T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/726
KARAR NO: 2024/891
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 16/12/2020
NUMARASI: 2017/1131 E. - 2020/876 K.
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Ticari satımdan kaynaklanan)
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı arasında 02.01.2017 tarihinde ''İçecek ve Satış Otomatları ve Servis İdaresi Sözleşmesi'' başlıklı sözleşme imzalandığını, sözleşmenin konusunun davalının ''... Mah. ... Sok. No:... .../Zonguldak'' adresinde müvekkili davacıya ait toplam 50 adet sıcak içecek otomatı ve snack otomatlarının kurulması ve işletilmesi olduğunu, bu hizmet karşılığında davalının, davacıya aylık asgari ödeme taahhüdünde bulunduğunu, sözleşmenin 4.maddesi gereği sözleşme süresisin 1+1 yıl olarak kararlaştırıldığını, 2017 yılı Ekim ayına kadar müvekkilince sözleşme gereği davalı tarafa eksiksiz hizmet sunulduğunu, davalının 08.09.2017 ve 28.09.2017 tarihli ve birbirini tutmayan, farklı ve haksız nedenler içeren yazılarında ilgili sözleşmeyi feshettiğine dair beyanlarını adi posta yoluyla müvekkiline gönderdiğini, öncelikle TTK'nın18.maddesi kapsamında usulüne uygun yapılmayan haksız fesih bildiriminin hukuken geçersiz olduğunu, davalının sözleşmede asli sorumluluğu olan ödeme edimlerini geç ifa edip sözleşmeyi ihlal etmesine rağmen iyi niyetiyle sözleşmeyi devam ettiren müvekkiline 08.09.2017 tarihinde adi posta yoluyla sözleşmenin 01.10.2017 tarihinde feshedileceğini belirtir bir yazı gönderdiğini, ilgili yazı ekine de eski tarihli bir takım tek taraflı düzenlenmiş tutanaklar konulduğunu, davalının 08.09.2017 tarihli yazısına ilişik olarak gönderdiği tutanak ve beyanların 28.02.2017 tarihine ait olduğunu, üzerinden 7 ay gibi uzun bir süre geçtiğini, ispata muhtaç problemlerle ilgili tespitler olduğunun açıkça ortada olduğunu, ilgili sözleşmenin 5.3 maddesinde otomatlar hakkındaki şikayetlerin ne şekilde davacı müvekkiline iletilmesi gerektiğinin açıklandığını, bu prosedürü izlemeyen davalının tek taraflı düzenlediği tutanakların halihazırda süren bir problemmiş gibi fesih nedeni olarak göstermeye çalışmasının hukuk ve usule aykırı olduğunu, davalının bahsettiği şekilde problemlerin olması halinde dahi sözleşmenin 5.3 maddesindeki “operatör müşterinin yazılı bildiriminden itibaren en eç 2 iş günü içerisinde şikayet konusuna müdahale ederek şikayet konusunu giderir” gereği var olduğu iddia edilen problemlerin davacı müvekkiline iletilip sözleşmeye göre 2 iş günü içerisinde giderilme imkanı dahi tanınmadığını, davalının iddia ettiği şekilde problemler olduğu kabul edilse dahi davacı müvekkilinin sözleşme gereği 2 gün içerisinde problemleri giderdiğini, 2017 Şubat ayında düzenlenen tutanakların aylar sonra müvekkilinin karşısına fesih sebebi olarak gösterilmeye çalışıldığını, davacıya TTK kapsamında herhangi bir resmi ihtar çekilmediğini, sözleşmenin aynı şekilde devam ettiğinin ortada olduğunu, davalının hem geçmişe yönelik şikâyetlerini yeni bir fesih nedeniymiş gibi ortaya koyduğunu, var olduğunu savunduğu sebeplere rağmen mal ve hizmet almaya 7 ay boyunca devam ettiğini, bunun açıkça davalının kötü niyetinin göstergesi olduğunu, davalının ilk fesih bildiriminin ardından bu kez 28.09.2017 tarihinde yine adi posta yoluyla yeni bir fesih bildirim yazısı gönderdiğini, ilk fesih yazısının yetersiz ve haksız olduğunu anlayan davalının yeni sebepler ortaya sürdüğünü, bu seferki yazısında özetle davacıyı sözleşmede yer almayan ürünleri otomatlarda satışa sunmakla itham etiğini, davalı sözleşmeyi bu sebeple feshettiğini haksız ve mesnetsiz olarak davacıya bildirdiğini, davalının bu yöndeki beyanlarının ispata muhtaç olduğunu, adeta sözleşmeyi feshe bahane arayan davalının zorlama sorun bulma çabalarının göstergesi olduğunu, taraflar arasındaki yapılan sözleşmenin karşılıklı borç yükleyen akit olduğunu, borçlunun temerrüdünü ve bunun sonuçlarının TBK'nın 123-126. hükümlerinin düzenlendiğini, borçlunun temerrüdü halinde, alacaklı borçluya mehil verilerek borcu ifa etmesini isteyebileceği, ifa edilmemesi durumunda seçimlik haklarını kullanabileceğini, müvekkilinin seçimlik hakkını kullanması için mehil verilmesine bu aşamada artık gerek bulunmadığını, müvekkilinin TBK'nın 125. maddesi borcun ifa edilmemesinden doğan müspet zararı bulunduğunu, buna ek olarak davacının sözleşmenin 8.maddesinde yer alan erken fesih dolayısıyla haksız fesih halinde ödenmesi gereken cezai şart alacağı da bulunduğunu, davalının erken ve haksız feshi sebebiyle