T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1925
KARAR NO: 2025/858
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 21/05/2024
NUMARASI: 2024/9 E. - 2024/400 K.
DAVANIN KONUSU: Tazminat
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın usulden reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkili şirket bünyesinde Alternatif Kanallar departmanında 1 Aralık 2016 tarihinden 30 Kasım 2022 tarihine dek “Alternatif Kanallar Direktörü” olarak görev yaptığını, davalının, bu pozisyonu itibarıyla görevinin müvekkili şirketin Altematif Kanallar departmanının yöneticiliğini yaptığını, davalının, bu görev kapsamında müvekkil şirketin Altematif Kanallar departmanının işleyişine, ürün ve müşteri bilgilerine, müşteriler ile iletişimine, tedarikçi bilgilerine, çalışma prensiplerine ve gelecek dönem projelerine ilişkin tüm bilgilere haiz olduğunu, zira davalının, müvekkili şirketin ürünlerini hangi tedarikçiler üzerinden ve hangi ücretler karşılığında temin ettiğini, hangi müşteriler ile ne ölçekte çalıştığını, hangi lokasyonlarda ve kaç adet otomatının bulunduğunu, hangi bölgenin ve otomatların daha çok gelir getirdiği gibi ticari bilgiler ile ayrıca ekip yöneticisi olarak ekibin dinamiklerini bildiğini, davalının, tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, müvekkili şirketin ticari sır niteliğindeki bilgilerine ve know-how'ına sahip olduğunu, nitekim bu kapsamda davalı ile imzalanan iş sözleşmesinde hükümlere yer verildiğini, davalının 30 Kasım 2022 tarihinde müvekkili şirketteki görevinden sebep bildirmeksizin kendi isteğiyle ayrıldığını, davalının, görevinden ayrılırken emekli olacağını ve herhangi bir rakip firmada çalışma niyetinin olmadığını belirttiğini, davalının, bulunduğu pozisyonun müvekkili şirketin Altematif Kanallar departmanının işleyişi bakımından arz ettiği önem sebebiyle görevinden ayrıldığını ,30 Kasım 2022 tarihinde müvekkil şirket ile bir danışmanlık sözleşmesinin imzaladığını, davalı bu sözleşme ile dokuz ay boyunca Alternatif Kanallar departmanının işleyişine danışman olarak destek olma taahhüdünde bulunduğunu, davalının, 25 Ekim 2022 tarihinde, yani işten ayrılmadan çok kısa bir süre önce, müvekkili şirketin Türkiye'de münhasır distribütörü olduğu ... marka bir ödeme sistemi cihazının, piyasa değerinin çok altında bir fiyat olan 210 avro üzerinden rakip şirkete satışı için onay verdiğini, müvekkili şirket ile rakip şirket arasında ... cihazı satımına ilişkin e-posta yazışmaları olduğunu, davalının işten ayrılmadan önceki sözlü onayı ve talimatı sonucunda 7 Aralık 2022 tarihli fatura ile satışı gerçekleştirilen cihazın, aynı ay içinde satış adedine bağlı olarak diğer müşterilere 380 ila 480 avro arasında fiyatlar üzerinden satıldığını, davalının bu alım sonrasında aynı fiyat üzerinden bir kez daha alım yapmak istediğini fakat müvekkili şirket tarafından, davalının ayrılmasının ardından, aynı fiyat üzerinden ürün satışının mümkün olamayacağının iletildiğini, davalının rakip şirkete bu denli düşük bir fiyat üzerinde satış gerçekleştirmesinin, henüz o tarihte dahi rakip şirket ile görüşme içinde olduğunu ve halihazırda sadakat yükümlülüğünü ihlal eden davranışlar gösterdiğini ortaya koyduğunu, ayrıca, müvekkili şirketin, davalının işten ayrıldıktan kısa bir süre sonra ve müvekkili şirket ile arasındaki danışmanlık sözleşmesi henüz sona ermeden, rakip şirket bünyesinde çalışmaya başladığının öğrendiğini, davalının rakip şirket bünyesinde çalışmaya başlamasını takiben tamamı müvekkil şirketin Altematif Kanallar departmanında görev yapan eski çalışanların da müvekkili şirketteki işlerinden, ...'ın kendilerine rakip şirket bünyesinde daha yüksek maaş ve daha iyi çalışma koşulları teklif ederek ayartması üzerine, sırasıyla ayrıldığını ve rakip şirket bünyesinde çalışmaya başladığını, davalı ve devamında eski çalışanların rakip şirket bünyesinde çalışmaya başlamasını takiben, müvekkili şirketin, davalının henüz müvekkili şirket nezdinde çalışmaktayken dahi rakip şirket lehine iş ve işlemler gerçekleştirdiğini, rakip şirket bünyesinde çalışmaya başladıktan sonra ise kendisini müvekkili şirketin danışmanı olarak tanıtmak suretiyle müvekkili şirketin iş ortakları ve müşterilerinden müvekkili şirkete ilişkin ticari bilgi ve sırları öğrenmeye çalıştığını öğrendiğini, davalının, müvekkili