T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/2094
KARAR NO: 2023/1894
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 14/02/2020
NUMARASI: 2016/802 E. - 2020/188 K.
DAVANIN KONUSU: İşçinin rekabet yasağından kaynaklı ceza koşulu alacağı ve Tazminat
Taraflar arasındaki davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalının 11.09.2007 tarihinden 05.02.2016 tarihine kadar müvekkili şirkette büro memuru olarak çalıştığını ve 14.12.2015 tarihinde vermiş olduğu istifa dilekçesi neticesinde kendi isteği ile davacı şirketten ayrıldığını, davalının işe başladığı 2007 yılında büro memuru olarak işe başladığını, devam eden yıllarda büro memurluğunun çok ötesinde bir görev ve sorumluluğa sahip olduğunu, davalının çalışmış olduğu bu süre boyunca davacı firmanın müşteri çevresi, ticari ve üretim sırları hakkında detaylı bir bilgiye sahip olduğunu, davalının işten ayrılmasının ardından ... Ticaret unvanı ile davacı firmanın faaliyet göstermiş olduğu sektörde çalışan bir şirket kurduğunu, rekabet yasağına aykırı olarak davacının çalıştığı sektörde kendi firmasını kuran davalının davacı firmada çalışırken edinmiş olduğu davacı müşteri portföyünü kullanarak davacı müşterilerini çalmaya çalıştığını, davacının Yunanistan'da bulunan tüm alıcı ve tedarikçileri ile temasa geçen davalının davacının, satış fiyatı, ürün kalitesi, portföyü gibi ticari sırlarını müşteriler ile paylaştığını, davacının kısa bir süre önce davalının kendi sektöründe çalışan bir firma kurduğunu ve teker teker bütün müşterilerini arayarak, müşterileri kendileri ile çalışmak konusunda ikna etmeye çalıştığına dair müşterilerinden bilgi aldığını, davalının böyle bir faaliyette bulunacağına inanmayan davacının mevcut durumu araştırmaya başladığını, yapmış olduğu araştırma neticesinde davalının davacı firmada çalıştığı sürede kullanmış olduğu şirket mailine davacının müşterilerinden ... Ticaret A.. konulu ...@...gr tarafından yanlışlıkla gönderilen e-maili gördükten sonra davalının rekabet yasağına aykırı olarak şirket kurduğunu ve şirket müşterilerine davacı kötüleyip, sırlarını paylaştığını ve onları çalmaya çalıştığını anladığını, bununla birlikte davacı tarafindan bir diğer müşterisine de fiyat teklif e-maili gönderildiğinin tespit edildiğini, davalının ... Tic. AŞ gibi firmaları çalmaya çalışmasının yanında davacının kendi sektöründe en büyük rakiplerinden olan firmalarla da iletişime geçerek ticari sırlarını bu şirketlere verdiğini ve bu şirketlerle iş yaptığını, dilekçe ekinde bulunan maillerden davalı ...'nın davacıya karşı gerek rakipleri ile iş yaparak gerekse müşterilerini çalmaya çalışarak davacıya karşı rekabet yasağı ve dürüstlük kurallarına aykırı olarak faaliyette bulunduğunu ispatladığını, davalının davacı şirketin kendi müşterileri ile yapmış olduğu işlemlerdeki fiyatları yapmış olduğu iş dolayısı ile bilmekte olup, bu bilgiyi kullanarak firmalara teklif verdiğini ve müşterilere davacının satışı pahalı bir fiyattan yaptığını söylediğini ve davacının tüm bağlantılarını aleyhte kullandığını, davacının davalının bu davranışlarından dolayı olan zararı henüz davacı tarafından tam olarak belirlenemediğini, verilen zararın cezai şart miktarının çok üzerinde olduğunu, davalı ile imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinin sır saklama yükümlülüğü ve rekabet yasağı başlıklı 14.maddesinde bu durum düzenlendiğini, maddeden açıkça işçinin işten ayrıldıktan sonra da sır saklama yükümlülüğünün devam edeceğini ve işçinin işten ayrılması durumunda 2 yıl süre ile işverenin iş kolu ve iş yerinin olduğu yerlerde rekabet edemeyeceğinin düzenlendiğini, bu anlaşma ile işçinin söz konusu sır saklama yükümlülüğü ve rekabet yasağına uymadığı takdirde 30.000,00 TL tutarında cezai şartın işçi tarafından işverene ödemesi gerektiğinin düzenlendiğini, bu hükümde belirtilen miktarın tamamen davacının iyi