cezai şart alacağı ödemekle yükümlü olduğunu, belirsiz alacak olarak davasını açtığını ileri sürerek, müspet zarar nedeniyle şimdilik 25.000 TL ile sözleşmenin 8.maddesi gereğince cezai şart alacağından 20.000 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 02.11.2020 tarihli değer arttırım dilekçesi ile müspet zarar talebi 25.000 TL'den toplam 65.174,00 TL'ye çıkartılarak bu bedelin tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacı ile davalı arasındaki sözleşme kapsamında davacının hizmeti sözleşmede kararlaştırılığı gibi tam ve eksiksiz sunamadığını, işbu sözleşmede müvekkili şirketin sözleşme süresinde içecek ve yiyecek maddelerini başka bir operatörden ve/veya başka bir yoldan temin edemeyeceğine ilişkin 3.maddede düzenlemeye yer verildiğini, müvekkilinin şirkete getirilen bu kısıtlamanın aslen müvekkilinin çalışanlarına getirilmiş bir kısıtlama olduğunu, zira çalışanların termik santral sahasından çıkarak alışveriş yapma imkanlarının zaten bulunmadığını, davacının, müvekkilinin adresinde tekel olma hakkını alıp hiçbir edimini düzgün ifa edemediğini, davacıya yapılan ihtarların sonuçsuz kaldığını, bu durumun sözleşmede yazılı olan ...@....com.tr ve ...@....com.tr adreslerine @ posta ile bildirdiklerini, sözleşmede otomat makinelerinin en geç 31.01.2017 tarihinde çalışır vaziyette kurulmuş olacağının taahhüt edildiğini, akabinde müvekkilinin ilk yazılı şikayetinin, 21.02.2017 tarihinde mail olarak iletildiğini, durumun düzeltilmesi için 24.02.2017 tarihine kadar süre verildiğini, bu mailde görüldüğü üzere halen çay otomatları ve soğuk makinelerinin tamamının aktif olarak devreye alınmadığını, bazı makinelerin çalışır görünüp kontör düşmesine rağmen boş bardak ve kaşık verdiğini, yiyecek makinelerinin yarıdan fazlasının boş kaldığını, bu durumların resimlerle de tespit edilerek davacıya iletildiğini, davacı yetkilisi ... tarafından gönderilen cevabi mailde kontör düşüm hataları kabul edilerek bunların düzeltileceğinin belirtildiğini, keza makinelerin boş kalması konusunda ise, iki çalışanlarının olduğunu ve sabah 7:30 akşam 18:00 saatleri arasında çalıştıklarını, ancak vardiyalı sisteme geçeceklerini ve bu sayede makinelerin bundan sonra boş kalmayacağını belirtiklerini, 24.02.2018 tarihine gelindiğinde, 160 mw termik santraldeki sıcak makineler hala arızalı, atıştırmalık dolapların halen boş olduğunu, bu konuda kendilerine 24.02.2017 tarihli elektonik posta gönderilmiş ise de bir sonuç alınamadığını, 28.02.2017 tarihine gelindiğinde, ..., ..., ... ve Liman yani tüm tesisteki tüm çay kahve makinelerinin 08:00 - 16:00 vardiyalarında çalışmadığını, davacı yetkilisi ile iletişime geçildiğini, durumun makinelerdeki GSM hatlarından kaynaklandığının belirtildiğini, bu konuda ekli tutanaklar tutulduğunu, tutanağı tutan kişilerin müvekkili şirket çalışanları ise de, davacı ile bir husumetleri y olmadığını, sözleşmenin akdi veya feshi hususunda bir menfaatleri olmadığını, davacı yetkilisi ile de iletişime geçtiklerini ve sorunun GSM hatlarından kaynaklandığının da belirtildiğini de tutanağa geçirdiklerini, müvekkili şirket çalışanlarının 8 saat boyunca sabah 8:00'den 16:00'ya kadar çay kahve servisi alamadığını, davacının da 8 saat boyunca makinelere müdahale edip de sorunu çözemediğini, 09.03.2017 tarihine gelindiğinde makinelerin halen arızalı ve ürünlerin halen eksik olduğunu, 08.05.2017 tarihinde davacıya sözleşmede yer verildiği üzere, elektronik posta gönderildiğini, makinelerin durumlarının resimleri de eklenerek izah edilmeye çalışıldığını, bu kapsamda ilgili elektronik posta ile otomatlardaki malzeme eksikliklerinin, çoğu reyonun boş olması ve doldurulmaması, sıcak-soğuk otomatlardaki bozukluklara acil müdahale edilmesi gereğinin bir kez daha bildirildiğini, 13.07.2017 tarihinde ... ofis içindeki sıcak otomatının 3 haftadır sabah 07.00 - 08.00 saatleri arasında çalışmadığının tutanak altına alındığını, davacı şirketin ilgisiz olduğunu, hangi makinesinde ne arıza olduğundan dahi haberi bulunmadığını, bunun yazılı olarak 19.07.2017 tarihli yazı ile bildirildiğini, ceza kesileceği,nin de ihtar edildiğini, 17.08.2017 tarihinde halen otomatların içinin sürekli boş kaldığından yine davacıya ceza kesileceğine dair ihtar verildiğini, 08.09.2017 tarihinde aynı sorunlar halen devam etmekte olduğundan sözleşmenin 01.10.2017 itibarı ile feshedileceği kendilerine yazılı olarak bildirildiğini, 25.09.2017 tarihine gelindiğinde davacının sözleşme ekli listesinde yer almayan ürünleri satışa sunduğunun fotoğraflarla