T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1828 Esas
KARAR NO : 2026/995 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2020/719 Esas- 2022/600 Karar
TARİH: 27/09/2022
DAVA: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 14/05/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı şirketlerin 06.11.2015 tarihi itibariyle başlayan Bayilik Sözleşmesini imzaladığını, müvekkilinin imzalanan sözleşme gereği, ... bayi kodu ile ...olarak " ... Mah. ... Cad. No... Konyaaltı/ANTALYA" adresinde bayilik faaliyetine başladığını, davalı şirketlerin, Beşiktaş 6. Noterliği'nin 01/10/2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı fesih ihtarnamesi ile müvekkili ile aralarındaki sözleşmeyi feshettiklerini müvekkiline bildirdiklerini, söz konusu fesih ihtarnamesi ile birlikte müvekkilinin bayiliğinin iptal edildiğini, müvekkilin sözleşme süresi boyunca elinden gelenin fazlasını yaptığını, ciddi satış rakamları yakaladığını, davalı şirketleri sözleşme süresi içerisinde yüksek müşteri memnuniyeti içinde temsil ettiğini, buna rağmen sözleşme süresi içerisinde mobbinge sebebiyet veren çeşitli davranış şekilleriyle karşılaştığını, maddi ve manevi olarak oldukça yıprandığını, müvekkilinin, ...ile 2000 yılının Nisan ayında Antalya'nın Kumluca ilçesinde bayi olarak çalışmaya başladığını, aynı zamanda o yıllarda bilgisayar satış ve teknik servis olarak da hizmet vermekte olmasına rağmen, ...yöneticilerinin bilgisayar satışı ve teknik servisi hizmeti vermemeleri konusunda yapmış oldukları baskılar sebebiyle, bilgisayar satışı ve teknik servisi hizmetine son verdiğini, devam eden yıllarda da çeşitli gerekçelerle... yöneticileri tarafından baskıların devam ettiğini, baskılar nedeniyle verilen yanlış kararlar neticesinde bayiliklerin zarara uğratıldığını, müvekkilinin bilgisayar satışı ve teknik servisi hizmetine son vermesinden 3-4 yıl sonra yönetim değişince, ...yönetiminin tekrar bilgisayar satış noktalarına ... bayiliği vermeye başladığını, müvekkilinin hiçbir gerekçe olmadan sırf yapılan baskı sebebiyle yıllarca faaliyet gösterdiği bilgisayar satışı ve teknik servis hizmetini sonlandırarak zarara uğratıldığını, 2000-2015 yılları arasında Kumluca'da...'a bağlı olarak farklı segmentlerde bayii olarak hizmet vermeye devam ettiğini, 2015 yılında o yılın bölge müdürü olan ...'in müvekkiline yönelik deneyimli bir bayii olduğunu, yeni yapılanmada deneyimli bayilere ihtiyaçları olacağını ve bu yüzden müvekkilinin bayisini Antalya'nın merkezinde... ana bayii (...) olarak devam ettirmek istediklerini, bu sebeple de Kumluca'daki bayiiliği iptal edeceklerini müvekkiline iletmesinin ardından müvekkilinin yapılan teklifi değerlendirerek Antalya'da yatırım yapmaya karar verdiğini, bunun üzerine, bölge müdürü ...’in özellikle tutulmasını istediği "... Mah. ... Cad. ..." adresinde bulunan ve o dönemde künefeci olarak faaliyet gösteren işyerinin sahibiyle görüşerek bölge müdürünün bilgisi dahilinde hava parası ödenmek koşuluyla dükkanı boşaltma konusunda anlaştıklarını, ...ana bayii olarak hizmet vermesi için gerekli tadilatlar yapıldıktan sonra 6 Kasım 2015 tarihinde açılış yaparak... ana bayiisi (...) olarak hizmet vermeye başladığını, müvekkilinin başarılı bir şekilde işini ifa ederken davalı şirketlerin yıldırma politikalarının baş göstermeye başladığını, sahte froud çıkartmak, bayi toplantısına çağırmamak, yakın mesafeye yeni bir alt bayi verip aynı dönem hedeflerini ciddi oranda yükseltmek, müvekkilinin onayı alınmadan personellerle gizli