T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1103
KARAR NO: 2024/1651
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 13/03/2024
NUMARASI: 2021/171 E. - 2024/141 K.
DAVA: Haklı nedenlerle şirket ortaklığından çıkma- çıkma payının tahsili
BİRLEŞEN İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2022/489 ESAS, 2022/984 KARAR SAYILI DOSYASINDA
DAVANIN KONUSU: Şirket ortaklığından çıkarma
Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl davanın ..., ..., ..., ... Ve ... yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine, davalı şirket yönünden davanın kabulüne; birleşen davanın reddine dair verilen hükme karşı, asıl davada davalı birleşen davada davacı şirket vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Asıl davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalı ... SANAYİ VE TİCARET LTD. ŞTİ.’nde, 21.600 TL paya tekabül eden %26 oranında pay sahibi olduğunu, şirketin aile şirketi olduğunu, ortaklarının baba ..., oğulları ve en son katılan iki torundan ibaret olduğunu, davalılardan baba ...'ın 81 yaşında olduğunu, yaşı ve sağlık durumu itibariyle malvarlığını yönetme konusunda zorluklar yaşadığını, davalı şirkette %12 oranında hisse sahibi olduğunu, müvekkilinin babasına vasi olarak atanması için İstanbul Anadolu 17. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020 /1678 E. sayılı dosyası ile vasi tayini davası açıldığını, davada henüz yetki sorununun çözülmediğini, müvekkilinin vasi olarak atandığında, ...’ın da ortaklıktan ayrılma iradesi ile dava açılacağını, davalı ...'ın, şirket müdürü olan büyük kardeş olduğunu ve şirket üzerinde tek hak sahibinin kendisiymiş gibi hareket ettiğini, diğer kardeşlerini ve babasını dışladığını, davalı ...'ın dava dışı eski ortaklar ... ve merhum ...’ın hisselerini 01.03.2019 tarihinde satın alarak şirkette hâkim hissedar hâline geldiğini, hisse devir bedeli ödemelerini şirketin kasasından yaptırdığının bilindiğini, davalı ...'ın, kardeşinin zor durumundan yararlanarak düşük bir bedel ile hisselerini devraldığını, devir şartı olarak diğer kardeşi ...’ın da hisselerini devretmesini istediğini ve ...'ın bu şartı kabul etmek zorunda kalıp hisselerini devrettiğini, son ortaklar kurul kararı ile davalı ...'ın oğulları ... ve ...’a hisse devirleri yaptığını ve şirkete ortak ettiğini, şirketin ilk tescilli adresinin ... Mah. ... Cad. No:... Sarıyer olduğunu, şirketin 2016 yılında ... Mah. ... Cad. No:... Sancaktepe adresine taşındığını, şirketin bu adreste kendisine ait fabrikada üretim yaptığını, davalı ...’ın bu adreste, 06.12.2016 tarihinde, ... San. Ve Tic. A.Ş. şirketini kurduğunu, anılan şirketi tek başına temsile yetkili olduğunu, %60 oranında hissedar olduğunu, diğer ortağın da %40 hisse ile ... olduğunun tespit edildiğini, şirketlerin varlığının başlı başına güven ilişkisinin suiistimal edildiğini gösterdiğini, ana şirketin içinin boşaltıldığını, zaman içerisinde davalı ...'ın şahsi malvarlığında çok ciddi artışlar olduğunu, şirketlerin dışında şahsi bir geliri ve mal varlığının bulunmadığını, davalı ... tarafından müvekkilinin bilgisi ve onayı olmaksızın, davalı şirket ile aynı adreste bir anonim şirket kurulmuş olmasının, eski adreste de kurulu başka bir limitet şirketin kurulmuş olmasının, şirket işlerinden müvekkiline hiçbir bilgi verilmemesinin, bu süreçte şahsi malvarlığındaki diğer ortaklara nazaran fahiş artışlar olmasın, müvekkilinin ortağı olduğu şirketin içinin boşaltılarak yeni kurulan şirket üzerinden ticarete devam edildiği konusunda ciddi tereddütler oluşmasının, davalı Ayhan tarafından ... ve ... hisselerinin yok pahasına devralınmasının, davalının şirketin tek sahibiymiş gibi hareket ederek şeffaflığı kaldırması gibi birçok sebeple müvekkili yönünden haklı nedenle ayrılma koşullarının oluştuğunu, müvekkilinin limited şirket ortaklığından haklı nedenle ayrılarak ayrılma payının tahsilini isteme hakkı olduğunu, Hukuk Genel Kurulu kararında temel ilkeleri belirlenen Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması/ Kaldırılması Teorisi Uyarınca, ... Civata şirketinin gerçek değerinin, muvazaalı olarak kurulan ve ... Civata aktiflerinin hukuka aykırı olarak aktarıldığı ... San. Ve Tic. A.Ş’nin ve şirketin de öz sermaye değerlemesinin yapılması ile mümkün olduğunu, ... A.Ş. ile davalı ... San. Tic. Ltd. Şti. arasında organik bağ bulunmadığını, davalının yukarıda izah edilen eylemlerinden haberdar olunması ve tarafların ciddi anlamda ihtilaf yaşamaya başladığı dönemde davalının, şirketlerin içini boşaltarak aktiflerini başkaca şirketlere veya şahıslara aktarma, demirbaş ve stoklarını nakletme, yeni şirketler kurma, şirketlerin aktiflerini ayni haklarla sınırlama, temlik etme, banka hesaplarını boşaltma konularında tasarruflarda bulunma ihtimalinin çok yüksek olduğunu, davalı şirketlerin yetkili temsilcisi ...’ın temsil yetkilerinin kaldırılarak şirketlere kayyum atanmasına karar verilmesini talep ettiklerini, kayyum atanması yönündeki talepleri ile birlikte davalı...Civata’ya ait İstanbul, Ümraniye, Yenidoğan, ... pafta, ... Ada, ... parselde bulunan fabrika arsa ve binası ile yine davalı ... Civata’ya ait İstanbul, Şişli, ..., ... Pafta, ... Ada, ... parselde kayıtlı ... katlı ve ... daire apartmanın oldukça kıymetli olduğunu, şirket adına tüm tasarruflar konusunda tek başına yetkili olan ... tarafından yönetim yetkisinin kötüye kullanıldığını ve müvekkilinin ayrılma payının hesabında şirketin en değerli varlıklarının elden çıkarılması hâlinde telafisi imkansız zararlara uğranılacağını iddia ederek , işbu taşınmazlar hakkında, üçüncü şahıslara devir ve temlikinin veya ayni bir hakla sınırlanmasının önlenmesi bakımından ihtiyati tedbir kararı verilmesini, ... San. Tic. Ltd. Şti ve ... San. Tic. A.