T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/506
KARAR NO: 2024/378
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 21/12/2020
NUMARASI: 2020/191 E. - 2020/1065 K.
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı ve davalı arasında imzalanan sözleşme gereğince davacının 1.000.000 adet çanta üretmesi konusunda anlaşma sağlandığını, ilk 100.000 adet çanta üretilip davalıya teslim edildiğini, bu ürünlerin karşılığında müvekkiline vadeli çek ile ödeme yapıldığını, davacının ikinci etap olarak 80.000 adet çanta daha ürettiğini, irsaliyeli faturalar ile söz konusu ürünleri davalıya teslim ettiğini, davalının teslim edilen ikinci etap bu mallar için 7.560,00 TL ödeme yapıp geri kalan bakiye 22.613,00 TL ödemeyi yapmadığını, davalının 08.11.2019 tarihinde müvekkiline iade faturası düzenlediğini, müvekkilinin de Bakırköy .... Noterliğinin 15.11.2019 tarih ve ... yevmiye no'lu ihtarıyla bu faturaları iade ettiğini, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında yapılan sözleşme kapsamında, müvekkili şirket tarafından yapılan ve davalıya teslim edilen çanta bedelleri için davalının faturalar karşılığında ödenmeyen cari hesap alacağı olan 22.833,52-TL alacağının tahsili için Büyükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının bu takibe haksız itirazda bulunarak takibin durdurulmasına sebebiyet verdiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına davalı aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini, talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkilinin davacıdan almış olduğu ürünlerin karşılığını ödediğini, davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını, davacının 1 yıl içerisinde 1.000.000 (bir milyon) adet çanta üretmesi konusunda anlaşmaya varıldığını, sözleşme’nin 5.2 maddesi gereğince müvekkilinin 100.000 adet çanta için vadeli çekle ödeme yaptığını, sonraki her üretimde tutarın %50’si nakden kalanı azami 150 gün vadeli çekle ödeneceğinin belirlendiğini, bu nedenle ikinci parti 80.000 adet çantanın ödemesinin sözleşmeye uygun olarak yarısının nakden yapıldığını, kalan yarısının ödenmesi için sözleşmede tanınan 150 günlük vadenin gerek davacı şirket tarafından gönderilen ihtar tarihinde gerek icra takibi tarihinde gerekse de dava tarihinde henüz dolmadığını, sözleşmenin 7.1.maddesince davacı şirketin imal edeceği çantalar için kalite garantisi vermesine rağmen teslim edilen çantaların içerisinde hatalı ve defolu ürünler çıktığını, bu kapsamda hatalı ve defolu çantalar için iki adet iade faturasının kesildiğini, her iki parti teslimatının gecikmeli olarak gerçekleştirildiğini, kalan miktarın azami 150 gün vadeli çekle ödeneceği belirlendiğinden davacı şirkete çek teslim ederek öde yapılacağını, ancak davacı şirketin sözleşmeye uymayarak müvekkil şirketin çeki teslim etmesine izin vermeden icra takibine başladığını, bu bağlamda, müvekkilin ticari defter ve kayıtları incelendiğinde davacı şirkete borcu olmadığının görüleceğini, davacının taraf kötü niyetli olarak sözleşmeye aykırı ve ayıplı ürünler göndermesine rağmen iade faturalarına konu malları cari hesaba işlemediğini, henüz vadesi gelmeyen alacaklarını tahsil etmek istediğini, müvekkilinin davacıya böyle bir borcu bulunmadığını, davanın haksız ve kötüniyetli olarak açıldığını savunarak, davanın reddi ile %20’den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Öncelikle ispat müessesesini açıklamakta fayda var. Bilindiği üzere, hakim, davada hangi vakıaların ispat edilmesini tespit ettikten sonra, bu vakıaların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği sorusuyla karşılaşır; buna ispat yükü denir. Kendisine ispat yükü düşen taraf için, bu bir yükümlülük(mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür(külfettir). Taraf kendisinin ispat etmesi gerektiği vakıayı ispat edemezse karşı taraf ve mahkeme onu mutlaka ispat etmesini isteyemez, bilakis kendisine ispat yükü düşen taraf , o vakıayı ispat edememiş sayılır.