T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1451 Esas
KARAR NO:2025/351 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2019/1100 Esas - 2022/142 Karar
TARİH:24/02/2022
DAVA:İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:06/03/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı şirket arasında 05.07.2018 tarihli Akaryakıt Bayilik Sözleşmesi, 20.06.2018 tarihli, ... Bayilik Sözleşmesi ve eki niteliğindeki Protokol akdedildiğini, müvekkili şirkete ... Sivas adresinde faaliyette bulunmak üzere akaryakıt bayiliği ve işletmecilik hakkı verildiğini, davalı şirketin anılan sözleşme ve protokol hükümleri tahtında bayilik faaliyetini kusursuz gerçekleştirmesini teminen müvekkili şirkete kredi vermekle yükümlendiğini, söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmesi koşulu ile müvekkili şirketin davalı şirkete belirlenen tutarda teminat mektubu vermeyi kabul ve taahhüt ettiğini, davalı şirket tarafından eksik ifa edilen yükümlülüğe karşın müvekkili şirketin protokol'ün 3.1.4 maddesi uyarınca davalının taahhüt ettiği kredi ödemesinin teminatı olarak davalı şirket lehine 1.150.000,00 ₺ tutarında banka teminat mektubu düzenlendiğini, müvekkili şirketin davalının bilgisi dahilinde istasyon faaliyete geçirilmeden evvel eksikliklerin giderilmesi amacıyla tadilata başlandığını, bilindiği üzere akaryakıt bayileri büyük taşınmazlar üzerine kurulan ve altyapı çalışması gerektiren işlemler olduğunu, planlanan kredinin ödenmemesi ve 2018 yılı sonlarında ülkemizde yaşanan ekonomik krizin etkileri nedeniyle müvekkili şirketin nakit sıkıntısı yaşadığını ve istasyonda planlanan altyapı ve hazırlık aşamalarının tadilatını belirlenen sürede tamamlayamadığını, sözleşmeye riayet etmeyerek ödemelerini gerçekleştirmeyen davalının karşısında müvekkili şirketin zorluklarla istasyonu tamamladığını ve istasyonun açılışını yaparak davalıdan akaryakıt ikmaline başladığını, davalının sözleşmede kararlaştırılan nakit kredi ödeme yükümlülüğünü eksik ifa ettiğini, bu sebeple istasyon zamanında tamamlanamadığını, davalının istasyonun zamanında tamamlanamamasından sorumluluğu bulunduğunu, davalının haksız biçimde müvekkili şirkete ait banka teminat mektuplarının nakde tahvil ettiğini, müvekkili şirketin davalıya cezai şart borcunun bulunmadığını, davalının müvekkili şirkete tonaj taahhütlerinin yerine getirmesine fırsat vermeden sözleşmeyi feshettiğini, banka teminat mektuplarının bedellerinden nakdi kredi borcu mahsup edildikten sonra kalan tutarın müvekkili şirkete iade edilmediğini, haklı davanın kabulünü, müvekkili şirketin davalıya sözleşme ve protokollerden kaynlı cezai şart borcunun olmadığının tespitini, müvekkili şirket tarafından davalıya verilen 1.000.000,00 ₺ ve 150.000,00 ₺ değerindeki banka teminat mektuplarının haksız nakde çevrilmesi sebebi ile bu bedellerden kredi borçlarının mahsup edildikten sonra ... ₺'nin mektupların tahsil edildiği tarihten itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalı şirketten tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın sonuç ve istem bölümünde belirtildiği üzere 530.542,42 ₺2nin tahsili için ikame edildiğini, kısmi dava olarak ikame edilmediğinden eksik harcın ikmal edilerek dosyanın heyete tevdii edilmesinin gerektiğini, müvekkilinin taraflar arasındaki sözleşmelere ve yasal mevzuata uygun davrandığını, yükümlülüklerinin layıkıyla yerine getirdiğini, taraflar arasındaki sözleşmelerin fesihte haklı durumda olduğunu, müvekkilinin kredi ödemesini tam yerine getirmediği iddiasıyla maddi gerçeklik ve hukuki anlamda dayanaktan yoksun olduğunu, basiretli tacir olan davacının cezai şartın fahiş olduğunu ileri sürelemeyeceğini, dava değerinin 530.542,42 ₺ kabul edilerek 08.11.2019 tarihli ara karardan dönülmek suretiyle davacıya eksik harcı ikmal etmesi için son defa kesin süre verilmesini ve dosyanın heyete tevdii edilmesini, akdi ve yasal dayanaktan yoksun bir şekilde haksız ve kötü niyetli açılan usul ve yasaya aykırı davanın bütünüyle reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 24/02/2022 tarih ve 2019/1100 Esas - 2022/142 Karar sayılı kararında;"Dava: ticari satımdan kaynaklanan alacak istemine ilişkindirDavacı, taraflar arasındaki akaryakıt bayilik sözleşmesi uyarınca davalıya teslim edilen teminat mektuplarının haksız olarak tahsil edildiğinden, davalı yanca kendisine kredi olarak ödenen tutarın mahsubundan sonra fazladan alınan tutarın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalı her ne kadar eksik harcın ikmal ettirilerek dosyanın heyete tevdi edilmesi talebinde bulunmuş ise de başlangıçta mahkememiz heyetince, davacı dava dilekçesinin konu kısmında davanın kısmi olarak açıldığının belirtilmesi ve davacının bu yöndeki beyanları da dikkate alınarak dosyanın üye hakime tevdine yönelik ara karar oluşturulduğundan aynı gerekçeler ile davalı istemi yerinde görülmemiştir.Taraf delillerinin toplanmasına geçilmiş; davaya konu Akaryakıt Bayilik Sözleşmesi celp edilerek dosyamıza kazandırılmıştır.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın halli için bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş, mali müşavir ve bir akaryakıt sektör uzmanı bilirkişiden raporu düzenlenmesi istenilmiş olup, 12.08.2020 tarihli bilirkişi raporunda özetle; "...davacı tarafın kendi verdiği ödeme belgeleri ile davalı tarafın yaptığı havaleler ile düzenlediği kanuni belgeleri TDHP (Tek Düzen Hesap Planı)'na uygun olarak kanuni defterlerinde kayda almadığını, davacı tarafın öne sürdüğü protokol gereğince 3.2.2 maddesi; ..., BAYİ'ye işletme yatırım desteği olarak: ilk 6 ay ödemesiz dönemden sonra 6 eşit aylık taksitte geri ödenmek üzere 1.000.000,00 ₺'yi nakden geri dönüşümlü kredi olarak verecektir." metnine istinaden davalının davacı tarafa 850.000,00 ₺ nakdi ödeme yaptığı davalının sözleşme gereğince 150.000,00 ₺ daha ödemesi gerekirken bu ödemeyi yapmadığını, davalının ödeme yapmadığı tutar için davacı tarafın 150.000,00 ₺ için herhangi bir ödeme yapmadığını, davacı taraf aldığı 850.000,00 ₺ karşılığında 850.000,00 ₺'lik senet verdiğini, davacı tarafın EPDK Bayilik lisansını 06.07.2018 tarihinde aldığını ve davalının bilgisi dahilinde 05.07.2018 - 10.10.2018 tarih aralığında Akaryakıt istasyonunda tadilat yaptığını, her iki tarafında Cari Hesabın "SIFIR" olduğunu, davalı tarafından tazmin edilen banka teminat mektupları, öncelikle davacının ödenmeyen senetlerine ve sonrasında da banka teminat mektuplarının nakte çevrildiği gün cari hesapta kalan tutar için davalı tarafından kısmi cezai şart bedeli altında düzenlediği tura bedeline mahsup edildiğini, protokolün 4. Maddesi gereğince davalı tarafın Bakırköy ... Noterliğinin 05.07.2019 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmede kararlaştırılan satış taahhütlerinin yerine getirilmesini talep etmesi sonrasında Bakırköy ... Noterliğinin 19.07.2019 tarih ve ...miye numaralı ihtarnamesi ile taraflar arasındaki sözleşmelerin feshedildiğini, ariyetlerin iadesinin ve taahhütlere aykırılık sebebi ile doğan borçların talep edildiği iddialarına ait tebligatında konu ettiği unsurları mahkeme haklı neden olarak görürse 150.000,00 $ tutarındaki cezai şartın davalıdan istenebileceğini, davalı tarafından düzenlenen cezai şart faturasının 530.543,42 ₺ karşılığında 93.221,71 $ tutarında olduğundan cezai şart bedeli olarak 56.778,29 $ daha cezai şart bedeli talep edebileceğini, sözleşmenin davalı tarafından feshedildiği tarih itibari ile davalının davacıdan 94.005,68 $ kar mahrumiyeti talep edebileceğini, sözleşmenin davalı tarafından feshedildiği tarihten sonraki sözleşme gereği kalan 4 yıllık süre için kar mahrumiyeti ödenmesine karar verilmesi durumunda 384.000,00 $ kar mahrumiyeti talep edebileceği..." şeklinde görüş bildirmişlerdir.Tarafların itirazları dikkate alınarak bir Mali Müşavir ve bir Nitelikli Hesap Uzmanı ve bir Akaryakıt Sektör Uzmanı bilirkişiden yeni rapor tanzim edilmesi istenilmiş olup, 25.02.2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle;"...Davalı taraf ile ilgili dosya Muhteviyatına Sunduğu Cari Hesap Ekstresinde, davacı taraf ile cari hesap ilişkisinin 15.05.2018 tarihli 750.000,00 TL (B) tutarlı kayıt işlemi ile başladığını, 31.12.2018 tarihinde 201.365,87 TL davalı şirketin davacı şirketten alacaklı olduğunu, 01.08.2019 tarihinde 120.000,00 TL tutarlı kayıt işlemi davalı tarafından hesabın sıfırlandığını, davalı şirketin dosya muhteviyatına sunduğu davacı şirkete düzenlediğini, 2018 yılında KDV dahil 76.365,87 TL tutarlı toplam 14 adet fatura olduğunu, 2019 yılında KDV dahil 670.340,13 TI tutarlı toplam 11 adet fatura olduğunu, faturaların e-fatura olduğu ve teslim eden ile teslim alan kısımlarının olmadığını, imza ile teslim edilmediği ve teslim alınmadığını, davalı tarafın yasal defterlerine usulüne uygun olarak işlendiğini, davacı tarafın defterlerine işlenip işlenmediğinin tespit edilemediğini, faturaların davacı tarafa teslim edildiğine dair dosya muhteviyatında herhangi bir ihtarname, evrak ya da belgeye rastlanılmadığını,“Türk Ticaret Kanununun MADDE 21-(2) Bir fatura ulan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." ifadesi yer aldığını, kar mahrumiyeti ve cezai şart alacağının doğru hesaplanıp hesaplanmadığını, davacı Form BA Formu Bilgileri: davacı taraftan talep edilen Gelir İdaresi Başkanlığı, KALE Vergi Dairesi Müdürlüğünün onayladığını, davacı şirkete ait 2018-2019 yılları BS formlarında davalı şirkete ait herhangi bir belgenin beyan edilmediğinin görülmediğini, davalı Form BA Formu Bilgileri: Gelir İdaresi Başkanlığı, Yenikapı Vergi Dairesi Müdürlüğünün onayladığı, davalı şirkete ait 2018-2019 yılları BA formlarında, davalı şirketin, 2018 yılında davacı şirkete ait temmuz ayında 3 adet faturayı KDV hariç 34471,00 TL üzerinden, kasım ayında 3 adet faturayı KDV hariç 24.058,00 'TL üzerinden beyan ettiği tespit edildiğini, 2019 yılında davacı şirkete ait ocak ayında 3 adet faturayı KDV hariç 114.744,00 TL üzerinden, temmuz ayında 1 adet faturayı KDV hariç 530.543,00 TL üzerinden beyan ettiğini, 19.07.2019 tarihli ... fatura numaralı KDV dâhil 530.543,42 TL tutarlı davalı tarafın davacı tarafa düzenlediği faturanın açıklama kısmına “KISMİ CEZAİ ŞART BEDELİ” yazıldığını, fatura üzerinde herhangi bir USD kurunun belirtilmediğini, faturanın e-fatura olduğu ve teslim eden ile teslim alan kısımlarının olmadığını, imza ile teslim edilmediği ve teslim alınmadığını, davalı tarafın yasal defterlerine usulüne uygun olarak işlendiğini, davacı tarafın defterlerine işlenip işlenmediğinin tespit edilemediğini, faturanın davacı tarafa teslim edildiğine dair dosya muhteviyatında herhangi bir ihtarname, evrak ya da belgeye rastlanılmadığını, “Türk Ticaret Kanununun MADDE 21-(2) Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiz sayılır.” ifadesi yer aldığını, davalı tarafın düzenlediği cezai şart faturasının davacı tarafa teslim edildiğinin ispata muhtaç olduğunu, sözleşmede bahsi geçen 150.000,00 $ cezai şart tutarının sayın mahkemenin takdirine bırakıldığını, yapılan hesaplamanın fatura üzerindeki birim tutarları temel alınarak yapıldığını, dosyadaki veriler ve davalı ticari defterleri temel alındığında bilirkişi raporundaki hesaplamaların doğru olduğu sonucuna varıldığını, kar mahrumiyeti hesaplaması için satış, iskonto, maliyet, gider vb. değişken ve unsurların dikkate alınarak önce karın hesaplanması gerektiğini, davalı tarafın düzenlediği faturaların davacı tarafa teslim edildiğinin ispata muhtaç olduğunu, tarafların ticari defterlerinin birbirini teyit etmediği, bu nedenlerden dolayı bu hususta değerlendirme yapılamadığını, davacının ekonomik durumu itibariyle mahvma yol uçar hir durum oluşup oluşmayacağını, davacı defterlerine ve mali kayıtlarına ulaşılamadığından bir sonuca varılamadığını, sözleşmenin davalı yanca haklı nedenle feshi kuşullarının oluşup oluşmadığını, yukarıda belirtildiği üzere, sözleşmenin 16. Maddesi (sözleşmenin feshih durumunu düzenlendiğini, anılan madde, fesihten evvel uyarı zorunluluğunu getirmemiş olup, 15. Maddeye göre uyarı yükümlülüğü ...' in ihtiyarına bırakıldığını, dosya mündericatında ayrıntısı yukarıda açıklandığı üzere, Bayinin sözleşme şartlarına çok çeşitli durumlarda uymadığı ve bunu dava safahatında kabullendiği görüldüğünü, her ne kadar bu aksamalara ...' in neden olduğu ileri sürülmekte ise de, basiretli bir tacirin durumu dikkate alması gerekli olmakla beraber, bunun yanısıra, ...'in duruma vakıf olduğuna ilişkin belgelerin de dosyada bulunmadığını, bu nedenle feshin haklı olduğu düşünülmekle beraber, bu konuda kesin karar mercii mahkememiz olduğu..." şeklinde görüş ve kanaat bildirmişlerdir.Tarafların itirazları doğrultusunda mahkememizin 01.04.2021 tarihli duruşmasının 1 numaralı bendi uyarınca "tarafların temin edilen ticari defter ve kayıtları ve dosyadaki diğer bilgi ve belgeler incelenerek davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacak var ise ne kadar olduğu, taraf defterlerinin usulüne uygun düzenlenip düzenlenmediğinin de belirtilmesi suretiyle bir Mali Müşavir Bir Akaryakıt Sektör Uzmanı ve bir Nitelikli Hesap Uzmanı" bilirkişi heyetinden mahkememiz ara kararları ile alınan kök ve ek raporları ve bu raporlara taraflarca yapılan itirazlar dikkate alınarak raporlar arasındaki çelişkilerin giderilerek ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınmasına karar verilmesi üzerine dosya yeni bilirkişi heyeti oluşturularak bilirkişilere teslim edilmiş olup, 03.