da hizmet sözleşmesi gibi harici bir sözleşme bulunmayıp yönetim kurulu üyeliğine bağlı mali bir hak sözkonusudur. dolayısıyla üçüncü görüşün benimsenmesi halinde de sözkonusu kişilerin oylamada bulunabileceğinin kuşkusuz olduğunu, ... ’e (...; ...) göre, oydan yoksunluk hakkındaki hükümlerin temel amacının, üyenin (pay sahibinin) özel menfaatleri karşısında birliğin (anonim ortaklığın) menfaatini korumak olduğunu; pay sahiplerinin menfaatlerinin de bu sıfattan doğabileceği, yani pay sahibi olmak nedeniyle ortaya çıkabileceği gibi, sadece özel nitelik de taşıyabileceğini; bir pay sahibinin anonim ortaklık ile bir satım sözleşmesi yapması durumunda, onun menfaati anonim ortaklığın menfaati ile çelişen özel bir menfaat olduğunu; buna karşılık pay sahibi, kendisinin yönetim kuruluna seçilmesine ilişkin kararda oy kullanırsa, o zaman onun çıkarı pay sahipliği sıfatından doğan, ortaksal bir çıkar olduğunu; hiç kuşkusuz, bir pay sahibinin pay sahipliği sıfatına bağlı çıkarlarını korumaması düşünülemeyeceği gibi, bu durumda oydan yoksun kılınması da sözkonusu olmayacağını, doktrinde oy hakkından yoksunluk hususundaki en önemli eser niteliğini haiz “Anonim Ortaklıkta Pay Sahibinin Oy Hakkından Yoksunluğu” kitabında da Prof. Dr. Ömer TEOMAN'ın, (Ömer TEOMAN; Anonim Ortaklıkta Pay Sahibinin Oy Hakkından Yoksunluğu, s. 102 ve devamı.) ...’in işbu görüşlerine katıldığını belirttiğini,Oydan yoksunluk konusunda yargı kararlarının da yeknesaklık kesbetmekte olduğunu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. HD., E. 2017/875 K. 2018/220 T. 8.3.2018 tarihli kararında; “TTK 436. maddesi oydan yoksunluk hallerini düzenlemiştir. Buna göre pay sahibi, kendisi, eşi, alt ve üst soyu veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hakimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin müzakerelerde oy kullanamazlar. Gündemin 5. maddesinde yönetim kurulu üyelerinin seçimine dair karar alınmış, yönetim kurulu üyelerine aylık ücret takdir edilmiştir. Takdir edilen ücret, yönetimde imza yetkisine sahip kişilere aittir. İsim belirtilmek suretiyle subjektif bir düzenleme yapılmamıştır. TTK 394. maddesine göre de yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşme ile veya genel kurul kararı ile belirlenmek şartıyla ücret ödenebilir. kanun, yönetim kurulu üyelerine ücret ödenebileceğini düzenlemiştir. bu konuda genel kurul tarafından karar alınmasında yönetim kurulu üyelerinin oy kullanamayacağına dair bir yasak söz konusu değildir. kaldı ki gündemin 5.maddesi ile yapılan düzenleme genel niteliktedir. bu sebeple TTK 436.maddesindeki oydan yoksunluk halinin olaya uygulanması söz konusu değildir. bu konudaki istinaf sebep ve gerekçeleri yerinde görülmemiştir.” dediğini, yine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2020/1032 K. 2021/228 T. 20.1.2021 numaralı kararında açıkça “…(7) nolu karar ile yönetim kurulu üyelerine ödenecek huzur hakkının belirlendiği, yönetim kurulu üyesine ödenecek ücretin TTK. 394-1'de düzenlendiği, şirket esas sözleşmesinde bu hususta bir hüküm bulunmadığı, yönetim kurulu üyesi için genel kurulda huzur hakkı belirlenmesinde sözleşmeye ve yasaya aykırılık bulunmadığı, ayrıca 5.000.-TL’lik huzur hakkı tutarının 2014 yılında davacının da katıldığı ve olumlu oy verdiği genel kurul toplantısında buna ilişkin alınmış kararda yer alan huzur hakkı tutarı ile aynı miktarda olduğu, ücret miktarının örtülü kazanç aktarımı niteliğinde olmadığı, şirketin mali yapısı, şirketin bu yöndeki daha evvelki uygulamaları, yöneticinin harcadığı emek ve mesai ile orantılı olduğu, fahiş olmadığı ve ayrıca yönetim kuruluna huzur hakkı ödenmesinin somut davada objektif iyi niyet kurallarına da aykırı olmadığı, ...'nın yapılan oylamada oy kullanmasının ttk.'nın 436. maddesinde belirlenen oydan yoksunluk