T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1180 Esas
KARAR NO : 2026/960 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET
NUMARASI : 2020/171 Esas - 2023/258 Karar
TARİHİ: 15/03/2023
DAVA: İtirazın İptali (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan )
KARAR TARİHİ: 07/05/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile davalı borçlu ... ve ... ... .... Ltd. Şti. arasında akdedilen 15.02.2010 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi’ne istinaden 1.000.000 Usd Ticari Spot Kredi kullandırıldığı, diğer davalıların borçtan müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu olduğu, kredinin geri ödenmemesi üzerine müvekkili banka ile borçlular arasında 03.01.2013, 15.08.2014 ve 26.11.2015 tarihlerinde üç kez borç mutabakatı içeren protokol imzaladığı, bakiye borçların davalılar tarafından protokollere rağmen ödenmediği, kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın Kadıköy 15.Noterliği’nin 23.07.2019 tarihli ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile kat edilerek borcun ödenmesinin ihtar edildiği, borcun ödenmemesi üzerine davalılar hakkında İstanbul Anadolu 6.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/548 D. İş sayılı dosyasından ihtiyati haciz kararı alındığı, ihtiyati haciz kararı sonrasında İstanbul Anadolu 11.İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası ile icra takibine geçildiği, davalıların icra takibine haksız ve mesnetsiz itiraz ettiği, yasa gereği arabulucuya başvurulduğunu, ancak herhangi bir anlaşmaya varılamadığı” beyan ederek, başlatılan icra takibine yapılan tüm itirazlarının iptali ile takibin devamını, davalının % 20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; hesap kat ihtarının usulüne uygun düzenlenmediği, davacı firmanın aynı kredi borcuna ilişkin olarak birden fazla kar ihtarı gönderdiği ve bunun usul ve yasa aykırı olduğu, kredi kat ihtarının geçerli unsurları içermediği, usulüne uygun olmayan kat ihtarı ile müvekkillerinin borçtan sorumlu tutulamayacağı, müvekkilinin davacının iddia ettiği kadar borcunun olmadığı, yapılan 3 protokol kapsamında yapılan ödemelerin hesaba katılmadan kat ihtarının gönderildiği, davacı tarafından gönderilen ihtarnamede yer alan temerrüt faizi ve oranının fahiş olduğu, davacı ile yapılan protokoller ile birlikte eski borcun sona ermiş olduğu, sözleşme ve borç yenilendiğinden davaya konu sözleşmenin ortadan kalktığı, asıl borçluya başvurmadan doğrudan müteselsil kefillere karşı yasal takibe geçilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, davacının gerçek kişi kefillere bileşik faiz talep etmesinin mümkün olmadığı, kefillerin asıl borçlu ile aynı tutarda sorumlu olamayacağını” savunarak, haksız ve hukuka aykırı davanın reddini, davacının %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 15/03/2023 tarih ve 2020/171 Esas - 2023/258 Karar sayılı kararında;
"..........26.02. 2022 tarihli bilirkişi raporu hesap yöntemi itibarı ile denetime uygun bulunmuş olup buna göre takip tarihi itibarı ile davacı bankanın davalılardan 345.646,00 TL asıl alacak, 2.808,37 TL işlemiş faiz ve 140,42 TL bsmv olmak üzere 348.594,79 TL alacaklı olduğu ancak davacının icra takibinde 345.646,00 TL asıl alacak, 2.400,58 TL işlemiş faiz ve 120,03 TL bsmv olmak üzere toplam 348.166,61 TL talep ettiği, talebin tespit edilen alacaktan daha düşük olduğu anlaşılmış, davanın kabulüne ve likit asıl alacağa vaki haksız itiraz nedeni ile davalıların asıl alacak üzerinden %20 oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmelerine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " gerekçesi ile,
''1-Davanın KABULÜ İLE;
A-Davalıların İstanbul Anadolu 7. İcra müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyasına vaki itirazlarının İptali ile takibin devamına,
B-Likit asıl alacağa vaki haksız itiraz nedeni ile asıl alacak üzerinden hesaplanan %20 oranındaki 69.129,20 TL icra inkar tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine,
C-Asıl alacağa takip tarihinden alacak tamamen ödeninceye kadar yıllık %19,50 oranında temerrüt faizi ve bu faiz üzerinden %5 gider vergisi işletilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı banka ana para alacak miktarını kanıtlayamadığı ve bu hususta delil ibraz edemediği halde bilirkişi tarafından hesaplama yapılması ve mahkemece de bu yönde bir kanıt olmamasına rağmen davacı lehine karar verilmesinin hatalı olduğunu,