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle; "...Davacının 2018 ve 2019 yıllarına ait ticari defterleri vergi incelemesi için Vergi Müfettişi...'un ..., ... nolu oda çalışma adresinde olduğundan, davalı taraf ticari defterleri üzerinde davaya konu ihtilafa yönelik olarak bir inceleme gerçekleştirilemediğini, davacının defterleri vergi incelemesinde olduğunu, davacının defterlerini ibraz külfetini yerine getirmediğini, bu davranışın yasal sonuçlarını belirlemenin münhasıran - Sayın Mahkeme takdirinde ve görev alanı içinde bulunduğunu, davalının ticari defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğunu, defter kayıtlarının birbirini doğruladığı ve sahibi lehine delil vasfına sahip olduğunu, davacı ve davalı arasında 14.06.2018 tarihli Akaryakıt Bayilik Sözleşmesi ve 20.06.2018 tarihli Otogaz İstasyonu Bayilik Sözleşmesi bulunduğunu, aralarında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, açık cari hesap şeklinde çalıştıklarını, davalının davacıdan, rapor muhteviyatındaki açıklamalar ışığında (tamamıyla davalı yanın sunduğu açık cari hesap ilişkisinden hareketle) 01.08.2019 tarihi itibariyle 128.12.02.029 numaralı ....Şti. hesabında borç/alacak bakiyesi gözükmediğini, davalı yanca elektronik ortamda oluşturulan faturaların yine elektronik ortamda düzenleme tarihi itibariyle...-posta hesabına iletildiğini, davacının faturalara noter aracılığıyla veya Kayıtlı Elektronik Posta (KEP) yahut taahhütlü mektup ile Türk Ticaret Kanunu'nun 21/2 maddesi hükmü uyarınca yasal süre olan 8 gün içinde itiraz getirip getirmediğinin görülemediğini, davacının gerek icra takibine itiraz gerekse huzurdaki davaya cevap dilekçesinde faturaların içeriğine Türk Ticaret Kanunu'nun 21/2 maddesi hükmü uyarınca yasal sürede itiraz ettiği yönünde bir savunma getirmediğini, davalı ve davacı arasında akdedilen protokol gereği davalı tarafından davacı hesabına 15.05.2018 tarihinde 750.000,00 TL, 08.08.2018 - tarihinde 100.000,00 TL, toplam 850.000,00 TL ilk 6 ay ödemesiz dönemden sonra 6 eşit aylık taksitte ödenmek üzere geri dönüşümlü kredi havale edildiğini, davacı yanın kredinin geri ödemesine yönelik aşağıda bilgileri verilen 12 adet bonoyu verdiğini, tamamıyla davalı yanın sunduğu cari hesap ekstresinden yukarıda bilgileri verilen bonoları davacıya iade edildiğinin anlaşıldığını, davacının davalıya 10.05.2018 tarih ... mektup no'lu ... Bankası A.Ş. ... Şubesince düzenlenen 10.05.2019 tarihine kadar geçerli 1.000.000,00 TL tutarında Kesin Teminat Mektubu verdiğini, söz konusu Teminat Mektubu'nun 09.05.2019 tarihinde diğer hususları aynı kalmak kaydıyla 10.05.2020 tarihine kadar temdit edildiğini, 16.01.2019 tarih ... mektup no'lu ... Bankası A.Ş. ...Şubesince düzenlenen 16.01.2020 tarihine kadar geçerli 150.000,00 TL tutarında Kesin Teminat Mektubu verdiği, söz konusu Teminat Mektuplarının 19.07.2019 tarihinde tazmin edildiğini, taraflar arasında 14.06.2018 tarihli Ariyet Sözleşmesi bulunduğu, sözleşmenin ayrılmaz bir parçasını teşkil eden tesisat, araç ve gereçlerin eksiksiz, sağlam ve kullanıma hazır bir şekilde ariyeten kullanılmak üzere 10.10.2018 tarihli teslim tesellüm tutanağı ile teslim tesellüm edildiğini, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 3.1.2 ve 3.1,3. maddelerinde belirtilen asgari alım şartları sağlanmadığı için söz konusu sözleşmenin feshinin haklı olduğu..." şeklinde görüş bildirmişlerdir.Mahkememizin 16.09.2021 tarihli duruşmasının 3 numaralı bendi uyarınca "davacı tarafça ticari defterler sunulduğunda dosyanın daha önce rapor tanzim eden bilirkişi heyetine tevdii edilerek, davalının cezai şart alacağı ve talebinin doğru olup olmadığı, bu konuda herhangi bir irdeleme yapılmadığı anlaşılmakla heyetçe cezai şart alacağı olmadığına, kanaat getirilse dahi takdiri mahkememize ait olmak üzere cezai şart alacağına ilişkin hesaplama yapılması, birden fazla cezai şart alacağının talep edip edilemeyeceği, davacının ekonomik olarak mahvına yol açıp açmayacağı hususunun davacının önceki yıllara ait olan gelir ve gider durumu dikkate alınarak belirtilmesi, diğer davacı ve davalı tarafın itirazları ve beyanları dikkate alınarak ek rapor tanzim edilmesi" hususunda ek rapor tanzim edilmesi istenilmiş, 17.01.2022 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle; "... davacının 2018 ve 2019 yıllarına ilişkin ticari defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğunu, defter kayıtlarının birbirini doğruladığı ve sahibi lehine delil vasfına sahip olduğunu, davacının 2018 yılı ticari defterlerinin incelemesi neticesinde uyuşmazlık konusu ile ilgili hiçbir kayıt içermediğini, davacının 2019 yılı ticari defterlerinin incelemesi neticesinde; davalıya ait açık cari hesap kaydına rastlanılmadığını, davacının davalıya ait faturaları kasadan nakit olarak ödediğini, davacının 2019 yılı bilançolarının ” incelenmesi neticesinde, davacının; net - işletme sermeyesinin 2.728.173,60 TL olduğu, kısa vadede ödemesi gereken borçlarının 2,5 katı kadar likit varlığa sahip olduğu, sahip olduğu dönen varlıkları ile kısa vadeli borçlarını rahatça ödeyebileceğini, nakit kaynaklar ile stok oluşturulduğu, stoklarını satamaması durumunda kısa vadede nakde dönüşebilecek diğer varlıklarla kısa vadeli borçlarını geri ödemede zorlanacağını, ancak ödeyemeyeceğini de göstermediği, elindeki ticari alacaklarını tahsil edememesi ve stoklarını paraya çevirememesi durumunda, kısa vadeli borçlarını ödeme gücünün düşük olduğunu, takdirinin ise mahkememize ait olduğunu, detayları raporda açıklandığı üzere, eksik alınan 1.975,07 m3 beyaz ürün için * 80 USD = 158.005,60 USD cezai şart ve eksik alınan 400 ton ... ürünleri için * 80 USD = 32.000 USD cezai şart olmak üzere toplam 190.005,60 USD cezai şartın doğduğu..." şeklinde görüş bildirmişlerdir. Tüm dosya kapması birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile davalı arasında bir sureti de dosyaya sunulan 14.06.2018 tarihli Akaryakıt Bayilik Sözleşmesi ve 20.06.2018 tarihli Otogaz İstasyonu Bayilik Sözleşmesi ve bunun eki protokolün bağıtlandığı hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık tarafların sözleşme ve protokol gereği üzerine düşen edimleri yerine getirip getirmediği, davalının davacıdan sözleşme nedeni ile cezai şart alacağı olup olmadığı, davacının davalıya teslim ettiği teminat mektuplarından fazladan tahsilat yapılıp yapılmadığı ve bunun davalıdan tahsiline karar verilmesi istemlerine ilişkindir. Bunun tespiti için bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiştir.Dosyada birden fazla alınan bilirkişi raporlarına göre davacının yanlar arasındaki sözleşmeye göre akaryakıt alım taahhüdünü yerine getirmediği ve sözlemenin davalı tarafından haklı olarak fesih edildiği raporlanmıştır. Davalı her ne kadar istasyonda tadilat yapıldığı, aslında alım taahhüdünün yerine getirilecekken davalının sözleşmeyi erken fesih ettiği iddiasında bulunmuşsa da ilk yıl için 1000 ton alım yapılması gerekirken sadece 24,92 ton alım yapıldığı, tadilatın 2-3 ay gibi bir süre aldığı, bundan sonra da düzenli ve taahhüdü karşılar miktarda alım yapılmadığı, buna göre yıllık kotanın da doldurulamayacağı anlaşıldığından