T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1000
KARAR NO:2024/1343
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:04/11/2020
NUMARASI:2018/1167 E. - 2020/560 K.
DAVANIN KONUSU:Haksız Rekabetin Tespiti, Önlenmesi, Tazminat
Taraflar arasındaki asıl ve karşı davalırın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl davanın usulden reddine, karşı davanın esastan reddine dair verilen karara karşı, davacı-karşı davalı ve davalı-karşı davacı vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Asıl davada davacı vekili, asıl dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 1886 yılında Amerika Birleşik devletleri'nde kurulduğunu ve o günden bu yana dünyada, 1993 yılından bu yana ise Türkiye'de doğrudan satış alanında faaliyette bulunan, Türkiye'nin önde gelen şirketlerinden biri konumunda olan ve kadınlara yönelik sosyal kampanyaları ile dikkat çeken bir şirket olduğunu, ayrıca şirket sektör temsilcilerinden oluşan ...'nin kurucu üyelerinden olup müvekkili şirketin temsilcisinin ...'nin yönetim kurulu üyesi olduğunu, davalının ise ... markasını kullanarak doğrudan satış sektöründe davacı ile benzer nitelikte ürünleri üreten ve rakip olan bir şirket olduğunu, ancak davalının haksız rekabetin kuralları ile kendini bağlı hissetmediğini, davalının daha önceden temsilcileri aracılığı ile davacı hakkında asılsız ithamlarda bulunduğunu, bu konu ile ilgili kendisine ihtarlar gönderildiğini, yakın zamanda ise haksız rekabetin boyutunu arttıran davalının kendi sosyal medya hesaplarından herhangi bir dayanağı ve ispat vasıtası olmayan üstünlük ifadelerini içerir ve tüketiciyi aldatır şekilde bir video yayınladığını, bu sebeple davalı hakkında önceden İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1002 Esas sayılı dosyası ile haksız rekabetin men'i ve refi amacıyla dava açıldığını, Ekim 2018 ayı içerisinde davalı şirket yönetim kurulu başkanı ...'nın kalabalık bir dinleyici kitlesi önünde yaptığı konuşma içeriğinde sarf ettiği ifadelerin, ithamların ve hakaret içerikli sözlerinin haksız rekabet kurallarını ihlal ettiğini, bu konuşmanın davalının yönetim kurulu başkanının da isteği ile toplantıya katılanlar tarafından canlı bir şekilde sosyal medya hesaplarından yayınlandığını, sonrasında da konuşmanın video kaydının çeşitli sosyal medya hesaplarından kamu ile paylaşıldığını, ilgili videoda ...'nın defalarca, bazen ismini vererek bazen de dolaylı yoldan anlatarak müvekkili ve diğer rakipleri hakkında yanlış, yanıltıcı ve gereksiz yere incitici beyanlarda bulunduğunu, ...'nın ilgili videodaki ifadelerinin TTK çerçevesinde haksız rekabet teşkil etmesinin yanında, terbiye sınırlarının aşan, bir şirkete ve basiret sahibi bir tacire asla yakışmayan ifadeler olduğunu, videoda sarf edilen ifadelerin TTK'nın 55/a-1 maddesinde yazılı haksız rekabet fiilini gerçekleştirdiğini, davalının yönetim kurulu başkanının konuşmasının kaydını içerir videodaki ''...'' ifadesinin ...'nin rakibi konumunda bulunan davacının insanların hakkını yediği, söz verip arkasında durmadığı imasında bulunulduğunu, haksız, kötüleyici ve gerçek dışı beyan olduğunu, ''...'' ifadesi ile doğrudan satış sektöründe bulunan davacının insanları sömürdüğünün iddia edildiğini, ''...' ifadeleri ile doğrudan müvekkilinin şirket kastedildiğini, müvekkili ve çalışanları için alenen ''...'' denildiğini, bunun, kötüleyici ve terbiye sınırlarını aşan haksız rekabet olduğunu, ''..." ifadelerinin müvekkiline yönelik olduğunu, davalının bu ifade ile davacının yöneticileri hakkında ''...'', ''...'' gibi terbiye sınırlarının dışına çıkan, alenen hakaret içeren yakıştırmalarda bulunulduğunu, ''...'' ifadeleri ile müvekkili şirket genel müdürü ve çalışanlarının 'kafesin içine sokulmakla'', ''karşısına çıkarsa fena