T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1259 Esas
KARAR NO : 2026/961 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2020/406 Esas - 2023/13 Karar
TARİHİ: 10/01/2023
DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 07/05/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, farklı sektörlerde uzmanlaşmış, profesyonel kadrosu ile orta ve üst düzey yöneticileri seçme ve bu kişileri talepte bulunan şirketlere yerleştirme konularında özel istihdam bürosu olarak hizmet verdiğini, müvekkili şirket ile davalı arasındaki ilişkinin 21/06/2012 tarihli 6 aylik belirli süreli iş sözleşmesi ile başladığı ve davalının insan kaynakları ve istihdam danışmanlığı üzerine eğitim verilemek üzere stajyer olarak istihdam edildiğini, sonrasında ise 21/12/2012 tarihli 7 aylık yeni bir belirli iş sözleşmesi akdedildiğini, yine İnsan Kaynakları ve İstihdam danışmanlığı üzerine eğitim verilmek üzere bu defa analist olarak istihdam edildiğini, 01/04/2013 tarihinde belirsiz süreli iş sözleşmesi akdediliği iş bu sözleşme kapsamında davalının 04/02/2019 tarihli istifa dilekçesine kadar davacı işyerinde çalıştığı davalı ile imzalanan Belirsiz Süreli İş Sözleşmesinin 9.3/ii maddesinde rekabet yasağı anlaşması yapıldığını ve bu anlaşmaya aykırılığın çalışanın 6 aylık toplam brüt ücreti tutarında cezai şarta bağlandığını, davalının son bürüt ücretini de 13.333,33 TL olduğunu, davalının 03/04/2019 tarihinde tescil edilen ... Ltd. Şti'nin kurucusu ve yetkili müdürü olduğunun öğrenildiğini, İşkur tarafından da özel istihdam bürosu faaliyetleri için 21/11/2019 tarihinde izin belgesi verildiğini, bunun üzerine davalıya yasağa aykırılığa son vermesini aksi takdirde cezai şart olarak karşılaştırılan 6 aylık brüt ücretin karşılığının ödenmesinin ihtar edildiğini, ancak davalının müvekkilinin iyi niyetli yaklaşımına rağmen davranışına son vermediğini beyanla, müvekkilinin uğradığı ve uğrayabileceği zararlar ve fazlaya ilişkin tüm hakların saklı kalması kaydıyla, sözleşmede kararlaştırılan 79.999,98 TL tutarında cezai şart ile ... Ltd. Şti'nde yerinde inceleme yapılarak rekabet yasağına aykırı davranılması sebebi ile müvekkili şirketin uğradığı zararın ...'in kuruluş tarihi olan 03/04/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile müvekkili şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVACI VEKİLİ ISLAH DİLEKÇESİ İLE; Huzurdaki davada cezai şartı aşan zararın tespiti ile müvekkili şirkete ödenmesi talep edilmiş olup fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulduğunu, sonuç olarak davalı cezai şartı aşan kısım için hem TBK madde 446 kapsamında hem de TTK 54 ve devamında düzenlenen haksız rekabet yasağı gereği müvekkil şirkete karşı sorumlu olduğunu, HMK. madde 33 gereği, Hâkim, Türk hukukunu resen uygulayacağından, huzurdaki davada hem TBK hem de TTK hükümleri dikkate alınarak karar verilmesi usul ve yasa gereği olduğunu belirterek taraflar arasında imzalı sözleşmede kararlaştırılan 79.999,98-TL cezai şart bedeli ile TBK madde 446 kapsamında cezai şart bedelini aşan zararı ödemek zorunda olan davalının- bu eylemi aynı zamanda TTK 54'e de aykırılık teşkil ettiğinden- müvekkili şirketin cezai şartı aşan 362.436,00-TL zararının davalı şirketin rekabet yasağına aykırı davranarak kurmuş olduğu şirket ...'in kuruluş tarihi olan 03.04.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak müvekkil şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI VEKİLİ CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Müvekkili ile davacı arasında imzalanan sözleşmenin hem şekil hemde içerik yönünden rekabet yasağına ilişkin herhangi bir hüküm içermediğini, TBK. 444/1 uyarınca işçi, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebileceği, yazılı şekilde yapılması öngörülen sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunmasının TBK mad. 14 uyarınca zorunlu olduğunu, TBK.m.15 hükmünce de imzanını borç altına girenin elyazısı ile atılması gerektiğini, davacının dosyaya ibraz ettiği sözleşme incelendiğinde, sözleşmenin yalnızca son sayfasında imzanın bulunduğunu, ilk ve orta sayfalarında ise herhangi bir imzanın var olmadığı anlaşıldığı eş deyişle sözleşmenin rekabet etmeme borcu olduğu iddia edilen bölümde müvekkilinin bağlayıcı herhangi bir unsurun bulunmadığını, müvekkilinin ihtarname cevabında sözleşmenin kendisine okutulmadan imzalatıldığını, kaldı ki işin başlangıcında iş sözleşmelerinin işçiler tarafından yeterli inceleme ve denetleme fırsatı verilmediğini ve bu ilişki de baskın tarafın işveren olduğunu, ayrıca iş sözleşmesinin bir nüshasının müvekkiline verilmediğini, aksi yöndeki durumun varlığını davacının ortaya koyması gerektiğini, davacının dayanak tuttuğu sözleşmenin 9.3 (ii) maddesi gereğince davacının insan kaynakları danışmanlığı görevinden, o işverinin veya müşterinin rakibi olan bir şirkette müşteri şirketlerde, başkacı şirketlerde kendi açacağı işlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak İstanbul'da bir yıl boyuncu çalışamayacağının düzenleme altına alındığını, müvekkilinin kurmuş olduğu şirket ile önceki işinde aynı konumda olup olmadığını, söz konusu sınırlamaların müvekkilinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürüp düşürmediği noktasında toplandığını, müvekkilinin yöneticilik yaptığını, insan kaynakları danışmanlığını yapmadığını, müvekkiline yüklenen rekabet etmeme borcunun hududunun hukuken korunur bir tarafının da bulunmadığını, ayrıca bir işçiden bir yıl boyunca çalışabileceği sahada çalışamamasını kararlaştırmanın da hakkaniyete uyanı bir tarafı olmadığını, müvekkilinin davacı şirketteki görevinden sonra kendi işini kurmuş olmasının rekabet yasağına aykırı davranıldığını ispatlar bir husus olmadığını, müşteri çevresi, üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında haiz olduğu bilgiler yalnızca iş görülmesi ile alakalı sır niteliğine haiz olmayan bilgiler olduğunu, davacının iddia ettiği ... ... A.Ş. İle müvekkili arasında ticari bir ilişkinin olmadığını, müvekkilinin rekabet yasağına aykırı eylemi olmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; Davalının sahtecilik iddiasında bulunmadan sözleşmenin sadece son sayfasında imzasının olduğunu diğer sayfalarda imzasının olmadığını bu nedenle son sayfadaki imzanın bağlayıcı olmadığını iddia etse de diğer sayfaların değiştirildiğine ilişkin bir beyanda bulunmadığını bulunmadığını, bu nedenle iddiasının usule açıkça aykırı olduğunu, ayrıca davalının iddiasının aksine cevabi ihtarnamesinde sözleşmenin kendisine inceletmeden imzalatıldığını değil, böyle bir sözleşmeden haberi olmadığını iddia ettiğini, bunun müvekkili tarafından ispat edilmesi gerektiğini şart ileri sürse de bu şartın kabul edilebilir olmadığını, HMK'nın 194. Maddesi ve TMK 'nun 6. Maddeleri uyarınca davalının imzasını taşıyan belgenin ispat yükünün davalıda olduğunu, davalının ... Şirketine gönderilen mailinin başlı başına müvekkiline zarar verebilecek nitelikte olduğunu kanıtlar nitelikte olduğunu, davalının iletişim bilgilerine ulaştığını yahut yakın ilişkide olduğunu tek müşterisinin ... Şirketi olmadığını diğer müşterilere de sözleşme teklifinde bulunduğunu, böyle bir durumda müvekkilinin uğradığı zararın kararlaştırılan cezai şart miktarını aşma ihtimali olduğunu bunun da yerinde inceleme yapılması ile tespit edilmesinin mümkün olacağını davalı bir yandan 6 aylık brüt ücret olarak düzenlenen ceza koşulunun kabul edilemez olduğunu ve bu nedenlerle talebinin reddini talep ve beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 10/01/2023 tarih ve 2020/406 Esas - 2023/13 Karar sayılı kararında;
".....Bu doğrultuda, rekabet yasağı sözleşmesi ile belirlenen rekabet yasağı süresini 1 yıl olduğu gözetilerek davacının işten ayrıldığı tarih olan 10/02/2018'den başlayarak 1 yıl süren rekabet yasağı süresinin 10/02/2019 tarihlerinde tamamlandığı gözetilerek yalnızca bu dönem içerisindeki kayıtlar tazminat hesabında dikkate alınmalıdır. Ayrıca bu dönemde davalı yanın kurmuş olduğu şirketin hizmet verdiği gerçek ve tüzel kişilerden yalnızca davacının müşterileri ile olan sözleşmeler hesaplanmalıdır. Davalının kurmuş olduğu şirketin tüm iş hacminin hesaplanması ve bunun haksız rekabet gereği elde edilen tazminat olarak belirlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle davalı yanın kurmuş olduğu şirketin ilgili tarihler arasında davacı yanın müşterileri ile yaptığı işler ve bu işler kapsamında elde ettiği gelirler tazminat hesabına esas alınmış, davacının müşterilerinin davalının kurduğu şirketten hizmet almalarına dayalı haksız rekabet sebebiyle elde edilen net kar oranının 11.518,34 TL olduğu, bu zararın da cezai şart ile karşılanabileceği, cezai şartı aşkın zararın bulunmadığı, 6098 sayılı TBK'nın 179 ve 180.maddeleri gereğince davacının talep ettiği hem cezai şart, hem de maddi zarara hükmedilmesi mümkün olmadığından ve davacının cezai şart talebinin kabulüne karar verildiğine göre, ayrıca bunu aşan bir zararın varlığı ispat olunamadığından tazminat talebinin reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (Benzer yönde; Yargıtay 11. HD. 2009/3226 E.,2011/2411K., 08.03.2011 T.)" gerekçesi ile,
''1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE ;
-Davacı yanın cezai şart talebi yönünden davanın KABULÜ İLE; toplamda 79.999,98 TL cezai şart tazminatının 21/08/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
-Davacının cezai aşkın zarar yönünden tazminat taleplerinin REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın kısmi dava olarak değil, belirsiz alacak davası olarak açıldığını, kısmi dava olarak ikame edilmiş olsa dahi buna engel bir husus bulunmadığını, kısmi davanın HMK 109 maddesinde düzenlendiğini, alacağın belirlenebilir olmasının kısmi dava açılması şartlarından birisi olmadığını, belirlenebilir alacaklar bakımından da kısmi dava açılabileceğini, somut uyuşmazlıkta belirlenebilir nitelikteki cezai şart miktarının tamamıhın HMK'nin 107/1. maddesine uygun olarak davaya konu edildiğini ve bu cezai şartı aşan zararın eldeki bilgi / belgelerle belirlenmesi mümkün olmadığından kısmi dava değil belirsiz alacak davası açıldığını, bu zararın miktarının ancak celp edilecek yahut yerinde inceleme ile tespit edilecek bilgi ve belgelerle belirlenebileceğini,