Ş. tarafından kullanılan stoklara ve demirbaşlara, cihazlara ve makinelere, şirkete ait araçlara ve banka hesaplarına ihtiyati tedbir konulmasını, esas bakımından ise davacının davalı şirket ortaklığından çıkmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalı ... vekili, savunmasında özetle; Davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, şirketin son derece güçlü bir şirket ve iş hayatında önemli bir yere sahip olduğunu, bir ortak olarak şirketin işleyişinden hiçbir sıkıntı duymadığını, istediği her bilgi ve belgenin kendisiyle paylaşıldığını, şirkette şeffaf bir düzenin işlediğini, bu davada taraf olmasının hukuka aykırı olduğunu, davacının bu davayı sadece şirkete karşı açabileceğini, bu nedenle davada husumet yokluğunun dikkate alınması gerektiğini savunarak , davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Asıl davada davalı ... savunmasında özetle; Davalı şirketin alanında bilinen bir şirket olduğunu, iyi yönetildiğini, tüm bilgi ve belgelerin paylaşıldığını, ana şirketin mali tablosunun sürekli olarak artıda olduğunu, şirketin içinin boşaltıldığı, kötü yönetildiği şeklindeki iddiaların tamamen gerçek dışı olduğunu, davacı dışındaki diğer paydaşlarla herhangi bir problemin bulunmadığını, davacının şirketin işleyişine olumlu hiçbir katkıda bulunmadığını, davacının bu duruma rağmen şirketten yüklü miktarda gelir elde ettiğini, şirket araçlarını kullandığını, şirket imkanlarından faydalandığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Asıl davada davalı ... savunmasında özetle, Bu davanın şirkete karşı açılması gerektiğini, husumet yönünden davanın reddi gerektiğini, paydaşı olduğu şirketin Bağlantı Elemanları sektöründe Türkiye'nin önemli şirketlerinden biri olduğunu, davacının çalışmayı sevmediğini, şirkete gelmediğini, şirketle ilgili sorular sormadığını, tüm bunları yapmamasına rağmen şirketten yüklü miktarda gelir elde ettiğini, şirket arabasını kullandığını, benzin parasının şirket tarafından karşılandığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Asıl davada davalı ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi, savunmasında özetle; 1980 yılında kurulan müvekkili şirketin ilk yıllarda yerli firmaların ürettiği vida, cıvata ve sair bağlantı ürünlerinin satışını gerçekleştirdiğini, 2000'li yılların başında imalata başladığını, müvekkili şirketin bir aile şirketi olduğunu, müvekkili şirketin kurucularının ..., ... ve ... olduğunu, davacı ...'ın müvekkili şirketin kurucularından olmadığını, davacının daha sonradan sadece şeklen ortak olması amacıyla yapılan hisse devriyle ortak edildiğini, halihazırda müvekkili şirkette ortalama 60 kişinin çalıştığını, mal varlığında azalma olmadığını ve kredibilitesinin yüksek olduğunu, müvekkili şirketin her geçen gün öz sermayesini artırdığını ve büyümesini sürdürdüğünü, dava tarihi itibariyle davacının müvekkili şirkete toplam 113.600 TL sermaye taahhüt borcu (faiz hariç) bulunduğunu, şirkete ait ... plakalı ... marka aracın yıllardır davacının şahsi kullanımında olduğunu, bu aracın tüm masraflarının tamamının müvekkili şirket tarafından karşılandığını, telefon hattının aylık faturalarının müvekkili şirket tarafından ödendiğini, bunların toplamının 101.320,19 TL civarında olduğunu, bunun yanı sıra davacıya uzun yıllardan bu yana müvekkili şirket tarafından her ay 10.000 TL ödeme yapıldığını, 2015 yılından bugüne kadar 551.750 TL ödeme yapıldığını, müvekkili şirketin vida, cıvata ve sair bağlantı ürünlerini imal eden bir şirket olduğunu, ...'nın ise ithalatçı ve ihracatçı bir şirket olduğunu, ... şirketinin müvekkilinin gayrimenkulünde kira akdi ile bulunduğunu, kira ve ortak giderlerden kendisine düşen kısmı ödediğini, şirketlerin bu bağ dışında aralarında muhasebesel ve ekonomik anlamda başka hiçbir ilişkisi olmadığını, ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.'nin kuruluşundan itibaren gayrifaal bir şirket olduğunu, bu şirketin gayrifaal olmasının ortaklar arasındaki uyuşmazlıklardan kaynaklandığını ve aynı nedenle tasfiyesinin yapılamadığını, bu şirketin kuruluşundan bu yana adresinin davacının maliki bulunduğu gayrimenkul olduğunu, müvekkilinin şirketin ortaklarına bilgi ve belge paylaşımına her zaman açık olduğunu ancak bu paylaşım için öncelikle hisse sahiplerinin talebinin olması gerektiğini, davacının bugüne kadar müvekkili şirketten bilgi ve belge paylaşımı talebinde bulunmadığını, müvekkili şirketin 2004 yılından bu yana kâr payı dağıtımı yapmayıp bu meblağları yatırıma harcadığını, İstanbul Sancaktepe'de 10.000 m2 kapalı alanda kurulan yeni üretim ve depolama tesisinin faaliyete geçirildiğini, bu tesiste 100'ün üzerinde yeni makine alımı yapıldığını ve davacının en son 2020 yılında ortaklar kurulu toplantısına çağrıldığını ancak icabet etmediğini, bu toplantıdan sonra pandemi nedeni ile toplantı yapılmadığını, iddiasının aksine tüm belgelerdeki imzaların kendisine ait olduğunu, TTK m. 614'ün tanıdığı bilgi alma hakkını kullanmayan, hatta olağan genel kurul toplantıları öncesinde ortaklığın finansal tabloları ve faaliyet raporunu dahi inceleme gereği duymayan, olumlu azınlık pay sahipliği haklarından yararlanmayan davacının bilgi alma hakkının kullandırılmadığı ve şirketten dışlandığı şeklindeki gerçek dışı iddialarını ispatlayamadığını, 6102 sayılı TTK'nın 638/2 maddesinin ortaklıktan çıkmak için haklı sebeplerin varlığını şart koştuğunu, huzurdaki davada davacının haklı bir sebebi olmadığından davanın hukuki dayanağı olmadığını, haklı nedenle çıkma davasının son çare olarak görülmesi gerektiği ve öncelikle ortaklık ilişkisi içinde çözüm aranması gerektiğinin doktrin ve Yargıtay tarafından kabul edildiğini, müvekkili şirketin içinin boşaltıldığı iddiasının asılsız olduğunu, bütün defter ve kayıtların bu iddiayı çürüttüğünü, bu nedenle, davacının, tüzel kişiliğin kaldırılması suretiyle diğer davalı ...'ın ve dava dışı ... şirketinin ayrılma payı hesabına katılması talebinin tamamen hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkili şirketten bu kişilere hukuka aykırı bir devir olmadığı gibi herhangi bir kazandırma da olmadığını, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması hallerinden yetersiz sermaye durumunun davalı ortaklık için söz konusu olmadığını, davalı ortaklığın mali yapısının sağlam, öz sermaye ve kaynaklarının yeterlinin ötesinde olduğunu, şirketin güçlü mali yapısı ve herhangi bir borcunu ödemekte temerrüde düşmemesi ve zorluk yaşamaması nedeniyle şirketin tüzel kişiliğinin kötüye kullanılmasının ileri sürülmesinin gerçek dışı olacağını, ... ve ...'