yapılmakla'', ''abuk sabuk konuşmakla" itham edildiğini, ...'nın, bu videonun canlı yayın ile herkese ulaştırılmasını salık verdiğini, kötüleyici ve terbiye sınırlarını aşan beyanlar olduğunu, ''...'' ifadelerinin, müvekkilinin, üyesi ve yönetiminde olduğu ... hakkında ''...'' ''...'' ithamlarında bulunulduğunu, ''...'' ifadeleri ile davalının, kendi ürünlerinin satın alınmasını, müvekkili şirket gibi rakiplerinin ürünlerinin alınması durumunda Türkiye'ye karşı top tüfek satan adamlara yardım edildiğini iddia ettiğini, "...'' ifadelerini kullandığını, bu ifade ile doğrudan isim vererek müvekkili şirketin kendileriyle rekabet edemeyeceğini ifade ettiğini, bu yazılı ifadeleri içeren videonun yayınlanmasının TTK'nın 55/a-1 maddesinde yazılı haksız rekabet fiilini oluşturduğunu, beyanların gereksiz yere incitici olduğunu, basiretli bir tacirin davranışlarına uygun olmadığını, teamülün kabul ettiği töleransı aştığını, haksız olduğunu, videoda müvekkili şirketin kastedildiğini, itham ve hakaretler sebebi ile müvekkilinin toplumdaki adı ve ticari itibarının açıkça zarar gördüğünü ileri sürerek, videoda yer alan ve yukarıda yer verilen ifadelerin haksız rekabet olduğunun tespiti ile bu ifadeleri içerir videoların yayınlandığı her türlü mecradan kaldırılmasına ve davacı lehine 5.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalı-karşı davada davacı vekili, asıl davada savunmasında özetle; müvekkili ... AŞ'nin dava ve davacının ileri sürdüğü iddialarla alakası bulunmadığını, davacının dava dilekçesinde de davalı şirketin ... markasını kullanarak doğrudan satış sektöründe davacının rakibi bir şirket olduğunu belirttiğini, oysa ki, doğrudan satış sektöründe ticari faaliyet gösteren şirketin, müvekkili şirketin pazarlamacısı olan dava dışı ... AŞ olduğunu, ayrı bir tüzel kişiliği haiz pazarlama şirketi olduğunu, dava konusu iddiaların da, 2018 yılı Ekim ayında ... AŞ'nin Antalya'da gerçekleştirdiği şölen ile ilgili olduğunu, bu sebeple müvekkili davalının davada pasif dava ehliyeti bulunmadığını, davacının teminat yatırması gerektiğini, dava konusu konuşma içeriğinin haksız rekabet oluşturmadığını, şirket içi bir işletme yemeğinde yapıldığını, şirket içi bir şölen ve motivasyon yemeği niteliğinde olan toplantıda hedef kitlenin müşteriler olmadığını, müşterilere, müşterilerin menfaatlerini koruyucu ve müşterilerle ilgili olmayan örgütlere hitap etmeyen, onlarla alakalı olmayan fiillerin haksız rekabet oluşturmayacağını, ticari olmayan iç yani, dışarıya kapalı toplantıların haksız rekabet fiillerinin işlenmesine müsait olmadığını, müvekkilinin yönetim kurulu başkanının konuşmanın yayınlanması konusunda istek açıklamadığını, haksız rekabet şartlarının oluşmadığını savunarak, asıl davanın reddini istemiştir. Karşı davada davacı-asıl davada davalı vekili, karşı dava dilekçesinde özetle; davacı ... AŞ'nin alanında bir dünya devi olan ve çok uluslu bir şirket niteliğindeki ana (hakim) ortaklığın Türkiye’deki yavru (bağlı) ortaklığı olduğunu, davacının unvanında ''sanayi'' kelimesi bulunduğunu, bu kelimenin şirketin sıfatını belirttiğini, ancak bu sıfatın TTK'nın 54 ve ve 55.maddesi anlamında aldatıcı, kandırıcı, yanlış ve yanıltıcı bir tanıtımı ifade etiğini, çünkü,... AŞ'nin Türkiye'de hiçbir sanayi faaliyeti, üretim ve meşguliyeti olmadığını, bu şirketin, Türkiye dışında üretilen, kalite ve kontrolü, hijyen ve sağlık açısından denetimi, ambalajlama işlemi Türkiye haricinde yapılan ürünleri Türkiyeye ithal ettiğini, yıllardır bu suretle Türkiyede çalıştığını, döviz götürdüğünü, Türkiye'ye hiçbir istihdam sağlamadığını, müvekkili karşı davacı şirketin ise 8 yıl önce aynı piyasaya girdiğini, önemli bir pazar payına ulaştığını, tüm üretimini, ar-ge’sini, kalite kontrolünü, mevzuatın öngördüğü sağlık