T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/2030 Esas
KARAR NO : 2026/943 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2020/384 Esas - 2022/698 Karar
TARİH: 05/10/2022
DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 07/05/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında uzun yıllardır devam eden ticari ilişki bulunduğunu, davalının bu ilişkide sadece kendisinin sattığı ürün konseptine sahip üretici konumunda tekel ve hakim güç niteliğinde bir şirket olduğunu, bu gücün taraflar arasındaki edimlerde tek taraflı bir ticari baskı oluşturulmasında da kullanıldığını, davalının taraflar arasında herhangi bir sözleşme olmadan, 2019 yılı başlarında davacı şirketten yüksek oranda vade farkı talep ettiğini, elektronik ortamda E-Faturalar düzenlenerek davacı şirketten tahsil edilmeye çalışıldığını, bunun üzerine davalıya Gaziosmanpaşa 8.Noterliği'nin ... yevmiye numaralı 15/03/2019 tarihli ihtarnamesinin çekildiğini, tüm ödemelerin yerinde getirildiğinin, kendileri gönderilen yüksek orandaki vade farkı uygulamasını kabul etmediklerinin, sözleşme olmadan vade farkı talep edilemeyeceğinin bildirildiğini, davalının ise cevabi ihtarnamesi ile vade farkı faturalarının ödenmemesi halinde teminat mektubunun paraya çevrileceğini ihtar ettiğini, bu ihtara karşı davalı yana taraflar arasında ticari teamül bulunmadığının, vade farkı oranlarına da açıkça itiraz edildiğinin belirtildiğini, davalının, davacı şirketin ödenmiş çeklerini dahi iade etmediğini, taraflar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi noktasında bedeli ödenmiş olan 5 (beş) adet çekin iadesi ve vade farkı alacağı gerekçesi ile nakte çevrilen teminat mektubu tutarı olan 16.510,00-USD bedelin tahsili istemi ile 31/05/2019 tarihinde arabuluculuğa başvurulduğunu, arabuluculuğun anlaşamama ile sonuçlandığını, başvuruya konu edilen çeklerden birinin 31/08/2019 tarihinde diğerlerinin ise, 01/07/2019 tarihinde geri alındığını, fakat teminat mektubunun paraya çevrilmesi sebebiyle oluşan zararların giderilmediğini beyan ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak üzere HMK.107 maddesi gereğince şimdilik 5.000,00-TL'nin teminat mektubunun paraya çevrildiği 07/05/2019 tarihinden itibaren en yüksek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri, vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın iddialarının kabul anlamına gelmemekle birlikte dava ile talep olunan alacağın zaman aşımına uğramış olduğunu, tarafların uzun yıllardır ticari ilişki içinde olduklarını, davacının davalıdan aldığı ve alacağı emtia bedellerinden doğan borçlarının vade tarihlerinde ödenmemesi ihtimaline karşılık davalya bir takim çekler ve teminat mektupları teslim ettiğini, taraflar arasında ticari ilişki boyunca davalının davacıya 2012, 2013, 2014 ve 2018 yıllarına ait olmak üzere vade farkı faturaları düzenlediğini, davacının bu faturaları herhangi bir itirazda bulunmadan ödediğini, davalının, davacının da aralarında bulunduğu iş ortaklarına 06.08.2018 tarihinde, polyester iplik fiyatlarında uygulanan USD vade farkı oranının şirket yönetim kurulu tarafından yeniden belirlenerek 07.08.2018 tarihinden itibaren %1 olarak uygulanacağını bildirdiğini, buna göre davalı tarafından, davacıya vade farkı faturaları düzenlediklerini, bu faturaların ödenmemesi halinde teminat mektubunun nakde dönüştürüleceğinin ve fatura bedellerinin tahsil edileceğini davacıya ihtar edildiğini, vade farkından kaynaklanan bakiye açık hesap borcunun ödenmemesi nedeniyle, davacıya ait teminat mektubunun bozdurulduğunu ve alacağın tahsil edildiğini, zarara uğradığını iddia