T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/668 Esas
KARAR NO:2024/1708 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2014/1528 Esas- 2021/459 Karar
TARİH:06/07/2021
DAVA:Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:31/10/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ... acentesi olarak özellikle hayat branşında faaliyet gösterdiğini, diğer davalılardan ..., ..., ...'nın müvekkili firmada poliçe satış ve düzenleme görevlerini yürüttüklerini, davalı ...'ın müvekkili şirketten ayrılarak davalılardan ..., davalı ...'un ... Sigortaya, davalı ...'nın da davalı ...Acenteliğine geçtiğini, davalıların müvekkili şirketin portföyünde bulunan sigorta müşterilerine ait özellikle hayat branşındaki poliçeler olmak üzere, sigorta poliçelerini haksız şekilde çalışmaya başladıkları ve davalı olarak gösterdikleri şirketlere geçirdiklerini ve kullanmaya başlayarak menfaat elde ettiklerini, davalı ... Sigortanın ise müşteri portföyünün müvekkili şirkete ait olduğunu bilmesine rağmen portföyün davalılarca kullanılmasına göz yumduğunu, bu nedenlerle müvekkilinin müşteri kaybına uğrayarak zarar ettiğini beyanla neticeten davalılarca müşteri kaybına uğrayan müvekkili firmanın talep edeceği komisyon tutarları ile son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon ve diğer ödemelerinin ortalamasını aşmayacak oranda atanacak bilirkişilerce hesaplanacak tazminattan şimdilik fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.000 TL'nin müşteri portföyünün kullanılmaya başladığı tarihten itibaren işleyecek en yüksek ticari faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... Vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının belirsiz alacak davası açamayacağını, meydana geldiğini iddia ettiği bir zararı var ise bu zararı hesaplayabilecek durumda olduğunu, bu nedenle davacının belirsiz alacak davası açmasının hukuka uygun olmadığını, davacının huzurdaki davada ileri sürdüğü talepler arasında bağlantı olmadığından ve vekil eden ile birlikte davalı olarak huzurdaki davada taraf gösterilen diğer davalılar arasında herhangi bir dava arkadaşlığı da olmadığından vekileden bakımından davanın ayrılması gerektiğini, huzurdaki yargılamada davacının denkleştirme tazminatı ve başkaca zararlarını talep edemeyeceğini, zira müvekkili ile davacı yan arasında akdedilen acentelik sözleşmesinin halen yürürlükte olduğunu, feshedilmediğini, bu nedenle davalının davasının reddinin gerektiğini, davacının müvekkiline karşı olan yükümlülüklerini ihlal ettiğini beyanla neticeten davanın hukuki yarar yokluğundan reddine, davacının ikame ettiği huzurdaki davada; talepler arasında bağlantı ve taraflar arasında herhangi bir dava arkadaşlığı da olmaması nedeni ile müvekkili yönünden HMK 167 madde uyarınca davaların ayrılmasına karar verilmesini, mahkemece usul itirazlarının dikkate alınmaması halinde davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı .... Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının bu iddialarına ilişkin taleplerini sadece ana firmaya yöneltebileceğini, dava dilekçesinde haksız rekabet teşkil eden eylemlerin varlığının iddia edildiğini, ancak kanunun tüketicinin de menfaatine olan rakipler arasındaki rekabet edilmesini değil haksız rekabeti yasakladığını, bu nedenle kanunları dar yorumlayıp her türlü rekabetin yasaklandığı sonucuna varılmaması gerektiğini, poliçe bilgilerini aldığı iddia edilen ...'ın müşterilerinin tamamını kendi yakın çevresi vasıtası ile bulmuş olduğunu, bu müşteriler ile halen sosyal hayatını devam ettirdiğini beyanla neticeten davacının iddia ettiği ihtarname ve diğer sürecine müvekkili şirketin müdahil olmaması ve gerçekleştiği iddia edilen eylemlerin müvekkili tarafından gerçekleşmemesi sebebiyle davanın husumet yokluğundan reddine, vuku bulmuş bir haksız rekabet fiilinin olmaması nedeniyle de davanın esastan reddine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle usule ilişkin itirazlarda bulunmuş olup, akabinde esasa ilişkin olarak ise davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığı, hatta kendilerinin iddia edilenin aksine ... ile hayat branşında çalışmadıklarını, davalı şirketin kurucularının davacının eski ortağı olduğu ve firmanın 4 yıl önce kurulduğu, kurulduktan 4 yıl sonra da iddia edilen şekilde bir yola girmelerinin mümkün olmadığını, davacının iddialarına mesned olarak davalı ...'un müvekkili firmada çalışmasını gösterdiklerini ancak davacının kanun maddesini dayanak gösterdiği bir tek eylem ya da davranışın kendilerince uygulandığını gösteren somut bir bilgi ve belgenin dava dilekçesinde ibraz edilmediğini, haksız rekabeti önlemek adına uygulamada bir müşteri acentesini değiştirmek istediğinde sigorta şirketinin bunu müşteriye bildirdiğini, acentenin müşterisini ikna edememesi durumunda müşterinin o acente portföyünden çıktığını, bunun yanında işin aslının davacının yapmış olduğu anlaşma ile müşterilerinin sağlık poliçelerini ... Sigortadan yaptırmak hususunda baskıcı olduğunu, davacının diğer sigortaların poliçe fiyatlarını daha pahalı gösterdiğini, bundan hoşnut olmayan müşterilerin de başka acente aramaya başladıklarını, davacının iddia ettiği üzere haksız rekabetin mevcut olmadığını, müşterilerin kendi istek ve özgür iradeleri ile kendilerini seçtiklerini, davacının ... Sigorta ile belirlediği çalışma prensiplerinin ne müşteriler ne de çalışanlar tarafından benimsenmediğini, davacının müvekkilinin haksız rekabete aykırı yollarla müşterilerini ikna ederek kendi portföyüne dahil ettiği iddiasını somut bilgi ve delillerle ortaya koymasının gerektiğini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; usul yönünden itirazlarda bulunmuş olup, esas ilişkin olarak TBK madde 444 gereği işçinin iş akdi bittikten sonra işveren ile rekabet etme yükümlülüğünün bulunmadığını, TTK'nın 122. maddesi yönünden ise talep edilecek tazminatın sigorta şirketinden talep edilebileceğini, ayrıca aksi düşünülse dahi davacının acentelik sözleşmesi sona ermediğinden dolayı şartları oluşmadığından bu nedenle talepte bulunamayacağını, TTK'nın 55.maddesi yönünden de haksız rekabetin mevcut olmadığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; usule ilişkin itirazlarda bulunmuş olup, esas ilişkin