niyetli bir şekilde hareket etmesi sebebi ile 30.000,00 TL ile sınırlandırılmış olup, davalının davacı firmanın iyi niyetini bu denli suiistimal edebileceği öngörülemediğini, her ne kadar iş sözleşmesinde rekabet yasağı ve sır saklama yükümlülüğüne uymamanın cezası olarak 30.000,00 TL kararlaştırılsa da davalının davacıya iş bu cezai şarttan çok daha fazla zarar verdiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydı ile 50.000,00TL tutarındaki maddi tazminatın davalı işçiden alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle;davanın işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıktan kaynaklandığını, davanın iş hukukundan kaynaklanan bir alacak davası olması nedeniyle davaya bakmakla görevli mahkemelerin İş Mahkemeleri olduğunu, müvekkilinin, davacı firmada mavi yakalı pozisyonunda ve düz işçi olarak "büro memuru" sıfatı ile 11/09/2007-05/02/2016 tarihleri arasında çalıştığını, müvekkilinin davacı işverenin yanından istifa ederek ayrılmasının akabinde 15.02.2016 tarihinde kendi şirketi olan dava dışı ... Ticaret unvanlı şirketi kurduğunu, şirketin faaliyet konusunun tamamen aracı işletme sıfatı ile birlikte pamuk ticareti olduğunu, yani davalının kendi adına kurduğu şirketin aracı olmak dışında kesinlikle pamuk alım satımı yapmadığını, dava dilekçesinde geçen "...davalı,... müşteri pörtföyünü kullanarak müvekkilin müşterilerini çalmaya çalışmaktadır" şeklindeki gerçek durumla uzaktan yakından bir alakası olmayan ağır ithamlara karşı yasal yollara başvurma haklarını saklı tuttuklarını, taraflar arasında akdedilen ve davaya konu edilen iş sözleşmesinde yer alan "sır saklama yükümlülüğü ve rekabet yasağı" başlıklı cezai şarta ilişkin düzenlemenin yasa va Yargıtay kararlarına göre geçersiz olduğunu, yer ve konu sınırlaması bulunmadığını, sözleşme şartlarının eşit işlem ilkesine aykırı olduğunu ve adil olmadığını, ayrıca hakkaniyete, Borçlar Kanununa, Medeni Kanunun ilgili hükümlerine ve Anayasaya aykırı olduğunu, davacı işverenin iş bu davayı açmakta kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin davacı firma aleyhine haksız rekabet gerektirecek açık veya kapalı herhangi bir eylemi olmadığını, davalının teknik bilgileri veya şirkete ait ticari sırları kullanma ve değerlendirme yeteneğine sahip satış pazarlama elemanı, Ar-ge Müdürü, Muhasebe Müdürü veya üst düzey yönetici olmayıp, sadece malın sevkiyatını sağlayan düz işçi olarak çalıştığını, davayı ve talepleri kabul anlamına gelmemekle birlikte talep edilen cezai şartın fahiş miktarda olduğunu, beyanla davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, rekabet yasağı ve sır saklama yükümlülüğünü ihlalden kaynaklanan cezai şartın ve uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir. Taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. 09/09/2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle; dava konusunun, davalının haksız rekabet fiillerinden ötürü zarara uğradığını iddia eden davacı tarafından zararının tazmini talebiyle açılan tazminat davası olduğu, davacının 2014-2015-2016-2017 yılları ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu, davalının 2016-2017-2018 yılları ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu, taraflar arasında akdedilen iş sözleşmesinde davalı ile davacı şirket arasında imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinin " sır saklama yükümlülüğü ve rekabet yasağı " başlıklı; 14. Maddesinde bu durum düzenlendiği, " Çalışan; rekabet yasağı ve sır saklama yükümlülüğüne aykırı davranması halinde bunun sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları tanzim etmekle yükümlü olduğunu ve ayrıca 30.000,00 TL cezai şartı işverenin ilk talebi üzerine derhal nakden ve defaten ödeyeceğini kabul, beyan ve taahhüt eder. " maddesinin bulunduğu, davacı şirketinin alanının pamuk ticareti olduğu, davalı ise pamuk ticari komisyonculuğu