(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 230, 279, 280, 286, 289) (5237 S. K. m. 31, 62, 149)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı, suça sürüklenen çocuklar müdafileri ve o yer Cumhuriyet Savcısı tarafından istinaf yoluna başvurulmakla, CMK'nın 279.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda; duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçeleri incelenerek, CMK'nın 280 maddesi gereğince Dairemizin görev ve yetkisi, başvuranların hakkı, başvuru süresi, yasa yolunun açıklığı, başvuruların kapsamına göre istinaf başvurularının kabul edilebilir olduğuna karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
1 ) O yer Cumhuriyet savcısının müşteki İbrahim Hatip'e karşı yağma suçundan verilen beraat hükmüne yönelik diğer mağdurların beyanları, müştekinin yaralanmış olması dikkate alınmadan beraat kararı verilmesinin kanuna aykırı olduğuna dayanan istinaf dilekçesi incelendiğinde;
Yapılan yargılamaya, incelenen dosya içeriğine, gösterilen gerekçe, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre; Mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde eksiklik olmadığı, suça sürüklenen çocukların atılı suçu işlediğine dair dosyada savunmanın aksine kesin ve her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığı, mevcut delillerin mahkumiyet kararı vermeye yeterli olmadığı bu nedenle verilen hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından CMKnın 280/1-a gereğince yerinde görülmeyen o yer Cumhuriyet Savcısının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
2 ) Suça sürüklenen çocuk A. H. müdafi Av. E. D. G. ve suça sürüklenen çocuk A. N. müdafi Av. S. Ö. K. 'in suça sürüklenen çocuklar hakkında mağdurlar M. R. ve Y. I. 'ya karşı nitelikli yağma suçları sabit görülerek verilen hükümlere karşı suçun suça sürüklenen çocuklar tarafından işlendiğine dair kuvvetli delil mevcut olmadığı, suçların suça sürüklenen çocuklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı bu nedenle şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraatlerine karar verilmesi gerektiğine dayanan istinaf dilekçeleri incelendiğinde;
Suça sürüklenen çocuklar hakkında "Suç tarihi olan 20/11/2015 günü şikayetçilerin birlikte ikamet ettikleri yere gece saat 01:00 sıralarında yüzleri maske ile kapalı ve ellerinde bıçak olan iki kişinin girdiği, içeri giren kişilerin şikayetçilerin tamamına içeride bulunan diğer odaya geçmelerini söyledikleri, bu sırada içeriye yüzleri açık olan ve birisinin elinde silah, diğerinin elinde bıçak olan iki şahsın daha girdiği ve eyleme katıldıkları, bu dört kişinin şikayetçilerden paralarını çıkarmalarını isteyip, şikayetçiler Y. ve İ.’in ellerini plastik kelepçe ile bağladıkları, daha sonra faiilerin, şikayetçi İbrahim, Y. ve M.’in cep telefonları ile İbrahim’in 300 TL parasını aldıkları, olay yerinden kaçarken şikayetçi M. bu kişilerden birisinin kafasına sopayla vurduğu,, bu arbede sırasında şikayetçiler İ. ve A. bıçakla yaralandıkları, suça sürüklenen çocukların da suç faili olduklarının tespit edildiği ve TCKnin 149/1-a,b,c,d,h,31/3 maddeleri uygulanarak cezalandırılmaları "talebi ile kamu davası açıldığı,
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda sözü edilen kararı ile suça sürüklenen çocukların mağdurlar M. R. ve Y. I. 'ya karşı nitelikli yağma suçları sabit görülerek sevk maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verildiği, mahkemenin gerekçeli kararında " tüm dosya kapsamına göre SSÇ ler A. N. ve A. H.'ın yüzlerinde maske olduğu halde şikayetçiler M. R. ve Y. İ.'nun diğer şikayetçiler ile birlikte yaşadığı konuta TCK'nın gece sayılan saatinde silahlarla giderek bu şikayetçilerin cep telefonlarını cebir şiddet kullanmak suretiyle aldıkları, daha sonra aynı yere yüzleri maskeli olmayan ve Türkçe konuşan iki şahsın girdiği, ayrıca 300 TL paralarının da alınıp oradan ayrılmak isteyen failler ile şikayetçiler arasında arbede yaşandığı, arbede sırasında ssç 'lerin maskelerinin açıldığı ve şikayetçiler tarafından teşhis edildikleri, dolayısıyla her iki ssç'nin iki şikayetçiye karşı Nitelikli Yağma eylemini gerçekleştirdikleri kanaatine varılmakla, her iki SSÇ nin müştekilere karşı nitelikli yağma eylemlerine uyan TCK 149/1-a-b-c-d-h, 31/3, 62/1 maddeleri ile ayrı ayrı cezalandırılmasına" şeklinde kabul ve oluşun açıklandığı anlaşılmıştır.
