T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/1749
KARAR NO: 2023/1831
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 10.05.2018
NUMARASI: 2014/1201 E. - 2018/455 K.
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Rekabet)
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne dair verilen hükme karşı, taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... Ltd. Şii'nin (kısaca: davacı) dünya çapında faaliyet gösteren ... şirketler grubunun iştiraklerinden biri olup endüstriyet robotlar sektöründe otomasyon sistemleri konusunda faaliyet gösterdiğini, davalılardan ...'in 01.08.2008-01.09.2012 tarihleri arasında ..., 01.09.2012-02.04.2014 tarihleri arasında ise müvekkili şirkette Teknik Satış Mühendisi olarak çalıştığını, diğer davalı ...'ın ise 01.10.2010-01.09.2012 tarihleri arasında ..., 01.09.2012-17.05.2013 tarihleri arasında ise müvekkili şirket bünyesinde görev yaptığını, ... ile müvekkili şirket arasındaki iş sözleşmesinin 11. maddesinde rekabet yasağının öngörüldüğünü, sözleşmenin sona ermesinden itibaren 1 yıl süreyle Marmara ve Ege bölgeleri dahilinde endüstriyet robot ve otomasyon ürün ve servislerinin üretimi, pazarlanması ve satışı alanında faaliyet gösteren işlerde özellikle kendi hesabına rakip işletme açamayacağını veya rakip işletmede ücret karşılığında çalışamayacağını, işverenin müşterileri ve bayileri dahil olmak üzere iş ortaklarını ayartmayacağmı veya rakip bir işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine giremeyeceğini, aksi halde son brüt ücretin 12 katı kadar cezanın ödeneceğinin düzenlendiğini, ayrıca her iki davalı gerçek kişinin de sözleşmelerinin 12. maddelerinde sır saklama yükümlülüğünün öngörüldüğünü, başta müvekkili şirketin müşteri bilgileri olmak üzere ticari sırlarını saklayacaklarını ve sözleşmenin sona ermesinden sonra da bu yasağın geçerli olacağını kabul ettiklerini, oysa ismi geçen davalıların işten ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra 11.06.2013 tarihinde müvekkili şirketle aynı alanda faaliyet gösteren ... San. ve Tic. Ltd. Şti'yi (kısaca: davalı şirket) kurduklarını, davalı gerçek kişilerin, davacının izni olmadan ticari sır niteliğinde olan bilgi ve belgeleri edindiklerini ve bunları haksız olarak kullandıklarını, özellikle müvekkili davacı şirketin müşteri listesini edindiklerini, örneğin davacı şirketin önemli müşterilerinden dava dışı ... AŞ tarafından müvekkiline gönderilen yazıda, önceki yıllarda müvekkili tarafından yapılan bakımların artık davalı şirkete yaptırılmasını uygun gördüklerinin bildirildiğini, lisansı sadece müvekkili şirkete ait olan online robot ve sistem desteği programı olan "..." adlı programın davalılarca haksız olarak kullanıldığını, hatta davalı şirketin internet sayfasında da "bakım" başlığı altında yer verilen metnin müvekkili şirketin internet sayfasındaki içerikle birebir aynı olduğunu, bu içeriğin ancak ihtar üzerine sonradan kaldırıldığını, gerçek kişi davalıların müvekkili şirkette iken kullandıkları bilgisayarlarda yaptırılan incelemelerde bilgisayarlardaki bazı veri ve belgelerin kopyalandığını, bazılarının silindiğini, davalılar hakkındaki cezai kovuşturmasının devam ettiğini, davalı gerçek kişilerin müvekkiline ait ticari sır niteliğindeki bilgileri edindiklerini, aynı sektörde faaliyet gösteren rakip firma kurduklarını, müvekkilinin müşterilerini ayarttıklarını, lisansı sadece müvekkiline ait olan programı izinsiz olarak kullandıklarını, müvekkili şirketin internet sayfasındaki içerikleri birebir kopyaladıklarını, TTK m. 55/1-b, c, ve bendleri hükümlerinin ihlal edildiğini iddia ederek, talep yönünde karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının davacı şirkette 01/08/2002-01/09/2012 tarihleri arasında çalıştığını, görevinin teknik satış mühendisliği olduğunu, şirket ile davalı arasında düzenlenen iş akdinin 11.maddesinde "rekabet etmeme yükümlülüğü" olduğunu, ancak davalının bu kurala uymadığını, 12.madde de "sır saklama yükümlülüğü" olduğunu, ancak bu kurala da uyulmadığını, davalının davacı şirketten ayrıldıktan kısa bir süre sonra müvekkili şirketten ayrılan ... ile birlikte 11/06/2013 tarihinde aynı alanda farklı bir şirket kurduklarını ve müvekkili şirketin bilgisi dışında davacı şirkete ait bazı bilgi ve belgelere ulaşmış olduğunun ve bu bilgileri kullandığının ortaya çıktığını, bunun üzerine 15/08/2013 tarihinde ihtar çekildiğini, herhangi bir cevap verilmediğini, davalı tarafın yükümlülüklerini yerine getirmediğini iddia ederek, iş akdinde belirli cezai şart alacağının ödenmesine hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili savunmasında