Dosyanın mahkemece bilirkişiye tevdii üzerine davacı bankanın hesap kat ihtarı tarihi itibariyle davalıdan toplam alacağının banka tarafından belgelendirilemediğinin ortaya konulmuş olduğunu, bu hususun bilirkişilerin ve yerel mahkemenin bilgisi dahilinde bulunduğunu, davacının M.K. Madde 6 uyarınca ana para alacağını ispat edemediğini, hesap kat ihtarlarına konu edilmesi lazım gelen temel alacağının ne kadar olduğunu ortaya koyamadığını, mahkemece dosya için birçok rapor alındığını, sunulan raporlarda bilirkişi tarafından anaparanın nasıl tespit edildiğinin rapor içeriklerinden anlaşılamadığını ve somut dayanak belgeler ile ana para borç belirlenemediği halde, davacının sunduğu ve bir kısım davalılara usulünce tebliğ edilmediği için İİK 68/a anlamında bir belge niteliğini de taşımayan ihtarnamenin dayanak alınarak hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, işbu nedenle tam olarak tespit edilemeyen dava konusu anapara alacağı bakımından davacı davasını kanıtlayamadığından alınan bilirkişi raporlarının da temelsiz olduğunu,
Usulüne uygun kat ihtarı olmadığı halde mahkemece hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, taraflar arasında takibe esas ihtarname gönderilene kadar hesabın bankaca kat edilmemiş olduğunu, bu ihtarname ekine 146.941,43 TL'lik faizin hangi tarihten itibaren ve ne oranda faiz uygulanarak hesaplandığına ilişkin hesap dökümü eklenmediğini, ihtarnamenin bu nedenle kat ihtarı vasfını taşımadığını ve talep edilen bu faize ilişkin hesaplamanın muğlak ve denetimden uzak olduğunu, ayrıca taraflarınca verilen cevabi ihtarname ile bu ihtara itiraz edildiğinden ortada kesinleşmiş bir kat ihtarnamesi bulunmadığını, müvekkillerden temerrüt faizi talep edilmesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, dolayısıyla kayıt olarak sadece bu ihtarname esas alınarak bilirkişi tarafından hesaplama yapılması ve bu raporlarla hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,
Usulüne uygun kat ihtarı bulunmadığından müvekkillerin hiçbiri temerrüde düşmüş bulunmadığını, mahkemece taraflar arasında imzalanan GKS'ler gereğince yapılan teligatların usulune uygun olduğu şeklindeki gerekçesinin delillere ve kanuna uygun olmadığının taraflarınca ihtarın kat ihtarı vasfı taşımadığı iddia edilmesine rağmen mahkemece ihtar tebligatlarının usulüne uygun olduğunun tespitinin farklı farklı konulara ilişkin bulunduğunu, dosyada mübrez bilirkişi raporları arasında bu konuda açıkça çelişki bulunmasına rağmen mahkemece tüm davalılar hakkında davanın aynen kabul edilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, kararın bu sebeple de kaldırılması gerektiğini,
Taraflar arasındaki yapılandırma protokollerinde faiz oranı %5 olarak belirlendiği halde faiz oranının %19,50 olarak kabul edilerek hesaplama yapılan bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmasının kanuna aykırı olduğunu, davacı tarafından dosyaya sunulan protokollerin borçlular ile banka arasındaki borçların geri ödenmesi amacıyla düzenlendiğini, protokolün 2 maddesinde faiz oranının %5 olarak belirlendiğini, yine aynı protokollerin ortak hükümler başlıklı 8. maddesinde "bu protokollerde bulunmayan hallerde GKS hükümleri uygulanacaktır" denilmekte olduğundan protokolde faize ilişkin hükümlere yer verildiğinden artık faiz açısından GKS hükümlerinin uygulanmasının düşünülemeyeceğini, kaldı ki taraflar arasında "borç yapılandırmasına ilişkin olarak" birden fazla protokol akdedildiğini ve bu protokollerin hepsinde %5 faiz oranı konusundaki mutabakatın korunduğunu, GKS'deki faiz hükümlerinin protokoller ile mülga edildiğini, davacının alacağının varlığını kanıtlaması durumunda talep edebileceği faiz oranının sözleşme serbestisi ilkesi gereğince %5 olduğunu, mahkemece talep edilebilecek faiz oranının %19,50 olarak kabulünün sözleşme serbestisi ilkesini ihlal eder nitelikte olduğunu,
Müvekkilce yapılan ödemeler dikkate alınmadan hazırlanan bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını, bilirkişi tarafında yapılan hesaplamada müvekkiller tarafından 2013 yılında toplam 40.577 TL, 2014 yılında 68.334 TL, 2015 yılında 51.408,19 TL, 2016 yılında 25.000 TL olarak yapılan ödeme tutarlarının hesaplamadan düşülmediğini, davacı tarafından müvekkil ödemeleri hesaba dahil etmeden ihtarname göndermiş olduğunu, bilirkişi tarafından bu hususlara hiç değinilmemesinin raporun doğru bir hesaplama içermediğini ortaya koyduğunu, ayrıca eski kayıtlara ulaşılamadığı beyanı da "varsa" borcun doğru olarak tespitine de engel teşkil ettiği halde, bu hususun göz ardı edilmesinin de raporu eksik ve hatalı kıldığını ve hükmün de müvekkil aleyhine olmak üzere hatalı kurulduğunu,