tespit edilip tutanak altına alındığını, davalı tesisinin termik santral olduğunu, 24 saat çalışan bir tesis olduğunu ve otomat makinelerinin sürekli dolu olmak zorunda olduğunu, bu nedenle otomat makinelerinin sık sık doldurulması gerektiğini, tesisin termik santral olmakla yüksek risk grubunda olduğunu, bu sebeple, alerjen etkisi, zehirleme ihtimali yüksek olan gıdaların satılmaması için ürünlerin müvekkili şirkete danışılmadan değiştirilmesinin, yenilerinin eklenmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle sözleşme ekinde ürünlerin tek tek belirtildiğini, davacının bu hususları sözleşme akdederken fark etmemiş olduğunun açık olduğunu, sözleşme süresinde defalarca ihtar edilmesine rağmen yine de bu konuda hiçbir çaba göstermediğini, müvekkilini ve şirket çalışanlarını mağdur ettiğini, müvekkilinin tesisinin hayli büyük 3 termik santral ve limandan oluşan bir yatırım olduğunu, içinde müteahhit ve taşeron çalışanları ile birlikte, çalışan sayısının binlerce olduğunu, davacının sözleşmeyi akdederken bunu bildiğini, çalışanların mesai saatleri içerisinde dışarıya erişimleri olmadığını, davacının, sözleşmenin akdinden beri, çalıştırmakla yükümlü olduğu otomat makinelerini ya GSM bağlantısı olmaksızın, ya içi boş olarak, ya da bozuk olarak bulundurduğunu, sözleşme konusu işe yetersiz personel tahsis ettiğini, müvekkilinin sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğinden davacının ceza-i şart ve kar mahrumiyeti talep hakkı bulunmadığını, sözleşmenin 8.maddesinde düzenlenen ceza-i şartın, müvekkili şirkete nedensizce fesih yapması halinde başkaca bir şey ödemeden sözleşmeden kurtulması için getirilmiş bir imkan olduğunu, bu kapsamda bu bedel fesih kabul edilmesi halinde talep edilebilecek bir tutar olduğunu, hem fesih reddedilip hem de feshe bağlı dönme cezası talep edilip bir de üstüne müspet zarar talep edilmesinin mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; " ... Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 502 ve davamı maddelerine göre vekâlet ve iş görme sözleşmesinden kaynaklı müspet zarar ve ceza koşulu davasıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 502'ye göre; "Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan işgörme sözleşmelerine de uygulanır." Taraflar arasında yapılan 02.01.2017 tarihli İçecek ve Satış Otomatları İşletme ve Servis İdaresi Sözleşmesinin "Sözleşmenin Konusu" başlıklı 3'üncü maddesinde "İşbu sözleşme ile müşteri (...) sıcak ile soğuk içecek ve yiyecek maddeleri servis idaresini operatöre vermektedir." düzenlemesi getirilmiştir. Sözleşmedeki bu maddeye göre taraflar arasındaki hukuki ilişki vekâlet ve iş görme sözleşmesi niteliğindedir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık davalı şirketin davacıya gönderdiği iki bildirim yazısı ile sözleşmeyi devam ettirmeme iradesini ortaya koyması sonucunda davacının sözleşmenin erken ve haksız feshi nedeniyle müspet zararının ve sözleşmede yazılı olan ceza koşulu alacağının doğup doğmadığı noktasındadır. Davacı tarafın müspet zararı ile ceza koşulu alacağının hesaplanması için 6100 sayılı HMK m. 266'ya göre tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir. Hazırlanan 09.03.2020 tarihli bilirkişi raporunda davacının ceza koşulu alacağının 83.333,33 TL olduğu tespit edilmiştir. Raporda sözleşmenin fesih tarihi ile olağan bitiş tarihi arasındaki kâr mahrumiyetinin hesaplanmamış olması nedeniyle dosya ek rapor hazırlanması için tekrar bilirkişiye verilmiştir. Hazırlanan 22.07.2020 tarihli ek raporda davacının yoksun kaldığı kârın 65.174,00 TL olduğu tespit edilmiştir. Davacının birinci talebi sözleşmenin erken ve haksız feshi nedeniyle uğradığı müspet zararının tazminidir. Yargıtay müspet zararı aşağıdaki gibi tanımlamış ve koşullarını belirlemiştir. "Müspet zarar ise, sözleşme sebebiyle cebe girmesi gereken paranın, girmemesi sebebiyle meydana gelen zarardır. Bu niteliği gereği müspet zarar daima ileriye dönük olup, bir beklenti kaybıdır. Kısaca, akdin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zarardır. Örneğin, kira geliri kaybı, geciken ifa sebebiyle ifaya bağlı ceza (B.K.158/ll.md.), seçimlik ceza (B.K.158/I.md.), eksik işler bedeli, kâr kaybı müspet zarar kapsamındaki alacakları oluşturmaktadır. Özetle sözleşmenin feshedilmesi halinde sözleşmeyi feshedenin kâr kaybı isteyebilmesi için sözleşmede buna dair düzenleme bulunması gerekir. Feshedilen sözleşmede böyle bir düzenleme yoktur. 