eden davacının, herhangi bir zararı bulunduğunu da ispat edemediğini savunarak, davanın öncelikle usulden, aksi halde esastan reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafına bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 05/10/2022 tarih ve 2020/384 Esas - 2022/698 Karar sayılı kararında; " Tüm dosya kapsamı toplanan deliller ve bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde; dava, davacı tarafından davalıya verilen teminat mektubunun davalı tarafından vade farkı fatura alacaklarının tahsili bakımından nakde çevrilmesi nedeniyle davacının zararının doğduğu iddiasıyla maddi tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davacı tarafından davalı tarafa ... Bankalar Caddesi Şubesine ait 10.05.2018 tarihli 100.000,00-USD bedelli teminat mektubunun verildiği, teminat mektubunda ... Ltd Şti. Firmasının ... Anonim Şirketi'nin merkez ve/veya şubelerinden satın aldığı/alacağı emtialar nedeniyle ve ayrıca kefalet ve garantörlük dahil olmak üzere her türlü borcunun 100.000,00-USD kadarki tutarın banka tarafından teminat alındığının belirtildiği anlaşılmıştır. Taraflar arasında vade farkı alınması konusunda çekişme olmadığı, anlaşmazlığın vade farkının orana ilişkin olduğu, taraflar arasında vade farkı oranı üzerinde yazılı bir anlaşmanın bulunmadığı anlaşılmıştır. Yerleşik Yargıtay kararlarına göre, vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme bulunması veya teamül halini almış fiili bir uygulamanın mevcut olması gerekir. Somut olayda, 25.01.2019 tarihinde %1 oranında düzenlenen ve 9720 USD tutarındaki vade farkı faturasına itiraz konusu olduğu, %1 oranında uygulan vade farkının oranına itiraz edilmek suretiyle huzurdaki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Taraflar arasında uzun süreden beri devam eden ticari bir ilişki olduğunun anlaşıldığı, davalı şirket tarafından davacı şirkete iplik satıldığı, satışların USD olarak yapıldığı ve satışların 120 gün vadeli olarak yapıldığı ve taraflar arasında vade farkı konusunda yazılı bir sözleşme olmadığı, ancak davalı tarafından davacı şirkete 07.08.2018 tarihinde mail gönderilerek bu tarih itibariyle USD doları üzerinden vade farkının %1 oranında uygulanacağının belirtildiği görülmüştür. Davalı şirket tarafından davacı şirkete 19.12.2012 tarihli 583.20 USD, 19.02.2013 tarihli 489.24 USD, 24 02.2014 tarihli 329.40 USD bedelli ve %1 oranında düzenlenmiş vade farkı faturalarının davalı ve davacının defterlerinde kayıtlı olduğu ve çekişmesiz ödenmiş olduğunun bilirkişi raporu ile tespit edildiği, davalı şirket tarafından , davacı şirkete 24.10.2018 tarih ve 972 USD, 23.11.2018 tarih 1.814.40 USD, 21.12.2018 tarih 1.944.00 USD, 21.12.2018 tarih 64.80 USD, 21.12.2018 tarih 116.64 USD ve 25.01.2019 tarih ve 9.720 USD bedelle %1 oranında vade farkı faturaları düzenlendiği ve bu fatuların toplamının 14.6321.84.USD olduğu, işbu faturaların tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı şirket .... A.Ş tarafından davacı ... LTD düzenlenen 25.01.2019 tarih 9.720 USD bedelli vade farkı faturasının davacı şirketin ticari defterlerinde 25.01.2019 tarihinde kayıtlı olduğu, davacı şirket tarafından davalı şirkete bu vade farkı faturasına istinaden 13.02.2019 tarih ve 19.02.2019 tarihli 9.720 USD bedelli iade faturası düzenlendiği, iade faturalarının davalı şirketin ticari defterlerine kayıt edilmediği ve iade faturaları davalı tarafından KEP üzerinden reddedildiği, davalı şirket .... A.Ş tarafından işbu vade farkı iade faturalarına itiraz edilerek bu iade faturaları kabul edilmemiş olup ticari defterelere de alınmadığı, davalı ... A.