T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1530 Esas
KARAR NO : 2026/938 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2021/351 Esas - 2023/286 Karar
TARİH: 10/04/2023
DAVA: Tazminat (Banka dışındaki Diğer Finans Kurumları ile yapılan Aracılık Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 07/05/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının üniversite öğretim üyesi olduğunu, ... Bankası müşterisi olması nedeniyle yüksek kâr vaadiyle yatırımlarını borsada çok daha iyi değerlendirebileceğinin bildirildiğini, kendisinin ikna olması sonucu işlemlere başladığını, kendisine herhangi bir aydınlatma yapılmaksızın gün içinde aranarak alım satım yapılması teklifinde bulunulduğunu, bu yönlendirmeler ile onay alınarak komisyon kazanmak amacıyla işlemler yapıldığını, önerilen hisse senetleri ile aşırı alım satım yapılarak komisyon geliri sağlandığını, 2013 yılından başlayarak 2016 yılına kadar alım satım işlemi yapıldığını, bu süreçte hiç bir olağanüstü kriz vb. olmamasına rağmen, davacının 101.000,00-TL. zarara uğratıldığını ve bu zararının karşılanması gerektiğini belirterek, şimdilik 100.000,00-TL nin en yüksek faiz üzerinden ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının, ... numaralı yatırım hesabından, imzalamış olduğu 29.04.2013 tarihli Sermaye Piyasası Araçları Muhafaza ve İşlem Çerçeve Sözleşmesi (SPA) kapsamında, istanbul Borsası'nda kayıtlı hisse senedi alım satım işlemleri gerçekleştirmek üzere sözleşme imzaladığını, sözleşmenin imzalanması için kendisine telkinde bulunulduğu veya ikna edildiği iddialarının doğru olmadığını, ayrıca davacının, imzaladığı 20/04/2013 tarihli Müşteri Tanıma Formu'nda risk tercihini "yüksek" olarak belirttiğini, gerek bu sözleşmelerde, gerekse sözlü olarak, işlemlerin riskleri ve olası sonuçlarının tüm ayrıntısı ile davacı ile paylaşıldığını, aynı zamanda üniversite öğretim üyesi olduğunu beyan eden davacının tüm bu sonuçları öngörerek ve yüksek risk yüksek kazanç beklentisi ile hareket ettiğini, davacının, hisse senedi alım satım işlemlerine 06/05/2013 tarihinde başladığını, yaklaşık 3,5 yıl sonra, 21/10/2016 tarihinde işlem yapmaya son verdiğini, davacının bu süreçte dönem bazında elde ettiği kâr ve zarar tutarlarının tablo olarak dilekçelerinde gösterildiğini, buna göre davacının bazı dönemlerde kâr, bazı dönemlerde ise zarar ettiğini, sürekli zarar edildiği iddiasının doğru olmadığı, davacının, 2013/2, 2013/4, 2014/2, 2014/4 çeyreklerinde, kâr elde ettiğini, bu dönemlerdeki toplam kârının 50.454,97.-TL olduğunu, davacının hisse senedi piyasasının risklerini bilerek ve fakat yüksek kâr amacıyla bu yatırım aracına yöneldiğini, davacının yönlendirildiği iddiası doğru kabul edilse dahi, davacı beyanlarına göre; davacıya hisse senedi alımı için öneride bulunulduğunu ve davacının bu önerileri kabul ederek alıma onay verdiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 10/04/2023 tarih ve 2021/351 Esas - 2023/286 Karar sayılı kararında; "Dava, taraflar arasında imzalanan Sermaye Piyasası Araçları Muhafaza ve İşlem Çerçeve sözleşmesi kapsamında davalı aracı kurum işlemleri nedeniyle zarara uğradığından bahisle tazmini istemine ilişkindir.