ve hijyenik denetimini, ambalajlamasını Türkiye'de yapan bir sanayi şirketi olduğunu, rakibin başarısını durdurmak, engellemek, yavaşlatmak fiilleri, bütün bunların bir politika olarak yürütülmesi ve bu amaçlarla her aracın kullanılması, bu arada da haksız ve her türlü esastan yoksun davaların açılmasının da TTK m. 54/2 kapsamına giren ve rakipler arasında ilişkileri etkileyecek ''dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki'' aykırı bir davranış olduğunu, 2018’de müvekkiline karşı haksız, esastan yoksun ve konusuz 3 adet haksız rekabet davası açıldığını, bu davalardan ikisinin .... tarafından ikame edildiğini, birinin de ...tarafından açıldığını,...tinin açtığı davaların İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1002 Esas sayılı dosyası ile İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1167 Esas sayılı dosyaları olduğunu, .... Kozmetiğin açtığı davanın ise İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1166 Esas sayılı dosyası olduğunu ileri sürerek, karşı davalının haksız rekabet fiilinin tespitine ve men’ine, belirsiz alacak davası niteliğinde olmak üzere şimdilik 10.000 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Karşı davada davalı vekili, karşı davadaki savunmasında özetle; karşı davacının arabuluculuk yoluna başvurmadan dava açtığını, bu sebeple davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, karşı davanın esasının, cevap verilmesine dahi gerek kalmayacak derecede haksız ve mesnetsiz olduğunu savunarak, karşı davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "Asıl dava; haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve manevi tazminat , karşı dava; haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi istemlerine ilişkindir....Huzurdaki davada uyuşmazlığın; asıl dava kapsamında davalı şirketin yönetim kurulu başkanının 13/10/2018 tarihli konuşması kapsamındaki söylemlerinde haksız rekabet teşkil eden ifadelerin mevcut olup olmadığı, dava konusu yapılan ifadeler nedeni ile davalı şirketin davacıya karşı haksız rekabet hükümleri kapsamında sorumlu olup olmadığı, karşı dava kapsamında ise karşı davalı şirketin (...şirketinin) ikame ettiği haksız rekabetin tespiti ve önlenmesine yönelik bir kısım davaların haksız rekabet fiili teşkil edip etmediği noktalarında toplandığı anlaşılmıştır. Nitekim karşı davada talep edilen maddi ve manevi tazminat alacağına ilişkin davanın, arabuluculuk dava şartının yürürlüğe girdiği tarihten sonra başvuru şartı yerine getirilmeden ikame edilmesi nedeni ile dosyamızdan tefriki ile yeni bir esasa kaydedilmiş olup işbu dava dosyasında karşı dava bakımından haksız rekabet fiilinin tespiti ve önlenmesi talebi yönünden yargılamaya devam edilmiştir. Somut olaydaki talepler yönünden tatbiki gereken haksız rekabet hükümleri 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 54 ila 63. maddeleri arasında düzenlenmiş olup TTK'nın 54/2. maddesinde bir davranış veya ticari uygulamanın haksız rekabete neden olup olmadığının tespitinde istifade edilebilecek genel bir ilke düzenleme altına alınmıştır. Bu hükme göre, rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırı kabul edilmiştir. Anılı genel ilkeden sonra Kanunun 55. maddesinde haksız rekabet halleri örnekseme yolu ile sıralanmış olup somut olayda asıl dava yönünden; davacı tarafından ileri sürülen iddiaların, TTK m.55/1-a-1’de düzenlenen kötüleme suretiyle haksız rekabet ve TTK m.55/1-a-5’te düzenlenen karşılaştırma yapmak suretiyle haksız rekabet halleri çerçevesinde tetkik edilmesi gerektiği anlaşılmıştır.Saptanan hukuksal durum ışığında davalı şirketin yönetim kurulu başkanı olan dava dışı ... tarafından yapılan konuşmada kullanılan ifadeler tetkik edilmiş olup davaya konu konuşmanın içerisinde yer yer ''...'' gibi