ın paylarını kendi serbest iradeleri doğrultusunda ve bedelini ...'dan alarak, ...'a devrettiklerini, bu hisse devrinin ortaklar kurulunda görüşülmesi ve onaylanması işlemine davacının da bizzat katıldığını, devire karşı olumlu oy kullandığını, şerh düşmediğini ve bu devri imzasıyla onayladığını savunarak , davanın reddine, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde davacıya yapılan tüm ödemelerin mahsubunun yapılması suretiyle ayrılma akçesinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Asıl davada davalı ... savunmasında özetle, Huzurdaki davanın hukuken şirkete açılabilecek bir dava olduğunu, bu nedenle davada müvekkilinin davalı olarak taraf olamayacağından davanın reddi gerektiğini, müvekkilinin şirketin kurucularından ve şirketi yöneten kişi olduğunu, şirketin kuruluşundaki pay oranlarının; 14 pay müvekkil ..., 14 pay ... ve 52 pay ... şeklinde olduğunu, şirket esas sözleşmesinin 8. maddesi ile müvekkilinin ilk on yıl için şirket müdürü olarak belirlendiğini ve 9. maddesi ile de münferit imzası ile şirketi her hususta temsil ve iİlzamı için yetkili kılındığını, bu durumun günümüze kadar aynı şekli ile devam ettiğini, müvekkilinin, şirketi sektöründeki en büyük şirketlerinden biri haline getirdiğini, her ortağın, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açılabileceğini, haklı nedenle çıkma davasının son çare olarak görülmesi ve öncelikle ortaklık ilişkisi içinde çözüm aranması gerektiğinin doktrin ve Yargıtay tarafından kabul edildiğini, davacının iddialarının gerçek olmadığını, kötü niyetli iddialar olduğunu, hiçbirinin somut delile dayanmadığını, davalı şirketin içinin boşaltıldığı iddiasının asılsız olduğunu, davalı şirketin bütün defter ve kayıtlarının bu iddiayı çürüttüğünü, bu nedenle davacının, tüzel kişiliğin kaldırılması suretiyle müvekkilinin ve dava dışı ... şirketinin ayrılma payı hesabına katılması talebinin tamamen hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, dava dışı ... A.Ş. ile davalı şirket arasında piyasa koşullarına uygun akdedilen kira sözleşmesi kapsamında davalı şirketin kira geliri elde ettiğinin açık olduğunu, davalı ortaklık ile dava dışı ... A.Ş.'nin faaliyet konularının farklı olduğunu, davalı ortaklık ile dava dışı iki ortaklık arasında bir şirketler topluluğu ilişkisinin ve yabancı yönetim halinin bulunmadığını, herhangi bir alacaklının zarara uğratılması, muvazaalı işlemler yapılması, şirketlerin borca batırılması, yetersiz sermaye gibi durumlar söz konusu değil iken tüzel kişilik perdesinin kaldırılması talebinin isabetsiz olduğunu, şirketin güçlü mali yapısı ve herhangi bir borcunu ödemekte temerrüde düşmemesi ve zorluk yaşamaması nedeniyle şirketin tüzel kişiliğinin kötüye kullanılmasının ileri sürülmesinin gerçek dışı olacağını, davalı şirketin bir aile şirketi olarak kurulduğunu, bugüne kadar da bu vasfını koruduğunu, davacının, son ortaklar kurulu kararı ile müvekkil tarafından oğulları ... ve ...'a hisse devirleri yapılarak şirketi kendi aile şirketi haline getirme maksadı ile hareket ettiğini iddia ettiğini, müvekkilinin kendi paylarının dokuz yüzde birini hukuka uygun olarak oğullarına devrettiğini, davacının iki çocuğunun davalı şirkette yönetici olduğunu, sadece bu durumun dahi davacının iddialarının gerçek olmadığını göstermeye yeteceğini, davacının, müvekkilinin dava dışı eski ortakları ... ve ...'ın hisselerini 01.03.2019 tarihinde satın alarak şirkette hâkim hissedar olduğunu, hisse devir bedellerinin ödemelerinin şirket kasasından yapıldığını iddia ettiğini, davalı şirket kasasından yapılmış bir hisse devir ödemesi bulunmadığını, davalı şirket defterleri ve kayıtları ile ... ve ...'ın banka hesap dökümleri incelendiğinde bu durumun açıkça ortaya çıkacağını, bu hisse devrinin ortaklar kurulunda görüşülmesi ve onaylanması işlemine davacının da bizzat katıldığını ve devre karşı olumlu oy kullandığını, faal durumda olan ... A.Ş. kira bedeli ödemek suretiyle davalı ortaklığa gelir sağladığını, bu şartlar altında rekabet yasağına aykırılıktan söz edilmesinin hukuki ve fiili durumla bağdaşmadığını, davacının, ...'a kendisinin vasi tayin edilmesi talepli olarak İstanbul 17. Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açtığını, ancak ilgili mahkemeden verilen yetkisizlik kararı ile dosyanın Giresun'a ve oradan Şebinkarahisar'a gönderildiğini, şu an itibariyle dosyanın Yargıtay'da olduğunu savunarak, öncelikle davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...'ın cevap dilekçesi sunmadığı görüldü. Birleşen davada davacı ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin 1980 yılında vida, cıvata ve sair bağlantı ürünlerinin satışını gerçekleştirmek üzere kurulduğunu, 2000'li yılların başında imalata başladığını, müvekkili şirketin bugünlere gelmesinde göz ardı edilemeyecek emekleri olan şirket ortağı ... hakkında şirket şeffaflığını ortadan kaldırmak, şirketin içini boşaltmak gibi asılsız, itibar zedeleyici ithamlarda bulunduğunu, adı geçen davanın İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/171 E. sayılı dosyasında yargılamasının devam ettiğini, davalının, müvekkili şirket ortaklığından çıkarılması amacıyla dava açılması için davalı dışındaki tüm ortakların oybirliği ile karar aldığını iddia ederek, işbu davanın İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/171 E. sayılı dosyası ile birleştirilmesine, her halükârda davalının müvekkil şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davalı ... savunmasında özetle; Davacının huzurdaki davada hukuki yararının olmadığını, şirket ortaklarından ... hakkında İstanbul Anadolu 17. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2022/475 E. sayılı dosyası ile vesayet davasının derdest olduğunu, baba ...'ın ortaklar kurulu toplantısında temsilinin sağlanmadığını, müvekkilin, kendisinin ortaklıktan çıkarılmasına ilişkin ortaklar kuruluna davet edilmediğini, dolayısı ile ortaklıktan çıkarılmaya ilişkin ortaklar kurulu kararının usulsüz olduğu gibi kararın müvekkile tebliğ edilmeyerek karara karşı dava açma hakkının engellendiğini, ortaklıktan çıkarılmaya ilişkin ortaklar kurulu kararının dava şartı olduğunu, huzurdaki davanın dava şartı noksanlığı nedeni ile ret edilmesi gerektiğini, davanın öncelikle davacının hukuki yarar yokluğu ve usulsüz ortaklar kurulu kararı nedeniyle dava şartı yokluğundan reddine, aksi takdirde davanın esas bakımından reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Asıl Dava Yönünden; 1- Davalı ... Ticaret Ltd. Şti. ile ... San. ve Tic. A.