Aşkın zarar yönünden 1 yıllık sınırlama yapılmasının doğru olmadığını, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında seçenekli hesaplamalar yapılmış olduğunu, yerel mahkemece hükme esas alınan hesaplamada yalnızca rekabet yasağı anlaşması ile getirilen 1 yıllık sürenin dikkate alındığını, yapılan bu hesaplamanın hukuka aykırı olduğunu, müvekkilin cezai şartı aşkın zararı hesaplanırken davalının 1 yıllık sınırlamaya tâbi olmaksızın hesaplama yapılması gerektiğini,
Dosya kapsamında davalı ile müvekkil arasında yapılan rekabet yasağı anlaşmasına göre davalının işten ayrılmasından itibaren 1 yıl içerisinde İstanbul sınırlarında müvekkil ile rakip olan bir işletmede çalışmamayı ve rakip bir işletme kurmamayı taahhüt ettiğini ve bu yönde bir fiilde bulunması hâlinde müvekkilin zararından bağımsız bir şekilde 6 aylık brüt ücreti tutarında ceza koşulu ödemeyi üstlendiğini, davalının ayrıca müvekkilin zararının bu 6 aylık brüt ücretinin üzerinde olması hâlinde bu aşkın zararı da ödemekle yükümlü olduğunu, nitekim davalının taahhüt ettiği 1 yıl içerisinde müvekkile rakip bir işletme kurarak rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırı davrandığını, müvekkile karşı üstlendiği cezai şartı ve müvekkilin söz konusu aykırılık nedeniyle ettiği zararı ödemekle yükümlü olduğunu, davalının taahhüt etmiş olduğu rekabet etmeme yükümlülüğü ile ilgili 1 yıllık sınırlamanın davalının bu taahhüdüne uygun davranması hâlinde dikkate alınacağı ve bu taahhüde uygun davranılmış olması hâlinde 1 yıl sonra ortadan kalkacağının anlaşıldığın, ancak davalının bu 1 yıllık süre içerisinde taahhüdüne aykırı davranarak müvekkil ile rekabete başlaması hâlinde artık 1 yıllık bir sınırdan bahsedilmesinin mümkün olmadığını, zira davalının artık yükümlülüğünü ihlal ettiğini ve müvekkilin müşterileri ile olan ilişkileri soğumadan bu ilişkileri kullanarak müvekkilin zarara uğramasına neden olduğunu, müvekkilin uğradığı zarar açısından davalının bu 1 yıllık süre içinde kestiği faturaların dikkate alınmasının hukuka aykırılık oluşturduğunu, davalının müvekkil bünyesinde çalışırken müvekkilin müşteri çevresi ile ilgili bigilerini, onlarla olan birebir iletişimini ve müvekkil ile olan sözleşme şartları hakkındaki bilgilerini kullanarak söz konusu müşterilerin müvekkil yerine kendisi ile çalışmasını sağladığını, bu noktada davalının bu bir yıllık süre içerisinde mi yoksa daha sonra mı bu müşterilere fatura düzenlediği, müşterilerin bu bir yıllık sürede mi yoksa daha sonra mı ödeme yaptığının bir önemi bulunmadığını, nitekim bu hususlarda davalının düzenlemesinin de mümkün olduğunu, anılan nedenle rekabet yasağı anlaşmasında yer alan 1 yıllık sürenin davalının rekabet yasağı anlaşmasına uygun davranması hâlinde geçerli olan bir süre olduğunu, davalının anlaşmaya aykırı davranması nedeniyle artık 1 yıllık süreden bahsetmenin mümkün olmadığını, böyle bir sınırlamanın hükmün amacına da aykırılık oluşturacağını,
Davalının fiillerinin 6102 sayılı TTK'nın 55. vd. düzenlenen maddeleri kapsamında haksız fiil niteliğinde dürüstlük kuralına aykırı haksız rekabet de oluşturduğunu, TTK kapsamında haksız rekabetten kaynaklanan zararın hesaplanmasında herhangi bir süre sınırına gidilmesinin de mümkün olmadığını, bu nedenle de yerel mahkeme tarafından müvekkilin zararı tespit edilirken 1 yıllık bir sınırlamaya gidilmesinin hukuka aykırılık oluşturduğunu,
Yerel mahkeme kararında bir yandan 1 yıllık sınırlamaya gidilirken diğer yandan sadece davalının sadece müvekkilin eski müşterilerinden elde ettiği gelirin dikkate alınmasının ayrıca bir çelişki oluşturduğunu, zira eğer 1 yıllık sınırlama sıkı sıkıya her durumda kabul edilecek ise bu hâlde davalının yalnızca müvekkil müşterilerinden elde ettiği gelirin değil bu 1 yıl içerisinde elde ettiği tüm gelirin dikkate alınması gerekeceğini, zira davalının rekabet yasağına uygun davranmış olması hâlinde İstanbul'da istihdam danışmanlığı sektöründe hiçbir şekilde faaliyet göstermeyeceğini ve söz konusu geliri hiçbir şekilde elde edemeyeceğini, bu hâlde 1 yıllık sınırlama sıkı sıkıya uygulanırken davalının rekabet yasağına aykırı davranışının sonuçlarının da sıkı sıkıya kaldırılması gerekeceğini, ancak yerel mahkemece hem 1 yıllık sınırlamanın sıkı sıkıya uygulanmak istenildiğini, hem de davalının yalnızca müvekkilin müşterilerinden elde ettiği gelirin dikkate alındığını, oysaki davalının söz konusu işi stajyerliğinden itibaren müvekkil bünyesinde öğrendiğini, müvekkilden eğitimler aldığını, müvekkilin tüm müşteri çevresi ile iletişim kurma imkânın yanında müşteri edinme konusunda da tüm tecrübesini müvekkilden kazandığını, o hâlde çelişki oluşmaması adına 1 yıllık sınırlamanın sıkı sıkıya uygulanacak olması hâlinde davalının yalnızca müvekkilin müşterileri ile değil 1 yıllık süre içerisinde istihdam danışmanlığından elde ettiği tüm gelirin dikkate alınması gerekeceğini,
