T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1042 Esas
KARAR NO: 2024/1978 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2020/276 Esas - 2022/339 Karar
TARİH: 31/03/2022
DAVA: Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin)
KARAR TARİHİ: 12/12/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin restoran yıyecek ve içecek hizmetleri sunmak üzere 19/11/2015 tarihinde kurulduğunu, bugün itibariyle müvekkillerinin %10' ar olmak üzere şirketin toplam % 20 ortakları olduğunu, diğer %10' un ... ve %70' inin ...'a ait olduğunu, müvekkillerinin ... ile, ... vasıtası ile tanışmış olduklarını ve restorana ufak hisseler ile ortak olmaya karar verdiklerini, 19/11/2015 tarihinde şirket kuruluşunun yapılmış ve müvekkillerinin üzerlerine düşen ödemeleri yapmış olduğunu, ...'ın mimar olması sebebi ile şirket kuruluşu ve dekorasyon ile ilgili sürecin onun tarafından yürütüldüğünü, ancak restoranın açılışının sürekli ertelendiğini, bu sürede ayrıca ... tarafından müvekkillerinden borç para alındığını, ilerleyen süreçte açılışın yapılmaması ve alınan borcun ödenmemesi sebebi ile müvekkillerinin rahatsız olduğunu, restoranın belirtilen süreden 5 ay sonra açılabildiğini, verilen borcun ise ödenmeyip karşılığında müvekkillerine senet verilmiş olduğunu, şirket açıldıktan sonra şirket ile ilgili tüm yetkinin şirket müdürü ...'da olduğunu, sonrasında ise iki sene kadar önce restoranın kapatıldığını ve müvekkillerinin bundan çok sonra haberi olduğunu, gelinen noktada müvekkillerinin TTK 638 uyarınca çıkma haklarını kullanmak için Mahkeme'ye başvurmadan önce ...'a ihtarname keşide ederek şirketten ayrılmak istediklerini belirttiklerini, ancak bu ihtara bir cevap verilmediğini, davacı müvekkillerinin davalı şirketten ayrılmaları için gerçekleşen haklı sebeplerin; kuruluş aşamasında müvekkillerinden alınan borcun geri ödenmediğini, bunun güven ilişkisini bozduğunu, kuruluştan bu yana şirket müdürü ...'ın tüm işlemleri keyfi olarak yapmış ve müvekkillerine hiçbir bilgi vermemiş olduğunu, genel kurulların yapılmamış veya yapılmışsa da müvekkillerine gerekli çağrıların yapılmamış olduğunu, müvekkillerinin bilgisi dışında ...'ın şirket hisselerini devredip tekrar geri almış olduğunu, restoranın kapatılması gibi önemli bir olaydan dahi müvekkillerinin çok sonra haberi olduğunu, şırketin unvanı ve mallarının diğer ortaklar tarafından şahsi çıkarları için kötüye kullanılmış olduğunu, toplamasına rağmen şirket müdürü ... tarafından vergi borcu ve SGK ödemelerinin yatırılmamış olduğunu, bu sebeple müvekkillerine ödeme emirleri gelmesi üzerine SGK'ya ödeme yaptıklarını, şirketin %80' ini oluşturan diğer ortakların akraba olup müvekkillerini dışladıklarını, şirket ortaklarının toplanarak tasfiye kararı alması sonrasında büyük ortak ...'ın tasfiye için son imzayı atmaktan imtina ettiğini, bu kişinin müvekkillerini arayarak alacaklarından vazgeçmeleri halinde tasfiyeye onay vereceğini bildirdiğini, müvekkilleri tarafından bilgi isteme amaçlı ...'a çekilen ihtara bu kişi tarafından soyut iddialar ileri süren bir cevap verildiğini, sıralanan bu sebepler ile taraflar arasındaki ortaklığın devam etmesinin beklenemeyecek seviyede olduğunu, bu nedenle müvekkillerinin davalı şirketten ayrılmasına karar verilmesini talep ettiklerini; şirketin yaklaşık 2 yıldır gayri faal durumda olduğunu, şirketin reel malvarlığı değerinin çıkarılması ve müvekkillerinin esas sermaye payının gerçek değerine uygun ayrılma akçesi konusunda talepleri bulunmadığını, müvekkillerinin tek arzusunun diğer hissedarlar ile ortaklık ilişkisini bitirmek ve davalı şirketten ayrılmak olduğunu, herhangi bir maddi