T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1743 Esas
KARAR NO : 2026/993 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2018/941 Esas- 2023/400 Karar
TARİH: 04/05/2023
DAVA: Tazminat
KARAR TARİHİ: 14/05/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;müvekkili şirketin, ... A.Ş.'nin dünyanın 100’den fazla ülkesinde 60.000 çalışanı ile faaliyet gösteren, ...Şirketler Grubu’nun Türkiye’deki iştiraki olduğunu, 1979 yılında kurulmuş olan müvekkilİ şirketin Türkiye’de halen İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Gaziantep’te sigorta brokerliği ve risk danışmanlığı faaliyetine devam ettiğini, müvekkili şirketin genel müdürlüğünün, 1999-2015 yılları arasında aynı zamanda yönetim kurulu üyeliği görevi de bulunan dava dışı ... tarafından ifa edildiğini, şirket yönetimi tarafından bu görevinde değişiklik yapılarak ...’a yönetim kurulu içinde başka bir pozisyon teklif edilmesine karar verilmiş ise de, ... tarafından bu yeni görevin kabul edilmediğini, neticede müvekkili şirket ile olan ilişkisinin tüm yasal hakları ödenerek 21/07/2015 tarihinde sona erdiğini, ancak ...’ın kendisine teklif edilen görev değişikliğini kabul etmediği gibi yönetim kurulu üyesinin yasal rekabet yasağı sorumluluğuna da aykırı bir şekilde, müvekkilinin müşterilerine ve çalışanlarına bir takım iş teklifleri götürmeye başladığının öğrenildiğini, bunun üzerine bazı çalışanların herhangi bir açıklamada bulunmadan sürpriz bir şekilde müvekkili şirketten ayrıldıklarını, müvekkili şirketten aniden ayrılan çalışanların iş sözleşmelerini fesihte herhangi bir haklı sebebe dayanmamış olduklarını, feshin haksız olduğu ve bu işçilerin davalı ... tarafından ayartıldıklarını, gerçek kişi davalıların rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davrandıklarını, bu nedenle cezai şarttan sorumlu olduklarını, ayrıca tüm davalıların birlikte hareket ederek müvekkilinin müşteri kaybına sebep olduklarını, müvekkilinin yıllardır çalıştığı müşterilerin davalı şirket ile çalışmaya başladıklarını beyanla davalıların haksız rekabete dayalı eylemleri sebebi ile müvekkili şirketin uğramış olduğu maddi zararın tespiti ile şimdilik 21.016,00 TL’nin kendilerine gönderilen ihtarname tarihlerinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tüm davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Mahkemenin görevli ve yetkili olmadığını, belirsiz alacak davası açılmasında hukuki menfaat bulunmadığını, bu davada müvekkili şirkete karşı husumet yöneltilemeyeceğini, davacı tarafın iddialarnı hiçbir somut bilgi ve belgeye dayandırmadığını, davacının iddiaları ile müvekkili şirket faaliyetleri arasında hiçbir illiyet bağının olmadığını, aralarında sözleşme olmadığından müvekkili şirket yönünden rekabet yasağından da bahsedilemeyeceğini, müvekkili şirketin davacıya karşı herhangi bir haksız fiilinin de olmadığını, diğer müvekkillerinin davacı şirketteki işlerinden, davacı şirketin uyguladığı baskı, çalışma koşullarının ağırlığı ve aldıkları ücretlerin yetersiz olmaları sebebiyle ayrıldıklarını, müvekkili şirketin ayartması sonucu işten ayrıldıklarına dair iddianın gerçek dışı olduğunu, müvekkili davalıların davacı nezdindeki işlerinden ayrılış tarihlerinin birbirine yakın olmasının, işbirliği içerisinde ve organize şekilde işten ayrıldıklarını göstermeyeceğini, davacı şirketten yalnızca davalıların değil bir çok kişinin ayrıldığını ve farklı şirketlerde çalışmaya başladıklarını, davacı şirketin müşterilerinin ayartılması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, kaldı ki bir kimsenin eski işyerinde birlikte