T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/511
KARAR NO: 2024/796
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 16/12/2020
NUMARASI: 2018/685 E. - 2020/798 K.
DAVANIN KONUSU: Genel Kurul Kararının İptali
Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 250.000 TL sermayeli davalı şirkette 1425 TL tutarındaki hisseye sahip ortak olduğunu, davalı şirketin 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait olağan genel kurul toplantılarını hep birlikte ve aynı anda 28/03/2018 tarihinde yaptığını, davalının TTK'nın 409/1 maddesine aykırı şekilde 2015 ve 2016 yıllarına ait olağan genel kurullarını yasal süresi içinde yapmadığını, davalının 25.08.2015 ve 08.08.2016 tarihlerinde iki kez olağanüstü genel kurul yaptığını, bunların gündeminin de münhasıran davalının kısmi bölünmesine ilişkin olduğunu, davalının zamanında olağan genel kurul yapmamasına rağmen olağanüstü genel kurul yapmasının amacının olağan genel kurul gündeminin görüşülmesini özellikle istememesi ve bu sebeple olağan genel kurul yapmaktan kaçmış olması olduğunu, aynı zamanda hakim ortakları olan yönetim kurulu üyelerinin, 25.08.2015 ve 08.08.2016 tarihlerinde yapmış oldukları olağanüstü genel kurullarda aldıkları kararlarla şirketi tekrar tekrar bölerek ve en önemli malvarlıklarını şirket dışına çıkartarak, bunların piyasa değerlerinin altında fiyatlarla 3.kişilere devredilmesini sağladıklarını, bu olağanüstü genel kurul toplantılarında alınan kararları müteakip yapılan işlemler ve yönetim kurulu üyelerinin diğer bir kısım işlemleriyle ilgili olarak, doğrudan ve dolayısıyla zarar talebiyle, müvekkili tarafından, davalının yönetim kurulu üyeleri aleyhine İstanbul Anadolu Asliye 4.Ticaret Mahkemesi nezdinde üç ayrı sorumluluk davaları bulunduğunu, davaların derdest olduğunu ve 21.03.20218 tarihinde açıldığını, davalının, açılan bu sorumluluk davaları üzerine özellikle ve bir an önce yönetim kurulu üyelerini ilgili yıllara ilişkin olarak ibra etmek kaygı ve telaşıyla, sorumluluk davalarına konu olan her bir hususu gündem maddesi olarak belirlemek suretiyle, 28.03.2018 tarihinde işbu dava konusu olağan genel kurulu yaptığını, bu genel kurulun amacının her üç dava konusu işlemleri aklama gayret ve çabası ve yönetim kurulu üyelerini geriye dönük olarak ibra etmek olduğunu, gündemin 3.maddesine konu olan 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait bilanço ve kar-zarar cetvelleri, yetersiz ve gerçek dışı olduğunu, gerçek durumu yansıtmadığını, dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, gündemin 4.maddesine konu olan, şirketin karının dağıtılmayarak yedek akçeye ayrılması kararının da dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, şirketin hiçbir aktif ticareti yok iken ve şirketin tek gelirinin ... tarafından Ümraniye'deki taşınmaz için ödenen kira geliri olduğunun belirtildiği dikkate alındığında, faaliyet raporlarında verilen bilgilerin anlaşılamadığını, şirketin giderlerinin ise görünmediğini, aslında şirketin, 2015 ve 2016 yılı olağan genel kurullarını özellikle, bilinçli olarak ve kötü niyetle yapmadığını, olağan genel kurulların zorunlu gündem maddelerinin küçük hissedarlar tarafından götüşülmesinden kaçındığını, hissedarların şirketin mali tablolarından haberdar olmasını istemediğini, olağan genel kurullar yapılmış olsaydı, küçük hissedarların bu kardan haberdar olacağını, belki de şirketteki hisselerini satmayacaklarını, gündemin 9.maddesinde şirketin aktifinde bulunan nakil vasıtalarının satılmasına karar verildiğini, bu durumun şirketin fiili tasfiyesi anlamına geldiğini, bu durumun sebebinin yönetim kurulu üyeleri tarafından açıklanamadığını, bu satışın keyfi ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, gündemin 5.maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait işlem ve fiilleriyle ilgili olarak, İstanbul Anadolu 4.Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2018/348, 2018/349 ve 2018/350 Esas numaralarıyla açılmış doğrudan ve dolayısıyla zarar talepli sorumluluk davaları bulunmasına rağmen yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesinin yönetim kurulu üyelerinin bu şekilde aklanma çabası içinde olunduğunu gösterdiğini, ibra kararının özellikle dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, gündemin 6.maddesinde, görevlerini ihmal etmiş, gereği gibi yerine getirmemiş yönetim kurulu üyelerinin tekrar seçilmelerine karar verilmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, gündemin 8.maddesinde, ''şirkete ait ... parsel nolu Dikili/İzmir'deki taşınmazın, yönetim kurulu tarafından, TTK 395.madde kapsamında genel kurul izni olmaksızın, yönetim kurulu üyesi ... satılması'' işleminin onaylanmasına karar verildiğini, bu işlemin derdest sorumluluk davalarına konu olduğunu, bu nedenle yönetim kurulu tarafından özel bir madde olarak bu maddenin eklendiğini, satışdan önce genel kuruldan izin almak gerekirken, sorumluluk davası açıldıktan sonra bu hukuka aykırı işlemi düzeltmek çabası ile alınan kararın kanuna, esas sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu, gündemin 10.maddesinde, TTK 395. ve TTK 396, maddeleri kapsamında yönetim kurulu üyelerine izin verilmesinin talep edildiğini, ancak yönetim kurulu üyelerinin keyfi ve hukuka aykırı işlemleri ve şirketle işlem yapma yasağına aykırı işlemleri yapmış olmaları sebebiyle bu yetkilerin verilmesinin şirkete ve küçük pay sahiplerinin menfaatlerine aykırı olup, hakim ortaklar ve yönetim kurulu üyelerinin menfaatine olduğunu, böyle bir iznin kanuna ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, TTK'nın 445.maddesinde kanun veya esaş sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine iptal davası açılabileceğinin belirtildiğini, genel kurulda alınan kararların görünüşte kanun ve esas sözleşmeye uygun olmasına rağmen, çoğunluğun yetkilerini kötüye kullanarak azınlığı ve münferit pay sahiplerinin meşru çıkarlarını ihlal etmesi halinde , dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle bu genel kurul kararının iptali gerektiğini, davaya konu durumun da tam bu durum olduğunu, çoğunluğun yetkilerini kötüye kullanarak, azınlığın hatta münferit olarak belli bir pay sahibinin yani müvekkilinin meşru çıkarlarının ihlal etmenin amaçlandığını, bu itibarla, anılan