örtülü ifadelerle, konuşmanın sonunda ise davacı ... ve dava dışı ... şirketlerinin isimleri zikredilmek suretiyle açıkça davacı şirketin hedef alındığı anlaşılmıştır. Yine ... tarafından kullanılan; ''...'' ifadelerinin, dayanaktan yoksun bir ithamla bir başkasının haksız çıkar sağladığını ileri sürmek sureti ile TTK m.55/1-a-1 anlamında haksız rekabet teşkil ettiği görülmüştür. Devamında; ''...'' şeklindeki ifadeleri ile birlikte ...’nın davacı şirketin müdürleri için kullandığı ''...'', ''...'', ''...'' gibi rakip şirketlerin müdürlerini aşağılayıcı ifadelerin gereksiz yere incitici nitelikte olduğu görülmüştür. ''...'' söylemleri ile satış rakamları üzerinden alay etmek sureti ile ticari dürüstlük kuralına aykırı ve gereksiz yere incitici açıklama niteliğinde olduğu saptanmıştır. “…Yerli malı logolu ürünleri hem kolimize hem malımıza hem faturamıza nereye vuracaksak vuracağız. Bu ne demek biliyor musunuz? ‘Ben ülkemi seviyorum. Ben ülkemi koruyorum. Ben bu ülke için varım.’ demektir bu. Eğer bunun dışındakileri alırsanız siz bize karşı top tüfek satan adamlara paye verip yardım ediyorsunuz anlamına gelir.” ifadelerinin objektiflik, orantılılık ve gereklilik kriterlerine uygun olmaması ve müşterilerin karar verme özgürlüğüne müdahale teşkil eden saldırgan bir satış yöntemi teşkil etmesi nedeni ile TTK m.55/1-a-5 anlamında, gereksiz yere kötüleyici karşılaştırma yapmak suretiyle haksız rekabet teşkil ettiği sonucuna varılmıştır. Davalı tarafça her ne kadar konuşmaların dava dışı ... şirketinin kendi mensupları arasında düzenlediği özel bir toplantıda yapılması sureti ile şirket içi motivasyon kazandırma gayesi ışığında değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de konuşmacının "..." ''...'' şeklindeki ifadeleri ile birlikte konuşmaların sosyal medyada yayımlanması ve toplantı dışı kitlelere ulaşması karşısında anılı savunmaya itibar edilemeyeceği anlaşılmıştır. Tüm bu tespitler ışığında; anılı ifadelerin haksız rekabet eylemine sebebiyet verdikleri anlaşılmakla birlikte, konuşmayı icra eden davalı şirket yönetim kurulu başkanı ...’ya işbu dava kapsamında herhangi bir husumetin yöneltilmediği görülmüş olup dava dışı ... şirketinin kendi mensupları arasında düzenlediği toplantıda sarf edilen ifadeler sebebiyle davalı şirketin sorumlu tutulup tutulamayacağı meselesi üzerinde durulması gerekmiştir. Bu noktada; TMK'nın 50/2 maddesi uyarınca, organların hukuka aykırı fiillerinden ötürü tüzel kişi sorumlu olduğu gibi ayrıca TTK'nın 371/5 maddesi gereğince anonim şirketleri temsile veya yönetime yetkili olanların, görevlerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden şirketin sorumlu olduğu görülmekle birlikte organı tarafından gerçekleştirilen hukuka aykırı bir fiilden dolayı tüzel kişinin sorumlu tutulabilmesi için organın bu fiili, tüzel kişilik nezdinde görevini yerine getirirken işlemiş olması gerektiği anlaşılmıştır. Anılı açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında ise konuşmacı ...'nın davalı şirket ile birlikte dava dışı .... A.Ş’nin de yönetim kurulu başkanı olup davalı ... A.Ş'nin (kozmetik ürün) üretici şirket iken ... A.Ş'nin ise pazarlamacı şirket olduğu, davaya konu konuşmanın ise dava dışı ... A.Ş’nin doğrudan satış elemanlarının bulunduğu toplantıda gerçekleştiği, toplantı kapsamında davalı şirketin temsil edildiğine ve rakip şirketler nezdinde öne çıkarılmaya çalışıldığına yönelik herhangi bir emareye rastlanılmadığı gibi konuşmaların içerik ve kapsamı itibari ile de dava dışı ... A.