Aşkın zarar yönünden davalının karlılık oranının dikkate alınması ve KDV hariç hesaplama yapılmasının doğru olmadığını, yerel mahkemece hükme esas alınan seçenekte davalının yalnızca bu süre içerisinde müvekkilin eski müşterilerine düzenlemiş olduğu faturalardan davalının kârlılık oranı dikkate alınarak yani yaptığı masraflar ve KDV ödemeleri düşülerek hesaplama yapıldığını, yapılan bu hesaplamanın da hukuka aykırılık oluşturmakta olduğunu, davalının karlılık oranının, yaptığı masrafların ve ödediği KDV'nin müvekkilin zararı ile bir ilgisi bulunmadığını,
Davalının müvekkil ile arasında olan rekabet yasağı anlaşmasına aykırı davranarak müvekkile rakip bir işletme kurduğunu, bununla da kalmayıp müvekkilin müşteri çevresi ile ilgili bilgilerini, onlarla olan birebir iletişimini ve müvekkil ile olan sözleşme şartları hakkındaki bilgilerini kullanarak söz konusu müşterilerin müvekkil yerine kendisi ile çalışmasını sağladığını, şayet davalı rekabet yasağına ve dürüstlük kuralına uygun hareket etseydi en az bu fatura tutarlarında faturaları müvekkil şirketin keseceğini ve bu tutarların müvekkil şirkete ödeneceğini, bu nedenle davalının haksız rekabet yasağına aykırı davranarak müvekkil şirketin müşterilerinden elde ettiği gelirlerin tümünün tazminat hesabında dikkate alınması gerektiğini, belirtildiği üzere davalının müvekkil müşterilerine gönderdiği teklif metinlerinde müvekkilden daha uygun oranlarda teklifte bulunmuş olduğunu, davalının kestiği faturaların dahi Müvekkilin zararını yansıtmakta yetersiz kalacağını,
Davalının sorumluluğunun bir zarar / tazminat sorumluluğu olduğunu, vekâletsiz iş görme ya da sebepsiz zenginleşme sorumluluğu olmadığını, bu nedenle müvekkilin zararı hesaplanırken davalının yapmış olduğu giderler, davalının kârlılık oranı, ödediği KDV gibi kalemlerin müvekkilin zararına binaen yapılan tazminat hesabından düşürülmesinin mümkün olmadığını, davalının kendi hukuka aykırı fiilinden doğan, iyi niyetine dayanmayan, tamamen müvekkilin zararına yaptığı işlemler açısından müvekkilin zararı hesaplanırken, davalının yapmış olduğu masraflardan müvekkilin sorumlu tutulmasının hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını ve açıkça hakkaniyete de aykırılık oluşturduğunu,
Yerel mahkemece hükme esas alınan hesaplama seçeneğinin ancak ve ancak gelir vergisi matrahının hesaplanmasında söz konusu olabilecek bir hesaplama tekniği olduğunu, oysaki somut olayda hesaplanması gereken olgunun davalının giderleri düşüldükten sonra etmiş olduğu kâr değil, müvekkilin zararı olduğunu, kaldı ki müvekkilin ve davalının yapmış olduğu işlerin niteliği gereği müşteri bazlı ya da sözleşme bazlı bir masraf yapılmamakta olduğunu, kârlılık oranına esas alınan masrafların ofis kirası, çalışan ücreti, elektrik - su - doğalgaz - internet masrafları gibi müşteriye bağlı olmayan rutin ve düzenli masraflar olduğunu, söz konusu masrafların doğal olarak müvekkil tarafından da yapılmakta olduğunu, müvekkilin zararının hesaplanmasında davalının giderlerinin düşülmesinin müvekkilin hem kendi masraflarından hem de davalının masraflarından sorumlu tutulması anlamına geldiğini, söz konusu bu durumun da hakkaniyete aykırılık oluşturduğunu, anılan nedenlerle yerel mahkeme hükmünde müvekkilin zararının hesaplanmasında davalının kârlılık oranının dikkate alınması, masraflarının düşürülmesi ve KDV oranının düşürülmesinin hukuka aykırı ve hakkaniyetsiz olduğunu,
Haksız fiil sorumluluğunda temerrüdün haksız fiilin gerçekleştiği tarihte gerçekleşeceğini, faiz başlangıç tarihi olarak fiil tarihinin alınması gerekirken dava tarihinin alınmasının hukuka aykırı olduğunu, her halükarda müvekkilin davalıya ihtarname göndermiş olduğunu, dava tarihinden önce temerrüdün gerçekleşmediğin değerlendirmesinin yerinde olmadığını, TBK'nin 117. maddesi uyarınca haksız fiil sorumluluğunda temerrüdün fiilin işlendiği tarihte gerçekleşmekte olduğunu, faiz başlangıç tarihi olarak dava tarihinin esas alınamayacağını, davalı tarafından müvekkile rakip işletmenin kurulduğu 03.04.2019 tarihinde davalı açısından temerrüdün gerçekleşmiş olduğunu ve faizin bu tarihten itibaren işletilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; davanın kısmi alacak olarak açılması nedeniyle usulden reddi gerekirken kısmen kabulünün bozmayı gerektirdiğini, davacının alacağının belirlenebilir ve bölünemez türden olduğunu, bu nedenle kısmi dava olarak ileri sürülen talebin davacının kısmi dava açmasında hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle HMK 115/2 maddesi gereği usulden reddine karar verilmesi gerektiğini,