taleplerinin bulunmamakta olduğunu belirterek, TTK 638 ve devamı maddeler uyarınca müvekkillerinin haklı sebebe dayalı olarak davalı şirketten ayrılmasına karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir. Davacılar vekili 20/10/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile davayı ıslah ederek, ortaklıktan çıkma taleplerinin kabul edilmemesi halinde, şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep etmişlerdir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava dilekçesinin taraflarına ulaşmadığını, yapılan tebligatın usulsüz olduğunu, tasfiye memuruna tebligat yapılmadığını, davacıların ortaklıktan çıkma talepleri sözleşmeye dayalı bir talep ise (TTK 638/1) şirket ana sözleşmesinde ortaklıktan çıkma hakkının düzenlenmemiş olduğunu, davacıların ortaklıktan çıkma talepleri haklı sebebe dayalı bir talep ise (TTK 638/2) bu taleplerini dayandıracakları şartların oluşmamış olduğunu, davacıların ortaklıktaki asli edimleri olan ve şirket ana sözleşmesinde yer alan sermaye taahhütlerini yerine getirmediklerini, ana sözleşmede 24 ay olarak belirlenen bu sürenin 19.11.2017 tarihinde bittiğini, bu tarih itibariyle davacıların şirkete karşı temerrüde düşmüş olduğunu, davacıların şirketle ilgili konulardan haberdar olmadığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, limited şirketlerde ortakların TTK 614 maddesi gereği bilgi alma ve inceleme haklarının her daim mevcut olduğunu, şirket defterlerinin denetime açık olduğunu, davacıların süreç içerisinde şirket mali müşavirinden bilgi aldıklarını, davacıların keşide etmiş olduğu ihtarnamede ortaklıktan ayrılma isteği ile ilgili bir talep bulunmadığını, ihtarnamede tasfiye prosedürünün tamamlanmasının talep edildiğini, davacıların, şirket ortaklarının şirket malvarlığını kendi çıkarlarına kötüye kullandığı iddiasının da gerçek dışı olduğunu, şirketin adına kayıtlı motorsiklet dışında bir malvarlığı bulunmadığını, davacı tarafın asılsız iddialarla açmış olduğu sayısız davanın takipsizlikle sonuçlandığını, davacı tarafın süreç içerisinde tasfiye kararının alındığı genel kurul toplantısı dışında hiçbir toplantıya katılmadığını, genel kurul toplantısı prosedür ve çağrılarının şirket mali müşaviri tarafından usulüne uygun olarak takip edilmekte olduğunu, davacıların göndermiş olduğu 21.02.2020 tarihli ihtarfiâmeye verilen 26.02.2020 tarihli cevapta, davacıların sermaye taahhütlerini yerine getirmedikleri, şirkete karşı temerrüde düştükleri, şirketin yüklü miktarda borcu olduğu, vergi ve masrafların kimlerce karşılanacağı, tasfiye gerçekleştikten sonra alacaklıların tasfiyenin iptaline yönelik dava açması durumunda doğacak borçlar konusunda nasıl hareket edileceği konularının değerlendirilmesi için düzenlenecek genel kurul toplantısına mutlaka katılımlarının istendiğini, davacıların ise 26.03.2020 tarihli ihtarname ile pandemiyi bahane göstererek daha önce olduğu gibi toplantıya katılmadığını, davacıların şirketin tasfiyesine yönelik (TTK 636) taleplerini dayandıracakları şartların oluşmamış olduğunu, şirketin sürekli zarar etmiş, ortakların bilgi edinme haklarına bir müdahalede bulunulmamış, malvarlığının kötüye kullanılmamış olduğunu, davacıların sermaye taahhütlerini yerine getirmemiş ve sorunların görüşüleceği genel kurul toplantısına da bahane göstererek katılmamış olduklarını, davacıların restoranın kar ettiği dönemde ortaklıktan çıkmayı ve hisse devrini düşünmemişler, sermayesini bile ödemedikleri restorana restorana gelip kar paylarını almış olduklarını, işler bozulduğunda ise borç ve sorumluluktan kurtulmak için huzurdaki davayı açtıklarını, iki katlı restoranın kaba inşaat halinde