genel kurul kararlarının dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle iptali gerektiğini ileri sürerek, 28.03.2018 tarihli 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait olağan genel kurulda alınan, gündemin 3, 4, 5, 6, 8, 9 ve 10.maddelerinin kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı olması sebebiyle iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirketin davacının pay sahipliği haklarına saygı gösterdiğini, kendisine hiçbir ayrım yapılmadığını, paylarını satması için ısrar edilmediğini, şirkette %0,57 pay sahibi olan davacının diğer küçük hisse pay sahiplerinin hisselerini satın almak isteyen alıcı çıkması ve tüm küçük hissedarların serbest iradeleriyle ve gerçek değerleri üzerinden paylarını satmış olmalarını fırsat bilerek hakkaniyet ilkelerinin aksine kendi paylarını ederinin kat kat üzerinde satmaya çalışan ve bu amacını her fırsatta gerek doğrudan gerek vekili aracılığı ile açıkça ifade eden, diğer pay sahiplerini ve şirket yönetimini buna zorlamak amacıyla her fırsatı değerlendiren, sudan sebeplerle iptal ve sorumluluk davaları açan biri haline geldiğini, davacının şirketin ve yönetim kurulu üyelerinin her yaptığı işlem ve karar için dava açmayı alışkanlık haline getirdiğini, davacının bu davayı kötü niyetle açtığını, iptal sebebi olarak öne sürülen tüm hususların yönetim kurulunun veya genel kurulun takdirinde olan ve açık bir kanuna veya sözleşmeye aykırılık içermeyen konular olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla yargılama sonunda iptal kararı verilirse 2015, 2016, 2017 yıllarına ait genel kurulların yeniden yapılacağını, bunun için şirketin yeniden masraf yapacağını, bu ihtimale karşı davacının sorumlu olacağına ve şirketin istemi üzerine mahkemece teminat aranabileceğine dair hükümler bulunduğunu, öncelikle davalı şirketin zararlarına karşılık olarak 20.000 TL’den az olmamak üzere teminat yatırılmasına karar verilmesini aksi takdirde davanın bu sebepten dolayı reddine karar verilmesini talep ettiklerini, müvekkili şirketin 2014 senesinden beri ciddi ekonomik sorunlar yaşadığını, yolunda giden ticaret hayatının şirket mallarından bir gayrimenkul kiracısının zamansız tahliyesi ile alt-üst olduğunu, müvekkilinin bu sebeple davacının da içinde bulunduğu tüm küçük ve büyük ortakların rızası ve imzaları ile bölünme işlemleri yaptığını, 2 sene boyunca bu bölünme planları ve işlemleri ile yoğun olarak ilgilendiğini, bu işlemlerin sonunda ise şirket ortaklarının yoğun hisse satışlarının gerçekleştiğini, tüm ortakların katılımı ile sağlanan olağanüstü genel kurullarda şirketin durumunun defalarca konuşulduğunu, irdelendiğini ve bu vesile ile tüm küçük ve büyük ortakların hem fikir halinde ve şahsi rızaları ile bu bölünme işlemlerini yapıp hisselerini sattığını, dava konusu edilen 2015, 2016 yıllarına ait olağan genel kurul toplantılarının şirket işlerinin o tarihe kadar yaşanmayan bir yoğunluk ve kargaşa içine girmesi, bu sebeple yapılması elzem olan ve 25.08.2015, 08.08.2016 tarihlerinde yapılan olağanüstü genel kurullar ve bölünme planlarına yoğunlaşılması sebebi başta olmak üzere küçük ortak sayısı çokça olan ve her biri şirket merkezi dışında ikamet eden küçük ortakların devamlı suretle toplanmasının zor olmasından ötürü gerçekleştirilemediğini, toplantıların süresi içinde yapılmamış olmasına başka anlamlar yükleyen ve bunları bir iptal sebebi gibi sunan davacının iddialarını kabul etmediklerini, genel kurulun ticaret hayatının akışı sebebi ile yapılamamış olmasının ileride hiçbir surette yapılamayacağı anlamına gelmediğini, eksik olan 2 yıllık şirket genel kurulunun 2017 genel kurul tarihinde tamamlanarak yapıldığını, %0,57 pay sahibi davacı vekilinin de genel kurula katıldığını, davacı dışındaki tüm ortakların genel kurulda olumlu oy kullandıklarını, işbu iki genel kurulun yapılmaması bir iptal sebebi olursa artık bu yıllara ait genel kurul toplantılarının yapılamayacağını, genel kurul toplantısını hesap döneminin bitimini izleyen 3 ay içinde yapmayı emreden hükümlerin düzen hükümleri olduğunu, buna aykırılığın yaptırımının iptal olmadığını, davacının niyetinin şirket ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine sürekli olarak davalar ikame etmek yöntemi ile çıkar sağlamak olduğunu, davacının olağan genel kurulların kasten yapılmadığı, bu yolla bilançoda gözüken kârın pay sahiplerinin dikkatinden kaçırıldığı, nitekim diğer ortakların hisselerini düşük bedelle sattığı, sadece kendisinin satmadığına dair beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, davacının dahi şirketin kârını çarçur ettiğini iddia etmediğini, bilançolarda tespit edilen karın devralınan dairelerden kaynaklı olmakla likit olmayıp şirket bünyesinde durmakta olduğunu, dağıtılmamış karın davacınınki de dahil olmak üzere hisse fiyatlarına zaten yansıdığını, davacı dışındaki pay sahiplerinin hisselerini düşük bedelle sattığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, söz konusu hisse satışlarının satıcı ve alıcının hür iradesi ile ve gerçek değeri üzerinden gerçekleşen satışlar olduğunu, muhtemel zarar iddiası ile genel kurul iptal davası açılamayacağını, isteyen hissedarın hisselerini istediği bedel üzerinden satma özgürlüğüne sahip olduğunu, müvekkili şirketin 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait olağan genel kurul toplantısını 28.03.2018 tarihinde usulüne uygun olarak yaptığını, TTK m.409/2 gereğince olağan genel kurulun gündeminde yer alması gereken tüm maddeleri içeren gündemi vaktinde, kanun ve esas sözleşmeye uygun olarak tebliğ ettiğini ve gündemde yer alan tüm konuları görüşüp tek tek karara bağladığını, gündemde belirlenen yönetim kurulu üyelerinin ibrası konusunun zaten kanun gereği olağan genel kurul toplantısının gündeminde bulunması gerektiğini, genel kurul toplantılarında açılan sorumluluk davaları sebebiyle ibra konusunun gündeme alındığı ve toplantıların bunun kaygı ve telaşı ile yapıldığı iddialarının makul ve kanuna uygun olmadığını, davacının söz konusu toplantılarda ibra kararına muhalif kaldığına göre ibra kararının onun genel kurul toplantısından sonra da sorumluluk davası açmasına mani olmadığını, davacının genel kuruldan haberdar olması ile kötü niyetli olarak sorumluluk davalarını ikame ettiğinin düşünülebileceğini, ibra konusunun gündeme alınması kanuni zorunluluk olduğuna ve ibra kararı davacının sorumluluk davası açmasına mani olmadığına göre dava konusu genel kurul toplantılarının ibra kaygısı ve telaşı ile yapıldığına dair iddiaların hukuki bir temel ve değeri bulunmadığını, davacının kötü niyetli olduğunu, davacının sorumluluk davalarındaki aynı iddiaları bu davada da ileri sürdüğünü ve aynı gerekçelerle genel kurul kararlarının iptalini istediğini, yapılan olağanüstü genel kurula davacının kendisinin katıldığını ve olağanüstü genel kurul ve bölünme tutanaklarına kendisinin imza attığını, bir kısım pay sahiplerinin kendi rıza ve istekleri ile hisselerini sattıklarının doğru olduğunu, davacının da kendi hisselerini 850.000.