6098 sayılı TBK'nın 125/son maddesi uyarınca sözleşmeyi haklı olarak fesheden taraf ancak olumsuz zararını isteyebilir, olumlu zararını isteyemez." (Yargıtay 15. HD 2016 / 5887 Esas; 2018 / 1691 Karar ve 24.04.2018 Tarih) Yargıtay'ın alıntıladığımız bu kararına göre sözleşmenin feshedilmesi halinde sözleşmeyi feshedenin müspet zarar olarak kâr kaybı isteyebilmesi için sözleşmede buna ilişkin düzenleme bulunması gerekir. Taraflar arasında yapılan sözleşmenin "Fesih" başlıklı 8'inci maddesinde "Müşteri sözleşmeyi süresinden önce feshetmek isterse bir yıllık sözleşme bedelinin % 15'ini ödemeyi taahhüt eder." düzenlemesi yapılmıştır. Sözleşmedeki bu madde her iki tarafça da müspet zararın tazmini olarak değil ceza koşulu olarak kabul edilmektedir. Sözleşmede sözleşmenin feshi nedeniyle müspet zarar tazminatı ödeneceğine ilişkin başkaca bir madde de bulunmadığından davacının müspet zarar tazminatı talebinin reddine yönelik olarak aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. Davacının ikinci talebi ise sözleşmenin erken ve haksız feshi nedeniyle sözleşmenin 8'inci maddesinde düzenlenen ceza koşulunun tespit edilerek tarafına ödenmesine karar verilmesidir. Davacının ceza koşuluna hak kazanabilmesi için feshin haklı olmaması gerekmektedir. Davalının fesih iradesinin şekli ve esasa yönelik olarak ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. 6102 sayılı TTK m. 18/III'e göre; "Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır." Davalı taraf 08.09.2017 ve 28.09.2017 tarihlerinde davacı tarafa iki tane fesih yazısı göndermiştir. Bu fesih yazıları 6102 sayılı TTK m. 18/III'e uygun şekilde noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak yapılmamıştır. Dolayısıyla davalının fesih iradesi şekli açıdan kanuna aykırı şekilde gerçekleşmiştir. Davalının davacıya gönderdiği ilk fesih yazısı olan 08.09.2017 tarihli yazıda "Sözleşmenin 13'üncü maddesinde belirtilen işletim ve minimum dolum miktarları iş programının aksatılması ve benzeri konular, ilgi (a-b) ve ekte kayıtlı yazılarımızla tarafınıza daha önce iletilmiştir. Hizmet yetersizliği ve memnuniyetsizliği sebebiyle 01.10.2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, sözleşmenin 8'inci maddesi gereği sözleşmeniz feshedilecektir." bildiriminde bulunulduğu görülmektedir. Davalının davacıya gönderdiği 28.09.2017 tarihli ikinci fesih yazısında da "İlgi yazımız ile hizmet yetersizliği ve memnuniyetsizliği nedeniyle 02.01.2017 tarihli sözleşmenin feshedileceği bildirilmiştir. Hal böyleyken, sözleşmenin 4'üncü maddesinde belirtilen "operatör sözleşme şartlarında ve fiyatlarında müşterinin onayını almadan herhangi bir değişiklik yapamaz" hükmü ihlal edilmiştir. Sözleşme ekinde yer alan ürünler dışında ekte listesi yer alan ürünleri satışa sunduğunuz görülmüştür. 21.09.2017 tarihinde göndermiş olduğunuz alternatif teklif uygun görülmemiş olup sözleşmeniz yukarıda belirtilen hususlar nedeniyle feshedilmiştir." bildiriminde bulunulduğu görülmektedir.Davalı tarafın fesih yazıları incelendiğinde davalı şirketin sözleşmeyi fesih gerekçesi olarak işletim ve minimum dolum miktarlarına uyulmamasını ve sözleşme ekinde yer alan ürünler dışında yer alan ürünlerin satışa sunulmasını gösterdiği anlaşılmaktadır. Davalının dosyaya sunduğu ve sözleşmede yazılı olan ...@....com.tr ve ...@....com.tr adreslerine gönderdiği @ posta yazışmaları incelendiğinde davalı şirketin Şubat 2017 tarihinden Mayıs 2017 tarihine kadar davacı şirketi ayıplı hizmet konularında uyardığı görülmektedir. Taraflar arasında yapılan sözleşmenin "İçecek Ücretleri" başlıklı 6'ncı maddesinde içecek türlerinin genel olarak belirlendiği, "İşletim ve Minimum Dolum Miktarları" başlıklı 13'üncü maddesinde; gerekli network hattını operatörün yani davacının sağlayacağı, operatöre ait en az bir personelin ve aracın 24 saat esasıyla tesis içinde ve dışında hazır bulunacağı, görevli personelin her gün makinelerin doluluk oranını ve çalışma sistemini kontrol edeceği, operatör tarafından makinelerin daima çalışır durumda tutulacağı, arızalı makinelerin 48 saat içinde kullanıma hazır duruma getirileceği kararlaştırılmıştır. Davalı şirket davacının hizmeti eksik ya da ayıplı verdiğine ilişkin tanık göstermiş olup davalı tanıklarının dinlenmesi için Zonguldak Asliye Hukuk Mahkemesine talimat yazılmıştır. Talimat mahkemesince dinlenen davalı tanıkları ... ve ... verdikleri beyanlarında özetle; "Otomat makinalarının GPRS ile çalıştığını internetin azaldığı dönemlerde sorunlar yaşandığını, makinelerden ürün alınacağı zaman işçilerin kartından kontör düştüğünü, ancak ürün