kapsamında olmadığı,…” dediğini, Türk özel hukukunun en temel ilkelerinden birisi kanun koyucu tarafından bir yoksunluk, bir yasaklama yahut bir men düzenlemesi yapmadığı tüm hallerde serbestinin olması olduğunu; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda da tıpkı Yüksek Mahkeme’nin yukarıda esas ve karar numarası mezkur kararında da “bu konuda genel kurul tarafından karar alınmasında yönetim kurulu üyelerinin oy kullanamayacağına dair bir yasak söz konusu değildir.” ifadesi ile açıkça belirttiği üzere herhangi bir oy kullanma yasağının sözkonusu olmadığını, görülen davaya ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakan İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kararının ilgili genel kurulun 7’nci maddesi bakımından da hatalı olduğu gerek türk doktrini gerekse oydan yoksunluk mefhumunun türk hukukuna girmesini sağlayan mehaz isviçre doktrini görüşlerine, gerek alman mahkemeleri gerek türk bölge adliye mahkemeleri gerekse de Yargıtay'ın içtihatlarına aykırı olması sebebiyle istinaf yasa yoluna başvurmak zorunluluğunun hasıl olduğunu, İleri sürerek, yukarıda arz edilen ve resen dikkate alınacak gerekçeler ile; İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/602 Esas ve 2022/416 Karar sayılı dosyasındaki uyuşmazlığa konu 26 Temmuz 2021 tarihli genel kurul kararlarından 6 ve 7 numaralı kararlar bakımından verilen iptal kararının kaldırılmasına, davacı tarafın hukuki dayanaktan yoksun davasının reddine, yargılama giderleri ve ücret-i vekâletin davacı yana yükletilmesine, işbu yargılamanın duruşmalı yapılmasına, tehiri icra talebinin kabulüne verilmesini karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; davalı anonim şirketin 26/07/2021 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 3, 4, 6, 7 numaralı genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne, 3 ve 4 numaralı kararların iptali talebinin reddine, 6 ve 7 numaralı kararların ayrı ayrı iptallerine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; mahkemenin, davalı şirketin 2020 yılı karının dağıtılmamasına ilişkin gündemin 6 nolu kararının şirket ana sözleşmesinde öngörülen usule uygun karar alınmadığı gerekçesi ile iptaline karar verildiği; ancak bu gerekçeye göre davacının dava açmakta somut bir menfaatinin bulunmayacağı, zira şirket ana sözleşmesinin 13.maddesinde; " a-net dönem kârının %5'i ödenmiş sermayenin % 20 sine ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçeye ayrılır. b- Kalan miktarın % 5'i düşüldükten sonra pay sahiplerine kâr kar payı olarak dağıtılır. Genel kurul, net dönem kârından a ve b bentlerindeki tutarlar düşüldükten sonra kalan tutarın dağıtılmayarak yedek akçeye ayrılmasına, kısmen veya tamamen dağıtılmasına karar vermeye yetkilidir." düzenlemesinin yer aldığı, bu maddeye göre genel kurul, sözleşmenin a ve b bentlerinde düzenlenen tutarlar net kardan düşüldükten sonra kalan kısmı dağıtmamaya, diğer ifade ile net karın tamamını dağıtmamaya yetkili olduğu, genel kurulda alınan kararın da net karın tamamının dağıtılmaması yönünde olduğu, davacının ise kar dağıtımı yapılması gerektiğini ileri sürdüğü, mahkemece gerekçesine göre yalnızca ana sözleşmedeki usule uyulmadığı gerekçesi ile iptal kararı verildiği, bu durumda usule uyularak kar dağıtımı yapılmaması kararı verilse idi bunun hukuka uygun kabul edileceği, her iki durumda da davacının bu kararın iptalini talep etmekte somut menfaati bulunmadığından talebin reddi gerektiği, mahkemece davalı şirket yöneticilerine huzur hakkı ödenmesine ilişkin gündemin yedi nolu kararında, aynı zamanda pay sahibi olan davacı dışındaki diğer iki yönetici ortağın TTK'nun 436 maddesine göre oydan yoksun oldukları gerekçesi ile iptal kararı verilmiş ise de, yönetim kurulu üyesinin mali haklarına ilişkin kararlar bakımından TTK'nun 