Ş.'nin faaliyet alanlarının aynı olduğu, 2- Davacı ...'ın davalı şirket ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Şirketinden ayrılması konusunda haklı koşulların meydana geldiği, 3- 30.09.2023 Tarihi İtibariyle Hesaplanan, Davacı Ortak ...'ın Ayrılma Akçesinin 77.669.250,10-TL olduğu, Karşılık Dava Yönünden; Birleşen dava yönünden, ...'ın ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Şirketinden çıkarılmasına ilişkin olup ...'ın katılmadığı genel kurul kararının kendisine tebliğ edildiğine ilişkin bir belgeye dosya kapsamında rastlanılmadığı, Yönündeki görüş ve kanaatimizi içerir işbu raporumuzu, takdiri yüce mahkemeye ait olmak Üzere saygı ile arz ederiz." şeklinde beyanda bulunmuştur. Yukarıda limited şirketlerde nesnel ve öznel çıkma ve çıkarılma nedenlerinden bazılarına atıf yapılmıştır. Somut olaya dönecek olursak davalı şirketin 2004 yılından beri kar payı dağıtmadığı ve bu durumun bir mutlak çıkma nedeni olduğu sabittir. Zira ortaklar kar elde etmek amacı ile şirketlere ortak olurlar ve bu durumun uzun süre gerçekleşmemesi hem çıkma ve aynı zamanda mutlak bir fesih nedenidir. Öte yandan davalı şirket müdürünün aynı adreste davalı şirket ile rekabet halinde bir şirket kurduğu, her iki şirketin de iştigal konusunun aynı olduğu, tanık beyanlarına göre asıl para kazandıran ihracat işlemlerinin bu şirket üzerinde yapıldığı, aynı adreste şirket kurulmasının rekabet yasağı hükümlerine de aykırılık teşkil ettiği, davacıya kar payı ödenmediği gibi aylık ödenen belli miktardaki paranın da dava açılması nedeni ile ödenmemeye başlandığı, şirketin bir aile şirketi olduğu, davacının çocuklarının da şirkette çalıştığı ve oluşan kötü ortam nedeni ile işten ayrılmak durumunda kaldıkları, ortaklar arasında güven ilişkisinin kalmadığı haklı nedenin asıl dosya davacı yanca ispat edildiği sonucuna varılmış denetime uygun bulunan teknik bilirkişilerin ek raporları ve şirketin güncel mali tablolarına göre hesaplanan ayrılma akçesinin karar tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ödenmek sureti ile şirketten çıkartılmasına karar verilmiştir. Birleşen davada bakımından ise birleşen davacı asıl dosyada varılan sonuç ile de illiyetli olarak iddialarını ispat edememiştir. Birleşen davacı bu davasında davacının uzun yıllar şirkete gelmediğini, ilgilenmediğini, asıl dosyada açtığı dava ile güven ilişkisi kalmadığını ileri sürmüşse de asıl dosyada varılan sonuç kapsamında birleşen davalı açısından zaten rekabet yasağı söz konusu değildir. Şirket müdürü rekabet yasağına aykırı davranmış,aynı adreste aynı faaliyet konusunda iştigal eden şirket kurmak ve müşterilerle iş yapmak sureti ile güven ilişkisi kalmamasına neden olmuştur. Kaldı ki kar elde etmek amaçlı şirket ortağı olan davacı açısından bakılınca 2004 yılından beri şirket kar da dağıtmamıştır. Tüm bu anlatılan nedenlerden ötürü asıl davanın kabulüne,aşağıdaki gerekçe nedeni asıl dosyada davacı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesine, birleşen davanın reddine, birleşen davadaki istem ortaklıktan çıkarma olduğundan ve maktu harç ve vekalet ücretine tabi olduğundan davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Yargıtay 11. HD. 2013/3812 E, 2013/20924 K. Sayılı ilamında "...Davalılar vekilinin temyizine gelince; dava, limited şirket ortaklığından çıkmaya izin verilmesi, ortaklık payı ile 2008-2010 yıllarına ait kar payının ödenmesi istemine ilişkindir. Davacılar vekili 23/05/2012 tarihli dilekçesiyle davacıların ayrılma payı (ortaklıktan çıkma payı) olan 2.713.836,39 TL'nin davalı şirket tarafından ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, mahkemece harcın ikmali için süre verilmesinin ardından 23/11/2012 tarihinde talep edilen değer üzerinden harç tahsil edilmiştir. Davalılar yargılamada vekille temsil edilmiş, hakkındaki dava reddedilmiş olmasına rağmen, davalılar yararına harcı tamamlanan değer üzerinden hesaplanacak nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, davalılar yararına maktu vekalet ücreti takdir edilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalılar yararına bozulmasına karar vermek gerekmiş ise de.." gerekçesi ile verdiği kararlarda çıkma istemli davalarda nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir. ( aynı yöndeki karar için bkz. Yargıtay 11. Hd. 2012/11559 E,2013/10315 K. Sayılı ilamı "...Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verildiğine göre, çıkmaya izin ve 146.637,87 TL çıkma payının tahsili davasında nispi vekalet ücreti takdiri doğru ise de...' belirtmiştir... " gerekçesiyle, 2021/171 E. Sayılı dosyası yönünden; davalılar ..., ..., ..., ... Ve ... yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine, davalı şirket yönünden davanın kabulü ile davacının İstanbul Ticaret sicil müdürlüğünün ... sicil numarasında kayıtlı davalı ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi isimli şirket ortaklığından TTK'nın 638/2. maddesi uyarınca çıkmasına, 77.669.250,10 TL ayrılma akçesinin karar tarihi 13.03.2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faiz oranı ile birlikte davalı şirketten tahsili ile davacıya verilmesine; Birleşen İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/489 Esas sayılı davada, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, asıl davada davalı- birleşen davada davacı şirket vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı- birleşen davada davacı ... San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davacı vekilinin açmış olduğu davada, müvekkilinin aile şirketi olup davacının %26 pay sahibi olduğunu, babasınında %12 oranında pay sahibi olduğunu, babasına vasi atanmak üzere vasi tayini davası açtığını, vasi olarak atandığında babası için ortaklıktan çıkma davasını açacağını, uzun zamandır şirket işleyişinden