görüşmeler yaparak mağaza müdürü atamaya çalışmak gibi davranışların yıldırma politikaların sadece bir kaçı olduğunu, müvekkilinin tüm bu yıldırma politikalarına rağmen başarılı olmaya devam ettiğini, yıldırma politikalarına karşı çözüm bulmaya çalıştıklarını fakat... yönetiminin tutumuyla ne kadar çözümden uzak olduğunu ve müvekkiline uygulanan mobbingi hiç önemsemediğini gösterdiğini, davalı şirketlerin yapılanlara sessiz kaldığı gibi, haksız ve hukuka aykırı bir şekilde sözleşmenin bitimine 1 ay kala noterden çektikleri ihtarname ile müvekkili ile aralarındaki sözleşmeyi feshettiklerini, müvekkilinin bayi ekranlarını kapattıklarını, davalı şirketlerin müvekkiline yaptıkları mobbing yetmezmiş gibi haksız ve hukuka aykırı bir şekilde sözleşmeyi sonlandırarak da müvekkilinin her türlü ticaret hayatını bitirdiklerini, davalı şirketler tarafından yapılan tek taraflı fesih, haksız fesih olup tazminat yükümlülüğünden kurtulma amacıyla yapıldığını, davalı şirketlerin fesih gerekçesinin kesinlikle sözleşme süresinin sona ermesi olmadığını, davalı şirketlerin tek amacının TTK acente hükümleri uyarınca faaliyette bulunan bayiyi zarara uğratmak ve bu şekilde sözleşmeyi tek taraflı feshetmek olduğunu, tüm bu yaşananlardan dolayı, müvekkilinin maddi ve manevi olarak çok yıprandığını, sözleşmesinin feshedilmesi üzerine ...ve Ege-Akdeniz Bölge Müdürü ile görüşmeler yaptığını, ilgili kişilerin tek cevabının müvekkilinin oldukça haklı olduğu ama yapılabilecek bir şeyin olmadığı olduğunu, müvekkilinin, davalılara güvenerek, bölge müdürünün yönlendirmesi ile 5 yıllık kira sözleşmesi yaptığını, bu nedenle davalıların sözleşmenin fesih nedeni olarak gösterdikleri sözleşmenin 2+1 maddesine göre bayinin kapatılmasının gerekçesinin gerçeği yansıtmadığını, davalı tarafın güvence vermesi ile müvekkilinin 5 yıllık kira sözleşmesi imzaladığını, yine bayinin bulunduğu yerdeki kiracıya, yüksek miktarda sözleşme fesih bedeli ödediğini, bayinin kapatılma nedeni olarak, bayinin bulunduğu lokasyonun 4. ticari bölgede olmasının müvekkile şifahen söylendiğini, müvekkilin, 1. ticari bölgede yer göstermeleri halinde taşınabileceğini söylemesine rağmen geri adım atılamayacağı söylenerek kötü niyetli bir şekilde bayiinin kapatıldığını, oysa müvekkilinin iş potansiyeli olarak oldukça iyi bir durumda iken kapatma işlemi gerçekleştiğini, müvekkili ile davalı şirketler arasında imzalanan "Bayilik Sözleşmesi"nin Türk Borçlar Kanunu'nda tanımlandığı şekilde "aşırı yararlanma" hükümlerine sahip olduğunu, imzalanan "Bayilik Sözleşmesi"nin tek suret düzenlendiğini, bayi adayı ile hiçbir şekilde iştişare edilmeden tüm yükümlülüğün bayiye yüklendiği, TBK 28/1-2 maddesinde tanımlandığı şekilde "aşırı yararlanma" şeklinde kurulmuş bir sözleşme olduğunu, sözleşme aslı ya da bir suretinin müvekkiline verilmediğini, sözleşme kurulduktan sonraki aşamada da sözleşmenin tüm hükümlerinin sadece davalı lehine bayi aleyhine hükümler içerdiğinin ortaya çıktığını, sözleşmenin imza aşamasında talep etmesine rağmen müvekkiline okutulmadığını, davalı şirketlerin bayilik sözleşmesini feshetmesi nedeniyle müvekkilinin maddi olarak zarara uğradığını, "... Mah. ... Cad. ..."adresindeki işyerini hava parası karşılığında 5 yıllığına kiraladığını, kira kontratı 5 yıllığına imzalanmasına rağmen 1 Ekim 2018 tarihinde bayiilik sözleşmesinin haksız bir şekilde davalı şirketlerce sonlandırıldığını, müvekkilinin hava parasının üzerine birde kira sözleşmesini tek taraflı olarak 2. yılın sonunda feshetmek