olarak ise davacının TTK m.122 kapsamında talep ettiği denkleştirme tazminatın sadece sigorta şirketine yöneltilebileceğini, diğer yandan müvekkilinin davacı tarafından haksız şekilde işten çıkarılarak yasal haklarının ödenmediği ve yargılamanın devam ettiğini, müvekkilinin müşterilerinin tamamının kendisi ve yakın çevresinden oluştuğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 06/07/2021 tarih 2014/1528 Esas- 2021/459 Karar sayılı kararında; "Dava, haksız rekabet kapsamındaki eylemler nedeniyle oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir....Davalı ..., ..., ... yönünden incelemede; davacı şirketin eski çalışanları olan davalılara yöneltilen uyuşmazlığın, davalılar tarafından davacı şirketin portföy bilgilerini kullanmaları sebebiyle haksız rekabet teşkil eden fiillerde bulunmaları ve bu eylemler neticesinde doğan zararın tazminine ilişkin olduğu görülmektedir.Rekabet yasağı borcu iş sözleşmesi devam ettiği sürece sadakat borcunda, iş sözleşmesinin sona ermesiyle de rekabet yasağı sözleşmesinde kendini göstermektedir. Rekabet yasağı sözleşmesi olmadığı takdirde iş sözleşmesinin sona ermesiyle sadakat borcuna bağlı olarak da rekabet borcu sona ermektedir. Huzurdaki davanın tarafları arasında rekabet yasağına ilişkin sözleşme bulunduğuna dair herhangi bir bilgi ya da belge ibraz edilmemiştir.Anayasa madde 48 doğrultusunda benimsenmiş olan serbest piyasa ekonomisini korumak amacıyla rekabet ortamının varlığı dürüstlük kuralları çerçevesinde kabul edilmiştir. Rekabet ortamında meşru olmayan eylemlerde bulunmak sağlıklı işleyen rekabet ortamına zarar verdiği için haksız rekabet teşkil etmekte ve kanun koyucu bu eylemleri koruma altına almaktadır.Türk Borçlar Kanunu madde 57'de düzenlenen haksız rekabet hükmüne göre "Gerçek olmayan haberlerin yayılması veya bu tür ilanların yapılması ya da dürüstlük kurallarına aykırı diğer davranışlarda bulunulması yüzünden müşterileri azalan veya onları kaybetme tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu davranışlara son verilmesini ve kusurun varlığı hâlinde zararının giderilmesini isteyebilir."Haksız fiilin özel bir görünümü olan haksız rekabet kurumunda da rekabet ilişkisi bulunan taraflar arasında taraflardan birinin hukuka aykırı hareketiyle diğer tarafa zarar vermesi gerekmektedir. Haksız rekabetin söz konusu olması için haksız fiilden farklı olarak kusur aranmazken, zarar gören tarafın aldatıcı ticari uygulamalar sonucunda zarar gördüğünü kanıtlaması gerekmektedir. Dolayısıyla hem zararın hem de bu zararla fiiller arasındaki illiyet bağının ortaya konulması gerekmektedir.Davacının sigorta acentesi olarak faaliyet görterdiği görülmektedir. Davacının, bu kapsamda sigorta sözleşmelerinde müşterilerini temsil ederek, sigorta sözleşmesi yapmak isteyenlerle sigorta şirketlerini bir araya getiren, sigorta sözleşmesinin akdinden önceki gerekli hazırlık çalışmalarını yapan ve gerektiğinde bu anlaşmaların uygulamasında, özellikle tazminatın ödenmesinde, yardımcı olarak faaliyet yürüttüğü anlaşılmaktadır. Davalıların, davacı şirketin müşterilerin ad ve soyadları, meslekleri, adresleri, telefon numaraları, yaptırdıkları poliçeler ile zamanını ve parasal boyutu, müşteri çevresine ilişkin bilgileri bildiği iddia olunmaktadır. Davalıların bu bilgilere sahip olması ve bu bilgileri kendi yararına kullanıyor olması haksız rekabet açısından yeterli olmazken ayrıca bu bilgilerin kullanımının işverene zarar vermesi ve müşteri kaybına uğratması gerekmektedir. Bu hususların ve yasada öngörülen geçerlilik koşullarının ispat yükü ise Türk Medeni Kanunu madde 6 uyarınca işverene aittir.Davacının işi, müşterilerin sigortalanabilir menfaatlerini en iyi koşul ve fiyatta sigorta şirketlerine sigorta yapılmasında aracılık etmek olarak tanımlanmaktadır. Bu kapsamda müşterisinin sigortalanabilir menfaatine ilişkin sigorta şirketinden fiyat ve özel şart teklifleri alarak müşterilerine seçenek sunarak müşteri tarafından kabul edilen teklifin poliçeleştirilmesine komisyon karşılığı aracılık etmektedir. Yani davacıya aracılık etmesi için talebin müşteriden gelmesi gerekmektedir. Müşteri, aracı kurumu tercih etme hakkına sahiptir. Aynı iş için birden fazla acente ile de çalışabilir, teklif alabilir veya koşullan daha iyi sunan şirketlere geçiş yapabilir.Davacı tarafından davalıların, müşteriler ile iletişime geçerek yeni işe girdiği aracılık şirketine iş aktarılmasında bulunduğuna ilişkin delil ibraz olunmamış, davalı ... ile mail yazışmalarından poliçelerin vade bitiminde yenilemelerinin başka bir acentenin partajından yapıldığı hususunda yazışmalar sunulmuştur. Kaldı ki haksız rekabetin kabul edilebilmesi için davalıların müşterileri yeni işe başlamış oldukları acentelere aldatıcı ve dürüstlük kuralına aykırı fiilleri sonucunda aktarması ve/veya müşterilerin eski acentelerle olan sözleşmelerini sonlandırmaya hukuka aykırı fiillerle teşvik etmesi gerekmektedir. Zira aksi takdirde, davalıların kişisel bilgi ve tecrübelerini kullanma hakkı engellenmiş olur. Birçok serbest meslekte müşteri ile ilişkiler kişisel kabiliyete dayanır. Şahsi yetenek ve niteliklerin önemli olduğu serbest mesleklerde işçinin müşterileri tanıması, kendisine doğrudan doğruya bir fayda sağlamaz. Kişisel yeteneği ve tecrübesini onaylayan müşteriler onunla çalışmayı tcrcih edebilecektir. Haksız rekabet hükümleri, müşterilerin tercihlerine tahdit konma amacı ile kullanılamaz. Çalışma hakkına sahip olan herkesin bir yerde tecrübe kazanma ve daha sonra deneyimli olarak bir başka işverenin yanında işe başlama hakkı vardır. İşçinin çalışma ve sözleşme özgürlüğünün anayasal hak niteliği taşıması, bu hakkı sınırlayan yasa kurallarıyla rekabet yasağına ilişkin sözleşme hükümlerinin dahi şüphe halinde dar yorumlanması gerektiği doktrinde kabul edilmektedir.Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgeler ile dinlenen tanık beyanlarından davalıların, davacıya ait müşteri çevresini yakından tanıdığı, müşterilerle birebir görüşme yaparak şirket adına iş kabullerini yapacak pozisyonda olduğu, şirketin fiyat politikasını ve ticari yapısı ile diğer ticari sırlarını bildiği anlaşılmaktadır.Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin sona ermesinden ötürü, artık kanuni rekabet yasağının kapsamında olmayan bu kişilerin rekabet oluşturabilecek eylemlerde bulunma özgürlüğü, bu kez doğrudan kanun tarafından değil tarafların ortak iradesiyle kabul edilen sözleşme hükmüyle sınırlandırılabilir. Ancak taraflar arasında bu yönde bir sözleşme bulunmamaktadır. Bu noktada taraflar arasındaki rekabet serbest piyasa ekonomisi kapsamında korunmakta ama Türk Medeni Kanunu madde 2'ye aykırılık teşkil eden aldatıcı fiiller engellenmektedir. Davacı taraf davalıların işten ayrılmasıyla uğranılmış olan bir takım zararlarım sunmuş olsa da bu zararların davalıların haksız fiilleriyle oluştuğuna yönelik bir ispat dosya kapsamında bulunmamaktadır. Davalı ... yönünden incelemede; Sigortacılık Kanunu 23/16. maddesi "Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa; sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkı düşer."Türk Ticaret Kanunu madde 122 uyarınca denkleştirme istemi, "(1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkım kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. (2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır." şeklinde düzenlenmiştir. Denkleştirme istemi bir diğer adıyla portföy tazminatı için acentelik sözleşmesinin sona ermesi, acentenin yeni müşteriler kazandırmış olması, acentenin ücret kaybına uğraması ve denkleştirme ödemesinin hakkaniyete uygun olması koşullarının sağlanması gerekmektedir. Denkleştirme istemi için diğer koşullara bakmadan önce sözleşmenin sona ermiş olduğuna bakmak gerekmektedir zira acentelik sözleşmesinin sona ermesi denkleştirme istemi için ön koşuldur.Davalı şirketin faaliyet konusu olan "hayat" portföyü dikkate alındığında bahse konu portföyün uzun döneme tekabül ettiği, diğer sigorta branşları gibi periyodik her yıl yenilenen poliçeler olmadığı, acentelik dönemi sona erdikten sonra da davalı şirketin poliçe prim kazancının başka şirkete devir hakkının kullanılmaması halinde devam edeceği, bu nedenle de davacının acentelik sözleşmenin feshedilmesi ve fesihte davacı acentenin kusurlu olmaması halinde portföy tazminatına hak kazanacağı kabul edilmektedir.Öte yandan davacı ...'nin Acentelik Sözleşmesi'ni feshetmeyerek sözleşmeyle bağlılığının devam ettiği görülmektedir. Dolayısı ile davacının davalı ... şirketinden "sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra" şartı sağlanmadığından portföy tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır. Bir diğer davacı iddiası olan davalı şirketin ayrımcılık yaptığı, portföyü şirketi ile sözleşme ilişkisinde olan diğer acentelere devrettiği ve iyi niyet kurallarına aykırı hareket ettiğine ilişkin delil bulunmadığından bu hususta değerlendirme yapılmamıştır. Fakat yine de davalı ... şirketinin acenteler arasında portföy devri gerçekleşmiş olması halinde bu hususa göz yumarak elde edeceği bir menfaati bulunmadığı, her koşulda şirket portföyünün değişmeyeceği görülmektedir.Haksız rekabet hususunun burada da incelemesinin yapılması gerektiği takdirde tarafların tacir olması sebebiyle Türk Ticaret Kanunu madde 54'ün dikkate alınması gerekecektir. Yukarıda da açıklanmış olduğu üzere yine aldatıcı ve dürüstlük kurallarına aykırı davranışlar haksız rekabet teşkil edecektir. Ayrıca Türk Borçlar Kanunu'ndaki düzenlemeye ek olarak burada madde 55 ile sınırlı sayıda olmayacak şekilde başlıca haksız rekabet teşkil eden davranışlar sayılmıştır. Ancak davalı işçiler açısından yapılmış olan açıklamalar burada da geçerli olmaktadır ve davalı tarafın ticari teamüllere uymayan aldatıcı haksız fiillerde bulunduğu kanıtlanamamıştır.Davalı Acenteler yönünden incelemede;Anayasa'nın 167. maddesi uyarınca Türk ekonomisi serbest rekabet ilkesi üzerine kurulmuştur. Anayasa'nın 48. maddesine göre de herkes dilediği alanda çalışma, sözleşme ve Özel teşebbüsler kurma özgürlüğüne sahiptir. Bu ilkeler ve özgürlükler çerçevesinde piyasa dinamiklerini de korumak adına haksız rekabet hükümleri düzenlenmiştir. Rekabet, başkalarının hak ve menfaatlerini ihlal etmediği sürece kanuna uygun ve haklıdır; fakat Türk Ticaret Kanunu madde 54 ila 63 arasında düzenlenmiş olan bu hükümler uyarınca dürüstlük kuralına aykırı olarak; iyi niyetli olmayarak hareketlerde bulunmak haksız rekabet teşkil eder ve yaptırıma bağlı tutulmuştur.Haksız rekabet ika edildiğine yani dürüstlük kuralına aykırı şekilde yararlanma sağlandığına yönelik iddiası olan davacının bu yöndeki iddialarını ispat etmesi zorunludur. Ne var ki, davacı davalılar tarafından haksız olarak kazanılan müşterilere ve edinilen menfaatlere yönelik bulguları ispat etmiş durumda değildir. Davacının müşterilerinin eski personellerinin işe girdiği şirketler, davalı konumunda olan ...'ye bağlı diğer acenteler ile çalışılsa dahi müşteri inisiyatifine bağlı olan acente tercihinde davalı acentelerin haksız bir şekilde rol almış oldukları da yine davacı tarafça ispatlanamamıştır.Müşteriler adına düzenlenen poliçelerin vade bitiminde yine müşterinin tercihi ile başka acentenin portföyüne geçilmesi acentenin müşteri ilişkisi kapsamında olmakla birlikte yine de müşterinin tercihidir. Bu kapsamda müşterilerin tercihlerine kısıtlama getirilmesi kişilerin sözleşme özgürlüğünün kısıtlanmasına sebebiyet verecektir.Vade bitiminde poliçenin devamı veya başka bir acente ya da şirket tarafından poliçenin tanzimi tamamen sigortalı müşterinin tercihine dayanmaktadır. Davalıların haksız rekabetinin varlığı dosya kapsamında sabit değildir.Netice itibariyle eldeki davada yukarıda yapılan tüm açıklamalar, tanık beyanları ve bilirkişi raporu doğrultusunda, davalıların davacının iddia ettiği zarardan sorumluluklarının bulunmayacağı kanaatine varıldığından ispatlanamayan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile ''Davanın reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1528 Esas - 2021/459 Karar sayılı kararının kaldırılması gerektiğini, 24/05/2019 tarihli bilirkişi raporunda, bilirkişiler tarafından belirtilen eksiklikler giderilmeden karar verildiğini, 24/05/2019 tarihli bilirkişi raporunun 11. sayfasında davalı ...'den müvekkili şirketin yıllar itibariyle ne kadar üretim yaptığı ve bu üretime ilişkin verilerin temin edilemediği, ayrıca yerinde incelemede şifahen talep edilen bilgilerin temin edilemediğinin belirtildiğini, 15/03/2021 tarihli ek bilirkişi raporunda 4. sayfasında mali yönden inceleme kısmında; müvekkilinin taleplerini karşılayacak mali verilerin davalı ... uhdesinde olduğu açıklamasının yapıldığını, iş bu kök ve ek rapor doğrultusunda Mahkemece ... A.