Mahkememiz 12/09/2022 tarihli celsesinde alınan ara karar uyarınca sermaye piyasası ve borca uzmanı ... ve borçlar hukuku nitelikli hesaplamalar uzmanı bilirkişi ... tarafından mahkememize sunulan 27/01/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; sözleşme tarihi itibariyle yapılan sözleşmenin ... mevzuatına uygun olduğu, sermaye piyasası araçlarının alım ve satımına ilişkin olarak aracı kuruluşun yetkili personelince yapılacak teknik ve temel analizlerin kişiden kişiye farklılık arz edebileceği gibi bu analizlerde yapılan öngörülerin kesin olarak gerçekleşmeme olasılığının bulunduğu hususlarının davacıya bildirilmiş olduğu ve davacı tarafından manuel imzalanmak suretiyle onay verilmiş olduğu, bireysel Müşteriler için Müşteri Tanıma Formu’nda ; risk ve getiri tercihinde ‘’yüksek ‘’ olarak işaretlenmiş olduğu, mali bilgiler, vade tercihi gibi kısımların bilinçli olarak boş bırakıldığı ve buna ilişkin sorumluluğun tarafında olacağına dair davacı müşterinin imzası olduğu, tüm dava dosyası içeriğinde davacı müşterinin; yapılan işlemlerden bilgi sahibi olduğu, işlemlerin bilgisi dahilinde yapıldığı, işlemlere onay verdiği, al-sat yapma konusunda itirazı olmadığı gibi talep de ettiğine dair ses kaydı dökümü bulunduğu, borsa ve hisse senetleri, alternatif piyasalar hakkında genel olarak bilgi sahibi olduğunun anlaşılmış olduğuna dair rapor sunmuşlardır.
Alınan 27/01/2023 tarihli bilirkişi raporu gerekçeli, denetlenebilir, dosya içeriğine uygun, itirazları cevaplar nitelikte ve uyuşmazlığı çözmeye yeterli görüldüğünden, mahkememizce de benimsenmiş ve hükme esas alınmıştır.
Tarafların iddia ve savunmaları, bilirkişi raporları ile dosyamızda bulunan tüm bilgi ve belgeler bir arada değerlendirildiğinde; taraflar arasında imzalanan Sermaye Piyasası Araçları Muhafaza ve İşlem Çerçeve sözleşmesi kapsamında davalı aracı kurum işlemleri nedeniyle davacının zarara uğradığından bahisle eldeki tazminat davasının açıldığı, sözleşme tarihi itibariyle yapılan sözleşmenin ... mevzuatına uygun olduğu, davacının yapılan işlemlerden bilgi sahibi olduğu, işlemlerin bilgisi dahilinde yapıldığı ve işlemlere onay verdiği, al sat yapma konusunda itirazı olmadığı, zarar etmenin işin doğasında olduğu ve davacının bu riski kabul ederek sözleşme imzaladığı kanaatine varılmakla 01/02/2022 tarihli kök ve 05/07/2022 tarihli ek rapora itibar edilemeyerek, 27/01/2023 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir."gerekçesi ile,
''1-Davanın reddine, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki 29/04/2023 tarihli Sermaye Piyasası Araçları Alım-Satım Çerçeve Sözleşmesinin, sonrasında yapılacak olan münferit sözleşmelerin sınırlarını hazırladığını, izin ve imtiyaz ile kurulmuş davalı kurumun en küçük kusurundan dahi sorumlu olduğunu,
Sermaye Piyasası Kurulu'nun yatırım hizmetleri ve faaliyetleri ile yan hizmetlere ilişkin esaslar hakkında Seri III, 37.1 numaralı tebliğinin 16'ıncı maddesinde işlem aracılığı faaliyetinin tanımlandığını, buna göre Sermaye Piyayası Kanunu'nun 37/1 fıkrasını b bendi kapsamında işlem aracılığı faaliyetinin, emir iletimine aracılık faaliyetine ek olarak, müşterilerin sermaye piyasası araçlarıyla ilgili alım veya satım emirlerinin müşteri adına ve hesabına veya kendi adına ve müşteri hesabına yatırım kuruluşları tarafından, borsalar ya da teşkilatlanmış diğer pazar yerlerine, Kanunun 37 ncimaddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında yetkilendirilmiş bir kuruluşa, Kaldıraçlı işlemler hariç olmak üzere ilgili ülkenin yetkili otoritesinden faaliyet izni almış yurt dışında yerleşik bir kuruluşa, iletilmek suretiyle gerçekleştirilmesini ifade ettiğini, davacı ile davalı arasındaki faaliyetin de 6362 Sayılı ...'nun 37/1-b bendi kapsamındaki işlemlerden olduğunu, buna göre davalının müşterinin hangi hisse senedini alacağına karar vereceği ve bu işlemi başlatması için davalıyı araması gerektiğini; münferit sözleşmenin esaslı unsuru olan fiyat ve miktarın kendisi müşteri tarafından belirlenerek, davalı Kuruma iletilmesi; davalı kurumun da bu işlemleri yapması gerektiğini,