Ş. nin ticari defterlerinde ve cari hesap ekstrelerinde %1 oranında düzenlediği vade farkı fatura bedelleri alacak olarak kayıtlı olduğu, davacı ... Şti.nin 2012,2013,2014 ve 2018 yıllarında %1 oranında düzenlenen vade farkı faturalarını itirazsız ödediği, yine davalı şirketin 07.08.2018 tarihli bildirim maili sonrasında da davacı şirketin 2018 yılına ait 23.11.2018 tarihli 1.814.40 USD bedelli, 21.12.2018 tarihli 1.944 00 USD bedelli, 21.12.2018 tarihli 64.80 USD bedelli, 21.12.2018 tarihli 116.64.USD bedelli %1 oranında düzenlenmiş vade farkı faturalarını da itirazsız kabul ettiği, kayıtlarına aldığı ve bedellerini ödediğinin tespit ve değerlendirmeler bakımından somut olaya uygun bulunan 18/08/2022 tarihli bilirkişi raporu ile tespit edildiği, bu uygulama karşısında, taraflar arasında yazılı bir anlaşma olmasa da, 2012 yılından bu yana vade farkı uygulanacağı ve oranının da %1 olacağı konusunda bir uygulama ve teamül olduğu kanaatine varılmış, bu hali ile davalı ... A.Ş nin, dava konusu ... TAŞ tarafından düzenlenen 10.05.2018 tarih ve 100.000,00 USD bedelli kesin teminat mektubunun alacağı karşılayan 16.510.65.USD lik kısmının tazmin koşullarının oluştuğu ve TMK'nun 6. ve HMK'nun 190. maddeleri uyarınca ispat yükü üzerinde olan davacının, teminat mektubunun davalı tarafından nakte çevrilmesi nedeniyle zarara uğradığı yönündeki iddiasının HMK'nun 200/1. maddeleri hükümleri uyarınca yasal delillerle ispat edilemediği anlaşılmış ve belirtilen nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile,
''1-Davanın REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında vade farkı alınmasına, alınacaksa hangi oran üzerinden alınacağına yönelik bir sözleşme bulunmadığı gibi; bununla birlikte benimsenmiş ya da teamül halini almış fiili bir uygulama da bulunmadığını; davacının bugüne değin vade farkını kabul ettiğine dair bir kabul beyanı da olmadığını, davalının kendisine keşide olunan ihtara rağmen 07/05/2019 tarihinde 100.000,00-USD bedelli teminat mektubunun 16.510,65 USD tutarını haksız olarak paraya çevirdiğini (Yargıtay 19. HD. 2017/2774 E., 2019/2225 K., 03.04.2019 T.)
Davalı şirketin uyguladığı vade farkı oranının hakim güç olmasından kaynaklı tek taraflı dayatma olduğunu; daha önce vade farkı faturaları ödenmiş olsa dahi, hangi oran üzerinden vade farkı belirlendiği hususunun davacının itiraz ettiği konu olduğunu; davalı tarafın gönderdiği 07/08/2018 tarihli ve % 1 oranında vade farkı alınacağına dair yazının tek taraflı olduğunu, bu yazının davacı kabulünde olmadığını; davalının hakim güç olmanın verdiği özgüvenle dilediği oranı ve miktarı karşı taraftan talep edebileceğini düşündüğünü, sadece keyfi olarak tahakkuk ettirilen vade farkı alacağı nedeniyle teminat mektubunun paraya çevrildiğini,
İlk derece mahkemesi gerekçeli kararında olayı ve de yargılama sürecini özetledikten sonra taraflar arasındaki ilişkinin seyrine atıflar yaptığını ve daha önce her defasında % 1 oranı üzerinden alınan vade farklarına itiraz edilmediğini, dolayısıyla son ihtilafta da % 1 oranı üzerinden vade farkı tahakkuku yapıldığını, teamül oluştuğunu, dolayısıyla ispat edilemeyen davanın reddi gerektiğini belirttiğini, davacının da hiç vade farkı ödemesi yapılmadığı iddiasında olmadığını; itirazlarının taraflar arasında sözleşmesel bir vade farkı oranı olmamasına rağmen davalının keyfi vade farkı oranlarını dayatması hususunda olduğunu; ihtilafın 06.08.2018 tarihli davalının dayattığı vade farkına yönelik '% 1 oranındaki yazı sonrasında ortaya çıktığını,