habersiz olduğunu, benzeri nedenler ileri sürerek haklı nedenle şirketten ayrılmasına izin verilmesini ve ayrılma akçesinin tahsilini talep ettiğini, kabul kararının gerekçesinde dayanak olarak gösterilen 05.01.2024 tarihli bilirkişi raporunu tanzim eden heyetin, uzmanlık alanlarına girmeyen hususlarda gerekçede belirtmeksizin hatalı sonuçlara vardıklarını, mahkemenin bilirkişi heyetini görevlendirirken hukuki nitelendirme yapmadığını, bilirkişilerin uzmanlık alanları olmayan ortaklar hukuku alanında hem hiç bir Yargıtay kararı ve öğreti görüşüne atıf yapılmaksızın hatta gerekçeye yer vermeksizin kesinlik ifadesi içerecek sonuçlara varmasının hukuka ve bilirkişi raporunun niteliğine aykırı olduğunu, söz konusu bilirkişilerin mali müşavir ve medeni usul icra iflas hukukunda çalıştıklarını, her iki bilirkişinin de uzmanlık alanının ortaklar hukuku olmadığını, karara dayanak bilirkişi raporunun somut uyuşmazlıkla ilgili eksik değerlendirme yapıldığını, müvekkilinin asıl ve karşı davadaki iddia, cevap ve delillerinin dahi gerekçeli kararda yer almaması sebebiyle hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğinin açık olduğunu, haklı nedenle ortaklıktan çıkarılmaya ilişkin TTK'nın 640/3 maddesinde veya limited ortaklıklarda genel kurula ilişkin TTK hükümleri ile bu hükümlerin atıf yaptığı anonim ortaklıkların genel kurul toplantılarına ilişkin TTK hükümlerinde de farklı bir çağrı yöntemi düzenlenmemişken bilirkişi raporunda bir tespitte dahi bulunulmadığını, mahkeme tarafından gerekli inceleme yapılmadığını, yapılan tüm itirazların cevapsız bırakıldığını, davacı karşı davalının 2019 yılı dahi bu tarihe kadar olan genel kurul toplantılarına bizzat katıldığını, kararların oy birliği ile alındığını, başka bir ifade ile 2019 yılı dâhil kâr payı dağıtılmaması ve müdürlerin ibrasına ilişkin davacının olumlu oy kullandığının ayrıca sabit olduğunu, emsal Yargıtay ve BAM kararlarının mevcut olduğunu, görüldüğü üzere kâr payı dağıtılmaması yönünde oy kullanan pay sahibinin bu durumu bir haklı neden olarak ileri sürmesinin yerinde olmadığını, raporun bu yönden eksik olduğunu, gerekçeli kararda kâr payı dağıtılmadığı, bu durumun mutlak bir çıkma nedeni olduğu gerekçesiyle asıl davanın kabul kararının hukuka aykırı olduğunu, davacının 2019 yılı da dâhil kâr payı dağıtılmaması ve müdürlerin ibrasına ilişkin olumlu oy kullandığını, müvekkili tarafından açılan ve birleştirilen dosyada şirket tarafından alınan genel kurul kararına istinaden TTK'nın 640/3 maddesinde düzenlenen haklı nedenle çıkarma yani şirket tarafından ortağın şahsında gerçekleşen bir haklı neden uyarınca söz konusu ortağın ortaklık sıfatı ile şirket arasındaki ilişkinin devam etmesinin şirket ve diğer ortaklar için objektif olarak çekilemez hâle gelmesine ilişkin uyuşmazlık olduğunu, davaların davacı tarafından açılan ortaklıktan çıkma davası imiş gibi değerlendirilme yapıldığını ve sonuca bağlandığını, oysa her iki davanın farklı davalar olduğunu, ortağın şirkete karşı açtığı çıkma davasının TTK'nın 638/2 fıkrada düzenlendiğini, asıl davanın kabulü için bir diğer gerekçe olarak gösterilen aynı adreste rekabet hâlinde başka bir şirket kurulması ile ilgili denetime elverişsiz raporun ilk derece mahkemesi tarafından gerekli şekilde incelenmemesine sebebiyet verdiğini, hukuka ve dosya içerisine aykırı bir gerekçe olduğunu; ikinci gerekçenin davalı şirket müdürünün aynı adreste davalı şirket ile rekabet hâlinde bir şirket kurduğu, her iki şirketin de iştigal konularının aynı olduğunu, tanık beyanlarına göre asıl kazandıran ihracat işlemlerinin bu şirket üzerinden yapıldığını, aynı adreste şirket kurulmasının rekabet yasağı hükümlerine aykırılık oluşturduğu şeklinde olduğunu, davacının, bazıları müdür sıfatını taşıyan ortaklarca şirketin ürünlerinin dış piyasalarda pazarlama ihracat amaçlı bir başka şirket kurulduğunu başından itibaren bildiğini, hatta dosya içerisinde dinlenen kendi tanık beyanlarınında bu hususu kanıtlanır nitelikte olduğunu, ortakların bu konuda somut durumu biliyor ve atama sırasında müdüre bu türden davranışlardan kaçınması gerektiği bildirilmemişse artık yazılı onay aranmadan rekabet yasağının zımni olarak ortadan kalktığının kabulü gerektiğini, buna karşılık davacı karşı davalının yalnızca ihracata yönelik bir şirketin daha mevcut olduğunu, şirketin bazı müdür ve ortaklarının bu şirkete ortak olduğunu ortaya koymaktan öteye gidemediğini, şirketin rekabet ettiği, müşteri ve kar kaybına uğradığı ve bu nedenle zarar ettiğine ilişkin hiçbir bilgi veya belgenin ortaya konulamadığını, bilirkişi raporunda da hiçbir tespitin olmadığını, davacının oğlu olan her iki tanığın da ... isimli bir şirket kurduklarının doğru olduğunu ve davalı şirketten geçen müşterileri olduğunu beyan ettiklerini, mahkeme tarafından hiçbir teknik incelemeye tenezzül edilmeden tanık beyanlarında yer almamasına rağmen farazi bir gerekçe ile rekabet ihlali sebebiyle davanın kabulüne karar verildiğini, gerekçeli kararda davacının haklı nedenle çıkarılması için gerekçe teşkil edecek herhangi bir haklı nedenin bulunmadığını ortaya koyacak hususların incelenmediğini, bilirkişi raporunda davacının şirkete ait motorlu taşıtı özel araç olarak kullandığı, her ay şirketten belirli bir miktar para aldığı, her iki oğlunun da uzun süre şirkette çalıştığı gibi kendi alt soyunun beyanlarıyla sabit hususların inceleme ve değerlendirme konusu yapılmadığını, oysa maddi olguların davacı karşı davalının şirkette nedensizce yol açtığı huzurluk ve açtığı davaların dayanaksız olduğunu ortaya koymalarının yanı sıra davacının sözde haklı nedenle çıkmasının makul olmadığını da ortaya koyar nitelikte olduğunu, mahkemenin bilirkişi heyeti ile paralel olarak hangi gerekçe ile gerçek rayiç değer yöntemini tercih ettiklerini belirtmediğini, bu yöntemin nasıl uygulandığı, taşınmazın değeri belirlenirken hangi esaslara dikkat edildiğinin açıklanmadığını, gerçek değerin hesaplanmasına ilişkin gerçek değer ölçütü dışında yasa koyucu tarafından belirlenmiş bir hesaplama yönteminin bulunmadığını, emsal Yargıtay kararlarında gerçek değerin iki aşamalı bir hesaplama yöntemiyle belirleneceği