Bilirkişi tarafından 30/11/2012 tarihinde ana para 369.307,22 TL kabul edilerek oluşturulan hesaplama tablosunun baştan aşağıya yanlış olduğunu ve hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, hükme esas alınan raporda yer verilen tabloda 30/11/2012 tarihi itibariyle ana para için 369.307,22 TL'sinin baz alındığını, bu rakamların nasıl tespit edildiğinin anlaşılamadığını, raporda bu yönde hiçbir açıklık ve hesaplama bulunmadığını, özellikle raporda borcun varlığına ilişkin kayıtlara ulaşılamadığına dair açık bir tespite yer verilmesine rağmen bu tutarın nasıl tespit edildiğinin açıklamaya muhtaç kaldığını, taraflar arasında yapılan ilk protokolde 28/12/2012 tarihi itibariyle asıl borcun 380.392,00 TL olduğu konusunda yazılı mutabakat bulunduğunu, bu mutabakat sonrasında davalı müvekkilce davacıya ödemeler yapıldığının bu dekontlarla ispat edildiğini, dosyadaki somut deliller göz ardı edilerek dayanaksız bir şekilde ortaya bir anapara rakam konulması ve mahkemece tüm itirazlarına rağmen bu hususun değerlendirme dışı bırakılmasının kabul edilemeyeceğini, hesap tablosunda uygulanan faiz oranı taraflar arasında %5 kararlaştırılmışken bilirkişi tarafından %19,5 uygulanmasının da hatalı olduğunu, ayrıca protokole göre ödeme yapıldığı sürece hesaba faiz işlemeyeceğinin protokolde kararlaştırıldığını, bu nedenle bilirkişi tarafından kesintisiz faiz hesaplanmasının da hatalı olduğunu, dolayısıyla tüm bu yanlışlıklarla dolu rapora istinaden hüküm kurulması sebebiyle kararın kaldırılması gerektiğini,
Belgeye dayanmayan 'Hukuk ve Noter Masrafları' başlıklı alacak kaleminin müvekkillerden talep edilmesinin mümkün olmadığına yönelik itirazlarının mahkemece dikkate alınmadığını, HMK'ya göre davanın her bir tarafının iddiasını ispatla mükellef olduğunu, davacı banka tarafından takibe esas ihtarnamede 7.360,85 TL olarak belirtilen 'Hukuk ve Noter Masrafları' başlıklı alacak kaleminin ispatı için dava dosyasına bir yazılı belge/makbuz eklenmemesine rağmen talep edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, talep edilen bu alacak kalemine ilişkin olarak davacı davasını ispat edememiş olmasına rağmen mahkemece itirazlarının dikkate alınmamasının usule aykırı olduğunu,
Dosyada birden fazla bilirkişi raporu alınmasına ve borç daha düşük hesaplanmasına rağmen mahkemece neden son raporun tercih edildiğinin anlaşılamadığını, davacının borcun kaynağına ilişkin belge sunamadığını, borcun ispatı için sadece bankaya ait kaydi ekran görüntüsünün yeterli olmadığını, uygulanacak faiz oranının banka ve asıl borçlu şirket arasındaki protokole aykırı şekilde daha fazla esas alındığını, dosyadan alınmış olan önceki bilirkişi raporlarında borç miktarının daha düşük tespit edildiği, keza kefil olan davalılar için temerrüt şartının gerçekleşmediği ve dolayısıyla kefiller için, takip öncesi dönem için faiz isteminde bulunulamayacağı açıkça belirlendiği halde yerel mahkemece asıl borçlu ve kefiller açısından aynı yönde hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu,
Davacı ile yapılan protokoller ile birlikte eski borcun sona erdiğini, sözleşme ve borcun yenilendiğini, davaya esas alınan genel kredi sözleşmesi ortadan kalktığı için huzurda görülen davanın reddinin gerektiğini,
Dosya için aldırılan bilirkişi raporu sayısı ve esas alacağın ispatı için davacı tarafından belge sunulamadığı hususları değerlendirildiğinde alacağın tespitinin yargılamaya muhtaç olduğunu, icra inkar tazminatı talebine ilişkin olarak likit olmayan bir alacağa ilişkin davada icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğinden mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, mahkemece delillerin değerlendirilmesinde hata yapıldığını ve davacı tarafından kanıtlanamayan davanın kabulüne karar verildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; davacı banka ile davalılardan asıl borçlu ... ve ... ... .... Ltd. Şti. arasında akdedilen ve diğer davalıların müteselsil kefil olarak imzaladıkları genel kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağın tahsili talebiyle başlatılan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasıdır.
