T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1003 Esas
KARAR NO: 2025/32 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2016/997 Esas- 2021/429 Karar
TARİH: 02/06/2021
DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 23/01/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ...'ün müvekkili firmada 13.06.2011 ile 29.01.2016 tarihleri arasında İstanbul ilinde Regülasyon Araştırma ve Uygulama Bölümü’nde araştırmacı personel olarak çalıştığını, müvekkili davacı şirket ile olan sözleşmesini 18.01.2016 tarihinde davalının kendi el yazısı ile vermiş olduğu istifaname başlıklı yazısı ile istifa etmek sureti ile sona erdirerek müvekkilini yine aynı tarihli Bakırköy ... Noterliği'nin ... yevmiye no ile hazırlanan ibraname başlıklı yazısı ile de ibra ettiğini, müvekkili şirketin ilaç yapımı için gerekli olan laboratuar, araştırma geliştirme, analiz ve tetkikleri yapan şirket olduğunu, davalının müvekkil şirkette regülasyon (ruhsatlandırma) araştırmacısı olarak çalıştığı 4.5-5 yıllık çalıştığı süre zarfında müvekkili şirketin hangi maddeler üzerinde araştırmalar yaptığını, müvekkili şirketin gelecek yıllara ilişkin planlarını, yapılan araştırmalarda hangi yöntemlerin kullanıldığını ve yakın zamanda piyasaya sürülecek ilaçlara ilişkin son derece önemli ve ticari sır niteliğini haiz bilgilere vakıf olduğunu, müvekkili şirketin davalı ile iş sözleşmesinin imzalanmasını takiben zarara uğramamasının önüne geçebilmek için belirsiz süreli iş sözleşmesinin imzalandığı 13.06.2011 tarihi ile aynı tarihte Rekabet Yasağı Sözleşmesi ve ayrıca Gizlilik Taahhütnamesi imzalandığını, Farmakoloji personeli görevi ile işveren ile aynı sektörde faaliyet gösteren İstanbul ilinde bulunan bir şirket veya işyerinde çalışmamayı kabul, beyan ve taahhüt ettiğini, ihlali halinde müvekkili işverene en son aylık brüt maaşının 5 katı tutarında cezai şart ödemeyi kabul ve beyan ettiğini, davalının müvekkilin yürüttüğü ticari faaliyetinin aynı şekilde işlediği ... San. ve Tic. A.Ş. isimli ilaç şirketinde aynı görevi yapmak üzere işe başladığının tespit edildiğini, bunun taraflar arasında imzalanan Rekabet Yasağı Sözleşmesine aykırılık oluşturduğunu, Türk Borçlar Kanununun 444 ve 447. Maddeleri arasında rekabet yasağının ve rekabet yasağına aykırı davranışların sonuçlarının düzenlendiğini, davalının müvekkili nezdindeki işinden özgür iradesi ile istifa etmek sureti ile ayrılmasından hemen sonra henüz 2 sene dahi sona ermeden ... ilaç şirketinde çalışmaya başlamasının müvekkilini zarara uğrattığını, bu nedenle davalıya Bakırköy ...Noterliği kanalı ile 27.06.2016 tarihli ... yevmiye nolu bir ihtarname gönderildiğini, davalının vakıf olduğu bilgilerin müvekkili şirketin rakibi olabilecek bir başka şirketle aynı vazife ile çalışmasının müvekkili şirketin ticari menfaatlerini büyük bir tehdit altında bırakmaya yeterli olduğunu, bilgilere vakıf davalının rakip firmada çalışmasının müvekkili şirketin kendi emeği ve araştırmaları sonucunda edindiği avantajın harcı alem olmasına sebep olduğunu ve müvekkile zarar verdiğini, açıklanan nedenlerle davanın kabulü ile şimdilik 100 TL cezai şart alacağının yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama gideri ile harç ve giderlerinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'ün 13.06.2011 ile 29.01.2016 tarihleri arasında davacı firmada çalıştığını, dava dilekçesinde görev tarifinin “Araştırmacı Personel” olarak ifade edilmiş ise de müvekkilinin yaptığı işin davacı şirketin üretim/dağıtım işini üstlendiği