T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1646
KARAR NO: 2024/1655
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 13.09.2024 tarihli ara karar.
NUMARASI: 2024/208 E.
DAVANIN KONUSU: Genel Kurul Kararının İptali
Taraflar arasında görülen genel kurul kararının iptali talepli davada ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında ara kararda yazılı nedenlerle davacı vekilinin davalı şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanması taleplerinin bu aşamada ayrı ayrı reddine dair verilen 13.09.2024 tarihli ara karara karşı, ihtiyati tedbir talep eden davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacılar vekili, ihtiyati tedbir talepli dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 05.07.2024 tarihli genel kurulunun yasa ve ana sözleşmeye aykırı toplanması, şirket yönetim kurulunun, genel kurul kararının çağrısına ilişkin kararının alınması için kanun ve anasözleşmeye uygun olarak toplanmadığını, usulüne uygun çağrı bulunmaması nedeniyle alınan kararın da yok hükmünde olduğunu, yetkisiz kişilerce yapılan toplantı çağrısı nedeniyle 05.06.2024 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunu, müvekkillerinden ...'nun dava konusu genel kurul kararına dair çağrı yapıldığı tarihte şirket yönetim kurulu üyesi olduğunu, toplantı daveti yapmaya hiçbir yetkisi olmayan şirket genel müdürünün, müvekkili ...’na 05.06.2024 günü bir e-posta göndererek genel kurulun toplantıya çağrılmasına dair yönetim kurulu kararını TTK'nın 390/4. maddesi hükmüne göre imzalayıp göndermesini istediğini, yetkisiz kişilerce davet edilen yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağıran 05.06.2024 tarihli kararının yok hükmünde olduğunu, genel kurulu toplantıya çağırma yetkisinin, yönetim kurulu tarafından usulüne uygun kullanılmadığını, genel kurul toplantısının ve alınan kararların geçerli olabilmesi için, genel kurulun usulüne uygun çağrılmasının gerektiğini, bir toplantı yapılacağının bilgisini alan müvekkili ...’nun yazılı olarak fiziki toplantı yapılması talebinin göz ardı edilerek yönetim kurulu kararı alındığını, şirket ana sözleşmesine göre, yönetim kurulu üyelerinden birisinin toplantı yapılmasını istediği hallerde elden dolaştırma yoluyla karar alınamayacağı gibi yönetim kurulu toplantısının yapılabilmesi için en az altı üyenin fiilen ve fiziken toplantıda hazır bulunması gerektiğini, 05.07.2024 tarihli genel kurul kararına dair çağrıya esas 05.06.2024 tarihli ve 15 numaralı yönetim kurulu kararı açıkça kanun ve şirket ana sözleşmesine aykırı olduğundan yok hükmünde olduğunu, bu kararla çağrılan genel kurulda alınan kararlar da yok hükmünde olduğunu, yokluk talebinin kabul edilmemesi halinde ise alınan kararların iptali gerektiğini ileri sürerek, 05.07.2024 tarihli genel kurula çağrıya ilişkin 05.06.2024 tarihli ve 15 numaralı yönetim kurulu kararının yok hükmünde olması nedeniyle 05.07.2024 tarihli genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine, yokluk talebinin kabul edilmemesi halinde alınan kararların kanun, esas sözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırı olması nedeniyle iptaline, genel kurulun geçersiz olması nedeniyle halka açık şirketin pay sahipleri aleyhine yönetilmesinin engellenmesi amacıyla tedbiren yönetim kayyımı atanmasına, bu talebin kabul edilmemesi halinde denetim kayyımı atanmasına ve davanın SPK'ya ihbarına, anılan genel kurulda alınan kararların yürütülmesinin TTK'nın 449.maddesi uyarınca geri bırakılmasına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARI ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince 13.09.2024 tarihli ara kararda özetle; "...Talep, tedbiren şirkete kayyım atanmasına ilişkindir. Kayyım TMK 426 vd maddelerde, yönetim kayyımlığı ise 427. maddede düzenlenmiştir. Yasada, hangi hallerde yönetim kayyımı atanacağına yer verilmiş, TMK 427/4. fıkrada ise, bir tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimin başka yollardan sağlanamaması durumu yönetim kayyımı atanacak haller arasında sayılmıştır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun dördüncü kısım birinci bölümde 329 vd maddelerde Anonim Şirket düzenlenmiştir. Kayyım ise, TMK 426 vd maddelerde, yönetim kayyımlığı ise 