özetle; davalının davacıya ait işyerinde çalıştığını, davayı kabul etmediğini, davalının davacı işyerindeki iş aktinin sona ermesinden sonra kurduğu şirket ile davacı şirketin faaliyet alanlarının farklı olduğunu, davanın reddi gerektiğini, davacının aynı nitelikte İstanbul Anadolu 4 ATM 2014/1201 E. Sayılı dosyası ile dava açtığını davanın derdest olduğunu belirtmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Her ne kadar davalılar davalı şirket ile davacı şirketin faaliyet konusunun farklı olduğunu ileri sürmüşler ise de, davalı şirketin robot üretimi yapmamakla birlikte, satış sonrası teknik hizmetler, kurulum ve eğitim gibi alanlarda davacı şirket ile aynı konuda faaliyet gösterdikleri dosyadaki delillerden anlaşılmaktadır. Davacı şirket tarafından kullanılan yazılımla ilgili açıklamalara davalının internet sitesinde yer verilmesi hususu da dikkate alındığında, davacı ve davalı şirketlerin kısmen dahi olsa aynı alanda faaliyet gösterdiklerini kabul etmek gerekmiştir. Davalı ...'in davacı şirketle kısmen dahi olsa aynı alanda faaliyet gösteren davalı şirkete ortak olması ile taraflar arasındaki rekabet sözleşmesi ihlal edilmiştir. Bu durumda davalı ..., davacıya, sözleşme gereğince 12 aylık brüt ücret tutarında bedel ödemek zorundadır. Bilirkişi tarafından bu bedel 92410,00 TL olarak hesap edilmiş ise raporda hesap hatası bulunmakta olup, cezai şart bedeli resen 12X9241,00=110892,00 TL olarak hesap edilmiştir. Cezai şart mahkememizce aşırı bulunduğundan TBK.nun 182/2 maddesi uyarınca hakkaniyet gereği % 30 oranında indirim yapılmıştır. Hakkaniyet indirimi yapılan kısım yargılama giderleri ve vekalet ücreti bakımından davacının aleyhine değerlendirilmemiştir.Birleşen davanın kısmen kabulü ile 77.624,40 TL cezai şart alacağının, 27.500.00 TL sinin birleşen dava tarihi olan 27/07/2014 tarihinden itibaren, 50.124.40 TL sinin ıslah tarihi olan 21/01/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizle birlikte davalı ...'den alınarak davacıya ödenmesine, karar verilmiştir. Ayrıca davacı birleşen davada aynı zamanda sır saklama yükümlülüğünün ihlalinden dolayı da cezai şart ödenmesini talep etmiş ise de, yukarıda açıklandığı üzere davalının sır saklama yükümlülüğünü ihlal ettiği ispat edilemediğinden bu talep yönünden birleşen davada fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir..." gerekçesiyle, asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı, taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; esas davanın TTK 54 vd hükümleri gereğince haksız rekabetin tespiti, önlenmesi sonuçlarının ortadan kaldırılması uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin olup, birleşen dava ise davalı ...'in iş sözleşmesinde yer alan sır saklama ve TBK'nın 444 ile 445 maddedeki rekabet etmeme yükümlülüklerin ihlali nedeniyle cezai şart alacağına ilişkin olduğu, mahkeme tarafından esas davada hüküm kurmaya elverişli olmayan rapora göre karar verildiğini, kararın eksik incelemeye dayandığını, asıl davada davalı gerçek kişilerin kurucusu olduğu şirketin davacı şirketin sahibi olduğu programı kullanmayı taahhüt ederek ticari faaliyette bulunmaksızın haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ve rekabetin önlenmesine isabetli olarak karar verildiğini ancak kar mahrumiyetine ilişkin tazminat taleplerinin reddedildiğini, rapora karşı haklı itirazlarının incelenmediğini, davalılar hakkında asliye ceza mahkemesinde görülen davada danışmanlık ve robotların içerdiği tüm sistem ile ilgili hizmetler şeklinde ikrarı olduğunu, ek raporda itirazlarının ayrıntılı değerlendirilmediğini, kar mahrumiyeti alacağının olamayacağı sonucuna varılmasının hatalı olduğunu, birleşen dava yönünden ise cezai şartın tahsiline yönelik olan talepleri karşısında davalıların sır saklama yükümlülüğünün ihlal ettiğinin ispat edilemediği belirterek talebin reddedildiğini, davalı ...'in yargılandığı ceza davasında verilen kararın kesinleştiğini, TBK 74 maddesi gereğince hukuk hakiminin ceza mahkemesince verilen kararlar karşısındaki bağımsızlığının mutlak şekilde uygulanmadığını iddia ederek ,mahkeme kararının reddedilen kısımlar yönünden kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkillerinin ...'i izinsiz olarak almadıklarını ve kullanmadıklarını, TTK'daki haksız rekabet maddelerini ihlal etmediklerini, davacı şirketin müvekkilleri tarafından robot simülasyon programı ... kopyalayarak kendi çıkarları için kullandıkları iddiasının pek çok açıdan hatalı olduğunu, yargılama aşamasında müvekkillerinin davacı şirketin hiçbir müşterisi ile çalışmadığının ortaya konduğunu, bu sebeple müvekkillerinin söz