ilaçların ruhsat işlemlerini ilgili bakanlık nezdinde takibini gerçekleştirmek ile sınırlı olduğunu, müvekkilin yaptığı iş itibari ile laboratuar, araştırma/geliştirme, analiz/tetkik süreçleri ile doğrudan ve uygulamalı olarak alakası bulunmadığını, davacı tarafın iddia ettiğinin aksine bakanlık nezdinde ruhsat takibi yapan bir çalışanın davacı şirketin gelecek yıllara ilişkin planlarını, yapılan araştırmalarda hangi yöntemlerin kullanıldığını ve piyasaya sürülecek ilaçlara ilişkin önemli sır niteliğine haiz bilgilere vakıf olduğunu kabul etmenin akla, mantığa ve hayatın doğal akışına aykırı olduğunu, müvekkilinin huzurdaki davada 13.06.2011 tarihinde imzaladığı rekabet yasağı sözleşmesine uymamakla itham edilmekle kendisinden tazminat talebinde bulunulduğunu, müvekkilinin davacı şirkette işçi olarak işe alınmış olup, anılan sözleşmenin iş sözleşmesi ile aynı günde imzalattırıldığını, bu sözleşmenin işe giriş aşamasında olan müvekkilin özgür iradesi ile imzalandığının kabulünün mümkün olmadığını, Türkiye gibi işsizliğin yoğun şekilde yaşandığı ülkede, iş bulmuş bir gencin önüne konan her sözleşmeyi imzalamak zorunda olduğu ve işveren şirketlerinin bu durumu sonuna kadar sömürdüğünün herkes tarafından bilinen ve Yüksek Yargıtay’ın içtihatlarında vurguladığı bir durum olduğunu, ailesine destek olmak için madden ve manen İstanbul’da yaşamak zorunda olan kişinin sözleşmedeki bu hukuk ve insanlık dışı koşul dolayısı ile başka bir şehirde ailesinden ayrılarak çalışmaya zorlanmasının hukuken kabulü mümkün olmadığı gibi vicdana da sığmayacağını, davacı tarafın davacı şirketin zararını ispatlayacak defter, belge ve faturaları göstermediğini, davacı şirketin kanunun özüne amir içtihada aykırı şekilde sadece ve sadece taraflar arasındaki kelepçeleme sözleşmesinden hareketle hiç gerçekleşmemiş bir haksız fiilin ceza-i şartının tazminini talep ettiğini, davacı tarafın dava dilekçesinde zarardan değil “tehdit altında bırakma” gibi iftira boyutunda bir iddiadan destek almaya çalıştığını, bu ifade dahi tek başına ortada bir zarar olmadığını, aksine bu yönde hiçbir somut veya soyut olay olmamasına rağmen davacı tarafın hislerini haksız fiil olarak sunmaya çabaladığını gösterdiğini, Yargıtay’ın amir içtihatları çerçevesinde hem sözleşmenin kelepçeleme sözleşmesi niteliği taşıması hem de kanunun ve Yüksek Mahkemenin aradığı temel unsur olan zararın gerçekleşmesi hususunun vuku bulmaması sebepleri ile huzurdaki davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 02/06/2021 tarih 2016/997 Esas- 2021/429 Karar sayılı kararında; "Dava hukuki niteliği itibariyle, hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra işçinin rekabet yasağını ihlal ettiği iddiasına dayalı olarak TBK'nın 446. Maddesi uyarınca ceza koşulu alacağının tahsili istemine ilişkindir. Taraflar arasında 13/06/2011 tarihinde belirsiz süreli iş sözleşmesi yapılmış, davalının İstanbul sınırları içindeki değişik işyerleri veya işverenin göstereceği yerlerde Regülasyon Araştırma ve Uygulama Departmanında çalışacak olduğu belirlenmiş ayrıca davalıya imzalatılan Gizlilik Taahhütnamesi ile davacı şirkete ait ticari sır ve gizli bilgilerin üçüncü şahıs konumunda olan kişi ve kurumlara ifşasının önlenmesi hususu davalı tarafından taahhüt edilmiştir. Taraflar arasında aynı tarihte rekabet yasağı sözleşmesi imzalanmış, personel bu sözleşme ile iş akdinin sona ermesinden itibaren 2 yıl süre ile İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ illerinde işverenin iş dalında kendi adına iş