Dosya incelendiğinde, 27/11/2015 tarihinde Bayrampaşa ilçesi Muratpaşa Mahallesi, Kamil Caddesi No:1 sayılı yerde Suriye uyruklu başka mağdurlara yönelik gerçekleştirilen bir yağma suçunun soruşturması sırasında eylemi gerçekleştirenlerin Suriye uyruklu oldukları ve Bağcılar ilçesi Kirazlı semtinde oturdukları tespit edilmekle bu olayın faili olarak yakalanan kişilerin benzer nitelikte yağma suçlarının faili olabilecekleri hatırlatılarak benzer olayların mağdurlarının yüzleştirme için davet edildiği, şikayetçilerden M. ve A.'a şüpheli şahıslardan A. B., M. M., S. S., E. M. ile suça sürüklenen çocuklar A. H. ve A. N.'i teşhis için gösterildikleri, haklarında ayrı soruşturma yürütülen Abdurrahman B.’ın yağma olayını gerçekleştirenler arasında olduğu, elinde bıçak olduğu ve İbrahim’i yaraladığı M. M.’in de yağma olayını gerçekleştirenler arasında olduğu, elinde silah olduğu, suça sürüklenen çocuklar A. H. ve A. N.’i de olay sırasında ellerinde bıçak olduğu belirtilerek teşhis edilmeleri sonucunda suça sürüklenen çocukların suç faili olarak olaya dahil edildikleri anlaşılmıştır.
27/11/2015 tarihli olay yakalama muhafaza altına alma tutanak içeriğine göre suça sürüklenen çocukların diğer şüphelilerle birlikte yaşadıkları evde cep telefonları bıçak ele geçirilmiş ise de 27/11/2015 tarihli olayın mağduru olan H. T. isimli şahıs telefonların kendilerinden yağmalanana telefonlar olduğunu beyan etmiş ve kendisine teslim edilmiştir. Dolayısı ile burada iş bu dosyanın mağdurlarına ait suç eşyası ele geçmemiştir.
Mağdurlardan M. R. olaydan hemen sonra tespit edilen ve dosya kapsamına göre de tek ifadesi olup diğer mağdurların anlatımı ile de örtüşen 20/11/2015 tarihli kolluk ifadesinde "...... ikametin içerisine yüzü maskeli iki şahıs girdi, Birden arbede oldui İ. H. ve A. H. isimli arkadaşların yaralandıklarını gördüm, Daha sonra kaçtılar. Benim cep telefonumun gasp edildiğini tespit ettim, Benim bir yaralanmam yoktur,,,,,,,," şeklinde beyanda bulunduğu,
Mağdur Y. I.'nun da 20/11/2015 tarihli tek ifadesi olan kolluk ifadesinde "... Kapıyı açınca içeri yüzü maskeli ellerinde bıçakla iki erkek şahıs girdi. Bize odaya geçmemizi ve paralarımızı çıkarmamızı söylediler. Benim İ.'in ve M.'in cep telefonlarını aldılar. Daha sonrada içeri iki şahıs daha girdi. Yüzleri açıktı. İki şahıs ve yüzleri kapalı şahıslardan biri Türkçe, diğer yüzü görünmeyen şahıs arapça konuşuyorlardı. Şahıslardan üçünün elinde bıçak dördüncü şahısta silah vardı. Şahıslar telefonu aldıktan sonra İbrahim'in 300 TL parasını aldılar. Tam kaçarlarken ikinci şahsı yakaladık ve M. sopa ile vurdu. Bu sırada şahıs fotoğrafını düşürdü........." şeklinde beyanda bulundukları ve diğer mağdurlarda dahil olmak üzere mağdurların arbede sırasında suça sürüklenen çocukların maskelerinin açıldığına dair bir beyanda bulunmadıkları tespit edilmiştir.