alınmış, inşaat mekanik ve elektrik tadilatlarının davacılar dışındaki diğer ortakların katkılarıyla yapıldığını, neticede davacıların bu davayı açarak ödemedikleri sermaye taahhüdünden kurtulmayı ve borçları diğer ortaklar üzerine yıkmayı hedeflediklerini, sonuç olarak davacı taleplerinin haklı sebebe dayanmadığını, davacıların asılsız iddialarda bulunarak sürekli yeni davalar açtığını, bu davada ise amacın şirkçte karşı olan sorumluluklardan kurtulmak olduğunu belirtmişler ve de netice-i talep olarak açıklanan sebepler ile davacıların şirketin tasfiyesi ve ortaklıktan çıkma talepleri haklı sebebe dayanmadığından ve gerekli şartlar oluşmadığından sermaye taahhütlerini yerine getirmeyip 19.11.2017 tarihinde şirkete karşı temerrüde düşmüş olduklarından ve bu dava ile şirkete karşı olan sorumluluklarından kurtulmayı amaç edindiklerinden; davanın reddine karar verilmesini ve şirkette halihazırda görevli tasfiye memuru olduğundan davacıların buna yönelik taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 31/03/2022 tarih ve 2020/276 Esas - 2022/339 Karar sayılı kararında;" Bu genel açıklamalar ışığında huzurdaki dava değerlendirilecek olursa: şirketin %100 üne sahip pay sahibi olan davacı ile diğer ortağın bir araya gelerek uzun zamandan beri ortaklar kurulunu toplayamadıkları ve yaptırılan zabıta araştırmasına göre davalı şirketin tescilli adresinde faaliyet göstermediği,gibi vergi kaydının da işyerinde faal olmaması nedeniyle resen terkin çalışmasına başlanıldığı,davalı şirketin gayri faal olduğu anlaşılmıştır.Şirketler kâr amacıyla kurulur. Gayri faal olma durumunun süreklilik arzetmesi halinde, ekonomik amacını yitirdiğinin kabulü gerekir.(Yüksek Yargıtay 11 inci Hukuk Dairesi'nin 04/11/2013 gün ve 2013/2984 esas,2013/19604 karar sayılı ilamı) Somut olayda davalı şirketin uzun zamandan beri herhangi bir faaliyetinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda şirket ortakları arasında ortaklık ilişkisini sürdürme iradesinin ve amacının ortadan kalktığı, şirketin hali hazırda gayri faal olduğunun polis tutanakları ve vergi kayıtları ile sabit olduğu, şirket sözleşmesinde yazılı olan amaç ve işletme konusunu gerçekleştirmesinin hemen hemen imkânsız hale geldiği, bunun yanında davacılar, kuruluş aşamasında kendilerinden alınan borcun geri ödenmediğini, bunun güven ilişkisini bozduğunu, kuruluştan bu yana şirket müdürü ...'ın tüm işlemleri keyfi olarak yaptığını ve kendilerine hiçbir bilgi vermemiş olduğunu, genel kurulların yapılmamış veya yapılmışsa da kendilerine gerekli çağrıların yapılmamış olduğunu, kendilerinin bilgisi dışında ...'ın şirket hisselerini devredip tekrar geri almış olduğunu, restoranın kapatılması gibi önemli bir olaydan dahi kendilerinin çok sonra haberi olduğunu, taraflar arasındaki ortaklığın devam etmesinin beklenemeyecek seviyede olduğunu, davalı şirketin yaklaşık 2 yıldır gayri faal durumda olduğunu, tek arzularının diğer ortaklar ile ortaklık ilişkisini bitirmek ve davalı şirketten ayrılmak olduğunu ileri sürmektedir. Davacıların dava dışı ... aleyhine (“özel belgede sahtecilik” ve “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçlarından) suç duyurusunda bulunmuş olması, ortaklar arasında sürtüşme yaşandığını ve ortaklar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiğini göstermektedir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, huzurdaki dava bakımından haklı sebeple çıkma koşullarının oluştuğu kanaatine varılmıştır. Davacılar vekili,terditli dava açarak davacının,davalı şirtek ortaklığından çıkmasına izin verilmesini aksi halde davalı şirketin feshine karar verilmesine talep etmiş olup davacıların asli