(Kuru, Medeni Usul Hukuku, 2016, sy 319)Dava dosyamızda ispat yükü alacaklı olduğunu iddia eden davacı üzerinde olup, tarafların iddiaları doğrultusunda delilleri toplanarak taraf defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına dair ihtaratlı ara karar kurulmuş ve inceleme yapılmıştır.Yapılan inceleme neticesinde davacı defterlerine göre davacının davalıdan icra takip tarihi itibariyle 18.355,48 TL alacaklı olduğu, söz konusu faturaların vergi dairesine davacı tarafından bildirildiği, aynı şekilde usulüne uygun tutulan davalı defterlerine göre de davalının davacıya icra takip tarihi itibariyle 18.355,48 TL borçlu olduğu, her ne kadar iade faturası düzenlemiş ise de söz konusu iade faturalarının davacı defterlerinde kayıtlı olmaması ve taraf defterlerinin alacak borç noktasında uyuşması nedeniyle iade faturalarına mahkememizce değer atfedilmemiş olup, bu haliyle artık ispat yükü davalı üzerine geçerek, borcu ödediğine dair kanuni delil sunması gerekmekte olup, davalının yargılama sırasında borcu ödediğine dair kanuni delil ileri süremediği, bakiye bedel yönünden de ispat yükünün davacı üzerinde olduğu ve buna ilişkin davacın da yasal delil ileri süremediği anlaşılmış ve rapor sonucunda belirlenen bedel üzerinden aşağıdaki şekilde hüküm vermek gerekmiştir.İcra takibinden sonra davalının yapmış olduğu ödemeler de TBK madde 100 gereği öncelikle faiz ve masraflardan düşülmesi gerektiği dikkate alınarak ana para alacağından mahsup edilmemiş olup, söz konusu alacağın likit olduğu fakat reddedilen kısma dair davacının kötü niyetinin ispatlanamadığı ... '' gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile Büyükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın kısmen iptaline, takibin asıl alacak miktarı olan 18.355,48-TL üzerinden devamına, (Takip sırasında ödenen 10.190,69-TL'nin infaz aşamasında dikkate alınmasına) asıl alacağa davacının takip talebindeki miktarı aşılmamak üzere takip tarihinden itibaren değişen oranlarda ticari faiz işletilmesine, hükmolunan asıl alacağın %20'sine tekabül eden icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, reddedilen kısma ilişkin davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı yan tarafından düzenlenen faturaların müvekkiline aynı tarihte tebliğ edildiğini, müvekkili tarafından aynı tarihte her iki fatura için de iade faturası kesildiğini, dolayısıyla, her iki iade faturasının da faturaya itiraz süresi içerisinde kesildiğini, davacının henüz muaccel olmamış bir alacağa dayanarak icra takibi başlattığını, sözleşmenin 5.2 maddesi gereğince müvekkilinin ilk 100.000 adet çanta için vadeli çekle ödeme yaptığını, sonraki her üretimde tutarın %50’sini nakden, kalanı da azami 150 gün vadeli çekle ödeneceğini, bu sebeple ikinci parti 80.000 adet çantanın ödemesinin sözleşmeye uygun olarak yarısının nakden yapıldığını, kalan yarısının ödenmesi için sözleşmede tanınan 150 günlük vade gerek davacı şirket tarafından gönderilen ihtar tarihinde gerek icra takibi tarihinde gerekse de dava tarihinde henüz dolmadığını, davacının ticari defter ve kayıtlarını inceleme gününde hazır etmediğini, 21.09.2020 tarihli duruşmanın (4) numaralı ara kararı ile "03.11.2020 tarihinde saat 14.00'da inceleme yapılmasına ve davacı vekili ve davalı vekili tarafından inceleme gün ve saatinde ticari defter ve kayıtların Mahkeme kaleminde hazır bulundurulmasına, aksi halde ticari defter ve kayıtlara dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının ihtarına'' karar verildiğini, buna rağmen davacının defterlerini 03.11.2020 tarihinde, saat 