Ş.'den belirtilen eksiklikler tamamlanmadan karar verilmiş olmasının yasaya aykırı olduğunu;Mahkemenin 07/02/2017 celse tarihli ve 7 nolu ara kararı gereği ... A.Ş.'ye müzekkere yazılmasına karar verdiğini, davalı ...'ye ara karar gereğince müzekkere yazılarak müvekkili acenteye ait yenilenmeyen poliçelerin hangi acente vasıtası ile yenilendiğinin bildirilmesi ve düzenlenen poliçelerin gönderilmesinin talep edildiğini, ancak davalı ...'nin müzekkere cevaplarına uygun olarak herhangi bir belge ve cevap vermemiş olduğunu, bu hususun, bilirkişi kök ve ek raporlarında ısrarla belirtildiğini ancak Mahkeme tarafından bilirkişilerin belirttiği eksiklikler giderilmeden karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini; Davaya konu olayda haksız rekabetin söz konusu olduğunu; davalıların, davacı tarafından haksız rekabet olarak nitelendirilen ana eyleminin, davalı .... A.Ş.'nin acentesi konumundaki davacı şirketin eski çalışanlarının, yani diğer davalıların, davacının portföyünde bulunan (özellikle hayat-sağlık sigortası) sigorta müşterilerini ve doğal olarak poliçelerini, haksız bir şekilde, çalışmaya başladıkları veya yeni ortak oldukları ve davalı olarak gösterilen...'nin diğer sigorta acenteliklerine geçirmeleri, ilgili sigorta acentelerinin de bu portföyü kullanarak menfaat elde etmeleri, davalı ...'nin bahse konu müşterilerin davacıya ait olduğunu bildikleri halde buna göz yummaları, müşterilerin acenteliğini yaptığı sigorta şirketleri ile sözleşmelerini kendisiyle sözleşme yapmalarını sağlamak amacıyla sona erdirmeye yöneltmek olarak nitelendirilebileceğini;Türk Hukuku'nda sözleşmeyi sona erdirmeye yöneltmek eyleminin ilk olarak 6102 sayılı TTK ile özel olarak pozitif hukuk düzenlemesine kavuşturulduğunu, gerçekten TTK m.55/1-b.1 uyarınca "Müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek" fiilinin başlıca haksız rekabet fiilleri arasında sayıldığını, TTK m.55/1-b.1 açısından "Müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek" eyleminin haksız rekabet oluşturması için müşterileri kendisiyle sözleşme yapmak için sözleşmeye aykırı davranmak konusunda ayartması gerektiğini, buna göre hükmün uygulanabilmesi için gerekli şartlardan ilkinin, sözleşmeyi sona erme de dahil ihlale yöneltilecek kişinin "müşteriler" olması gerektiğini; Davaya konu olayda tartışmasız olan bir diğer hususun, davacı müşterilerinin davacıyla aralarındaki sözleşme ilişkisini davacının, davalı konumundaki eski çalışanlarının ortak olduğu ya da çalışmaya başladıkları diğer davalı şirketlerle sözleşme yapmak amacıyla sona erdirdikleri olduğunu, bu husus, davalıların da beyanlarında yer alan, müşteriler tarafından imzalanan " ... Ltd. Şti.'nin yürütmesini talep ediyorum." şeklindeki beyan yazısından anlaşıldığı gibi, taraflar arasında bu hususta bir tartışmanın da bulunmadığını, bu durumda TTK m.55/1-b.1 açısından incelenmesi gereken son hususun, müşterilerin, davacı ile olan sözleşme ilişkisini davalılarla sözleşme akdetmelerini sağlamak amacıyla davalıların yönlendirilmesiyle akdedip akdetmedikleri olduğunu, müşterilere sunulan ve imzalatılan bu formların maktu olduğunu;Müşteriler tarafından yukarıda belirtildiği şekilde imzalanan bir beyanın, müşterilerin yönlendirildiği hususunda karine kabul edilmesi gerektiğini, müşteriler kendi özgür iradeleriyle, her hangi bir yönlendirmeye tabi olmadan acente değiştirmek isteselerdi, bu yönde bir beyanı imzalamalarına hiçbir ihtiyaç bulunmadığını, zira her müşterinin dilediği zaman acentesini değiştirmek hakkına sahip olduğunu, mevzuatta buna engel bir düzenleme bulunmadığını, bu husus göz önünde bulundurulduğunda, herhangi bir yükümlülükleri bulunmamasına rağmen müşterilerin yukarıda belirtildiği şekilde bir beyanı, yönlendirme eylemi bulunmadan sanki müşterilerin tamamen kendi özgür iradeleri ile acentelerini değiştirdikleri izlenimini vermek amacıyla imzaladıkları kanaatini uyandırdığını, tüm müşterilerin aynı beyanda bulunmasının, beyanların matbu bir yazı şeklinde olmasının, bu yazıların müşterilerin irade beyanını yansıtan bir belge değil, formaliteyi tamamlamak amacı ile hazırlanmış bir form niteliğinde sayılması gerektiği sonucuna varmayı gerekli kılacağını;Bunun yanı sıra, dava dosyasında müşterilerin davacının acentesinden ayrılmasını gerektirecek, acentenin hizmetinden ya da poliçe fiyatlandırılmasından memnuniyetsizliklerini gösteren somut bir delile de rastlanmadığını, tam aksine davacının sunmuş olduğu koşullardan daha ağır koşullarla davalılarla sözleşme ilişkisine girdiklerinin anlaşıldığını, davalılardan ...'ın cevap dilekçesindeki beyanlarına göre, kendisi tarafından verilen tekliflerin, davacı ... Sigorta tekliflerine göre çok daha yüksek olmasına karşın müşteriler tarafından kabul gördüğünü, takdir edileceği üzere, hiçbir müşterinin, daha az bir bedelle sözleşme ilişkisini sürdürmek varken, herhangi bir yönlendirmeye maruz kalmadan özgür iradesiyle çok daha yüksek bedeller ödemeyi kabul ederek acentesini değiştirmeyeceğini, bu hususun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı ... Şti.'nin savunmasında belirtildiği gibi müşterilerin rekabet nedeniyle mevcut acente (davacı) dışında bir tercihi olacak ise hayatın olağan akışına göre bunun verilen düşük teklife göre karşılık bulması gerektiğini, bir diğer ifadeyle, firmalar arasındaki rekabet nedeniyle müşteriler şirket değiştirdiyse, davacının düşük teklifine karşılık, davalı şahıs ... tarafından verilen yüksek teklifin kabul görmemesinin gerektiği, satılan hizmetin bir sigorta poliçesi olduğu ve acentenin salt aracılık hizmetini üstlendiği, bu şartlar altında yüksek teklifin müşterilerce kabul görmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu hususun dahi başlı başına yönlendirme eyleminin varlığını kanıtlamaya yeterli olduğunu, bu formların davalı şahısların davacı şirketten ayrılarak yeni bir şirket kurmak veya o şirkete gitmek ve davacı portföyünü kurduğu bu yeni şirkete aktarmak için davacı yanın müşterilerini ayartma planının başlangıcını, her ne kadar takdiri bir delil olsa da, kanıtlanması açısından son derece büyük bir önem arz ettiğini;Davalı ...'