- TL bedelle kendi özgür iradesi ile sattığını, gerek bölünme karar ve işlemleri gerekse pay devirlerinin tüm pay sahiplerinin karar ve onayları ile yapıldığını, davacının işlemlerde zarar gördüğü iddiasını işbu işlemler üzerinden 3 sene geçtikten sonra ortaya attığını, taşınmazın değerinin 170.000.000 TL olarak hesaba katıldığı oysa gerçek değerinin 323.425.000,00 TL olduğuna dair değerleme raporu aldıklarını belirtilmişse de söz konusu değerleme raporunun alındığı firmanın taraflarınca SPK’ya yapılan şikayet neticesinde kapatıldığını, raporu imzalayan sorumlunun lisansının süresiz iptal edildiğini, davacının bölünme işleminden sonra bölünme yoluyla yeni kurulan şirketlerdeki kendi paylarını satıp bedelini de tahsil ettiğini, söz konusu hisse satışının irade bozukluğu altında yapıldığına dair bir iddiası olmadığı ve dava dilekçesinde de satılmıştır denildiği halde bu sebeple hem sorumluluk davası açılması hem de aynı gerekçelerle genel kurul kararının iptalinin talep edilmesinin ilginç olduğunu, şirket tarafından 15 yıl önce yapılan bazı satış, kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve erken kira sözleşmesi feshinden kaynaklanan cezai şart alacakları hakkında bir takım iddia ve taleplerde bulunulduğunu, bunlara dair cevap ve delilleri sunduklarını, söz konusu davaların farklı mahkemelerde derdest olan ve bu genel kurul kararı iptali davasını ilgilendirmeyen davalar olduğunu, mahkemenin gerekli görmesi halinde söz konusu dosyaların da incelenmesini talep ettiklerini, TTK'nın 191 ve 192 kapsamındaki zamanaşımı süreleri içinde dava açmayan, gerek olağanüstü genel kurula katılıp onay oyu kullanan gerekse hisselerini kendi rızası ile satarak bedeli alan davacının huzurdaki genel kurul iptal davasına bu hususları konu ederek adeta sayın mahkemeyi oyalamaya çalıştığını, şirketin 2015, 2016, 2017 bilançolarının ve faaliyet raporlarının gerçeği yansıtmadığı, bilançoların tasdikine, karın dağıtılmamasına, motorlu taşıtların satılmasına dair 3, 4 ve 9 nolu kararların dürüstlük kurallarına aykırı olduğu iddia edilerek iptali istendiğini, şirketin bilançoları ve faaliyet raporlarının gerçek olup şirketin ticari defter ve belgeleriyle de uyumlu olduğunu, davacının şirket yönetiminden habersiz olduğu için şirketin gerçek durumunu bilmediğinden tahmine dayalı iddialarda bulunduğunu, her üç kararın da davacının 57 karşı oyuna karşılık 9865 oy ile kabul edildiğini, şirketin %99,43 hissedarının zarar görmeyip davacının mı zarar gördüğünü, TTK ve yerleşik Yargıtay kararları doğrultusunda şirket genel kurullarının ticari kârdan yasal yükümlülükler düşüldükten sonra dağıtma veya dağıtmama kararı alabileceklerini, dava konusu ilgili genel kurulda dağıtılmama kararı alınan karın ... şirketinin ... San. Ve Tic. AŞ’den 15.03.2010 tarihinde yapılan 183 nolu parselin inşaat protokolü ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereği arsa teslimi karşılığı devir alınan 48 adet dairenin şirkette oluşturduğu kâr olduğunu, dairelerin 30.04.2016 ve 18.05.2017 tarihlerinde sulh görüşmeleri sonucu ... şirketi üzerine geçirildiğini, durumun tapu kayıtları ile sabit olduğunu, var olanın dava dilekçesinde sözü edildiği gibi likit bir kâr olmayıp ilgili sözleşme gereği 2015 tarihine kadar alınamayan ve 2014’den beri süregelen uzlaşma görüşmeleri sonu teslim alınan 48 adet dairenin şirkette oluşturduğu kâr olduğunu, devralınan bu daireler neticesinde kâr olarak gözüken yaklaşık 9 Milyon TL’nin dağıtılabilmesinin mümkün olmadığını, bu kârın dağıtılabilmesi için dairelerin önce likide çevrilmesi yani satılması gerektiğini, müvekkili şirket yönetiminin daireleri kiralamaya çalışarak gelir yaratma çabasında olduklarını, dağıtılmayan kârın şirket bünyesinde yedek akçe olarak kalacağını ve davacının hisselerinin değerine olumlu olarak yansıyacağını, bunun davacının haklarını ihlal eden bir durum olmadığını, davacının hissesi oranında haklarının daima saklı olduğunu, şirket taşıt ve araçlarının satışının gündeme alınmasının sebebinin araçların hiç kullanılmaması ve her geçen yıl satış bedelinin azalmasından mütevellit olduğunu, şirket üzerine kayıtlı 2 araç olduğunu, birinin 2004 diğerinin 2005 model eski araçlar olduğunu, bu araçların şirket kapısı önünde beklemesinin değer kaybetmeleri anlamına geldiğini, satılmalarının gündeme gelmesinin son derece olağan olduğunu, taşıt araçları satılınca bilançoda yine aktifte kasa veya banka hesaplarında duracağından bunun da davacının haklarını ihlal eden bir durum olmadığını, araç satışlarının kanun gereği genel kurula gündem yapılması gereken hususlar olmadığını, müvekkili şirket yönetim kurulunun her hususta tüm ortakların görüşünü almak istediğini ve mümkün olduğunca tüm hususları genel kurul gündeminde sorguladığını, bu durumun yönetim kurulunun iyi niyet ve hakkaniyet kuralları çerçevesinde genel kurullar yapmaya çalıştığının kanıtı olduğunu, davacı harici diğer küçük ortakların hisse bedellerini tespit ettirerek şirket ortaklarından ...’a özgür iradeleri ile sattıklarını, bu işlemler sırasında şirket defterleri ve bilançolarının incelemeye açıldığını, gerekli incelemelerin ortaklar tarafından yapıldığını, ortakların halihazırda kendi rızaları ile sattıkları şirket hisselerinin işbu genel kurul iptal davasına konu edilmesinin hukuki bir gaflet olduğunu, dava dışı konuların dosyada yer almasının davacının yersiz ve hukuksuz çabası olduğunu, gündemin 6. maddesinde yer alan yeni yönetim kurulu üyelerinin seçimine dair kararın da kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırı bir yönü olmadığını, yönetim kurulunun genel kurulda seçileceğini, 28.03.2018 tarihli genel kurulda yönetim kurulu üyelerinin %99,43 oyla seçildiğini, gündemin 8. sırasında yer alan taşınmaz satışına icazet verilmesine dair kararın iptalini gerektiren bir sebep olmadığını, TTK m.408.2,f hükmü gereğince önemli miktardaki şirket varlığının satışı genel kurulun onayına tabi ise de bu onayın satıştan önce veya sonra verilmesinin mümkün olduğunu, İzmir/Dikili’deki taşınmazın gerek şirketin toplam malvarlığı gerekse şirketin işletme konusu çerçevesinde önemli miktarda bir malvarlığına tekabül etmediğinden satışı konusunda yetkinin tamamen yönetim kurulu ve yöneticilerde olduğunu, ilgili gayrimenkulün Dikili sınırları içinde bir zeytinlik olup bakımı ve ulaşımı zor olması sebebi ile şirkette lüzumsuz gider oluşturduğunu, yıllardır satışının yapılmaya çalışıldığını, lokal emlakçılara verildiğini ama alıcı çıkmadığını, gayrimenkul satışının yönetim kurulu üyesine yapılması için bir genel kurul kararının gerekli olup olmadığının dahi sorgulanabileceğini, yönetim kurulunun bu konuyu gündeme alarak genel kurulun onayına sunmasının tedbirli bir yöneticinin özeni ile hareket edilmiş olması sebebiyle takdir edilecek bir durum olduğunu, gerek yerleşik Yargıtay kararları gerekse doktrindeki görüşlerin işbu işlemin davacı vekilinin iddia ettiği gibi butlan değil askıda hükümsüzlük olduğunu ileri sürdüğünü, eksikliğin giderilmesi halinde işlemin geçerli olacağının kabul edildiğini, dava konusu gayrimenkul satış işleminin bizatihi yönetim kurulu tarafından 28.03.2018 tarihli genel kurulun gündemine alındığını, genel kurulda tartışıldığını ve işlemin batıl olduğunu ileri sürmek bir yana 57 karşı oya karşılık 9865 kabul oyuyla gerekli icazetin verilmesine karar verildiğini, satışa şirketin yönetim kurulunu oy birliğiyle, genel kurulunu %99,43 oy ile onay vermesi karşısında hukuka aykırı ve iptal sebebi olacak bir yön bulunmadığını, davacının şirkette %99,43 pay sahiplerinin değil benim sözüm geçsin talebinde olduğunu, bu isteğini de şirket zararı ve genel kurul iptal sebebi olmadığını bildiği halde işbu huzurdaki ve bahsi geçen sorumluluk davalarını açarak sağlamaya çalıştığını, yönetim kurulu üyelerine TTK’nın 395 ve 396. maddelerine göre izin verilmesine dair 10 nolu genel kurul kararının kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı bir yönü olmadığını, yönetim kurulu üyelerinin hukuka aykırı ve sorumluluk gerektiren herhangi bir işlem yaptıklarına dair davacının soyut iddiaları dışında bir delil, belge veya tespit bulunmadığını, dava konusu edilen genel kurul kararlarının gerek kanun ve esas sözleşmeye gerekse dürüstlük kurallarına uygun kararlar olduğunu, bu uygunluğun şeklen olduğu gibi öz ve muhteva itibariyle de olduğunu, dava dilekçesinde söz konusu genel kurul kararlarının davacının hangi meşru ve somut hak ve menfaatlerini nasıl ihlal ettiğine dair somut bir bilginin mevcut olmadığını, davacının yapılan tüm olağan ve olağanüstü genel kurullara katıldığı halde sahip olduğu çok cüzi sayılabilecek ortaklık pay sahibi olmasını kötü niyetli olarak kullandığını, yapılan tüm genel kurullarda alınan kararlar yüzde yüze yakın bir ekseriyetle alındığı halde bunu gözardı etmenin tam deyimiyle kötü niyetli bir tutum olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Davalı şirketin İTO'dan sicil dosyası, iptali istenen Genel Kurul kararı ve hazirun cetveli ile ana sözleşmesi celp ve ibraz edilmiş, dosya ve davalı şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Dava; davalı şirketin 2015-2016-2017 yıllarına ilişkin 28/03/2018 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurul toplantısında alınan 3,4,5,6,8,9,10 nolu kararların iptali davası olup, uyuşmazlık; iptal şartlarının mevcut olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Davanın 3 aylık yasal süre içerisinde açıldığı, davacının alınan kararlarda muhalefet oyu kullandığı ve muhalefet beyanını toplantı tutanağına yazdırdığı anlaşılmıştır.Davalı olarak gösterilen ... sicil numaralı ..., yine İstanbul Ticaret Sicili Müdürlügü'nde ... sicil numarasıyla kayıtlı ...'ne, tüm aktif ve pasifiyle birlikte devir olarak, bu şirketle devir suretiyle birleşmiş ve tasfıyesiz infisah nedeniyle de sicil kaydı 19-06-2019 tarihinde terkin edilmiştir. Davacıya, davalı şirketin devir olarak birleştiği ....A.Ş.'den hisse verilmediği, davacının feshedilen davalı şirketteki hisse oranının % 05,7 olduğu, davalı şirketin 7 ortaklı olduğu anlaşılmıştır. Genel kurulda, şirketin 10.000 adet paydan oluşan 250.000.- TL. sı toplamındaki sermayesinin;915 adet paya karşılık 22.875.- TL. lık kısmının sahibi toplantıya asaleten katılmış, 9.007 adet paya karşılık 225.175.- TL. kısmının sahibi ise toplantıda vekâleten temsil edilmişlerdir. Bu şekilde toplantı nisabı 9.922 adet pay toplamına karşılık 248.050.- TL. lık sermaye sahibi şeklinde oluşmuştur. Davacı ... vekili tarafından temsil edilmiştir. Alınan kararlarda muhalif oy kullanmış ve muhalefet beyanını toplantı tutanağına yazdırmıştır. Toplantının gündem maddelerinin incelenmesinde; 3.Madde: 2015 - 2016 ve 2017 senelerine ait bilanço ve kâr - zarar hesapları olunarak müzakere edilmiştir. Yapılan oylama sonucunda 57 adet olumsuz oya karşılık kullanılan 9.865 adet olumlu oyla olmak üzere, oy çokluğuyla onanmıştır. Bu maddede hesapların kabul edildiği, şirketin ticari defter ve kayıtlarının tasdiklerinin yaptırılmış olduğu, davalı şirketin 2015 senesi sonu itibarıyla 17.157.268,37 TL. sı olan özvarhgı, 2016 senesinde 17.132.422,40 TL. sı olmuş, 2017 senesinde ise 22.345.420,41 TL. sına yükselerek, sermayenin 89 katına ulaştığı, bilirkişi tespitlerine göre davalı şirketin mali tabloları, defter kayıtlarının neticelerini tam ve doğru olarak yansıttığı, bu nedenle iptali şartlarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır. 4.Madde: 2015 - 2016 ve 2017 yıllarına ait kârların şirket bünyesinde olağanüstü yedek akçe olarak bırakılmasına, 57 adet olumsuz oya karşılık kullanılan 9.865 adet olumlu oyla, oy çokluğuyla karar verilmiştir.Bu maddede kârın dağıtılmamasına karar verilmiştir. Davalı şirketin yıllar itibarıyla kâr - zarar durumunun incelenmesinde, 2015 Senesi: 17.281,69 TL. zarar ettiği, 2016 Senesi: 3.922.569,03 TL. Kâr ettiği, 2017 Senesi: 5.212.998,01 TL. Kâr ettiği, Davalı şirketin sermayesi 250.000.