T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1437 Esas
KARAR NO:2025/262 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI:2019/25 Esas- 2022/256 Karar
TARİH:23/03/2022
DAVA:Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:20/02/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;yetkisiz Akçakoca Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu 14/09/2018 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı şirketle 18/02/2014 tarihinde beş adet 2008 Model ... marka çekicinin yine beş adet ... Marka/Model dorse alımı konusunda sözleşme imzalandığını, ilgi sözleşme gereği müvekkilinin davalıya 500.000 ABD Doları nakit ödeme yaptığını, 18/02/2017 tarihine kadar sözleşme konusunun davalı tarafından ifa olunacağını, ifa esnasında da müvekkilinin 250.000 ABD Doları daha ödemesi konusunda tarafların anlaştıklarını, müvekkilinin müteaddit defalar davalıdan araçların devrini talep etmesine rağmen davalının devre yanaşmadığını, bu nedenlerle sözleşmeden doğan yükümlülüğünü yerine getirmeyen davalıdan müvekkilinin ödemiş olduğu 500.000 ABD Doları alacağı ve sözleşme cezası olan 75.000 ABD Doları cezai şart alacağının fiili ödeme günündeki ... döviz satış kuru üzerinden ödenmesine, bu miktara 3095 Sayılı Kanunun 4/A maddesi uyarınca Devlet Bankalarının ABD Dolarına bir yıl vadeli hesaplara uyguladığı en yüksek faiz oranına göre faiz işletilmesine, davalının mal kaçırma ihtimalinin yüksek olması nedeni ile davalı adına kayıtlı olan araçların kaydına ve banka hesaplarına ihtiyati haciz mahiyetinde tedbir konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yetkili mahkemenin İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, müvekkili şirketin dava tarihi itibariyle adresinin "...Tuzla/ İstanbul" olduğunu yine sözleşmenin sahte olmakla birlikte sözleşmenin kurulduğu yerin de İstanbul ili Maltepe ilçesi olduğunu, ihtiyati haciz kararının haksız olduğunu, esasa ilişkin olarak da, şirketin yönetim kurulu başkanının ve imza yetkilisinin ... olduğunu, kardeşi ...'nun şirket ortağı olduğunu, yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak görev yaptığını, muhasebe işleriyle ilgilendiğini ancak münferit olarak temsil yetkisinin olmadığını, ...'nun yurtdışına çıkarken birkaç tane boş, antetli kağıdı imzalayarak kardeşi ...'na bıraktığını, ...'nun 1.10.2002 tarihinde ortaklıktan ve şirketten ayrıldığını, davacının sunduğu belgenin de ... tarafından "ya ... tarafından altı imzalı olarak verilen boş kağıda doldurulmak suretiyle" ya da "...'nun imzası taklit edilmek suretiyle" ... tarafından düzenlendiğini, bu konuda Akçakoca CBS'ye şikayette bulunduklarını, belgedeki imzayı kabul etmediklerini, belge üzerinde imza incelemesi yapılmasını talep ettiklerini, sözleşme tarihi olarak 18.2.2014 tarihi yazılı ise de antetteki adresin 04.08.2011 tarihinde değiştirildiğini, bu nedenle belgedeki adresin sözleşme tarihinde geçerli olmadığını, bu durumun belgenin yazılı olduğu kağıdın eski olduğunun ve sonradan doldurulduğunun açık göstergesi olduğunu, sözleşme içeriğinin de mantıksız olduğunu, 500.000 USD ödendiği iddiasının gerçek olmadığını, elden bu miktarda bir para ödenmeyeceğini, davacının bu miktarda bir para verecek ekonomik durumunun olmadığını, paranın 14.02.2014 tarihindeki karşılığının 1.093.150 TL olduğunu ve bu miktarın banka kanalı ile ödenmesinin zorunlu olduğunu, sözleşmede öngörülen araçların yıl ve marka bilgisi dışında plaka, şase no vs. Bulunmadığını, davalı şirketin 2008 ... marka çekicisinin hiçbir zaman olmadığını, sözleşmenin düzenlediği tarihte şirket yetkilisi ...'nun ameliyat sonrası evde istirahatte olduğunu, sözleşme geçerli olsa bile cezai şartın geçersiz olduğunu, bu nedenlerle davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 23/03/2022 tarih ve 2019/25 Esas- 2022/256 Karar sayılı kararında;"Dava, adi yazılı araç satım sözleşmesinden kaynaklanan alacak ve cezai şart istemine ilişkindir.Davacının talebi, taraflar arasında düzenlenen araç satış sözleşmesine istinaden davalı tarafından teslim edilmesi gereken araçların davacıya devrinin yapılmaması nedeniyle davacı tarafından ödenmiş bulunan 500.000 ABD doları alacak ile taraflar arasında düzenlenen sözleşmeye istinaden 75.000 ABD doları cezai şart alacağının davalıdan tahsilini talep etmektedir.Davalı ise, davaya konu araç satış sözleşmesindeki imzaların müvekkili şirket yetkilisi ...'na ait olmadığını, müvekkili şirket ile davacı arasında iddia olunduğu gibi bir sözleşme imzalanmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmektedir.Ön inceleme duruşmasında, taraflar arasında uyuştukları hususun bulunmadığı,Taraflar arasındaki uyuşmazlığın;a-Taraflar arasında harici araç satım sözleşmesi düzenlenip düzenlenmediği, sözleşmedeki imzanın davalı şirket temsilcisi ...'na ait olup olmadığı,b-Sözleşmenin altındaki imza ...'na ait ise sözleşmenin içeriği itibariyle sahte olup olmadığı yani açığa atılan imzaya ilişkin belgenin üzerinin sonradan sahte olarak doldurulup doldurulmadığı, imza açığa atılmış ise ispat açısından bu hususun önemi olup olmadığı, c-Davacının davalıya 500.000 ABD Doları ödeme yapıp yapmadığı, ç-Dava konusu araç satış sözleşmesinin resmi şekilde düzenlenmemiş olması nedeniyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 20/d maddesi uyarınca geçersiz olup olmadığı,d-Sözleşme geçersiz ise davacının sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca verdiği parayı geri isteme hakkı olup olmadığı,e-Sözleşme geçersiz ise davacının cezai şart talebinde bulunup bulunamayacağı noktalarında toplandığı tespit olunmuştur.5-Tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi: Mahkememizce atanan mali müşavir bilirkişi ... tarafından davalı şirketin şirketin ihtilaf konusu 2014-2015-2016 ve 2017 yıllarına ait ticari defter ve dayanakları üzerinden bilirkişi incelemesi yapılmış, bilirkişi tarafından düzenlenen 11.08.2021 tarihli bilirkişi raporu incelendiğinde "davalı ... A.Ş.'nin yasal ticari defterleri usul yönünden incelendiğinde; 2014-2015-2016 yıllarına ilişkin açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında yapıldığı, 2017 yılına ilişkin ticari defterlerinin ... onaylı beratlarının süresinde alındığı, T.T.K ve V.U.K hükümlerine göre usulüne uygun tutulduğu, davalı şirkete ait aynı yıllara ilişkin ticari defter ve kayıtlarda dava konusu 500.000,00 USD'ye rastlanmadığı, davacıya ilişkin herhangi bir kaydın ve ticari ilişki emaresinin bulunmadığı" şeklinde tespitte bulunduğu anlaşılmıştır.6-Ticaret Sicil Kayıtlarının İncelenmesi:Davalı şirket yetkililerinin tespiti amacıyla İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğüne yazı yazılarak davalı şirkete ait ticaret sicil kayıtlarının celp olunduğu, ilgili sicil kayıtları incelendiğinde, ... sicil numaralı davalı ... A.