436 maddesinin uygulanamayacağı, her iki karar bakımından davanın reddi gerektiği yönündedir. Genel Kurul'un 6 nolu gündem maddesinin; "Karın kullanım şeklinin, dağıtılacak kar ve kazanç payları oranlarının belirlenmesi maddesine geçildi. Şirket ortaklarından ... söz aldı. Genel olarak ülkemizin ve özel sektörün içinde bulunduğu koşulların olumsuz etkileri karşısında döviz kurlarındaki dalgalanmalara karşı daha sağlam ve sağlıklı bir mali yapının oluşturulması, bunu teminen şirketimizin kredi kurumları nezdindeki saygınlık ve ağırlığının bu suretle de şirketimizin kredibilitesinin artırılması bankalar ve kredi kurumları nezdinde bu sayede sağlanacak yeni imkânlar ile yeni yatırımlara yönelinmesi nihayet şirketimizin rekabet gücünün mevcudun üzerine çıkartılabilmesi için şirketimiz mali danışmanlarının bu konudaki düşünceleri ışığında şirket karının şirket içerisinde bırakılmasına karar verilsin dedi.Konu hakkında başka söz alan olmadı. Şirketin kar dağıtımı yapmamasına şirket ortaklarından ... ve... Temsilcisi Av. ...'nin şirket paylarının %58,5'ine tekabül eden olumlu oyuna karşılık, ... temsilcisi Av. ...'ün şirket paylarının %41.5'ine tekabül eden olumsuz oy kullandığı görüldüğünden Şirket karının dağıtılmayarak şirket bünyesinde bırakılmasına ... ile karar verildi. ... temsilcisi Av. ... söz aldı:Söz konusu gündem maddesinin görüşülmesinin, TTK madde 420/2 kapsamında finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konuların uzman aracılığı ile incelenmesi sonuçlanıncaya kadar ertelenmesi talebimiz üzerine ertelenmesi gerekirken erteleme talebimiz ve özel denetçi talebimiz kabul edilmeyerek kanuna ve esas sözleşmeye aykırı olarak Genel Kurula devam edildiği gibi yönetim kurulu üyelerince TTK madde 437 hükmüne aykırı olarak pay sahibi asilin bilgi alma ve inceleme hakkı da ihlal edildiğinden, faaliyet raporları, finansal tablolar ve bilanço üzerinde pay sahibi olarak şirketin işleri gelirleri ve giderleri hakkında yukarıda sorduğumuz sorular üzerine verilen bilgiler, hesap verme ve dürüstlük ilkeleri bakımından özenli ve gerçeğe uygun olup olmadığının açıklığa kavuşması için şirketin ticari defterleri üzerinde uzman aracılığı ile inceleme yapılmasına yönelik her türlü yasal haklarımız saklı kalmak kaydıyla alınan karara muhalif kalınmıştır." şeklinde olduğu anlaşılmıştır.Davalı şirket ana sözleşmesinin "karın tespiti ve dağıtımı" başlıklı 13 maddesinin;"Şirketin net dönem karı, faaliyet dönemi sonunda tespit edilen gelirlerden, yapılmış her çeşit giderlerin çıkartılmasından sonra kalan miktardır. a)Net dönem karının %5'i, ödenmiş sermayenin %20'sine ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçeye ayrılır.b)Kalan miktarın %5'i pay sahiplerine kar payı olarak dağıtılır. Genel kurul, net dönem karından (a) ve (b) bentlerindeki tutarlar düşüldükten sonra kalan tutarın dağıtılmayarak yedek akçeye ayrılmasına, kısmen veya tamamen dağıtılmamasına karar verebilir. Kar payı avansının hesaplanmasında ve dağıtımda ilgili mevzuat hükümleri uygulanır" düzenlemesini içerdiği anlaşılmıştır.TTK'nun 507/1 fıkrası uyarınca; her pay sahibi, kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre pay sahiplerine dağıtılması kararlaştırılmış net dönem karına, payı oranında katılma hakkına sahiptir. TTK'nun 508 maddesi uyarınca esas sözlşemede aksine bir düzenleme yoksa, kar payı pay sahibinin sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesap edilir. TTK'nun 509/2 fıkrası uyarınca kar payı ancak net dönem karından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabilir.TTK'nun 519/1 fıkrası uyarınca yılık karın yüzde beşi, ödenmiş sermayenin yüzde yirmisine ulaşıncaya dek genel kanuni yedek akçeye ayrılır. Hükmün ikinci fıkrasına birinci fıkradaki sınıra ulaşıldıktan sonra kalan kısmın ne kadarının