ilk olarak işletmenin değerinin hesaplanması gerektiği, daha sonra ayrılan ortağın ortaklık payının nominal değerinin esas alınarak ayrılma payının hesaplanacağı, ayrılma payının gerçek değer hesaplanmadan önce işletmenin gerçek değerinin belirlenmesi gerektiği, işletmenin gerçek değerinin tüm aktif ve pasifleri, gelecek dönemde elde edeceği kazançlar ve karşılaşabileceği riskler açık ve gizli yedekleri, depo malları, müşteri çevresi, bölgede sahip olduğu şöhret vb. faktörler dikkate alınarak hesaplanacağı, ayrıca ayrılma akçesinin karar tarihine en yakın tarihe göre hesaplanacağının belirtildiğini, davacının ayrılma akçesinin maksimize edilmek amacıyla şirketin önemli miktarda mal varlığını bir bütün olarak oluşturan taşınmaza yüksek bir değer biçildiğini ve ayrılma akçesi ile davacının taşınmazın değerini ortak edinmek istendiğini, bilirkişilerin tercih ettiği söz konusu değerleme yönteminin şirketin tüzel kişiliğini mal varlığının ayrılan ortağı paylaştırması anlamına geldiğini, payın gerçek değerinin belirlenmesine ilişkin objektif ve bilime uygun yöntemler uygulanmaksızın belirlenen değerin fahiş olmasının davacıya emredici hükümlere aykırı biçimde sermayenin iadesi sonucu ile şirketin fiilen fesih ve tasfiyesine yol açacak yasanın amacına olumsuz sonuçlarını beraberinde getireceğini, istinafa konu kararın kesinleşmeden icra edilemeyecek kararlardan olduğunu, mahkemenin bu hususu göz ardı ederek karar tarihinden itibaren avans faizine hükmetmesinin hukuka aykırı olduğunu, ayrılma akçesi alacağına uygulanacak faizin mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren başlatılması gerektiğini, TTK'nın 647. hükmünün gerekçesinde ayrılma akçesine faizi işlemeyeceğinin belirtildiğini, bu anlamda ayrılma akçesine faiz işletilmesinin TTK'nın 609. maddesinde yer alan esas sermayeye faiz işletilemeyeceğine kuralına aykırı olacağını, emsal Yargıtay kararlarında bu hususun belirtildiğini iddia ederek, karanın kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Asıl dava, TTK'nın 638/2 maddesi gereğince haklı nedenle limited şirket ortaklığından ayrılmaya izin verilmesi ile ayrılma payının tahsili istemine; birleşen dava, TTK'nın 640/3 maddesi gereğince limited şirket ortağının haklı nedenle ortaklıktan çıkarılması istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, asıl davanın ..., ..., ..., ... ve ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine, davalı şirket yönünden davanın kabulüne; birleşen davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, asıl davada davalı- birleşen davada davacı şirket vekili tarafından, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, davacı- birleşen davada davalının, davalı şirketin %26 oranında pay sahibi olduğu, davalı limited şirketin aile şirketi olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, mahkemenin hükme esas almış olduğu bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı, asıl davada davacı yönünden limited şirket ortaklığından haklı sebeple çıkma şartlarının oluşup oluşmadığı, ayrılma akçesi ile ilgili olarak yapılan hesaplama ve hesaplama yönteminin usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı, kabul edilen ayrılma akçesine hüküm tarihinden itibaren faiz işletilmesinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı, birleşen dava yönünden birleşen davada davalı şirket ortağının şirket ortaklığından haklı sebeple çıkarılma şartlarının oluşup oluşmadığı, bu konuda mahkemenin vermiş olduğu kararın ve mahkeme gerekçesinin usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı hususlarına ilişkindir. Dosya kapsamından, davalı şirketin 10.01.1992 tarihinde kurularak sicile tescil edildiği, şirketin çalışma konusunun endüstri ürünleri, sanayi sektörlerinde kullanılan her türlü vida, civata, somun ve bağlantı elemanlarının imalatı, fason yaptırım ithalatı, ihracatı vb. olarak yer aldığı, şirket ortaklarının ise davalı gerçek kişiler ile birlikte davacı- birleşen davada davalı olduğu, şirketin münferiden yetkili müdürünün davalılardan ... olduğu, davacı- birleşen davada davalının, asıl davada davalılar arasında yer alan şirket ortaklarından baba ... hakkında vasi olarak atanmak amacıyla İstanbul Anadolu 17. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/1678 Esas sayılı dosyasında dava açtığı, davalılardan ... tarafından davalı şirket adresinde ... San ve Tic AŞ'yi 06.12.2016 tarihinde kurduğu, söz konusu şirketin yetkilisi ve %60 oranında hissedarı olduğu, şirketin diğer ortağının ise davalılardan ... olduğu, ayrıca davalı şirketin yakınında ... Dış Tic. Ltd. Şirketinin de kurulu olduğu, davacı tarafça TTK'nın bağlılık yükümlülüğü ve rekabet yasağına ilişkin 613. maddesi, 626. maddesinde yer alan özen ve bağlılık yükümü ile rekabet yasağı hükümlerine ve ayrıca 553. maddesinde yer alan hükme dayanarak güven ilişkisinin kalmadığı iddiasıyla birlikte 17.03.2021 tarihinde limited şirketten haklı nedenle ayrılma ve ayrılma payının tahsili istemine ilişkin eldeki asıl davayı açtığı; davalı şirket tarafından ise 08.02.2022 tarihinde ortaklar genel kurulu kararı alındığı, söz konusu kararı alanların davalı gerçek kişiler olduğu, kararın TTK'nın 640 maddesinin 3 fıkrası uyarınca, şirket ortaklarından ...'ın şirket işleri ve işleyişi ile ilgilenmemesi, diğer ortaklara karşı nezakete aykırı ve uzlaşmaz eylemlere, ortaklığa karşı açmış olduğu ortaklıktan çıkma davası ve bu davada ileri sürdüğü ortaklık ile diğer ortakları rencide edici gerçekler ile diğer ortakların iyi niyetli yaklaşımına ve önerilerine karşılık uzlaşmaz bir tavır sergilediği gerekçesiyle ortaklık ilişkisinin objektif olarak katlanamayacağı ve çekilemez hâle geldiği belirtilerek şahsın gerçekleşen haklı nedenler uyarınca ortaklıktan çıkarılma davası açılmasına oy birliğiyle karar verildiği, ortaklar genel kuruluna istinaden, şirket tarafından 24.06.2022 tarihinde, şirket ortaklığından haklı nedenle çıkarılma davasının açıldığı, her iki davanın birleştirilmiş olduğu anlaşılmıştır.Taraflar delillerini dosyaya ibraz etmiştir. İlgili bilgi ve belgeler dosya içerisine celp edilerek mahkeme tarafından tarafların tanıkları dinlenip, gerek şirket malvarlıklarının tespiti gerekse de ticari defter ile kayıtları ve dosya üzerinde bilirkişi incelemeleri yaptırılarak bilirkişi raporları ve ek raporlar alınmıştır. 