Ş.'nin ana sözleşmesinin tescil tarihinin 29.07.1981 olduğu, Yönetim Kurulu Üyelerinin ..., ... ve ...'ndan oluştuğu, şirketin son tescilini 11.01.2018 tarihinde yaptırdığı anlaşılmıştır.7-Araç Satış Sözleşmesi İncelemesi: Dosyada mevcut bulunan, alıcı ... ile satıcı ... A.Ş. adına şirket yetkilisi ... tarafından imzalanan 18.02.2014 tarihli "Araç Satış Sözleşmesi" başlıklı adi yazılı sözleşmenin incelenmesinde; davalı satıcı ... A.Ş. ile davacı alıcı ... TC Kimlik numaralı ...'ın, satıcıya ait beş adet çekici(tır) ve beş adet dorse satışı konusunda, "1-Satıcı 2008 model ... marka toplam beş adet tır (çekici) ve yine beş adet Tırsan model ... 750.000 USD karşılığında 18.02.2017 tarihine kadar teslim ve devir etmek şartıyla 500.000 USD peşin, kalan 250.000 USD noter devri esnasında ödenmek üzere satmayı, satış bedelinin kalın kısmının ödendiği anda araçların satışlarını devretmeyi kabul ve taahhüt ederler. Sözleşmenin imza anında satıcı peşin tutar olarak 500.000 USD bedeli elden aldığını kabul ve taahhüt eder. 2-Alıcı da 1. maddede belirtilen çekici ve dorseleri aynı bedelle yani 750.000 USD karşılığı almayı satış bedelinin 500.000 USD kısmını peşin olarak ödemeyi, kalan 250.000 USD kısmını ise noter devri esnasında ödemeyi kabul ve taahhüt eder. Ayrıca satış bedelinin peşin kısmı olan 500.000 USD tutarı sözleşmenin imza anında ödediğini beyan eder.3-Tarafların bu sözleşme hükümlerine aykırı davranması halinde yani satıcının devir etmeyi taahhüt ettiği 18.02.2017 tarihine kadar araçların devir ve teslimini yapmaması halinde ve alıcının da devir esnasında satış bedelinin kalan kısmını ödememesi halinde veya araçları almaktan vazgeçmesi halinde araç bedellerinin satış bedeli olan 750.000 USD bedelin % 15'i oranında cezai şartı sözleşmeyi ihlal eden tarafından karşı tarafa ödenmek üzere ödemeyi karşılıklı olarak kabul ve taahhüt ederler.” şeklinde anlaştıklarının yazılı olduğu görülmüştür. 8-İmza incelemesine ilişkin ATK raporu: Davalı vekili cevap dilekçesinde, özetle; müvekkili şirket yetkilisi ...'nun davacıyı tanımadığı gibi davacı ile herhangi bir sözleşme de imzalamadığını, davaya konu araç satış sözleşmesindeki imzaların ...'na ait olmadığını beyanla imza itirazında bulunmuş olduğundan, Mahkememizce davalı şirket yetkilisi ...'nun imza ve yazı örnekleri toplandıktan sonra davaya konusu sözleşmedeki imzanın davalı şirket yetkilisi ...'na ait olup olmadığının tespiti için dosyamız ekleri ile birlikte davaya konu sözleşme aslı ve şirket yetkilisi ...'na ait imza örnekleri ile birlikte İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi'ne gönderilerek sözleşmedeki imzaların davalı şirket yetkilisine ait olup olmadığının tespiti istenmiş, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından hazırlanan 04.01.2021 tarih, ...- .../.../.../... no.lu raporda; “İnceleme konusu araç satış sözleşmesinde ... adına atılı imza ile ...'nun mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzanın ...'nun eli ürünü olduğunu” şeklinde tespitten bulunulmuş olup, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İnceleme İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen imza inceleme raporu Mahkememizce de benimsenerek davaya konu araç satış sözleşmesine konu imzaların davalı şirket yetkilisi ...'na ait olduğu kanaatine varılmıştır. 9-Akçakoca Cumhuriyet Başsavcılığı Dosyasının İncelenmesi: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davaya konu araç satış sözleşmesindeki imzaların şirketin eski ortağı ... tarafından taklit edilmek suretiyle düzenlenmesi nedeniyle Akçakoca Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduklarını beyan etmiştir. Talebe konu Akçakoca Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2020/1620 Soruşturma sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden celp olunarak incelenmiş, dosyanın incelenmesinde, şikayetçinin davalı şirket yetkilisi ..., şüphelilerin ise davacı ... ile ..., suç konusunun Özel Belgede Sahtecilik, Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması suçuna ilişkin olduğu, Savcılıkça 19.01.2022 tarihli, 2022/85 Karar sayılı kararla; "müşteki vekilinin sözleşmenin içerik açısından sahte olarak düzenlendiği, müşteki imzasının taklit edilerek oluşturulduğu veyahut imzalı antenli boş evrakın sonradan doldurulmak suretiyle oluşturulduğu iddialarının bulunduğu, imzanın taklit edilerek oluşturulduğu iddiasına yönelik sözleşmede yer alan imzanın müştekinin eli ürünü olduğunu gösterir Adli Tıp Kurumu raporunun dosya kapsamında yer aldığı, imzalı antenli boş evrakın şüpheli Nihat tarafından ele geçirilerek sonradan doldurulmak suretiyle düzenlendiği iddiasına yönelik yeterli delil bulunmadığı gibi şirketin tek yetkilisi müştekinin yurt dışına çıkma zarureti bulunduğu hallerde usulüne uygun yetkilendirme/ görevlendirme yapmak yerine imzalı boş kağıt bırakmasının basiretli tacir işlemleri ile bağdaşmadığı, nihayetinde sözleşmenin oluşturulma şekli, edimlerin yerine getirilme usulü bağlamında sözleşmenin ticarete ve hayatın olağan akışına uygun olmadığı iddiasının Hukuk Mahkemelerinde çözümlenmesi gereken çekişmelerden olduğu, şüphelilerin de üzerine atılı suçlamaları kabul etmedikleri, böylelikle şüphelilerin üzerine atılı suçları işlediklerine dair kamu davası açılmasına yeterli delil bulunmadığı" gerekçesiyle şüpheliler hakkında atılı suçlar yönünden delil yetersizliği nedeniyle ayrı ayrı kamu adına Kovuşturma Yapılmasına Yer Olmadığına karar verildiği, Savcılık kararına yapılan itirazın Düzce 2. Sulh Ceza Hakimliği'nin 28.02.2022 tarih, 2022/474 D.İş sayılı dosyasında verilen kararla reddolunduğu ve savcılık takipsizlik kararının 28.02.2022 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.10-Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hukuki nedenler ve sonuç: Davanın konusu, davacının adi yazılı araç satım sözleşmesinden kaynaklanan alacak ve cezai şart talebine ilişkindir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin yönetim kurulu başkanının ve imza yetkilisinin ... olduğunu ve davacı asili tanımadığını, kendisi ile herhangi bir sözleşme akdetmediğini, müvekkili şirket yetkilisinin kardeşi ...'nun şirket ortağı olduğunu, yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak görev yaptığını, muhasebe işleriyle ilgilendiğini, ancak münferit olarak temsil yetkisinin olmadığını, ...'nun yurtdışına çıkarken birkaç tane boş, antetli kağıdı imzalayarak kardeşi ...'a bıraktığını, ...'nun 01.10.2002 tarihinde ortaklıktan ve şirketten ayrıldığını, davacının sunduğu belgenin de ... tarafından ya ... tarafından altı imzalı olarak verilen boş kağıda doldurulmak suretiyle ya da ...'nun imzası taklit edilmek suretiyle ... tarafından düzenlendiğini, bu konuda Akçakoca CBS'ye şikayette bulunduklarını, belgedeki imzayı