Yerel mahkemece eksik inceleme yapılarak delillerin değerlendirilmesinde ve hukuki değerlendirmede hataya düşüldüğünü, yerel mahkeme kararının açıkça hukuka aykırı olduğunu, söz konusu danışmanlık verilen firmalarına kariyer platformlarından bulunarak hizmet verildiğini, internet üzerinde herkes tarafından ulaşılabilir sitelerdeki ilanlar uyarınca işverenler ile iş arayanları buluşturmaktan başka bir görev ifa edilmediğini, ancak bu hususun yerel mahkemece hiç değerlendirilmediğini,
Müvekkilin davacı şirketteki görevinden sonra kendi işini kurmak için girişimlerde bulunduğunu, müvekkilin şirket kurmuş olmasının başlı başına rekabet yasağına aykırı davranıldığını ispatlar bir husus olmadığını, müvekkilin müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında haiz olduğu bilgilerin yalnızca işin görülmesi ile alakalı, sır niteliğini haiz olmayan bilgiler olduğunu, kaldı ki davacı şirketin yapmış olduğu işin işverenler ile iş arayanları birbirleri ile buluşturmak olduğunu ve bu faaliyetini de internet üzerindeki kariyer platformlarından sağladığını, dolayısıyla davacı şirketin işçi ve işverenlerden oluşan müşteri portföyüne ilişkin bilgilerin aslında herkes tarafından ulaşabilir olduğunu ve ticari sır niteliğinde olmadığını, müvekkilin de çalışma sırasındaki edindiği malumatın kullanımının dahi işverenin zararına sebep olacak nitelikte olmayan bilgiler olduğunu, bu bilgiler çerçevesinde bilirkişi raporunun yanlış ve eksik düzenlendiğini,
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda bilirkişilerin cevap dilekçesinde belirttikleri işbu hususları hiçbir şekilde dikkate almadıklarını, üstün körü bir rapor hazırladıklarını, sektöre ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmadığını, konuyla ilgili insan kaynaklı uzmanlık alanında bir bilirkişinin heyet arasında olmamasının da büyük eksiklik olduğunu, varlığı iddia edilen rekabet yasağının müvekkilin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamaları içermekte olduğunu, bilirkişi raporunda bu hususta hiçbir değerlendirmeye gidilmediğini,
Müvekkile yüklenen rekabet etmeme borcunun hududunun geniş tutulduğunu, davacı şirkete rakip olan şirketler bir yana davacının müşterilerinin dahi rakip şirketinde çalışmaması talep edildiğini, İşkur'un 12.05.2021 tarihli verilerîne göre faaliyete devam eden özel istihdam şirketlerinin ülke genelindeki toplam sayısının 531 olduğunu ve bu şirketlerden 359 adedinin İstanbul’da bulunduğunu, davacının müveI‹kilin çalışabileceği şirketlerin %75’ine ket vurduğunu, bunun haricinde Marmara Bölgesi'nde kalan şirket sayısının 30 civarında olduğunu, diğer şirketlerin ise Ege, Güneydoğu ve İç Anadolu Bölgesin'de olduğunu, davacının Türkiye'nin altı bölgesinde çalışmasını yasaklaması halinin dahi İstanbul'daki sınırlamanın neredeyse dörtte birine denk geldiğini, ancak bu hususun dahi yerel mahkemece hiç incelemeye konu olmadığını, bunun sebebinin ise sektöre ilişkin bir bilirkişinin de bulunduğu bilirkişi heyetinden rapor alınmaması olduğunu,
Kanunun emredici hükümlerine dayalı iş sözleşmesinde maddeye istinaden açılan huzurdaki davanın reddinin gerektiğini, müvekkil aleyhine karar verilmesinin bozmayı gerektirdiğini, TBK'nın 420 maddesinde çalışanlar / işçiler açısından ceza koşulunun düzenlendiğini, işbu madde uyarınca sadece işçi aleyhine düzenlenen cezai şartın kabulünün mümkün olmadığını,
Her ne kadar yerel mahkeme kararında müvekkil tarafından rekabet yasağına aykırı davranıldığı belirtilmişse de müvekkilin buna yönelik herhangi bir davranışının söz konusu olmadığını, nitekim müvekkilin ortağı olduğu şirketin birden fazla ortağı olduğunu, birçok şirketle irtibatını diğer ortak / ortakların sağladığını,
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda mali incelemelerde davacının müşterisi olan ... Bilişim şirketlerinin 2019 yılı Mayıs ayından itibaren müvekkile ait şirketle ticari faaliyette bulunduğunun ileri sürüldüğünü, başlı başına ise bunun söz konusu olmasının rekabete aykırılık teşkil etmeyeceğini, nitekim müvekkilin ortağı olduğu şirketin tek ortağı mevcut olmamakla birlikte diğer ortak tarafından getirilen müşteriler bulunduğunu, ticaret sicil kayıtları incelendiğinde de ... ...Ltd. Şti.'nin birden fazla ortağının olduğu görülmekle birlikte diğer ortak tarafından getirilen müşterilerin mevcut olduğunu, dolayısıyla yukarıda zikredilen firmalarla çalışılmış olmasının rekabete aykırılık teşkil etmeyeceğini, işbu hususun mahkemece göz ardı edildiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda sadece mali tablolara göre çok sığ şekilde konuyu ele aldığını,