14.00'da yapılan inceleme için hazır edilmediğini, söz konusu belgelerin dosyaya daha sonra sunulduğunu, ihtarata rağmen davacı tarafından inceleme gün ve saatinde hazır edilmeyen ticari defter ve kayıtların daha sonradan sunulmasına muvafakat edilmediğini, davacının bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılması gerektiğini, buna rağmen süresi geçtikten sonra sunulan davacı yan ticari defter ve kayıtlarını da referans alarak hazırlanan bilirkişi raporuna itibar gösterilmesinin hatalı olduğunu, davacının ticari defter kayıtlarının kanuna aykırı tutulduğunu, davacı aleyhine delil teşkil ettiğini, bilirkişi raporunda da yer verildiği üzere, müvekkil şirket tarafından icra takibi başlatılmadan önce davacının hesabına yapılan 16.10.2019 tarihli 7.560,00 TL ve 30.10.2019 tarihli 5.000,00 TL tutarındaki EFT ödemeleri ile icra takibinden sonra 26.03.2020 tarihinde yapılan 10.190,69 TL tutarındaki EFT ödemesinin davacı şirketin ticari defter kayıtlarına alınmadığı ve muhasebeleştirilmediğini, davacı tarafından 5 adet fatura karşılığında 30.915,48 TL tutarlı fatura düzenlendiğini, 16.10.2019 tarihli 7.560,00 TL'lik ödemenin davacı defterlerinde kayıtlı olmamasına rağmen, cari hesap ekstresinde bu tutarın cari hesap bakiyesinden düşüldüğünün görüldüğü, müvekkil şirket tarafından yapılan diğer ödeme olan 30.10.2019 tarihli 5.000,00 TL'lik ödemenin davacı tarafından hiçbir şekilde kayıt altına alınmadığının tespit edildiğini, davacının dava dilekçesi ekinde sunmuş olduğu cari hesap ekstresi ile yerinde yapılan incelemede davacının Mali Müşavir tarafından sunulan cari hesap ekstresinin uyumlu olmadığının görüldüğü, Mali Müşavir tarafından tutulan resmi defterlerde 16.10.2019 tarihli 7.560,00 TL'lik ödemenin kayıtlara alınmadığı, aynı şekilde 30.10.2019 tarihli 5.000,00 TL'lik ödemenin de kayıtlara alınmadığının tespit edildiğine yer verildiğini, tanıklarının dinlenmemesi suretiyle, müvekkilinin adil yargılanma hakkı ve savunma hakkının ihlal edildiğini, davacı yan tarafından düzenlenen 15.10.2019 tarihli ... numaralı ve 30.10.2019 tarihli ... numaralı iki faturanın da müvekkil şirkete aynı tarihte tebliğ edildiğini, teslim edilen çantalar içerisinde hatalı ve defolu ürünler olduğundan müvekkili tarafından 06.11.2019 tarihli ... ve 06.11.2019 tarihli ... numaralı iade faturaları kesildiğini, her iki iade faturasının da faturaya itiraz süresi içerisinde kesildiğini, öte yandan, davacının düzenlendiği faturalara ilişkin olarak, söz konusu faturaların ne zaman tebliğ edildiğini gösterir herhangi bir belgeyi de dosyaya sunamadığını, mahkemce ayıp ihbarında bulunulduğuna dair somut delil sunamadıkları belirtilmiş ise de müvekkilinin kesmiş olduğu iade faturalarından dava konusu mallarda ayıpların bulunduğunun anlaşıldığını, bununla da kalmaksızın, ayıp ihbarı tanık deliliyle ispat edilebildiğini, ayıp ihbarının ispat açısından şekle tabi olmayıp her türlü delille ispat edileceğini, ancak tanıkları dinlenmeden hüküm verildiğini, Yargıtay'ın yıllardır süre gelen yerleşik içtihatlarında, ayıp ihbarının yapıldığının tanık dahil her türlü delille ispat edilebileceği hususuna vurgu yapıldığını, bilirkişi raporunun anlaşılması zor, yetersiz ve denetime elverişsiz olduğunu, raporda 2019 yılı ticari defter ve belgelerine göre Ekim/2019 ayında ürün satışı yapıldığı, bu satışların ilk 100.000 adet sipariş olarak kabul edilmesi durumunda, ödeme vadesi olan 150 gün beklenmeden icra takibinin 01.11.2019 günü yapıldığının tespit edildiği, sonraki parti olarak değerlendirilmesi durumunda ancak satış tutarının %50'sini nakden kalan miktarı da azami 150 gün vadeli çek ile ödeneceğinin sözleşme ile karar altına alındığı, 15/10/2019 tarihinde 15.493,84 TL mal teslimatı yapıldığı, 16.10.2019 tarihinde