kabul etmediklerini, sözleşme içeriğinin de mantıksız olduğunu, 500.000 USD ödendiği iddiasının gerçek olmadığını, sözleşme geçerli olsa bile cezai şartın geçersiz olduğunu belirtmiş olup, haksız davanın reddi gerektiğini savunmuştur.Davacı vekili tarafından dava dilekçesi ekinde sunulan 18.02.2014 tarihli "Araç Satış Sözleşmesi" başlıklı adi yazılı sözleşmenin incelenmesinde; "beş adet tır ve beş adet dorsenin 750.000,00 ABD Doları tutara satışına ilişkin düzenlendiği, davacı tarafından 500.000,00 ABD Doları ödemenin elden yapıldığı, sözleşme konusu araçların 18.02.2017 tarihine kadar tesliminin yapılmaması ya da sözleşme bakiye kalan 250.000,00 ABD Doları ödemenin yapılmaması halinde % 15'i oranında cezai şartı sözleşmeyi ihlal eden tarafından karşı tarafa ödenmesi gerektiği hususlarını içerdiği görülmüştür. Mali müşavir bilirkişi tarafından tacir olan davalı şirketin incelenen 2014-2015-2016 yıllarına ilişkin ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında yapıldığı, 2017 yılına ilişkin ticari defterlerinin GİB onaylı beratlarının süresinde alındığı TTK ve VUK hükümlerine göre usulüne uygun tutulduğu, ticari defter kayıtlarının incelenmesinde, dava konusu 500.000 ABD Doları tutarındaki tahsilat kaydına rastlanmadığı, davacı ile ticari ilişki emaresinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Mali müşavir bilirkişi tarafından davalının kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucunda düzenlenen rapor belirtilen "dava konusu 500.000 ABD Doları tutarındaki tahsilat kaydına rastlanmadığı, davacı ile ticari ilişki emaresinin bulunmadığı" hususunda dosya kapsamına uygun, denetime elverişli ve yeterli bulunmakla hükme esas alınmasına karar verilmiştir.Buna göre taraflar arasında düzenlendiği iddia olunan sözleşmedeki satıcı kısmındaki imzanın davalı şirket yetkilisi ...'na ait olup olmadığının ispat yükünün davacıya mı, yoksa davalıya mı ait olduğu hususunda; Yüksek Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesi'nin 27.01.2020 tarih, 2018/3989 esas, 2020/80 karar sayılı ilâmında "....tarihli “belge” başlıklı yazılı belgede imzanın davalıya ait olduğu sabittir. Davalı, söz konusu belgenin kendi rızası hilafına düzenlendiğini yazılı delillerle ispatla yükümlüdür. Mahkemece varsa bu hususta davalının yazılı delillerinin ibrazı sağlanmalı, davalı tarafından belgenin kendi rızası dışında düzenlendiğinin ispatı halinde davanın reddine, ispatlanamaması halinde davanın kabulüne karar verilmesi gerekir. Kötüniyet tazminatına hükmedilmesi için davalının kötüniyetli olduğunun tesbiti gerekir." şeklinde hüküm ihdas edilmiştir.Yüksek Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 04/04/2019 tarih, 2017/6310 esas, 2019/2961 karar sayılı ilâmında "....açığa senet düzenlenmesi hukuk sistemimizde mümkün olup, ilgili belgede boş bırakılan kısımların sonradan anlaşmaya aykırı doldurulduğunu iddia eden taraf bu iddiasını kesin delillerle kanıtlamakla yükümlüdür. Karşı tarafa güvene dayalı olarak imzalı boş belgeyi veren kimsenin, bu belge üzerine kendisi aleyhine düzenlemeler, eklemeler yapılabileceğini öngörmesi gerekir. Bu nedenle doğacak tehlike ve rizikoları ilk başta kabul etmiş sayılır. Açığa imza atılmak suretiyle düzenlenen belgelerin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu kanıtlanmadıkça geçerlidir. Senedin hüküm ve gücünü ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemlerin HMK'nun 201.maddesine göre yazılı belgeyle kanıtlaması gerekir." şeklinde hüküm ihdas edilmiştir.Yine yüksek Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 29.04.2013 tarih, 2013/5039 esas, 2013/6946 karar sayılı ilâmında "....Yerleşik Yargıtay İnançlarında kabul edildiği gibi, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik "bedel kaydı"dır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması, senedin bono niteliğini etkilemez. Bu tür kayıtlar, bonoyu düzenleyenin, "lehdardan karşı edimi aldığını" belirtmeğe yarar.Kambiyo hukuku yönünden önemi yoktur. Bedel kayıtları daha çok bonoyu düzenleyenle, lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda (HUMK. md. 290) önem kazanır ve kişisel defi nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır. Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehdarı, artık senedin "kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu" yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır. Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir (Y.İBK. 12/4/1933 gün ve 1933/30-6 sayılı ilamı). Somut olayda, davacı keşideci davalı lehtar aleyhine menfi tespit davası ikame etmiştir. Davacı açığa imza atmak suretiyle boş senedi imza ettiğini borç para almadığını ileri sürerek akdi ilişkiyi inkâr etmektedir. Bu iddia TMK:'nun 6. maddesi hükmü gereğince davacı tarafından yazılı belge ile kanıtlanmalıdır. Bono metninin incelenmesi sonucunda "nakten ahzolunmuştur" ifadesinin bulunduğu açık olup davalı tarafından bu nakden ifadesi talil olunmamıştır. Açıkça görüleceği üzere taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği (karz) gözönüne alındığında ta'lil söz konusu değildir. Hal böyle olunca; mahkemece tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davanın kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir." şeklinde içtihatta bulunulmuştur. Yüksek Mahkeme içtihatlarından anlaşıldığı üzere sözleşmede satıcı kısmındaki imzanın ...'na ait olmadığını ispat yükü davalı tarafa aittir. Bu nedenle davalının imza inkârı nedeniyle ATK Fizik İhtisas Dairesi Belge İnceleme Şubesi tarafından Mahkememizin istemi nedeniyle düzenlenen 04.01.2021 tarih, ...- .../.../.../...numaralı raporda, "dava konusu sözleşmedeki imzanın davalı şirket yetkilisi ...'nun eli ürünü olduğuna dair kanaat bildirildiği" görülmüştür. Her ne kadar davalı tarafça "sözleşmenin altındaki imza ...'na ait ise sözleşmenin içeriği itibariyle sahte olduğu yani davalı şirket yetkilisi ...'nun, kardeşi ... şirketten ayrılmadan önce açığa imza atıp verdiği kağıtların, ... tarafından şirketten ayrıldıktan sonra üzeri doldurularak davacıya verildiği, davaya konu sözleşmedeki antetteki adresin de sözleşmenin yapıldığı tarih olduğu iddia olunan 2014 yılından önce 04.08.2011 tarihinde değiştirildiğini, bu nedenle sözleşmenin içeriği itibariyle sahte olduğunu iddia etmiş ise de, yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.10.2018 tarih, 2017/13-665 esas, 2018/1465 karar sayılı ilâmında "Ülkemiz koşullarında mürekkep yaş tespitinin mevcut durumda mümkün olmadığı yargı camiasınca bilinmesi ve kabul edilmesi, diğer taraftan davalı Belediyenin davada taraf sıfatlarının bulunmadığı yönündeki itirazlarının yerinde bulunmadığı hususları Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2017 tarih, 2017/13-559 E., 2017/576 K. sayılı kararında aynen benimsendiği gibi bir kısım senetler üzerinde banka kaşelerinin de mevcut olduğunun görülmesi karşısında bahsi geçen evrakın sonradan düzenlendiği iddiasının da dosya kapsamı ile örtüşmediği anlaşılmaktadır.Hâl böyle olunca yerel mahkemenin mürekkep yaşı incelemesi yapılmasının gerekli olmadığı yönündeki direnme gerekçesi yerinde ve hukuka uygundur." şeklinde ifade ettiği gibi mürekkep yaş tayini ülkemiz koşullarında mümkün olmadığından, davalı vekilinin açığa atılan imzanın üstünün sonradan doldurulduğu iddiası ile ilgili adli inceleme yapılmamıştır. Buna göre davaya konu sözleşmede satıcı kısmındaki imzanın sözleşme tarihinde ve halen davalı şirket temsilcisi olan ...'na ait olduğu ve sözleşmenin, davacı tarafın iddiası gibi üzerinde yazan 18.02.2014 tarihinde yapıldığı, aksinin davalı tarafça geçerli delillerle kanıtlanamadığı kanaatine varılmıştır. 