- TL. sı olup, kâr yedekleri ve geçmiş yıl kârlarının ilâvesiyle öz varlığı 31-12-2017 tarihi itibarıyla 22.345.420,41 TL. sına kadar yükseldiği, kar payı dağıtılmaması için somut bir gerekçe olmadığı, kar payı dağıtılmamasının kanuna ve dürüstlük kuralına aykırı olduğu anlaşılmıştır. Ancak, yargılama sırasında davalı şirket, başka bir şirkete devir olarak birleşmiş ve tasfiyesiz infisah etmiştir. Devir alan şirketten de Türk Ticaret Kanunu'nun 140/2 inci ve 141 inci maddelerine istinaden ayrılma akçesi karşısında davacıya pay verilmemiştir. Davacının ortaklığı da sona ermiştir. Ayrılma akçesinin davacının tüm kazanımlarını içermesi gerekmektedir. Bu nedenle kâr payı da hesaplanan ayrılma payının içine dahil olacaktır. Ayrıca, davacının İstanbul Anadolu 10.Asliye Ticaret mahkemesinde 2019/1072 Esas sayılı dosyasında "Ayrılma Akçesinin Tespiti ve Ödenmesi" talepli dava açtığı, bu davada davacının 17/05/2019 tarihli Olağan Üstü Genel Kurul toplantısında ortaklıktan çıkarılmasına karar verildiği, davacının banka hesabına 117.979,64 TL. nin ayrılma payı akçesi olarak yatırıldığı, davacının bu miktarın yetersiz olduğunu ileri sürerek ayrılma payının tespiti ve tahsili için belirsiz alacak davası açtığı, dava dosyasında alınan bilirkişi raporuna göre, davacıya yapılan ayrılma akçesi ödemesinin 4.525,65 TL. eksik olduğunun tespit edildiği, dosyanın halen derdest bulunduğu, dosyada içindeki bilirkişi raporunda yer alan bilanço dökümüne göre, şirketin rapor tarihi itibariyle halen geçmiş yıllara ilişkin 8.779.973,43 TL. dağıtılmamış payı bulunduğu, şirketten ayrılan davacının kar payına ilişkin haklarının elinden alınmamış olduğu, bu davada davacının bakiye ayrılma payı alacağı varsa yapılacak tespitlere göre dava sonunda davacının ayrılma akçesi içerisinde kar payını da tahsil edebileceği, 2018 yılında yapılan genel kurulda alınan kar payı dağıtılmaması kararının iptalinde davacının hukuki yararının olmadığı bu nedenle iptaline yer olmadığı kanaatine varılmıştır. 5.Madde: Yönetim kurulu üyeleri 57 adet olumsuz oya karşılık, kullanılan 9.865 adet olumlu oyla olmak üzere, oy çokluğuyla ibra edilmişlerdir.Dava konusu genel kurul toplantısı 2015- 2016 vc 2017 yıllarına ilişkin olup, daha önceki 31-05-2015 tarihli genel kurul toplantısında seçilen kişiler yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmışlardır. Bu kişiler ayrı ayrı oylama yapılmış olsa bile, T.T.K.'nun 436/2'inci maddesine göre kendilerinin ve birbirlerinin ibralarında oydan yoksundurlar. Söz konusu kişilerin sahip olduğu oy sayısı toplamı 8141 dir. Dava konusu 28-03-2018 tarihli genel kurul toplantısına katılanların oy adedi toplamı 9.922 dir. İbra konusunda 9.865 adet kabul, 57 adet de ret oyu kullanılmıştır. 9.865 adet kabul oyundan, oydan yoksun kişilerin 8.141 adet oyununun çıkarıldığında geri kalan 1.724 kabul oyu, davacının 57 adet ret oyundan daha fazla olduğıından, ibranın yeterli çoğunluk ile alındığı ve iptali şartlarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır. 6. Madde: Yönetim kurulu üye sayısının üç kişi olarak belirlenmesine, şirket yönetim kurulu üyeliklerine; ... üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilmelerine, 57 adet olumsuz oya karşılık, kullanılan 9,865 adet olumlu oyla olmak üzere, oy çokluğuyla karar verilmiştir. Bu kararın iptalinin gerektiren bir neden tespit edilmemiştir. 8.Madde: Şirket aktifinde yer alan ... satılmış olan 2495 parsel numaralı Dikili İzmir'de bulunan taşınmaz satışının kabulü ve gerekli icazetin verilmesine, 57 adet olumsuz oya karşılık, kullanılan 9.865 adet olumlu oyla olmak üzere, oy çokluğuyla karar verilmiştir. Davalı şirketin 2017 senesindeki aktif büyüklüğü 22,583.583,57 TL. sidir. Taşınmaz ise 27-12-2017 tarihinde 305.000. TL. sına satılmıştır. Şirketin mal varlığı nazara alındığında bilirkişi tespitlerine göre önemli miktardaki şirket varlığının toptan satışı niteliğinde olmadığı, şirketin işini aksatıcı özelliği de bulunmadığı, bu nedenle Türk Ticaret Kanunu'nun 408 inci maddesinin 2 inci fıkrası kapsamına girmediği ve iptal şartlarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır. 9.Madde: Şirket aktifinde kayıtlı olan motorlu nakil vasıtalarının satılmasına oy birliği ile karar verilmiş olup, bu konuda gerekli tüm izinlerin ve işlemlerin yapılması için yönetim kuruluna yetki verilmesine 57 adet olumsuz oya karşılık, kullanılan 9.865 adet olumlu oyla olmak üzere, oy çokluğuyla karar verilmiştir. Bilirkişi tespitlerine göre, taşıtların değerinin amortisman öncesi 251.778,47 T.L. olduğu, şirketin 22.583.583,57 T.L. lık varlığı içinde önemli bir yere sahip olmadığı, şirket gelirlerine bir etkisi olmadığı ve iptali şartlarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır.10. Madde: Yönetim kurulu başkan, başkan vekili ve üyelerine Türk Ticaret Kanunu'nun 395. ve 396. maddelerine göre izin verilmesine 57 adet olumsuz oya karşılık, kullanılan 9.865 adet olumlu oyla olmak üzere, oy çokluğuyla karar verilmiştir. Yönetim kurulu üyelerinin tamamı yönünden yapılan oylamada 6102 Sayılı T.T.K.'nın 436/1. maddesi uyarınca kendileri ile ilgili rekabet yasağının kaldırılması oylamasında, anılan yetkinin verilmesine ilişkin karar ortak ile şirket arasında şahsi bir işe ilişkin olduğundan, oy yoksunluğu halinin uygulanması ve tüm yönetim kurulu üyelerinin rekabet yasağının kaldı almasına karar verildiğine göre, her bir yönetim kurutu üyesi yönünden şirketle rekabet yasağının kaldırılması kararının yeterli nisapla alınıp alınmadığının belirlenmesi gerekir. Bu durumda, bir yönetim kurulu üyesi kendisi ile ilgili kararın alınmasında oy hakkından yoksun ise de, bu halde diğer yönetim kurulu üyesi ile ilgili oylamaya katılabilir. Yönetim kuruluna ... (4.948), ... (2.278) ve ... (915) seçilmişlerdir. Parantez içindeki rakamlar sahip oldukları oy adetleridir. Bu kişilerden her biri için yapılan oylamada; kendisi, eşi, alt ve üst soyu oydan yoksun olup, oy kullanamayacaktır. "..." soyadında olanlar eş, alt ve üst soy olarak kabul edilse bile ...'