davacı iddiaları mahkememizce yerinde görülmemiştir. Davacı yine davalının, sözleşmeye göre kararlaştırılan kredinin tamamını kendisine ödenmediği ve bu yüzden tadilatın geciktiği savında bulunmuştur. Ne var ki davalı kredi miktarının çok büyük kısmını davacıya ödemiştir. Aksi yönde davacı yanca davalıya keşide edilmiş bir ihtar veya ihbar bulunmamaktadır. Davacının bundan kaynaklı tadilatı tamamlayamadığı veya geciktiği iddiası ispatlanabilmiş değildir.Davacı tarafça sözleşmenin davacı yanca erken fesih edilmemesi halinde sözleşme sonuna kadar alım taahhüdünün tamamlanacağı, davalının kusurlu olduğu beyan edilmiş ise de bağıtlanan sözleşmede alım taahhüdünün sadece sözleşme süresi sonunda değil aynı zamanda yıllık olarak da düzenlendiği, davacının yıllık alım taahhüdünü yerine getirmediği ve sözleşmeye aykırı davrandığı, sonuç olarak davalının sözleşmeyi feshinde haklı olduğu sonucuna varılmıştır. Buna göre davalı sözleşmede açıkça kararlaştırılan 150.000,00 USD maktu cezai şart bedeline hak kazanmıştır. Ayrıca davacı tarafça alım yapılması gerekmekle birlikte bu taahhüde uyulmaması nedeni ile ilk bilirkişi raporunda hesaplandığı gibi beyaz ürün alımına aykırılıktan 78.005,68 USD; otogaz alımına aykırılıktan ise 16.000,00 USD olmak üzere toplam 94.000,00 USD cezai şart alacağının davalı yanca hak edildiği açıktır. Ayrıca ilk raporda sözleşmenin feshinden sonraki kar mahrumiyeti alacağı hatalı olarak hesaplanmış ve diğer raporlarda da bu hususta hesaplama yapılmamış ise de yukarıda belirtilen maktu cezai şart bedeli ile eksik alımlardan kaynaklı hesaplanan cezai şart bedellerinin toplamı davalıya verilen ve paraya çevrilen teminat mektuplarının bedellerini karşıladığından raporda yer verilen yanlışlık sonuca etkili görülmemiş ve bu hususta yeniden rapor alınması yoluna gidilmemiştir. Dolayısıyla davacının teminat mektupları iade edilsin yahut bedeli davalıdan tahsil edilsin talebi mahkememizce yerinde görülmemiştir. Son olarak alının 17/01/2022 tarihli bilirkişi raporu ile, sözleşmeye göre kararlaştırılan cezai şart bedelinin davacının ekonomik olarak mahvına yol açmayacağı açık olarak tespit edilmiştir. Açıklanan nedenlerle davacının sübuta ermeyen davasının reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir."gerekçesi ile,'' Davacının davasının REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığını; bu kapsamda eksik delile dayanarak kurulan hükmün hatalı olduğunu, dosyada oluşturulan bilirkişi raporları ve özetleriNİN aşağıdaki gibi olduğunu, 12.08.2020 tarihli bilirkişi raporunda: Davalının sözleşme gereği davacıya 150.000-TL ödemesi gerekirken bu ödemeyi yapmadığı, Davalının bilgisi dahilinde akaryakıt istasyonunda 05.07.2018-10.10.2018 tarih aralığında tadilat yapıldığı, iki tarafın cari hesabının sıfır olduğu, banka teminat mektubunun nakde çevrildiği gün kısmi cezai şart faturası düzenlendiği ve Mahkemenin kabulü halinde davalının talep edebileceği kar mahrumiyeti, cezai şart bedellerinin bulunduğu" kanaatlerine varılmış ve tarafımızca bu rapora karşı itiraz dilekçesi sunulduğunu, 25.02.2021 tarihli bilirkişi raporunda: Davacı taraf defterlerinin Sivas'ta bulunması nedeniyle incelenemediği, Davalı tarafından "kısmi cezai şart bedeli" açıklaması ile kesilen 530.543,42-TL'nin davacıya tebliğ edildiğine ilişkin dosyada herhangi bir delil olmadığı ve bu hususun İSPATA MUHTAÇ olduğu, Taraf defterlerinin birbirini teyit etmediğini, davacı defterleri yerinde incelenemediğinden cezai şartın davacının mahvına yol açıp açmadığının tespit edilemediği,Davacının sözleşme hükümlerine riayet etmemesine ilişkin davalının duruma vakıf olduğuna ilişkin belgelerin dosyada bulunmadığı kanaatine varıldığını, 03.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda:Davacı taraf defterlerinin 2018 ve 2019 yıllarına ait ticari defterleri vergi incelemesi için vergi müfettişinde bulunduğu, bu sebeple inceleme gerçekleştirilemediği,Davalı tarafça oluşturulan faturaların elektronik ortamda düzenleme tarihi itibari ile ... e-posta adresine gönderildiği,Taraflar arasında akdedilen sözleşmelerin asgari alım şartları sağlanmadığından feshinin haklı olduğu sonuç ve kanaatine varıldığını,Söz konusu fiziki incelemenin imkansızlığı sebebiyle dosyaya ilgili vesaikler sunularak beyanda bulunulmuş ve Sayın Mahkemece işbu durumun kabulü ile Sayın Mahkeme inceleme yapmak üzere ticari defterleri beklediğini, 17.01.2022 tarihli bilirkişi raporunda:Davacının nakit kaynaklar ile stok oluşturulduğu, stoklarını satamaması durumunda kısa vadede nakde dönüşebilecek diğer varlıklarla kısa vadeli borçlarını geri ödemede zorlanacağı, ancak ödeyemeyeceğini göstermediği, Elindeki ticari alacaklarını tahsil edememesi ve stoklarını paraya çevirememesi durumunda, kısa vadeli borçlarını ödeme gücünün düşük olduğu,Eksik alınan (2 YILLIK TOPLAM) 1.975,07 m3 beyaz ürün için * 80 USD = 158.005,60 USD cezai şart ve eksik alınan 400 ton ... ürünleri için * 80 USD = 32.000 USD cezai şart olmak üzere toplam 190.005,60 USD cezai şartın doğduğu, sonuç ve kanaatlerine varıldığını,Bu kapsamda, özetle cezai şart hesaplaması yanlış yapılan, müvekkil şirketin mahvına sebebiyet verilip verilmediği net olarak tespit edilmeyen, istasyondaki tadilatın ne kadar, ne mahiyette olduğuna ilişkin hiçbir inceleme gerçekleştirilmeden ve tüm bu tespitlerde müvekkil şirket ile davalının ticari boyutu hiç dikkate alınmadan hak ve nefasete aykırı tespitler neticesinde hüküm tesis edildiğini,Bu kapsamda, HMK m.353/1-a(6) "Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması."sebebiyle görülen dosyanın ilk derece mahkemesine iadesi ile delillerin yeniden incelenmesi gerekmekte veya resen karar verilecek şekilde dosya bilirkşiye tevdii edilerek yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğini,İlk derece mahkemesi gerekçeli kararında: "RAPORDA YANLIŞLIK" olduğunun bildirikdığını; rapordaki yanlışlığın, her ne kadar ilk derece mahkemesi tarafından sonuca etki etmeyecek şekilde nitelendirilmiş ise de işbu hususun aksine sonuca etki edeceğini,Öte yandan, müvekkil şirket'e cezai şart faturası tebliğ edilmemiştir. bilirkişilerce faturanın tebliğ edildiğine ilişkin yeterli inceleme yapılmadığını,Bilirkişilerce, adres e-posta adresi olarak gösterilmiş ise de müvekkil şirket, iddia edilen fatura tarihinde e-fatura mükellefi olmadığından söz konusu fatura usule uygun olarak müvekkil şirket'e tebliğ edilmemiştir. Davalı tarafından "kısmi cezai şart bedeli" açıklaması ile düzenlenen 530.543,42-TL bedelli faturanın Müvekkili Şirkete usule uygun tebliğ edilmediğini,Bilirkişilerce incelenmeyen diğer hususun ise istasyondaki tadilat işlemleri olduğunu; dava dosyasında, İstasyonun Sivas Belediyesinden tadilat izninine ilişkin belgeler bulunmakta olduğunu;hal böyle iken bilirkişilerin davalının haberi yokmuş gibi müvekkili şirketin tabiri caizse kendi başına