ın halen İstanbul Sicil Memurluğu'nda ... sicil numarası ile 25.000 TL sermaye ile kayıtlı diğer davalı ...Şti.'nin 23.750 TL tutarlı sermayesine sahip olduğunu, davalı şirketin 20 Mart 2014 tarihinde kurulduğunu ve iş bu davanın da 12 Kasım 2014 tarihinde açıldığını, yani davanın açılmasından kısa bir süre önce işten ayrılan davalı ...’ın kendi şirketini başka bir ortağın üzerinden kendi üzerine aldığını, diğer davalı ...’nın davalı ...'ın neredeyse tamamının kendisine ait olan bir şirket olduğunu, ...’ın halen ticaret sicili kayıtlarına göre bu şirketin münferinden imza yetkilisi olduğunu, davalı ...’ın, davacının yanından ayrıldıktan bir müddet sonra 24.12.2014 tarihinde, yani iş bu dava açıldıktan yaklaşık 40 gün sonra, aynı yılın Mart ayında kurulmuş bir sigorta şirketinin hisselerinin neredeyse tamamını üzerine aldığını, tüm bu işlemler silsilesinin davalı ...'ın şirkette çalışırken aslında şirketin müşteri portföyünü kendi şirketine aktarmayı düşündüğüne karine oluşturduğunu, davalı ...Şirketinin kuruluşunun, davalı ...'ın davalı ... şirketinin hisselerini kendi üzerine almadan 6 ay öncesine, yani 20.03.2014 tarihine dayandığını, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davalı eski davacı çalışanı ...'ın, davacı şirketten ayrıldıktan sonra kendi sahibi olduğu şirket üzerinden, davacının portföyündeki sağlık sigortası yaptırmış müşterilerinin davacıyla aralarındaki sözleşmesinin sona erdirilmesine yönetilmesine (ayartma) ilişkin olarak TTK m.55/1-b.1 fiilini gerçekleştirmiş olduğu sonucunun ortaya çıktığını;TTK m.54/2 uyarınca; rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamaların haksız ve hukuka aykırı olduğunu, bu hükme göre bir fiilin haksız rekabet oluşturması için, ticari davranış ve uygulamanın mevcut olması ve bu davranışın veya uygulamanın aldatıcı ve diğer şekilde dürüstlük kuralına aykırı olması ve son olarak da rakipler veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkilerin bu davranışlar sonucunda etkilenmiş olması gerektiğini;Bu bağlamda, haksız rekabet hukukunun konusunun, dürüstlük ilkesine aykırı ticari yöntem ve uygulamalara karşı emeğin korunması olduğunu, bu sebeple haksız rekabet hukukunda emek ilkesinin hakim olduğunu ve korumanın temelini oluşturduğunu, dürüstlük kuralına aykırı olmamak şartıyla herkesin başkasının emeğinin sonuçlarından faydalanarak daha iyisini gerçekleştirmek ve rekabete katılmak hakkına sahip olduğunu, dürüstlük kuralının ihlal edildiği andan itibaren korumanın başladığını;Buna göre, bir kimsenin emek ve gayret göstermeden kullandığı araçlar, başkasının ticari faaliyetlerine kısmen veya tamamen engel oluyorsa veya onları rekabet dışına çıkarıyorsa buradaki rekabetin, haksız rekabet olacağını, çünkü emek ilkesine dayanılmadığını, buna göre bir tacirin, kendisinin uygun bir emeği veya gayreti olmaksızın başkasının emeğinden faydalanması, rakibini kötülemesi ya da tüketicinin talebini yanlış ya da yanıltıcı beyanlarla etkileyerek serbest rekabette kendisine haksız bir üstünlük sağlaması durumunda haksız rekabetten söz edileceğini;Yargıtay’ın da emek unsurunun ihlali niteliğinde parazit rekabet kavramına kararlarında yer verdiğini, HGK 07.07.2020 tarih ve 2010/11-396 E - 2010/371 K sayılı kararında parazit rekabeti tanımladığını, bu açıklamalar doğrultusunda davacının uzun zaman şahsi emeğiyle oluşturduğu hazır müşteri portföyünün, hiçbir emek harcamadan kendi portföyüne katılmasının parazit rekabet oluşturduğunu ve TTK m.54/2 kapsamında haksız rekabet teşkil ettiğini;Davalıların, yukarıda tek tek haksız rekabet oluşturduğu tespit edilen davranışlarına bütüncül bir yaklaşımla ve bu ilkeler ışığından bakıldığında, davalıların, davacı tarafından oluşturulan müşteri portföyünden herhangi bir emek harcamadan, bu unsurlardan kendi ticari faaliyetlerinde faydalanmak amacıyla davacıyla aralarındaki sözleşmesel iş ilişkilerini sistematik ve planlı bir şekilde sona erdirmeye yönlendirdiklerini, davalıların yukarıda sayılan eylemlerinin her birinin TTK m.54/2 kapsamında dürüstlük kuralına ve ticari uygulamalara aykırı olduğunu, dosyadaki bilirkişi raporunda davalıların eylemlerinin tek tek haksız rekabet olarak değerlendirilmemesinin tamamen davalı ...Ş'nin Mahkemece talep edilen evrakları sunmamasından kaynaklandığını, dolayısıyla, davalıların eylemlerinin yukarıda tanımı ve şartları açıklanan ayartma eyleminin tanımı ve şartlarına tam olarak uyduğunun ve TTK m.54 uyarınca haksız rekabet oluşturduğunun Mahkemece dikkate alınmadığını ve incelenmediğini;Davalı ...’ın davacı şirketten ayrılarak başka bir şirkette çalışmaya başlamadığını, davalı ...’ın, davacı şirketten ayrılmadan önce kurulmuş ve davalı ... ayrılana kadar hiçbir acentelik faaliyeti olmayan bir şirkete (davalı vav sigorta) ayrıldıktan sonra tüm hisselerini eşi ile beraber satın alarak ortak olduğunu, bu şirkete de diğer davalı ... 'den acentelik aldığını, bu durumun somut olarak davalı ... ile davalı ... arasındaki fiili iş ilişkisini ortaya koyduğunu ve haksız rekabete karine teşkil ettiğini;Bilirkişi raporunda mali bilirkişinin, davalı ... şirketinin ticari defterlerini ve davaya konu verileri ibraz etmediğini tespit ettiğini, davalı ... 'nin mali kayıtlarının davanın gelişimi açısından büyük önem arz ettiğini, ancak davalı ... ısrarla mali kayıtlarını sunmayarak bilirkişilerin inceleme yapmasına engel olduklarını çünkü bu veriler ile; davalı ... ve davalı ...'ın hakim ortağı olduğu ....Şirketi'nin davacı müşterilerinden elde ettikleri faydanın ve davacının ne miktarda bir komisyon gelirinden mahrum kaldıklarının, davalı ...'nın halen davacı eski müşterilerinin yüzde kaçı ile poliçe yenilediğinin ortaya çıkacağını ve buradaki "bağlılık oranına" göre önümüzdeki 10 yıl içerisinde ne miktarda poliçe yenileyebilecekleri yönünde kanaat oluşacağını, yine davalı ... şirketinin hangi tarihte davalı Mafpre şirketi ile faaliyete geçtiğinin ve müşterilerinin yüzde kaçının davacı yanın eski müşterisi olduğunun tespit edilebileceğini; Davalı yanların bilirkişi raporlarına yaptıkları temel itirazın "haksız rekabetin" ispat edilemediği yönünde olduğunu, dosya kapsamında davalı ...'