Mahkemece, davanın kabulüne, karar verilmiş, verilen karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Somut olayda, davacı banka ile davalılardan ... ve ... ... .... Ltd. Şti. arasında 15.02.2010 tarihli 1.000.000 Usd miktarlı Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmeyi diğer davalıların aynı miktarla müteselsil kefil olarak imzaladıkları, dava konusu genel kredi sözleşmesinde davalı asıl borçlunun sözleşmede adresinin “...Bölgesi Tuzla” yazılı olduğu, sözleşmeyi müteselsil kefil olarak imzalayan ... .... A.Ş.'nin ve... .....A.Ş. ünvanları üzerine basılan şirketlere ait kaşelerde şirket adreslerinin ...Tuzla/İstanbul olduğu, başkaca adres yazılmadığı, davalı ...'nın adresinin ....Kozyatağı/Kadıköy/İsanbul, davalı kefil ...'nun ise adresinin ......Küçükyalı/Maltepe/ İstanbul olarak yazılı olduğu görülmüştür.
Dosyaya ibraz edilen taraflar arasında imzalanan 03/01/2013 tarihli protokol incelendiğinde; protokolü imzalayan asıl borçlu şirket ... ve ... ... .... Ltd. Şti.'nin ünvanı üzerine basılı kaşede adresinin Tuzla/ İstanbul olduğu, ayrıca borçlu adresi olarak yazı ile de İstanbul Anadolu Yakası 0.S.B 1 Sokak No....Tuzla/İstanbul olarak belirtilip imzalandığı, mütesilsil kefiller ...'nın adresinin ... Mah.... cad.No: ... Tuzla/İstanbul, ...'nun adresinin Pınarbaşı Mah. ... Sok. No: ... Büyükçekmece/ İstanbul, ... .... A.Ş. 'nin adresinin İstanbul Anadolu Yakası 0.S.B 1.Sokak No.... Tuzla/İstanbul, ........A.Ş.'nin adresinin ise İstanbul Anadolu Yakası O.S.B ... Mah.... No.... Tuzla/İstanbul olarak yazılıp imzalandığı görülmüştür.
Dosyaya ibraz edilen taraflar arasında imzalanan 26/11/2015 tarihli ek 3 protokol incelendiğinde; protokolü imzalayan asıl borçlu şirket ... ve ... ... .... Ltd. Şti.'nin ünvanı üzerine basılı kaşede adresinin Tuzla/ İstanbul olduğu, ayrıca borçlu adresi olarak yazı ile de İstanbul Anadolu Yakası 0.S.B 1 Sokak No....Tuzla/İstanbul olarak belirtilip imzalandığı, mütesilsil kefiller ...'nın adresinin ... Mah. ... cad.No: ... Tuzla/İstanbul, ...'nun adresinin Pınarbaşı Mah.... Sok. No: ... Büyükçekmece/ İstanbul, ... .... A.Ş. 'nin İstanbul Anadolu Yakası 0.S.B 1.Sokak No.... Tuzla/İstanbul, ........A.Ş.'nin adresinin ise İstanbul Anadolu Yakası O.S.B ... Mah. ... No.... Tuzla/İstanbul olarak yazılıp imzalandığı görülmüştür.