427. maddede düzenlenmiştir. Yasada, hangi hallerde yönetim kayyımı atanacağına yer verilmiş, TMK 427/4. fıkrada ise, bir tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimin başka yollardan sağlanamaması durumu yönetim kayyımı atanacak haller arasında sayılmıştır. TMK'nun 427/4) Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa, şeklinde düzenlenmiştir. Madde içeriklerinden anlaşılacağı üzere anonim ve limited şirketlerde yönetim kayyımı atanmasının temel dayanak maddesi TMK 427/4. maddesidir. Zira şirketin bir tüzel kişi olarak ticari hayatının devamı ve gerekli idari ve yönetimsel işlemlerin icra edilmesi şirketin organları vasıtasıyla mümkün olmakta, bu organların görev yapamaz hale gelmesi halinde ise TK 427/4 maddesi uyarınca yönetim ve temsil kayyımı atanması yoluna gidilmelidir. Davacı tarafın şirkete tedbiren yönetim ve denetim kayyımı atanması talep edilmiş ise de; şirkete tedbiren kayyım atanması talebinin ileri sürülüş şekli, mevcut bu talebin dayandığı vakıalarla delillerin somutlaştırılma şekli, yukarıda açıklanan TMK 426. maddesinde de anlaşıldığı üzere, organ boşluğu bulunmadığı dikkate alınarak yönetim ve denetim kayyımlığı gerektiren haller oluşmadığı gibi yaklaşık ispat kuralının da gerçekleşmediği gözetilerek yönetim ve denetim kayyım ataması talebinin..." gerekçesiyle, davalı şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanması taleplerinin bu aşamada ayrı ayrı reddine, karar verilmiştir. Bu ara karara karşı, davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin yönetim ve denetim kayyımı atanması talebine ilişkin ret gerekçesinin hatalı olduğunu, HMK'nın 389 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbirin şartlarının oluştuğunu, dava dilekçesinde tüm ayrıntıları ile ciddi bir zararın doğduğu ve artarak devam ettiği olgusuna yer verildiğini, pay sahiplerinin haklarının korunması ve keyfi yönetimin engellenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini, şirketin özellikle 2023 yılında 1.699.650.818,42 TL zarar ettiğini, bu zarara ilişkin yönetim kurulunca doyurucu ve şeffaf bir bilgi verilmediğini, yönetim kurulunu kontrol eden A grubu hissedarların şirketi suistimal ettiklerini, halihazırda zararın doğmuş olması nedeniyle şirketin bu haliyle yönetimine devam edilmesinin telafisi imkansız zararları artıracağını, sunulan delilerin değerlendirilmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu, 05.07.2024 tarihli genel kurul kararlarının geçersiz olduğunu, ayrıca genel kurulda yönetim kurulunun ibrası, finansal tablolarının görüşülmesi, yeni yönetim kurulu seçimi gibi son derece önemli kararlar alındığını, bu kararların sonraki dönemde telafisi mümkün olmayacak zararlara yol açma ihtimali bulunduğunu, 01.08.2024 tarihli karar ile iki yönetim kurulu üyesine sınırsız temsil ve ilzam yetkisi verildiğini, çıkarılan vekaletler ile halka açık şirketlerin günlük işlerinin üçüncü kişilerce yürütüldüğünü, şirket mallarının piyasa rayicinin çok altında bedellerle satıldığını, taşınmazların yeniden değerlendirilerek satış zararının gizlenmeye çalışıldığını, Şişli ve Lüleburgaz’da bulunan ve SPK lisanslı bir değerleme şirketi tarafından değeri 611.000,00 USD olarak tespit edilen taşınmaların 300.000,00 USD’ye satıldığını ve bu paranın nereye gittiğinin açıklanmadığını, yaklaşık 200.000,00 Euro götürü gider harcamasının karşılığı ve nereye harcandığının açıklanmadığını, şirketin makinelerinin satılarak paranın bir kısmının kayıtsız olarak, açıktan alındığınını, bunun gibi bir çok ticari işlemde usulsüzlük yapıldığını, genel kurula sunulan bilgilerin sadece yılın ilk yarısına ilişkin olup, son altı aya ilişkin hiçbir bilgi sunulmadığını, akrabalık ilişkilerine dayalı menfaatler oluşturularak kurumsal çıkarın ihlal edildiğini, TMK'nın yönetim/denetim kayyımı atanmasına ilişkin 426-427. maddelerine göre de davalı şirketin yönetiminde organ boşluğu bulunduğunu, yönetim kurulu üyesine bildirim yapılmadan karar alındığını, çağrı yetkisi olmayan genel müdürce alınan çağrı kararının imzalanmasının istendiğini, oysa çarı usulünün ana sözleşmede düzenlendiğini ana sözleşmesinin 10. maddesinde yönetim kurulunu kimin toplantıya çağıracağının açıkça belirtildiğini, şirketin mevcut