26/10/2021 tarihli celsede dinlenen tanık beyanları uyarınca haksız rekabetin söz konusu olmadığının açık olduğunu, dosya kapsamında dinlenen tanık tarafından açık bir şekilde "Biz çalışmayı düşündüğümüz firmalara linkedin, facebook, kariyernet gibi sitelerden firmaların insan kaynakları departmanı sorumlularına rahatlıkla mail atarak ulaşabiliyoruz. Biz davacı şirketten böyle bir veri almadık. Kaldı ki böyle bir verinin dışarıya çıkarılması mümkün değildir. Sistemler kapalıdır." şeklinde ifade edildiğini, işbu durumun sektörde uzman olan kişi tarafından incelenmesi halinde de kolayca tespit edilebileceğini,
Ceza-i şart yönünden yapılan tespitlere katılmanın mümkün olmadığını, davacı tarafın iş ilişkisinin sona ermesinden önceki son ay kötü niyetli olarak maaşında artış yaptığını, müvekkilin kesinlikle rekabet yasağına aykırı hareket etmediğini, her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi raporunda müvekkilin 13.333,33 TL brüt ücret aldığını kabul etmişse de bunun gerçeklikle hiçbir bağlantısı bulunmadığını, müvekkille davacı şirketin arasının bozulması üzerine henüz iş ilişkisi sonlandırılmadan davacı şirketin kötü niyetli olarak açacağı huzurdaki davaya delil olması için maaş artışı yaptığını, kaldı ki son brüt ücret olarak belirtilen miktarı müvekkilin hiçbir zaman almadığını, önceki aylardaki maaşının çok daha düşük olduğunu, buna ilişkin davalıya müzekkere yazılarak 2019 yılına ait tüm maaş bordrolarının istenilmesi gerektiğini, dolayısıyla hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu,
İşe alım ve / veya insan kaynakları alanında danışmanlık veren şirketlerin müşterilerle sözleşmelerini münhasıran yapmadığını, sözleşmelerin bağlayıcılığının aslında firmanın danışmanlık hizmeti almak istediği pozisyonla doğru orantılı olduğunu, bu sebeple firmaların birkaç danışmanlık firmasıyla aynı anda çalışabileceğini, sözleşmelerin geçerli olduğu yıl içerisinde 'finans' ile ilgili işe alımı A firmasından, 'satış&pazarlama' ile ilgili işe alımı B firmasından yapabileceğini, hatta aynı işe alım için birden fazla firmayla da çalışabileceğini, serbest piyasa ve rekabet hukukuna ilişkin uygulamaların da bunu sağladığını,
Davacının son derece kötüniyetli olarak huzurdaki dava gibi tüm çalışanlarına karşı benzer davaları açarak sektörde tekel olma niyetinde olduğunu, genç girişimcilerin gözlerini de bu şekilde korkuttuğunu, ancak sektördeki tüm firmaların aynı anda birden fazla firma ile bu konuda çalışamalar yaptığını, bilirkişi raporunda adı geçen ... Bilişim şirketlerine de müzekkere yazılarak insan kaynakları danışmanlık faaliyeti olarak 2019 ve 2020 yıllarında hangi şirketlerden danışmanlık hizmeti aldığı sorulduğunda da işbu durumun ortaya çıkacağını, sektör dinamitleri düşünüldüğünde bu alandaki tüm firmaların birden fazla danışmanlık almakta olduğunu, diğer taraftan ise davacı şirketin yapılanması karşısında çalıştığı dönemde müvekkilin oldukça kısıtlı bilgiye erişim imkanı bulunduğunu, müvekkilin önemli bir bilgiye, ticari sır vs. bilgilere ulaşmasının mümkün olmadığını, yalnızca sıradan ve kullanılması halinde dahi, davacıya zarar vermeyecek türden her çalışanın işin niteliği gereği ulaşması gereken bir malumata erişim hakkının söz konusu olduğunu,
Dosya kapsamından davacının iddiasını destekler herhangi bir belgenin mevcut olmadığı ve işin doğası gereği edinilen alelâde bilgilerden başka müvekkilin bir malumata haiz olamayacağı savunmasının ortadan kaldırılamadığını, rekabet şartının bu yönüyle de geçerli olmadığının kabulünün gerektiğini,
Arz edilen durum ve koşulların değerlendirilmesi ile sözleşmeye müdahale edilerek sınırlamaya gidilmesi gerektiğini, TBK md 444/2 uyarınca hâkimin aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerIendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabileceğini, rekabet etmeme borcunın hudutsuz ve müfrit bir yaptırıma bağlandığına yer verildiğini, mevcut durum karşında rekabet yasağının ihlâl ediliğini kabul etmemekle birlikte, sözleşmeye müdahale edilerek eylemin yaptırımının hakkaniyete uygun seviyeye çekilmesinin uygun düşeceğini, söz konusu tenzilatın, diğer davalıya da tesir edeceğini, bilirkişilerin hesaplamış olduğu miktarların müvekkilin mahfına sebep olacak bir miktar olduğunu, bu sebeple söz konusu hesaplamalara her koşulda mahkemece müdahale edilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, davalı işçinin hizmet sözleşmesindeki rekabet yasağı kaydına aykırı davrandığı iddiasına dayalı uğradığı zararın tespit edilerek fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik kararlaştırılan cezai şart alacağı ile tespit edilecek zararın tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı dava dilekçesinin netice-i talep kısmında;
1-HMK'nin 403. maddesi uyarınca işbu dava dilekçesi Davalı'ya tebliğ edilmeksizin dosyanın, bilişim/yazılım uzmanı ve özel istihdam büroları konusunda uzman bir mali müşavir olmak üzere iki kişiden oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilmesine ve HMK'nin 218. maddesi uyarınca merkez ofisi "Maslak Mahallesi ... Sok. ... Apt. No: ... Sarıyer/İstanbul" adresinde bulunan ... Limited Şirketi'nde yerinde inceleme yapılarak rekabet yaşağına aykırı davranılması sebebiyle Müvekkili Şirket'in uğradığı zararın tespitine,