Davada münferit sözleşmenin fiyat ve miktar gibi asli unsurlarını davacının belirlemediğini, müşteri tarafından emir ile başlatılan bir durum olmadığını, bunun yerine davalı temsilcisinin münferit sözleşmelerin fiyat ve miktar gibi asli unsurlarını belirleyerek, davacı müşterinin onayına sunduğunu "alalım/satılım diyorum, düşündüm, tercih edelim, değerlendirelim" gibi beyanlarla davacıyı yönlendirdiğini, davacının da sözleşmenin asli unsurlarını tam anlamadan Davalı Kurumun yarattığı Uzmanlık algısına güvenerek yönlendirmelere “tamam, hı, hı ve olur" gibi onayladığını, hesabın fiili kontrolünün davalıda olduğu bu işlemlerin ise sözleşmeyi ifa değil ... m. 37, f. I- d) bendinde düzenlenen “Yatırım danışmanlığı” olduğunu, bu faaliyetin; yatırım hizmetleri ve faaliyetleri ile yan hizmetlere ilişkin esaslar hakkında Seri III, 37.1 numaralı tebliğinin 45/1 fıkrasında "Yatırım danışmanlığı, yetkili yatırım kuruluşunun, yatırımcı talebi doğrultusunda veya yatırımcı talebi olmaksızın sermaye piyasası araçları ile bunları ihraç eden ortaklık ve kuruluşlar hakkında, belli bir kişiye veya mali durumları, risk ve getiri tercihleri benzer nitelikteki bir gruba yönelik olarak yönlendirici nitelikte yorum ve tavsiyelerde bulunması faaliyetidir." olarak tanımlandığını, davacıya çeşitli zamanlarda yapılan yönlendirmeler yapılması sebebiyle tüm ferdi sözleşmelerde davacının iradesinin bağlayıcı olmadığını,
Müşteri uygunluk testi yapılmadan, genel müşteri olarak tanımlanan davacının aracı kuruluştaki varlığının, “Provizyon avcılığı” (...) yapılmak suretiyle sözleşmeye aykırı davranılarak zarara uğratıldığını; yatırım kuruluşların herhangi bir şekilde kendilerine menfaat sağlamak amacıyla yatırımcıların portföyünde bulunan sermaye piyasası araçlarının alım ve satımını yapmalarının yasak olduğunu, Tebliğin 41/ (i) fıkrasında görüleceği üzere, yatırım şirketi yetkilisinin davacının kararlarını etkilemekten öte, portföy yöneticisinin bizzat kendisinin verdiği kararlara en olmadık zamanlarda, adeta saldırgan satış yöntemine benzer şekilde fikren ve madden hazır olmadığı anlarda telefonla arayarak şeklen onay alıp menfaat elde ettiğini; bu nedenle davacının “evet, tamam, peki, olur” gibi cevaplarının geçersiz olduğunu,
Davacı ile davalı kurum arasındaki ses kayıtlarının bilirkişi ... tarafından incelenmesi ile oluşturulan bilirkişi raporunda davacının ... A.O hisselerinin satışına onay verdiğine ilişkin bir içerik bulunmadığını, ayrıca, davacının ...'ye ait hisse senedinin ne kadar bedel ile alındığından dahi haberdar edilmeden hisse alımlarının gerçekleştirildiğini, davalı tarafından gerçekleştirilen faaliyetin imtiyaz suretiyle gösterilen faaliyet olduğunu; davalının, davacının tüketici derecesinde bilgisiz olduğunu bilerek ve onu sözleşmeye aykırı şekilde sürekli onaylamaya sevk ederek yatırım danışmanlığı faaliyeti yaptığını, karşılığında komisyon avcılığı yaparak gelir elde ettiğini; Çerçeve Sözleşmesine bağlı olarak yapılması gereken sözleşmenin bilerek yapılmadığını ve davacının zarara uğratıldığını; davacının konuyla ilgili düzenleyici kurumlara başvurusunda, TSPB Müşteri Uyuşmazlıkları Hakem Heyeti tarafından davalının ... hisselerinin alış ve satışında gerçekleştirdiği yanlış yönlendirmeleriyle, işlem hacmini arttırarak komisyon kazanmak amacıyla davacıyı zarara uğrattıkları, bu zarardan sorumlu tutulmaları gerektiği tespitinde bulunulduğunu, dava sürecinde bilirkişi ... tarafından düzenlenen raporda, davacının ... hissesinin alış-satışı sebebiyle uğradığı 48.360,00 TL'Lik zarardan davalı kurumun sorumlu tutulması gerektiği tespitinde bulunulduğunu,