gelmediğini, ürünün makinenin camının önünde takılıp kaldığını, çay kahvenin otomatlarda 3 bölme halinde bulunduğunu, sütlü nescafe içmek istendiğinde makinede eğer süt tozu yoksa sadece sade kahve verdiğini, davalı şirketin çalışma alanının geniş olduğunu, bu alanda davacı firma tarafından ilk başta bir kişi görevlendirildiğini, daha sonra davalı şirketin uyarılarıyla bir kişi daha görevlendirildiğini, iki kişinin vardiya usulü çalıştığını, davacı şirket tarafından görevlendirilen iki kişinin çay ve kahve makinesi ile bisküvi makinesindeki eksiklikleri gidermekle görevli olduklarını, ancak iki kişinin de yeterli olmadığını, davacı firma birinci ve ikinci vardiyaya eleman görevlendirdiğini ancak üçüncü vardiyaya eleman görevlendirmediğini, bu nedenle aksaklıklar yaşandığını, çalışanların mağdur olduğunu, bu durumun bir kaç kez tekrar ettiğini, davalı şirket tarafından bu durumların tutanak altına alındığını, davacı firmanın sözleşmede gösterilen ürün markaları yerine zaman zaman başka marka ürünler getirdiğini, daha sonra bu eksikliğin giderildiğini, kahve makinelerinde sistem gereği su bağlantısı yapılamayan noktalarda makinenin içerisine damacana konulduğunu, eğer damacanadaki su biterse kahve makinesinin sadece boş bardak verdiğini, ancak işçilerden yine kontör düşümü yapıldığını, her makinenin belli bir limiti olduğunu, çay ve kahve makinelerinin limitinin 500 ile 1000 bardak arasında değiştiğini, bittiği zaman yenilenmesi gerektiğini, yenilenmediği takdirde makinelerin hata verdiğini, bu sistemi getirmekteki amaçlarının ikinci ve üçüncü vardiyada çalışanların isteklerinin karşılanması olduğunu, ancak davacının tutumundan dolayı en fazla sıkıntıyı üçüncü vardiyada yaşadıklarını, davacı taraf tek kişi görevlendirdiğinden eksikliklerin tamamlanmasının uzun zaman aldığını, ısrarlarına karşın ikinci ve üçüncü bir kişiyi daha davacı tarafa işe aldırtamadıklarını, davacı tarafça 53 makineden sadece 17 tanesinin yeni olarak getirildiğini geri kalanların ise ikinci el makineler olduğunu, makinelerin günlük temizlik ve bakımlarının yapılması gerektiğini, eğer yapılmaz ise filtrelerinin tıkanacağını ve bunun da teknik arızaya neden olacağını, davacı tarafın yetiştiği zaman haftada bir defa makinelerin bakım ve temizliğinin yapıldığını, çay makinesinde demlenen çay miktarı kadar bardak, şeker ve kaşık konması gerektiğini, birisinin makineye konulmadığında veya bittiğinde makinenin eksik ürün verdiğini, davacı tarafın sıklıkla şeker ve kaşık koymayı unuttuğunu, bu nedenlerle makinelerden boş bardak verildiğinin olduğunu" belirtmişlerdir. Davacı tanıkları ile talimat mahkemesince dinlenen davalı tanıklarının beyanlarından davacının davaya konu makinelerin network hattını sağlama yükümlülüğü altına girdiği ancak makinelerin internet bağlantısının zayıfladığı zamanlarda sorun yaşandığı, en az bir personelin ve aracın 24 saat esasıyla tesis içinde ve dışında hazır bulundurulması yükümlülüğü getirildiği halde bu sayıda personelin yeterli gelmediği, yeterli personel alımının da geç yapılmadığı, bu durumunda makinelerin doluluk oranını ve çalışma sistemini kontrol etme, makinelerin daima çalışır durumda tutulma ve arızalı makinelerin 48 saat içinde kullanıma hazır duruma getirilme yükümlülüğünü davacının yerine getirmesini engellediği anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşmenin "Fesih" başlıklı 8'inci maddesinde "Her iki tarafta iş bu sözleşmeden doğan yükümlülüklerinden herhangi birini yerine getirememesi veya sözleşmeyi ihlal etmesi halinde tek taraflı olarak haklı sebeple sözleşmeyi feshedebilir." düzenlemesi getirilmiş olup tanık beyanları ile ortaya çıkan durumların davalı yönünden haklı fesih nedeni oluşturduğu ve davacının üzerine düşün yükümlülüklerini tam ve eksiksiz olarak yerine getiremediği anlaşılmaktadır. Taraflar arasında yapılan sözleşmenin "Fesih" başlıklı 8'inci maddesinde "Müşteri sözleşmeyi süresinden önce feshetmek isterse bir yıllık sözleşme bedelinin % 15'ini ödemeyi taahhüt eder." düzenlemesi getirilmiş olup bu maddede belirlenen ceza koşulu sözleşmenin haksız feshi için değil sözleşmenin süresinden önce feshi durumu için getirilmiştir. Ancak sözleşmenin davalı tarafından süresinden önce feshinin yukarıda incelendiği üzere haklı nedenlere dayanması durumunda ceza koşulu ödememek için davalının sözleşmeyle bağlı kalmaya devam etmesini kendisinden beklenemeyeceğinden sözleşmedeki ceza koşuluna ilişkin bu maddenin davalıya karşı ileri sürülmesinde davacının hukuki yararı bulunmamaktadır. Bu