de 7.560,00 TL'lik %50 tutara denk gelen ödemenin yapıldığı, kalan bakiyenin de 150 gün vade içinde ödenebileceği tespitine rağmen sonuç bölümünde, davacının müvekkili şirketten 01.11.2019 tarihi itibarıyla 18.355,48 TL asıl alacak alacağı bulunduğunun belirtilmesinin çelişkili olduğunu, bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının ve yeni rapor taleplerinin dikkate alınmadığını, ek rapor taleplerinin dikkate alınmadığını, "...ayıbın gözle görülebilecek basit muayene ile anlaşılabilecek nitelikte bir ayıp olduğu, davanın süresinde ayıp ihbarında bulunduğuna dair somut delil sunamadığı anlaşılmakla, ayıp incelemesi yapılması yönündeki talebin reddine ve bilirkişi raporunun yeterli olduğu anlaşılmakla, rapora karşı itirazın reddine..." karar verildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tümden reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, taraflar arasındaki ticari satım ilişkisinden kaynaklı cari hesap (açık hesap) alacağının tahsili için başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı taraf, davalıya çanta üretip sattığını, bu kapsamda aralarında ticari ilişki bulunduğunu, davalının teslim edilen çanta bedellerine ilişkin olarak cari hesap borcu bulunduğunu ileri sürerek cari hesap alacağına dayanarak icra takibi başlatmış, itiraz üzerine eldeki davayı açmış; davalı ise ödeme yaptığını, borcu bulunmadığını, sözleşmede kararlaştırılan 150 günlük vade süresinin henüz dolmadığını savunmuştur. Dosya kapsamında bulunan Büyükçekmece.... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 22.639,99 TL cari hesap alacağı (16.10.2019), 193,53 TL işlemiş faiz, olmak üzere toplam 22.833,52 TL alacak yönünden 01.11.2019 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak 22.639,99 TL cari hesap alacağının gösterildiği, ödeme emrinin 14.11.2019 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 14.11.2019 tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, davacı defterlerine göre davacının davalıdan icra takip tarihi itibariyle 18.355,48 TL alacaklı olduğu, söz konusu faturaların vergi dairesine davacı tarafından bildirildiği, aynı şekilde usulüne uygun tutulan davalı defterlerine göre de davalının davacıya icra takip tarihi itibariyle 18.355,48 TL borçlu olduğu, her ne kadar iade faturası düzenlemiş ise de, söz konusu iade faturalarının davacı defterlerinde kayıtlı olmaması ve taraf defterlerinin alacak borç noktasında uyuşması nedeniyle iade faturalarının nazara alınmadığı, ispat yükünün davalıya geçtiği, davalının borcu ödediğine dair kanuni delil sunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekili, davacının defterlerini süresinde sunmadığını, ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmadığını ileri sürmüştür. Ancak 21.09.2020 tarihli ön inceleme duruşmasında davacı vekilince defterler için yerinde inceleme yapılmasını talep ettiği, mahkemece de taraf defterlerinin bilirkişi tarafından yerinde incelenmesine karar verildiği, 03.11.2020 tarihinde bilirkişi teslim tutanağında davacı tarafa defterlerinin yerini bildirmesi ve bilirkişinin incelemesi için hazır etmek üzere 10 günlük süre verildiği, 04.11.2020 tarihinde davacı vekilince bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilmesinin istendiği, mahkemece bu talebin kabul edildiği ve bilirkişi tarafından hem davacı hem de davalı defterlerinin incelendiği anlaşılmaktadır. Yine mahkemece alınan ve Dairemizce de hüküm kurmaya elverişli bulunan bilirkişi raporunda davacının ticari defterlerinin, muhasebe kayıtlarının TTK'nın ve VUK'un ilgili maddelerine uygun tutulduğu belirtilmiş olup aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Somut olayda, taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamakta olup ticari defter kayıtlarına göre