ın davacının yanından ayrıldıktan sonra iş hayatına işçi olarak değil işveren olarak devam etmiş olmasının haksız rekabetin varlığı açısından yeterli emarelerden biri olduğunu, davacı yanın portföyünde bulunan (özellikle seneler geçtikçe şirket değiştirmesi mümkün olmayan) sağlık poliçelerinin davalılar tarafından kendi çalıştıkları/sahibi oldukları şirketlere aktarılması sonucunda, davacının yıllarca devam edecek bir prim gelirinden mahrum kaldığını, yıllar ilerledikçe tahsil edilecek primin sigortalıların yaşları ile doğru orantılı olarak artacağını, başka bir ifade ile; davacı şirketin hem enflasyon farkı, hem de poliçesi düzenlenen sigortalıların yaşlılığından dolayı ortaya çıkacak artıştan elde edilecek prim farkından mahrum kalacağını, iş bu tablo içerisinde, öncelikle davacıların portföyünden çıkan sigortalıların icmalinin davalı ... tarafından listelenmesi ve Mahkemece bu belgelerin incelenmesi gerekirken, eksik inceleme ile karar oluşturulduğunu;Davacı şirket verilerine göre 2009 yılında davacının toplam üretim miktarının 4.008.696 TL, elde ettiği komisyonun ise 1.079.517 TL olduğunu, 2010 yılında davacının 4.368.920 TL üretim yaparak bundan 1.079.293 TL komisyon elde ettiğini, 2011 yılındaki üretimin 4.718.293 TL olup elde edilen komisyon tutarının 957.104 TL olduğunu, 2012 yılında davacının toplam üretiminin 5.067.339 TL, elde ettiği komisyonun ise 1.165.146 TL olduğunu, bu üretimdeki davalı ...'ın uhdesindeki portföy üretiminin 543.572 TL, komisyon karşılığının ise 125.046 TL olduğunu, yine bu üretimden davalı ......'ın uhdesindeki portföy üretiminin 462.414 TL, komisyon karşılığının ise 107.26 TL olduğunu, 2013 yılındaki toplam davacı üretiminin 5.553.004 TL, komisyon karşılığının ise 1.154.204 TL olduğunu, bu üretimdeki ... uhdesindeki portföyün 649.813 TL üretime sahip olduğunu, komisyon karşılığının ise 135.663 TL olarak göründüğünü, 2014 yılında (01.01.2014 ile 30.06.2014 tarihleri arasında) toplam üretim 2.344.474 TL, karşılığı olan komisyon tutarının ise 473.374 TL olarak raporlandığını, davalı ...ın ise bu üretim içinde 353.213 TL tutarındaki portföyü yönettiğini, aynı yıl içinde davalı ... ...'ın yönetimindeki portföyün toplam üretiminin (5 aylık) 164.147 TL, elde edilen komisyonun ise 32.965 TL olduğunu, davacı acentenin 2009/2014 yılları arasındaki genel üretiminin, bu üretimlerden elde ettiği komisyonların, son 3 yılın içerisindeki davalı şahısların yönetimindeki portföylerin üretim ve komisyon miktarlarının, bu komisyonların şirketin genel komisyonuna oranının, bu oranların ortalamalarının, şirketin genel komisyonlarının her yıl %10 enflasyon artışı öngörüldüğünde 2015-2018 yılları arasındaki olası elde edeceği komisyonların, bu komisyonların davalı şahısların uhdesindeki portföye oranının ortalama %24 olduğunu; Davalı şahıslardan ...'ın şirketin genel komisyon oranı içerisindeki portföy payının ortalama %12.56, davalı ... ..'ın %8,43, davalı ... ..'nın ise %3.07 olduğunu, davalı şahısların şirket uhdesindeki portföyü bu şekli ile devam etmiş olsaydı 2028 yılına kadar geçecek 10 yıllık süre içerisnde davacının 7.220.474,51 TL komisyon elde edeceğini, buna göre davalı ...'a isabet eden kısmın; 3.768.844,70 TL, davalı ... ..'a isabet eden kısmın ise 2.530.086,32 TL, davalı ... ..'ya isabet eden kısmın ise 921.543,50 TL olduğunu, davalı ... şirket ...'nin ise bu dönem içerisinde 7.220.474,51 TL komisyon geliri elde edeceğinin hesap edildiğini, dolayısıyla davalı ...'nin bu geliri yine elde edeceği ve bu çerçevede davacı müvekkilinin elde etmesi gereken 7.220.474,51 TL'lik komisyon gelirinden mahrum kaldığının ortaya çıktığını; Davalıların eylemlerinin haksız rekabet oluşturduğunu ve haksız rekabet sonucunda davacı müvekkilinin kar mahrumiyetine uğradığının ortada olduğunu, ancak Mahkemenin, bu hususları hiç araştırmadığını, acentelik sözleşmesinde sağlık branşında sözleşmede esaslı değişiklik yapıldığını, mevcut müşteri portföyünün diğer davalı acentelere verildiğini, kural olarak taraflardan birinin, karşı tarafın rızası olmaksızın acentelik sözleşmesine bağlı bir değişiklik yapma yetkisine sahip olmadığını, davalı ...'nin, müvekkilinin sağlık branşında mevcut üretimini diğer sigorta acentelerine aktardığını, bu değişikliğin acente sözleşmesinin temel esaslarına aykırı olduğunu, eğer değişiklik sözleşmenin temel esasını değiştiriyorsa sözleşmenin kısmi sona erme halinin söz konusu olacağını, bu durumda TTK'da yer alan diğer şartların varlığı halinde acentenin denkleştirme hakkı doğduğunu, burada önemli olanın sözleşmede yapılan bu değişikliğin acentenin aleyhine olması olduğunu, yapılan değişiklik sonrası acente sigorta şirketine, kendi müşterilerini devrediyorsa ve sigorta şirketi de bu müşteriler üzerinden menfaat elde etmeye devam ediyorsa acentenin denkleştirme talep etme hakkı doğacağını, davalı ...Ş. acentelik sözleşmesinde tek taraflı olarak sözleşmenin önemli ve çok büyük kısmında değişiklik yapmış ve buna ilişkin maddelerin uygulanmasını ortadan kaldırmış olduğundan müvekkili acentenin somut olayda ayrıca denkleştirme talep etme hakkının da doğduğunu; Acentelerin, Türk Ticaret Kanunu'nun 102 ve devamı maddeleri ile 5984 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23. maddesinde düzenlendiğini, acentelerin komisyon haklarının yarattığı ticari ilişkiden kaynaklandığını, acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonra veya sigorta müşterisinin sigorta şirketinin başka bir acentesinin portföyünden sigorta yaptırmaya devam etmesi halinde acentenin yarattığı bu ilişkiden dolayı davalı ... yararlanmaya devam etmekte olup, müvekkili acentenin ise kendi çabası ile oluşturduğu binlerce müşteri çevresinden yararlanma imkanını kaybettiğini, bir sigorta acentesinin müşteri portföyünde olan sigorta poliçesinin aynı sigorta şirketine bağlı başka bir sigorta acentesinden düzenlenmesinin hukuken haksız rekabet teşkil ettiğini, haksız rekabet hukuken yasaklanmış olup, aynı zamanda ticari sır, müşteri sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeleri veren ve ifşa eden kişilerin cezalandırılacağı hükmüne varıldığını; Türk Ticaret Kanunu'nun 