İlk derece mahkemesinin hükme esas aldığı bilirkişi raporlarında, yine davalının yönlendirmesi ve tasarrufu ile ortalama vade oranlarından hareketle, son ihtilafta da % 1 oranı üzerinden vade farkı alındığının raporlandığını; Y.19. HD kararlarında belirtildiği üzere vade farkı oranının doğru tespit edilebilmesi adına her bir faturanın muacceliyet tarihinden fiili ödeme tarihine kadar geçen sürenin ayrı ayrı hesaplanması gerektiğini; ticari hayatta kullanılan ortalama vade ifadesinin hukuki anlamında bir dayanağı olmadığını, 05.09.2022 tarihli dilekçelerinde de belirttikleri üzere esasen ilk alınan heyetin kök raporundaki '% 1 oranı davacı tarafından kabul edilmediği için 3095 Sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca faiz oranı uygulanması gerektiği' tespitiyle bağlı kalınarak davaya konu teminat mektubunun 07.05.2019 tarihinde 16.510,65 USD'lik kısmının paraya çevrilmesine esas tutulan vade farkı faturalarının dayanağı olan alım satım faturalarına konu borcun muacceliyet tarihlerinin ayrı ayrı belirlenmesi, akabinde faturaların muacceliyet tarihi ile vade farkı faturalarının kesildiği tarih arasında geçen gecikme süresinin belirlenip bu gecikmeye yönelik 3095 Sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca olması gereken yasal oran üzerinden vade farkı miktarının ayrı ayrı belirlenmesi gerektiğini, ancak ilk derece mahkemesinin bu taleplerine itibar etmediğini, bilirkişi raporlarında esas alınan ve davalı yönlendirmesiyle raporlara giren ortalama vadeden hareketle sonuca gittiğini,
İleri sürerek, izah edilen ve re'sen nazara alınacak nedenlerle; ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına; talepleri gibi davanın kabulüne, aksi kanaat halinde dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; haksız olarak nakde çevrildiği ileri sürülen teminat mektubu bedelinin iadesi istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davacı yan; davalının 2018 yılında gönderdiği bir yazı ile tek taraflı olarak vade farkı oranını %1'e çıkardığını ve 2019 yılı başından itibaren bu yüksek oran üzerinden vade farkı faturaları kestiğini, bu uygulamanın kabul edilmediğine dair noter ihtarnamesine rağmen, kendi kayıtlarına göre vade farkı faturalarından oluşan haksız alacağın tahsili için, uhdesinde tuttuğu 10/05/2018 tarihli ve 100.000,00-USD bedelli kesin teminat mektubunun 16.510.65-USD lik kısmını tahsil ettiğini ve davacıyı zarara uğrattığını ileri sürerek, bu zararın şimdilik 5.000,00-TL'lik kısmının tahsilini talep etmiştir.
Davalı yan; taraflar arasında ticari ilişki boyunca süregelen vade farkı uygulaması mevcut olduğunu, davacının önceki yıllarda kesilen vade farkı faturalarını itiraz ileri sürmeksizin defterlerine kaydedip ödediğini, 06/08/2018 tarihli yazı ile de 07/08/2018 tarihinden itibaren vade farkı oranının %1 olarak uygulanacağının davacıya bildirildiğini, davacının buna karşı herhangi bir itiraz ileri sürmediğini, birikmiş vade farkı alacağından oluşan açık hesap alacağının tahsili için teminatın alacak tutarı kadar olan kısmının nakde çevrildiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Dosya içeriği belgelere göre; mahkemece taraf delilleri eksiksiz toplanmış olup, taraf defter ve kayıtları üzerine mali müşavir bilirkişi aracılığı ile inceleme yaptırıldığı, davalı defterlerinin Bursa'da olduğu bildirildiğinden bu kez davalı defterleri üzerinde mali inceleme yaptırıldığı, akabinde taraf vekillerinin bilirkişi raporlarına itirazlarının değerlendirilmesi ve bilirkişi raporlarında davalı şirket tarafından davacı şirkete düzenlendiği belirtilen 2018-2019 yılllarına ait vade farkı faturalarından davacı şirket tarafından ödemesi yapılan vade farkı faturası