ın 915 adet kabul oyu, ret oyu kullanan davacının 57 adet oyundan fazla olduğundan ... ve ... izin verilmiş olmaktadır. ... için ise kendisinin haricinde kullanılan kabul oyu toplamı 8.950 adettir. Bu miktar oy izin verilmesi için yeterli olup, bu kararın iptali şartları oluşmadığı ..." gerekçesiyle, dava konusu 28.03.2018 tarihli genel kurulda alınmış olan kararlardan 3, 5, 6, 8, 9 ve 10 nolu gündem maddelerinin iptaline ilişkin talebin esastan reddine, aynı genel kurulun 4 nolu gündem maddesinin iptaline ilişkin talebin ise hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkeme kararı ile müvekkilin anayasal adil, en az giderle ve hızlı yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı ve gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğini, davacının henüz davanın başında ve bilirkişi incelemesi yapılmadan önce davalı şirketten çıkartıldığını, aktif husumet ehliyetini kaybettiğini, ancak mahkemenin bu dava şartını, dikkate almadığını, davanın esasına girerek ve esas incelemesini de hatalı ve eksik yapmak suretiyle müvekkili aleyhine karar verdiğini, nitekim 27/06/2019 ve 12/07/2019 tarihli beyan dilekçelerinde davalının 17/05/2019 tarihinde birleşme genel kurulu yaptığı, bu toplantıda davalının tüm aktif ve pasifi ile birlikte bir kül halinde tasfiyesiz infisah yolu ile ...'ne (... AŞ) (devralan) devrolduğu, davalı tarafından 18/06/2019 tarihinde müvekkilinin banka hesabına "... A.Ş. ... - Ayrılma Akçesi" açıklaması ile 117.979,64-TL yatırıldığı, buna göre davacının davalıdan ayrılma akçesi ödenmek suretiyle çıkartıldığı, bu durumun derdest genel kurul iptal davasını etkileyebileceği hususlarının belirtildiğini ve işbu sebeplerle, bu aşamada bilirkişi ücreti yatırılması için davacıya verilen 1 aylık kesin sürenin tekrar değerlendirilmesinin belirtildiğini, davacının kendi iradesiyle şirketten çıkmadığını, davalının tek taraflı olarak, kötü niyetle ve huzurdaki davayı akamete uğratmak maksadıyla şirketten çıkartıldığını, davacının aktif husumet ehliyeti kalmadığından, davanın usulden reddi gerektiği kanaatinde olunması durumunda, davanın, davalı tarafından akamete uğratılmış olması sebebiyle, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesinin talep edildiğini, buna rağmen mahkemece dava şartının varlığını/yokluğunun dikkate alınmadığını, esasa girilerek esas incelemesi yapılmasını, bunun da son derece hatalı ve eksik yapılmasının doğru olmadığını, anayasal "en az giderle yargılanma" ve "mülkiyet" hakkının ihlal edildiğini, usul ekonomisine de aykırı hareket edilerek resmi bilirkişi ücret tarifesinin 5 misli üzerinde bilirkişi masrafı yaratılarak davacının anayasal mülkiyet hakkınının ihlal edildiğini, davacının anayasal "makul sürede yargılanma" hakkının ihlal edildiğini, davada, açılış ile karar ve gerekçeli karar tarihleri arasındaki toplam sürenin 970 gün olduğunu, Bakanlığın genel kurul kararı iptali davası için öngördüğü hedef süreler göz önüne alındığında sadece bir kaç maddenin iptali için açılan davada, bilirkişi raporuna itirazlar dahi, ek rapor alınmak suretiyle değerlendirilmeden, davalı beyanlarına istinaden bu sürede karar verilmesinin, davacının anayasal makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi olduğunu, üstelik davada, aktif husumet ehliyetinin akıbetinin dahi araştırılmadığını, davanın, 07.06.2018 tarihinde açıldığını, 16.12.2020 tarihli duruşmada hüküm tefhim edildiğini, gerekçeli kararın UYAP kayıtlarına göre, HMK md.294 uyarınca 1 aylık süre geçtikten sonra yazıldığını, hedef sürenin 535 ile 590 gün aralığında olmasına rağmen bundan uzun sürede yargılama yapıldığını, mahkemenin, davacının aktif husumet ehliyeti iradesi dışında ve davalının iradî eylemi ile elinden alınmış olmasına rağmen, müvekkili tarafından daha fazla yargılama masrafı yapılmadan ve zaman kaybetmeden, usulden ve derhal sona erdirmesi gereken davayı sona erdirmediğini, genel kurul iptal davaları için Bakanlıkça belirlenen hedef süresi 521 gün iken, işbu davayı, esas incelemesine girerek, 2,5 yılda, resmi ücret tarifesinin 5 misli bilirkişi ücreti ile tek bir bilirkişi incelemesi yaptırmak suretiyle ve davacının, bilirkişi raporuna karşı sunduğu itirazların hiçbirini dikkate almayarak, hem usul hem esas bakımından hatalı bir karar verdiğini, davacının adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, dosyaya sunulan bilirkişi raporuna süresi içerisinde 28/09/2020 tarihinde itiraz ettiklerini, hukukçu olmadığı halde, hukuki yorum ve varsayımlar ile Mali Müşavir bilirkişinin yazdığı 18 sayfalık raporun 14 sayfasının davanın özetinden ibaret olduğunu, gerekçeli kararda da görüleceği üzere, mahkemece hukukçu olmayan bir bilirkişinin yazdığı raporda yer alan davacı ve davalı özetleri ve gerekçeleri aynen yazılmak suretiyle gerekçeli karar tesis edildiğini, itiraz dilekçelerinde raporun içeriğine ilişkin bilimsel olmayan varsayımsal sonuçlar ile hukuken kabul edilemez bilirkişi kanaatleri, somut olarak ispat edildiği halde, mahkemece, davacının itirazları gözardı edilerek ve hiç değerlendirmeksizin, davacının itirazlarına ilişkin ek rapor alma gereksinimi dahi duyulmaksızın, söz konusu bilirkişi raporu tahtında ve adeta birebir raporu yazmak suretiyle karar tesis edildiğini, ek rapor alınmamasının gerekçesinin de belirtilmediğini, soyut, bilimsellikten uzak, denetime elverişsiz bir bilirkişi raporu tahtında verilen bir gerekçeli kararın hukuken geçersiz olduğunu, davanın genel kurulun kanuna ve dürüstlük kuralına aykırılığı sebebiyle açıldığı halde ve davacı, davalının dürüstlük kuralına aykırı davrandığını, mahkeme kayıtları ile net ve somut olarak ispat ettiği halde, mahkeme gerekçeli kararında dürüstlük kuralından tek kelime dahi bahsetmeden gerekçesiz bir gerekçeli karar tesis edildiğini, genel kurul kararlarının sağlıklı olması için kararın usulüne göre alınmış olmasının yetmeyeceğini, ayrıca dürüstlük kurallarına da uygun olması gerektiğini, çoğunluğun, şirket menfaati ile azınlığın ve belirli ortakların menfaatleri arasındaki dengeyi özenle koruması gerektiğini, çoğunluğun gücünü kötüye kullanarak aldığı kararların dürüstlük ilkesine aykırı olduğunu ve bu aykırılığın genel bir iptal sebebi teşkil ettiğini, dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle açılan genel kurulun iptali davasının gerekçeli kararında, dürüstlük ilkesinden bir cümlede dahi