kurmamayı, iş yapmamayı, aynı sektörde faaliyet gösteren herhangi bir şirket veya işyerinde çalışmamayı beyan ve taahhüt etmiş, aksi halde en son aylık brüt ücretinin 5 katı tutarında cezai şartı ödemeyi kabul etmiştir. Dinlenen tanıklar beyanlarında davalının ticari sır şeklinde bilgilere sahip olmadığını, davacı şirketi riske atacak bilgilerin kendisine verilmediğini beyan etmişlerdir. Davalının davacıya ait işyerinde 13/06/2011 tarihinden 29/01/2016 tarihine kadar çalıştığı, 08/02/2016 tarihinde 2 yıllık süre dolmadan davacı ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren davadışı ... Sanayi Tic. A.Ş. Firmasında çalışmaya başladığı, davanın ise 07/10/2016 tarihinde açıldığı görülmüştür. Davalı işçi, davacı işyerinden ayrıldıktan 10 gün kadar sonra benzer alanda faaliyet gösteren başka bir işyerinde ruhsatlandırma uzmanı olarak çalışmaya başlamıştır. İşçinin her iki şirkette de çalıştığı pozisyonlar ticari sırlara vakıf olabileceği pozisyonlar olmayıp, dinlenen tanık beyanları ve alınan bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere davacı firmadaki bilgileri yeni işyeri olan ... ilaç firması ile paylaştığına ve davacı firmanın bu konuda risk altında olduğuna dair bir bilgi ve bulguya dosya kapsamında rastlanmadığı, davalının aynı işkonulda olan bir firmada çalışmasının davacı firmanın ticari sır ve gizliliği adına herhangi bir risk oluşturmadığı anlaşılmıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal nitelikteki 18.09.2019 tarih ve 2018/4038 Esas -2019/5529 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; TBK’nın 444/2. maddesi “Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.” hükmü haiz olup, anılan madde hükmü uyarınca rekabet yasağının işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması halinde geçerli olacaktır. Bu durumda TBK'nın 444/2. maddesi uyarınca değerlendirildiğinde taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinin; davalı işçiye müşteri çevresi, üretim sırları veya işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanı sağlamadığından, davalının sadece ruhsatlandırma dosyası hazırlamakla görevli bulunduğu anlaşıldığından ve bu bilgilerin kullanılması davacı işverenin önemli bir zararına sebebiyet vermeyeceği anlaşıldığından geçersiz olduğu kanaatine varılmıştır. Tüm dosya kapsamında davalının TBK'nın 444. maddesinde düzenlenen ve işverene zarar verebilecek her hangi bir eyleminin bulunmadığı, davacının ürünleri, müşteri çevresi, ürün tedarikçilerine ilişkin bilgilerin kullanıldığının somut olarak kanıtlanmadığı, davalının, davacıya önemli bir zarar verme tehlikesinin bulunduğunun kanıtlanmadığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan, işçi ve işveren, rekabet yasağı anlaşmasına bir ceza koşulu koyabilir. Ancak, bu ceza koşulunun geçerliliği TBK'nın 420/1. maddesine bağlıdır. Yani, burada getirilecek bir ceza koşulunun sadece işçi aleyhine bir ceza koşulu olmaması, bunun karşılığında işverenin de bir edim üstlenmiş olması gerekir. Kanun'da bu yorumun aksinin kabulünü gerektirecek hiç bir hüküm yoktur. TBK'nın 393 ilâ 447. maddelerinin tamamı hizmet sözleşmelerini düzenleyen maddelerdir. Sözleşmedeki bir hükmün, sözleşme sona erdikten sonra hüküm ifade edecek olması, o hükmün sözleşmenin bir maddesi olmadığı, başka bir sözleşme olduğu anlamına gelmez. Taraflar arasındaki rekabet yasağı içeren sözleşme 446. maddedeki yasal sınırlar içinde geçerli bir anlaşma olsa bile, buna bağlanan tek taraflı ceza koşulu hükümsüz olur. Buradaki hükümsüzlük, TBK'nın 