kanuni genel yedek akçeye ekleneceği bentler halinde sıralanmış, hükmün c bendinde pay sahiplerine yüzde beş oranında kar payı ödendikten sonra, kardan pay alacak kişilere dağıtılacak toplam tutarın yüzde onunun kanuni yedek akçeye ekleneceği belirtilmiştir.TTK'nun 523/1 fıkrasında; kanuni ve esas sözleşmede öngörülen yedek akçeler ayrılmadıkça pay sahiplerine dağıtılacak kar payının belirlenemeyeceği hüküm altına alınmış, hüküm ikinci fıkrasında genel kurulun; aktiflerin yeniden sağlanması için gerekli ise, bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kar payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa, kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe ayrılmasına da karar verebileceği düzenlenmiştir.Yukarıdaki düzenlemeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, net dönem karının tamamının kar payı olarak dağıtılamayacağı, kar payı dağıtımı yapılabilmesi için yıllık bilançoya göre kar sağlanmış ve önceki yıl karlarından bu gaye için kullanılabilecek yedek akçeler bulunması, kanuni ve isteğe bağlı yedeklerin net dönem karından ayrılmış olması zorunlu olup, bu şartlar mevcut olmadıkça genel kurulun kar payı dağıtması mümkün değildir. Öte yandan pay sahibinin kar payı hakkı vazgeçilmez bir hak ise de; aynı zamanda şarta bağlı bir hak olup, ancak genel kurul tarafından belirlenen kar payının dağıtılmasına karar verilmesi halinde talep edilebilir(bkz. Pulaşlı, Hasan; Şirketler Hukuku Genel Esaslar, Yedinci Bası, Adalet Yayınevi, Ankara 2021, s.574 vd; Üçışık, Güzin/ Çelik, Aydın; Anonim Ortaklıkta Finansal Tablolar Yedek Akçeler ve Kar Dağıtımı, Onikilevha Yayınları, Birinci Bası, İstanbul, 2018, s. 291 vd).İlk derece mahkemesi tarafından sadece; kar payı dağıtılmaması kararının, esas sözleşmenin 13 maddesindeki usul uygulanmaksızın alındığı gerekçesi ile kararın iptaline karar verilmiş ise de; şirket ana sözleşmesinin anılan hükmü TTK'da yer alan düzenlemelerin tekrarı mahiyetinde olup, davacı somut bir gerekçe gösterilmeksizin kar payı dağıtılmamasına karar verilmesi nedeniyle iptal isteminde bulunmuş olduğuna göre, mahkemece yapılması gereken iş, yukarıdaki hükümler çerçevesinde mali bilirkişi incelemesi de yaptırarak, şirket kar payı dağıtılmaması koşullarının oluşup oluşmadığını, şirketin mevcut mali yapısı ile şirketin davacının da yönetim kurulu üyesi olduğu önceki dönemlerine ilişkin uygulamalarına göre, kar payı dağıtılmaması kararının, kanun, ana sözleşme, eşitlik ilkesi ile objektif iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil edip etmeyeceğini değerlendirmek ve sonucuna göre bir karar vermekten ibaret iken, yazılı şekilde yetersiz gerekçe ile hüküm tesis edilmesi yerinde olmamış, davalı yanın bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur. Genel Kurul'un 7 nolu gündem maddesinin "Yönetim kurulu üyelerinin ücretleri ile huzur hakkı ikramiye ve prim gibi hakların verilip verilmeyeceğinin müzakere edilmesi ve karara bağlanmasına geçildi.Yönetim kurulu üyelerinden ...'e 30.000,00 (otuzbin) -Türk Lirası...'e 30.000,00 (otuzbin) Türk Lirası ücret ödenmesine İlişkin 22.05.2020 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı'nın 4 numaralı kararının, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.02.2021 Tarihli 2020/284 Esas ve 2021/150 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş olması sebebiyle daha önce tüm şirket ortaklarının şirket yönetim kurulu üyelerine ödenmesi konusunda mutabık kaldıkları bedel; Yönetim Kurulu Üyelerinden ...'e 20.000,00 (yirmibin) -Türk Lirası...'e 20.000,00 (yirmibin) Türk Lirası ücret ödenmesine, bu meyanda ... ve...'in bugüne değin aldıkları beher ay için fazlalık 10.000,00 Türk Lirası aylık bedelin hesaplanarak Şirkete iadesine; şirket ortaklarından ... ve... Temsilcisi Av. ...'nin şirket paylarının %58,5'ine tekabül eden olumlu oyuna karşılık, ... temsilcisi Av. ...'