28/11/2015 tarihinde yaptırılan teşhis işlemine ilişkin düzenlenen yüzleştirme tutanağına göre, mağdurlar A. H. ve M. C.'nin suça sürüklenen çocukları ellerinde bıçak olan şahıslar olarak teşhis ettikleri anlaşılmış ise de mağdurların olay sırasında faillerden birisinin üzerinden 3 adet vesikalık fotoğrafın düştüğünü belirterek bu fotoğrafları polise teslim ettikleri, mağdur M. C.'nin fotoğraftaki kişiyi yağma suçuna karışanlardan birisi olarak söylediği, sonradan yapılan teşhis işleminde eylemi gerçekleştiren dört kişiyi teşhis ettiği, fotoğraftaki kişinin bu kişiler içinde olmadığı, dolayısı ile teşhisinde kesin kanaata dayanmadığı,
Olayın gerçekleştiği yere giren dört kişiden üçünün elinde bıçak ve diğer şahısta silah olduğu, silah olan şahsın yüzü açık olan şahıslardan olduğu dolayısı ile bıçaklı şahısların ikisinin yüzü maskeli şahıslardan olduğu, mağdurların teşhis sırasında suça sürüklenen çocuklar ile ilgili yüzlerinin açık olduğuna dair bir tespitlerinin bulunmadığı, içeriye sonradan giren yüzü açık şahısların 20-23 yaşlarında olduklarının mağdurlarca ifade edildiği, yüzleri maskeli olan kişilerin seslerinden teşhis yapıldığına dair tutanakta bir ibare bulunmadığı da dikkate alındığında yüzleri maskeli şahısların tereddütsüz şekilde teşhislerinin hayatın olağan akışına uygun düşmediği ve bu açıklamalar doğrultusunda mahkemenin gerekçesinin maddi olaya uymadığı anlaşılmıştır.
Mahkeme hükmünde gösterilecek gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini ortaya koyacak biçimde geçerli, yasal ve yeterli olması konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Hükmün gerekçesi, hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve maddi olaya uygun açıklanmasıdır. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmez ve uygulamada keyfiliğe yol açar. Gerekçenin bu özelliği ilgilileri aydınlatma, keyfiliği önleme, tarafların tatminini sağlama amacını da taşımaktadır.
Bu itibarla hükmün gerekçesinde kanıtların tartışılması, değerlendirilmesi ve reddedilen veya kanıtlama yönünden üstün tutulan ve kabul edilen kanıtlar ve nedenlerinin açıkça gösterilmesi gerekmektedir. Kanuni düzenlemenin hakim kararına yansıtılması aşamasında belirliliğin olması gerekir. Bu şekliyle esas konu kanunilik değil gerekçelendirmeyle ilgilidir. Kanun koyucunun kanunları anlaşılır açık ve belirli yapması kadar hakimin kararını denetime olanak tanıyacak açıklıkta yazması ve kanunu da bu şekilde uygulaması önemlidir. Hakimlerin somut cezanın tespit edilmesinde objektif davranmaları ve kanunda gösterilen esaslara uymaları cezanın belirlenmesindeki her bir işlem için gerekçe gösterme yükümlülüğü ile sağlanmaktadır.
Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 289/1-g maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının sanığı, katılanı, Cumhuriyet savcısını ve herkesi tatmin edecek, istinaf denetimine olanak verecek biçimde olması gerektiği nazara alınarak Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçelerde tutarlılık denetimi yapması ve bu açılardan mantıksal ve hukuksal bütünlüğün sağlanması için kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekmektedir.
Yukarıda yapılan tüm bu açıklamalar kapsamında yapılan değerlendirme sonucunda;
Mahkemeyi nitelikli yağma suçunun suça sürüklenen çocuklar tarafından işlendiği kanaat ve sonucuna götürecek ve bu sonucu haklı gösterecek amil, mülahaza ve değerlendirmelerin neler olduğu kabul ve reddedilen mevcut deliller bağlamında denetime elverişli bir biçimde ortaya konulup tartışılmadan, suça sürüklenen çocukların suç oluşturduğu sabit görülen fiilleri belirtilmeden sadece " arbede sırasında ssç 'lerin maskelerinin açıldığı ve şikayetçiler tarafından teşhis edildikleri, " şeklindeki dosya kapsamı ile örtüşmeyen bir ifade yazılarak yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, bu nedenle suça sürüklenen çocuk A. H. müdafi Av. E. D. G. ve suça sürüklenen çocuk A. N. müdafi Av. S. Ö. K.'in istinaf başvuruları yerinde görülmekle CMKnın 280/1-b, 289/1-g maddeleri gereğince mahkumiyete ilişkin HÜKMÜN BOZULMASINA,
Kararın bir örneğinin Bölge Adliye Cumhuriyet Başsavcılığına TEBLİĞİNE
Dosyanın hükmü veren ilk derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE
Bozma kararı yönünden CMK.nın 286/1 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere
İstinaf başvurusunun reddi kararı yönünden Cumhuriyet Başsavcılığı yönünden kararın geliş tarihinden, istinaf başvurusunda bulunanlar yönünden ise tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içerisinde hükmü veren Dairemize bir dilekçe verilmesi ya da zabıt katibine beyanda bulunup tutanak tutturup hakime onaylatmak veya başka bir İlk Derece Ceza Mahkemesi ya da Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığı ile dilekçe gönderilmek, ilgilinin cezaevinde bulunması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286. Maddesi uyarınca Yargıtay TEMYİZ kanun yolu açık olmak üzere 28/04/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)