T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/2234 Esas
KARAR NO:2024/1926 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2022/7 Esas - 2022/674 Karar
TARİH:07/10/2022
DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:05/12/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ... A.Ş. ile müvekkili şirket arasında uzun süreden bu yana devam etmekte olan ticari ilişki kapsamında muhtelif mal/hizmet alımı gerçekleştirilmiş olup, bu mal/hizmet alımı karşılığında da düzenlenen e-faturalara istinaden taraflarca cari hesap ekstreleri düzenlenmekte ve Davalı firmaya usulüne uygun düzenlenen ve de bugüne kadar herhangi bir itiraza uğramamış olan e-faturalardan kaynaklı cari hesap ekstresi bakiye olarak 32.271,76-TL bulunmakta olduğunu, söz konusu alacağa ilişkin defaatle yazılı ve sözlü talepte bulunulmuş ve herhangi bir sonuç alınamamış olması neticesinde 02.07.2021 T. "İHTARNAME" başlıklı yazı düzenlenerek davalı şirkete gönderilmiş olduğu halde tüm girişimlerine rağmen olumsuz sonuçlanması üzerine davalı aleyhine ... Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itiraz ettiğini, takibin durduğunu, arabuluculuk görüşmelerine anlaşma sağlanamadığını, tüm bu nedenlerle açılan davanın kabulüne, itirazın iptaline, takibin devamına, davalının takibe konu alacak üzerinden %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin hiçbir nam altında davacıya borcu bulunmadığını, taraflar arasında akdedilmiş bir sözleşme ve cari hesaba dayalı bir ticari ilişki bulunmamasına karşın mesnedi belirsiz alacak kalemleri çıkarılarak alacaklı olduğu iddiasına itibar edilemeyeceğini, Dava dilekçesinde iddia edildiğinin aksine taraflar arasında bir alacak/borç durumu söz konusu ve iddia edildiği gibi borcun var olduğunu kabul eder/ispatlar mutabakat da bulunmamakta olduğunu, taraflar arasında akdedilmiş bir sözleşme ve süregelen bir ticari ve C/H ilişkisi bulunmamakta olup, davacı tarafından müvekkiline verilmiş bir hizmet ve/veya teslim edilmiş bir mal da bulunmamakta olduğunu, müvekkili adına düzenlenmiş fatura olduğu ve müvekkile tebliğ edildiği ve söz konusu fatura nedeniyle müvekkilinin davacıya borçlu olunduğu kabullerinde olmayıp, müvekkilinin borcunun olmadığının ticari defter ve kayıtlarla da sabit olduğunu, davacı tarafından tanzim edilip müvekkile teslim edilen bir fatura da bulunmamakta olup, Davacının dava dilekçesinde sunmuş olduğu "e-fatura tebliğ" dökümünde alıcı adresi olarak ...- yazılmış ise de müvekkil firmanın... olduğundan müvekkili firmaya tebliğ edilmiş bir faturadan bahsetmenin mümkün olmadığını tüm bu nedenlerle açılan davanın reddine, davacının %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatı ödemeye mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 07/10/2022 tarih ve 2022/7 Esas - 2022/674 Karar sayılı kararında;"Dava hukuki niteliği itibariyle, ... sayılı icra takibine davalının yapmış olduğu itirazın İİK 67. maddesi gereğince iptali ile icra inkar tazminatı isteminden ibarettir.İİK. mad. 67/I -III, V‟de düzenlenmiş bulunan itirazın iptali davası, borçlunun itirazının hükümsüz kılınarak, itiraz ile duran ilâmsız takibe konu olan alacağın varlığının saptanarak, icra takibinin devam etmesini (ve bu suretle, takip konusu alacağın borçludan alınmasını) sağlamak amacı ile açılır.