T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/51
KARAR NO: 2023/585
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 26.10.2020
NUMARASI: 2019/304 E. - 2020/257 K.
DAVANIN KONUSU: Alacak (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan)
Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın usulden reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin kendisine ait olan brüt 22.220 kg (net 22.000 kg) ağırlığındaki Sodyum Sülfür emtiasını, müşterisi olan Libya Bingazi merkezli ... firmasına deniz yoluyla nakledilmek üzere davalı nakliye firması ile anlaştığını, sözkonusu yükün davalı firmaya teslim edilerek 22/11/2017 tarihli ... numaralı konşimentoya bağlandığını, deniz yoluyla nakliye işlemlerine girişildiğini, söz konusu emtianın tehlikeli madde özelliğinin de olduğunu, müvekkili tarafından yükün tehlikeli madde olduğu hususunda "..." düzenlenerek davalı firmaya iletildiğini, böylece uluslararası deniz taşıma kuralları gereğince davalıya yazılı olarak tehlikeli madde bildiriminde bulunulduğunu, müvekkili şirketin yükün usulüne uygun taşınmasına ilişkin olarak üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, davalı firmanın müvekkile ait olan yükü müvekkilinin müşterisi olan Libya-Bingazi merkezli ... firmasına teslim edilmek üzere Libya ülkesine deniz yoluyla nakletmek borcu altında olduğu halde müvekkilinin sözlü ve yazılı hiçbir izni ve bilgisi bulunmamasına rağmen Malta ülkesine götürdüğünü ve yükün Malta makamları tarafından alıkonulmasına tümüyle kendi kusuru ile neden olduğunu, davaya konu yükün nihai olarak 04/04/2019 tarihinde zayi olduğunu, davalı firmaya gönderilen tüm ihtarlara rağmen davalı firmanın yükü Malta makamlarından kurtararak müvekkiline teslim edemediğini iddia ederek, müvekkiline ait olan emtianın davalı tarafından zayi edilmesi nedeniyle uğranılan yük değeri zararı 18.700 USD tazminatın, malın zayi olduğu 04/04/2019 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalından tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili savunmasında özetle; TTK'nın "Navlun Sözleşmeleri" başlığının Üçüncü Ayırım kısmında bulunan md. 1188 (1) 'de "Eşyanın zıyaı veya hasarı ile geç tesliminden dolayı taşıyana karşı her türlü tazminat istem hakkı, bir yıl içinde yargı yoluna başvurulmadığı takdirde düşer." olarak belirtilmiştir. Ancak teslim edilmeyen yüklerde hak düşürücü sürenin hangi tarih esas alınarak hesaplanacağının ise aynı maddenin ikinci fıkrasında öngörüldüğü üzere "..veya eşya hiç teslim edilmemişse, onun teslim edilmesi gerektiği tarihten itibaren işlemeye başlar" dendiğini, ilgili yük için öngörülen teslimat tarihinin 23/11/2017 olmakla beraber, bundan doğan her türlü talep hakkının 23/11/2018 tarihi itibari ile dolduğunu, davacının malın ziya olduğu iddiasını kanıtlar somut herhangi bir delil sunamadığını, ziya iddiasının tamamen varsayıma dayandığını, hiç bir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla, 1.5 yıl gibi bir sürenin her halükarda bir oyalama fiili için fahiş uzunlukta bulunduğunu ve böylesine bir sürenin ticari hayat teamüllerine aykırı olduğunu, TTK md. 18 uyarınca basiretli tacire yaraşır şekilde davranma yükümlülüğü bulunan davacının haklarını ileri sürebilmek için zamanaşımı sürelerini göz önünde bulundurması gerektiğini, davacıya ait sodyum sülfür emtialarının, taşıyıcı vasıtaya olan ... gemisine yüklendiğinde, bu emtiaya ait her türden risk ve bunlardan doğacak her türden talep hakkının dava dışı alıcı olan "..." firmasına geçtiğini, bu emtiaya ilişkin halihazırda satış bedeline ulaşan davacının, aynı sebeple, her kimden ve hangi ad altında olursa olsun ikinci bir talepte bulunmasının kötüniyetli olup, sebepsiz zenginleşmeye yol açacağının açık olduğunu, bu bağlamda davacının işbu davayı ikame etmek için öncelikli olarak HMK 114 (1) - d uyarınca aktif husumet ehliyeti ve hukuki yararı bulunmadığından işbu açılmış davanın reddi