tarafların alacaklarını hesaba kaydedip belirli bir hesap dönemine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıkları ve hesabın açık hesap ilişkisi gibi işlediği görülmektedir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu, hüküm kurmaya elverişli olup raporda taraf defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davalının iade faturasına konu ettiği davacı tarafça düzenlenen 15.10.2019 tarihli ... ve 30.10.2019 tarihli ... numaralı faturaların davalı defterlerine kaydedildiği, BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, takip tarihi itibariyle davacının ve davalının defterlerinin 18.355,48-TL alacak-borç bakiyesi verdiği, birbiri ile uyumlu olduğu, 26/03/2020 tarihinde davalının 10.190,69-TL'lik ödemesinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı vekili, iade faturası düzenlendiğini, malların ayıplı olduğunu, ayıba ilişkin tanıklarının dinlenmediğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Tacir olan taraflar arasında satım ilişki bulunmakta olup uyuşmazlığın TTK'nın 23. maddesi ile TBK'nın satım sözleşmesini düzenleyen hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir. TTK'nın 23/1-c maddesinde ayıplı mal hakkında alıcıya ihbar yükümlülüğü getirilmiş olup alıcı muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeden ayıp nedeniyle satıcıdan mal bedeli ve zarar gideriminde bulunamaz. Davalı alıcı, süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu yazılı belge ile kanıtlamak zorundadır. TTK'nın 23/1-c maddesinde, malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı, malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya inceletmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbar etmekle yükümlüdür. Ayıp olağan bir muayene ile meydana çıkarılamayacak, kullanma sonucunda ortaya çıkan bir ayıp ise TBK'nın 223/2 maddesinin tatbik olunması gereklidir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 08/06/2022 tarihli, 2020/8002 E. 2022/4625 K., 04/11/2020 tarihli ve 2020/3279 E., 2020/4723 K. sayılı ilâmı ilamı ile Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 04/12/2018 tarih ve 2018/270 E., 20218/6287 K. Sayılı ilamı).TBK'nın 223/2.maddesi ise '' Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.''hükmünü içermektedir. Yukarıda yer alan tespit ve bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; teslim edilen çantaların ayıplı, defolu, hatalı olduğu savunmasında bulunan alıcı-davalının TBK'nın 223/2. maddesi uyarınca gerekli incelemeyi yaptıktan sonra bunu davacı-satıcıya bildirdiğine dair herhangi bir yazılı delil sunamadığı görülmektedir. Davalı, davacının düzenlediği 15.10.2019 tarihli ... ve 30.10.2019 tarihli ... numaralı faturaları defterlerine kaydederken 06.11.2019'da iade faturasına konu ettiği bu malların kendisine teslimine ilişkin irsaliyeli faturada teslim tarihi belirtilmemiş ise de, en geç 15 ve 30 Ekimde teslim edilmiş sayılsa bile davacı yukarıda belirtilen iki günlük sürede davacı satıcıya bildirdiğine dair bir yazılı delil sunamamıştı. Buna göre, davalı taraf çantaların ayıplı olduğu savunmasını ispatlayamadığından ve ayıp olgusunun tanıkla ispatı mümkün olmadığından anılan madde uyarınca satılanı olduğu gibi kabul etmiş sayılır. Bu sebeple aksi yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, davacı açık hesap alacağı bulunduğundan doğan borcunun tahsilini istemiş, davalı, davacının düzenlediği 15.10.2019 tarihli .... ve 30.10.2019 tarihli ... numaralı faturaları defterlerine kaydetmiştir. Davalı ve davacının defterlerine göre davalının yaptığı ödemeler düşüldüğünde davalının davacıya 18.355,48-TL borcu kalmaktadır. Davalının malın ayıplı olduğunu ve ayıbı süresinde ihbar ettiğini ayrıca ödeme yaptığını ispatlayamamıştır. Taraf defterlerini