zorunda kalması nedeniyle mülk sahibinin başlattığı icra takibi sonrası 4 aylık kira bedelini ödemek zorunda kaldığını, 5.000 TL hak ediş ücreti ve ek kazançların da müvekkiline ödenmediğini, davalı şirketlerin, ... adı altında müvekkilinin hakediş ve ek kazançlarından kesinti yaptıklarını, müvekkilinden inşaat ve tadilat nedeniyle kesilen miktarın da hesaplanacak olan tazminat ile birlikte ödenmesi gerektiğini, müvekkilinin bayiyi sözleşme uyarınca aktif olarak çalıştırmaya başlamadan önce tadilat yaptırdığını, ilgili sözleşmenin işyeri ve dekorasyon başlıklı 8. maddesi uyarınca bu maddi külfeti sözleşme süresince üstlenen bayinin sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle yapmış olduğu tadilat ve dekorasyon masraflarını da davalılardan talep etme hakkı doğduğunu, davalı şirketlerin söz konusu sözleşme nedeniyle elinde bulundurduğu teminat mektubunun haksız tahsil yoluna gitme ihtimali olduğunu, bu nedenle tedbiren teminat mektubunun mahkemece muhafaza altına alınması gerektiğini, müvekkiline bayilik vermek için davalı şirketlerle imzalanan ilgili sözleşme uyarınca müvekkili tarafından 110.000,00 TL bedelli teminat mektubu verildiğini, davalı şirketlerin sözleşmeyi feshetmesine rağmen teminat mektubunun iade edilmediğini, TTK hükümleri uyarınca müvekkilinin 2000 yılından itibaren davalı şirketlerle ticari ilişki içerisinde olduğunu, o tarihten sözleşmenin feshedildiği tarihe kadar gösterdiği yüksek performans sayesinde davalı şirketlere belli bir müşteri çevresi kazandırdığını, müvekkilinin maddi ve manevi zararların tazmini amacıyla iş bu davanın açılması zorunluluğu doğduğunu, Edirne Arabuluculuk Bürosunun 2020/265 Arabuluculuk Büro No, 2020/93571 Arabuluculuk nolu dosyası üzerinden yapmış oldukları başvurunun da sonuçsuz kaldığını, alacağın miktarı ortalama ciro, yapılan ödemeler ve kar marjı da çıkartılarak muhasebe kayıtlarının bilirkişi marifetiyle tam olarak tespit edilmek suretiyle sözleşme süresince müvekkilinin uğradığı maddi kaybın, dükkan tadilatı yapılırken müvekkilinden kesilen inşaat ve dekorasyon maliyetlerinin, müvekkilinin fazla hak ediş ve ek kazançlarının, prim alacaklarının, portföy tazminatının ve ... ücretinin, sözleşmenin haksız olarak tek taraflı feshedildiği tarihten sözleşmenin bitim tarihine kadar uğradığı kazanç kayıplarının ödenmesi gerektiğini beyanla davalılarca kötü niyetli olarak kullanılmaması için müvekkiline iade edilmeyen 110.000,00 TL bedelindeki teminat mektubuna dava sonuna kadar mahkemece tedbir konulmasına, dava sonunda müvekkiline iadesine, sözleşmenin haksız feshi ve sözleşme süresince maruz kaldığı baskılar nedeniyle müvekkilinin yaşadığı üzüntünün bir nebze olsun hafifletilmesi amacıyla 50.000 TL manevi tazminatın, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkiline ait hak ediş ve ek kazanç alacakları için şimdilik 5.000 TL’nin, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle sözleşmenin fesih tarihinden itibaren hesaplanacak olan aylık ortalama kazanç kaybının, muhasebe kayıtları bilirkişi marifetiyle incelendikten sonra tam olarak tespit edilmek suretiyle sözleşme süresince müvekkilinin uğradığı maddi kaybının, bilirkişi raporu ile tespit edilecek olan ve müvekkilinden haksız olarak kesilip iade edilmeyen inşaat/tadilat dekorasyon giderlerinin, müvekkilinin davalılara kazandırdığı portföy nedeniyle mahkemece hesaplanacak portföy tazminatının, ödenmeyen prim alacaklarının, kira sözleşmesinden kaynaklanan ve kiralananda bulunan kiracının kira sözleşmesini feshetmesi için yapmış olduğu masraflardan dolayı uğradığı zararlardan kaynaklanan alacaklarının, müvekkilinden haksız olarak kesilen fakat ödenmeyen ... alacaklarının toplamından şimdilik 10.