talebi çıkma olduğundan ve çıkma koşulları oluştuğundan davacıların davalı şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesi gerektiği,şirketin feshi koşullarının tartışılması gerekmediği sonucuna varılmıştır. Çıkma durumunda sözkonusu olabilen payın gerçek değeri; payın, ortaklığın öz varlıkları, kârlılık durumu, dağıtılan kâr payları ve sermaye yapısı gibi çeşitli unsurların dikkate alınarak hesaplandığı değerdir. Kanunda sözü edilen, ortaklıktan çıkarılan pay sahibine ödenecek miktarın payın hesaplanacak gerçek değere göre hesap edilerek ödenmesi, esasen payın değerinin hesap edilmesinde geçerli olan ilkelerden bir tanesidir, ifade edildiği üzere payın gerçek değerine göre hesaplama yapılması, yine öğretide ittifakla kabul edildiği üzere ortaklığın aktif ve pasiflerinin bilanço ve defter üzerindeki değerinden tamamen farklıdır. Gerçek değer yanında, defter üzerindeki değer (defter değeri), payın borsa değeri, işleyen teşebbüs değeri yahut tasfiye değerine göre hesaplama gibi farklı yöntemler de mevcuttur. Gerçek değer, aslen, bir işletme için ticari hayatta üçüncü bir kişinin ödemeyi göze alabileceği değerdir (Erdem, s. 274-276). Ayrılma payının şirket öz varlığının hüküm tarihine en yakın tarihteki rayiç değeri üzerinden hesaplanması da gerekli olup davalı şirkettin rayiç değerler üzerinden borca batık olduğu anlaşıldığından davacılara çıkma payı verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur."gerekçesi ile, ''Davanın KABULÜ ile, davacıların, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünde ... sicil numarasında kayıtlı Tasfiye Halinde ... Limited Şirketi ortaklığından TTK'nın 636/3.maddesi uyarınca haklı sebeple ÇIKMASINA İZİN VERİLMESİNE, Davalı şirketin rayiç değerler üzerinden borca batık olduğu anlaşıldığından davacılar lehine ayrılma akçesi takdirine YER OLMADIĞINA, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın haklı sebeple ortaklıktan çıkması için yeterli şartların oluşmadığını, davacı tarafın iddialarının ispatlanamadığını, Davacı tarafın, kötüye kullanıldığını iddia ettiği malvarlığı ile ilgili somut deliller sunamadığını; davacı tarafın aynı gerekçelerle ve asılsız iddialarla açmış olduğu sayısız davanın takipsizlikle sonuçlandığını, Davacılar ... ve ...'ın; ortaklıktaki asli edimleri olan ve şirket ana sözleşmesinde yer alan sermaye taahhütlerini yerine getirmediklerini; bu hususur bilirkişi raporunda da belirtildiğini; ana sözleşmede 24 ay olarak belirlenen bu sürenin 19.11.2017 tarihinde bittiğini; 19.11.2017 tarihi itibarıyla davacıların, şirkete karşı temerrüde düşmüş durumda olduklarını; davanın, temerrüt halindeki davacıların, borçlu oldukları şirkete karşı açmış olduğu bir dava olduğunu, Şirketin bir takım borçlarının bulunmasında aslen davacıların payının büyük olduğunu; davacıların söz konusu dava ile şirket borçlarından kurtulmayı ve borçları diğer ortaklar üzerine yıkmayı amaç edindiklerini; şirketin tasfiye kararı alındıktan sonra, mevcut borçların yapılandırılması, ortaklara pay edilmesi ve her ay ödenmesi zorunlu masraflarla ile ilgili davalıların toplantıya çağrıldıklarını ancak gelmediklerini, Bilirkişi incelemesi sırasında şirket kuruluşu için gerekli 500.000 TL'yi bulan masrafların ve ayrıca vergi sek muhasebe, motorsiklet giderleri ve diğer birçok borcun diğer ortaklar tarafından ödendiğine ve ödenmeye devam ettiğine dair çok sayıda dekont ve evrak sunulduğunu, bunların bir kısmının bilirkişi raporuna girdiğini, bir kısmının girmediğini; rapora girmeyen hususların ve lokantanın faaliyete geçmesi için gereken masrafların incelenmediğine ilişkin yapmış oldukları itirazların da mahkemece