05.10.2022 tarihli duruşmada dinlenen davacı tanığı ... zapta geçen beyanında; davalı şirkette 2007 yılında 2020 yılına kadar şöfor olarak çalıştığını, tarafları tanıdığını, ...'ın davacının abisi olduğunu, aralarında geçimsizlik olduğunu ve anlaşamadıklarını duyuma dayalı bildiğini, görgüye dayalı bir bilgisinin olmadığını, davalı şirketin Sancaktepe'de faaliyet gösterdiğini, civata imalatı yaptığını, aynı adreste ... Şirketininde olduğunu, ne iş yaptığını bilmediğini, aynı adreste kendine ait makineleri ve ekipmanlarının olup olmadığını bilmediğini, patron olarak davacı ve ... ı bildiğini, son 2 , 3 sene hariç öncesinde davacının sürekli şirkete gelip çalıştığını, davacının bir oğlunun imalat, diğer oğlunun pazarlamada çalışırken, davalının bir oğlununda imalatta diğerinin dış ticarette çalıştığını belirtmiştir. Davacı tanığı ... 22.03.2023 tarihli duruşma zaptına geçen beyanında; davacının oğlu olduğunu, davalı ...'ın amcası olduğunu, dedesi, amcaları ve kuzenlerinin ortak olduğu, davalı şirketin aile şirketi olduğunu, şirkette işlerin ilk önce iyi gittiğini, babasının hesap kitap bilmediğini, amcası ...'a güvenip destek verdiğini, ancak zamanla gerek şirket yönetimi, gerek iş ve işlemleriyle ilgili babasının bilgi alamadığını, amcasının mal varlığında da dikkat çekici artışlar olmaya başladığını, babasının kar payından payını alamadığını, bu sebeple şirket ortaklığından çıkmak istediğini, amcaları ... ve ...'ın hisselerinin gerçek bedelinin çok altında bir bedel ile amcası ... tarafından satın alındığını bildiğini, kendisinin davalı şirkette çalıştığını, amcasının kendisine sen hainsin gibi cümleler söylediğini, çalışma ortamı olmadığı için işten ayrılmak zorunda kaldığını, taraflar arasında güven ilişkisinin sona erdiğini, son üç dört yıldır diğer ortaklar gibi babasının aylık 10.000,00 TL para aldığını, bu dava açıldıktan üç dört ay sonra kesildiğini, kendisinin iş yerinde çalışırken ... Şirketinin kurulduğunu, davalı şirket ile aynı adreste faaliyet gösterdiğini, yurt dışına bir mal ihraç edileceği zaman bu şirket üzerinden yapıldığını, söz konusu ürünlerin davalı şirketin makinelerinde, tesisinde üretildiği halde ... isimli firmaya satış olarak gösterildiğini, en az iki üç çalışanı olduğunu, asıl para getirenin ithalat ihracat işlemlerini yapan diğer şirket üzerinden yapıldığını düşündüğünü, davalı ...'ın yurt dışına çıkacağı zaman babasının imzası olmadan zorluk çektiğini ve bu nedenle şirketi kurduğunu söylediğini duyduğunu, ... Şirketin kendi şirketleri olduğunu, davalı şirketten geçen müşterilerinin olduğunu beyan etmiştir. Davacı tanığı ... beyanında; davacının kendisinin babası olduğunu, aynı zamanda davalı şirkette 2022 yılının 8.ayına kadar çalıştığını, şirketin civata üretimi yaptığını, davalı ...'ın mal varlığının diğer ortaklara göre fazla şekilde arttığını, bu durumu sorguladıklarını, babasının şirketten ayrılmak istediğini, şirket adresinde başka bir şirketin kurulduğunu bildiğini beyan etmiştir. 24.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda; verilen inceleme yetkisi gereğince davalı ... Ltd. Şti.'ne 20.08.2021 saat 11:00'de gidilerek sahada makine ve ekipmanlar üzerinde inceleme yapıldığı, davalı firma tarafından kapasite raporu, taşıtlara ait kilometre bilgileri, tesis, makine, cihazlar ve demirbaşlara ilişkin 01.01.2021- 31.07.2021 arası muhasebe mizanı, amortisman tablosu taraflarına sunulduğunu, belgelerin dosya arasına alındığını, davalı şirkete ait makine ve ekipmanların rayiç değerinin tespiti bakımından yapılan incelemede ve dosyadaki ruhsat bilgilerinden şirkete ait 16 adet taşıt bulunduğunu, bir araç bakımından çalıntı kaydının bulunduğunu ve fiilen şirket elinde bulunmadığının anlaşıldığını, mevcut 15 araç bakımından rayiç değer tespiti yapıldığını, toplam değerin 3.965.000,00 TL olarak belirlendiğini, işyerinde bulunan makine, cihaz ve demirbaşlara ilişkin rayiç değer tespitinin ayrıntılı olarak yer almakta olduğunu, bu kapsamda tesis, makine ve cihazlar ile demirbaşların rayiç değerinin 5.571.070,22 TL civarında olabileceği belirtilmiştir.18.01.2021 tarihli ek bilirkişi raporunda; mahkeme ara kararı ile davacı vekilinin rapora karşı itirazlarının kabulü ile davacı vekilinin hazır bulunabileceği hususunun ihtar edilerek ek rapor alınmasına karar verildiğini, iş yerinde bulunan makine, cihaz, demirbaşlar ve taşıtlara ilişkin rayiç değer tespitinin ayrıntılı olarak raporda yer verildiğini, toplamda rayiç değerin 13.578.273,27 TL olduğunu, davalı Konak... Şirketine ait olmadığı, dava dışı ... AŞ'ye ait olduğu belirtilen 2 adet somon makinesi, 3 adet plastik enjeksiyon makinesi ve 4 adet somon diş çekme makinesinin işyerinde bulunduğunun görüldüğünü, iş bu makinelere ilişkin faturaların tutanak ekine alındığını, faturaların ... A.Ş. adına düzenlenmiş olduğunu, iş bu makinelerin fatura bedellerinin, 2 adet plastik enjeksiyon makinesinin 45.288,00 USD, 1 adet plastik enjeksiyon makinesinin 76.393,20 TL, 2 adet somun makinesinin 210.000,00 USD, 4 adet somun diş çekme makinesinin 36.241,00 USD olduğu, makinelerin sıfır alındığı ve yakın tarihli olduğunun görüldüğü, işyerinde yerinde inceleme yapıldığı, davalı şirket adına kayıtlı araçlar ve şirketin adresindeki demirbaşların güncel rayiç değerininde belirtilen tabloda açıklandığı gibi toplam 13.578,273,27 TL olabileceği belirtilmiştir. 