konusu programı kullanmalarını gerektiren hiçbir fiili durumunun söz konusu olmadığını, ...'nın söz konusu programı kullanmasının teknik olarak gerekli değilken ve kamuya açık internet siteleri aracılığıyla herkes tarafından kullanılabilecek bir program iken bu programın kullanılmasında davalı şirketin men edilmesinin manidar olduğunu, mahkemenin haksız rekabet koşullarının gerçekleşmediğine hükmetmesi gerekirken aksi yöndeki kararın hukuka aykırı olduğunu, asıl davanın esastan reddi gerektiğini, birleşen davada ise müvekkili ...'in sır saklama yükümlülüğünü ihlal etmediği kanaatine varıldığını, sözleşmedeki rekabet yasağına aykırı hareket ettiği gerekçesiyle cezai şart ödemesine hükmedildiğini, müvekkilinin davacı ile akdettiği iş sözleşmesinin rekabet etmeme yükümlülüğü başlıklı 11.maddesinde bir yıl süre ile Ege ve Marmara coğrafi bölge sınırları içinde endüsrtiriyel Robotlar ve otomasyon ürün ve servislerinin üretimi, pazarlanması ve satışı alanlarında faaliyet göstermesinin davacı şirket tarafından yasaklandığının görüleceğini, davacının rekabet yasağına dahil ettiği işlerin davacının işi olmayan endüstriyel robot programlama işini dahi bu kapsamda değerlendirdiğini, TBK 445.maddesinde öngörülen sınırların amacının işçiye mesleğini icra etme yasağı getirilmesinin önüne geçtiğini, müvekkilinin uzmanlaşmış olduğu ve davacı bünyesinde çalışmaya başlamadan önce dahi çalıştığı bir piyasada faaliyet alanının bu denli kısıtlanmış olmasına rağmen rekabet etmeme yükümlülüğünü ihlal etmemek amacıyla faaliyet alanını bu madde lafzında yer alan kapsam dışında iştigal konusu olarak belirlediğini, müvekkilin akdettiği iş sözleşmesinde rekabet etmeme ve sır saklama yükümlülüklerinin ihlal edilmesi halinde öngörülen cezai şartın koşullarının gerçekleşmemiş ve cezai şart hükmünün geçersiz hale geldiğini, cezai şartın oluşması için bir takım koşulların yerine gelmesi gerektiğini, cezai şartın geçersiz olduğunu iddia ederek, asıl ve birleşen davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Asıl dava, TTK'nın 54 vd. maddelerinde düzenlenen haksız rekabetin tespiti, haksız rekabetin önlenmesi, sonuçlarının ortadan kaldırılması, uğranılan zararın ve tazminat miktarının tespiti, davalıların elde ettiği menfaatin tespiti ile tazminatın tahsili ve kararın ilanı; birleşen dava ise iş sözleşmesinde yer alan sır saklama ve rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle cezai şart alacağının tahsili istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, davacı şirketin davalı gerçek kişiler ile iş sözleşmeleri imzaladığı, davalı gerçek kişilerin davacı şirketten sözleşmelerinin sona ermesi ve/veya istifa neticesinde ayrılmaları ,davalı gerçek kişilerin kısa süre sonra diğer davalı şirketi kurdukları konusunda herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir.Uyuşmazlık, asıl dava yönünden ,davacının kar mahrumiyetine dair talebinin yerinde olup olmadığı, mahkemece bu konuda yapılan incelemenin ve kabulün isabetli olup olmadığı, ceza mahkeme kararının hukuk mahkemesini bağlayıcılığı, birleştirilen dava yönünden ise kabul edilen miktarın her iki taraf yönünden isabetli ve yerinde olup olmadığı ile sır saklama talebine dair tazminat isteminin reddi kararının isabetli olup olmadığına ilişkindir.Dosya kapsamından, davacı şirket ile davalı ... arasında 01.04.2011 tarihinde iş sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin 11.maddesinde rekabet etmeme yükümlülüğünün düzenlendiği maddede personelin işveren tarafından istihdamı süresince iş sözleşmesinde belirtilen işten ayrılması halinde de geçerli olacak rekabet etmeme ve sır saklama yükümlülüklerinin bir sonucu olarak kendisine iş verenin gizli bilgi ve iş sırlarının açıklandığını ve bu kapsamda işverinin müşteri çevresine nüfus ettiğini kabul edeceği, sözleşmenin sona ermesinin sonrasında personeli şirket ile rekabet etme anlamına gelebilecek faaliyetlerin düzenlendiği, güven sorumluluğuna sadık kalacağı, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren 1 yıl süreyle Marmara ve Ege coğrafi bölgeleri sınırları içinde endüstiriyel ve otomasyon ürün ve servislerinin üretimi, pazarlaması ve satışı alanlarında faaliyet gösterilen işlerde özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmamayı başka bir rakip işletmede ücret karşılığı olsun olmasın çalışmamayı, işverenin müşterilerini ve bayileri dahi iş ortaklarını ayartmamayı veya bunların dışında rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmemeyi taahhüt ettiği, coğrafi bölge sınırları dışında gerçekleştirilen fakat fiilen bölge sınırları dahilinde doğrudan veya dolaylı olarak