gerektiğini, TTK md. 868 ve talimata ilişkin TTK'da ki diğer hükümlerin lafızları incelendiğinde, yükün nereye, hangi şekilde, hangi koşullar altında gönderileceğini dair emir, talimat verme yetkisinin göndericide olduğunu, müvekkili şirkete verilmiş herhangi bir özel talimat bulunmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...taşıma konusu tehlikeli madde niteliğinde emtianın Swansea Gemisine, 22/11/2017 tarihli ... nolu konşimento tahtında yüklendiği, İzmir Aliağa’dan Libya-Bingazi'ye gitmek üzere yola çıktığı, Malta'da, Malta yetkili makamlarınca yüke el konulduğu, davacı tarafın yükün Malta makamları tarafından alıkonulmasına davalının kendi kusuru ile neden olduğu ve yükün 04/04/2019 tarihinde zayi olduğu iddiası ile yük değeri zararının karşılanması amacı ile işbu davayı açtığı, davalı tarafından TTK md 1188 uyarınca hak düşürücü süre itirazı bulunulduğu, TTK nun 1188. Maddesi uyarınca "eşyanın zıyaı veya hasarı ile geç tesliminden dolayı taşıyana karşı her türlü tazminat istem hakkı bir yıl içinde yargı yoluna başvurulmadığı takdirde düşer ve bu süre eşyayı veya bir kısmını teslim ettiği veya eşya hiç teslim edilmemişse, onun teslim edilmesinin gerektiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Zıyaı ve hasarından ileri gelen zararın tazmini için taşıyana talep ve dava hakkına ilişkin bu süre niteliği itibariyle hak düşürücü süredir. " hükmünün yer aldığı, dosyada mevcut elektronik posta yazışmalarından taşıma konusu yükün 18/01/2018 tarihinde teslim edilmesinin öngörüldüğü görülmekle, TTK'nun 1188.maddesinde belirtilen hak düşürücü sürenin geçtiği, TTK'nun 1189.maddesinde "tazminat isteminin muhattabı, zarar göreni dava açma süresini kaçırması sonucunu doğurucak şekilde oyalarsa, hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu itirazından yararlanamaz" hükmüne yer verildiği, davacı vekili tarafından TTK'nun 1189.maddesi gereğince davalının hak düşürücü süre itirazından yararlanamayacağı belirtilmiş ise de, buna ilişkin delil ve belge sunulmadığı, davacının davalı tarafından dava açma süresini kaçırması sonucunu doğuracak şekilde oyalandığı hususunu ispatlayamadığı görülmekle, davanın TTK 1188.madde hükmü gereğince hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini sonuç ve kanaatine varıldığı..." gerekçesiyle, davanın hak düşürücü süre nedeniyle usulden reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin özellikle deri, tekstil ve gıda kimyasallarının üretim ve ithalatı konusunda faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, müvekkili şirketin kendisine ait olan 22.220 kg ağırlığındaki soddum sülfür emtiasını müvekkilinin müşterisi olan Libya/Bingazi merkezli firmaya deniz yoluyla nakledilmek üzere davalı firma ile anlaştığını, yükün davalı firmaya teslim edilerek 22.11.2017 tarihli konşimentoya bağlandığını, deniz yoluyla nakliye işlemlerine girişildiğini, müvekkili şirketin emtianın tehlikeli madde olduğu konusunda form düzenleyerek davalı firmaya iletildiğini, üzerine düşün yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davalı firmanın müvekkiline ait olan yükün Libya/Bingazi merkezli firmaya teslim etmek üzere nakil borcu altında olduğu halde müvekkilinin sözlü ve yazılı hiçbir izni ve bilgisi bulunmamasına rağmen Malta ülkesine götürdüğünü ve yükün Malta makamları tarafından el konulmasına tümüyle kendi kusuru ile neden olduğunu, davalının 02.04.2018 tarihli ihtarname ile bu hususu müvekkiline bildirdiğini, müvekkilinin 20.04.2018 tarihli ihtarname ile emtianın gecikmeden kaynaklanan ve yüke Malta devleti makamlarınca el konulmuş olması neticesinde yükün zayi olmasının doğuracağı tüm zararlardan taşıyıcı firmanın sorumlu olacağını, her türlü masraftan davalının sorumlu olacağının bildirildiğini ve ivedilikle malın kurtarılarak alıcısına teslim edilmesinin istenildiğini, taraflar arasındaki e-posta yazışmalarının bu hususu gösterdiğini, e-postalar ile davalının