Ş ve davacı şirket hakkındaki açıklama, itham ve değerlendirmeleri içerdiği tespit edilmiştir. Her iki tüzel kişiliğin ... tarafından temsil edilmesine rağmen her bir şirketin kozmetik sektörünün farklı aşamalarında faaliyet gösterdikleri ve ayrı bir tüzel kişiliğinin mevcut olduğu, haksız rekabet eylemine konu konuşmaların bizatihi davalı şirket nezdindeki görev ve sorumluluk kapsamında icra edildiğini gösterir kanaat edinmeye yeterli delilin dosya kapsamında mevcut olmadığı, bu hali ile davalı şirkete husumet yöneltilemeyeceği anlaşılmakla; asıl davanın pasif husumet ehliyeti dava şartı yokluğundan usulden reddine dair karar vermek gerekmiştir. Karşı dava yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1002 esas sayılı dava dosyası, Mahkememizin 2018/1166 esas sayılı dava dosyası ile huzurdaki dava dosyasının haksız, dayanaktan yoksun ve rakip başarısını durdurmak, engellemek, yavaşlatmak amacı ile ikame edildiği iddiası ile TTK'nın 54/2 anlamında haksız rekabet teşkil ettiği ileri sürülmüş ise de mahkememizin 2018/1166 sayılı dava dosyasının davacısının ... olup her iki tarafın farklı tüzel kişiliklerden oluştuğu gibi dava konusu konuşma içeriğinde birden çok rakibin hedef alındığı görülmekle aynı sektörde faaliyet gösteren şirketlerin anılı konuşma sebebiyle dava açmış olması halini tek başına haksız rekabet olarak kabul etmenin mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Huzurdaki dava ile İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1002 esas sayılı dava dosyasının ikame edilmesinde bizatihi davalı/karşı davacının başarısını durdurmak, engellemek, yavaşlatmak kastı ile hareket edildiğini gösterir ispata elverişli delillere dosya kapsamında rastlanılmadığı, anılı davaların hak arama özgürlüğü kapsamında dermeyan edilmesinde dürüstlük kuralına aykırı herhangi bir yönün bulunmadığı anlaşılmakla; sübut bulmayan karşı davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. " gerekçesiyle asıl davanın usulden reddine, karşı davanın esas bakımından reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı-karşı davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava konusu konuşmadaki ifadelerin, ithamların ve hakaret içerikli sözlerin haksız rekabet kurallarını ihlal ettiğini mahkemece de tespit edildiğini, mahkemece de ...’nın haksız rekabet kurallarını ihlal ettiği tespit edilmesine rağmen davalı şirket yönetim kurulu başkanının yaptığı bu konuşmanın, davalı şirket adına tescilli markalar ile davalı şirket tarafından üretimi yapılan ürünleri satan perde önündeki bir şirketin adına yapıldığı gerekçesi ile davanın husumet yokluğundan reddine karar verildiğini, konuşmanın yapıldığı toplantı ve konuşmanın ... markası için gerçekleştirildiğini, ... markasının davalı şirkete ait olduğunu, ilk derece mahkemesi tarafından konuşmayı yapan ...'nın dava dışı ... AŞ’nin de yönetim kurulu başkanı olduğu, davaya konu konuşmanın ... şirketinin pazarlamacılarının olduğu bir toplantıda yapıldığını, konuşma ve etkinliğin gerçekleştiği salonun her noktasında bulunan ... markası ve logosunun dava dışı şirketin ünvanı olmakla birlikte davalı şirket adına 1985 yılından bu yana ... nezdinde ... tescil numarası ile tescilli olduğunu, dosya içindeki video izlendiğinde kullanılan tüm görsellerin ... olarak tasarlandığının görüleceğini, toplantının hiçbir noktasında veya konuşmanın hiçbir yerinde ... adı geçmediğini, konseptin davalı adına sayısız varyasyonla tescilli ... markası üzerine kurulduğunu, dava dışı ... şirketinin ünvanındaki ifadenin bile hak sahibinin davalı şirket olduğunu, konuşmanın gerçekleştiği toplantının sahibinin, düzenleyicisinin marka sahibi olan davalı şirket olduğunu, dava dışı ... AŞ'nin satmış olduğu tüm ürünlerin üreticisinin de davalı şirket olduğunu, bu toplantının ve konuşmanın kağıt üzerinde faal olan ... isimli şirket ile ilgili olduğuna dair tek bir delilin dosyada mevcut olmadığını, ... adı, markası, işareti ve kullanımının çok uzun yıllardır davalı şirkete ait olduğunu, konuşmayı