istasyonu tadilata soktuğu ve satışa geç başladığı görüşleri asılsız ve gerçeklikten fersah fersah uzak olduğunu,Davalı tarafından sözleşmelerin haksız olarak feshedilmiş olup, erken fesih cezai şartına müvekkil tarafından katlanılması dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu,Davalı tarafından, sözleşmede yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi üzerine akaryakıt satışı yapılacak istasyonun tadilatlarının çok uzun sürdüğünü; bu kapsamda istasyonun geç satışa başlamasında davalının bizzatihi kusuru bulunmakta iken, sırf cezai şart tahsili amacıyla yapılan söz konusu fesih dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu,Davalının nakdi krediyi eksiksiz biçimde ödeyeceği güveniyle altyapı ve bakım-onarım işlemlerine başlayan ve müstakbel nakdi alacağa göre planlama yapan Müvekkil Şirket, zamanında yapılmayan ödeme karşısında istasyonu kararlaştırılan zamanda faaliyete geçiremediğini ancak Müvekkil Şirket ticari işlemlerde içinde bulunulan sıkıntıya rağmen istasyonu tamamlayarak faaliyete geçtiğini; davalı bu tarihe kadar hiçbir bildirim - ikazda bulunmamış, duruma susarak muvafakat ettiğini; İstasyonun tamamlanması akabinde Müvekkil Şirket derhal davalıdan akaryakıt ikmali yaptığını; Müvekkili Şirket sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmek için gereken çabayı sarf ettiğini; bu hususa rağmen Müvekkilden cezai şart talep edilmesi, karşılıklı edimli sözleşmelerin ruhuna aykırı olduğunu,Tüm dilekçelerinde defaatle belirtildiğini, dava konusu istasyonlu bayilik faaliyetine ilişkin olarak Müvekkili Şirketin, akaryakıt bayisinde tadilat yapması gerektiği davalının bilgisi ve kabulü dahilinde iken davalının sırf tadilatın gecikmesi sebebiyle henüz bir yıllık sözleşmelerden ve Müvekkilin henüz tam faaliyete geçmeden sözleşmeleri feshetmesi, tamamiyle cezai şartların kazanç kapısı haline getirilmesi sebebiyle kurgulandığını; davalı tarafından sözleşmenin henüz 1 yılı dahi dolmadan, sözleşme feshedilmiş ve akabinde de 5 yıllık tonaj taahhüdüne aykırılık nedeniyle cezai şart talep edildiğini,Müvekkili şirket tarafından, bayinin alt yapısının davalının sağlamadığı nakit kaynak sebebiyle gecikmesi üzerine davalı akaryakıt satışına başlayamadığnıı; müvekkili satışa başlayabilseydi akaryakıt alacağı ve halka şatışa başlayacağı zaman davalıdan ürün alacağını; bu kadar açık bir somut durum varken bilirkişiler tarafından "dosyada belge" bulunmadığından bahisle davalı kadoil'in müvekkilin satışa başlamaması durumundan haberdar olmadığına kanaat etmesi sektöre ve hakkaniyete aykırı olduğunu; davalının sözleşmede kararlaştırılan nakit kredi ödeme yükümlülüğünü eksik ifa ettiğini, bu sebeple istasyonun zamanında tamamlanamadığını; davalının istasyonun zamanında tamamlanamasında sorumluluğunun bulunduğunu,Davalının nakdi krediyi eksiksiz biçimde ödeyeceği güveniyle altyapı ve bakım-onarım işlemlerine başlayan ve müstakbel nakdi alacağa göre planlama yapan müvekkili şirketin, zamanında yapılmayan ödeme karşısında istasyonu kararlaştırılan zamanda faaliyete geçiremediğini,Ancak müvekkili şirket ticari işlemlerde içinde bulunulan sıkıntıya rağmen istasyonu tamamlayarak faaliyete geçtiğini; davalı bu tarihe kadar hiçbir bildirim - ikazda bulunmadığını, duruma susarak muvafakat ettiğini; istasyonun tamamlanması akabinde müvekkili şirketin derhal davalıdan akaryakıt ikmali yaptığınını; müvekkili şirket sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmek için gereken çabayı sarf ettiğini; bu kapsamda sözleşmenin tadil edildiği yorumlaması yapılarak taraflar arasında sözleşmenin istasyonun faaliyete başladığı tarih itibari ile müvekkil şirket’in taahhüt etmiş olduğu tonaj yükümlülüklerinin de başladığının kabul edilmesi gerektiğini; davalı, istasyonun tamamlanması için sözleşme ile yükümlendiği desteği sağlamadığını; madem ki istasyonun planlanan tarihte faaliyete başlamaması fesih sebebi olarak gösterildiğini, davalı tarafından neden istasyon faaliyete geçtikten sonra akaryakıt temini yapıldığını; sözleşmede bulunan tonaj taahhütleri artık istasyon açılış tarihi itibari ile hüküm ve sonuçlarını doğurması gerektiğini,Buna rağmen Davalı, bayiliğin geç faaliyete başlamasından adeta hiç sorumluluğu bulunmuyormuş gibi,Müvekkili Şirket’e tonaj taahhüdünün altında kaldığına dair ihtarname gönderdiğini; Müvekkili Şirket tarafından tebliğ edilen ihtarnamenin anlamlandırılamadığını;Müvekkil Şirketin, istasyonu tamamlamak için tüm sermayesini ortaya koyduğunu, sözleşmeyi ayakta tutmak için elinden geleni yapmış ve faaliyetlere başladığnıı; buna karşın, yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışan bayinin faaliyetlerine son verme amacıyla sözleşmelerin feshedilmesi son derece hüsniyetten uzak olduğunu; defalarca davalı yetkilileri ile bayinin durumunun görüşüldüğünü, sözlü teyitler alındığını; müvekkili şirket, dağıtıcı firmaya olan kredi borcunu bayilik faaliyetlerine devam edemezse nasıl ödeyebileceğini; istasyonu tamamlamak için oldukça çaba gösteren Müvekkili Şirketin, istasyona akaryakıt ikmali sağladığını ve mali açıdan güç kazanmaya başlamışken davalı aniden sözleşme ve protokolleri feshettiğini, Müvekkil Şirket’i büyük bir krizin eşiğine getirdiğnii; bu minvalde, sözleşmelerde davalının her ne kadar fesih hakkının bulunduğuna dair maddeler bulunmaktaymış gibi görünse de somut olayda kendisinin riayet göstermediği sözleşme hükümlerine Müvekkili Şirket’in uymadığından bahisle sözleşme ve protokollerin feshedilmesi hatta ve hatta Müvekkili Şirket’in tonaj taahhüdüne uymama sebebinin davalı yan olduğu somut olayda, sözleşmenin feshi açık ve net şekilde haksız ve hakkaniyetten yoksun olduğunu,Cezai şartın fahiş miktarda olduğu bilirkişilerce tespit edilmesine rağmen, ilk derece mahkemesi tarafından tam tersi bir beyanda bulunulduğu gerekçesi ile hüküm kurulmuştur.Davalı tarafından haksız ve dayanaksız tahsil edilen cezai şartın, Sivas'ta küçük bir ilçede bayilik yapan (bu faaliyeti de davalı sebebiyle gerçekleştiremediğinden) Müvekkili Şirketin, 150.000-USD (Yüz Elli Bin Amerikan Doları) cezai şart sebebiyle ticari faaliyetlerini durduracak ve Müvekkil Şirketin mahvına sebep olacağını; küçük ölçekli bir ticari işletme olan bayinin, davalının talep ve iddia ettiği cezai şartlar karşısında müşkül duruma düşeceği ve tahsiline ilişkin karar verilmesi halinde mahvına sebebiyet vereceği izahtan vareste olduğunu, İşbu husus, 17.01.2022 tarihli bilirkişi raporunda,"Nakit kaynaklar ile stok oluşturulduğu, stoklarını satamaması durumunda kısa vadede nakde dönüşebilecek diğer varlıklarla kısa vadeli borçlarını geri ödemede zorlanacağı, ancak ödeyemeyeceğini göstermediği,Elindeki ticari alacaklarını tahsil edememesi ve stoklarını paraya çevirememesi durumunda, kısa vadeli borçlarını ödeme gücünün düşük olduğu" görüş ve kanaatine varılmıştır. Ancak gerekçeli kararda:"17.01.2022 