bahsedilmemesinin zaten gerekçeli kararın hükmen geçersiz hale getirdiğini, davalının 2015 ve 2016 yıllarına ait olağan genel kurullarını, yasal süresi içinde yapmadığını, ancak olağanüstü genel kurul yapmayı düzenli hale getirdiğini, şirketin bu şekilde devamlı olarak bölündüğünü, bu amaçla, 25.08.2015 ve 08.08.2016 tarihlerinde iki kez olağanüstü genel kurul yapıldığını, şirketin aynı zamanda hakim ortakları olan yönetim kurulu üyelerinin, 25.08.2015 ve 08.08.2016 tarihlerinde yapmış oldukları olağanüstü genel kurullarda aldıkları kararlarla şirketin tekrar tekrar bölünerek, en önemli malvarlıklarını şirket dışına çıkartılarak, bunların piyasa değerlerinin altında fiyatlarla 3.kişilere devredilmesinin sağlandığını, davacının, davalının yönetim kurulu üyelerine üç ayrı sorumluluk davası açtığını, genel kurulun 3.no'lu kararına ilişkin olarak mahkemece bilirkişinin olumsuz bir tespitinin bulunmadığı gerekçesiyle iptaline gerek olmadığına karar verilmiş ise de, mali tabloların onaylanmasına ilişkin maddenin örtülü ibra niteliğinde olduğunu, bilirkişi raporunda, hiçbir teknik hesaplama, inceleme, kapsamlı değerlendirme yapılmadığını, şirketin gerçek değeri 1.460.000-TL olan taşınmazının, 305.000-TL bedelle satıldığı ve bunun 2018/348 (Birleşen 2018/350) Esas sayılı sorumluluk davası dosyasında da açıkça tespit edilmiş olduğunu, sadece bu finansal bilginin dahi şirketin mali tablolarının gerçeği yansıtmadığını tek başına gösterdiğini, bilirkişinin bu konuyu hiç incelemediğini, önüne gelen evrakın ve rakamların doğru ve gerçek olduğunu kabul ettiğini, 4.maddenin iptali talebinin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiş ise de, kararın dürüstlük kuralına aykırılığının hiç değerlendirilmediğini, bilirkişi raporunda da belirtildiği halde dürüstlük kuralına aykırı olduğu açık ve şüphesiz olan bir karar bakımından, "iptaline gerek yok" şeklinde karar tesis edilmesinin hukuken kabul edilemeyeceğini, 5.maddeye ilişkin olarak, TTK. 436. maddenin birinci fıkrasında "ibra" ile sınırlı olmaksızın genel bir oy hakkından yoksunluk hükmü düzenlendiğini, ikinci fıkrasında ise, madde metninde açıkça ifade edildiği üzere, yönetim kurulu üyelerinin, sadece kendi ibralarında değil, diğer yönetim kurulu üyelerinin ibralarında da oy kullanmalarının yasaklandığını, genel kurul kararında kullanılan 9865 adet kabul oyunun tamamının, TTK. madde 436 kapsamında oydan yoksun kişilere ait olduğunu, bu oyların 8141 adedinin yönetim kurulu üyelerine ve geri kalan 1.724 kabul oyun yönetim kurulu üyesi hissedarlardan ... ile aralarında akrabalık/alt ve üst soy ilişkisi bulunan hissedarlar ... ve ...'a ait olduğunu, dolayısıyla, bahse konu kararın, TTK'nın emredici hükümlerinden olan madde 436'ya aykırı olduğunu, iptali gerektiğini, mahkemece 2,5 yıl süren yargılama boyunca, oy kullanan ... soyadını taşıyan kişilerin soy bağını, nüfus kayıtlarının dahi araştırılmadığını, incelemenin bu yönüyle dahi eksik olduğunu, genel kurulda, kendilerini aklamaya çalıştıkları işlemleri sebebiyle, davacı müvekkili tarafından haklarında açılmış derdest 3 ayrı sorumluluk davası bulunan yönetim kurulu üyelerinin, kendi oylarıyla ve akrabalarının oylarıyla, TTK madde 436'ya aykırı şekilde, ibra olmaya çalışmalarının "dürüstlük kuralına" aykırı olduğunun da ortada olduğunu, kanunun emredici hükümlerine açıkça aykırı olarak sorumluluk davaları devam ederken, aklanma amaçlı alınan kararların dürüstlük kuralına uygun olduğun kabul etmenin imkansız olduğunu, 6.maddeye ilişkin olarak, haklarında derdest sorumluluk davaları devam eden kişilerin bizzat kendi oylarıyla, tekrar yönetim kurulu üyesi seçildiğini, bu şekilde yapılan bir seçimin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/8055 E., 2016/3673 K.sayılı emsal kararında, "haklarında derdest sorumluluk davası olan kişilerin tekrar yetkilendirilmesi"nin "afaki iyiniyet kurallarına aykırılık" olarak değerlendirildiğini ve bu yöndeki genel kurul kararının iptal edildiğini, Yine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/620 E., 2020/4489 K. sayılı kararının da aynı yönde olduğunu, 8.maddeye ilişkin olarak, davalının aktifinde yer alan taşınmazın herhangi bir 3.kişiye değil TTK.m.395 kapsamında genel kurul tarafından izin verilmemiş olmasına rağmen, batıl işlem ile 305.000-TL bedelle, yönetim kurulu başkan yardımcısı ...'a satıldığını, taşınmazın satış tarihindeki gerçek değerinin, 1.460.000-TL olduğunu, derdest sorumluluk davasındaki bilirkişi raporunun bu yönde olduğu, ancak mahkemece, TTK m.395 tahtında izin verilmemiş olduğu ve 305.000-TL satış bedelinin, taşınmazın gerçek değeri olmadığı hususlarına hiç değinilmediğini, Dikili'deki şirket taşınmazının, TTK madde 395 tahtında kendilerine yetki verilmemiş olmasına rağmen batıl işlemle, yönetim kurulu başkan yardımcısına satış işlemini gerçekleştiren hissedar yönetim kurulu üyeleri ..., ... ve ... olup taşınmazı, yine TTK madde 395 tahtında kendisine izin verilmemiş olmasına rağmen batıl işlemle satın alan da, hissedar yönetim kurulu üyesi (başkan yardımcısı) ... olduğunu, bu kişilerin, TTK madde 436/1'de kastedilen "pay sahibi ile şirket arasındaki kişisel nitelikli işlemin" ve hatta "herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki dava"nın bizzat tarafları olduğunu, bu işlemlerle ilgili genel kurul maddesinin müzakeresinde kesin olarak oy hakkından yoksun olduklarını, ... ve ... ile ... arasında akrabalık / alt-üst soy ilişkisi olduğunu, bu sebeple, bahse konu 2 hissedarın da, yine TTK madde 436/1 kapsamında kesin olarak oy hakkından yoksun olduğunu, 9.madeye ilişkin olarak, mahkeme şirketin aktifinde bulunan motorlu nakil vasıtalarının satılmasının, şirketin fiili tasfiyesi anlamına geldiğini, gizli bir tasfiye amacı taşıdığını, bu yönüyle, dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, nitekim dava konusu genel kurulu takiben ve işbu davası devam ederken, şirketin muhtelif birleşme ve bölünme işlemleri geçirmek suretiyle tasfiyesiz infisah edildiğini, davacının "kararın tasfiye amacı taşıdığı" şeklindeki iddiasının doğruluğu ve haklılığının, dava devam ederken, ortaya çıktığını, 10.numaralı karara ilişkin olarak, kararın dürüstlük kuralına aykırılığının hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'in 2017/4656 