işveren ile rekabet sonucu doğuran faaliyetlerinde rekabet etmeme yükümlülüğü kapsamına dahil olduğu, personelin bu taahhüdüne aykırı davranması halinde 12 aylık son brüt ücret tutarında cezai şartı ödemeyi kabul ve taahhüt edeceği, doğacak ek zararlarını tazminini de talep hakkına iş verenin sahip olduğu, sözleşmenin sona ermesini takip eden 1 yıl boyunca personelin şahsen ya da başka bir gerçek veya tüzel kişi aracılığıyla kendi ya da 3.bir kişi adına her ne sebeple olursa olsun işverenin ve/veya şirkete ait grubun müdür veya çalışanı sıfatına haiz hiçbir bir kimseyi doğrudan ya da dolaylı olarak ayartmamayı kabul ettiği, 12.maddede sır saklama yükümlülüğü başlığı altında personelin işveren nezdinde çalıştığı dönemde edindiği başta müşteri bilgileri, şirketin Know how, teknolojileri ve patentler dahil fikri mülkiyetleri vb hiçbir şekilde açıklamamayı, bu taahhüdüne aykırı davranması halinde 12 aylık son brüt ücreti tutarında cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, tarafların 12.madde hükmünün 11.madde hükmünün herhangi bir nedenle geçersiz sayılması halinde dahi ayrıca yürürlükte kalacağı hususunda mutlak şekilde mutabık olduklarına yer verildiği, davalı ...'le 01.09.2012 tarihinde işe başlama belirtilmek suretiyle iş sözleşmesi imzalandığı, işverenin yine davacı şirket olduğu sözleşmedeki 11.maddede yer alan rekabet etmeme yükümlülüğü ile 12.maddede yer alan sır saklama yükümlülüğün aynı içerikte olduğu, taraflar arasında daha önceden de sözleşmelerin imzalanmış olduğu, içeriklerinin aynı olduğu, davalılardan ...'in iş sözleşmesinin 02.04.2013 tarihinde sona ermiş olduğu, davalı ...'ın ise 17.05.2013 tarihinde iş yerinden istifa ederek ayrıldığı, her iki davalının 17.06.2013 tarihli Türkiye Sicil Gazetesinde yayınlanan ilanda belirtildiği üzere davalı ... Ltd şirketini kurmuş olduğu, şirketin 11.06.2013 tarihinde tescil edildiğinin ilan edildiği, şirket kurucularının davalı ... ve ... olduğu ,şirketin amaç ve konu başlıklı ana sözleşmenin 3.maddesinde, endüstriyel otomasyon alanında her türlü kurulum, servis, bakım, eğitim faaliyeti, mevcut üretim hatlarının otomasyona dönüştürülmesi, iyileştirilmesi ve revize edilmesi, endüstriyel otomasyon konusunda her türlü ticari malzeme, ekipmanlar sistem ithalatı, ihracatı alım satımı olarak belirtildiği, davacı şirketin ise 10.05.2012 tarihli Türkiye Ticaret sicili Gazetesindeki yayınlanan kuruluş ana sözleşmesinde amacının, Türkiye'deki endüstriyel robotların ekipmanlarının ve yedek parçalarının satışı veya satış sonrası hizmetleri ve eğitimi, her türlü endüstriyel robot ekipmanlarının ve yedek parçalarının ithalat ve ihracatı, doğrudan veya dolaylı olarak amaç ve konusuyla ilgili faaliyetlerde bulunabileceği şeklinde belirtildiği, davacı şirket tarafından Beyoğlu ... Noterliğinde 15.08.2013 tarihinde tüm davalılara karşı düzenlenen ihtarnamede, haksız rekabet teşkil eden eylemlere derhal son verilmesinin belirtildiği, sözleşmenin 11.maddesinin ve TCK'nın ilgili maddelerinin hatırlatıldığı, davacı şirket tarafından her üç davalı hakkında asıl dava dosyasında 06.06.2014 tarihli dava dilekçesiyle TTK 54 vd maddeleri gereğince ilgili davayı açtığı, birleştirilen İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1115 Esas sayılı dosyasında ise, davacı şirket tarafından davalı ... hakkında iş sözleşmesinin 11. ve 12.maddeleri gereğince cezai şart alacağının tahsili amacıyla 5.500,00 TL tutarında cezai şat talebinde bulunulduğu, davalının 01.,08.2008- 01.09.2012 tarihleri arasında İtalya, 01.09.2012 ile 02.04.2013 tarihleri arasında müvekkili şirket bünyesinde teknik satış mühendisi olarak görev yaptığının belirtildiği, her iki dosyanın 26.12.2016 tarihinde birleştirildiği, davacı şirketin davalılar hakkında yapmış olduğu şikayet üzerine her üç davalı hakkında İstanbul Anadolu 63. Ceza Mahkemesinin 2015/551 Esas, 2016/817 Karar sayılı dosyasında, ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeleri açıklamak 6102 sayılı TTK'ya muhalefet, ticari sır, bilgi veya belgeleri açıklamak suçları nedeniyle gerçekleştirilen kamu davası neticesinde mahkeme tarafından yapılan yargılamada sanıkların kendi beyanlarında da işten ayrıldıktan sonra şirkete ait müşteri listelerini aldıkları ancak bu kişiler ile irtibata geçmediklerini beyan ettikleri, yine her iki şirketin faaliyet alanlarının farklı olduğu ifade edilmiş ise de ana hatları ile yapılan işin eğitim, bakım, servis işleri ile ilgili olduğu bu haliyle her iki şirketin çoğu yönden aynı alanda faaliyet gösterdiği ve bu sebeple bir kısım müşterilerin sanıkları aradığı, hatta müşteki şirket tarafından