27/2. maddesi anlamında kısmî hükümsüzlüktür. Yani, hizmet sözleşmesi ve rekabet yasağı anlaşması geçerli olacak, sadece tek taraflı ceza koşulu içeren sözleşme maddeleri hükümsüz olacaktır. Bu durumda, işveren, rekabet yasağını ihlal eden işçiden ceza koşulunu isteyemeyecektir. Açıklanan bu yasa maddeleri gereğince taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinin cezai şarta ilişkin 1/3 maddesinde yazılan cezai şart koşulu geçersizdir. Tüm dosya kapsamı, dinlenen tanık beyanları, usule uygun, karar vermeye elverişli ve denetime açık bilirkişi raporu dikkate alındığında; taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinin cezai şart hükmü geçersiz olduğu anlaşıldığından davacının davasının reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalı ... müvekkili şirketin eski çalışanı olup iş akdini istifa etmek suretiyle sona erdirdikten sonra işinin niteliğinin doğurduğu gereklilik ile kendisine imzalatılmış olan "Rekabet Yasağı Sözleşmesi"ne aykırı davrandığını, sözleşmeye aykırılık sebebiyle cezai şarta hükmedilmesi için açılan davanın reddine dair hukuken isabet bulunmayan İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurma gereği doğduğunu; Taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz sayılması kanuna açıkça aykırı olup davalının sözleşmeye aykırı davranışı bulunmadığı yönündeki kabulün de doğru olmadığını, müvekkili işveren ve davalı işçi arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinin, TBK m. 444 vd. hükümlerine uygun olarak hazırlandığını ve tarafların hür iradeleriyle imzalandığını, davalının, müvekkili şirkette üstlendiği görev itibariyle işverenin üretim sırları ve yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânının olmasının, sözleşmenin yapılış gerekçesini oluşturduğunu, davalı işçinin, müvekkili şirket bünyesinde, 13.06.2011 - 29.01.2016 tarihleri arası, İstanbul ilinde, Ruhsatlandırma Departmanı bünyesinde "Araştırmacı Personel" göreviyle çalıştığını, istifa etmek suretiyle görevinden ayrılan davalının, yaklaşık bir hafta sonra (08.02.2016 tarihinde) müvekkili şirketle aynı konuda faaliyet gösteren ... San. ve Tic. A.Ş.'de benzer bir pozisyonda çalışmaya başladığını, davalının bu eyleminin, objektif olarak taraflar arasında imzalanmış rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davranışı oluşturduğunu; Davalının çalıştığı departman ve yürüttüğü görev, müvekkili şirketin üretim sırları ve yaptığı işler hakkında bilgi edinmeyi sağlayacak nitelikte olup söz konusu bilgilerin ifşasının müvekkili şirket yönünden telafisi mümkün olmayan zararlara sebep olabileceğini, davalının görevi itibariyle ruhsatlandırma dosyalarına erişiminin bulunduğunun Mahkemenin de kabulünde olduğunu, ruhsatlandırma dosyalarının, bir ilacın araştırma geliştirme sürecine ilişkin; ürünün içerik bilgisi, ham maddelere ait tedarikçi bilgileri, üretim yöntem ve formülasyonları, klinik çalışma sonuçları gibi tamamı ilaç şirketleri yönünden gizli kalması gereken ticari sır ve know-how teşkil eden kritik önemi haiz bilgilerinin, yazılı belgeler hâlinde içerdiğini, yürütülen faaliyetlerin, ruhsatlandırma dosyası ile somutlaştığını, verilen tüm çabaların ürünü olarak ruhsatlandırma dosyalarının ortaya çıktığını, bu bakımdan ruhsatlandırma dosyalarının, her ilaç şirketi için olduğu gibi müvekkili şirket için de büyük öneme sahip olduğunu, münhasıran beşeri tıbbi ilaçların araştırma - geliştirmesi ve üretimi alanında faaliyet göstermekte olan müvekkili şirketin tüm ticari faaliyetinin yaptığı bilimsel çalışmalara bağlı olduğunu, bu çalışmaların gizliliğinin korunamamasının müvekkili şirketin ekonomik varlığını tehdit edeceğini; Davalının çalıştığı departmanın müdürü ...'