çalıştığı bazı müşterilerin onu takip ederek yeni işyerine de gelmelerinin hukuka aykırı olmadığını, davalı müvekkillerinin davacıya ait ticari sırları kullanmalarının söz konusu olmadığını, davacı tarafça ticari sırrın ne olduğunun ortaya konmadığı ve ispatlanmadığını, davacının müşterilerine ait bilginin ticari sır olmadığını, davacının müvekkillerinden talep edebileceği herhangi bir zararının olmadığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: Mahkemece; davacı tarafından haksız rekabet hükümlerine dayalı açılan davada uyuşmazlığın, davalı şirket tarafından davacının müşterileri ile çalışanlarına bir takım iş tekliflerinin götürülmesi, davalı gerçek kişilerin herhangi bir açıklama yapmaksızın şirketten ayrılması, bu arada davalı işçilerin davacı şirketten ayrılıp davalı şirkette çalışmaya başlaması ve diğer işçilerle birlikte davacı şirketin müşteri bilgi ve kayıtlarını kullanmak suretiyle müşteri ayartma eylemlerine iştirak etmek suretiyle davacıyı zarara uğratıp uğratmadıkları ve uğranıldığı iddia olunan zararın tazmininin gerekip gerekmediği noktalarında toplandığı, dava dilekçesindeki cezai şarta dayalı tazminat talebi ilgili olarak yargılama aşamasında ayırma kararı verildiği, somut olay açısından tam emsal olan İstanbul BAM 14.HD'nin 2019/2134 E., 2022/446 K.sayılı kararında; "... Bu kapsamda, davalının iş akdinin sona ermesinden sonra rakip bir şirkette çalışması, kartvizit bastırması, dürüstlük kuralına aykırı olmayacak şekilde piyasadaki müşterilere fiyat teklifi göndermesi gibi eylemleri haksız rekabet olarak kabul edilemez. Davacının, somut olarak davalı tarafından davacıya ait işçilerin, müşterilerin, ticari sırların elde edilerek haksız rekabet oluşturacak şekilde eylemde bulunduğu kanıtlanmamıştır. Davacı nezdinde çalışırken iş akitlerini feshederek, dava dışı İntegra şirketinde çalışmaya başlayan kişilerle davalının eylemleri arasında bir irtibat bulunmamaktadır." şeklinde tespitlere yer verildiği, çalışma hürriyetinin Anayasal güvence altında olduğu ve rekabet yasağı sözleşmesi ile bu hakkın hukuka, ahlaka aykırı şekilde sınırlandırılamayacağı, davalı şirketin ve bu şirkette çalışan davalı gerçek kişilerin bilgi ve tecrübeleri çerçevesinde ve kendi sektörlerinde, kanunun açıkça yasakladığı eylemlerde bulunmadıkları sürece, çalışabilmelerinin en doğal yasal hakları olduğu, davalı gerçek kişilerin ve tüzel kişinin kanundan doğan bu haklarının yine kanun ile sınırlanabilmesi mümkün ise de, kanunun belirlemiş olduğu somut koşul vakıalar oluşmadığı sürece bu hakkın sınırlandırılabilmesini gerektiren ve somutlaştırılmış bir halin somut olayda söz konusu olmadığı, bir başka deyişle davalı işçilerin, davacı şirketten ayrıldıktan sonra davacının müşterilerine fiyat teklifi vermeleri, müşterilerin haksız olarak ayartıldığı anlamına gelmeyeceği gibi, ticari sırrın haksız rekabet teşkil edecek şekilde kullanıldığı anlamına da gelmeyeceği, yine davalı şirketin de bu noktada kanun koyucunun belirtmiş olduğu somut koşul vakıalara uygun şekilde iyi niyet kurallarına aykırı bir eyleminin varlığının vakıa olarak ortaya konulamamış ve en önemlisi ispatlanamamış olduğu, banka, finans ve sigortacılık sektörünün rekabetin yoğun yaşandığı bir sektör olması, sektörün bu noktadaki özelliği, özellikle serbest piyasa koşulları içinde davalı şirketin pazar payının piyasa koşulları içinde arttırılmasına yönelik çabalarının ve yine bu çabalarla uyumlu olarak davalı işçilerin girişimlerinin hukuken engellenmesinin anayasal çalışma ve sözleşme haklarının ihlali sonucunu doğuracağı, davalı gerçek