takip tarihinde aynı borç-alacak kaydını vermektedir. Davacının bu faturalarına karşı davalı iade faturası düzenlemiş ise de bu iade faturaları takip tarihinden sonra düzenlediği gibi bu faturalar davacı tarafından kayıt altına alınmayarak iade edilmiş olup mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Bu sebeplerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi gerekmiştir. Ancak, Bakırköy Arabuluculuk Bürosunun ... numaralı dosyası ile zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmuş, taraflarca toplantıya katılınmış ancak anlaşma sağlanamamış olup, 6235 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-14. Bendi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26/2.maddesi uyarınca dava şartı olan arabuluculukta, tarafların anlaşmaması halinde Bakanlık bütçesinden karşılanan arabuluculuk ücretinin re'sen yargılama gideri olarak tahsil edilmesi gerektiği halde, mahkemece, Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderlerinden sayılan arabuluculuk ücretine ilişkin hüküm kurulmaması da doğru olmadığından yeniden hüküm kurulurken 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin de davalıdan alınmasına karar verilmiştir. Dairemizce yeniden hüküm kurulurken, resen hüküm kurulması sebebiyle taraflar lehine ilk derece mahkemesince hükmedilen vekalet ücreti aynen muhafaza edilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davalı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmemekle birlikte, HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının resen düzeltilmek üzere kaldırılmasına ve arabuluculuk ücretinin ret ve kabul oranına göre taraflardan tahsiline dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-Davanın kısmen kabulü ile; Büyükçekmece .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın kısmen iptaline, takibin asıl alacak miktarı olan 18.355,48-TL üzerinden devamına(Takip sırasında ödenen 10.190,69-TL'nin infaz aşamasında dikkate alınmasına), asıl alacağa davacının takip talebindeki miktar aşılmamak üzere takip tarihinden itibaren değişen oranlarda ticari faiz işletilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 2-Hükmolunan asıl alacağın %20'sine tekabül eden icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,3-Reddedilen kısma ilişkin davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine,4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gerekli 1.253,86-TL karar ve ilam harcından peşin alınan 389,94-TL harcın mahsubu ile bakiye 863,92-TL harcın davalıdan alınarak Hazineye irad kaydına, 5-Davacı tarafından ödenen 54,40-TL başvurma harcı, 389,94-TL peşin harç, 1.094,00-TL tebligat ve bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 1.538,34-TL yargılama giderinin davanın ret ve kabul oranına göre hesaplanan 1.236,67-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davanın ret-kabul oranına göre 264,00 TL'sinin davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 1.056,00 TL'sinin ise davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,7-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davanın kabul oranına gröe tayin ve takdir olunan 4.080,00-TL ücreti vekaletin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,8-Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davanın red oranına göre tayin ve takdir olunan 4.080,00-TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,9-Gider avansından artan olur ise karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,10-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden;a-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,b-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,11Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,12-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.07.03.2024