müvekkilini oyaladığının açık olduğunu, e-posta yazışmalarının 2018 Mart ayında başlayıp 2019 Nisan ayına kadar süre geldiğini, Libya'daki firma ile akdedilen satış sözleşmesinin 10.07.2018 tarihli protokolle fesih edildiğini, bu esnada malın kurtulacağı umuduyla müvekkilinin sürekli oyalandığını, davalının 15.03.2019 tarihli resmi evraklara rağmen yükü kurtaramadığını, 2019 Mart ayı itibariyle artık kesin olarak malın kurtarılamayacağı ve zayi olduğunun anlaşıldığını, yükün zayi olması nedeniyle müvekkili şirketin 04.04.2019 tarihli noter ihtarnamesi ile sorumluluğu altındaki yükün zayi olmasına sebep olduğunun davalıya bildirildiğini ve emtianın zayi edilmesi nedeniyle uğranılan zararın derhal tazmin edilmesinin ihtar ve ihbar edildiğini, bu itibarla davaya konu yükün nihai olarak 04.04.2019 tarihinde zayi olduğunu ve zayi olmadan itibaren bir yıl içerisinde davanın ikame edildiğini, mahkeme gerekçesinde TTK 1189 Maddesi gereğince davalının hak düşürücü süre itirazından yararlanamayacağı belirtilmiş ise de buna ilişkin delil ve belge sunulmadığı davacının davalı tarafından dava açma süresini kaçırması sonucunu doğuracak şekilde oyalandığı hususunun ispatlayamadığı gerekçesine dayandığını, gerekçenin hukuka ve delil durumuna aykırı olduğunu, malın zayi olması kesinleşmedikçe hak düşürücü sürenin işlemeyeceğini, sürenin işlemeye başlaması için ziya ve hasarın gerçekleşmesi gerektiğinin açıkça belirtildiğini, olayda 2019 Nisan ayına gelindiğinde malın kurtulamayacağı yükün zayi olduğunun artık kesinlik kazandığını, davalı taşıyıcının malın kurtulacağı ümidi ile müvekkili şirketi oyaladığını, emtianın dava tarihi 24.09.2019 tarihinde niteliğini kaybederek zayi olmasının söz konusu olduğunu, TTK 1189 maddesi gereğince davalı tarafın müvekkili malının Malta makamlarından geri alacağını iddia ederek müvekkili şirketten evrakları istediğini, davalının bir yıl boyunca kesintisiz süren yazışmalara rağmen emtiayı geri alamadığını, kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağını, dava açma süresinin Nisan 2019'a kadar işlemediğini, alacak haklarının 04.04.2019 tarihli ihtarname ile doğduğunu iddia ederek, davalının oyalaması nedeniyle hak düşürücü sürenin işlemediğini ve bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, deniz yoluyla yapılan taşıma esnasında zayi olan emtia bedelinin tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya kapsamından, davalı şirketin akdi taşıyıcı, fiili taşıma işinin dava dışı ... tarafından gerçekleştirildiği, 22.11.2017 tarihinde düzenlenen konşimentoda yükleyicinin davacı şirket alıcının dava dışı Libya/Bingazi mukim şirket olduğu, yükün sodyum sülfür olup ağırlığının 22.220 kg olduğu, navlun bedelinin peşin olarak ödendiğinin belirtildiği, nakliyecinin ... firması olduğu ,geminin ... adlı gemi olduğu, yükleme limanının İzmir, boşaltma limanın Misuratah limanı olduğu, 16.11.2017 tarihli "çek şekilli tehlikeli mallar formu"nun düzenlendiği, davalı şirket tarafından davacı şirket adına 21.11.2017 tarihli navlun bedeli olarak 1.850,00 USD tutarında e- fatura düzenlendiği 02.11.2017 tarihli faturanın davacı şirket tarafından dava dışı alıcı şirket adına düzenlendiği, fatura miktarının 18.700,00 USD sodyum sülfür emtiası için düzenlenen ticari fatura olduğu, dava dışı alıcı firma ile davacı satıcı firma arasında 10.07.2018 tarihi itibariyle fesih protokolü düzenlendiği, protokolde satıcının fatura ile malların bedeli olarak 18.700,00 USD tutarlı 02.Kasım 2017 tarihli ticari faturayı tanzim ettiği, satıcı tarafından düzenlenen sevkiyattaki aksaklıklardan dolayı malların alıcıya teslim edilemediği tarafların fesih protokolü ile dostane biçimde tedarik sözleşmesini fesih etmeye karar verdiği ve diğer hususlara yer verildiği, davacı şirket tarafından 20 Nisan 2018 tarihinde davalı şirkete Üsküdar ... Noterliğinde düzenlenen ihtarnamenin keşide edildiği, ihtarnamede nakliye konusunun yükün