tarihli bilirkişi raporu ile, sözleşeme göre kararlaştırılan cezai şart bedelinin davacının ekonomik kahvına yol açmayacağı açık olarak tespit edilmiştir." denildiğini,Bilirkişi raporunda açıkça müvekkili şirketin mahvına sebebiyet verilmediği rapor edilmediğini, aksine "Elindeki ticari alacaklarını tahsil edememesi ve stoklarını paraya çevirememesi durumunda, kısa vadeli borçlarını ödeme gücünün düşük olduğu" rapor edilmiştir.Görüldüğü üzere, davalının bilgisi dahilinde yaşanan somut vakıalar ve davalının mütelafik kusuru dikkate alınmadan (nakit destek bedelinin tamamının ödenmemesi) tüm cezai şartın kabulü ile müvekkili şirketin sözleşmeye aykırı davrandığının kabulü ile davalının feshinin haklılığına karar verilmesi hakkaniyetsiz ve hakkın kötüye kullanılmasının korunması olduğunu,Diğer yandan, bilirkişilerce yapılan hesaplamaların pek tabii dava tarihi olan 2019 yılı esas alınarak yapıldığını ancak, davalı tarafından Müvekkili Şirketten haksız tahsil edilen söz konusu banka teminat mektubu, işbu tarihte Müvekkilin son derece mahvına sebebiyet verdiğini; günümüz ekonomik koşulları dikkate alındığında, sivasta küçük bir ilçede faaliyet gösteren müvekkilin bir anda 530.543,42-TL'sinin davalıya ödenmesi, daha davalı ile olan ticari ilişkisinde bir kar elde edememişken müvekkili borca sürüklemiş ve tüm borçlarını tatil eder hale gelmiştir. Zira bilirkişilerce 2019 yılı defterleri kapsamında tespit edilen söz konusu stoklar, covid-19 kapsamında yaşanan problemler sebebiyle hiçbir zaman beklendiği şekilde satılamadığını, Müvekkil Şirketin borçlarını ödeyemez hale geldiğini; söz konusu bedelin Müvekkili Şirkete iadesinin bu bakımdan son derece önemli olduğunu,
Bilirkişilerce: - Nakit kaynaklar ile stok oluşturulduğu, stoklarını satamaması durumunda kısa vadede nakde dönüşebilecek diğer varlıklarla kısa vadeli borçlarını geri ödemede zorlanacağı, kanaat edildiğini ancak bu inceleme, 2019 defter ve kayıtları kapsamında yapıldığını ancak 2020 ve sonrası dönemde Müvekkilin içerisinde bulunduğu dar boğaz incelendiğinde, davalının haksız kazancının ne denli bir zarara yol açtığının fark edilebileceğini; bu kapsamda, Müvekkili Şirketin 2020 ve sonrası ticari defterlerinin incelenmesi zaruretinin hasıl olduğunu; buna ilişkin talepte bulunulmuş ise de hiçbir inceleme yapılmadığını; bilirkişilerce pek tabii olarak dava tarihi esas alınmış ise de somut durumda, bedel davalı tarafından zaten tahsil edilmiş olduğundan, davalının yıkımı ancak bu şekilde anlaşılabileceğini, Bilirkişilerce yapılan tespitler uyarınca kısa vadede Müvekkili Şirket gelinen noktada borçlarını ödeyemeyecek hale geldiğini, nitekim bankalar nezdinde tahvil edilen ... sebebiyle de ticari itibari zedelendiğinden kredi alamaz hale geldiğini; bu kapsamda, davalının büyüklüğü karşısında küçük bir ticari şirket olan müvekkilinin, daha da küçüldüğünü,Hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla cezai şart doğduğu kanaatine varılması halinde bu bedelin öncelikle tamamen kaldırılmasını eğer ki tamamen kaldırılmaycak ise önemli ölçüde tenkis yapılmasına karar verilmesi hem hakkaniyet hem de ticari şirketlerin ayakta tutulması gerektiği genel hukuk kaidesi ile bağdaşır nitelikte olacağını; ticari şirketlerin toplum ve ekonomi nezdinde yer aldığı yer sebebiyle ayakta kalması ile davacının sırf kötü niyetli olarak talep ettiği ve hiçbir şekilde hak kazanmadığı cezai şartın arasındaki dengenin kurulması gerekmekte olduğunu; yine aynı doğrultuda Yüksek Mahkeme kararlarında da beyanları ve talepleri doğrultusunda karar verildiğini,Yargıtay Kararı - 19. HD., E. 2011/3982 K. 2011/5325 T. 20.04.2011"Taraflar arasındaki sözleşmenin 24. ve 25. maddelerinde düzenlenen ikinci ceza ve kar mahrumiyeti cezai şart niteliğindedir. Cezai şartın taraflar tacir olması nedeniyle tenkisi mümkün değil ise de, BK 161/son maddesine göre tarafın ekonomik olarak mahvına sebep olması halinde cezai şartın kısmen veya tamamen kaldırılmasına karar verilebilir. Mahkemece bu yönde konusunda uzman bilirkişi kurulundan rapor alınıp varılacak uygun sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekir.
SONUÇ :...açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA,"Yargıtay Kararı - 19. HD., E. 2014/9557 K. 2014/16196 T. 13.11.2014"Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davacı ile davalılar arasında 04.08.2010 tarihli protokol ve bu çerçevede 18.09.2010 tarihinde 5 yıllık süreli bayilik sözleşmesi düzenlendiğini, davalı ...'ün 350.000,00 USD limitle sınırlı müteselsil kefil olduğu, davacı tarafından davalıya 736.560,72 TL peşin destek primi ödendiği, davalı bayi şirketin sözleşmeyi 01.03.2011 tarihinde feshettiği, sözleşmenin kalan dönemi için davalı tarafından yapılan ödeme de dikkate alınarak hesaplanan 586.331,98 TL peşin destek primi ve cezai şart yönünden sözleşmede belirlenen tutar davalının ticari mahvına neden olacağından % 90 oranında indirilerek 50.000,00 USD cezai şartın davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA," Söz konusu cezai şart borcunun dayanağı olarak Sözleşmede kararlaştırılan tonaj eksikliklerinin tamamlanmaması ve bu sebeple de sözleşmenin feshedilmesi sebebi ile erken fesih cezai şartı gösterilmekte olduğunu ancak sözleşmeyi fesheden taraf davalı taraf olduğu gibi Müvekkil Şirket’ce sözleşmenin feshine sebep olunacak, sözleşmeye esaslı aykırılıklarda bulunulmadığını; bilakis sözleşmeyi devam ettirmek istemeyen taraf Davalı olup, Davalı, gerekçesiz olarak sözleşmeyi sonlandırmış bir de bu durumda kar amacı güderek fahiş miktarda cezai şart alacağı talep ettiğini,Her ne kadar sözleşmenin davalı tarafından haklı feshedildiğinin ve bu sebeple sözleşmede kararlaştırılan tüm cezai şartların muaccel olduğunun tarafımızca kabulü mümkün olmasa da, sözleşmede belirlenen cezai şart tutarları Müvekkil Şirket açısından fahiş miktar olup, söz konusu bedellerin ödenmesi gerekirse, mevcut durumda Müvekkil Şirket’in mali gücü söz konusu bedelleri yetmeyecek ve Müvekkili Şirketin ayakta kalamayacağını; davalının esasen hiç doğmamış olan cezai şart borcunun ödenmesine karar verilmesi diğer bir deyişle banka teminat mektuplarımızın nakde tahvil edilmesinin haklı olduğu sonucuna varıldığında, Ticari şirketlerin ayakta tutulması teamülünün çiğneneceğini,Yukarıda detaylıca arz ve izah edilen sebepler uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri neticesinde karar verilmesi veya dosyanın inceleme yapılmak üzere ilk derece mahkemesine iadesini Sayın Mahkeme'den talep etme zaruretinin hasıl olduğunu,İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve resen dikkate alınacak nedenlerle; İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/1100 E. Ve 2022/142 K. sayılı dosyasında verilen kararın kaldırılarak haklı davamızın kabulüne, Sayın Daire aksi görüşte ise dosyanın yeniden inceleme yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacı tarafın "müvekkile cezai şart borcunun bulunmadığının tespiti, 530.542,42-TL'nin mektupların tahsil edildiği tarihten itibaren işleyecek ticari faiz ile tahsili" talebi ile İstanbul 21 Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ikame etmiş olduğu yerel mahkemece verilmiş T.24.02.2022 E:2019/1100 K:2022/142 sayılı karar ile özetle "...Dosyada birden fazla alınan bilirkişi raporlarına göre davacının yanlar arasındaki sözleşmeye göre akaryakıt alım taahhüdünü yerine getirmediği ve sözlemenin davalı tarafından haklı olarak fesih edildiği raporlanmıştır. Davalı her ne kadar istasyonda tadilat yapıldığı, aslında alım taahhüdünün yerine getirilecekken davalının sözleşmeyi erken fesih ettiği iddiasında bulunmuşsa da ilk yıl için 1000 ton alım yapılması gerekirken sadece 24,92 ton alım yapıldığı, tadilatın 2-3 ay gibi bir süre aldığı, bundan sonra da düzenli ve taahhüdü karşılar miktarda alım yapılmadığı, buna göre yıllık kotanın da doldurulamayacağı anlaşıldığından davacı iddiaları mahkememizce yerinde görülmemiştir. Davacı yine davalının, sözleşmeye göre kararlaştırılan kredinin tamamını kendisine ödenmediği ve bu yüzden tadilatın geciktiği savında bulunmuştur.Ne var ki davalı kredi miktarının çok büyük kısmını davacıya ödemiştir. Aksi yönde davacı yanca davalıya keşide edilmiş bir ihtar veya ihbar bulunmamaktadır. Davacının bundan kaynaklı tadilatı tamamlayamadığı veya geciktiği iddiası ispatlanabilmiş değildir.Davacı tarafça sözleşmenin davacı yanca erken fesih edilmemesi halinde sözleşme sonuna kadar alım taahhüdünün tamamlanacağı, davalının kusurlu olduğu beyan edilmiş ise de bağıtlanan sözleşmede alım taahhüdünün sadece sözleşme süresi sonunda değil aynı zamanda yıllık olarak da düzenlendiği, davacının yıllık alım taahhüdünü yerine getirmediği ve sözleşmeye aykırı davrandığı, sonuç olarak davalının sözleşmeyi feshinde haklı olduğu sonucuna varılmıştır. Buna göre davalı sözleşmede açıkça kararlaştırılan 150.000,00 USD maktu cezai şart bedeline hak kazanmıştır. Ayrıca davacı tarafça alım yapılması gerekmekle birlikte bu taahhüde uyulmaması nedeni ile ilk bilirkişi raporunda hesaplandığı gibi beyaz ürün alımına aykırılıktan 78.005,68 USD; otogaz alımına aykırılıktan ise 16.000,00 USD olmak üzere toplam 94.000,00 USD cezai şart alacağının davalı yanca hak edildiği açıktır. Ayrıca ilk raporda sözleşmenin feshinden sonraki kar mahrumiyeti alacağı hatalı olarak hesaplanmış ve diğer raporlarda da bu hususta hesaplama yapılmamış ise de yukarıda belirtilen maktu cezai şart bedeli ile eksik alımlardan kaynaklı hesaplanan cezai şart bedellerinin toplamı davalıya verilen ve paraya çevrilen teminat mektuplarının bedellerini karşıladığından raporda yer verilen yanlışlık sonuca etkili görülmemiş ve bu hususta yeniden rapor alınması yoluna gidilmemiştir. Dolayısıyla davacının teminat mektupları iade edilsin yahut bedeli davalıdan tahsil edilsin talebi mahkememizce yerinde görülmemiştir. Son olarak alının 17/01/2022 tarihli bilirkişi raporu ile, sözleşmeye göre kararlaştırılan cezai şart bedelinin davacının ekonomik olarak mahvına yol açmayacağı" gerekçeleriyle davacının sübuta ermeyen davasının REDDİNE yönelik karar verildiğini,Yerel mahkemenin DAVANIN REDDİNE yönelik kararına bir itirazlarının, istinaf taleplerinin bulunmamakta olduğunu ancak davanın en başından bu yana vurguladıkları üzere davacının dava dilekçesinde yer alan açık talebine rağmen eksik harcın ikmal edilmemesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğinden yerel mahkeme kararını sadece bu yönüyle istinaf etme zorunluluğunun hasıl olduğunu,Davacının talebi açık bir şekilde 530.542,42-tl'nin müvekkilden tahsili yönünde olduğundan, itirazlarımıza rağmen davacıya eksik harç ikmal ettirilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.İstinafa konu davada davacı tarafından gönderilen dava dilekçesinin "SONUÇ ve İSTEM" kısmında; müvekkil şirket tarafından davalıya verilen 1.000,00-TL ve 150.000-TL değerindeki banka teminat mektuplarının haksız nakde çevrilmesi sebebi ile bu bedellerden kredi borcumuz mahsup edildikten sonra 530.542,42-TL'nin mektupların tahsil edildiği tarihten itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalı şirketten tahsiline" yönelik talebi bulunduğunu,Her ne kadar yerel mahkemece 01.11.2019 tarihli ara kararın 15. No.lu kararı ile "Dava değerine göre alınması gereken 8.889,56 TL peşin harç olup, yatırılan kısmın mahsubu ile 8.718,78 TL eksik harcın tamamlanması için davacılar vekiline HMK 120 Md. gereği 2 haftalık kesin süre verilmesine, süresinde yatırılmaması halinde 492 sayılı yasanın 30. Maddesi yollaması ile HMK'nın 150/1 maddesi uyarınca muhakemeye devam olunmayarak dosyanın işlemden kaldırılacağının ihtarına, (iş bu tensip tutanağı ekli tebligat ile ihtaratın yapılmış sayılmasına)" yönelik karar verilmiş ise de davacı tarafın itirazı üzerine davanın kısmi alacak davası olarak görülmesine yönelik verilen 07.11.2019 tarihli ara karar kapsamında bu karardan rücu edildiğini,Davacı 23.10.2019 tarihli dava dilekçesinin harca esas değer kısmında "Fazlaya ilişkin talep ve dava hakkımız saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000-TL" olarak belirtmiş ise de sonuç ve istem bölümünün 3. Fıkrasında "...530.542,42-TL' nin mektupların tahsil edildiği tarihten itibaren işleyecek ticari faizi ile tahsiline" karar verilmesini talep ettiğini; davacının elbette ki davasını kısmi olarak açma hakkına sahip olduğunu ancak dava dilekçesindeki talebi kısmi olmayıp, 530.542,42-TL'nin müvekkilden tahsili olduğu açıkça ortada olduğundan bu miktar üzerinden eksik harcın ikmal ettirilmesi gerekirken yerel mahkemece aksi yönde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,HMK 26/1 maddesinde "Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez." hükmü yer almakta olduğunu; bu kapsamda harç miktarı davacının dava dilekçesinin sonuç ve istem ksımında belirtmiş olduğu 530.542,42-TL üerindne hesaplanması gerekirken, 10.000-TL üzerinden hesaplanması kamunun zarara uğramasına sebebiyet vermekte olduğunu; yerel mahkeme tarafından verilen işbu hatalı kararın sonucu olarak müvekkili lehine hükmedilen vekalet ücreti hatalı hesaplanmasına sebebiyet verdiğini; Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin T:25.10.2018 E:2018/2521 K:2018/4082 sayılı kararı da eksik harcın ikmal edilmesi gerektiği yönünde olduğunu; Kanun lafzı da açık bir şekilde belirttiği üzere alınacak harç miktarı davacının dava dilekçesinde belirtmiş olduğu 530.542,42-TL üzerinden hesaplanması gerekirken 10.000-TL üzerinden hesaplanmasının hatalı olduğunu,Sonuç olarak tereddüte mahal vermeyecek şekilde açık olan bu talebe göre davanın kısmi olmadığı ve taleple bağlılık ilkesi doğrultusunda harcın 530.542,42-TL görülerek eksik harcın ikmal edilmesi gerekirken 10.000-TL üzerinden davanın