hizmet verilen bir kısım şirketlerin sanıklara ait şirketten hizmet almaya başlandığını kabul ettiği dikkate alındığında sanıkların TCK'nın 239/1 ve TTK 55/c maddeleri gereğince cezalandırılmaları gerektiği belirtilerek sanık ...'in TTK 55/c maddesi gereğince para cezası ile cezalandırılmasına hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanık ...'in TTK 55/d maddesi gereğince adli para cezası ile cezalandırılmasına hükmün açıklamasının geri bırakılmasına, TCK 239/1 maddesi gereğince cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olduğu, sanıklar hakkında verilen kararın kesinleştiği, davacı şirket tarafından davalılardan ... hakkında 22.07.2014 tarihli dava dilekçesiyle İstanbul Anadolu 23. İş Mahkemesine tazminat istemli olarak aynı konuda dava açtığı mahkemenin 08.09.2015 tarihli kararıyla görevsizlik kararı verdiği, verilen karara yönelik temyiz isteminden vazgeçilmesi üzerine temyiz talebinin reddi ile görevsizlik kararının kesinleştiği, dosyanın İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1115 Esas sayılı dosyasına kaydedildiği, söz konusu mahkeme tarafından 2015/1115 Esas, 2016/831 Karar ve 26.12.2016 tarihli karar ile, dosyanın İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1201 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiş olduğu anlaşılmıştır. 07.09.2015 tarihli bilirkişi raporunda; davalılardan ... ile ...'ın, davacıdan elde ettikleri müşteri listelerini tek başına ticari sır sayılamayacağı, işten ayrılırken başkaca hangi bilgi ve belgeleri kopyaladığının tam olarak tespit edilemediği, dolayısıyla o bilgi ve belgelerin ticari sır teşkil edip etmedikleri konusunda takdirin mahkemeye ait olduğu, bu bilgilerin ticari sır sayılsa bile dava dosyasından anlaşıldığı kadarıyla, davalıların bu bilgileri ifşa ettiklerine veya değerlendirdiklerine dair somut bir bilginin bulunmadığı, davacı şirketin eski müşterilerinden birinin sonradan davalı şirket ile çalışmaya başlamış olmasının tek başına ticari sırrın değerlendirilmesi veya müşteri ayartılması olarak görülemeyeceği, bu sebeple gerçek kişi davalıların, iş sözleşmelerindeki sir saklama yükümlülüklerini ihlal ettikleri iddiasının da ispatlanamadığı, bununla birlikte davah şirketin davacının hak sahibi olduğu iş ürünü olan ... adlı programı kullanması veya bu programı kullanmayı taahhüt ederek ticari faaliyette bulunmasının TTK m. 55/1-c bendinde belirtilen haksız rekabet fiilini teşkil ettiği, yine, davacı şirketle kısmen de olsa aynı konularda faaliyette bulunan bir şirket kurması ve ortak olması sebebiyle davalılardan ...'in davacı şirketle arasındaki iş sözleşmesinin 1l. maddesinde belirtilen rekabet yasağını ihlal ettiği belirtilmiştir. Davacı şirket tarafından bilirkişi raporuna karşı yazılı beyan ve itirazda bulunularak davalı eylemlerinin TTK 54 madde hükmünce de değerlendirilmesi gerektiğini, rakipler arasındaki ilişkiyi etkilediğini, haksız rekabet olarak nitelendirilmesi gerektiğini belirterek, yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmasını ve taleplerinin kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalılar vekili bilirkişi raporuna karşı yazılı beyan ve itirazlarında ,aleyhe olan hususları kabul etmediklerini belirterek yeniden inceleme yapılmasını ve ek rapor hazırlanmak üzere dosyanın bilirkişiye tevdiini istemişlerdir. 22.02.2016 tarihli bilirkişi raporunda, mahkemenin tarafların ticari defterlerinin incelenmesi hususunu benimsemediği, dosyaya sunulan mevcut delillere göre değerlendirme yapılmasını istediği takdirde (eski) BK.42/2. maddesi uyarınca davacı açısından tazminat hesabı yapılabileceği de mahkemenin takdirinde bulunduğu, davacının dava dilekçesinde, 2 adet şirketin davalı şirket bünyesine geçtiğini ve kendi tespitlerine göre her iki şirketten 15.000 Euro zarar gerçekleştiğinin öne sürüldüğü, davalının ise davacının beyan ettiği ... ve ... şirketinin, davalı şirket bünyesine girmediği yönünde bir savunma yapmadığının görüldüğü, davacı şirketin mali yapısı, cirosu ve faaliyet karı dikkate alındığında davacının uğrayabileceği kar mahrumiyetinin 50.000 TL olabileceği, davacının tazminat talebinin değerlendirilebilmesi için davacının 2012-2013-2014 yılı, davalının 2013-2014 yılı ticari defterlerini, bu yıllara ilişkin detay mizanlarını ve mali tablolarını (bilanço ve gelir tablolarını) ibraz etmesi gerektiği, defter ve mali tablolar sunulmadığından, haksız rekabete dayalı bir tazminat hesabının yapılmasının mümkün olamadığı, bu nedenle davacı alacağının tespitine varılamadığı, söz konusu defter ve belgeler sunulduğu takdirde, tazminat talebine ilişkin bir değerlendirme yapılabileceği, bununla beraber mahkeme dosyadaki mevcut belge ve kayıtlara göre zarar hesabının yapılması hususunu benimsediği takdirde, BK.42/2. Maddesine göre takdiri bir zarar hesabının yapılması gerektiği, buna göre davacının, haksız rekabetten ötürü uğradığı kar mahrumiyetinin (zararın) 50.000 TL olabileceği, bu tutarın davalı taraftan yasal faizi ile birlikte tahsili gerektiği belirtilmiştir. 