2918 sayılı Kanunun 20/d maddesi uyarınca trafik siciline kayıtlı araçların mülkiyetinin devrini öngören her türlü sözleşmenin geçerliliği resmi şekilde yapılmalarına bağlıdır. Burada sözü edilen resmi şekil, sözleşmenin noterde re’sen düzenleme şeklinde yapılmasıdır. Bu şekil şartı geçerlilik şartı olup, bu şekle uygun yapılmayan sözleşmeler baştan itibaren geçersizdir. Geçersiz sözleşmeler ise taraflar için hak ve borç doğurmazlar. Taraflar sadece ve ancak birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı olarak geri isteyebilir. (HGK 2003/4-676 E.-639 K.sayılı kararında açıklandığı gibi) Geçersiz sözleşmeye dayalı olarak kararlaştırılan cezai şart da (cayma tazminatı) geçersizdir.Dava konusu araç satış sözleşmesinin resmi şekilde düzenlenmemiş olması nedeniyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 20/d maddesi uyarınca geçersiz olduğu anlaşılmakta olup, bu tür geçersiz sözleşmelerde taraflar sözleşme uyarınca birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri isteme hakkına sahiptirler. Somut olayda da geçersiz sözleşme nedeniyle herkes aldığını iade ile yükümlüdür. Yine geçersiz olan sözleşme nedeniyle cezai şart talebinde bulunulamayacağı kanaatine varılmıştır. Bu nedenle davacı tarafından davalıya verilen 500.000 ABD Doları alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin 75.000 ABD Doları cezai şart isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.11-Temerrüt tarihi ile ilgili inceleme ve gerekçe: Davacı taraf, dava dilekçesinde alacağın fiili ödeme tarihindeki faizi ile birlikte tahsilini tahep etmiştir. Kural olarak TBK'nin 117. Maddesi uyarınca; “muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse bugünün geçmesiyle” temerrüdün başlayacağı kabul edilir. Taraflar arasında düzenlenen sözleşmelerde yabancı para akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hallerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır. (3095 Sayılı Kanun m. 4/a) İzmir BAM 4. Hukuk Dairesi'nin 2019/1948 esas, 2022/456 karar sayılı ilamında; "İşlemiş faiz istemi yönünden 6098 sayılı Borçlar Kanununun 117.maddesinde "Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır." şeklinde yer alan ve Mahkememizce benimsenen görüş gereği temerrüt, usulüne uygun bir ihtar ya da dava açılması suretiyle gerçekleşir. Sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre borçludan faiz talep edilebilmesi için zenginleşenin bir ihtar ile ya da aleyhine bir takip ya da dava açılmak suretiyle temerrüde düşürülmesi gerekir. Borçlunun temerrüdü, borçluya gönderilen ihtarnamede ödeme için süre verilmişse bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. İade talebinde bulunulmadan temerrüt faizi işlemez.Somut olayda davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarında dava konusu 500.000 ABD Doları'na ilişkin bir kayıt bulunmayıp, davaya konu bedelin davacı tarafından davalı şirket temsilcisine elden verildiği iddia edilmektedir. Davalı vekili imza inkarında bulunmuş, ayrıca kendisinin olmadığı zamanlarda kardeşine altı imzalı boş kağıt verdiğini, imza kendisine aitse kardeşinin bu kağıtların altını sözleşme tarihinden çok sonra doldurup davacıya vermiş olabileceğini savunmuştur.Bu durumda, davalının savunması gözönüne alındığında davalının iyi niyetli kabul edilmesi gerekeceği kanaatine varıldığından davacı tarafça, davalıya davadan önce ihtarname keşide edilmediğinden temerrüdün davanın açılması ile birlikte gerçekleştiği ve davacının alacağına davanın açıldığı 14/09/2018 tarihinden alacağın tamamen tahsil edileceği tarihe kadar işleyecek 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesine göre Devlet Bankalarının ABD Doları cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek temerrüt faizi oranı uygulanmak suretiyle hesaplanacak fiili ödeme günündeki ... Bankası efektif satış kuru TL karşılığı faiz eklenmek suretiyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile, '' 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile, a)500.000 ABD Doları alacağın, davanın açıldığı 14/09/2018 tarihinden alacağın tamamen tahsil edileceği tarihe kadar işleyecek 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesine göre Devlet Bankalarının ABD Doları cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek temerrüt faizi oranı uygulanmak suretiyle hesaplanacak fiili ödeme günündeki ... Bankası efektif satış kuru TL karşılığı eklenmek suretiyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine, b)Fazlaya ilişkin 75.000 ABD Doları cezai şart istemi ile faizin başlangıç tarihine ilişkin istemin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin kararı usul ve yasaya aykırı olup, kaldırılması gerektiğini, Dosya kapsamına bakıldığında iki hususta bilirkişi raporu mevcut olduğunu,Fizik İhtisas Dairesinin Adli Belge İnceleme Şubesinin İmza İncelemesine ilişkin olarak Adli Tıp Raporu ile, Mali Müşavir Bilirkişi tarafından hazırlanmış olan rapor, Fizik İhtisas Dairesinin Adli Belge İnceleme Şubesinin İmza İncelemesine ilişkin olarak Adli Tıp dört satırdan ibaret rapor düzenlediğini ve “benzerlik saptandığından” söz konusu imzanın ...’ na ait olduğunun rapor edildiğini, ortada bir gerekçe olmadığını, benzerlik açıları, harf ve kelime karşılaştırması, kalemi tutuş açı ve şekli, karakter analizi eksik olduğunu, bu kriterler dikkate alındığında raporun hükme esas alınmaya yeterli olmadığının görüleceğini,Anılan raporun hüküm kurmaya yeterli olmadığını, - Adli tıp ve grafoloji uzmanı bilirkişi tarafından;- İsim ve imzanın yazıldığı kalem ile metnin yazıldığı kalemlerin aynı-farklı olup olmadığını,- Yazının başlangıç yeri, kağıdın kenarlara yakınlığı, imzanın metne yakınlığı ve teması,- Fulaj izi, baskı şekli ve derinliğine bakıldığında imzanın metnin tasdiki mahiyetinde olmayıp, imzanın üstünün sonradan doldurulduğunun anlaşılacağını,Harflerin yüksekliği, genişliği, açıları ve diğer parametreler ölçülmelidir. Ancak en önemlisi bir harfin kendisi veya benzeri ile karşılaştırılmasıdır. “a” harfi “a” harfleri ile, “b” harfi “b” harfleri ile karşılaştırılmalıdır. “a” harfi “A” ile veya “e” harfi “E” ile karşılaştırılamaz. Ancak zorunluluk durumunda örneğin “h” harfi “k” harfi ile karşılaştırılabilir. Harfler birebir karşılaştırıldıktan sonra diğer unsurlar gözden geçirilmelidir. Boyut, eğim, noktalama işaretleri, harfler ve kelimeler arası mesafe, harfler arası bağlantılar, yapılan şekil ve çizgiler, sayfa kenarlarında bırakılan boşluklar, kalem basısı (fulaj), örgüler, ilişkiler, eğim, kalem kaldırmalar, mürekkep kalıntıları, kalem duraksamaları, köşelenmeler ve diğer tün tanı unsurları değerlendirilmelidir.