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı şirketlerden tahsiline, her türlü yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketler ... A.Ş.,... A.Ş. ve ... ... A.Ş. ile davacı bayi ... arasında 06.11.2015 tarihinde Bayilik Sözleşmesi imzalandığını ve davacının ... bayi koduyla ...olarak faaliyete başladığını, sözleşme kapsamında, müvekkili şirketler tarafından davacıya, bildirilen ve/veya izin verilen ürün ve hizmetlerin, bayi tarafından şirketlerin belirlediği usul ve esaslar çerçevesinde “...”, “...”, “...” markaları altında müşteriler/abonelere sunulması, satış ve pazarlamasının yapılması hakkı verildiğini, davacının müvekkili şirketler ile 06.11.2015 tarihinde imzalamış olduğu bayilik sözleşmesinin, Beşiktaş 6. Noterliği aracılığıyla keşide edilen 01.10.2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile sözleşmenin 4.2. maddesinde yer alan; “İşbu Sözleşme’nin süresi, Sözleşme’nin imza edildiği tarihten itibaren 2 (iki) yıldır. Sözleşme süresi, Taraflar’dan herhangi birinin Sözleşme süresinin sona ermesinden 1 (bir) ay önce yazılı bildirimde bulunmadığı taktirde, bir yıl uzamış sayılacaktır.” hükmü uyarınca sözleşme bitiş tarihinden bir ay önceden yazılı bildirimde bulunma yükümlülüğü yerine getirilerek 06.11.2018 tarihi itibariyle sona erdirildiğini, davacı tarafın ise, 25.11.2020 tarihli dava dilekçesiyle yapılan feshin haksız fesih olduğundan bahisle huzurdaki davayı ikame ettiğini, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü taleplerinden hangi alacak kalemi için ne kadar meblağ talep ettiğinin anlaşılamadığını, bu nedenle 25.11.2020 tarihli dava dilekçesinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 119. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, 25.11.2020 tarihli dava dilekçesinde taleplerin somutlaştırılması gerektiğini, ayrıca davacının sözleşme süresince kendisinin uğradığı maddi kayıp ile anlatılmak ve tam olarak talep edilmek istenenin ne olduğunun anlaşılamadığını, davacı yan 110.000,00 TL değerindeki teminat mektubunun iadesini talep etmiş olmasına rağmen, bu miktarı dava değeri olarak göstermediğini, harca esas değer olarak teminat mektuplarının haricindeki toplam talep miktarını gösterdiğini, ancak teminat mektuplarının iadesinin talep edildiği davalarda teminat mektuplarının miktarları üzerinden nispi harç ödenmesi gerektiğini, eksikliğin davacı tarafından giderilmesi gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 4.2. maddesinin 1 ay önceden yazılı bildirimde bulunarak sözleşmeyi feshetme hakkını her iki tarafa da verdiğini, müvekkili şirketlerin bu hakkını kullanarak sözleşmeyi feshettiklerini, dolayısıyla somut olay açısından haksız fesihten bahsedilemeyeceğini, taraflar arasındaki sözleşmenin belirli süreli bayilik sözleşmesi olduğunu, belirli süreli bayilik sözleşmesinde sözleşmenin feshedilmesinde sözleşmede belirlenen kuralların geçerli olacağı ve sözleşme süresinin yenilenmemesi şeklinde sona erdirilmesinin haksız fesih olarak kabul edilemeyeceğinin birçok İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtay kararına da konu olduğunu, somut uyuşmazlık bakımından müvekkili şirketlerce, herhangi bir haksız veya sözleşme hükümlerine aykırı fesih mevcut olmadığından davacının sözleşmenin haksız feshinden kaynaklanan taleplerinin ve bu kapsamdaki talebi olan