12.07.2016 tarihli ek bilirkişi heyet raporunda; davacının incelenen defter kayıtlarında; her iki şirketle de ticari ilişki bulunduğu, davalının işten ayrıldığı tarihten sonra, davacı şirketin, dava dışı ... şirketine; 04.07.2013 tarihinde 3.466.40, 25.07.2013 tarihinde, 11.123.11, 25.10.2013 tarihinde, 79.797.90, 10.12.2013 tarihinde , 28.539.42, olmak üzere toplam 122.926.83 TL tutarında mal sattığının tespit edildiği, görüldüğü üzere davacı şirketin davalının işten ayrıldıktan sonra da ... şirketine mal satmaya devam ettiği gibi, incelenen davalı defter kayıtlarındaki (defteri kebir 600 kodlu Satışlar hesap) tespitlere göre de, davalı şirketin, ... şirketiyle herhangi bir ticari ilişki kurmadığı, mal alış verişinin bulunmadığı, ... şirketine herhangi bir mal satmadığıın anlaşıldığı, davacı şirketin, diğer müşterisi olan ...şirketiyle de ticari ilişkisi mevcut ise de incelenen muavin defter kayıtlarında 03.10.2013-31.01.2014 tarihleri arasında sadece 3.221.99 TL satış bulunduğu, davalının defter kayıtlarında ise ... şirketiyle herhangi bir. ticari ilişkisinin bulunmadığını tespit edildiği, diğer taraftan, davacı şirketi portföyünde bulunan diğer müşterilerin, davalı şirketin portföyü içerisinde bulunup bulunmadığı hususu da davali defter kayıtlarından (600 kodlu satışlar hesabından)teker teker incelendiğinde davalı şirketin, davacının portföyünde bulunan müşterilere davalının herhangi bir satış yapmadığının anlaşıldığı, bu durumda davacının, tazminat talebine dayandırdığı adı geçen bu iki şirketin, davalı tarafından, kendi şirket müşteri portföyüne aktarıldığı, bu nedenle de zarara uğradığı yönündeki talebinin sübut bulmadığı, bu defa davalının ticari defterindeki satış/karlılık düzeyinin ne olduğu, davalının, davalı şirketi kurduktan sonra satış ve kar hacminde bir artış olup olmadığı, hususlarının tespiti amacıyla davalı şirketin ibraz ettiği 2014 yılı ticari defterlerin incelendiği, davalı şirketin ibraz ettiği 2014 yılı ticari defterlerinden, zorunlu kapanış tasdikine tabi yevmiye defterinin, TTK'nun 64.maddesi uyarınca noter kapanış tasdiklerinin süresinde yaptırıldığı, bu nedenle 2014 yılı ticari defterlerin delil niteliğinde bulunduğu kanaatine varıldığı, davalı şirketin 2014 yılı satış ve karlılık hacminin tespit edildiği, izleneceği üzere davalı şirketin, 2014 yılında 430.030 TL net satış yapıp 6.351 TL faaliyet karı elde edildiği, her ne kadar davalının 2013 yılı ticari defterlerini ibraz etmemiş, bu nedenle de şirketini kurduğu Haziran-Aralık 2013 dönemi satış seyri tespit edilememiş ise de, ticari defter kayıtlarını yansıtan kurumlar vergisi beyannamesindeki gelir tablosuna göre davalı şirketin Haziran-Aralık 2013 döneminde; 78.597 TL net satış yaptığı, ancak dönem sonunda faaliyet zararının 18.495 TL olarak gerçekleştiği tespit edildiği, her ne kadar davalı şirket, 2013 yılına göre 2014 yılında; (430.030 / 2) - 78.597 - 78.597 - 96 173 lük bir ciro artışı sağladığı görülmekte ise de cirodaki bu artışın, değerlendirilecek olduğu üzere, davacının müşteri portföyündeki müşterilerinden değil, bizzat davalı şirketin kendisinin kazandığı yeni müşterilerinden sağlandığının görüldüğü, o halde durum; somut bir şekilde ve genel seyriyle değerlendirilecek olursa; davacı şirketin, davalının işten ayrıldıktan sonra, davacı şirketin satış/karlılık hacminde ve müşteri düzeyinde herhangi bir kaybının olmadığı, tam tersine, gerek satış/karlılık hacminde ve gerekse müşteri portföyünde önemli artışlar kaydettiği, hiçbir müşterisinin, davalı şirket bünyesi içerisine de girmediği bu nedenle de davacı şirketin, davalı şirketten talep edebileceği bir tazminat hakkının doğmadığı hususun açıkça söylenebileceği, hazırlanan kök raporda, davacının, ticari defterlerini ibraz etmemesi nedeniyle uğradığı kar mahrumiyetinin saptanamayacağı, ancak davalının, ... ve ... şirketlerinden uğradığı öne sürülen toplam 15.000 Euro tutarındaki zarar miktarına, davalının hiçbir itirazda bulunmaması durumundan yola çıkarak, takdiri mahkemeye ait olmak üzere (davacı şirketin, mali yapısı, cirosu ve faaliyet karı dikkate alınarak) kar mahrumiyetinin 50.000 TL düzeyinde olabileceği şeklinde görüş bildirilmiş ise de bu kanaatim, sonradan sunulan