gerekçelerle davacının ceza koşuluna ilişkin talebinin de reddine yönelik olarak aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. Hazırlanan 09.03.2020 tarihli bilirkişisi raporunda davacının ceza koşulu alacağının 83.333,33 TL 22.07.2020 tarihli bilirkişi raporunda da zararının 65.174.00 TL olduğunun tespit edilmesi nedeniyle 7251 sayılı yasa ile değişik 6100 sayılı HMK m. 107/II'ye göre davacıya iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilmesi için iki haftalık kesin süre verilmiş, aksi takdirde davanın talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanacağı ihtarı yapılmıştır. Davacı vekili mahkememize verdiği 02.11.2020 tarihli dilekçesiyle müspet zarara ilişkin taleplerini 6100 sayılı HMK m. 107/II'ye göre bedel artırım talebinde bulunarak 65.174,00 TL'ye çıkartmış ve eksik harcı da yatırmıştır. Davacı tarafın bedel arttırım dilekçesinden sonra davalı taraf 23.11.2020 tarihli dilekçesiyle ıslah zamanaşımı definde bulunmuştur. Davacı taraf davasını 6100 sayılı HMK m. 107'ye göre belirsiz alacak davası olarak açmıştır. Mahkememize verdiği bedel arttırım dilekçesini de dava değerinin ıslahı olarak değil, HMK m. 107'ye göre belirsiz alacak talebinin belirli hale gelmesi nedeniyle bedel arttırım dilekçesi olarak vermiştir. Belirsiz alacak davalarında zamanaşımı süresi davanın ilk açıldığı andan itibaren dava değerinin tamamı için kesileceğinden davalı tarafın ıslah zamanaşımı definin reddine karar verilmiştir." gerekçesiyle, davalının zamanaşımı definin reddine, davacının müspet zarar tazminatı talebinin reddine, davacının ceza koşulu talebinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin müspet zarar talebi yönünden sözleşmeyi davalının haksız feshetmiş olmasına rağmen davacı müvekkilinin sözleşmeyi feshetmesinden bahseredek sözleşmede buna ilişkin düzenleme olmadığından dolayı talebi reddettiğini, sözleşmenin davacı değil davalı tarafından haksız feshedildiğini, mahkemenin dayanak olarak kullandığı Yargıtay kararının somut olayla uymadığını, müvekkilinin, davalının fesih beyanlarını kabul etmediğini, sözleşmenin davacı müvekkili tarafında süresi içerisinde, ayakta olduğunu, müspet zarar isteme hakkına haiz olduğunu, mahkemece yalnızca davalı tanık anlatımları gerekçe gösterilerek davalının feshinin işletim ve minimum dolum miktarlarına uyulmamasına dayalı olarak haklı olduğunu tespit ettiğini, dosyada mübrez sayısız delil ve yazışmaların değerlendirilmeden karar verildiğini, davalının feshinin gerekçesi olarak bir takım yaşadığını iddia ettiği aksaklıklara ilişkin mail yazışmalarının dosyaya sunulduğunu, müvekkilince bu iddia edilen aksaklıklara ilişkin verilen cevapların tek tek, itinayla dosyaya sunulduğunu, ancak mahkemece sundukları hiç bir belgenin değerlendirilmediğini, yalnızca davalı tanıklarından birinin ifadelerine yer vererek davalı feshinin yerinde olduğuna karar verildiğini, davalı tarafınca sayılan sebeplerin birçoğunun müvekkilinin kusurundan ya da ihmalinden kaynaklanmadığını, davalının 21.02.2017 tarihli mailinin gereğinin ertesi gün yerine getirildiğini, işlerin aksamaması için 2 personelini iyi niyetiyle görevlendirdiğini, sözleşmede 1 personel kararlaştırılmış olmasına rağmen yeterli personel alımının yapılmadığı belirten yerel mahkeme kararının bu yönüyle de hatalı olduğunu, makinelerin davalı çalışanlarının kullanımına ellerine verilen kontör yüklü kartlar vesilesiyle yapıldığını, ilgili kartlara aylık bir yükleme davalı tarafından bedeli karşılanmak üzere yapıldığını, fakat bazı çalışanların bu aylık kullanım için yapılan yüklemeleri tek seferde kullanarak makineleri olağan dışı şekilde boşalttığını, diğer çalışanları mağdur ettiğini, 24.02.2017 trihli mailin de gereğinin yerine getirildiğini, 28.02.2017 tarihinde davalı şirket tesisindeki tüm çay ve kahve makinalarının çalışmadığın dair tutanak tutulduğunu, oysa ki sorunun makinelerin çalışmasını sağlayan GSM operatörünün ilgili sahada çekmemesi nedeniyle gerçekleştiği bilgisinin aynı gün derhal davalıya illetildiğini, otomatlardan kontörlü kartların düşüm yapılabilmesi için veri hizmetinin sağlanmasının mecbur olduğunu, bu veri hizmeti ya davalı işletmenin internet sisteminden makinalara bağlanmak suretiyle alınabilir ya da GSM operatörlerinin veri hizmetlerinden her bir makinaya gsm hattı/kartı takılarak gerçekleştirilebilir sistemler olduğunu, davalı şirketin böyle bir teknik imkân sunmaması nedeniyle her bir otomata GSM hattı bağlandığını, söz konusu şikâyet tarihinde ise davacı müvekkilince