ün tanık sıfatıyla alınan beyanında; "Departman olarak gizlilik arz eden belgeler bizim departmanızda toplanmaktadır. Ürün gelişimine ilişkin tüm dökümanlar bizim departmanımızda toplanmaktadır, başka bir firma bu belgeleri ele geçirirse aynı şekilde ürün geliştirebilir ve üretebilir. Yine ticari olarak hangi ürünlerin pazara çıkacağını bizim departmanımız bilir ve buna göre çalışmalar yaparız." şeklindeki ifadeleriyle davalının rekabet yasağı sözleşmesine aykırı eyleminin yarattığı sakıncayı somut olarak dile getirdiğini, müvekkili şirketin büyük emek, zaman ve masraf harcayarak yürüttüğü çalışmalar sonunda vücut bulan ruhsatlandırma dosyalarına erişen ve dosyaların hazırlanışı esnasında yukarıda sayılan nitelikteki bilgileri içeren her bir belgeyi gören, bilen ve öğrenen davalı işçinin bu bilgileri ifşa etmesi halinde müvekkilinin ne kadar büyük zararlara uğrayacağında şüphe olmadığını, davalı işçinin eyleminin yarattığı zarar riskinin, kendisiyle rekabet yasağı sözleşmesi yapılması için meşru ve korunmaya değer bir menfaat teşkil ettiğini; Rekabet yasağı sözleşmesinin ihlal edilmiş sayılması için işçinin rakip bir işyerinde, aynı işi yapmak üzere yeni iş akdi kurmuş olması tek başına yeterli olup somut olarak zarar verici eylemde bulunduğunun ispat edilmesi gerekmediğini, bu yönüyle mahkemenin "Tüm dosya kapsamında davalının TBK'nın 444. maddesinde düzenlenen ve işverene zarar verebilecek her hangi bir eyleminin bulunmadığı, davacının ürünleri, müşteri çevresi, ürün tedarikçilerine ilişkin bilgilerin kullanıldığının somut olarak kanıtlanmadığı, davalının, davacıya önemli bir zarar verme tehlikesinin bulunduğunun kanıtlanmadığı anlaşılmaktadır." şeklindeki gerekçesi doğru olmayıp bu gerekçe rekabet yasağı sözleşmesinin anlam ve amacıyla bağdaşmadığını, davalının, rekabet yasağı sözleşmesinde belirtilen zaman dilimi içerisinde, müvekkili şirket ile aynı konuda ve aynı bölgede faaliyet gösteren ... Şirketinde işe başlamakla sözleşmeye aykırı davranmış olup cezai şart alacağının doğumu için gereken koşulların gerçekleştiğini; Mahkemenin rekabet yasağı sözleşmesi geçerli olsa bile sözleşmedeki ceza koşulunun tek taraflı olması nedeniyle geçersiz olduğu yönündeki gerekçesinde isabet olmadığını, Yerel mahkemenin, gerekçeli kararında TBK m. 420 f. 1 hükmünü dayanak göstererek rekabet yasağı sözleşmesindeki ceza koşulunun salt işçi aleyhine öngörülmüş olması nedeniyle geçersiz olduğu sonucuna vardığını, rekabet yasağı sözleşmesi, dayanağını doğrudan Türk Borçlar Kanunu'nda bulmakta olup niteliği gereği şüphesiz sadece işçi yönünden edim borcu doğuran bir sözleşme olduğunu, bu sözleşmede aynı yükümlülüklerin işveren yönünden öngörülmesinin mümkün olmadığının akıl ve mantığın bir gereği olduğunu; TBK m. 446 f. 2'nin; "Yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu miktarı aşan zararı gidermek zorundadır." şeklinde düzenlendiğini, şu halde, sadece işçi yönünden yükümlülük doğuran bu sözleşmeye, karşılıklılık esasına bakılmaksızın ceza koşulu eklenebilmesi doğrudan TBK m. 446 f. 2 hükmünün açıkça sağladığı bir imkân olup aynı zamanda sözleşmenin sadece işçi yönünden yükümlülük getiriyor olmasının da doğal bir sonucu olduğunu, hal böyleyken Mahkemece yanılgılı değerlendirmeyle varılan sonuçta isabet olmadığını, Yargıtay'ın, davalıyla aynı işi yapan başka bir işçi ile