55. maddesinde de müşteriyi yanıltmak, müşterinin karar verme özgürlüğünü sınırlamak, müşterilere bizzat sözleşme yapabilmek için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmeye aykırı davranmaya yöneltmenni haksız rekabet olarak sayıldığını, rekabet yasağına aykırı davranan davalıların bunun sonucu olarak acentenin uğradığı zararları gidermekle yükümlü olduklarını;5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 27. maddesinde yer alan Sigorta Acenteleri İcra Kurulu'nun da sigorta acenteleri meslek kuralları ve etik ilkeleri belirlediğini, buna göre de sigorta acenteleri arasında haksız rekabetin yasaklandığını ve diğer acentenin herhangi bir şekilde eline geçtiği mesleki bilgileri ilgili acentenin rızası olmaksızın kullanılmasının, bir acenteden diğerine geçen çalışanların ayrıldığı acentede edindiği iç ve dış bağlantıları acentenin aleyhine kullanmasının da yasaklandığını;Davalı ...'nin, müvekkili acentenin sağlık branşındaki müşterilerinin gene kendine bağlı davalı acentelerce kullanılmasına da izin vermiş durumda olduğunu, sigorta sektöründe haksız rekabetin yasaklandığını, buna aykırı davranan sigorta şirketleri ve acentelerin tazminatla sorumlu olacaklarını, davalı ... nezdinde müvekkiline ait müşterilere ilişkin davalıların yaptığı üretimin belli olduğunu, davalıların ne kadar kazanç elde ettiğinin davalı ...'de yapılacak karşılaştırma ile tespit edilebileceğini, davalı ...’nin mahkemece celbine karar verilmiş olmasına rağmen ve yerinde incelemede bilirkişilerce istenmesine rağmen, davalı acentelerin üretim bilgilerini, müvekkiline ait şirkete kazandırılmış müşterilerin poliçe yenilemelerinin hangi acente tarafından yapıldığına dair hiçbir veriyi ibraz etmediğini, tüm bu verileri davalının ibraz etmek zorunda olduğunu, yerinde incelemede hiçbir veriyi hazır etmediklerini;Davalı ...’nin müvekkili acentenin sözleşmesinde önemli değişikliğe gittiğini ve sağlık branşında el koyduğu müşterilerle ilgili çalışmasını durdurduğunu, sağlık branşındaki müvekkili acenteye ait binlerce müşteri portföyünü, diğer davalı acenteleri ile birlikte yöneterek önemli menfaat elde ettiğini, bu durumda, sözleşmede yapılan önemli değişiklik nedeni ile davacı acentenin portföy tazminatı ve ücret talep etme hakkının doğduğunu, bilirkişilerin sözleşmedeki önemli sayılacak değişikliği incelemediklerini, raporun bu yönü ile eksik olduğunu;Davalıların, davacı müvekkilinin portföyünde bulunan ve kendi çabası ile sigorta şirketine kazandırdığı sigorta müşterilerini, çalışmaya başladıkları ve ortak oldukları davalı ...'nin diğer sigorta acenteliklerine geçirerek, müvekkiline ait portföyü kullandıklarını, davalı ...'nin davalı acentelerin müvekkili acenteye ait portföyü kullanmalarına göz yumduğunu ve kullanımına iştirak ettiğini, davalı ...'nin ve diğer davalıların önemli ölçüde menfaat sağladıklarının sunulan sağlık branşı müşteri portföy listesi ve davalı ... tarafından davalı acentelerce ve diğer davalılarca yenilemelerinin yapıldığına dair klasör içinde sunulan tüm belgeler ile sabit olduğunu ancak, bilirkişi raporunun hiçbir yerinde bu belgelerin incelendiğini gösterir bir açıklama ve detay olmadığını, belgelerin yeterli olarak incelenmediğini, davacının davasını ispatlayan belgeleri sunduğunu, müvekkili davacının müşteri kaybına ve zarara uğradığını Mahkemeye sunduğu tek tek davalıların kullandığı müşteri listeleri ve poliçe yenilemelerinin davalılarca yapıldığına dair tüm dökümanları da sunduğunu, bilirkişilerin bu dökümanlara raporda hiç değinmediklerini, davalıların cevap dilekçelerinde ve beyanlarında müvekkilinin müşterilerini kullandıklarını kabul ettiklerini, ayrıca davalı ...’ın, kendisi tarafından verilen tekliflerin davacının teklifinden yüksek olduğunu ve müşteriler tarafından kabul gördüğünü cevap dilekçesinde beyan ettiğini, bu beyanının TTK m.55/1 uyarınca "kötüleme" şeklinde gerçekleşen haksız rekabet fiilinin varlığını ortaya koyduğunu;Davacı müvekkilinin portföyünde bulunan müşterilerin sigorta şirketi değiştirmediğini, aynı sigorta şirketinin davalı acentelerine geçirildiklerini, bu kapsamda haksız rekabetin söz konusu olduğunu ve Yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykrı olduğunu beyanla İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/1528 E - 2021/459 K sayılı ilamının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, TTK'nın 54/2 ve 55/1-b maddelerine aykırılık suretiyle oluştuğu iddia olunan haksız rekabetten doğan zararın ve denkleştirme tazminatının tazmini taleplerine ilişkindir.Davacı taraf, davalı ...'nin acentesi olduğunu, davalı gerçek kişilerin kendi çalışanı iken işten ayrıldıktan sonra yine davalı ...'nin acentesi olan diğer davalı şirketlerde çalışmaya başladıklarını ve kendisine ait müşteri portföyünü, sigorta poliçelerini bu şirketlere aktardıklarını, bu şekilde davalı şirketler ve gerçek kişilerin kendisi ile haksız rekabet ettiklerini ve zararına sebep olduklarını, davalı ...'nin ise bu duruma müdahale etmediğini, bu nedenle anılan davalının da haksız rekabete sebep olduğunu beyan ederek müşteri kaybı nedeniyle uğradığı komisyon zararının ve denkleştirme tazminatının davalılardan tazminine karar verilmesini talep etmiş, davalılar davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; Mahkemece bilirkişi raporunda eksik olduğu ve incelenemediği belirtilen belgelerin davalı ...'den temin edilerek ek rapor alınmaksızın eksik inceleme ve bilirkişi raporuna göre karar verildiği, davalıların TTK'nın 55/1-b ve 54/2. maddesine aykırı hareket ederek haksız rekabet ettikleri, dava dışı müşterileri kendileri ile sözleşme yapmak ve davacı ile olan sözleşmelerini bu sebeple sona erdirmek konusunda ayarttıkları, müşteriler tarafından verilen ve davalı şirketleri aracı acente olarak atadıkları matbu dilekçelerden de bu hususun anlaşıldığı, dilekçelerin davalı şirketler ve gerçek kişiler tarafından hazırlandığı ve müşterilere imzalattırıldığı, müşterilerin davacı ile olan sözleşmelerini davalı şirketler ile sözleşme yapmak üzere sona erdirdikleri, davacıya ait müşteri portföyünün hiçbir emek olmaksızın davalı şirketlere aktarıldığı, bu şekilde davacının zarara uğradığı ve haksız rekabetin sübut bulduğu, davalı ...'nin sağlık branşındaki müşterilerini diğer acentelere aktarmak suretiyle acentelik sözleşmesinde önemli bir değişiklik yaptığı, bu durumun kısmi sona erme olarak değerlendirilmesi ve denkleştirme tazminatına hükmedilmesi gerektiği, davalı ...'