şirketin müşteri bilgilerini, ticari sırlarını ve know-how'ini, rakip şirkete aktarmış ve rakip şirketin, müvekkili şirketin iş ortaklarını ve müşterilerini ayartmasına zemin hazırladığını, davalının eylemlerinin sözleşme ile üstlendiği yükümlülüklerine aykırılık oluşturduğunu iddia ederek, davalının bu yükümlülüğün ihlali halinde ödemeyi üstlendiği toplam 1.049.787,24 TL cezai şart tutarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; Rekabet yasağına ilişkin hüküm (i) işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin bulunmaması (ii), yer bakımından yapılan sınırlandırma yönünden müvekkilin Anayasanın 48'inci maddesinde teminat altına alınan “Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti” hakkına ayrılık teşkil etmesini, (iii) tek taraflı düzenlenmiş olması sebebi ile TBK m. 420/1 karşısında hüküm ifade etmemesi sebebi ile geçersiz olduğunu, buna dayalı ceza-i şart talebinde bulunulamayacağını, davacı şirketin önemli ölçüde zarara uğratma ihtimalinin dava dilekçesi kapsamında ortaya konulamadığını, basit yargılama usulüne tabi huzurdaki dava kapsamında iddianın genişletilemeyeceği gözetildiğinde davanın ispat edilemediğini, gizlilik yükümlülüğüne ilişkin düzenlemenin TBK m. 420/1 kapsamında geçersiz olduğunu, müvekkilinin davacı şirket tarafından tanımlanan gizli bilgilere ulaşma imkanının bulunmadığını, müvekkilin hangi gizli bilgiyi ifşa ettiğinin ispata elverişli bir şekilde ortaya konulamadığını, mevcut olamayan bir ihlale dayalı ceza-i şart talep edilemeyeceğini savunarak , davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacı tarafça gerek son celsede gerekse dava dilekçesi ve diğer aşamalarda haksız rekabet yasağına aykırı ilk eylemin davalının iş akdi devam ederken davacı için temel bir ürünün rakip firmaya piyasa koşullarının altında satılması olarak vurgulanmıştır. Akabinde ise davalının işten ayrıldıktan sonra rakip firma yanında işe girerek bir takım ihlallerinin devam ettiği iddia edilmiştir. Dolayısıyla taraflar arasındaki uyuşmazlığın başlangıç noktası davalının iş akdi devam ederken rakip firmaya davacı için temel bir ürünü piyasa koşullarının altındaki bir fiyata satması olduğu anlaşılmıştır. Bu sebeple iş akdi devam ederken meydana gelen bir olay ve akabinde iş akdi sona erdikten sonra devam eden olaylar silsilesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği, davacının iddiasına göre haksız rekabet teşkil eden ilk eylemin davalının iş akdi devam ederken vuku bulmuş olması nedeniyle mahkememize göre özel görevli olan İş Mahkemesi tarafından uyuşmazlığın esasının değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmış olmakla..." gerekçesiyle mahkememizin görevsizliği sebebiyle, HMK'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca davanın usulden reddine, görevli mahkemenin İstanbul İş Mahkemeleri olduğunun tespitine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket tarafından davalı aleyhine açılan davada iş mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiğini, huzurdaki davanın mutlak ticari dava olduğunu, uyuşmazlığın TBK'nın 444. maddeden doğduğunu, TBK'nın 444. maddenin oluşturduğu davaların TTK'nın 4.maddesi uyarınca mutlak ticari davalar olduğunu, davaya konu taleplerinin dayanağının müvekkili şirket ile davalı arasında akdedilen rekabet etmeme ve gizlilik protokolünden doğduğunu, protokolün kaynağını doğrudan TBK'nın 444. maddesinden aldığını, bu kapsamda müvekkili şirketin protokole aykırı olarak rakip işletmede işe başlayan iş akdi süresince müvekkili şirket nezdinde edindiği konow-how müvekkili şirket bünyesindeki işinden ayrıldıktan sonra başka bir ifade ile taraflar arasındaki iş ilişkisi sona erdikten sonra rakip şirkete aktaran davalıdan yine protokolde düzenlenen cezai şart tutarını ödemesi talep edildiğini, Yargıtay yerleşik içtihadı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararı uyarınca TBK'nın 444. maddesinden kaynaklanan davaları görmede asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu, davalının eyleminin doğrudan iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki dönemi düzenleyen protokolde yer alan rekabet etmeme ve gizlilik yükümlülüğüne aykırı davranmasından doğduğunu, taraflar arasındaki protokolün iş sözleşmesinden bağımsız, müstakil bir sözleşme niteliğinde