bulunup bulunmadığı, ödenmiş ise kaç tanesinin ödendiği ve bu faturalarda esas alınan vade farkı oranının ne olduğu, ödemelerin ne şekilde yapıldığının tespiti amacıyla bir yeminli mali müşavir, bir finans uzmanı ve bir mali müşavirden oluşan heyetten kök ve ek rapor alınarak istinafa konu kararın verildiği, mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere taraflar arasındaki ihtilafın vade farkı uygulamasına değil, vade farkı oranına ilişkin olduğu, bu orana ilişkin yazılı bir sözleşme bulunmadığından, mahkemece taraflar arasında öteden beri uygulanagelen vade farkı oranının tespiti yönünde inceleme yaptırıldığı, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 120 gün vadeli ve USD cinsinden faturalarla yürütüldüğü, davacının bu faturalar karşılığında davacıya yine USD cinsinden ileri vadeli çekler verdiği, talimat yolu ile alınan bilirkişi raporunda ticari ilişkinin başından bu yana davalının tanzim ettiği ve davacı tarafından itirazsız ödenenleri de içerir şekilde tüm vade farkı faturalarının tek tek incelendiği, tüm vade farkı faturalarının ileri tarihli çeklerin keşide tarihlerine göre yaşanan ödeme gecikmesine göre aylık %1 oranından düzenlendiğinin tespit edildiği, gerek davalı defterlerinin incelenmesi neticesinde talimat yolu ile alınan rapor da gerekse bilirkişi heyetinin kök raporunda; taraflar arasında 2012 yılından itibaren %1 oranında vade farkı uygulaması bulunduğunun, bu oranda kesilen 19/12/2012 tarihli 583.20 USD bedelli, 19/02/2013 tarihli 489.24 USD bedelli, 24/02/2014 tarihli 329.40-USD bedelli, 23/11/2018 tarihli 1.814.40-USD bedelli, 21/12/2018 tarihli 1.944,00-USD bedelli, 21/12/2018 tarihli 64,80-USD bedelli, 21/12/2018 tarihli 116,64-USD bedelli, bir kısmı davacının kabul etmediğini beyan ettiği 06/08/2018 tarihli yazılı bildirim tarihinden sonra kesilmiş olan tüm faturaların davacı tarafından defterlere kaydedildiğinin ve ihtirazi kayıt konmaksızın ödendiğinin anlaşıldığı, esasen taraflar arasında uygulanagelen vade farkı oranın en başından itibaren aylık %1 olduğu ve bu teamülün 06/08/2018 tarihli yazı ile tek taraflı olarak değiştirilmediği, davacının yalnızca 25/01/2019 tarihli ve 9.720,00-USD bedelli vade farkı faturasını önce 25/01/2019 tarihinde defterlerine kaydettiği, yasal itiraz süresi dolduktan sonra 13/02/2019 tarihinde davalıya iade faturası düzenlendiği, bu iade faturasının davalı yanca reddedilmesi üzerine 19/02/2019 tarihli ikinci iade faturasını düzenlediği, bu faturanın da davalı tarafından reddedildiği ve defterlere kaydedilmediği, davalı defterleri üzerinde yapılan mali bilirkişi incelemesi neticesinde anılan 9.720,00-USD bedelli vade farkı faturasının, davacının davalıya ödeme amacıyla verdiği 12/09/2018 keşide tarihli 175.000,00-USD bedelli çekin karşılıksız çıkması, bu kez 25/12/2018 tarihinde 150.000,00-USD bedelli, ilki 2019 yılı Ocak ayı, sonuncusu 2019 yılı Haziran ayı vadeli olan toplam 11 adet çekle ödeme yapılmış olması sonucu oluşan 191 günlük gecikme için aylık %1 oranından düzenlendiği, bu faturanın da taraflar arasında süregelen vade farkı hesabına ilişkin teamüle uygun olduğu, delillerin takdiri ve hukukun uygulanması yetkisi münhasıran mahkemeye ait olup, teknik bilirkişilerden oluşan bilirkişi heyeti kök ve ek raporunda hukuki değerlendirmelerinin mahkemeyi bağlamayacağı da gözetildiğinde, mahkemece davanın reddine dair verilen kararın dosya kapsamına uygun olduğu, davacının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 269,85-TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 07/05/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.