ın davacı nezdindeki işinden ayrılmadan önce kurulan ve davalı ... tarafından acentelik verilen şirkete işten ayrıldıktan sonra ortak olmasının haksız rekabete karine teşkil ettiği ve sonuç olarak verilen karar hatalı olup kaldırılması gerektiğine ilişkindir.Mahkemece taraf delillerinin ibrazı sağlanarak, bilirkişi incelemesi yaptırılmış, kök ve ek rapor alınarak istinafa konu karar verilmiştir. HMK'nın 282. maddesinde "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." yasal düzenlemesi yer almaktadır. Davacı tarafça ileri sürülen istinaf sebeplerinin bir kısmı yargılama aşamasında sunulan dava ve beyan dilekçelerinde ileri sürülen hususlardan, bir kısmı ise yine davacı tarafından dosyaya sunulan uzman görüşündeki tespitlerin tekrarından oluşmakta olup kök ve ek bilirkişi raporunda davacının istinaf sebebi olarak ileri sürdüğü iddia ve itirazlar hakkında değerlendirilmeler yapılmış, Mahkemece gerekçeli kararda her bir iddia hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; davacının dava dilekçesi ile davalılar ..., ... ve ... yönünden talep ettiği tazminatın hukuki sebebini TBK'nın 444. maddesine dayandırdığı, anılan madde hükmüne göre, daha önce davacının çalışanı olan davalıların iş sözleşmelerinin sona ermesinden sonra davacı ile rekabet etmeme konusunda yazılı bir taahhütlerinin bulunmadığı, bu nedenle davalı gerçek kişilerin davacı ile olan iş sözleşmelerinin sona ermesinden sonra aynı alanda faaliyet gösteren başka şirketlerde çalışmaları veya bu şirketlere ortak olmalarına engel bir durumun mevcut olmadığı ve bu eylemlerin haksız rekabet teşkil etmeyeceği, bu bağlamda davalı ...'ın davacının işyerinden ayrıldıktan sonra davalı ...Ş.'nin acenteliğini yapan davalı ... Şti.'ye ortak olmasının haksız rekabetin varlığına karine teşkil etmeyeceği, davacı tarafından gerçek kişi davalılar ile davalı ...Ş.'nin acentesi olan diğer davalı şirketler yönünden ileri sürülen ve TTK'nın 55/1-b maddesinde yer aldığı şekli ile; müşterilerle kendilerinin bizzat sözleşme yapabilmeleri için, müşterileri davacı ile yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya ve bu sözleşmeleri sonlandırmaya yönelttiklerine dair iddianın somutlaştırılmadığı, her ne kadar davacı tarafından davalı eski çalışanları tarafından aracılık edilen sigorta poliçelerine ait listeler ibraz edilmiş ise de hangi müşterilerin mevcut sözleşmelerini/poliçelerini henüz süresi sona ermeden sonlandırıp davalı şirketler ile yeniden sözleşme yaptıklarının açıklanmadığı, bu kapsamda davalı ...Ş. tarafından dosyaya acente değişikliği yapan müşterilere ilişkin listelerin ve değişiklik talep dilekçelerinin sunulduğu, bu hususta somutlaştırma yükümlülüğünü yerine getirmeyen davacının Mahkemece, davalı ...Ş.'den tüm poliçelerin celbi ile hangi müşterilerin davacı ile çalışmakta iken davalı şirketler ile çalışmaya başladıkları ve sair hususların tespiti için inceleme yapılmasını talep edemeyeceği, bu minvalde düzenlenen bilirkişi raporlarında bir eksiklik olmadığı, müşteriler tarafından aracı acente yetkilendirmesine dair sunulan dilekçelerin, doğrudan davalıların bu müşterileri davacı ile olan sözleşmelerini sona erdirmek üzere ve haksız rekabet teşkil edecek şekilde ayarttıklarını göstermeyeceği, müşterilerin çalıştıkları sigorta acentesini değiştiremeyeceklerine dair bir kabulün mümkün olmadığı, bu hususun kendi inisiyatiflerinde olduğu, kaldı ki dinlenen tanık beyanlarından da müşterilerin sözleşme ilişkisini davalı gerçek kişilerin şahsına duydukları güven nedeniyle hangi şirkette çalışırlarsa çalışsınlar farketmeksizin o şirket üzerinden devam ettirdiklerini beyan ettikleri, davalı ...Ş. ile davacı ve davalı şirketler arasında akdedilen acentelik sözleşmelerine konulan bir madde ile müşterilerin çalıştıkları acenteleri değiştirmelerinin engellenemeyeceği, müşterilerin aracı acente değişikliğine gitmeleri davacının iddia ettiği haksız rekabet iddiası yönünden bir sonuç iken sonucun aynı zamanda sebebi oluşturduğu, yani daha açık bir anlatımla müşterilerin aracı acente yetkilendirmek üzere verdikleri dilekçelerin davalılar tarafından ayartıldıkları iddiasının delili olarak kabul edilemeyeceği, davalı ...Ş.'nin müşterilerin aracı acente değişiklik taleplerini davacıya mail ile ilettiği ve kendi iç uygulamasında davacıya müşterileri kendisi ile çalışmaya devam etmeleri konusunda ikna etmek üzere süre verdiği, buna rağmen davacının müşteri aktarımını engelleyemediği, sonuç olarak davacının genel anlamda TTK'nın 54/2 ve özel olarak da 55/1-b maddesine dayanan haksız rekabet iddiasını ispat edemediği, sigorta acenteleri tarafından talep edilebilecek denkleştirme tazminatı yönünden TTK'nın 122. maddesi ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23/16. madde hükmünün birlikte değerlendirileceği, her iki yasal düzenleme uyarınca da sigorta acentesinin denkleştirme tazminatını ancak acentesi olduğu sigorta şirketinden ve sözleşmesinin sona ermesi halinde talep edebileceği, davacı ile davalı ...Ş. arasındaki acentelik sözleşmesinin sona ermediği, davacının, davalı ... şirketinin sağlık branşındaki poliçeleri başka acentelere aktarması nedeniyle sözleşmeyi kısmen sona erdirdiği ve bu nedenle de denkleştirme tazminatına hükmedilmesi gerektiğine dair iddiasının açık yasal düzenlemeler karşısında hukuki bir dayanağı olmadığı gibi, davalı ...Ş.'nin davacının portföyündeki müşterileri acentesi olan diğer davalı şirketlere aktardığı iddiasını da ispat edemediği, aksine davalı ...Ş.'nin müşterilerin aracı acente değişikliğine/yetkilendirmesine dair dilekçelerini davacıya ilettiği ve bu konuda iç prosedürüne uygun davrandığı, açıklanan sebeplerle davacının davalı ...Ş.'den denkleştirme tazminatı talep etmesi mümkün olmadığı gibi diğer davalılardan da aralarında sigorta acenteliği sözleşmesi bulunmaması sebebiyle tazminat talep edemeyeceği ve Mahkemece tüm davalılar yönünden davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 31/10/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.