görülmesi hem eksik harçtan dolayı kamunun zarara uğramasına hem de müvekkili lehine vekalet ücretinin eksik hesaplanmasına sebebiyet vererek usul ve yasaya aykırı bir karar olduğunu,İleri sürerek, kısaca arz ve izah edilen sebeplerle İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilmiş T:24.02.2022 E:2019/1100 K:2022/142 sayılı usul ve yasaya aykırı kararın yalnızca müvekkili aleyhine olan kısım bakımından kaldırılmasına, 530.542,42-TL'nin müvekkilden tahsili yönündeki açık davacı talebi nedeniyle eksik harcın ikmal edilmesi için dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; taraflar arasında akdedilen 05/07/2018 tarihli "Akaryakıt Bayilik Sözleşmesi", 20/06/2018 tarihli "... Sözleşmesi" ve eki niteliğindeki "Protokol" ün davalı tarafından haksız olarak feshedilmesi ve davacı tarafından davalıya verilen teminatın haksız olarak nakde çevrilmesi sebebiyle kredi borçlarının mahsup edilerek bakiye kalan kısmın davalıdan tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı vekili, davacı tarafından dava dilekçesinin sonuç kısmında 530.542,42 TL bedelin tahsiline karar verilmesini talep etmesine rağmen dava değerinin 10.000,00 TL bedel olarak gösterildiğini ve bu bedel üzerinden harç yatırıldığını, Mahkemece eksik harcın tamamlanmadan yargılamaya devam edilerek karar verildiğini ve bu sebeple davalı lehine eksik vekalet ücreti takdirine karar verildiğini ve kararın bu sebeple usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Davacı tarafından fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak suretiyle dava değeri 10.000,00 TL gösterilmiş ve bu bedel üzerinden harç yatırılmış, dava dilekçesinin sonuç kısmında ise 530.542,42 TL bedelin teminat mektuplarının tahsil edildiği tarihten itibaren ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir. Mahkemece 01/11/2019 tarihli tensip zaptı ile dava dilekçesinin sonuç kısmında gösterilen bedel üzerinden eksik harcın tamamlanması ihtar edilmiş, davacı tarafından 05/11/2019 ve 01/11/2019 tarihli dilekçeler ile davanın kısmi dava olarak açıldığı, bu sebeple harca esas değerin 10.000,00 TL olarak gösterildiği ve tensip ara karardan rücu edilmesi talep edilmiş, Mahkemece de 07/11/2019 tarihli ara kararı ile davanın kısmi dava olduğunun kabulü ile harcın tamamlanmasına ilişkin ara karardan rücu edilmiştir. Dava dilekçesindeki dava değeri ile talep sonucu arasındaki çelişki davacı tarafından davanın kısmi dava olarak açıldığı açıklanmak suretiyle giderilmiştir. Talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olması sebebiyle davacının kısmı dava açmakta hukuki yararı bulunmaktadır. Davacı tarafından talep ıslah edilmek suretiyle de arttırılmadığından Mahkemece haracın tamamlanmadan yargılamaya devam edilmesi ve reddedilen dava değeri üzerinden davalı lehine vekalet ücreti takdirine karar verilmesi isabetli olup, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davacı vekili, davalı tarafından sözleşmenin haklı sebeple feshedilmediği, cezai şart alacağına hak kazanılmadığı, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığı, cezai şart faturasının kendilerine tebliğ edilmediği, cezai şartın fahiş olduğu bilirkişi raporu ile tespit edilmesine rağmen Mahkemece aksinin kabul edildiği gerekçeleri ile kararın usul ve yasaya aykırı olduğu istinaf sebebi olarak ileri sürülmüştür. Davacı tarafından ileri sürülen bu istinaf sebepleri Mahkemece gerekçeli kararda değerlendirilmiştir. Taraflar arasında 5 yıl süreli olarak 05/07/2018 tarihli "Akaryakıt Bayilik Sözleşmesi", 20/06/2018 tarihli "... Bayilik Sözleşmesi" ve eki niteliğindeki "Protokol" akdedilmiş ve sözleşmeye konu yerde faaliyette bulunmak üzere davacıya akaryakıt bayiliği ve işletmecilik hakkı verilmiştir. Taraflar arasında akdedilen sözleşmede davacının yıllık alacağı asgari ürün miktarları belirlenmiş ve bu miktarlara uyulmaması halinde ödeyeceği cezai şart, ayrıca sözleşmenin maddelerinin herhangi biri veya bir kaçının ihlali halinde de satış taahhüdünden kaynaklanan cezai şart bedeli dışında 150.000,00 USD cezai şart ödeneceği kararlaştırılmıştır. Mahkemece alınan tüm bilirkişi heyet raporlarında tespit edildiği üzere davacı tarafından yıllık alım taahhüdüne uygun olarak alım gerçekleştirmediği tespit edilmiştir. Bu husus davacının da kabulündedir. Davacı tarafından yıllık alım taahhüdünün yerine getirilmemesinden dolayı davalı tarafından sözleşmenin haklı olarak feshedildiği ve cezai şart bedeline hak kazandığı açıktır. Davalı tarafından bu hususta fatura düzenlenmesi dahi gerekmemekte olup, faturanın düzenlenmesi veya tebliğ edilip edilmemesinin sonuca etkisi bulunmamaktadır.Davacı vekili tarafından davalının taahhüt ettiği kredinin tamamını vermemesi sebebiyle istasyonun tadilatının geç tamamlandığı ve alım taahhüdünün yerine getirilmediği iddia edilmiş ise de, davalı tarafından davacıya 1.000.0000,00 TL olarak öngörülen kredinin büyük bir kısmı olan 750.000,00 TLsi 15/05/2018 tarihinde,, 100.000,00 TLsi 08/08/2018 tarihinde verilmiş olup, basiretli bir tacir olması gereken davacı tarafından bakiye kısmın verilmemiş olması sebebiyle tadilatın geç tamamlandığının ileri sürülmesi kabul edilebilir bir gerekçe olmadığı gibi, tadilatın bu sebeple geciktiğine ilişkin somut bir delil de sunulmamıştır. Davalı tarafın tadilattan haberdar olması ve ses çıkarmaması da asgari alım taahhüdü miktarına ilişkin sözleşme hükmünden vazgeçildiği anlamına gelmemektedir. Mahkemece cezai şart miktarının davacının ekonomik mahvınsa sebep olup olmayacağına ilişkin alınan bilirkişi raporunda davacının 2019 yılı bilançolarının incelenmesi neticesinde, davacının; net işletme sermeyesinin 2.728.173,60 TL olduğu, kısa vadede ödemesi gereken borçlarının 2,5 katı kadar likit varlığa sahip olduğu, sahip olduğu dönen varlıkları ile kısa vadeli borçlarını rahatça ödeyebileceği, nakit kaynaklar ile stok oluşturulduğu, stoklarını satamaması durumunda kısa vadede nakde dönüşebilecek diğer varlıklarla kısa vadeli borçlarını geri ödemede zorlanacağı, ancak ödeyemeyeceğini de göstermediği, elindeki ticari alacaklarını tahsil edememesi ve stoklarını paraya çevirememesi durumunda, kısa vadeli borçlarını ödeme gücünün düşük olduğunun tespit edildiği, davacı stoklarını satamadığına, elindeki ticari alacaklarını tahsil edemediğine ve stoklarını paraya çeviremediğine ilişkin dosyaya somut bir delil sunmadığı ve cezai şart bedelinin ekonomik mahvına sebebiyet vermeyeceği, kaldı ki taraflar arasında akdedilen sözleşmenin cezai şart başlıklı 4. maddesinde davacı tarafından cezai şart miktarından tenkis talep edemeyeceğine dair hüküm bulunduğu anlaşılmakla Mahkemece cezai şart bedelinden indirim yapılmaması da yerinde olup, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, tarafların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 06/03/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.