(TBB Dergisi, Sayı 87, 2010 - ...- ...- ADLİ BELGE İNCELEMELERİNDE BİLİNMEYENLER, ÖRNEKLERLE YAZI VE İMZA ANALİZİ İLE ISLAK İMZA KAVRAMI) Yapılan incelemenin yukarıda açıklanmış olan kriterlere, karşılaştırma sırasına ve kurallara uygun olup olmadığının tek tek açıklanması gerekirken yapılan eksik inceleme sonucu oluşturulan kararın bu sebeple ortadan kaldırılması gerektiğini beyan etmiştir. Mahkemece, 500.000,00 USD gibi çok yüklü bir meblağın, elden nakit olarak verildiğinin belgesi olarak dava ve talep konusu yapılan belgenin, bir bütünlük arz etmemesi, farklı yazı türlerinin, kullanılarak düzenlenmiş olma ihtimalinin varlığı ile her iki bilirkişi raporundaki tespitleri birlikte değerlendirildiğinde, kendileri tarafından ilk günden bu yana zikredilen ve davadaki taleplere dayanak yapılan belgeye yönelik itirazlara itibar edilmesi gerektiği, sonuç itibariyle alacağın ispatına yarayacak bir belge olmadığı gerekçesiyle davanın reddi gerekirken, kabulü yönünde verilen kararının ortadan kaldırılmasını talep ettiklerini, Ayrıca, her ne kadar gerekçeli kararın altıncı sayfasının ikinci paragrafında, "mürekkep yaş tayini ülkemiz koşullarında mümkün olmadığından" atılan imzanın üstünün sonradan doldurulduğu iddiası ile ilgili adli inceleme yapılamamış ise de, yaş tayini yapılmaksızın öncelik sonralık tespiti yapılabileceği, mürekkebin dağılma şekli ve miktarı dikkate alınarak en azından olasılık değerlendirilmesinin oransal olarak dahi olsa gerçekleştirilmesi için dosyanın Adli Tıp ilgili İhtisas Dairesine tevdii gerektiği halde iddianın ispatlanamadığı yönünde hüküm kurulması sonucu oluşturulan kararın ortadan kaldırılmasını talep ettiklerini, Yine müvekkil şirket yetkilisine atfedilen imzanın, şirket ve yetkili bilgilerinin yer aldığı basılı kısma hiç bir şekilde temas etmediğini, oysa sunulan örneklerde görüleceği üzere gerek şirket teamülü gerekse genel ticari teamül uyarınca imzanın ünvan yahut kaşenin üzerine atılması gerektiğini, Yazı ile imza çakışsa idi yapılacak basit bir tetkik ile imzanın yazının üzerine atılmadığının, baskı mürekkebinin imzanın üzerinde olduğunun rahatlıkla tespit edilebileceğini, ancak sahte belgeyi düzenleyenlerin bu tespit yönteminden korunabilmek adına ticari teamüle aykırı şekilde yazı ile imzayı birbirine temas etmeyecek şekilde belgeyi düzenlediklerini, Müvekkil şirketin ticari kayıtlarında, dava konusu işleme ilişkin hiçbir kayıt tespit edilemediğini, bulunamadığını, Dosya içerisinde yer alan 11.08.2021 tarihli, Mali Müşavir Bilirkişi tarafından hazırlanan raporda da davacı ile müvekkili şirket arasında herhangi bir ticari ilişkinin bulunmadığı, ticari kayıtlarda konu edilen ödemenin herhangi bir kaydının bulunmadığının tespit edildiğini, bu hususta davanın en başından itibaren ortaya koymuş oldukları iddialarını doğruladığını, bir an için gerçekten böyle bir anlaşma yapıldığı kabul edildiğinde dahi, müvekkil şirketin demirbaşında yer alması gereken ve mutlaka ticari kayıtlarında yer alan araçlarla ilgili bir kaydın olmaması, yani ödendiği iddia edilen bir paranın ticari kayıtlarda giriş ve çıkışının olmamasının mümkün olmadığını, konu mali rapor içeriği de açıkça, ortada iddia edildiği gibi bir alım satımın veya para giriş çıkışının olmadığını doğruladığını, Ticari defter kayıtları açısından bakıldığında; -Defterlerin usulüne uygun şekilde tutulduğunu,-Açılış kapanış onayları mevcut olduğunu, -Defter kayıtlarının birbirini doğrular mahiyette olduğunu, -Bu kapsamda HMK 222 gereğince iş bu kayıtların müvekkil şirket lehine değerlendirilmesi gerektiğinin sabit olduğunu, Taraflar arasında bir ticari ilişkinin olmadığının belgelendiğini, dosya kapsamına bakıldığında da sabit olduğu üzere, iddia konusu olan “500.000.USD” bedelin elden ödenmesinin ne ticari teamüllere ne de hayatın olağan akışına uygun olmadığını, Bir an için aksi düşünülecek olsa bile, bu bedelin alacak kaydı olarak görünmüyor olmasının yukarıda açıklanan ve yargılama sürecinde ifade etmiş oldukları beyanlarını ve iddialarını ispatladığını, Dosyada bulunan Mali Müşavir tarafından hazırlanmış olan raporun, kararda, değerlendirmeye alınmadığını, yok kabul edildiğini, bu durumun hukuki açıklamasının mevcut olmadığını, Mahkemenin borçlanma iradesi taşımayan ve suç teşkil edecek şekilde kullanılarak hazırlanmış olan bir belgedeki imzanın müvekkil şirket ortağına ait olması dolayısıyla müvekkilini borca mahkum ettiğini,''Bu durumun suç teşkil eden bir davranışın yasal hale getirilmesi şeklinde yoruma sebep olma sonucu doğuracağından bu açıdan bakıldığında da kararın kaldırılması gerektiğinin tartışmasız olduğunu,''Ayrıca yukarıda açıklanan raporların muhteviyatı ve teknik özelliklerinin birbirinden farklı olsa bile dosyanın bir bütün olduğunu, dosya kapsamında, çelişkili raporların mevcut olmasının ise gerek Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde gerekse Yargıtay nezdinde bozma sebebi olacağını, tüm raporlar kül olarak değerlendirildiği takdirde, maddi gerçekliğe ulaşılması için her iki raporun birbirini doğrulaması ve tamamlaması gerektiğini, öncelikle bu bariz çelişkinin giderilmesi gerektiği halde aksi yönde kurulan hükmün kaldırılmasını talep ettiklerini,Müvekkili şirketin ve şirket ortağı ...'nun, davacı asil ile bir tanışıklığı ve iş ilişkisi olmadığını,Davaya dayanak edilen, "araç satım sözleşmesi" başlıklı yazıda, müvekkil şirket adına şirket yetkilisi olan ...'nun imzası bulunduğunu, ...'nun davacı ile herhangi bir sözleşme imzalamadığı gibi davacıyı hiç görmediğini, kim olduğunu dahi bilmediğini, Dava açıldıktan sonra, davacının kim olduğu araştırıldığında, davacının, ...'nun memleketi olan "Düzce" de etrafa sorulduğunu ve ...'nun kardeşi olan ve son dönemde kendisine miras paylaşımı ve ailevi sebeplerle yoğun husumet içinde olan ...'nun askerlik arkadaşı ve yakını olduğunun öğrenildiğini, Bu hususun, ...'nun husumet içerisinde bulunduğu, önceki yıllarda bir süre müvekkili şirkette çalışması da bulunan, bu çalışması döneminde ele geçirmiş olduğu, imzalı boş kağıdı alan, kardeşi ...' nun askerlik