yapmakta olduğunu, davalının fatura düzenlemiş olduğu ... isimli firmaların davacı yan müşterileri arasında bulundukları, davalı şirketin davacı şirket müşteri portföyünde bulunan şirketlere düzenlemiş olduğu komisyon faturalarının toplam tutarının 106.244,00 TL olduğu, davalı yanın düzenlemiş olduğu faturaların komisyon faturası olduğu başka bir deyişle üçüncü şahıs firmalar ile müşteri firmalar arasında yapılan ticaretin gerçekleşmesi için verilen aracılık hizmetine istinaden düzenlenmiş olduğu, mezkur faturaların içeriğinde, faturaların hangi üçüncü şahıs firmalar ile müşteri firmalar arasında yapılan ticarete istinaden düzenlenmiş olduğu, yapılan ticaretin miktarı ve tutarı belirtilmediğinden, davacının, bahse konu ticareti yapması halinde elde edebileceği kar tutarı ve davalı şirketin haksız rekabeti nedeniyle davacı şirketin maruz kaldığı kar mahrumiyeti hesap edilemediğini bildirmiştir. İncelenen tüm dosya kapsamına, tarafların iddia ve savunmalarına, bilirkişi raporu, tanık beyanları içeriğine göre; davalının, davacı şirkette 11/09/2007- 05/02/2016 tarihleri arasında iş sözleşmesi uyarınca büro memuru olarak çalıştığı, davalı işçinin davacı şirketten istifa ederek kendi isteği ile ayrıldığı, davalının 15/02/2016 tarihinde kendisine ait ... Ticaret unvanlı şirketini kurduğu, davacı şirketin ticaret kayıtlarına göre iştigal alanının "pamuk toptan ticareti", davalı işçinin kendi adına kurduğu şirketin iştigal alanının ise "pamuk toptan ticareti ithalat ihracat komisyonculuğu" olduğu, dosya kapsamında, taraflar arasında akdedilen 11/09/2007 tarihli sözleşmeyle sır saklama yükümlülüğü ve rekabet yasağı kapsamında çalışanın iş akdinin sona ermesinden itibaren iki yıl süre ile işverene karşı, işveren firmanın veya işverene ait grup firmalarının faaliyet gösterdiği bütün alanlarda ve yerlerde herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi adına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan, rakip işletme ile başka türden bir menfaat ilişkisine girmekten kaçınmayı taahhüt ettiği, aksi takdirde 30.000 TL cezai şartın ödenmesi konusunda sözleşme yaptıkları anlaşılmıştır. Tarafların ticari kayıtları üzerinde yapılan incelemede davalının, davacı şirketin müşteri pörtföyünde bulunan Yunanistan'daki şirketlere toplamda 106.244 TL tutarında aracılık hizmetine ilişkin fatura düzenlediği tespit edilmiştir. Dosyadaki mevcut delillerden davalının iş sözleşmesi uyarınca iş aktinin sona ermesinden sonra rekabet yasağına aykırı davranarak davacının müşterileri ile iletişime geçerek kendi şirketi lehine haksız rekabette bulunduğu anlaşılmıştır. Davalının imzaladığı hizmet akdinin rekabet yasağına ilişkin maddesinde bir coğrafi alan sınırlaması bulunmaması çalışma özgürlüğüne, akit serbestisine ilişkin yasal düzenlemelere aykırı ise de, dosyada bulunan mevcut delillerden davacının Türkiye sınırları dışında bulunan davacı müşterileri ile iletişime geçtiği, bu durumda işçinin mahvına sebep olacak çalışma özgürlüğünü ihlal edecek bir kısıtlamadan söz edilemeyeceği kanaatine varılmakla, iş sözleşmesi uyarınca haksız rekabet yasağına aykırı eylemde bulunan davalıdan 30.000 TL cezai şartın tahsiline, davacının uğradığını iddia ettiği diğer zararlarını ispatlayamaması nedeniyle fazlaya ilişkin talebin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 30.000 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dosyadaki mübrez belgelerden ve bilirkişi raporundan davalı tarafından rekabet yasağını açıkça ihlal edildiğinin ortaya konulduğunu, mahkemece rekabet yasağının kabulüne karar verilmiş olmakla birlikte eksik inceleme sonucu düşük bedele karar verildiğini, davaya konu hukuki ihtilafın dayanağı davalı ile müvekkili şirket arasında düzenlenen 11.09.2007 tarihli iş akdi sözleşmesine aykırı hareket edilerek haksız rekabetin yaratılması olduğunu, taraflar arasındaki iş akti