İtirazın iptali davası açılabilmesi için; a) Yetkili icra dairesinde yapılmış geçerli bir ilamsız icra takibi bulunmalıdır. İtirazın iptal davası, icra takibi ile bağlantılı olduğundan, davalı aleyhine yapılmış geçerli bir icra takibi bulunmadıkça, itirazın iptali davası dinlenmez. Yetkili icra dairesinde yapılmış usulüne uygun bir icra takibi bulunmadıkça, itirazın iptali davası açılamaz. Eğer, icra mahkemesince “ödeme emrinin iptaline” ya da “icra takibinin iptaline” karar verilmişse, iptal davası konusuz kalır. b) Borçlu tarafından süresi içinde yapılmış -ve hakkındaki takibi durdurmuş olan- geçerli bir itiraz bulunmalıdır.Borçlu tarafından süresinden sonra ödeme emrine itiraz edilmiş olduğu için ya da süresi içinde olmakla beraber yanlış (yetkisiz/görevsiz) yere itiraz edildiği için takip kesinleşmişse veya takip, borçlunun itirazı nedeniyle değil de icra mahkemesinin kararıyla durdurulmuşsa bu gibi durumlarda itirazın iptali davası açmakta hukuki yarar bulunmayacaktır.c) Alacaklı tarafından, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davasının açılmış olması gerekir. Alacaklının, “itirazın kendisine tebliğinden itibaren” bir yıl içinde borçlunun itiraz ettiği alacağının tespiti ve itirazın iptali dileğiyle açtığı dava “itirazın iptali” davası niteliğini taşır. Bu davanın açılabildiği, “bir yıllık süre” hak düşürücü süredir. Bir yıllık dava açma süresinin başlangıcı, “itirazın alacaklıya tebliğ tarihi”dir. Bu halde; borçlunun itirazı, alacaklıya tebliğ edilmemişse, bir yıllık dava açma süresi işlemeye başlamayacaktır. Davacının, itirazı herhangi bir şekilde öğrenip öğrenmemesi de sürenin başlamasını gerektirmez. İtirazın iptali istemine konu,... sayılı takip dosyasının incelenmesinde; davacı alacaklının, davalı borçlu aleyhine genel haciz yolu ile icra takibinde bulunduğu, ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği; borçlu tarafından borca itiraz edildiği, itiraz dilekçesinin davacı tarafa tebliğ edilmediği huzurdaki davanın yasal süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.Mahkemece yapılan yargılama sırasında taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesi uzmanlık gerektiren yönleri bulunduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.Bilirkişi tarafından alınan raporda özetle; Davacı şirketin ticari defterlerinde, davacı şirketin davalı şirketten 32.175,02 TL asıl alacaklı durumda bulunduğu, davalı şirketin ticari defter kayıtlarında ise, davalı şirketin davacı şirkete 32.271,76 TL borçlu durumda bulunduğu, (32.271,76 TL — 32.175,02 TL<) 96,74 TL mutabakat farkı bulunduğu, tarafların incelenen ticari defter kayıtlarının fatura ve tahsilat/tediye kayıtları yönünden tam bir karşılıklılık içinde oldukları, 96,74 TL mutabakat farkının, davalının kendi ticari defterlerinde kur değerlemesi, yuvarlama, küsurat farkı, vb. kaynaklı işlemlerden kaynaklandığı tespit edilmiş olup davacının takip/dava konusu yaparak talep ettiği alacağın 32.271,76 TL olması ve davalı şirket ticari defter kayıtlarının davacının 32.271,76 tl alacak talebini teyit eder nitelikte olması nedeniyle, davalının kayıtlarında yer alan ve davacının takip talebiyle aynı tutar olan 32.271,76 tl asıl alacak bakiyesine itibar edilebileceği, davaya konu ihtilafın; davacı şirketin davalı şirketten takip konusu yaparak talep ettiği faturalara dayalı açık c/h alacağının varlığı ve varsa miktarı hususlarında toplandığı dosya münderecatı ile tarafların ticari defter ve dayanak belgeleri birlikte incelendiğinde, taraflar arasında yazılı bir sözleşmeye dayalı olmayan ve 2017 yılı öncesinden süre geldiği görülen mal alım/satımına dayalı yoğun bir ticari ilişki bulunduğu, bu ticari ilişki kapsamında davacı şirketçe davalı şirket adına muhtelif tarihlerde