arkadaşı olan davacı adına doldurulan gerçeğe aykırı belge içeriğinin gerçek dışı olduğunun en büyük delili, iddialarının ispatı olduğunu, Konu işlemin ticari hayatın gerçeklerinden uzak olduğunu, hayatın olağan akışına da açıkça aykırı olduğunu,Dava konusu bedel ve davacıya ait hiç bir ticari kaydın olmadığını, ortada böyle bir ticari ilişkinin mevcut olmadığının ispata dahi ihtiyaç duymazken, aksi yönde kurulan hükmün kaldırılması gerektiğini, basiretli tacir gibi davranmayanın müvekkili değil, davacı olduğunu, Sözleşme içeriği hususların, ticari hayatın gerçeklerinden uzak ve tamamen mantık dışı olduğunu, bir kimsenin 3 yıl sonra teslim alacağı , 5 adet çekici ile 5 adet dorse için, en başından, daha önce herhangi bir ticari ilişkisi ve ahbaplığı bulunmayan, bir kimseye elden 500.000 USD ödemiş olduğu iddiasının gerçekçilikten uzak olduğunu, 750.000 USD değerinde , 50.000 TL değerinde ikinci el bir araç alırken dahi, ortalama bir insanın, aracın durumu ve niteliği hakkında bilgi sahibi olmak için detaylı araştırma yaptığını, gerekirse aracı muayeneye götürdüğünü, elektronik ve mekanik aksamının durumunu, değişen parçası ve sair niteliklerini bilmek istediğini, Oysa ki davacının, 500.000 USD öderken ve 250.000 USD daha ödemeyi taahhüt ederken, müvekkil şirketin hiçbir zaman mülkiyetinde bulunmayan, "2008 model ... marka 5 adet çekici" ve "5 adet tırsan model ..." şeklinde ifadeyi yeterli bulduğunu, Bunun da sözleşmenin gerçek dışı olduğunu, taraflar arasında araç alım satımına yönelik bir iradenin olmadığını net biçimde ispatladığını, Sözleşme içeriğinin ticari hayatın gerçeklerinden uzak ve tamamen gerçek dışı olduğunu, yapıldığı iddia edilen sözleşmenin, açıkça "Hayatın Olağan Akışına" aykırı olduğunu, Bir kimsenin 3 yıl sonra teslim alacağı “5” adet tır ve çekici için üstelik tanımadığı bir kimseye elden 500.000-USD ödemiş olduğunun kabul edilemez olduğunu, diğer yandan davacının ekonomik olarak bu bedeli temin edebilecek bir gücü olmadığını, Vergi Usul Kanunu Uyarınca işlem tarihi itibariyle 8.000.TL ve üzeri ödemelerin banka yada benzer kuruluşlar kanalı ile yapılması zorunluluğu mevcut olduğunu, bu nedenle davacının iddia etmiş olduğu elden ödemeyi ispat etmek zorunda olduğunu, ne müvekkili açısından ne de karşı taraf açısından anılan bedele dair hiçbir hesap hareketi mevcut olmadığını, Bu konuda hesap hareketleri yada kasa kiralama-kasa hareket kayıtlarının incelenmediğini, değerlendirme ve araştırma yapılmadığını ve bankalardan yalnızca davalının değil davacı tarafın da hesap hareketlerine dair dökümlerin celbedilmediğini, bu kadar yüksek bir bedelin kişinin her an elinin altında duracak şekilde muhafaza etmesinin mantık dışı olduğunu, Paranın ya hesapta muhafaza edileceğini, yada yüksek ihtimalle Banka kasasında bulundurulacağını, aksi durumun hayatın olağan akışına açıkça aykırı olduğunu, Davacıya ilişkin herhangi bir mali araştırmanın yapılmamış olduğunu, davacının, konu araçları ne şekilde kullanacağı, yada ne için iktisap etmek istediği hususlarının araştırılmadığını, davacının 500.000-USD'yi ödeme gücünün olup olmadığının araştırmasının yapılmamasının, gerekirse davacının banka hesap hareketlerinin celp edilmemiş olmasının da ciddi bir eksiklik olup, tüm bu nedenlerle kararın ortadan kaldırılması gerektiğini, Açıklanan delillerin, maddi gerçekliği ispat açısından şart olduğunu, eksik inceleme sebebi ile kararın ortadan kaldırılmasını talep ettiklerini beyan etmiştir. Sözleşme şeklinin usule aykırı olduğunu, motorlu araç satışlarının şekil şartına tabi olup Noter nezdinde yapılmasının geçerlilik şartı olduğunu, ön sözleşmenin de asıl sözleşmenin şekline tabi olacağından, satım sözleşmesi yapmaya yönelik ön sözleşmenin de Noterlikte düzenlenmesinin geçerlilik şartı olduğunu, Diğer yandan; sözleşme içeriğinin de gerçeği yansıtmadığından sahte olduğunu, ...'nun, müvekkili ...-Tur adına, davacı ile sözleşme yapma iradesi taşımadığını, ...-Tur'un ve ...'nun, davacı ile arasında hukuki yada ticari bir ilişki olmadığını, hatta ve hatta aralarında tanışıklık dahi olmadığını,Davaya konu antetin o tarihte kullanılmadığını, sözleşme tarihi olarak, 18.02.2014 belirtilmiş ise de antetteki adresin 04.08.2011 tarihinde değiştirildiğini ve bu tarihten sonra eski antetli kağıtların, imha edilerek, yeni adrese göre antetli kağıtlar basıldığını, 2014 yılında düzenlenen sözleşmede 2011 yılında terk edilen adresin yazılı olmasının kağıdın eski olduğunun ve sonradan doldurulduğunun göstergesi olduğunu, Müvekkil şirketin 04.07.1997 tarihinde ...Gayrettepe İstanbul adresinden ... Maltepe İstanbul adresine taşındığını, Daha sonra 28.07.2011 tarihli yönetim Kurulu kararı ile bu defa şirket merkezinin halen faaliyet gösterdiği ... Tuzla İstanbul adresine taşındığını, Davacı tarafından dayanılan ve sözde 18.02.2014 tarihinde düzenlenen sözleşme altındaki antette müvekkil şirketin 1997 - 2011 yılları arasında faaliyet gösterdiği ... Maltepe İstanbul adresi yazılı olduğunu, Oysa ki müvekkil şirketin adres değişikliği yapar yapmaz antetlerdeki adreslerini de değiştirdiğini, bu konuya ilişkin tüm belgelerin ve kayıtların mahkeme dosyası içerisine ibraz edildiğini, 2014 yılında düzenlenen bir sözleşmenin 2011 yılından sonra kullanılmayan bir antetli kağıda basılmış olmasının hayatın olağan akışına ve mantığa uygun olmadığını, Davaya konu belgenin düzenlenme tarihinde mevcut olmayan bir antetli kağıda düzenlenmesinin de bu beyanları kanıtladığını, Belge üzerinde kaşe olmadığını, ticari uygulama açısından müvekkil şirketin hiçbir aşamada ve sözleşmede kaşesiz çalışmadığını, unvan ve yetkili kişilerin bilgilerinin çıktı olarak kullanılmadığını, Şirket teamülüne göre; KAŞE +İMZA kullanılırken, davaya konu belgede Ticari ünvan+ Yetkili İsmi+ İmza kullanıldığını ve bu itirazların hiçbir aşamada dikkate alınmadığını ve hiçbir değerlendirmeye tabi tutulmadığını,Yukarıda açıklanan (antet ve kaşe hakkındaki itirazlar) ekte yer alan Yargıtay 13 HD 2014/17148 E-2014/19785 K ve 2014/6430 E -2014/19781 K sayılı kararlar ışığında değerlendirilmesini talep ettiklerini,Buna göre; "...sahtecilik savunmasının üzerinde titizlikle durulmalı, belgelerin asılları celbedilerek sözleşmenin yaşının tespit edilmesi, belgelerdeki kaşe mühür, pul gibi ilişik materyallerin içeriğine kadar konusunda uzman bilgisayar ve grafoloji uzmanına inceleme yaptırılmalı ..." denildiğini, bir başka anlatımla; gerekçeli kararın 6 sayfasında yer alan ve "mürekkep yaş tayininin mümkün olmadığı" gerekçe gösterilerek ilgili adli incelemenin yapılamadığı şeklindeki gerekçenin olayı aydınlatma açısından yetersiz kaldığını, Yine örnek kararlarda yer aldığı üzere; "...bilgisayar yazı stili ve kullanılan fontun sözleşme tarihinde kullanımda olup olmadığının.." belgenin