değerlendirilmediğini, Yerel mahkeme tarafından şirkete karşı temerrüde düşmüş olan ortakların haklı sebeple ortaklıktarı çıkmasına izin verilmesinin, hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olduğunu; bununla birlikte yerel mahkemenin ortaklar arasındaki menfaat dengesini gözetmediğini; bu açıdan da verilen kararın hukuka aykırı olduğunu; temerrüt halindeki davacının şirkete karşı haklı sebep ileri sürmesinin mümkün olmadığını, Yerel Mahkeme gerekçeli kararı incelendiğinde, dayanağın TTK hükümlerinden ve kanunlardan ziyade çeşitli akademisyenlerin görüşlerine dayandırıldığının görülmekte olduğunu; bu açıdan da verilen kararın hukuksuz olduğunu, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen gerekçeler, itirazlarının ve ayrıca adil yargılanma ilkesi gereği istinaf dilekçelerinin kabulüne, mahkeme kararının bozularak bu kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, TTK'nın 638. maddesi uyarınca haklı nedenle limited şirket ortaklığından çıkma, bunun kabul edilmemesi halinde TTK'nun 636/3 fıkrası uyarınca şirketin haklı nedenle feshine karar verilmesi istemine ilişkin olup, mahkemece davacıların haklı nedenle çıkma talebinin taleplerinin kabulüne, davalı şirketin rayiç değerler üzerinden borca batık olduğu anlaşıldığından ayrılma akçesi hususunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, karara karşı davalı şirket vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacılar; davalı şirkete %10'a pay ile ortak olduklarını, diğer ortaklardan ...'ın %70, ...'nun ise %10 pay sahibi bulunduklarını, davalı şirketin restoran işletmek amacıyla kurulduğunu, şirket yetkilisi ve müdürünün ... olduğunu, 2015 yılında kurulan şirkete düşük paylar ile ortak olan davacıların kuruluşta üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiklerini, ayrıca ...'in kendilerinden borç aldığını, buna rağmen inşaat halindeki restoranın açılışı yapılamadığı gibi, davacılardan alınan borcun da ödenmediğini, karşılığında senet verildiğini, bu senetlerin ödenmemesi nedeniyle ... aleyhine takip başlatıldığını, yine ... aleyhine özel evrakta sahtecilik nedeniyle suç duyurularında bulunulduğunu, davalı şirketin uzun süredir gayrıfaal olduğunu, şirket mallarının diğer ortakların şahsi ihtiyaçları için kullanıldığını, şirketin vergi ve SGK borçlarının ödenmediğini, dava dışı ve dayı-yeğen olan diğer iki ortağın davacıları dışladıklarını, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin bozulduğunu, en son şirketin tasfiyesine yönelik genel kurul kararı alındığını, ancak aynı zamanda tasfiye memuru olan ...'in tasfiye için son imzayı atmaktan kaçındığını, bunun için davacıların kendisinden olan alacaklarından vazgeçmesini şart koştuğunu, çıkma taleplerine ilişkin gönderilen ihtara, ilgisiz ve soyut cevaplar verildiğini, restoranın dava tarihinden iki sene önce kapatıldığından davacıların çok geç haberi olduğunu, kuruluştan bu yana şirket yetkilisi olan ... tarafından genel kurulların yapılmadığını, yapılmış ise de davacılara haber verilmediğini, şirketin keyfi şekilde yönetildiğini, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin tamamen bozulduğunu ileri sürerek, çıkma payı talepleri olmaksızın haklı nedenle ortaklıktan çıkmalarına karar verilmesini talep etmişler; ıslah dilekçeleri ile davacıların 6102 sayılı TTK 638. madde uyarınca davacının haklı sebebe dayalı olarak şirketten çıkmalarına, aksi takdirde 6102 sayılı TTK 636/3. fıkra 1. cümle uyarınca limited şirketin haklı nedenle feshine karar verilmesini istemişlerdir. Davalı yan; davacılar sermaye taahhütlerini yerine getirmeyerek 19/11/2017 tarihi itibariyle temerrüde düştüklerini, şirket