E., 2019/1884 K.sayılı kararında, "TTK'nın 395. Ve 396.maddeleri gereğince yönetim kurulu üyelerine, şirket ile kendileri ve başkaları adına işlem yapma konusunda izin verilmesine ilişkin genel kurul gündem maddesinin oylamasında, kendilerine yetki verilen üyelerin oy kullanmasının TTK madde 436'ya aykırı olduğuna ve kararın iptaline" karar verildiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/8055 E., 2016/3673 Ksayılı kararında "haklarında devam eden hukuk davalarının olduğu gözetildiğinde, davalı şirketin yönetim kurulu üyelerine TTK'nın 395. Ve 396.maddelerinde düzenlenen yetkilerin verilmesinin iyiniyet kurallarına aykırı olduğu ve bu sebeple bu yöndeki genel kurul kararının iptali gerektiği"nin açıkça hüküm altına alındığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve genel kurul kararlarının kanuna, dürüstlük kuralına aykırı olması sebebiyle, davanın kabulüne ve aktif husumetin bulunmadığı kanaati hasıl olursa bu durumda da aktif husumet ehliyeti yokluğuna, davacının davanın açılmasına sebebiyet vermemesi ve davalı şirketten çıkarılması sebebiyle, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 445 ve devamı maddeleri uyarınca, davalı şirketin 28.03.2018 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan 3, 4, 5, 6, 8, 9 ve 10 numaralı kararların iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davanın 3, 5, 6, 8, 9 ve 10 numaralı gündem maddeleri yönünden esastan reddine, 4 numaralı gündem maddesi yönünden ise hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili tarafından, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355.maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalı şirkette binde 57 oranında pay sahibi olduğunu, davalı şirketin 28.03.2018 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan 3, 4, 5, 6, 8, 9 ve 10 numaralı kararların usule, yasaya ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürerek iptalini talep etmiştir.TTK'nın 445. Maddesinde, ''446. maddede belirtilen kişiler, kanun ve esas sözleşme hükümlerine özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinde iptal davası açabilirler'' hükmüne yer verilmiştir. TTK'nın 446. maddesinde ise iptal davası açabilecek kişiler sayılmış ve toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, toplantıda hazır bulunsun ya da bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın, çağrının usulüne uygun yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına veya oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, yönetim kurulu ve yönetim kurulu üyelerinden her birinin iptal davası açabileceği belirtilmiştir.Davacının, dava tarihinde davalı şirkette binde 57 oranında pay sahibi olduğu, davalı şirketin dava tarihinden sonra, yargılama sırasında dava dışı ... AŞ'ne tüm aktif ve pasifleri ile devrolunduğu, birleşme ve tasfiyesiz infisah nedeniyle 19.06.2019 tarihinde sicilden terkin edildiği, birleşmeye ilişkin 17.05.2019 tarihli genel kurulun yapıldığı ve davacıya ayrılma akçesi ödenerek şirketten ayrılmasına karar verildiği, davacının hesabına 18.06.2019 tarihinde 117.979,64 TL ayrılma akçesi yatırıldığı, davacının İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinde ayrılma akçesinin doğru hesaplanmadığı iddiasıyla dava açıldığı, davanın derdest olduğu, bu haliyle davacının yargılama sırasında ortaklık sıfatının sona erdiği anlaşılmaktadır. Genel kurul kararlarının iptalini isteyen davacının, bu dava sırasında ortaklık sıfatını davanın kesinleşmesine kadar davam ettirmesi gerekmektedir (Yargıtay 11.HD'nin 13.02.2013 tarih ve 2012/1135 Esas, 2013/2461 Karar sayılı kararı ile 04.03.2020 tarih ve 2019/3528 Esas, 2020/2358 Karar sayılı kararı da bu yöndedir). Aksi takdirde ortaklık sıfatının sona ermesine bağlı olarak, davacı sıfatını kaybeder. Somut olayda davacı, ortaklık sıfatını yargılama sırasında kaybettiğinden, davanın aktif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesi ile reddi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir. Husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı resen dikkate alınacak bir husus olmakla birlikte, davacı vekili de istinaf sebepleri arasında davacının yargılama sırasında aktif husumet ehliyetini kaybettiğini de ileri sürdüğünden ve bu yöndeki istinaf sebebi yerinde olduğundan davacı vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığından davanın reddine dair yeniden karar vermek gerekmiştir.Davacı vekili, istinaf dilekçesinde anlatılan nedenlerle yargılama giderlerinin karşı tarafa yüklenmesini istemiş ise de olayımızda, davanın konusuz kalması söz konusu olmayıp dava aktif husumet yokluğundan reddedildiğinden, HMK'nın 331. maddesinin uygulanması söz konusu değildir. HMK'nın 327.maddesi anlamında davalı tarafın gereksiz yere yargılamanın uzamasına ve fazla masraf yapılmasına sebebiyet verdiğine dair kanıt bulunmadığından, bu hukuki nedene dayanarak da yargılama giderlerinin davalıya yüklenmesi mümkün değildir. Bu nedenlerle, yargılama giderlerinin davalıya yüklenmesi gerektiğine dair istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya aykırı olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;1-Davanın, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmaması sebebiyle reddine, 2-Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 427,60 TL harçtan, peşin yatırılan 35,90 TL'den mahsubu ile kalan 391,70 TL harcın davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, iş bu hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT uyarınca belirlenen 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avanslarının, HMK'nın 333. maddesi uyarınca, karar kesinleştiğinde iadesine, 6-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:a-Davacı tarafından yatırılmış olan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılmış olan istinaf peşin karar harcının, karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,b-Kararımızın mahiyeti dikkate alınarak, davacının yaptığı kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,7-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,8-Kararın kesinleşmesinden sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.2. maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda,16.05.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.