müvekkili şirket arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olduğuna hükmettiğini, davalıyla aynı görevi yapan başka bir işçi ile müvekkili şirket arasında yapılan rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliğinin tartışıldığını ve müvekkili şirket lehine verilmiş olan, huzurdaki davaya bire bir emsal teşkil eden bir Yargıtay kararının da mevcut olduğunu, (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2015/1270 K. 2015/13764 T. 22.12.2015) beyanla İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra işçinin rekabet yasağını ihlal ettiğinden bahisle sözleşme ile düzenlenen cezai şart bedelinin tahsili talebine ilişkindir. Davacı taraf, davalının 13/06/2011 ila 29/01/2016 tarihleri arasında şirket nezdinde araştırmacı personel olarak çalıştığını ve 18/01/2016 tarihinde istifa ederek işten ayrıldığını, davalının çalıştığı süre içerisinde taraflarınca hangi maddeler üzerinde araştırma yapıldığı, hangi yöntemlerin kullanıldığını öğrendiğini, işten ayrıldıktan sonra rekabet yasağı sözleşmesine rağmen aynı alanda faaliyet gösteren bir şirkette ve aynı görev ile çalışmaya başladığını, rekabet yasağını ihlal ettiğini, bu nedenle önemli bir zarara uğrama ihtimalinin bulunduğunu iddia ederek sözleşme ile kabul edilen cezai şartın tahsilini talep etmiş, davalı taraf davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Taraflar arasında 13/06/2011 tarihli hizmet sözleşmesi ile aynı tarihli rekabet yasağı sözleşmesi imzalanmış ve bu sözleşmenin işçinin borçları başlıklı kısmı; "Personel, işveren ile personel arasında imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenle feshi veya kendisi tarafından bildirimli veya peşin para ile sona erdirilmesi hallerinde iş akdinin sona ermesinden itibaren 2 yıl süre ile İstanbul, Kocaeli, Sakarya ve Tekirdağ illerinde işverenin iş dalında kendi adına iş kurmamayı ve iş yapmamayı, rakip firma veya kurumlara ortak olmamayı, işveren nezdinde çalıştığı biçimde Regülasyon Araştırma ve Uygulama Personeli görevi ile işveren ile aynı sektörde faaliyet gösteren İstanbul ilinde bulunan bir şirket veya işyerinde çalışmamayı kabul beyan ve taahhüt eder. Personelin iş bu taahhüdüne aykırı davranışı veya ihlali halinde, personel rekabet yasağı kuralına maruz kalan işverene en son aylık brüt ücretinin 5 katı tutarında cezai şartı ödemeyi kabul, beyan ve taahhüt eder. Personel, rekabet yasağına aykırılık nedeni ile işverenin sırlarının ifşasından mütevellit 5 aylık brüt ücretini aşacak miktarda bir zarara sebep olursa, bu zararı da tazmin etmeyi kabul, beyan ve taahhüt etmektedir." şeklinde düzelenmiştir. 6098 Sayılı Kanun 444 ve 445 maddesi hükümleri, iş sözleşmesinde rekabet yasağına aykırılık anlaşmasının geçerliliğini; işçinin fiil ehliyetinin olması, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içermemesi, hizmet ilişkisinin işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlaması ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılmasının, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması koşullarına bağlamıştır. Bu koşullardan birinin eksikliği halinde rekabet yasağına aykırılık anlaşması kural olarak geçersizdir. Öte yandan TBK'nın 445/2. maddesi ile Anayasa ve diğer mevzuat hükümleri ile somut olgu nazara alınarak rekabet yasağının aşırı nitelikte olması halinde, yasağın kapsamı bakımından hakime uyarlama yetkisi tanınmıştır. Hakime tanınan bu yetkinin gerek müstakil açılan bir uyarlama davasında ve gerekse de ihlal halinde açılacak bir tazminat davasında