faturaların düzenlediği ve düzenlenen bu faturaları usul ve yasaya uygun tutulduğu tespit olunan ticari defterlerinde davalı şirket adına borç kaydetmiş olduğu, davalı şirketin incelenen ticari defterlerinde, davacı şirketçe adına düzenlenmiş bulunan faturaların davacı şirket alacağı olarak yasal nitelikli bir itiraza konu edilmeksizin ve benimsenerek ticari defterlere kaydedilmiş oldukları, tarafların ticari defter kayıtları incelendiğinde, davacı şirketçe davalı şirket adına düzenlenen işbu faturalara ilişkin davalı şirketçe davacı şirkete yapılmış muhtelif tarih ve tutarlarda ödemeler yapılmak suretiyle davacıya olan fatura borçlarından mahsup edildiği, davalı şirketçe davacı şirkete yapılan bu ödemelerin davacı şirketin incelenen ticari defterlerinde davalı şirketin fatura borçlarından mahsup edilmek suretiyle kayıt altına alındığı, tarafların fatura ve tahsilat/tediye kayıtları yönünden tam bir mutabakat içinde olan ve birbirlerini teyit eden yasal ticari defter kayıtları muvacehesinde; davacı şirketin davalı şirketten takip/dava talebinde olduğu gibi toplam 32.271,76 TL asıl alacağı bulunduğu hususlarını beyan ve rapor etmiştir .Somut olayda tarafların ticari defterlerini incelenmek üzere sunduğu,davacı şirketin davalı şirketten 32.175,02 TL asıl alacaklı durumda bulunduğu, davalı şirketin ticari defter kayıtlarında ise, davalı şirketin davacı şirkete 32.271,76 TL borçlu durumda bulunduğu, tarafların kendi lehlerine delil niteliğine sahip olduğu, her iki şirketin ticari defterleriyle büyük oranda uyumlu olduğu 96,74 TL farkın kur değerlemesi, yuvarlama, küsurat farkı, vb. kaynaklı işlemlerden kaynaklandığı tespit edildiği görülmüştür. Davacı şirketin davalı şirketten alacağının 31.271,96 TL alacaklı olduğu, HMK 222/3. Maddesinde " İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi (Değişik 28.07.2020T. 7251 Sy. Kanun-23.madde)yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. (Değişik 28.07.2020T. 7251 Sy. Kanun-23.madde). Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz." hükmü uyarınca da ve davalı yanın basiretli tacir olduğu usul ve yasaya uygun tutulan ticari defterinde dava konusu alacak miktarını davacı alacağı olarak kaydettiği dikkate alınarak , davalı yanın beyan ve itirazları mahkememizce dikkate alınmamıştır. Dava konusu alacağın bilirkişi raporuyla da belirlendiği anlaşılmakla usul ve yasaya uygun bilirkişi raporu hükme esas alınarak itirazın iptaline karar verilmiştir.İcra ve İflas Kanununun 67.maddesinin 2.fıkrası gereğince, icra tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Takip talebi ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde alacak likit olduğu anlaşılmakla asıl alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatının davalının tahsiline ilişkin talebin kabulüne karar verilmiştir."gerekçesi ile, '' Davanın KABULÜNE,1-Davalının ... Sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazının iptaline, takibin asıl alacak üzerinden devamına,2-Alacak likit olmakla hüküm altına alınan asıl alacağın %20 si oranında inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin yukarıda esas ve karar numarası belirtilen dosyası ile ilgili olarak mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup işbu karara karşı yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurduklarını,Müvekkilinin hiçbir nam altında davacıya borcu bulunmamakta olduğunu; bu nedenle, anılan alacak kalemlerinin kabullerinde olmaması sebebiyle yapmış oldukları itiraz haklı ve hukuka uygun olup ilk derece mahkemesinin