aylık ortalama kazanç kaybı talebinin reddi gerektiğini, bununla birlikte müvekkili şirketler ihbar öneliyle sözleşmeyi haklı nedenle feshetme hakkını kullanmış olduğundan davacı tarafın, sözleşme ilişkisi süresince yüksek performans gösterdiği şeklindeki iddiasının fesih gerekçesiyle bağdaşmadığını, ancak davacının fesih gerekçesiyle ilgisi bulunmayan bu iddiasının da gerçeği yansıtmadığını, Beşiktaş 6. Noterliği üzerinden davacıya gönderilen 18.06.2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnameden de açıkça anlaşılacağı üzere, davacının müvekkili şirketler tarafından hedef gerçekleştirme oranının düşük olması ve bölge ortalamasının altında kalması, yeterli cihaz bulunurluğunu sağlayamaması ve distribütöre olan borçları nedeniyle uyarıldığını, dolayısıyla davacı bayinin yüksek performans gösteriyor olduğu şeklindeki iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacı tarafın 25.11.2020 tarihli dava dilekçesinde, taraflar arasında imzalanmış sözleşmenin Türk Borçlar Kanunu kapsamında aşırı yararlanma mahiyetinde bulunan koşullar içerdiğini ifade ederek, içerik denetimine tabi tutulması gerektiğini iddia etse de, sözleşmenin imzalanmasının üzerinden yaklaşık 5 yıla yakın bir süre geçtikten ve sözleşmesel yükümlülükler ifa edildikten sonra sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğunun ileri sürülmesinin, hakkın kötüye kullanılması olduğunu, davacının bu iddiasının açıkça usul, yasa ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davacı yanın dava dilekçesinde, müvekkili şirketlerin kendisine yıldırma politikaları uygulandığını, mobbinge maruz kaldığını, müvekkili şirketlerin ticari hayatını bitirdiğini iddia ettiğini davacı yan tarafından ileri sürülen asılsız, soyut ve hukuki dayanaktan yoksun iddiaların hiçbirini kabul etmediklerini, taraflar arasındaki ticari ilişki incelendiğinde müvekkili şirketlerin sözleşmesel ilişkinin devamlılığını sağlamak adına elinden gelen çabayı gösterdiklerinin görüleceğini, müvekkili şirketler tarafından davacı bayiye Beşiktaş 6. Noterliği üzerinden gönderilen 18.06.2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnameden de açıkça anlaşılacağı üzere, davacının, distribütöre olan borçlarını ödememesi, hedefleri yerine getirememesi ve bölge ortalamasının altında kalması, yeterli cihaz bulunurluğunu sağlayamaması sebebiyle uyarıldığını ve taraflar arasındaki sözleşmenin 9.1. ve 9.2. maddelerine uygun şekilde ticari faaliyetine devam etmesi yönünde talepte bulunulduğunu, müvekkili şirketlerin davacıyı sözleşmeye uygun şekilde ticari faaliyetini yürütmesi konusunda yönlendirdiklerini, davacının manevi tazminat talebinde de herhangi bir yasal dayanak bulunmadığını, müvekkili şirketler tarafından davacı şirketin ticari itibarına veya ticaret hayatına verilen herhangi bir zararın söz konusu olmadığını, bu talebe ilişkin olarak da basiretli bir tacir olarak hareket etmesi gereken ve beklenen davacının, sözleşmesel ilişkinin süresinin hüküm ve sonuçlarını bildiği, öngördüğü ve külfetini göze aldığı gerçeği karşısında, müvekkili şirketlerin davacının çevresindeki saygınlığına halel getirecek bir haksız fiilinin de bulunmadığını, manevi tazminat talebinin reddi gerektiğini, davacı, müvekkili şirketler tarafından dışlandığını, bayi toplantısına çağırılmadığını, sahte fraud çıkarıldığını ve yakın mesefaye yeni bir alt bayi verilmesi sebepleriyle mobbinge maruz kaldığını iddia ettiğini, davacı yanın asılsız ve ispata muhtaç mobbing iddialarının kabulünün mümkün olmadığını, somut