kişiler işten ayrıldıktan sonra davalı şirkette çalışmaya başlamış olsa da bu durumun, davalı şirketin ve davalı şirkette çalışanların haksız rekabet teşkil edecek bir eylemlerinin varlığını göstermeyeceği, zira bu noktada dinlenen tanık beyanları ve ayrıca bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu rapor içeriklerinin, davalı şirket tarafından davacı şirketin ticari sırlarının içeriğinin ele geçirildiği veya TTK m.57/7 hükmü çerçevesinde dürüstlük kuralına aykırı hareket olunduğu noktasında delil teşkil etmediği, esasen davalı gerçek kişiler yönünden dahi belirtilen hususta aleyhe bir delil durumu söz konusu olmadığı gibi, davalı gerçek kişilerin, çalışma özgürlüğünün esas olduğu liberal ekonomi sistemi içinde emeklerinden daha fazla düzeyde gelir elde etmeyi amaçlamalarının hukuka aykırı bir davranış olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenle davalı işçilerin iş yerinden ayrılmaları noktasında davalı şirket tarafından ayartıldığı iddiasının ispatlanamadığı, buna göre dava dilekçesinde dayanılan vakıalar dışında davalıların haksız rekabet teşkil edebilecek başkaca bir eylemlerinin varlığının ileri sürülüp kanıtlanamadığı, davacı şirketten bir kısım müşteriler ayrılmış olsa bile, bu durumun tek başına haksız rekabetin varlığını kanıtlamadığı, nitekim davacı tarafından farklı kişilere karşı aynı sebeplerle açılan davada İstanbul 3. İş Mahkemesinin 2015/315 E. 2018/340 K.sayılı kararı ile haksız rekabetin bulunmadığına karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 22.HD'nin 2019/3366 E. 2019/23935 K.sayılı kararıyla onandığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
DAVACI VEKİLİNCE İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ; huzurdaki davada, salt bir kısım işçinin müvekkili şirketten ayrılarak başka bir şirkette çalışmaya başlamasının söz konusu olmadığı, müvekkili şirketin 16 yıllık müdürü ve yönetim kurulu üyesi ...'ın şirketten ayrıldıktan sonra müvekkili şirketin müşterilerine ve çalışanlarına bir takım iş teklifleri götürdüğü, eş zamanlı olarak 16 işçiyi müvekkili şirketteki işlerinden ayrılmaları ve kendi kurduğu davalı şirket bünyesinde çalışmaya ikna ettiği, bu hususun mahkemece yapılan keşifte tespit edildiği, ayrıca müvekkili şirketten ayrılan işçilere karşı açılan ihbar tazminatı davalarının da kabulüne karar verildiği, müvekkili şirketten ayrılan davalı çalışanların, davalı şirket ile organize şekilde hareket ettikleri, tüm davalıların müvekkili şirketin bilgi ve kayıtlarını kullanarak giriştiği müşteri ayartma eylemine iştirak ettikleri, buna ilişkin delillerin dosyada mevcut olduğu, Mahkemece tanık beyanının nazara alınmadığı, davalı gerçek kişilerin işten çalışma koşullarının kötü olması sebebiyle ayrılmadıkları, buna ilişkin delilleri de dosyaya sundukları, müvekkili şirketin eski genel müdürünün davalı şirket kurmasının ardından müvekkili nezdindeki toplu istifalarla birlikte düşüş yaşanan satış ve karlılık rakamlarının maddi delil niteliğinde olduğu, TTK'nın 54/2.maddesi uyarınca haksız rekabetin oluştuğu, yine TBK'nın 57. maddesi uyarınca da müvekkilinin zararını talep edebileceği, Mahkemece somut olayın özüne göre değerlendirme yapılmadığı, Mahkemece emsal gösterilen kararın henüz kesinleşmediği ve o davadaki eylemin niteliği itibariyle farklı olduğu, bu davada olduğu gibi organize bir işten ayrılma, ardından cirolarda düşüşün söz konusu olmadığı, bu sebeplerle kararın kaldırılması gerektiğine ilişkindir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, davalıların eylemleri nedeniyle TTK'nın 54 ve devamı maddeleri