sözleşmesinin tarihi 11.09.2007 tarihi olup dava tarihinden yaklaşık 9 yıl önce düzenlendiğini, mahkemece haksız rekabetin kabulüne karar verilirken 9 yıl önceki sözleşmedeki 30.000 TL üzerinden karar verildiğini, halbuki sözleşmenin tanziminden itibaren yaklaşık 9 yıl geçmesi nedeni ile 30.000 TL'nin güncellenerek karar verilmesi gerektiğini, uygulamada genelde çalışanın belli bir süre maaşı üzerinden cezai şart ödemesi sözleşmelerde hüküm altına alındığını, mahkemece de hüküm kurulurken bu güncelleme yapılarak çalışanın belli süreli maaşı olmasa bile asgari ücretin katsayısı üzerinden bir artış yapılarak veya çalışanın çıkış tarihindeki maaşı belirlenerek artış oranı gözönüne alınarak bir değer tespit edilebileceğini, sözleşmenin başlangıç tarihi olan 2007 yılı asgari brüt ücretin 562.50 TL , davalı yan maaşını ise 1.200 TL olup, asgari ücretin %215 katı olduğunu, mahkemece bu şekilde asgari ücret rakamı üzerinden maaş katsayısı oranında bir artış yapılmak suretiyle rakamın güncellenebilmesi mümkün iken çalışanın çıkış tarihindeki maaş ile ilk maaş arasındaki artış oranı dikkate alınarak bir güncelleme yapılarak karar verilebilecek iken bunların dikkate alınmayıp ilk sözleşmedeki rakam üzerinden karar verilmesinin bozmayı gerektirdiğini, yine davalı yanın rekabet yasağını perdelemek için müşterilerine mal alım-satım faturası düzenlemeyip sadece komisyon faturası kestiğini, davalının komisyon toplam tutarının 106.244 TL olup komisyon bedelleri %2-3 oranında olduğu düşünüldüğünde 4-5.000.000 TL. arasında bir satış yapıldığının ortaya çıkacağını, yani davalı yanın müvekkili şirket müşterilerine sattığı bedelin 5.000.000 TL civarında olup bu bedel üzerinden hesaplanarak gerçek zararın ortaya konulması gerektiğini, böylece bilirkişilerce davalılar ticari defterlerinde eksik inceleme yapıldığını, belirtildiği üzere %2-3 komisyon ücretleri üzerinden komisyon hesabı yapılarak gerçek satış bedellerinin tespiti yapılmış olsa idi gerçek zararın ortaya çıkacağını, yine müvekkilinin şirket ticari defterleri gerekli özen gösterilip incelenmiş olsa idi şirket satışlarında bir azalmanına tespit edileceğini, özellikle bilirkişi raporunda belirtilen müvekkil şirketin olup da davalı ile çalışan şirketlerin önceki yıllara ait cari hesapları ortaya konularak asıl zararın ortaya konabileceğini, en kötü ihtimalle bilirkişiler meydana gelen ciro düşüklüğünde takdiri bir indirimle gerçek zararın ortaya konabileceğini, eksik bilirkişi incelemesi nedeniyle kararın bozulması gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve gerçek zararın tespit edilerek davanın kabulüne karar verilmesidavanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, istinafa cevap dilekçesinde özetle; kati surette davacı tarafın beyanlarını kabul anlamına gelmemekle birlikte; eğer ki bir sözleşmenin güncel duruma göre koşullarında revize yapılması istenecekse önceden bu duruma ilişkin taraflar arasında imzalanan ilgili sözleşmeye özel madde eklenmesinin elzem olduğunu, ancak mevcut ve taraflar arasında imzalanmış olan 11.09.2007 tarihli “Haksız Rekabet” Sözleşmesi’nin igili cezai şart maddesinde 30.000TL olarak belirlenen tutarın sabit, net ve aksi öngörülmeksizin bağlayıcı olduğunu, dolayısıyla davacı tarafın istinaf dilekçesinin 2-3 no'lu bentlerine konu yaptığı davacı müvekkilinin o dönemdeki maaşıyla orantılı, sözleşmedeki cezai şart tutarının gerekçeli karar aşamasında artırılarak karar verilmesi gerekirdi şeklindeki açıklamalarının tamamen dayanaksız, gerekçesiz olduğunu, davacı tarafın bu haksız, hukuka, usule ve taraflar arasında imzalanan sözleşmeye tamamen aykırı taleplerinin reddi gerektiğini, istinaf dilekçesinin 4 numaralı bendindeki iddiaların da tamamen asılsız olduğunu, dosyada mevcut tüm dilekçelerinde ayrıntılı ve gerekçeli olarak izah ettikleri üzere davalının şirketinin iştigal konusunun, dosyadaki