sıhhati açısından önem arzettiğini gösterdiğini, oysa yargılama süresince yukarıda açıklanan antet ve kaşe hakkındaki itirazların, davaya konu belgenin düzenlenme tarihinde mevcut olmayan bir antetli kağıda düzenlenmesinin hiç bir aşamada değerlendirmeye alınmadığını kararın bu nedenlerle de bozulmasını talep ettiklerini beyan etmiştir. Belgenin düzenlenme tarihinde müvekkil şirket yetkilisi ...'nun ağır hasta olduğunu, sözde sözleşmenin düzenleme tarihinin müvekkil şirket yetkilisi ...'nun ameliyat sonrası evde istirahatte olduğu döneme tekabül ettiğini,...'nun 14.02.2014 tarihinde, iş bu nodülün alınması için ameliyat olduğunu ve 15.02.2014 günü evde istirahatine devam etmek üzere hastaneden taburcu edildiğini, 17.02.2014 tarihine kontrol randevusu verildiğini, Ekli belgelerden görüleceği üzere ...'nun işinin başında olamadığı bu süreçte şirket iş ve işlemleri, bir diğer imza yetkilisi olan ... tarafından idare edildiğini, sözleşme ve talimatları, ...'nun imzaladığını, Müvekkil şirket yetkilisinin kanser metastazı nedeniyle ameliyat olup hastaneden taburcu olduktan 2 gün sonra sözleşme imzalamış olmasının da hayatın olağan akışına aykırı olacağını beyan etmiştir. Davacının ispat külfetini yerine getiremediğini, müvekkili şirket ile, davacı arasında konu davada belirtildiği gibi ticari hiçbir ilişki olmadığını, müvekkili şirketin davacı ile herhangi bir sözleşme imzalamadığını, dava konusu işlemin neresinden bakılırsa bakılsın her türlü hayatın olağan akışına aykırı olup, davacının konu işlemi ve ödediğini iddia ettiği bedelin ödendiğini ispatlayamadığını, Normal bir duruma dayanan tarafın, bu iddiasını ispat etmesi gerekmez; tam tersi, ispat yükü normal durumun aksini iddia eden tarafa düşer. Her olayda normal olarak var olan bir duruma dayanan tarafın, bu iddiasını ispat etmesine gerek yoktur. Tam tersi, normal durumun aksini yani istisnai bir durumu iddia eden taraf, bu istisnai durumu ispat etmelidir. Örneğin, bir sözleşmeye dayanarak dava açan davacının, bu sözleşme yapılırken (İmzalanır iken) gerek kendisinin gerek davalının fiil ehliyetinin bulunduğunu ispat etmesine gerek yoktur. İddiası, bu sözleşmenin geçerlilik şartlarından olan fiil ehliyetinin varlığını da kapsayan davacı, bunu ispat etmekle yükümlü tutulamaz; çünkü bu normal bir durumdur. Normal olmayan (istisna), sözleşmeyi yapanların fiil ehliyetinin bulunmamasıdır. Davalı bunu iddia ederse, bu iddiasını (davalı) ispat etmelidir. Bir hakkın doğumu için kanunen iyiniyet şart kılınan hallerde normal (asıl) olan, iyiniyetin varlığıdır. (TMK m.3,I) Bu nedenle karşı tarafın (iyiniyetli olmadığını iddia edenin) kötüniyeti ispat etmesi gerekir. Ancak, başkasının arsasına iyiniyetle inşaat yaptığını iddia eden kimse(TMK m. 724) iyiniyet, kural olarak asıl olmakla (TMK m.3 I) beraber, iyiniyetini ispat etmelidir. Çünkü başkasının arsasına inşaat yapan bir kimse, normal olarak o arsanın başkasına ait olduğunu bilir; yani(normal olarak) iyiniyeti değildir. Şu halde, normal olmayan durumu, yani iyiniyetini ispat etmelidir. Davalı, kendi imzasını taşıyan senedi davacıya sadece bir imza(beyaza imza) ile verdiğini, senet metninin, davacı tarafından doldurulduğunu ve bunun anlaşmalarına(gerçeğe) aykırı olduğunu iddia ederse, bu iddia normal duruma aykırı olduğundan, senet metninin doğru olduğunu davacı değil, tam tersi(aksine) senedin doğru olmadığını davalı ispat etmelidir.Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi, normal durumun aksini iddia eden ve bu nedenle ispat yükü kendisine düşen taraf, davacı veya davalı olabilir.(Prof.Dr. ..., Prof Dr. ..., Prof Dr...., Doç.Dr...., MEDENİ USUL HUKUKU , kitabından alınmıştır.) Dava konusu olayda, müvekkili şirketin, davacıyı tanımadığı, müvekkili şirketin ticari kayıtları ile de sabit olduğu üzere, taraflar arasında ticari bir ilişkinin olmadığı, konu sözleşme içeriğinde belirtilen, araçların hiçbir zaman müvekkil şirketin mülkiyetinde olmadığı, sözleşme içeriğinde imzası bulunan, müvekkil şirket yetkilisinin imza tarihinde ağır hasta olduğu, sözleşme bedeli olarak belirtilen ve ödendiği belirtilen miktarın davacının ödeme gücünün olmadığı, davacının tacir olmadığı, konu araçları almaya ihtiyacının bulunmadığı, elden ödendiği iddia edilen 500.000-USD nin ne şekilde temin edildiğinin ispatlanamadığı, hususlarının dosya kapsamında sabit olup, davacının normalin dışındaki ve hayatın olağan akışına aykırı olan bu hususları ispat edemediğini beyan etmiştir. Delillerin tam olarak toplanmadığını, tanık delilinin değerlendirilmediğini, davacının isticvap edilerek dinlenmediğini, Delillerinin arasında tanık deliline dayanılmasına rağmen, tanıklarının dinlenilmediğini, eksik inceleme yapıldığını,Yine normalin dışında gerçekleşen ve hayatın olağan akışına aykırı konu olay sebebiyle en azından davacı asil isticvap edilerek, elden ödemiş olduğunu iddia ettiği bedelinin kaynağının, ödeme gücünün olup olmadığının araştırılması ve davacıya sorularak, şüpheye yer bırakmayacak şekilde konu olayın netleştirilmesi gerekir iken, davanın kabulü yönünde verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Dava dosyası içeriğindeki, davacı iddia ve savunmalara bakıldığında,iki paragraflık dava dilekçesi dışında, davacının, konu sözleşme dışında, ne parayı nereden, nasıl temin ettiğini, ödeme gücünün var olup olmadığını, ne de sözleşme konusu araçları ne yapacağını, bu araçları ne için almak istediğini açıklayıcı başkaca tek bir delil göstermediğini, beyanda ve açıklamada bulunmadığını beyanla, öncelikle tehir-i icra talebinin kabulüne karar verilmesini, İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/25 E. 2022/256 K. 23.03.2022 tarihli usul ve yasaya aykırı ilamının, istinaf nedenleri ve re'sen yapılacak inceleme neticesinde tespit edilecek sair nedenlerle, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında akdedildiği iddia edilen adi yazılı araç satış sözleşmesi kapsamında davacı tarafından davalıya ödendiği iddia edilen bedelin ve kararlaştırılan cezai şartın davalının araçları davacıya devretmemesi sebebiyle davalıdan tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili, taraflar arasında akdedilen 18/02/2014 tarihli adi yazılı araç satış sözleşmesine göre tarafları beş adet 2008 model ... marka çekici ve ... marka dorse karşılığında 750.000,00 USD bedel ile anlaştığını, davacının davalıya 500.000,00 USD elden nakit ödediğini, bakiye kalan kısmın ise noter devri esnasında ödenmek üzere anlaşıldığını, sözleşmede belirtilen tarihe kadar araçların devrinin yapılmadığını, bu sebeple nakit ödenen bedelin ve kararlaştırılan cezai şartın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davalı şirketin yetkilisi ...'nun dava dayanağı söz konusu sözleşmeyi imzalamadığını ve davacıyı tanımadığını, şirket