kullanılabileceği kuşkusuzdur. Somut olayda; davacının, işçisi olan davalı ile mezkur yasal düzenleme çerçevesinde rekabet yasağı sözleşmesi yapma hakkı olduğu ve rekabet yasağı sözleşmesinde TBK'nın 445/1. maddesi uyarınca coğrafi alan, süre ve işlerin türü bakımından sınırlama getirildiği anlaşılmaktadır. Davalı davacıya ait işyerinde regülasyon araştırma ve uygulama personeli olarak çalışmakta iken istifa ederek 29/01/2016 tarihinde işten ayrılmış, 2 yıllık süre dolmadan davacı ile aynı konuda ve İstanbul ilinde faaliyet gösteren dava dışı ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nde kozmetik, tıbbi cihaz, takviye edici gıda ürünlerini kapsayan tüketici sağlığı ürünlerinden sorumlu ruhsatlandırma yöneticisi olarak işe başlamıştır. Dosya kapsamında dinlenen davalı tanıkları ile davacının birisi hariç tüm tanıkları, davalının davacıya ait işyerindeki görev kapsamının Bakanlığa gönderilecek ruhsat dosyalarını hazırlamak olduğunu, herhangi bir şekilde ar-ge bölümünde çalışmadığını, davacının ticari sırlarına vakıf olmasının mümkün olmadığını beyan etmişler, Mahkemece alınan bilirkişi raporunda da, davalının görevi olan ruhsatlandırma aşamasından önce uzun bir sürecin olduğu, ruhsatlandırma aşamasının bütün araştırma ve bilimsel çalışmaların tamamlanmasından sonraki aşama olduğu, davalının, edindiği bilgiler çerçevesinde davacıya zarar verme riskinin bulunmadığı tespit ve mütalaa edilmiştir. Davacı tarafından, davalının yapmış olduğu iş itibariyle hangi ticari sırlara vakıf olduğu ve ne şekilde zarara uğrama tehlikesinin bulunduğu konusunda somut bir delil sunulmamıştır. Bu itibarla taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinin TBK'nın 444/2 madde hükmü uyarınca, davalı işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunmaması nedeniyle geçersiz olduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar TBK'nın 420. maddesi ile; "hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir" hükmü getirilmiş ise de, 444. madde düzenlemesi ile işçinin yazılı olarak rekabet yasağı sözleşmesi yapabileceği ve "Aykırı Davranışın Sonuçları" başlıklı 446. maddesi ile de rekabet yasağının bir ceza koşuluna bağlanabileceği, ayrıca işçinin ceza koşulunu aşan zararı da gidermekle yükümlü olduğu kabul edilmiştir. Bu noktada rekabet yasağı sözleşmesi ayrı bir sözleşme olarak yapılabileceği gibi hizmet sözleşmesinin içinde ayrı bir madde olarak da yer alabilir. Hizmet sözleşmesinde bir başlık olarak yer alması halinde dahi bu düzenlemenin hizmet sözleşmesinin genel hükümlerinden ayrılan ayrı bir rekabet sözleşmesi olduğunun kabulü gerekir. Bu itibarla rekabet yasağına aykırılık halinde ödenmesi kabul edilen ceza koşulu yönünden TBK'nın 420. maddesinin uygulanması mümkün değildir. Kaldı ki somut olayda taraflar arasında rekabet yasağı ve bu yasağa aykırılık halinde uygulanacak ceza koşulu hizmet sözleşmesinden ayrı olarak imzalanan rekabet yasağı sözleşmesi ile düzenlenmiştir. Bu sebeple Mahkemenin, TBK'nın 420. maddesi gereğince taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinin ceza koşuluna dair 1/3 maddesinin geçersiz olduğu yönündeki gerekçesi usul ve yasaya aykırı ise de, davanın reddine dair verilen karar sonucu ve kararın ilk kısmında yer alan gerekçe itibariyle usul ve yasaya uygun olduğundan ve kararda kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 341,55 TL harcın mahsubu ile bakiye 273,85 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 23/01/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.