belgelerle de sabit olduğu üzere sadece "Pamuk Komisyonculuğu" olduğunu, yani müvekkilinin kesinlikle pamuk alım-satımı yapamadığını, dolayısıyla da alım-satım faturası düzenlemesinin imkansız olduğunu, bilakis davacı şirketin iştigal konusunun pamuk alım-satımı olduğunu, bu nedenle davalı müvekkili ile davacı arasında -davacı şirketin iddia ve savunmalarının aksine- rekabet yasağının söz konusu olabilmesinin herşeyden önce hayatın olağan akışına aykırı ve bu mevcut şartlarda da imkansız olduğunu, kaldı ki bu durumu ispat edecek herhangi bir yazılı delil ya da belge şeklinde, somut bir delilin de sunulamadığını, yine kök ve ek raporlarda da bu durumun aksinin öngörülmediğini, yani davalı müvekkili aleyhine herhangi bir zarar hali, her iki bilirkişi raporunda da öngörülmüş değilken, hala daha nasıl oluyor da davacı şirketçe -ticari kimliğine de yakışmayacak şekilde- bu derece davalı müvekkili adına hiçbir surette gerçek durumu yansıtmayan bir karalama politikası güdüldüğünün anlaşılamadığını, bu nedenlerle, davacı tarafın istinaf gerekçelerinin reddini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, hukuki niteliği itibariyle, işçinin rekabet yasağını ihlal etmiş olması nedeniyle, sözleşmede yer alan ceza koşulu alacağı ve tazminat taleplerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, davalının büro memuru olarak çalışmaktayken istif ederek kendi isteği ile işten ayrıldığını, ancak kısa süre sonra kendisi ile faaliyet alanında kurduğu bir şirket aracılığı ile faaliyete başladığını, davalının iş sözleşmesindeki rekabet etmeme yasağını ihlal ettiğini ileri sürerek, sözleşmede kararlaştırılan 30.000,00 TL cezai şart alacağı ile bu miktarı aşan zararlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; davalı ise, davacı şirketteki konumunun büro memuru olduğunu ve yönetici konumunda olmadığını, davacı şirketten istifa ettikten sonra kurduğu şirketin küçük çaplı ve tamamen alım satım komisyonculuğu şeklinde olduğunu, pamuk alım satımının söz konusu olmadığını, rekabet yasağının geçerli olmadığını savunmuştur. Mahkemece, davalının rekabet yasağına aykırı davrandığı gerekçesiyle davacının cezai şart alacağı talebinin kabulüne, fazlaya ilişkin zararına yönelik tazminat talebinin ise reddine karar verilmiştir. Karar, sadece davacı vekilince istinaf edilmiş, davalı vekili sunduğu istinafa cevap dilekçesinde davacının istinaf isteminin reddine karar verilmesini istemiştir. Taraflar arasında, 11.09.2007 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesi imzalandığı, davalının görevinin büro memuru olarak belirtildiği, davalının 14.12.2015 tarihli istifa dilekçesi verdiği, 05.02.2016 tarihine kadar davacı şirkette çalıştıktan sonra şirketten kendi isteği ile ayrıldığı hususları dosya kapsamı ile sabittir. Taraflar arasındaki sözleşmenin ''Sır saklama yükümlülüğü ve rekabet yasağı'' başlıklı 14.maddesi ''... Çalışan; Borçlar Kanununun 348 ve davamı maddeleri uyarınca sözleşmenin sona ermesinden sonra iki yıl süre ile işverene karşı, işveren firmanın veya işverene ait grup firmaların faaliyet gösterdiği bütün alanlarda, işveren firmanın veya işverene ait grup firmaların faaliyet gösterdiği bütün yerlerde herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten , özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girmekten kaçınmayı kabul, beyan ve taahhüt eder. Çalışan;rekabet yasağı ve sır saklama yükümlülüğüne aykırı davranması halinde bunun sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları tazmin etmekle yükümlü olduğunu ve ayrıca 30.000,00 TL cezai şartı işverenin ilk talebi üzerine derhal, defaten ve nakden ödeyeceğini kabul, beyan ve taahhüt eder. ... '' şeklindedir. TBK'nın 444.maddesi uyarınca, fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. Yine, aynı Kanun'un 445. maddesi uyarınca, rekabet yasağı anlaşmasının yer, süre ve işin türü açısından yasal sınırlara uyularak yapılması gerekir. Aşırı düzenlemeler hâkimin müdahalesiyle sınırlandırılır. 