doğrudan Libya/Bingazi limanına taşınması olduğu, Malta aktarmalı taşınacağı konusunda bilgi verilmediği, rızaları bulunmadığı halde Malta makamlarından gerekli idari izinleri dahi almaksızın Malta limamına götürmek suretiyle emtiaya el konulmasına neden olunduğu, Malta devleti makamlarınca el konulmuş olması neticesinde yükün zayi olması sonucunu doğuracağı, zararlardan taşıyıcı firmanın sorumlu olacağı, ivedilikle Malta devleti makamlarından kurtarılarak alıcısına teslim edilmesinin talep edildiği, davalı şirket tarafından davacı şirket aleyhine İstanbul ... İcra müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 3.226,00 USD asıl alacak ve ferilerinin tahsili amacıyla faturadan kaynaklanan alacaklar için ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalı şirket tarafından takibe karşı itiraz edildiği, itirazında, konşimentoya bağlanmış bulunan sodyum sülfür emtiasının müşteri olan Libya'daki alıcısına deniz yoluyla hasarsız ve zamanında nakletmek borcu altında bulunan şirketin izinleri olmaksızın Malta ülkesine götürmek suretiyle emtianın alıkonulmasına yol açtığını, bu itibarla taşıma işi için kesilen 21.11.2017 tarihli e-faturanın bedelsiz olduğunu belirttiği takibe itiraz ettiği, 16.05.2018 tarihli davacı şirket tarafından davalı şirkete gönderilen noter ihtarnamesinde ise önceki ihtarnameye atıf yapılarak yükün ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren 7 iş günü içerisinde Malta Devleti makamlarından kurtarılması aksi halde zararların tahsili cihetine gidileceğinin belirtildiği, 04.04.2019 tarihli Üsküdar ... Noterliğinde düzenlenen ihtarname ile davacı şirketin davalı şirkete önceki ihtarnameleri özetlendikten sonra bu süreçte hiçbir yükümlülükleri olmamasına rağmen sadece yükün kurtarılması adına her türlü belge ve bilginin muhataba teslim edildiği ve muhatabın sonuç almasının istendiği bu hususun sabırla beklenilmiş olmasına rağmen söz konusu yükün Malta Devleti makamlarından kurtarılmasının gerçekleştirilmediği ve böylece sorumluluğu altındaki yükün zayi olmasına sebep olunduğu belirtilerek yükün zayi olmasından dolayı malın müşteriye teslim edilmemesi nedeniyle oluşan zararlardan sorumluluğun doğduğu belirtilerek söz konusu zararların derhal tazmin edilmesi hususunun belirtildiği, davacı şirket tarafından 08.03.2019 tarihinde arabuluculuğa başvurulduğu, arabuluculuk sürecinin 02.05.2019 tarihinde anlaşamama ile sonuçlandığı, davacının iş bu davayı 24.09.2019 tarihinde açmış olduğu, taraf şirket yetkilileri arasında mail yazışmalarının olduğu, 07.08.2018 tarihli mailde yurt dışına nasıl bir yazı yazmaları konusunun anlatmaya çalıştıkları, örnek bir yazı metni gönderilirse işin hızlandırılmış olacağının belirtildiği, davacı şirket yetkilisi tarafından davalı şirket yetkilisine gönderildiği anlaşılan 15.08.2018 tarihli davalı şirket yetkilisine hitaben gönderilen mailde, evrakın tamam olup olmadığı teyit vermediniz ifadesine yer verildiği, 16.08.2018 tarihli cevabı mailde ,kendilerinin de henüz bir dönüş alamadıklarını, hatırlatma geçtiklerini belirttikleri, davalı şirket yetkilisinin davacı şirket yetkilisine göndermiş olduğu 9 Eylül 2018 tarihli mailde, malzemenin geri getirileceği konusunda onay aldıklarını, gemiye ön booking alınmış olduğu, gemi armatöründen onay beklendiği gelişmelerin bildirileceği ithalat süreci için gümrükçünün maile eklenmesinin belirtildiği, 15 Ekim 2018 tarihli davacı tarafça gönderilen mailde, malzemelerin henüz çıkmadığı, bazı problemlerin olduğu gemi armatöründen bilgi beklenildiğinin ifade edildiği, 20 Eylül 2019 tarihli davacı tarafça davalı şirket yetkilisine gönderilen mailde, tebliğ hükümlerine göre söz konusu eşyanın aynı zamanda kitle imha silahlarının geliştirilmesinde kullanılabilecek bir malzeme olduğunun görüldüğü, o nedenle yurt dışındaki firmanın muhtemelen Türkiye'deki firmanın düzenlediği ve ekte örneği gönderilen onaylatılan nihai kullanım belgesinin