yapılan araştırmada şikâyet saatleri itibariyle GSM operatörlerinin veri sağlamadığının tespit edildiğini, görüldüğü üzere söz konusu şikâyetin konusunun tamamen müvekkilinin kontrolü ve sorumluluğu dışındaki bir hususta gerçekleştiğini, sözleşme gereği GSM hatlarının çekmemesinden davacı müvekkilinin sorumluluğu ve müdahale şansı bulunmadığını, 09.03.2017 tarihli mail ile ilgili sorunun da yine aynı gün davacı müvekkilce giderildiğini, sorunun otomata dışarıdan müdahale olması sebebiyle su hortumunun çıkması gibi basit bir problemden kaynaklandığını, 13.07.2018 tarihli davalının tek taraflı olarak düzenlediği tutanakta dahi davalı dilekçesinde belirtilenin aksine makinelerin çalışmadığı yönünde bir beyan bulunmadığını, bir makinanın 3 haftadır tamamen çalışmamasının ve bunun davalı tarafça müvekkiline bildirilmemesinin imkânı bulunmadığını, davalının 25.09.2017 tarihli bildirim yazısında bu kez farklı bir neden ileri sürerek sözleşmede belirlenen ürünlerden farklı ürünlerin satıldığını tespit ettiklerini beyan ettiğini, davalının bu iddialarının asılsız olduğunu, davacı müvekkil tarafından davalının bilgisi ve onayı olmayan hiçbir ürün satışının ilgili otomatlardan yapılmadığını, bu durumun ispata muhtaç olup yine tek taraflı düzenlenen bir tutanak ile ispatı mümkün olmadığını, ayrıca ilgili tutanağın davalının 08.09.2018 tarihli ilk haksız fesih bildiriminden sonra düzenlendiğini, açıkça yeni bir fesih nedeni üretmek adına oluşturulmuş kötü niyetli ve ispata muhtaç bir belge olduğunu, müvekkilinin sözleşmede belirlenen sürede sorunlara çözüm sağladığını, tüm edimlerini yerine getirdiğini, sözleşme konusu 50 adet otomatın tamamen elektronik olarak, 10 ay boyunca 24 saat süreyle hiç durmadan çalıştığı göz önünde bulundurulursa davalı şirketin bahsettiği toplam 4-5 makine arızasından bahsettiğini, 10 ay boyunca hiç arıza yapmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı müvekkilinin makinaların arızalanmaması yönünde bir taahhüdü bulunmadığını, bu arızaların olağan olduğunu, mahkemenin dayanak yaptığı ceza faturalarının da iade edildiğini, davalının iddia ettiği ve yerel mahkemenin de dayanak olarak bahsettiği ve tek taraflı olarak düzenlendiği tutanakların taraflarına usulsüz fesih beyanları ile birlikte aradan yaklaşık 7 ay geçmesinin ardından davacı müvekkiline iletildiğini, feshin haksız ve kötüniyetli olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, otomat cihazlar üzerinden ticari satıma ilişkin sözleşmenin haksız feshedildiği iddiasına dayalı müspet zarar ve cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, 02.01.2017 tarihli ''İçecek ve Satış Otomatları ve Servis İdaresi Sözleşmesi'' başlıklı sözleşme imzalandığı, sözleşmenin konusunun davalının ''... Mah. ... Sok. No:... Çatalağzı/Zonguldak'' adresinde, davacı tarafça sıcak ve soğuk içecek ve yiyecek maddeleri servisinin idaresi olduğu, davacının sıcak içecek otomatı ve snack otomatlarını davalının adresinde kurmasının kararlaştırıldığı, sözleşme süresisin 1+1 yıl olarak kararlaştırıldığı, davalının 08.09.2017 ve 28.09.2017 tarihli yazıları ile sözleşmenin feshedildiği anlaşılmaktadır. Davacı, davalının sözleşmeyi fesih etmesinin haksız olduğunu, tüm edimlerini yerine getirdiğini, davalının arıza veya sorun olarak bildirdiği tüm şikayetlerini sözleşmede belirtilen sürede çözüme kavuşturduğunu ileri sürerek, kar kaybı kapsamında müspet zarar ve sözleşmenin 8.maddesi uyarınca cezai şart talebinde bulunmuş; davalı ise iş yerinin bir termik santral olduğunu, 24 saat çalışılan iş yerinde makinelerin sürekli dolu olması gerektiğini, makinelerin sık sık boş kaldığını veya eksik ürün bulunduğunu, satışı kararlaştırılan ürünlerden farklı ürünlerin otomatlara konulduğunu, makinelerin tamamının aktif olmadığını, bu şekildeki şikayetlerin davacıya bildirildiğini, ancak davacının ilgisiz kaldığını, davacının edimlerini yerine getirmediğini, bu sebeple feshin haklı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Taraflar arasındaki sözleşme niteliği itibariyle esasında bir satım sözleşmesidir. Yukarıda da belirtildiği gibi sözleşmenin konusu, davacı tarafça sıcak ve soğuk içecek ile yiyecek maddeleri servisinin idaresi olduğu, davacının bu hizmetini de davalının belirlenen iş yerinde sıcak içecek otomatı ve snack otomatlarını kurup idare etmek şeklinde gerçekleştireceği, davalının söz konusu otomatlarda yer alan ürünleri esasında sözleşmede belirlenen şartlarda davacıdan satın almakta olduğu, davacının bu ürünleri, kurup idare edeceği