defterlerinin denetime açık olduğu davacıların TTK 614 maddesi uyarınca istedikleri zaman bilgi alma ve inceleme hakkını kullanabileceklerini, şirketin malvarlığında şirket adına kayıtlı motosikletten başka mal bulunmadığını, şirket sermayesinin 60.000,00-TL olduğunu, davalı şirket malvarlığının kötü yönetildiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacıların ortaklıktan çıkma talebiyle ihtarname göndermeyip, tasfiyenin sonlandırılması talebiyle ihtarname gönderdiklerini, davacıların tasfiye kararının alındığı toplantı dışındaki hiçbir genel kurul toplantısına katılmadıklarını, şirketin sürekli zarar etmediğini, davacıların restoranın faal olduğu ve şirketin kar elde ettiği dönemde ayrılma istemeyip, şirket zarar ettiği dönemde ayrılmak istemelerinin hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğini, davacıların ödenmemiş sermaye taahhüdünden ve şirket borçlarından kurtulmak istediklerini, haklı nedenlerin oluşmadığını savunmuştur. Mahkemece tüm deliller toplanarak, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları ile dosya üzerinde bilirkişi heyetine inceleme yaptırılmış, raporda yer alan teknik tespitler ile dosyada mevcut diğer deliller birlikte değerlendirilerek; davacılar ile dava dışı diğer ortakların uzun zamandan beri ortaklar kurulunu toplayamadıkları, davalı şirketin tescilli adresinde faaliyet göstermediği, vergi kaydının işyerinde faal olmaması nedeniyle resen terkin çalışmasına başlanldığı, şirketin gayri faal olduğu gibi borca batık durumda bulunduğu, davacıların davalı şirket hakim ortağı ve tasfiye memuru aleyhine, özel belgede sahtecilik ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçlarından yapmış oldukları şikayet üzerine açılan davanın devam ettiği, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği haklı sebeple çıkma koşullarının oluştuğu, davacıların talebi bulunmadığı gibi, davalı şirkettin rayiç değerler üzerinden borca batık olduğu anlaşıldığından davacılara çıkma payı verilmesine yer olmadığı gerekçeleri ile istinafa konu karar verilmiştir. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; TTK'nın 638. maddesi uyarınca; şirket sözleşmesi, ortaklara şirketten çıkma hakkını tanıyabilir, bu hakkın kullanılmasını belirli şartlara bağlayabilir. Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. TTK'nun 636/3 fıkrası uyarınca her ortak haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin feshine karar verilmesini talep edebilir. Mahkeme fesih yerine payının ödenmesi karşılığında ortağın çıkmasına karar verebilir. Kanunda gerek fesih gerekse çıkma bakımından haklı sebeplerin ne olduğu düzenlenmemiş, bu konuda takdir hakkı somut olayın özelliği nazara alınarak Mahkemeye bırakılmıştır. Buna göre Mahkeme, dayanılan vakıaların gerçekliğini, haklı sebep teşkil edip etmeyeceğini, ileri sürülen sebeplerin tarafın kendisinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını değerlendirerek karar verecektir. Bir sebebin hukuki ilişkinin sonlandırılmasında haklı sebep olarak kabul edilebilmesi için, o hukuki ilişkiyi ileri süren taraf açısından çekilmez hale getirmesi, hukuki ilişkinin devamında bir faydanın kalmaması gerekir. Davalı şirketin sicil kayıtları kapsamından, 60.000,00-TL sermaye ile 19/11/2015 tarihinde kurulduğu, ortaklardan ...'ın 36.000,00-TL, ...'ın 6.000,00-TL, ...'nun 6.000,00-TL, davacı ...'nın 6.000,00-TL ve davacı ...'ın 6.000,00-TL esas sermaye payına sahip oldukları, şirket ana sözleşmesi ile dava dışı ...'nun aksi karar alınıncaya kadar şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili kılındığı; ancak 09/03/2016 tarihli ortaklar kurulu kararı ile ...'