uyarınca oluşan haksız rekabet sonucu uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini talebine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; davacı tarafça davalı şirketin, kendi çalışanı olan diğer davalıları işten ayrılmaları ve kendi bünyesinde çalışmaları konusunda ayarttığı, davalı gerçek kişilerin, davacı şirket çalışanı iken toplu şekilde işten ayrılarak davalı şirkette çalışmaya başladıkları, bundan sonra davacı şirketin müşteri ve ciro kaybı yaşadığı, davalıların davacının müşterilerine iş teklif ettikleri, ticari sırlarını aleyhine olacak şekilde kullandıkları ve bu şekilde haksız rekabette bulunduklarının iddia edildiği, TTK'nın 54/2. maddesinde genel tanım ile; rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamaların haksız ve hukuka aykırı olduğunun kabul edildiği ve 55. maddesinde başlıca haksız rekabet sayılacak davranışların düzenlendiği, davacının iddiasının; TTK'nın 55/1b-1, 2 ve 3. maddesinde; "müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek, üçüncü kişilerin işçilerine, vekillerine ve diğer yardımcı kişilerine, haketmedikleri ve onları işlerinin ifasında yükümlülüklerine aykırı davranmaya yöneltebilecek yararlar sağlayarak veya önererek, kendisine veya başkalarına çıkar sağlamaya çalışmak, işçileri, vekilleri veya diğer yardımcı kişileri, işverenlerinin veya müvekkillerinin üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirmeye yöneltmek" şeklinde sayılan haksız rekabet hallerinin kapsamında olduğu, dosyada mübrez deliller ve dinlenen tanık beyanlarından, davalı şirketin diğer davalıları, davacı nezdindeki işlerinden ayrılarak kendi bünyesinde çalışmak konusunda ayartığı, davalı gerçek kişilerin de toplu şekilde işten ayrılarak davalı nezdinde çalışmaya başlayıp, davacının müşterilerini davalı şirkete yönelttikleri hususunun ispat edilemediği, davalılar tarafından davacının müşterilerine, davacıyı kötüleyici ve onunla olan sözleşmelerini sona erdirmeye yönelik teklifte bulunulduğuna dair somut bir delil bulunmadığı, davacı ile davalı şirketin rakip şirketler olması ve davalı gerçek kişilerin davacı şirketten ayrılarak davalı şirkette çalışmaya başlamalarının tek başına haksız rekabet teşkil etmeyeceği, davalı gerçek kişilerin davacı şirketten ayrıldıktan sonra, elbette yaptıkları işin niteliğine göre aynı alanda faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışmaya başlayacakları, davacı şirketin faaliyet konusundan tamamen farklı bir alanda çalışmalarının beklenemeyeceği, bu hususun TBK'nın 444 vd maddelerinde düzenlenen rekabet yasağının kapsamına girdiği ve rekabet yasağının ihlal edilip edilmediği noktasında değerlendirileceği, haksız rekabet kabul edilemeyeceği, yine Mahkemece de kabul edildiği üzere davalıların, davacının hangi ticari sırlarını ifşa ettiğinin somut olarak ortaya konmadığı, davacının çalıştığı müşterilere ait bilginin ticari sır olarak kabul edilemeyeceği, sigortacılık sektöründe müşteri portföyünün değişkenlik gösterebileceği, serbest piyasa koşullarında daha önce davacı ile çalışan bir şirketin davalı şirket ile çalışmaya başlamasının doğrudan haksız rekabet kabul edilemeyeceği, sonuç olarak ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı ve davacı tarafça yargılama aşamasında sunulan dava, itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş olan tüm istinaf sebeplerinin karşılandığı ve davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık olmadığı anlaşıldığından, kararda kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 14/05/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.