bu kapsamda ortadan kaldırılması gerektiğini,Taraflar arasında akdedilmiş bir sözleşme ve cari hesaba dayalı bir ticari ilişki bulunmamasına karşın mesnedi belirsiz alacak kalemleri çıkarılarak alacaklı olduğu iddiasına itibar edilemeyeceğini; dava dilekçesinde iddia edildiğinin taraflar arasında bir alacak/borç durumu söz konusu ve iddia edildiği gibi borcun var olduğunu kabul eder/ispatlar mutabakat da bulunmamakta olduğunu, Yargıtay uygulaması ve doktrinde ifade edildiği üzere fatura tek başına bir akit olmayıp akdin ifasını gösteren bir belge niteliğinde olduğunu; faturaya dayalı bir borcun varlığı herşeyden önce muteber bir temel borç ilişkisinin varlığı şartına bağlı olduğunu; faturayı tanzim eden ve alan kimse arasında böyle bir temel borç ilişkisinin bulunmadığı hallerde faturanın hukuki bir sonuç doğurması da söz konusu olmadığını; bu nedenle faturada yazılı bedelin taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığı sürece teamül haline geldiği de düşünülemeyeceğini, Yargıtay HGK 28.02.2018 tarihli ve 2017/19-901E. – 2018/402K. sayılı ilamı;“Fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gereklidir. Faturayı düzenleyen kişinin, ticari işletmesi icabı mal satmış, imal etmiş ya da iş görmüş bir tacir olması gerekir. Fatura, sözleşmenin yapılması ile değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, eser ve benzeri bir sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belgedir.” denilerek faturanın, tek başına, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin ispatı için yeterli olmayacağının belirtildiğini,Dolayısıyla faturanın, onu teslim alan muhatabı borç altına sokabilmesi için her şeyden önce borç doğurucu bir hukuki ilişkinin mevcudiyeti ve faturanın da bu ilişki nedeni ile düzenlenmiş olması gerektiğini; borç münasebeti olmaksızın düzenlenen ve muhatap tarafından her nasılsa teslim alınan faturaya sekiz günde itiraz edilmemiş olmasının onu borç altına sokacağı şeklindeki bir görüşün mantıki ve hukuksal dayanaktan yoksun olacağını,Türk Ticaret Kanunu’nun 23. maddesinin ikinci fıkrasında da; “Bir faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır.” hükmünün yer almakta olduğunu; davacı tarafından tanzim edilip müvekkile teslim edilen bir fatura da bulunmadığını,Davacının dava dilekçesinde sunmuş olduğu "e-fatura tebliğ" dökümünde alıcı adresi olarak ... yazılmış ise de müvekkili firmanın e-fatura adresinin ... olduğunu; bu nedenle müvekkili firmaya tebliğ edilmiş bir faturadan bahsetmenin mümkün olmadığını,Somut olayda taraflar arasındaki akdi ilişkinin varlığı çekişmeli olduğu için davacının akdi ilişkinin varlığını usulüne uygun delillerle ispat etmesi gerektiğini; fatura düzenlenmesinin tek başına akdi ilişkinin varlığını kanıtlamaya yeterli olmadığını; Fatura bir akit olmayıp akdin ifasını gösteren bir belge olduğundan verilmesi; ticari işletmesi bağlamında bir mal satılması, üretilmesi, bir iş görülmesi veya bir menfaat sağlanması (TTK.m.21.) gibi bir sözleşmenin yani muteber bir temel borç ilişkisinin varlığı şartına bağlı olduğunu; faturayı tanzim eden ve alan kimse arasında böyle bir temel borç ilişkisinin bulunmadığı hallerde faturanın hukuki bir sonuç doğurmasının da söz konusu olmadığını; geçersiz bir sözleşmeye 8 gün içinde itiraz etmeme muteber olmayan sözleşmeye geçerlilik de sağlamayacağını; Borç münasebeti olmaksızın düzenlenen ve muhatabı tarafından her nasılsa teslim alınan faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemiş olmasının onu borç altına sokacağı