ın aksi karar alınana kadar şirketi temsil ve ilzama münferiden yetkili kılındığı, şirketteki hisselerinin tamamını ...'a devrettiği, şirketin 23/01/2019 tarihli ortaklar kurulu kararı ile ... 42.000,00-TL payının tamamını ...'a devrine onay verildiği ve ...'ın ortaklıktan ayrıldığı, şirketin 29/04/2019 tarihli ortaklar kurulu kararı ile şirketin tasfiyesine, tasfiye memurluğuna ...'ın atanmasına karar verildiği, şirketin halen tasfiye halinde olduğu anlaşılmıştır. Sicil kayıtlarına göre şirketin kuruluşundan yaklaşık dört ay sonra yapılan ve ...'ın münferit yetkili seçildiği 09/03/2016 tarihli ortaklar kurulu toplantısından sonra, 23/01/2019 tarihine dek toplantı yapılmadığı, bu tarihten sonraki ilk toplantısının ise üç ay sonra yapıldığı ve tasfiye kararı alındığı, diğer ifade ile şirket ortaklar kurulunun uzun süre toplanamadığının sicil kayıtları ile sabit olduğu, bilirkişi raporundaki mali verilere göre şirketin davacılar dahil tüm ortaklarının sermaye taahhütlerinin yalnızca kuruluşta ödenen %25'lik kısmını ifa ettikleri, şirketin 45.000,00-TL ödenmemiş sermayesi bulunduğunun, şirketin rapor tarihinde kaydı değerleri itibariyle borca batık olduğunun tespit edildiği, davalı şirket aleyhine 28/02/2017, 15/04/2017, 30/05/2017 vadeli çeklere dayalı 2017 ve 2018 yıllarında başlatılmış icra takipleri olduğu, yine 2018 yılında ... tarafından başlatılmış kredi alacağına dayalı ilamsız takip bulunduğu, davacıların tasfiye memuru ... ve eski ortak ... aleyhine yaptıkları şikayet üzerine özel belgede sahtecilik ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçlarından açılan kamu davasının Bakırköy 55 Asliye Ceza Mahkemesi'nde derdest olduğu, bilirkişi heyeti tarafından mahallinde yapılan incelemede şirketin iş yeri olan restoranın kapalı olduğunun, alanda başka işyerlerinin faaliyet gösterdiklerinin tespit edildiği, şirketin tüm demirbaş ve emtialarının haciz işlemi nedeniyle yediemine tevdii edildikleri, şirket adına kayıtlı motosikletin de hacizli olduğu ve yediemin olarak tasfiye memuruna tevdii edildiği, kullanılamaz halde olduğu, davalı şirket tasfiye memuru ve hakim ortak tarafından dosyaya sunulan ve şirket konusu restoranın kaba inşaat halinden çalışır hale gelmesi için şahsi olarak yapıldığı iddia olunan masrafları gösteren faturaların bilirkişi heyetince incelendiği, bunların şahsi yapılmış masraflar değil, hakim ortak ve tasfiye memuruna ait başka bir şirket üzerinden davalı şirkete fatura edilmiş masraflar olduğunun tespit edildiği, tüm bu tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacı şirket ortakları arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu, şirketin kuruluşundan itibaren uzun süre genel kurul toplantısı yapmadığı, şirketin faaliyet konusunu gerçekleştireceği restoranın kapatılmış olduğu ve şirketin uzun süredir gayrıfaal olduğu, tüm mal ve demirbaşlarının haczedilmiş olduğu, borca batık durumda bulunduğu, şirketin kötü yönetildiği, şirketin bu durumunun ortaya çıkmasında şirkette toplam %20 pay sahibi olan davacı ortakların daha ağır kusurlu olduklarına dair delil bulunmadığı, davacılar için ortaklık ilişkisinin devamında bir fayda kalmadığı, davacıların ortaklıktan çıkması için haklı sebeplerin oluştuğu, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, davalı şirketin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç olarak, ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı yanın istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından, istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 210,55-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 12/12/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.