yapan kişinin de davalı şirketin yönetim kurulu başkanı olduğunu, tüm bu sebeplerle konuşmanın da toplantının da tam anlamı ile davalı şirket ile ilgili olduğunu, haksız rekabete konu konuşmanın içeriğinin kendi çalışanlarını öyle ya da böyle motive etmek ve satışları arttırmak olduğunu, konuşmacı ...’nın sözlerinin aldığı alkış ve tepkilerin de bunu gösterdiğini, ancak bu haksız rekabetten en büyük faydayı ...’nın yönetim kurulu başkanı olduğu asıl üretici firma olan davalı firmanın gördüğünü, çünkü bu toplantının gerçekleştiği etkinliğin davalı şirketin markaları ile ilgili olduğunu, davalı şirkete ait markalı ürünler satıldıkça davalı şirketin de kâr edeceğini, bu sebeple davalı şirketin yönetim kurulu başkanının bu şapkasını çıkartıp diğer şirketin yönetim kurulu başkanı şapkasını takıp konuşmayı yaptığının düşünülmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı şirketin davada taraf sıfatı bulunduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalı - karşı davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; asıl davada davanın husumet nedeniyle reddi kararının bozulmasına ilişkin davacının istinaf taleplerinin reddi ile asıl davada verilen davanın pasif husumet yokluğundan reddi kararının onanması gerektiğini, husumetin yanlış yöneltildiğinin açık ve net olduğunu, zira ... AŞ ile ... ... AŞ'nin iki ayrı anonim şirket, iki ayrı tüzel kişilik olduğunu, bu şirketlerin ticaret sicil numaraları ve iştigal konuları farklı olduğu gibi birisinin sanayi ile diğerinin ticaret ile uğraştığını, ...'nin kozmetik, ev temizlik ve kişisel bakım ürünlerinin üretimiyle iştigal ettiğini, ... AŞ'nin ise ... AŞ’nin ürettiği çok geniş bir ürün yelpazesinin pazarlamasını ve girişimcilere satışını yaptığını, şirketin “doğrudan satış” yani ürünlerin girişimci kadınlar eliyle dağıtım teşkilatının ... AŞ'de olduğunu, bu teşkilatın hesaplarının ... AŞ'nin muhasebesinde kayıtlı olduğunu, her iki şirketin de yönetim kurulu başkanının ... olduğunu, haksız, esassız, kavramları saptırılmış davaya konu olan konuşmanın, ... AŞ’nin doğrudan satış elemanları için düzenlenen bir toplantıda yapıldığını, motivasyon nitelikli olduğunu, ...'un ne ürünü, ne işletmesi, ne ticari ilişkilerinin kötülenmediğini, ...'nın ... AŞ’nin de yönetim kurulu başkanı olmasının husumetin ...AŞ’ye yöneltilmesini haklı gösteremediğini, HMK'da böyle bir husumet ve organik bağ anlayışı olmadığını, iki gerçek veya tüzel kişi arasında organik bağ bulunduğu iddiasıyla husumet yöneltilemeyeceğini, aksi halde bir şirketler topluluğunda hakim (ana) şirket, yavru şirketin haksız fiillerinden sadece hakim-yavru şirket ilişkisi sebebiyle sorumlu tutulacağını, yönetim kurulu başkanı ...'nın konuşmalarının haksız rekabet oluşturduğuna ilişkin gerekçenin ise hukuka aykırı olduğu anlaşıldığından gerekçe yönünden kararın kaldırılması gerektiğini, konuşmanın yapıldığı toplantının ''şirket içi'' bir motivasyon akşam yemeğinde yapıldığını, müşterilere, müşterilerin menfaatlerini koruyucu ve müşterilerle ilgili olmayan örgütlere hitap etmeyen, onlarla alakalı olmayan fiiller, davranışlar, uygulamaların haksız rekabet oluşturamayacağını, ticari olmayan iç yani, dışarıya kapalı toplantıların haksız rekabet fiillerinin işlenmesine müsait olmadığını, müvekkilinin yönetim kurulu başkanının konuşmanın yayılıp açıklanması konusunda bir istek açıklamadığı veya talimat vermediğini, karşı davanın reddinin de hatalı olduğunu, karşı davalı ... AŞ'nin haksız rekabet ilkelerine açıkça aykırılık teşkil eden rakibin başarısını durdurmak, engellemek, yavaşlatmak amacıyla her türlü esastan yoksun davalar açarak müvekkili şirketi dava ile meşgul etme, bezdirme politikasını yürüttüğünü, bu kapsamda dava dışı ... şirketine de kendi hazırladığı dava