olduğunu, müvekkili şirket taleplerinin iş akdinin bütünüyle sona ermesinden sonraki döneme ilişkin olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, hukuki niteliği itibariyle, hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra işçinin rekabet yasağını ihlal ettiği iddiasına dayalı olarak TBK'nın 444. vd maddeleri gereğince cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında, davalının davacı şirket bünyesinde 01.12.2016 tarihinden 30.11.2022 tarihine kadar "Alternatif Kanallar Direktörü" olarak görev yaptığı, 30.11.2022 tarihinde görevden ayrıldığı, 01.12.2016 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesi ve ek olarak rekabet etmeme ve gizlilik protokolü düzenlenmiş olduğu, protokolün 4. maddesinde, cezai şartın yer aldığı konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, iş bu davada görevli mahkemenin iş mahkemesi mi yoksa asliye ticaret mahkemesi mi olduğuna ilişkindir. Rekabet yasağı 6098 sayılı TBK'nın Genel Hizmet Sözleşmesi hükümleri içinde 444. ile 447. maddelerinde düzenlenmiştir. TBK'nın 444. maddesi uyarınca, fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Öte yandan, TBK’nın 445/1. maddesi hükmüyle, rekabet yasağı kaydının işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bununla birlikte Kanun'un 445/2. maddesinde ise hakime, sözleşmede yer alan aşırı nitelikte rekabet yasağını kapsam ve süre yönünden sınırlayabilme yetkisi verilmiştir. İş görme ve sadakat borçları, açıkça kararlaştırılmasa bile her iş sözleşmesinde vardır. Sözleşme sona erdikten sonraki dönemde rekabet etmeme borcu ise ancak iş sözleşmesi taraflarının açıkça kararlaştırmaları halinde ortaya çıkar. İş sözleşmesi devam ederken, işçinin rekabet sayılacak davranışları ise “doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlar olup” İş Kanunu’nun 25/II-e kapsamına girer ve işveren için haklı fesih nedeni oluşturur. Rekabet yasağına aykırı hareket edilmesi halinde ise işçi zararı tazmin ile mükelleftir. Bu kapsamda, iş akdinin devamı sırasında işçinin sadakat borcundan kaynaklanan rekabet etmeme yasağına aykırılık halinde, bu tür davalara bakmakla görevli mahkeme iş mahkemesidir (Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 2016/27017 Esas, 2020/665 Karar sayılı kararı). Ancak somut olayda davacının talebi, hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra davalının davacı şirketlerle aynı iştigal konusunda faaliyet gösteren bir başka şirkette çalışmaya başlamasına dayanmaktadır. Yani dava konusu eylem, davalı işçinin, hizmet sözleşmesi sona erdikten sonraki rekabet yasağını ihlal ettiği iddiasıdır. Davacının talebinin, TBK'nın 444 ve devamı maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesine aykırı eylemlere dayandığı anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesinin aksi yöndeki değerlendirmeleri isabetli olmamıştır. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu yürürlüğe girdikten sonra, hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin rekabet yasağı anlaşmasına aykırılık iddiasıyla açılan davalarda iş mahkemesinin mi yoksa asliye ticaret mahkemesinin mi görevli olduğuna dair hukuki tartışmalar, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca13.06.2025 tarihinde alınan içtihadı birleştirme kararıyla giderilmiş ve bu tür davalar bakma görevinin asliye ticaret mahkemesine ait olduğu hususu kesinleşmiştir. İBK henüz gerekçesiyle yayınlanmamış olmakla birlikte, kısa karar aleniyet kazanmıştır. Anılan İBK uyarınca, ticari davaları düzenleyen TTK'nın 4/1-c maddesi gereğince, işçinin rekabet yasağına ilişkin TBK'nın 444 ilâ 447. maddelerinde düzenlenen uyuşmazlıklar mutlak ticari dava olup, bu tür dava ve uyuşmazlıklara ticaret mahkemelerince bakılması gerekir. Bu nedenlerle, mutlak ticari dava niteliğinde olan uyuşmazlığa ticaret mahkemesince bakılması gerekirken, göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.3 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu görevsizlik kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.3 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu görevsizlik kararının kaldırılmasına, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esasa dair verilecek hükümde yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 22.05.2025 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.