2-Müvekkili Şirkelin uğradığı veya uğrayabileceği zararlar ve fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik Sözleşmede kararlaştırılan 79.999,.98-TL tutarında cezai şart ile 1. numaralı talebipleri doğrultusunda tespit edilen zararın ...'in kuruluş tarihi olan 03.04.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacının dava dilekçesi ile sözleşme ile kararlaştırılan ceza-i şart miktarını kısmi olarak talep etmeyip tamamı üzerinden 79.999,.98-TL. Olarak talep ettiği, diğer zararlar yönünden fazlaya ilişkin hakkını saklı tutularak talep etmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, ayrıca da HMK. 109 madde uyarınca kısmi dava açılmasında yasal engel olmadığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sesebi yerinde görülmemiştir.
Taraflar arasında 01/04/2013 tarihli '' Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi'' başlıklı sözleşme imzalandığı, sözleşmenin 9.3.(ii) maddesinde;'' İnsan kaynakları danışmanlığı görevi ifa etmek üzere İşveren'in veya Müşterinin rakibi olan bir şirkette, müşteri şirketlerde, müşterilerin rakibi olan şirketlerde ve başka bir şirkette, veya kendi adına açacağı işyerinde ücret karşılığı olsun veya olmasın, resmi veya gayri resmi, doğrudan veya dolaylı alarak İstanbul ili sınırları içerisinde bir (1) sene boyunca çalışmamayı ve bu maddeye aykırı davranması durumunda 6 aylık toplam brüt ücreti tutarında tazminat ödemeyi peşinen kabul ve taahhüt eder.'' hükmünün düzenlendiği tesbit edilmiştir.
Sözleşmenin “Gizlilik” başlıklı 11'inci maddesinde ise: "11.1. Çalışan, işveren tarafından istihdam edildiği süre içerisinde ve daha sonra, hiçbir surette İşveren ve/veya İşveren'e mal tedarik edenlere ilişkin (mevcut ve gelecek ile ilgili planları, finansal konuları, mevcut ve muhtemel müşterileri, iş gelişmeleri ve pazarlama planları dahil ancak bunlarla sınırlı olmaksızın) hiçbir bilgi ve belgeyi diğer şahıslara, şirketlere veya organizasyonlara açıklamayacaktır.”
Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun 444/1. maddesinde, fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebileceği düzenlenmiştir. TBK'nın 446. maddesinde de rekabet yasağına aykırı davranan işçinin, bunun sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlü olduğu ve işçinin kararlaştırılmışsa cezai şarttan da sorumlu olduğu düzenlenmiştir.
Somut olayda, davalı ...'nın 01/04/2013 tarihli hizmet akdinde göreceği işin insan kaynakları danışmanı
olarak yazıldığı, 04/02/2018 tarihli (yılda maddi hata yapıldığı ileri sürülüp 2019 olduğu belirtiliyor.) dilekçe ile kendi istek ve arzusu ile işten ayrılmak istediğini belirtip istifa etmiş ve dosyaya ibraz edilen SGK kaydına göre 10/02/2019 tarihinde davacı şirketten ayrılarak dosyaya ibraz edilen sicil kaydına göre 03/04/2019 tarihinde İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünde kayıtlı dava dışı ... LİMİTED ŞİRKETİ'ni dava dışı ortak ... ile birlikte Sarıyer/İstanbul adresinde kurulduğu, şirket ortaklarının aynı zamanda münferit yetkili müdür olduğu, şirketin faaliyet konusunun; Yürürlükteki ilgili mevzuata riayet etmek kaydıyla iş arayanlara yurt içinde ve yurt dışında elverişli işlere yerleştirilmeleri ve yurt içinde ve dışında yerleşik gerçek ve tüzel kişilere de çeşitli işler için aradıkları niteliklerde işgücü temini konusunda, Iş ve işçi bulmada aracılık yapmak ve bu hizmetleri yürütmek olduğu, nace kodunun 78.10.01-İş bulma acentelerinin faaliyetleri (işe girecek kişilerin seçimi ve yerleştirilmesi faaliyetleri dahil) olduğu, davacı şirketinde nace kodunun 78.10.01-İş bulma acentelerinin faaliyetleri (işe girecek kişilerin seçimi ve yerleştirilmesi faaliyetleri dahil) olduğu ve Şişli/İstanbul adresinde faaliyet gösterdiği, davalının davacı şirketteki işinden ayrıldıktan sonra kurduğu şirket yine İstanbul ilinde faaliyet gösterdiğinden aynı ilde rekabet yasağının geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/12885 esas sayılı kararında rekabet sözleşmesindeki rekabet kaybı karşısında işverenin somut bir zarara uğraması gerekmediği işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri başka bir rakip şirkette kullanarak davacı işverene zarar verme ihtimalinin bulunmasını yeterli olduğu belirtilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere her iki şirketin faaliyet alanları aynı olup davalının davacı şirkette edindiği bilgileri kendisi tarafından kurulan şirkette kullanması, davacı işverene önemli zarar verebilme ihtimalini taşımakta olup, zarar ihtimalinin varlığı cezai şart talebi için yeterlidir. Bu sebeple cezai şart koşullarının mevcut olmadığına yönelik istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 11 HD.'nin 2022/5283 Esas - 2024/1524 Karar sayılı kararı benzer mahiyettedir.)