otomatlar yoluyla davalının iş yerinde satışını sağlayacağı, buna göre sözleşmenin satım sözleşmesi niteliğinde olduğu anlaşılmakta olup mahkemenin hukuki nitelemeyi vekalet ve iş görme sözleşmesi olarak nitelemesi doğru olmamıştır. İlk derece mahkemesince taraf delilleri toplanmış, davacı ve davalı tanıkları dinlenmiş, taraflar arasındaki mail yazışmaları incelenmiş ve sonuç olarak davalının sözleşmeyi haklı nedenle feshettiği belirtilmiştir. Mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere davacının sözleşme uyarınca yüklendiği edimleri tam olarak yerine getiremediği, satış otomatlarının zaman zaman çalışmadığı, görevlendirilen personel sayısının sorunların çözümünde yetersiz kaldığı ve sebeple davalının sözleşmeyi feshetmekte haklı olduğu anlaşılmıştır. Somut olayda, davacı, feshin haksız olduğunu ileri sürerek, müspet zarar (kâr kaybı) ile cezai şart alacağı talep etmiştir. Müspet zarar; borçlu, edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır. Sözleşmenin haksız feshedilmesi halinde bu nedenle uğranılan müspet zararın tazmininin istenebilmesi mümkündür. Müspet zarar kapsamında kâr kaybı, kârdan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır ve sözleşmeyi kusuruyla, haksız olarak fesheden taraftan istenir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/15 6 -874 Esas, 2023/118 Karar sayılı kararı). Somut olayda mahkemece, isabetli bir şekilde feshin haklı olduğunu tespit etmiştir. Bu sebeplerle davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde değildir. Ancak eldeki davada, sözleşmeyi fesheden taraf davalı, müspet zarar talep eden ise sözleşmenin haksız feshedildiğini iddia eden davacı taraf olup, artık sözleşmenin haklı sebeple davalı yanca feshedildiği tespit edildiğine göre, davacının müspet zarar isteme imkânı bulunmamaktadır. Bu sebeple mahkemece davacının müspet zarar talebinin belirtilen gerekçe ile reddedilmesi gerekirken, somut olaya uymayan emsal Yargıtay kararı uyarınca sözleşmede hüküm bulunmaması sebebiyle reddedilmesi hatalı olmuştur. İlk derece mahkemesi kararındaki müspet zararın reddi gerekçesi ile mahkemenin uyuşmazlığa ilişkin hukuki nitelemesi hatalı olduğundan, davacı vekilinin istinaf nedenleri yerinde olmamakla birlikte, Dairemizce resen yapılan yukarıdaki değerlendirme sonunda, kararının gerekçesinin düzeltilmesi için kararın resen kaldırılması ve Dairemizce yeniden hüküm kurulması gerekmiştir. Cezai şart talebi yönünden yapılan incelemede ise; mahkeme kararında da belirtildiği üzere, davacının cezai şart talebinin de şartlarının oluşmadığı, zira cezai şart talebine ilişkin sözleşmenin 8. maddesinde müşterinin yani davalının sözleşmeyi süresinden önce feshi hâlinde ödeyeceği cezai şartın hüküm altına alındığı, somut olayda sözleşmenin haklı sebeple feshedildiği ve maddenin haklı sebeple fesih hâlini kapsamadığı anlaşıldığından, bu talebin reddi de isabetli olmuştur. Bu sebeple davacı vekilinin cezai şart alacağına yönelik istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.Açıklanan bu gerekçelerle; HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2. maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri yerinde olmamakla birlikte, ilk derece mahkemesince verilen karar sonucu itibariyle doğru ancak gerekçesi itibariyle yerinde olmadığından Dairemizce resen yapılan inceleme sonunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının gerekçesi düzeltilmek üzere kaldırılarak davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM :Yukarıda açıklanan gerekçelerle; HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte, gerekçesi resen düzeltilmek üzere ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında yukarıdaki gerekçeyle Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;1-Davanın reddine,2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar harcının peşin olarak yatırılan 1.468,49 TL'den mahsubu ile artan 1.040,89 TL harcın, talep hâlinde davacıya iadesine,3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 9.272,62 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider ve delil avanslarının, yatıran taraflara iadesine, 7-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden: a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılmış olan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,b-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin takdiren davacı üzerinde bırakılmasına,8-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 9-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 30.05.2024