dilekçesini vererek müvekkili şirkete karşı dava açtırdığını, yani, müvekkilinin karşısında bir yabancı şirketler cephesi oluşturduğunu, bunun TTK'nın 54/2 maddesi anlamında müvekkilini sarsma cephesi olduğunu, rakibin başarısını durdurmak, engellemek, yavaşlatmak fiilleri, bütün bunların bir politika olarak yürütülmesi ve bu amaçlarla her aracın kullanılması, bu arada da haksız ve her türlü esastan yoksun davaların açılmasının rakipler arasında ilişkileri etkileyecek “dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki” aykırı bir davranış olduğunu, İstanbul 16.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1166 Esas sayılı esasında kayıtlı bulunan ve ...Şti. (... Ltd.) tarafından müvekkili şirkete karşı açılmış olan davanın dilekçesi ile işbu dava dilekçesinin birebir aynı olmasının bu cephe teşkilini açık bir şekilde aşikar ettiğini, ... AŞ'nin müvekkili şirkete karşı açtığı diğer davalar yanında İstanbul 16.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1166 Esas sayılı esasına kayıtlı dava dilekçesini ... Ltd.'e vererek onun da bu cepheye dahil olmasını sağladığını, ...'i de bu hukuka aykırı eyleme iltihak ettiğini, bilirkişi raporunda bu konuda ''Rakibinin ticari itibarını bozmak ve onun müşterilerini olumsuz yönde etkilemek amacıyla sözde suçlamalarda bulunarak dava açmak, rakibin başarısını durdurmak, engellemek ve yavaşlatmak amacıyla dava açmak kimi halde haksız rekabet olarak nitelendirilebilir." denildiğini, asıl davacı ... AŞ'nin müvekkili şirketin sektöründe birinci olduğunu ilan etmesi ve bu konuda tanıtımlar yapmaya başlamasından sonra davalar açmaya başladığını, bu durumun ... AŞ'nin dava açarak müvekkili şirketin başarısını durdurmak, engellemek ve yavaşlatmak amacı taşıdığını ortaya koyduğunu, ... AŞ'nin bu amaçla hareket ettiğinin en önemli delilinin kendi hazırladığı dava dilekçesini ... Ltd. Şirketine vererek müvekkil şirket aleyhine dava açtırması olduğunu, birbirini takip eden dosya numaralarının hareketin ortak merkezden idare edildiğini gösterdiğini, her iki dava dilekçesinin de kelime kelime aynı olduğunu, aynı sistematiğe ve üsluba sahip olduğunu, her iki davanın sonuç ve taleplerinin aynı olduğunu, ... AŞ ve .. Kozmetik, ithalat alanı ile entegre üretim tesisi (sanayi) alanı farkını ortadan kaldırıp müvekkili şirketin üretim, entegre tesisi olarak birinci olduğunu, yani gerçeği söylemesinden rahatsız olduğunu, bu nedenle saldırgan satış yöntemi (bu kanuni terim TK m. 55(1)/a-8’de kullanılmıştır) yanında dava açma yöntemini de kullandığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu karardaki asıl davanın esasa ilişkin gerekçesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, karşı davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Asıl ve karşı dava, TTK'nın 56. maddesi uyarınca haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve maddi-manevi tazminat istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl davanın pasif husumet ehliyeti dava şartı yokluğundan usulden reddine, karşı davanın esastan reddine karar verilmiş; bu karara karşı, asıl davada davacı-karşı davada davalı vekili ile asıl davada davalı-karşı davada davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Asıl davada davacı vekili; Ekim 2018'de davalının yönetim kurulu başkanı ...'nın kalabalık bir dinleyici kitlesi önünde yaptığı konuşmanın videosunun sosyal medya hesaplarından yayımlandığını, davalı yönetim kurulu başkanın sözlerinin doğrudan ve dolaylı olarak müvekkiline yönelik yanlış, yanıltıcı, gereksi yere incitici nitelikte olması sebebiyle davalının haksız rekabet kurallarını ihlal ettiğini ileri sürerek, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Karşı davada davacı vekili ise; karşı davalının, rakibi olan müvekkilinin başarısını