Davacı tarafça davalı muhataplara Kadıköy 15 Noterliğinden gönderilen 23/07/2019 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamede; asıl borçlu şirket ... ve ... ... .... Ltd. Şti.'nin adresinin Kadıköy/ İstanbul olduğu, mütesilsil kefiller ...'nın adresinin Kadıköy/İstanbul, ...'nun adresinin Sancaktepe/ İstanbul, ... .... A.Ş. 'nin Kadıköy/İstanbul, ........A.Ş.'nin adresinin ise Kadıköy /İstanbul olarak yazıldığı ihtarnemenin muhataplardan ...'ya çıkartılan tebligatın TK. 21 maddesine göre mahalle muhtarına teslim edildiği, diğer muhataplara çıkartılan tebligatların bila tebliğ iade olduğu görülmüştür.
Mahkemece verilen hüküm gerekçesinde; Her ne kadar davalılarca temerrüde düşmediklerini ileri sürmüşlerse de Protokol'un, Ortak Hükümler başlıklı 8.maddesinki hükmün geçerli bulunduğu, Sözkonusu maddede; işbu Protokol'un uygulamasında borçluların aşağıda belirttikleri adreslerini kanuni ikametgah edindikleri, bu adreslere gönderilecek tebligatların kendilerine yapılmış sayılacağı, adres değişikliğini bankaya noter kanalı ile bildirmedikleri takdirde bankaca Protokoldeki adreslerine gönderilecek tebligatların geçerli sayılacağı,'' hükmü uyarınca davacı bankanın protokollerde bulunan davalı adreslerine kat ihtarını tebliğe çıkarttığı, davalıların bu savunmasına itibar edilmediği belirtilmiş ise de, yukarıda yazıldığı üzere yukarıdaki açıklamalara göre davacı bankanın davalı muhataplara gönderdiği kat ihtarında müteselsil kefil ... dışında diğer muhatapların sözleşmede yazılı adreslerine kat ihtarı çıkartılmadığı gibi taraflar arasında imzalanan 03/01/2013 tarihli protokol ve 26/11/2015 tarihli ek 3 protokolde yazılı asıl borçlu şirket ile kefillerin adreslerinin aynı olduğu, davacı banka tarafından mahkeme gerekçesinin aksine 03/01/2013 tarihli bankaya bildirilen son adreslere kat ihtarının tebliğe çıkartılmadığı anlaşılmıştır.
Alacaklının müteselsil kefile başvurma koşullarının düzenlendiği 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK)'nın 586. maddesine göre, kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesiyle ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. (Uygur, Turgut; 6098 Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Ankara, Nisan 2012, Cilt II, s. 2541).
Madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere TBK'nın yürürlüğe girmesinden önce asıl borçluya başvurulmadan müteselsil kefile gidilebilmesi mümkün iken, TBK'nın anılan düzenlemesi ile bunun artık mümkün olmadığı, müteselsil kefile başvurulabilmesi için asıl borçluya ve alacak teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvenceye alınmışsa öngörülen hallerin bulunduğu ileri sürülüp kanıtlanmamışsa doğrudan doğruya kefile başvurulamaz.(Yargıtay 11 HD.nin 2013/18084 Esas - 2014/272 Karar sayılı kararı)
Buna göre, borçlunun ifada gecikmesi tek başına yeterli olmayıp ifada gecikmiş olan borçluya ihtar gönderilmesi ve bunun da sonuçsuz kalması gerekmektedir.
Yukarıdaki açıklamalarda gözetilerek bu durumda mahkemece, davacı bankanın takip tarihinden önce davalı asıl borçlu şirkete usulüne uygun kat ihtarının gönderilip gönderilmediği, TBK. 586/1 madde hükmü de gözetilerek kefile başvuru şartlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilerek varılacak sonuca göre takip tarihi itibariyle davacı bankanın asıl borçlu ve kefillerden alacaklı olup olmadığı ve miktarı yönünden gerektiğinde bankacı bilirkişiden ek rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yukarıdaki gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
Sonuç itibariyle; davalılar vekilinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın kaldırma kararı doğrultusunda işlem yapılmak üzere mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalıların istinaf başvurularının KABULÜ ile;
İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/03/2023 tarih ve 2020/171 Esas - 2023/258 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalılar tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf talep eden davalılar tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde yatırana iadesine,
4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine,
6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 07/05/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.