olayda davacı yana mobbing veya kötüniyetli hiçbir davranışta bulunulmadığını, portföy tazminatı isteminin sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren 1 yıl içinde talep edilmesi gerektiğini, somut uyuşmazlıkta sözleşme ilişkisinin 06.11.2018 tarihinde sona erdiğini, davanın ise 07.12.2020 tarihinde açıldığını, dolayısıyla portföy tazminatı talebi için 1 yıllık sürenin somut uyuşmazlık bakımından geçtiğini, bu sebeple davacının portföy tazminatına yönelik taleplerinin reddedilmesi gerektiğini, 1 yıllık zamanaşımı süresi geçmemiş olsa bile zaten davacının portföy tazminatına hak kazanmasının mümkün olmadığını, müvekkili şirketlerin, faaliyet gösterdiği telekomünikasyon sektöründeki öncü, köklü şirketlerden olduklarını, tanınmış marka niteliğine sahip şirketler olduklarını, bu sebeple, davacı tarafın faaliyet gösterdiği lokasyondaki müşteri portföyünün esas itibariyle müvekkili şirketlerin müşteri portföyü olduğunu, bu nedenle müvekkili şirketlere yeni bir müşteri portföyü kazandırmayan davacının, denkleştirme tazminatı talep edemeyeceğini, davacının dava dilekçesinde kira sözleşmesinden kaynaklanan zararları talep ettiğini ancak davacı yanın iddia ettiği şekilde bir tazminata hak kazanmasının mümkün olmadığını, somut uyuşmazlık bakımından herhangi bir haksız fesihten söz edilemeyeceğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 4.2. maddesinde süresinin açıkça 2 yıl olarak belirlendiğini, sözleşmenin yine 4.2. maddesinde belirlenen sürelerde uzaması durumunda ise süresinin 5 yıldan fazla olamayacağının kararlaştırıldığını, ancak sözleşme’nin 4.2. maddesi hükmü uyarınca süresinin 5 yıl olduğu çıkarımının yapılmasının mümkün olmadığını, sözleşmenin açıkça 2 yıl süreli olduğunun ifade edildiğini, bu sebeple davacı tarafın tamamen kendi inisiyatifinde olarak yapmış olduğu kiralamadan dolayı müvekkili şirketlerin sorumluluğunun gündeme gelemeyeceğini, davacının, müvekkili şirketlere sözleşmesel yükümlülük ve borçlarının teminatı olarak verdiği teminat mektubuna ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiş ise de, bu talebinin de haksız olduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: Mahkemece; davanın bayilik sözleşmesinin haksız olarak feshedilmesi nedeniyle yoksun kalınan kar ve primin tespit ve tazmini, yapılan masrafların tespit ve tazmini, denkleştirme tazminatına hükmedilmesi ve manevi tazminata karar verilmesi istemlerinden ibaret olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin 06/11/2015 tarihinde akdedildiği, sözleşme süresinin (2) yıl olarak belirlendiği, sözleşme süresinin sona ermesinden 1 ay önce yazılı bildirimde bulunulmadığı taktirde, sürenin bir yıl uzamış sayılacağının kararlaştırıldığı, böylece 06/11/2017 tarihi itibari ile sözleşmenin 1 yıl uzamış sayıldığı, davalı tarafın 04/10/2018 tebliğ tarihli ihtarname ile sözleşmenin 06/11/2018 tarihi itibari ile uzatılmayacağını davacı tarafa bildirildiği, bu hali ile taraflar arasındaki sözleşmenin feshinin haksız olduğundan bahsedilemeyeceği ve davacının manevi tazminat talebi ile maddi tazminat taleplerinden yoksun kalınan kar, prim alacağı ve yapılan masrafların tazmini taleplerinin reddinin gerektiği, taraflar arasındaki sözleşmenin "Teminat" başlıklı