446. maddenin 2. fıkrasına göre, yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu miktarı aşan zararı gidermek zorundadır. Aynı maddenin 3. fıkrasına göre, işveren, ceza koşulu ve doğabilecek ek zararlarının ödenmesi dışında, sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutması koşuluyla, kendisinin ihlal veya tehdit edilen menfaatlerinin önemi ile işçinin davranışı haklı gösteriyorsa, yasağa aykırı davranışa son verilmesini de isteyebilir.Yukarıdaki yasal koşulları taşıyan rekabet yasağı anlaşmaları, geçerli anlaşmalardır. TBK'nın 446. maddesi uyarınca, rekabet yasağına aykırı davranan işçi, bunun sonucu olarak işverinin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlüdür. Kanun koyucu, geçerli bir rekabet yasağı anlaşmasının sınırlarını kesin olarak çizmiş, gerekirse hâkimin müdahalesini de öngörmüş, bu şekilde yapılan rekabet yasağı anlaşmasını ihlal eden işçiyi de işverenin zararlarını tazmin yükümlülüğü altına almıştır. Böyle bir durumda işveren, işçinin rekabet yasağını ihlal ettiği olgusunun yanında, bu nedenle bir zararının da oluştuğunu kanıtlayarak tazminat talep edebilecektir. Görüldüğü üzere, işçi ve işverenin, TBK'nın 445. maddesindeki sınırlar içinde kalmak kaydıyla, rekabet yasağı anlaşması yapmalarına yasal bir engel yoktur. Zaten cezai şartın amacı da zararın tazminidir. Ancak borçlu, cezai şart ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının kapsamını ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etmek imkanı bulacaktır. Çünkü, ceza koşulu, borcun ihlali halinde verilmesi gereken, önceden kararlaştırılmış kesin miktarlı (maktu) bir tazminattır.Bu bilgilere ve istinaf edenin sıfatına göre; ticaret sicil kayıtlarından davalının 05.02.2016 tarihinde davacı şirketten ayrıldığı ve 07.03.2016 tarihinde ise ''... Dış Ticaret'' adlı ticari işletmeyi kurduğu, davacı şirketin iştigal alanının pamuk ticareti olduğu, davalının ticari işletmesinin ise ise toptan pamuk ticareti ithalatı ile ihracaat komisyonculuğu olduğu, hükme esas alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında da tespit edildiği üzere davalının 2016-2018 tarihleri arasındaki kayıtlarında davacının müşteri portföyünde bulunan dört müşteriye komisyon faturaları düzenlediğinin görüldüğü bu durumda davalının eylemlerinin sözleşmede belirlenen rekabet yasağına aykırılık teşkil ettiği ve sözleşmede belirlenen 30.000,00 TL tutarındaki cezai şartın tahsiline karar verilmesinin yerinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle taraflarca imzalanan sözleşmede belirlenen miktara hükmedilmesi yerinde olup davalı vekilinin cezai şart bedelinin güncellenmesi gerektiği ve işçinin son aldığı maaşın belli bir oranının dikkate alınması yönündeki istinaf sebebi yerinde değildir. Davacı vekili, davalının sözleşmeye aykırı ve rekabet yasağına aykırılık oluşturan davranışları nedeniyle oluşan maddi zararının tazminini de talep etmektedir. Ne var ki, dosya kapsamında davalının kurduğu ve faaliyette bulunduğu ticari işletme ile davacının müşterileri arasında davacının iştigal konusu olan pamuk alım satımına ilişkin bir hukuki ilişki kurulduğuna ve kazanç sağlandığına dair bir delil bulunmadığı, bu nedenle, taraf defterlerini inceleyen bilirkişiler tarafından yapılan incelemede de davalının davacı tarafından davalının iddia faaliyetleri nedeniyle davacı şirketi ciro ve karlılık bakımından etkileyecek bir tespitin yapılamadığı ve davacının bu yöndeki iddiasını ispatlayamadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeplerle, ilk derece mahkemesince verilen karar usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf isteminin reddi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 215,45 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.23.11.2023