hazırlanması halinde Türkiye'ye ithalatına bir engel olmadığı ve firmanın izne sahip olduğuna ikna olacağı, bu belgenin düzenletilip onaylatılıktan sonra Malta Gümrük İdaresi yetkililerine ulaştırılması halinde eşyanın ihracatına müsaade edecekleri kanaatinde oldukları bunun dışında eşyanı Malta'dan çıkışına izin verilmemesi için mevzuatsal bir kısıtlama görülmediğinin belirtildiği, yükün 18.01.2018 tarihinde teslim edileceğinin öngörüldüğü anlaşılmıştır. TTK'nın 1188/1-2 maddesinde; "Eşyanın ziyaı veya hasarı ile geç tesliminden dolayı taşıyana karşı her türlü tazminat istem hakkı, bir yıl içinde yargı yoluna başvurulmadığı takdirde düşer.Bu süre taşıyanın eşyayı veya bir kısmını teslim ettiği veya eşya hiç teslim edilmemişse onun teslim edilmesinin gerektiği tarihten itibaren işlemeye başlar." düzenlemesi yer almaktadır.TTK'nın 1189 maddesinde; "tazminat isteminin muhatabı, zarar göreni dava açma süresini kaçırması sonucunu doğuracak şekilde oyalarsa hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu itirazından yararlanamaz. Bu takdirde, dava açma süresi, zarar görenin bu durumun öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar." Dosya kapsamından, taşınan emtianın 22.11.2017 tarihli konşimento ile deniz yoluyla taşınması için davalı tarafa teslim edildiği, mail yazışmalarına göre teslimi 18.01.2018 tarihinde alıcıya teslim edilmesi gerektiği ancak teslimi gereken emtianın Malta makamları tarafından el konulması nedeniyle tesliminin gerçekleştirilemediği, 18.01.2018 tarihinde davacı tarafın arabuluculuğa başvurduğu 08.03.2019 tarihine kadar maddede belirtilen hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmaktadır. Ancak davacı tarafça dava dilekçesinde delilleri arasında gösterilen mail yazışmaları ve ihtarnameler değerlendirilerek TTK'nın 1189. maddesindeki şartın gerçekleşip gerçekleşmediğinin mahkemece değerlendirilmeksizin karar verilmemiş olması usule aykırı olmuştur. Söz konusu hatanın yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği kanaatine varılarak dosyaya ibraz edilen mail örnekleri ve deliller Dairemizce incelenmiştir. İnceleme sonucunda, yukarıda kısmen yer verilen mail yazışmaları ve diğer delillerden, davalının TTK'nın1189.maddesi gereğince davacıyı, dava açma süresini kaçırması sonucunu doğuracak şekilde oyaladığına dair kanıt bulunmadığı sonucuna varılmış ve hükmün gerekçesi düzeltilerek yeniden karar verilmesi uygun görülmüştür. Açıklanan nedenlerle, davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca gerekçenin düzeltilmesi gerektiğinden, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm verilmesine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca gerekçenin düzeltilmesi gerektiğinden, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının gerekçesi yukarıda açıklanan şekilde düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yukarıdaki gerekçeyle yeniden hüküm verilmesine, bu doğrultuda; 1-Davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle usulden reddine, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harç Tarifesi gereğince, peşin alınan 1.768,31 TL den karar harcı olan 54,40 TL'nin mahsubu ile fazla alınan 1.713,91 TL'nin, talep halinde davacıya iadesine, 3-Davalı vekili için takdir edilen 3.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Bakiye gider avanslarının taraflara iadesine, 6-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden, a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, b-Davacı tarafından sarf edilen kanun yolu giderlerinin, kararımızın niteliğine göre, davacı üzerinde bırakılmasına, 8-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine, 9-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2. maddeleri uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 06.04.2023 tarihinde, oybirliğiyle kesin olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava konusunun değerine göre karar kesindir.