23.2. maddesi uyarınca davacı tarafça verilen teminat mektubunun iadesi için davacı tarafın davalılara herhangi bir borcunun bulunmadığı konusunda tarafların karşılıklı mutabakata varmalarının şart olduğu, sözleşmenin feshinin ardından taraflar arasında bu konuda karşılıklı mutabakata varılmadığı gibi davalı tarafın davacıdan 15.429,49 TL alacaklı olduğunun ticari defter kayıtlarından anlaşıldığı, nitekim davalı tarafın yargılama sırasında, teminat mektubunu kısmi olarak nakde çevirip 15.429,49 TL tahsil ettiği, bu hali ile teminat mektubunun iadesi talebinin konusuz kaldığı ve bu talep yönünden davacı dava açarken haksız olduğundan yargılama giderlerinin kendisine yüklendiği, davacının maddi taleplerinden bir diğeri olan portföy tazminatını sözleşmenin fesih tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde talep etmediği gerekçesi ile davanın tümden reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
DAVACI VEKİLİNCE İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ; müvekkilinin bayilik sözleşmesinin davalılarca haksız şekilde feshedildiği, müvekkilinin sözleşme süresi boyunca elinden geleni yaptığı, davalılara yeni müşteri çevresi kazandırdığı, müvekkili ile davalılar arasındaki bayilik ilişkisinin 2000 yılında başladığı, dolayısıyla sözleşmeye eski TTK hükümlerinin uygulanması gerektiği ve hak düşürücü sürenin 10 yıl olduğu, davalıların talebi üzerine işyerini taşıdığı, 5 yıllık kira sözleşmesi yaptığı ve işyerindeki mevcut kiracıyı çıkarabilmek için tazminat ödediği, sözleşme süresi boyunca davalıların müvekkiline mobbing uyguladıkları, müvekkilini maddi ve manevi zarara uğrattıkları, bayilik sözleşmesi hükümlerinin haksız şart niteliğinde olduğu, davalılar lehine aşırı yararlanma içerdiği, müvekkiline sözleşmenin okutulmadığı, müvekkilinin kira sözleşmesini erken feshetmesi nedeniyle fazladan 4 aylık kira bedeli ödediği, kira sözleşmesi yaparken birçok masraf yaptığı, kredi çektiği, tadilat giderlerine ilişkin belgenin dosyaya sunulduğu fakat bilirkişiler tarafından incelenmediği, davalıların ... adı altında müvekkilinin hakedişlerinden kesinti yaptıkları, müvekkilinden inşaat ve tadilat nedeniyle yapılan kesintilerin iadesinin gerektiği, müvekkilinin davalılar ile olan hesabını 22/03/2019 da kapattığı, herhangi bir borcunun kalmadığı, davalıların haksız şekilde teminat mektubunu paraya çevirdikleri, müvekkilinden tahsil edilen bedelin iadesi gerektiği, bilirkişi raporlarında kar kazanç kaybının da hesaplanmadığı, raporların hüküm kurmaya elverişli olmadığı, müvekkilinin haksız fesih nedeniyle manevi olarak da çok zarara uğradığı, Mahkemece eksik inceleme ile hüküm kurulduğuna ilişkindir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin, davalı tarafça haksız şekilde feshedildiğinden bahisle portföy tazminatı, kar kaybı, hak ediş alacağı, inşaat ve tadilat giderlerinden doğan alacak, prim alacağı, kira sözleşmesi için yapılan masraflardan doğan alacak, ... alacağı ve manevi tazminatın davalılardan tahsili ile sözleşme kapsamında davalı tarafa verilen teminat mektubunun iadesi talebine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Mahkemece taraf delillerinin ibrazı sağlanarak, bilirkişi incelemesi yaptırılmış, iki ayrı rapor alınarak istinafa konu karar verilmiştir. Davacı tarafça ileri sürülen tüm istinaf sebepleri yargılama aşamasında sunulan dava, cevaba cevap, itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporlarında bu iddialar ve itirazlar değerlendirilmiş, gerekçeli kararda her bir iddia hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır.
Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; taraflar arasında imzalanan 06/11/2015 tarihli bayilik sözleşmesinin süresinin, 4.2. maddesi ile 2 yıl olarak kabul edildiği ve aynı maddede her iki tarafa da, sürenin sona ermesinden bir ay önceden bildirimde bulunmak koşulu ile sözleşmenin bir yıl süre ile uzamasına engel olma hakkının tanındığı, davalı tarafça sözleşmenin yürürlükte olduğu süre içerisinde feshedilmediği, sözleşmenin süre sonunda sonlanacağının, bir yıl daha uzatılmayacağının davacıya bildirildiği, dolayısıyla haklı/haksız fesihten bahsedilemeyeceği ve davacının, sözleşmenin belirlenen süresinin sonunda sona erdirilmesi, uzatılmaması sebebiyle davalıdan haksız feshe dayanarak maddi (kar-kazanç kaybı) ve manevi tazminat talep edemeyeceği, davacının basiretli tacir olarak her bir sayfasını imzalamış olduğu ve üç yıl süre ile uyguladığı sözleşmenin feshinden sonra haksız şartlar içerdiğini, kendisi ile müzakere edilmediğini ileri süremeyeceği, sözleşmenin imza ve sona erme tarihinde 6102 sayılı TTK'nın yürürlükte olduğu ve davacı vekilinin, sözleşme ilişkisinin esasen 2000 yılında başladığı ve portföy tazminatı için öngörülen hak düşürücü sürenin belirlenmesinde 6762 sayılı mülga TTK hükümlerinin nazara alınması gerektiğine yönelik istinaf sebebinin haksız olduğu, davacının 6102 sayılı TTK'nın 122/4. maddesinde düzenlenen 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde portföy tazminatı talebinde bulunmadığı, kaldı ki sözleşmenin 5.1. maddesi ile davacıya tekel hakkı verilmediği açık bir şekilde kabul edildiğinden TTK'nın 122/5. maddesi uyarınca davacının portföy tazminatı talep etmesinin mümkün dahi olmadığı, sözleşmenin "işyeri ve dekorasyon" başlıklı 8. maddesi ile; davacı bayinin, davalı tarafça onaylanan yerde ve bildirilen konsepte işyeri kurmayı, bu işyerinin kurulması için yapılacak tadilat masraflarını ve kira sözleşmesi yapmayı üstlendiği, bu itibarla davacının, kiralamış olduğu işyerinden mevcut kiracının tahliyesi için ödediği tazminatı, işyeri dekorasyonu için yaptığı tadilat masraflarını ve kira sözleşmesinin feshi nedeniyle ödediği tazminatı davalı taraftan talep edemeyeceği, sözleşmenin 23. maddesi uyarınca davacı tarafça, davalılara verilen teminat mektubunun iade edilebilmesi için dava tarihi itibariyle tarafların hesap mutabakatı yapmış olmaları veya davacının, davalılara herhangi bir borcunun bulunmaması gerektiği, her iki tarafın ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmak suretiyle düzenlenen bilirkişi raporlarında davacının dava tarihi itibariyle davalı tarafa cari hesapta borçlu olduğunun tespit edildiği, bu nedenle teminat mektubunun iadesinin talep edilemeyeceği, öte yandan teminat mektubunun yargılama devam ederken nakde dönüştürülmesi sebebiyle talep bedelin iadesine dönüştüğü ve dava tarihi itibariyle davalı taraf alacaklı olduğundan, Mahkemece talebin reddine karar verilmesi gerekirken konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına dair verilen kararın hatalı olduğu ancak bu husus davalı tarafça bir istinaf sebebi olarak ileri sürülmediğinden davacı aleyhine olacak şekilde kaldırma sebebi yapılamayacağı, davacının hakediş primlerinin ödendiği ve bu yönde de bir alacağının olmadığı, davacının kendisinden haksız şekilde kesinti yapıldığına dair somut bir delil sunmadığı, kaldı ki sözleşmenin 27. maddesi ile davalı tarafın, sözleşmenin herhangi bir sebeple sona ermesi halinde sözleşme çerçevesinde yaptığı her türlü masrafı davacıdan talep edebileceğinin kabul edildiği, bu itibarla Mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik olmadığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 14/05/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.