şeklindeki bir görüşün hem mantıki hem de hukuki dayanaktan yoksun olduğunu,Temel borç ilişkisinin fatura tanzim eden davacı firma tarafından kanıtlanması gerektiğini; faturanın sözleşmenin ifa safhası ile ilgili olup mutlaka bir sözleşmeye dayanması gerektiğini; sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi akdi ilişkinin varlığının kanıtı olmadığını; bu nedenle akdi ilişkinin inkarı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını da kanıtlaması gerektiğini; ayrıca taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığı için düzenlenen belgenin fatura sayılmayacağını ve bu belgeye itiraz edilmemesinin de TTK m.21/2 fıkrası anlamında bir sonuç doğurmayacağını,6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşmenin cari hesap sözleşmesi olarak tanımlandığını; aynı maddede cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağının belirtildiğini; buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’ nın cari hesaba ilişkin hükümlerinin uygulanamayacağını; davacı ile davalı müvekkil arasında imzalanmış bir cari hesap sözleşmesi de bulunmadığını, Davacı tarafından gerek sözleşmesel gerekse de cari ilişki nedeniyle teslim ve/veya ifa edilmiş bir mal/hizmet bulunmadığını ve sonuç itibariyle de bir teslim/ifa edilmeyen ve var olmayan ticari ilişki mesnet gösterilerek talep edilebilecek bir alacağın da söz konusu olmadığını,Bununla birlikte davaya dayanak yapılan faturalardaki malların müvekkil firmaya teslim edildiğinin de davacı tarafından ispatlanamadığını; davada malın teslim edilmiş olduğunun davacı tarafından kanıtlanması gerekmekte olup davacı taraf bu hususu ispata elverişli hiçbir delil ibraz edemediğini; davacının davasına dayanak yapmış olduğu irsaliyeli faturalarda müvekkil firma yetkililerinin imza, kaşe veya herhangi bir tasdik edici işaretlerinin bulunmadığını,Yargıtay 19. HD'nin 10.12.2013 tarihli ve 2013/14915E. - 2013/19643K. Sayılı ilamı;Davalının, mal satıp teslim ettiğini iddia ederek icra takibi yaptığını, davacının ise akdi ilişkiyi ve mal teslimini inkarla borçlu olmadığını iddia ettiğini; 6098 sayılı TBK'nın 207. maddesi uyarınca satım sözleşmesinde satıcı davalının, satılan malların davacıya teslim edildiğini kanıtlamak zorunda olduğunu; mahkemece, ispat külfetinde yanılgıya düşülerek, davacı tarafa yemin teklif hakkının hatırlatılması ve alacaklı davalı şirket temsilcisinin de faturada belirtilen ürünleri davacıya teslim ettiği hususunda icapsız davete istinaden yemin etmiş olması gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmesinde isabet görülmediğini,Yargıtay 3. HD'nin 29.11.2021 tarihli 2021/7253 E. - 2021/12178 K. Sayılı ilamı;Faturanın tek başına alacağın varlığına delil olmayacağını ve yine davalının da söz konusu faturaların altında yer alan teslim alan kısmında imzası bulunmamakta olduğunu; bu durumda dava konusu ürünlerin teslimi hukuki bir işlem olup, ancak TMK 6. ve HMK. 190 ve 200 maddeleri gereği yazılı delillerle ispat edilebileceğini; dosyaya ibraz edilen faturalar malın teslim edildiğini göstermeyeceğini; davacının yasal delillerle teslim olgusunu ispat etmesi gerektiğini; dava dosyasında yer alan servis fişlerinden ...'ye ilişkin olan servis fişi incelendiğinde; davalının imzasının yer almadığı anlaşılmaktadır. Yine dava konusu yapılan buzdolabı, saç düzleştirici ve elektrik süpürgesi bakımından teslim belgesi ve birbirini doğrulan servis fişlerinin de bulunmamakta olduğunu; mahkemece, dava konusu yapılan ürünlerin davalıya tesliminin yasal delillerle