yetkilisinin yurt dışına çıktığında şirket işlerinin aksamaması için o dönem şirkette ortak olan ve yönetim kurulu başkan yardımcılığı da yapan kardeşi ...'na imzalı boş antetli kağıtlar verdiğini, daha sonra şirket yetkilisinin kardeşi ile arasının bozulduğunu, kardeşinin şirketten ayrıldığını, söz konusu sözleşmenin bu kağıtlar kullanılmak suretiyle veya şirket yetkilisinin imzasının taklit edilmek suretiyle akdedilmiş olabileceğini, söz konusu antette davalının 2011 yılında terk ettiği adresin yazıldığı dikkate alındığında kağıtların eski olduğunun anlaşılacağını, sözleşmede şirketin kaşesinin kullanılmadığı ve atılan imzanın herhangi bir yazıya temas etmediğini şirketin kaşesiz evrak imzalamadığı gibi yetkilisinin isminin de yazılmadığını, ayrıca şirket yetkilisinin o dönem akciğer kanserinden dolayı ameliyat olduğu, hastaneden taburcu olduktan iki gün sonra söz konusu sözleşmeyi imzalamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, tüm bunların sözleşmenin davalı şirket yetkili tarafından akdedilmediğini gösterdiğini, davacı tarafından bu kadar yüksek meblağlı bedelin davalıya ödendiğine dair dosyaya yazılı delil sunulmadığını, davacının bu kadar parayı ödeyebilecek sosyal ekonomik durumunun olmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiş, aynı gerekçeler ile ve Mahkemece imza incelemesine ilişkin alınan Adli Tıp raporunun yetersiz olması, yazı yaşı incelemesi yapılmaması, iddia edilen hususların hayatın olağan akışına aykırı olması, tanıklarının dinlenmemesi, davacının isticvap edilmemesi ve bu sebeplerle verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Trafik siciline kayıtlı araçların mülkiyetinin devrini ve devir vaadini öngören her türlü sözleşmenin ve geçerliliği 2918 sayılı Kanunun 20/d maddesi uyarınca resmi şekilde yapılmalarına bağlıdır. Burada sözü edilen resmi şekil, sözleşmenin noterde re'sen düzenleme şeklinde yapılmasıdır.Bu şekil şartı geçerlilik şartı olup, bu şekle uygun yapılmayan sözleşmeler baştan itibaren geçersizdir. Geçersiz sözleşmeler ise taraflar için hak ve borç doğurmazlar. Taraflar sadece ve ancak birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilirler (HGK, 2003/4-676E-2003/639K). Taraflar arasında akdedildiği iddia edilen araç satış sözleşmesinin resmi şekle uyulmadığı gerekçesi ile geçersiz olduğu hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki temel ihtilaf; söz konusu sözleşmenin taraflar arasında akdedilip edilmediği, sözleşme altında davalıya atfen atılan imzanın davalı şirket yetkilisine ait olup olmadığı, imza davalı şirket yetkilisine ait ise boş belge verilip verilmediği ve verilmiş ise sonradan doldurulup doldurulmadığı, ödendiği iddia edilen bedelin davalıya ödenip ödenmediği hususlarındadır. Mahkemece davalı tarafından dava konusu sözleşme altındaki imzanın davalı şirket yetkilisine ait olmadığının savunulması üzerine, Mahkemece usulüne uygun olarak davalı şirket yetkilisinin sözleşme tarihinden öncesine ait imzalarının bulunduğu yeteri miktarda resmi belge asılları celbedilerek ve davalı şirket yetkilisinin imza asılları alınmak suretiyle imzanın aidiyeti hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınmış, söz konusu raporda imzanın davalı şirket yetkisine ait olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu tespitin tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından incelenmek suretiyle yapıldığı, bu haliyle hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu, esasında davalı tarafından cevap dilekçesinde imza itirazında bulunurken de şirket yetkilisi tarafından verilen imzalı boş kağıdın sonradan mı doldurulduğu, imzanın mı taklit edildiği hususunun kesin olarak bilinmediği ve inceleme yapılmasının talep edildiği, bu savunma karşısında ve Adli Tıp raporu ile de tespit edildiği üzere söz konusu imzanın davalı şirket yetkilisine ait olduğu tespitinin yerinde olduğu ve davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davalı tarafından metin kısmının ve tarafların isimlerinin sonradan doldurulduğu iddia edilmiş ve yazı yaşı incelemesi yapılması talebinde bulunulmuştur. Ancak Mahkemece gerekçeli kararında da isabetli bir şekilde işaret edildiği ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07/10/2020 tarih, 2017/(19)11-911 esas ve 2020/736 karar sayılı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.10.2018 tarih, 2017/13-665 esas ve 2018/1465 karar sayılı daha güncel kararlarında belirtildiği üzere mürekkeplerde yazı yaşı tayinine yarayan bilimsel herhangi bir yöntem bulunmadığı ve yazı yaşı tespitinin mümkün olmadığı ve davalının şikayeti üzerine başlatılan soruşturma dosyasında da takipsizlik kararı verildiği ve kesinleştiği dikkate alındığında Mahkemece bu hususta inceleme yaptırılmaması yerinde olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin ileri sürdüğü şirketin eski adresini içerir antetli kağıt kullanılması, şirket kaşesinin kullanılmaması, davalı şirketin uygulamasının bu yönde olmadığı, şirket yetkilisinin hastaneden taburcu olduktan iki gün sonra sözleşme imzalaması, imzanın yazılara temas etmemesi, sözleşmede araç plakalarının ve ayırt edici özelliklerinin belirtilmemesi, şirketin 2008 model bu türdeki aracının bulunmaması tek başına sözleşmenin akdedilmediğini veya sonradan doldurulduğunu gösterir deliller olmadığı, sözleşmeye konu araçlara davalının sahip olmasa dahi ifa edileceği zamana kadar temin edip devretmesinin mümkün olduğu, söz konusu hususlar davalının istinaf sebebinin ve sunduğu hukuki mütalaanın aksine hayatın olağan akışına aykırı olmadığından davalı vekilinin bu yönlerdeki istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir. Davacı tarafından dava konusu bedelin ödendiği, imzasının şirket yetkiline ait olduğu tespit edilen adi yazılı sözleşme ile ispat edilmiş, söz konusu sözleşmenin sahte olarak düzenlnediği ve bedelin ödenmediği hususu davalı tarafından yazılı ve kesin deliller ile ispat edilememiştir. Söz konusu sözleşme karşısında araç satışının davalının ticari defterlerine kaydedilmemesi tek başına sözleşmenin yapılmadığı veya bedelin alınmadığını göstermediği gibi, davacı tarafından ödemeye ilişkin dekont sunulmaması bedelin ödenmediğini ispat eder nitelikte olmayıp, davacının sosyal ekonomik durumunun araştırılması, paranın kaynağı ve bu hususta isticvapı da sonuca etkili değildir. Davanın değeri itibariyle davalı savunmalarının tanık ile ispatı mümkün olmadığından Mahkemece tanıkların dinlenmemesi de yerinde olup, davalı vekilinin tüm bu istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 207.863,91 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 137.795,79 TL harcın mahsubu ile bakiye 70.068,12 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 10/02/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.