İlk derece mahkemesince itirazlar incelenmek üzere dosyanın ... uzmanı bilirkişi ...'e tevdi edilmesine karar verilmiş olmasına rağmen, davalı tarafından herhangi bir somut veriye dayanmayan, soyut ifadelerle bilirkişi ile aralarında husumet bulunduğu ileri sürülerek başka bir bilirkişinin görevlendirilmesinin talep edilmesi üzerine başka bir bilirkişi görevlendirildiğini, dosyanın ilk belirlenen bilirkişiye neden tevdi edilmediğine ilişkin bir gerekçe sunulmadığını; bununla birlikte değişen bilirkişi yerine atanan bilirkişi ... tarafından oluşturulan raporda itirazlarının incelenmediğini, ... uzmanı dışında, her alım satım için kurulan sözleşmelerin kurulmasında irade fesatlığı veya geçersizlik koşulu bulunup bulunmadığının incelemesine ilişkin itirazlarının değerlendirilmediğini, davacının iradesini karşı tarafa iletmeden gerçekleştirilen alım-satım işlemlerine yönelik bir değerlendirme yapılmadığını, bilirkişilerin aslında hangi konular üzerinde rapor hazırlamaları gerektiğini anlamadıklarını, yeni heyet tayini için itirazlarının sunulduğunu ancak mahkemece gerekçe olmadan reddedildiğini; matbu-şablon metinden alınan ve gerekçeli değerlendirmeden ziyade kanun maddeleri yazılarak hazırlanan, bahsedilen hiçbir konuşmaya atıf yapmayan bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını, mahkemece iki bilirkişiden alınan ve aralarında çelişki bulunan raporlar arasındaki tespit ve görüş farklılıkları giderilmeksizin ve itirazlarını gideren bir bilirkişi raporu alınmaksızın karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,
İleri sürerek, izah edilenve resen tespit edilecek nedenlerle; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılarak davanın kabulüne, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, davacının, taraflar arasında imzalanan Sermaye Piyasası Araçları Muhafaza ve İşlem Çerçeve sözleşmesi kapsamında davalı aracı kurum işlemleri nedeniyle zarara uğradığından bahisle tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesinin 2019/368 esas 2020/934 karar sayılı 21/12/2020 tarihli ilamı ile uyuşmazlığı çözme görevinin tüketici mahkemelerine ait olduğundan bahisle davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verildiği, karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine Dairemizin 2021/375 esas 2021/494 karar sayılı ilamı ile, uyuşmazlığı çözme görevinin asliye ticaret mahkemelerine ait olduğu gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verildiği, kaldırma kararı sonrası dosyanın yeniden esas kaydedildiği, yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verildiği ve karar karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır.
Davacının temel iddiası, taraflar arasında sermaye sermaye piyasası araçları muhafaza ve işlem çerçeve sözleşmesi bulunduğu, taraflar arasında yatırım danışmanlığı sözleşmesi bulunmamasına rağmen davalı çalışanları tarafından davacı yönlendirilerek ve komisyon geliri elde etmek amacıyla hisse senedi alım satım işlemleri yaptırıldığı, davacının sözleşme süresi boyunca söyleşmeye ve davalının özen yükümlülüğüne aykırı olarak yönlendirilmesi nedeniyle işlemlere verdiği onayların davacıyı bağlamayacağı, bu alım satımlar nedeniyle davacının toplam 101.000,00-TL zarara uğradığı, hafif kusurundan dahi sorumlu olan davalının davacı zararını karşılaması gerektiği yönündedir.