ün şirket paylarının %41.5'ine tekabül eden olumsuz oy kullandığı görüldüğünden Yönetim Kurulu Üyelerinden ...'e 20.000,00 (yirmibin) “Türk Lirası...'e 20.000,00 (yirmibin)Türk Lirası ücret ödenmesine ... ile karar verildi.Şirket ortaklarından ... temsilcisi Av. ... söz aldı: Söz konusu gündem maddesinin görüşülmesinin, TTK madde 420/2 kapsamında finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konuların uzman aracılığı ile incelenmesi sonuçlanıncaya denetçi talebimiz kabul edilmeyerek kanuna ve esas sözleşmeye aykırı olarak Genel Kurula devam edilmiştir. Ek olarak yönetim kurulu üyelerince TTK madde 437 hükmüne aykırı olarak Pay sahibi asilin bilgi alma ve inceleme hakkı da ihlal edildiğinden, faaliyet raporları, finansal tablolar ve bilanço üzerinde pay sahibi olarak şirketin işleri gelirleri ve giderleri hakkında Yukarıda sorduğumuz sorular üzerine verilen bilgiler, hesap verme ve dürüstlük ilkeleri bakımından özenli ve gerçeğe uygun olup olmadığının açıklığa kavuşması için şirketin ticari defterleri üzerinde uzman aracılığı ile inceleme yapılmasına yahut özel denetimle açığa kavuşturulmasına yönelik her türlü yasal haklarımız saklı kalmak kaydıyla belirtmek gerekir ki şirketin defter ve kayıtları ile mali yapısı müzakere edilmeden şeklen görünen 153.454,16.-TL net dönem karı da gözetildiğinde tayin edilen ücret fahiştir. Ücretin miktarı, şirketin mali yapısı, şirketin bu yöndeki uygulaması, yönetim kurulunun bu iş için harcadığı emek ve mesai ile orantılı olmalıdır. Kuruluş amacı kar etmek olan şirketin mali durumu itibarıyla maliyetlerini azaltma eğiliminde olması gerekir iken anılan karar doğrultusunda maliyetleri arttırır nitelikte ücret takdiri objektif iyiniyet kurallarına aykırıdır. Zira genel kurulun yapıldığı dönemde şirketin finansal durumu şirketin geçmiş uygulamaları ortaklık yapısı ve mali durum açısından şirket ile aynı-benzer durumda bulunan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler göz önünde bulundurulup karşılaştırılmak suretiyle yönetim kurulunun harcadığı emek ve mesai ile orantılı pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki kârdan pay alma haklarını da ihlal etmeyecek şekilde tespiti gerekeceğinden şirketin defter ve kayıtları ile mali yapısı müzakere edilmeden karar alınması doğru olmamıştır. Kaldı ki alınan kararda; TTK'nun 436. Maddesi uyarınca yönetim kurulu üyeleri olarak diğer iki ortak oy kullanamaz. Bilindiği üzere anılan gündem maddesinin iptali ile ilgili İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/284 E., 2021/150 K. sayılı kesinleşmiş bir mahkeme kararı da bulunmaktadır. İlgili gündem maddesinin şirketin net karı da dikkate alındığında çoğunluğu elinde bulunduran aynı zamanda pay sahibi olan yönetim kurulu üyelerinin karın dağıtılmaması yönündeki kararlardan etkilenmesini önleyeceği, yönetim kurulu üyesi olmayan pay sahibine nazaran kendilerini daha avantajlı konuma getireceği, bu sebeple alınan kararın objektif iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Kesinleşmiş ilama rağmen söz konusu müzakerenin, ilam hükmünü muvazaalı yoldan dolanmak suretiyle yeniden gündeme alınarak dikte edilmesindeki amacın, menfaatin ne olduğu da ortaya konulmamıştır dedi." şeklinde olduğu anlaşılmıştır. Nitelikli nisaba tabi olmayan kararın, TTK'nun 418 maddesindeki karar nisabına uygun alındığı anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesi tarafından, pay sahibi yönetim kurulu üyelerine aylık ücret verilmesine ilişkin kararda TTK'nun 436/1 fıkrası uyarınca ilgili yönetim kurulu üyelerinin oydan yoksun olmalarına rağmen, oy kullandıkları gerekçesi ile iptal kararı verilmiştir. TTK'nun 394 maddesi uyarınca; yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşme veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak kaydıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kardan pay ödenebilir. Davalı şirket ana sözleşmesinde yönetim kurulu üyelerinin mali haklarına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Şu halde bu konuda karar verme yetkisi genel kurula ait olup, bu yetki TTK'nun 408/2-b bendi uyarınca genel kurulun devredilemez yetkileri arasındadır. Anonim şirketlerde oydan yoksunluk TTK'nun 436 maddesinde düzenlenmiş olup, hükmün birinci fıkrası uyarınca, pay sahibinin kendisi, eşi, alt ve üstsoyu veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin olan müzakerelerde oy kullanamazlar. TTK'nun 394 maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinin mali haklarına ilişkin verilecek kararlar, pay sahibinin kendisi ve eşi ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme ilişkin olmadığından, ücrete ilişkin oylamada yönetim kurulu üyeleri bakımından kendi paylarından doğan oylar için TTK'nun 436/1 fıkrasında düzenlenen oydan yoksunluk hali söz konusu olmayacaktır. Oydan yoksunluk hali söz konusu olmadığından nitelikli nisaba tabi olmayan kararın, TTK'nun 418 maddesindeki karar nisabına uygun alındığı anlaşılmıştır. Mahkemenin aksi yöndeki kabulü isabetsiz olup, davalı yanın bu yöndeki istinaf sebebi haklı bulunmuştur.Mahkemece şirketin tüm sicil kayıtları getirtilmediğinden, şirketin önceki dönem uygulamaları tespit edilememiştir. Öte yandan bilirkişi raporunda davacının da yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde yönetim kurulu üyelerine aylık 20.000,00-TL ödeme yapıldığına dair dekontların kendilerine ibraz edildiği belirtilmiş ise de, buna ilişkin dekontlar rapora ek yapılmadığı gibi, şirketin davacının da yönetim kurulu üyesi olduğu önceki dönemlerde yönetim kurulu üyelerine verilecek ücret tutarına ilişkin alınmış genel kurul kararları dosyada mevcut değildir. Davacı tarafından, şirket karının dağıtılmamasına karar verilmesine rağmen yönetim kurulu üyelerine 20.000,00-TL aylık ücret verilmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve ücretin fahiş olduğu ileri sürüldüğüne göre, mahkemece yapılması gereken iş, davalı şirkete ait tüm sicil kayıtlarını eksiksiz getirterek, dava konusu genel kurulun yapıldığı dönemde şirketin finansal durumu, davacının da yönetim kurulu üyesi olduğu dönemler dahil olmak üzere, şirketin yönetim kurulu üyesi ücretlerine ilişkin geçmiş dönem uygulamaları, şirketin mali yapısına göre yönetim kurulu üyelerine ödenecek ücretin şirketin gelirlerine oranı,davalı şirket ile aynı veya benzer durumda olan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler de araştırılarak, ücretin yönetim kurulu üyelerinin harcadıkları emek ve mesai ile orantılı olup olmadığı, pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki kardan pay alma hakkını ihlal edip etmediği, üç ortaklı şirkette, iki ortağın yönetici olması karşısında kararlaştırılan aylık ücret tutarının eşitlik ilkesi ile objektif iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil edip etmediği hususlarında bir değerlendirme yaparak sonucuna göre karar vermekten ibaret olup, yetersiz gerekçe ile bu karar bakımından iptal isteminin kabul edilmesi yerinde olmamış, davalı yanın istinaf sebebi bu aşıdan yerinde bulunmuştur.Sonuç itibariyle; davalı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/06/2022 tarih ve 2021/602 Esas - 2022/416 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine,4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine,6-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için davalı tarafından yatırılan teminat var ise talep halinde teminatı davalıya iadesine,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 27/02/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.