TBK'nın 182/3. fıkrasına göre hakim, fahiş gördüğü cezai şarttan re'sen indirim yapabilir. Cezai şartın fahiş olup olmadığı belirlenirken, tarafların ekonomik durumu, borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi ve borca aykırı davranışın ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmeli ve hüküm altına alınacak ceza miktarını belirlerken hak, adalet ve nesafet kuralları dikkate alınmalıdır. Mahkemece davalının sosyal ve ekonomik durumu ve borca aykırı davranışının ağırlığı dikkate alınara ceza koşulu mahkeme tarafından değerlendirilmiş olup yapılan değerlendirme 6098 sayılı TBK'nın 182/3.maddesine uygundur. Davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Davacı vekili ıslah dilekçesi ile; 79.999,98-TL cezai şart bedeli yanında TBK madde 446 kapsamında cezai şart bedelini aşan zararı ödemek zorunda olan davalının- bu eylemi aynı zamanda TTK 54'e de aykırılık teşkil ettiğinden- müvekkili şirketin cezai şartı aşan 362.436,00-TL zararın tazminini talep etmiş ise de, Mahkemece 24/11/2020 tarihinde yaptığı ön inceleme duruşmasında uyuşmazlığı;davalının, sözleşme ile yükümlülük altına girdiği davacı şirket aleyhine rekabet yasağına aykırı davranıp davranmadığı, bu nedenle davacı şirketin cezai şart tazminatına hak kazanıp kazanmadığına özgülediği, tahkikat ön incelemede yapılan uyuşmazlığa göre yapılıp ona göre karar verilmesi gerekmektedir.
6098 sayılı TBK'nın 179.maddesine göre: Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, rekabet yasağı sözleşmesi ile belirlenen rekabet yasağı süresini 1 yıl olduğu, mahkemece alınan bilirkişi heyet raporunda; Sözleşmenin 9.3. maddesi ile: “İş sözleşmesinin sona ermesi halinde..... İstanbul ili sınırları içerisinde bir (1) sene boyunca çalışmama şartı dikkate alınarak, sadece 2019 yılı için kurumlar beyanı gelir tablosu rakamlarından kar kaybı zararının 11.518,34 TL. Olduğu, 04.02.2019 Pazartesi günü istifa eden davalının İstanbul ili sınırları içerisinde bir (1) sene boyunca çalışmama şartının 03.02.2020 pazartesi sona erdiği, 2020 yılı Ocak ayı içinde de davacının çalışmış olduğu firmaların hiçbiri ile davalının çalışmadığının belirtildiği, sözleşmede yer alan ceza koşulunun zararla ilişkisini düzenleyen 6098 sayılı TBK'nın 180/2. maddesine göre, alacaklının uğradığı zarar, kararlaştırılan ceza tutarını aşıyorsa alacaklı, borçlunun kusuru bulunduğunu ispat etmedikçe aşan miktarı isteyemez. Davalının gerçekleştirdiği kabul edilen haksız rekabet esasen cezai şarta hükmedilmesinin de koşuludur. Buna göre davalı yanın kurmuş olduğu şirketin rekabet yasağı için belirlenmiş süre içerisinde davacı yanın müşterileri ile yaptığı işler ve bu işler kapsamında elde ettiği gelirler tazminat hesabında esas alınmış, davacının müşterilerinin davalının kurduğu şirketten hizmet almalarına dayalı haksız rekabet sebebiyle elde edilen net kar oranının 11.518,34 TL olduğu tespit edilmiş, bu zararın da cezai şart ile karşılanabileceği, aksinin davacı tarafça ispat edilemediği, cezai şartı aşkın zararın bulunmadığı yönündeki mahkeme tespitinin yerinde olduğu, bu tespitler doğrultusunda mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olduğu,dava sözleşmede düzenlenen hükme aykırılığa dayalı tazminat olduğundan eylem tarihinden itibaren faiz talep edilemeyeceği, davacı taraf dava tarihinden önce davalı tarafa gönderdiği ihtarname ile davalının temerrüde düşürüldüğü ileri sürülmüş ise de dosya kapsamında ihtarnamenin davalıya tebliğ edildiğine ilişkin delil olmadığı, mahkemece dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi usul ve yasaya uygun olduğu, mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı ve davalının istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 5.464,79 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 1.366,19 TL harcın mahsubu ile bakiye 4.098,60 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı ve davalı üzerinde bırakılmasına,
6-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 07/05/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.