Dosya içeriği belgelere göre; mahkemece tarafların tüm delillerinin eksiksiz toplandığı, davacı ile davalı kurum çalışanları arasında, sözleşmenin başlangıç tarihinden itibaren gerçekleştirilen 487 adet konuşmanın ses kayıtlarının dosya arasına alındığı ve bilirkişi marifetiyle dökümlerinin yaptırıldığı, akabinde dosyanın bankacı bilirkişiye tevdii ile kök ve ek rapor alındığı, taraf itirazları üzerine bu kez dosyanın bir ... uzmanı ve bir hukukçu bilirkişiden oluşan heyete tevdii edilerek rapor tanzim ettirildiği, son rapor doğrultusunda tahkikat bitirilerek davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Mahkemece belirlenen ... uzmanı bilirkişiye davalının itirazı üzerine yeni bir ... uzmanı bilirkişi görevlendirildiği, davacının yeni atanan bilirkişiye yönelik yargılama sürecinde herhangi bir itiraz ileri sürmediği, ilk derece yargılamasında ileri sürülmeyen iddia, savunma ve itirazların HMK'nun 357/1 fıkrası uyarınca istinaf aşamasına ileri sürülemeyecekleri, davacının gerekçesiz olarak bilirkişi değişikliğine gidilmesinin hukuka aykırı olduğuna dair istinaf sebebinin bu nedenle yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davalı tarafından verilen hizmetin aracılık hizmeti olduğu, diğer ifade ile davacının talimatı ve işlem onayı doğrultusunda yapılan alım satım işlemlerinde, işlemlerin tarafının davacı ile hissesini halka arz eden şirket olduğu, bu saptama karşısında davacının davalı tarafından aracılık edilen her bir alım satım işleminin irade sakatlığı nedeniyle iptali gerektiğine yönelik iddiasının davalıya karşı ileri sürülemeyeceği, aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki sermaye piyasası araçları alım satım çerçeve sözleşmesinin 29/04/2013 tarihli olduğu, taraflar arasında yatırım danışmanlığı veya bireysel portföy yöneticiliği sözleşmesi bulunmadığı, bu nedenle Sermaye Piyasası Kurulu'nun 37.1 nolu ve 11/07/2013 tarihinde yürürlüğe giren Tebliği'nin 40'ıncı maddesi kapsamında davacıya yerindelik testi yapılması zorunluluğu bulunmadığı, sözleşmenin yapıldığı tarih itibariyle anılan Tebliğ'in yürürlükte de olmadığı, yine sözleşme tarihinde yürürlükte olmayan mezkur Tebliğ'in 33 maddesi kapsamında davacıya uygunluk tespit yapılması zorunluluğu da bulunmadığı, bulunduğunun kabul edilmesi halinde dahi davacının zarara neden olduğunu iddia ettiği eylemler ile uygunluk testi yapılmamış olması arasındaki illiyet bağını ortaya koyamadığı, sözleşme ve eki belgelerin imza tarihleri itibariyle yürürlükteki mevzuata uygun oldukları, davacının aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Dosyaya mübrez ve 2013 yılı Mayıs ayından başlayan 2016 yılına Ekim ayında dek süren, hisse alım satım işlemlerine ilişkin ses kayıtları bir bütün olarak incelendiğinde, davalı aracı kurum çalışanları tarafından davacıya genel yatırım tavsiyesi mahiyetinde bilgi sunulduğu, tüm işlemlerin davacının onayı ile gerçekleştirildiği, davacının işlemlerin mahiyetine ve sermaye piyasalarında işlem gören araçların niteliğine ilişkin bilgi sahibi olduğu, davalı çalışanlarının genel yatırım tavsiyelerine göre işlem onayı verdiği gibi, bu tavsiyelerin aksi yönünde talimatlar da verdiği, mahkeme gerekçesinde belirtildiği ve dosyaya mübrez hesap dökümlerinden de anlaşıldığı üzere davalı aracılığıyla ve davacı talimat ve onayı ile gerçekleştirilen işlemlerden ötürü dönem dönem kar elde ettiği, dönem dönem zarara uğradığı, bu saptamalar karşısında sözleşmenin yürürürlükte kaldığı dönem boyunca hisse alım satım işlemleri nedeniyle uğranılan zararın davalı yönlendirmesi ile gerçekleştiğine yönelik davacı iddiasının dinlemeyeceği, mahkemece davanın reddine karar verilmesinin dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmıştır.
Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 269,85-TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 07/05/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.