somut ticari defter kayıtları karşısında değişmiş olup, davacının, mevcut mali veriler karşısında herhangi bir kar mahrumiyeti alacağının olamayacağı kanı ve sonucuna varıldığı, davacı şirket vekili mali yönden hazırlanan bilirkişi raporuna itirazında; davalının, rakip firmalarla fiyat indirimine gitmek suretiyle de müşteri çalma ve bu şekilde zarara uğrama durumuna muhatap kalındığını, bu fiyat sapmasının, aynı zamanda kar mahrumiyeti olgusunu yarattığını iddia etmiş ise de, hangi müşterilere ve ne miktar üzerinden, fiyat kırmak suretiyle satış yapıldığı, hususunda herhangi bir belgeyi dosyaya sunmadığından iddiasının ispatlanamadığının kabulü gerektiği belirtilmiştir.25.11.2016 tarihli 2. bilirkişi ek raporunda; davalı şirketin 2013-2014 yılı ticari defterlerini, bir önceki inceleme sırasında ibraz ettiği, davalının ise 2014 yılı ticari defterlerini sunmuş olduğu, buna göre 12.07.2016 tarihli 1.ek raporun düzenlendiği, mahkemenin 04.10.2016 tarihli ara kararı üzerine davalının bu kez 2013 yılı ticari defterlerini ibraz ettiği, davalı şirkete ait 2013 yılı ticari defterlerden, yevmiye defterinin TTK 64.madde uyarınca noter tasdikinin yaptırıldığı, bu nedenle 2013 yılı ticari defterlerin delil niteliğinde olduğunun kanaatine varıldığı, davalı şirketin 600 kodlu Satıcılar hesabından, 2013 yılında yaptığı satışların dökümü tespit edildiği, bu kayıtlara göre davalı şirketin, 2013 yılında 79.347.46 TL satış (ciro) yaptığı, dönem zararının 18.731.32 TL olduğu, yapılan incelemede; 2013 yılı davalı müşterileri arasında bulunan şirketlerin, davacı şirketin müşteri portföyünde bulunmadığının görüldüğü, bu durumda, bir önceki ek raporda varılan kanaatte bir değişiklik bulunmadığı belirtilmiştir. Davacı vekili , İstanbul Anadolu 63. Asliye Ceza Mahkemesinin kesinleşen 31.05.2016 tarihli 2015/551 Esas ve 2016/817 Karar sayılı dosyadaki maddi vakıaların kesin delil olarak dikkate alınmasını talep etmiştir. 21.01.2018 3.ek bilirkişi raporunda; davalı ...'in, 01.11.2008-02.04.2013 tarihinde davacı şirkette teknik satış mühendisi olarak çalıştığı, işten ayrıldıktan sonra, ...'la birlikte 11.06.2013 tarihinde “... San.Tic.Ltd..Şirketini” kurduklarının anlaşıldığı, davacı şirketin davalı ... ile imzaladığı iş sözleşmesinin, Rekabet Etmeme” başlıklı 11.maddesinde; “iş sözleşmesinin sona erme tarihinden itibaren 1 yıl süreyle Marmara ve Ege Coğrafi bölge sınırları içerisinde endüstriyel robotlar ve otomasyon ürün ve servislerinin üretimi, pazarlanması ve satış alanlarında faaliyet gösteren işlerde özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmamayı, aksı halde doğacak zararların tazmin edileceği, personelin bu taahhüdüne aykırı davranması halinde 12 aylık son brüt ücreti tutarında cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, iş akdinin, “Sır Saklama Yükümlülüğü” başlıklı 12.maddesinde de, “Personel, işveren nezdinde çalıştığı dönemde edindiği müşteri bilgileri, ...'un know how, teknoloji ve patentler dahil fikri mülkiyetleri, sözleşme içerikleri ve süresi, iş organizasyonu olmak üzere iş sırlarını hiçbir şekilde açıklamamayı, bu taahhüdüne aykırı davranması halinde her ihlal için 12 aylık son brüt ücreti tutarında cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt eder.” düzenlemesi bulunduğu, dosyada mübrez iş sözleşmesinde ...'in aylık brüt ücretinin 9.241.00 TL olduğu, 12 aylık brüt ücretinin ise, 12 x 9.241 - 92.410.00 TL hesaplandığı, bu durumda mahkemece, davalının, daha önce bilirkişi Doç.Dr. ...'in düzenlediği rapora göre, haksız rekabeti kabul edildiği takdirde ,davalı ... için hesaplanabilecek cezai şart tutarının, 92.410.00 TL olabileceği belirtilmiştir. Davacı vekili 08.05.2018 tarihli dilekçeyle, davalılardan ...'a karşı İstanbul Anadolu 20. İş Mahkemesinde açılan sır saklama yükümlülüğünün ihlaline ilişkin cezai şartın tahsili talepli davada, davanın kabulüne ilişkin kararı sunduklarını belirterek, birleşen dava kapsamında alınan rapor uyarınca 50.500,00 TL'den 184.820,00 TL arttırdıklarını talep sonucu uyarınca rekabet etmeme ve sır saklama yükümlülüklerinin ihlali nedeniyle ayrı ayrı hesaplanan cezai şart miktarlarının fesih tarihinden itibaren işleyecek yasal faizle birlikte davalı ...'den tahsiline, asıl dava yönünde ise, konusunda uzman yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak taleplerinin değerlendirilmesine ve haksız rekabet sonucunda davalıların elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına karar verilmesi ile asıl ve birleşen davaların kabulünü talep etmiştir. Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.Haksız rekabet TTK'nın 54 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup 54/2. maddede rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırı olarak nitelendirilmiştir. TTK'nın 55.maddesinde, ''Dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar'' kenar başlığı altında, altı ana başlık sayılmıştır. Bu ana başlığın ilk kategorisinde ''Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar" gelir (TTK md. 55/1.a-1). TTK'nın 55. maddesinde sayılanlarla sınırlı olmamak üzere başlıca haksız rekabet halleri düzenlenmiştir. Davacının iddiası ve ceza mahkemesinin kabulü 55/c maddesi kapsamındadır. Anılan maddede, başkalarının iş ürününden yetkisiz yararlanma, özellikle kendisine emanet edilmiş teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden yetkisiz yararlanmak, 3.kişilere ait teklif, hesap veya bir iş ürününden bunların kendisine yetkisiz veya tevdi edilmiş veya sağlanmış olduğunun bilinmesi gerektiği halde yararlanmaktır. Diğer bir madde ise 55/d maddesidir. Maddede, üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek özellikle, gizlice ve izinsiz olarak ele geçirdiği veya başkaca hukuka aykırı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını değerlendiren veya başkalarına bildirenin dürüstlüğe aykırı davranmış olduğuna yer verilmiştir. Söz konusu maddeler haksız rekabet olarak düzenlenmiştir. Ceza mahkemesince davalıların eylemlerini bu maddeler kapsamında olduğunun kabulü ile mahkumiyetlerine karar verilmiştir. Bu anlamda mahkemece asıl dava yönünden davalıların haksız rekabet eylemlerinin kabulüne dair tespit ve hüküm tesisi isabetli olmuştur. Çünkü, TBK 74 maddesi gereğince ceza mahkemesince verilen beraat kararı hukuk hakimine bağlamaz ise de maddi vakıanın tespiti hukuk hakimini bağlayacaktır. Bu sebeplerle, davalıların aksine iddiaları yerinde kabul edilmemiştir. Davacı vekili, sır saklama yükümlülüğünün ihlalinin subuta erdiği belirtilmişse de bilirkişi raporunda ki tespitler kapsamında ihlalin gerçekleşmediği kanatine varılmıştır. Diğer taraftan davacı şirket tarafından davalıların haksız eylemleri neticesinde zarara uğradığını iddia ederek söz konusu zararın tespiti ve tazminini talep etmiş ise de dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden ve özellikle bilirkişi rapor ve ek raporlarından davacı şirketin iddia etmiş olduğu müşterilerden dolayı davacının herhangi bir zararının mevcut olmadığı, davacının iddialarını ispata dair delili dosyaya ibraz etmediği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan davalılar tarafından davalı şirketin kuruluş tarihinden kısa süre sonra iş bu davanın açılmış olduğu dikkate alındığında, davacı şirketin kısa süre içerisinde iddia edilen biçimde zarara uğramasının kabulü de iktisadi anlamda yerinde olmayacaktır. Kaldı ki ifade edildiği üzere davacı iddiasını ispat edememiştir. Birleştirilen davada ise, davacı tarafça taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin rekabet etmeme ve sır saklama yükümlülüklerinin ihlali gereğince cezai şart talebinde bulunulmuştur.TBK'nın 444. maddesi uyarınca, fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. Yine, aynı Kanun'un 445. maddesi uyarınca, rekabet yasağı anlaşmasının yer, süre ve işin türü açısından yasal sınırlara uyularak yapılması gerekir. Aşırı düzenlemeler hakimin müdahalesiyle sınırlandırılır. 446. maddenin 2. fıkrasına göre, yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu miktarı aşan zararı gidermek zorundadır. Aynı maddenin 3. fıkrasına göre, işveren, ceza koşulu ve doğabilecek ek zararlarının ödenmesi dışında, sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutması koşuluyla, kendisinin ihlal veya tehdit edilen menfaatlerinin önemi ile işçinin davranışı haklı gösteriyorsa, yasağa aykırı davranışa son verilmesini de isteyebilir. Somut olayda, davalının rekabet yasağını ihlal etmiş olduğu kabul edilerek talebin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Söz konusu kararda, TBK 182.maddesi gereğince%30 oranında hakkaniyet indirimi uygulanarak kabul kararı verilmiştir. Hesaplanan cezai şart bedelinin yüksek olması da göz önünde bulundurulduğunda mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Kesinleşen ceza mahkumiyet kararı ve dosya kapsamı gereğince taraf vekillerinin bu hükme karşı ileri sürdükleri istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353 1.b.1 maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 430,90 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davalılar tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 3.913,12 TL istinaf karar harcının davalılardan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.16.11.2023