yönetimi ve denetim organlarının görevlerini yerine getirememesi nedeniyle şirketin korunması ve pay sahiplerinin menfaatlerinin güvence altına alınması amacıyla kayyım atanması gerektiğini, en azından denetim kayyımı atanarak şirketin mali kayıtlarının, işlemlerinin ve genel işleyişinin hukuka uygun bir şekilde denetlenmesini sağlanarak, şirketin mali yapısındaki eksikliklerin giderilmesine önemli katkılar sunacağını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalı şirketin, 05.072024 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında alınan kararların, çağrı usulsüzlüğü nedeniyle yokluğunun tespiti, olmadığı takdirde alınan kararların kanun, ana sözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırı olması nedeniyle iptali istemine ilişkindir. İstinaf başvurusu ise TTK'nın 449. maddesi gereğince, şirkete yönetim veya denetim kayyımı atanması talebinin reddine dair verilen ara karara ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında davacı vekilinin davalı şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanması taleplerinin bu aşamada ayrı ayrı reddine dair 13.09.2024 tarihli ara karar verilmiş; bu ara karara ihtiyati tedbir talep eden davacılar vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.İstinaf konusu edilen karar ilk derece mahkemesince, yönetim ve denetim kayyımı atanmasına ilişkin 12.09.2024 tarihli ara kararına ilişkindir. İlk derece mahkemesince 21.10.2024 tarihinde davacıların, genel kurul kararlarının yürütülmesinin geri bırakılmasına ilişkin talebi hakkında değerlendirme yapılarak, bu talebin de reddine karar verilmiştir. Bu nedenle sadece istinaf konusu edilen 12.09.2024 tarihli ara karara ve kayyım talebine ilişkin değerlendirmeler yapılacaktır. HMK'nın 389.maddesi "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir." hükmünü, aynı Kanun'un 390/3.maddesi ise "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır" düzenlemesini içermektedir. Davacı vekili, şirketin kötü yönetildiğini ve halka açık şirketin mal varlığının azaltıcı işlemler yapıldığını, satılan bir kısım emtia bedelinin kasaya alınmadığını, kurumsal yarar yerine özellikle yönetimde hakim olan A grubu hissedarlar ile ailelerinin çıkarlarının öncelendiğini, kötü yönetilerek zarar ettirilen şirketin gerçekte organ boşluğu içinde olduğunu ve HMK'nın 389 ve devamı maddelerinde belirlenen yaklaşık ispat ile zarar olgularının dava dilekçesi ve ekindeki delillerle kanıtlandığını ileri sürmektedir. Ancak dosyada ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin değerlendirildiği aşama itibariyle belirtilen olguların yaklaşık ispat ölçüsünde kanıtlandığından söz edilemeyeceği gibi, belirtilen bu durumun mali kayıpların esaslı şekilde incelenmesini de gerektirmektedir. Dosyanın bulunduğu aşama itibariyle mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından veya tamamen imkansız hale geleceğinden ya da gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı konusunda yaklaşık ispat ölçüsünde bir kanıt bulunmamaktadır. İstinaf incelemesi sırasında ilk derece mahkemesince, yönetim kurulu kararının yokluğunun tespitine ilişkin davada karar verildiği ve çağrıya ilişkin genel kurul kararının yoklukla malul olduğunun tesit edildiği bildirilmiştir. Kararın iptal nedeni ve içeriğine göre şirkete kayyım atanmasını gerektirir bir neden bulunmadığı, kararın konusuna göre ihtiyati tedbir açısından sonuca bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır. İhtiyati tedbirin şartlarının toplanacak delillere göre oluşması halinde ilk derece mahkemesince yargılama sırasında talep üzerine ihtiyati tedbir konusunda her zaman değerlendirme yapılabileceğinden, yerinde görülmeyen istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkemesince verilen istinafa konu 13.09.2024 tarihli ara karar usul ve yasaya uygun olup, davacılar vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR; Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri uyarınca, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacılar tarafından yatırılan istinaf harçlarının Hazineye gelir kaydına, 3-Davacılar tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1. ve 391/3. maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.21.11.2024