durdurmak, engellemek, yavaşlatmak amacıyla müvekkiline 2018'de haksız, esastan yoksun ve konusuz 3 adet haksız rekabet davası açtığını, bu davalardan ikisinin ... tarafından, birinin de ...tarafından açıldığını, bu davanın .... şirketine açtırıldığını ileri sürerek, karşı davalının haksız rekabet teşkil eden bu eylemlerinin tespiti, önlenmesi ve maddi-manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir. 26.06.2019 tarihli duruşmanın 1 numaralı ara kararı ile, karşı davadaki maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden tefrik kararı verilerek yargılamaya devam edildiği ve eldeki kararın verildiği görülmektedir. Mahkemece, asıl davanın usulden reddine; karşı davanın ise ispatlanamadığından esastan reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi gerekçesinin incelenmesinde, asıl dava yönünden önce işin esasına girilip asıl dava konusu konuşmada geçen ifadelerin haksız rekabet teşkil ettiği tespiti yapıldıktan sonra asıl davada davalı şirketin pasif husumet ehliyeti bulunmadığı tespiti yapılmış ve bu şekilde çift gerekçe ile çelişkili şekilde hüküm verildiği anlaşılmaktadır. Zira davalı tarafın pasif husumet ehliyeti olmadığı tespit edilmiş ise davanın esasına girilmez ve davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilir, davalının pasif husumeti var ise işin esasına girilip gerekçe oluşturularak bir karar verilir. Bir diğer deyişle, öncelikle davalının pasif husumeti olup olmadığı tespiti yapılır, davalının pasif husumeti (taraf sıfatı-davalı sıfatı) olduğu tespit edilirse o vakit işin esası incelenir. Bu sebeple asıl davada mahkemece çift gerekçe ile çelişkili şekilde hüküm verildiği anlaşıldığından taraf vekillerinin esas ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin kararın kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir. Kabule göre de, sıfat deyimi dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle (usul hukuku sorunu) ilgili olduğu halde; taraf sıfatı, dava konusu sübjektif hakka (maddi hukuk sorunu)ilişkindir. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (davacı sıfatı-dava hakkı) o hakkın sahibine ait olup (aktif husumet); hakkını o hakka uymakla yükümlü kişiden (davalı sıfatı-pasif husumet) isteyebilecektir. Sübjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu daha açık bir ifadeyle bir davada davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu hususu dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin olması nedeniyle maddi hukuk sorunudur. Aktif ve pasif dava ehliyeti sıfatla ilgili olup taraf ehliyetinden ve dava ehliyetinden farklı bir kurumdur. Pasif dava ehliyeti, taraf sıfatıyla ilgili olduğundan ve dava şartı niteliğinde olmadığından, ilk derece mahkemesince asıl davada pasif husumet yokluğu tespiti ile sadece davanın reddine karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken davanın ''usulden reddi''ne karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olmuştur. Bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararında asıl davada esasa ilişkin gerekçelere yer verilip ardından asıl davalının pasif husumetinin olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine şeklinde çift gerekçe ile karar verildiğinden söz istinaf konusu karar bu haliyle istinaf denetimine elverişli olmadığından, taraf vekillerinin istinaf sebepleri incelenmeksizin istinafa konu kararın kaldırılması ve kaldırılan kararla bağlı olmaksızın asıl ve karşı davada yukarıda belirtilen ilkeler ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, taraf vekillerinin esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince yatıran taraflara iadesine,4-Taraflarca İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,5-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.03.10.2024