ispatlanamadığı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle davanın kabulüne ilişkin karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirdiğini,Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere salt fatura düzenlenmesinin davacıya alacak hakkı vermemekte olduğunu; davacının fatura konusu malları müvekkile teslim ettiğini usulüne uygun deliller ile kanıtlaması gerektiğini,Davacı yanın icra inkar tazminatı talebinin reddi gerektiğini; hiç bir suretle alacağı kabul anlamına gelmemekle birlikte, itiraza konu alacak likit olmamakla yargılamayı gerektirmekte olduğunu; yerleşik Yargıtay uygulaması uyarınca alacağın varlığı ve miktarı yargılama sonucu belirleneceği takadire icra inkar tazminatına hükmedilmemesi yönünde hüküm kurulmakta olduğunu,İİK.nun 67/II. maddesi uyarınca itirazın iptali davalarında alacaklı lehine icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için diğer koşulların varlığının yanında alacağın likit olmasının da gerekli olduğunu; somut olayda alacağın varlığı ve miktarı yapılan yargılama sonucu bilirkişi incelemesi ile saptanacağından likit değildir. Bu nedenle koşulları oluşmayan icra inkar tazminatı isteminin reddi gerekmekte olduğunu,İleri sürerek, yukarıda açıklamaya çalışılan ve re’sen dikkate alınacak sair nedenlerle; Tehir-i icra taleplerinin kabulüne, İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 07.10.2022 tarihli ve 2022/7 E. - 2022/674 K. sayılı kararının kaldırılmasına ve davacının tüm taleplerinin REDDİNE yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine Karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; davacı tarafından davalıya satılıp teslim edilen ürünlere ilişkin faturalara dayalı bakiye açık cari hesap alacağının ödenmediği iddiası ile alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından taraflar arasında alacak borç ilişkisi doğuran bir akdi ilişki ve yazılı cari hesap sözleşmesi bulunmadığı, faturalara konu ürünlerin davacı tarafından davalıya teslim edildiğinin ispat edilemediği, icra inkar tazminatı koşullarının oluşmadığı, bu hususlar gözetilmeksizin Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davalı vekili tarafından ileri sürülen tüm istinaf sebepleri yargılama aşamasında sunulan cevap, itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda bu iddialar ve itirazlar değerlendirilmiş, gerekçeli kararda her bir iddia ve savunma sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır.HMK'nın 359/3 maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonrasında düzenlenen bilirkişi raporuna göre, taraflar arasında mal alım satımına ilişkin bir ticari ilişki bulunduğu, tarafların defter ve kayıtlarının birbirini doğruladığı, davacı tarafından düzenlenen tüm faturaların davalı tarafından itiraz edilmeksizin defter ve kayıtların kaydedilmekle faturalara konu ürünlerin davalı tarafından teslim alındığının karine olarak kabul edildiği, davalı tarafından karinin aksinin ve davacı alacağının ödendiğinin geçerli, yazılı ve kesin bir delil ile ispat edilemediği, davacı alacağının tarafların birbirlerini teyit eden defter ve kayıtları ve faturalar ile likit olduğu ve icra inkar tazminatı koşullarının oluştuğu anlaşılmakla, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi isabetli olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 2.204,48-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 551,13-TL harcın mahsubu ile bakiye 1.653,35-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 05/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.