04.01.2024 tarihli bilirkişi heyet raporunda; asıl dosya yönünden yapılan incelemede; davalı Şirketin ticari defterlerinin tasdiklerinin süresinde yapıldığı, usul ve yasaya uygun olduğu, kendi leh ve aleyhine delil olma özelliği taşıdığı, davalı Şirketin 2004 yılından bu yana kâr dağıtımı yapmadığı, 31.12.2022 tarihli bilanço tablosuna göre Dağıtılmayan Kârların 54.850.904,64 TL olduğu, yerinde yapılan incelemede Ortaklar Kurulu Kararlarının bulunduğu Toplantı ve Müzakere Defterinde kâr dağıtımı yapılıp yapılmaması yönünde 05.05.2023 tarihine kadar herhangi bir Ortaklar Kurulu kararına rastlanılmadığı, dava tarihinden sonra 05.05.2023 tarihli Ortaklar Genel Kurul Kararı ile 54.850.904,64 TL tutarındaki kârın dağıtılmamasına karar verildiği, bu kararın davacı ... haricindeki diğer 4 ortak tarafından alındığı, taşınmazlar ile araçlar, makine teçhizat ve demirbaşların rayiç değerlerinin bilirkişi raporları ile tespit edildiği, buna göre şirketin maliki olduğu taşınmazların rayiç değerlerinin 221.750.000,00 TL, araçlar, makine teçhizat ve demirbaşların rayiç değerlerinin 13.578.273,27 TL olduğu, şirketin, rapor tarihine en yakın 30.09.2023 tarihli rayiç değer bilançosuna göre, Öz Kaynaklarının 299.164.808,08 TL olduğu, davacı ...'ın şirketten çıkartılmasına karar verilmesi ihtimalinde 30.09.2023 tarihli rayiç değer bilançosuna göre ayrılma akçesinin 77.669.250,10 TL olarak hesaplandığı, İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün yazılarında; “... Mah. ... Cad. No:... Sancaktepe” adresinde 06.12.2016 tarihinde kurulan ... San. ve Tic. A.Ş.'nin %60 oranında hissedarının davalı ..., %40 oranında hissedarının ..., şirketin iştişal konusunun “Her türlü somun, cıvata ve bağlantı elemanlarının imalatı, ithalatı ve ihracatı” olduğu, aynı adreste faaliyet gösteren davalı ... Cıvata Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin iştigal konusunun “Her türlü somun, cıvata ve hırdavat alınması, satılması, imalatı, ithalatı ve ihracatı olduğu, davalı şirket defterlerinde dava dışı ...A.Ş.'nin 2020, 2021, 2022 ve 30.09.2023 tarihli cari hesap muavin defterlerine ait özet tabloların belirtildiği, davalı şirketin dava dışı ...A.Ş.'ye civata somun vb satışı yaptığı, dava dışı ...A.Ş.'nin de davalı şirkete cıvata, somun vb mamul satışının yanında ithal ettiği hammadde satışı yaptığı, İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün yazılarında her iki firmanın da iştigal konularının aynı olduğu, davalı şirket defterlerine göre 2020, 2021, 2022, 30.09.2023 tarihli cari hesap muavin defterlerinde her iki şirketin birbirlerine karşılıklı faturalar tanzim ettikleri, söz konusu faturalar içeriğinin somun, cıvata, tel vb olduğu, hal böyle olunca her iki şirketin iştigal konularının aynı olduğu kanaatine varıldığı, tanık beyanları birlikte dikkate alındığında şirketlerin iştigal konularının ortak ve yapılan faaliyetinin iç içe geçmiş durumda olduğunun değerlendirildiği, özen ve bağlılık yükümü, rekabet yasağının TTK madde 626- "(1) Müdürler ve yönetimle görevli kişiler, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler. 202 ilâ 205 inci madde hükümleri saklıdır. (2) Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya diğer tüm ortaklar yazılı olarak izin vermemişse, müdürler şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamazlar. Şirket sözleşmesi ortakların onayı yerine ortaklar genel kurulunun onay kararını öngörebilir. (3) Müdürler de ortaklar için öngörülmüş bulunan bağlılık borcuna tabidir." Düzenlemesinin mevcut olduğunu, somut olay bakımından şirket sözleşmesi veya diğer tüm ortakların yazılı olarak rekabet yasağına izin verdiklerine dair dosya kapsamında herhangi bir bilgiye rastlanılmadığı, dolayısıyla Türk Ticaret Kanunu m. 626, ll'de öngörülmüş olan rekabet yasağının aynen geçerli olduğu, buna göre, ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. müdürü olan ...'ın rekabet yasağının mevcut olduğu, özellikle, İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün yazılarında her iki firmanında iştigal konularının aynı olması, davalı şirket defterlerine göre 2020, 2021, 2022, 30.09.2023 tarihli cari hesap muavin defterlerinde her iki şirketin birbirlerine karşılıklı faturalar tanzim etmiş olmaları, söz konusu faturalar içeriğinin somun, cıvata, tel vb olması dolayısıyla her iki şirketin faaliyet konularının aynı olması; bundan başka dosyada mevcut tanık beyanları birlikte dikkate alındığında, davalılardan müdür ... bakımından rekabet yasağının ihlal edilmiş olduğu sonucuna varıldığı, diğer bir hususun ise, davacı ...'ın davalı şirket ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. şirketinden ayrılması konusunda haklı koşulların oluşup oluşmadığının olduğu, dava dosyasına yansıyan veri ve donelerden, davacı ...'ın ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. şirketinde hissedar olarak kalmaya devam etmesinin kendisi ve davalılar bakımından artık faydadan ziyade zarar meydana getirecek duruma gelmiş olduğu, bu şekliyle devam etmenin tüm taraflar bakımından giderek artan zararlar meydana getireceği, bu sebeple davacının davalı ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'den ayrılmasının doğru ve yerinde olacağı, dolayısıyla davacının bu yöndeki talebinin haklı sebebinin olduğu sonucuna varıldığı, davacı ...'ın davalı şirketten ayrılma talebini haklı kılan bir diğer sebebin ise de, davalı şirketin 2004 yılından bu yana hiçbir şekilde kar dağıtımı yapmamış olduğu, oysa ki, ticari şirketlerin kurulması ve devam ettirilmesindeki esas amacın kar elde edilip bunun ortaklarına dağıtılması olduğunu, birleşen dosya yönünden; 08.02.2022 tarih2022/01 karar numaralı Ortaklar Genel Kurul Kararı ile “...'ın haklı nedenle ortaklıktan çıkarılmasına” karar verildiği, ...'ın genel kurul toplantısına iştirak etmediği, kararın ...'a tebliğ edildiğine ilişkin bir belgeye dosya kapsamında rastlanılmadığı, sonuç olarak asıl dava yönünden; davalı ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ile ... San. ve Tic. A.Ş.'nin faaliyet alanlarının aynı olduğu, davacı ...'ın davalı şirket ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Şirketinden ayrılması konusunda haklı koşulların meydana geldiği, 30.09.2023 tarihi itibariyle hesaplanan, davacı ortak ...'ın ayrılma akçesinin 77.669.250,10-TL olduğu, karşılık dava yönünden, ...'ın ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Şirketinden çıkarılmasına ilişkin olup ...'ın katılmadığı genel kurul kararının kendisine tebliğ edildiğine ilişkin bir belgeye dosya kapsamında rastlanılmadığı belirtilmiştir. Davalı şirket vekili tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek, bilirkişilerin uzmanlık alanlarına girmeyen hukuki konularda öğreti ve yargı kararları dayanak dahi gösterilmeksizin hatalı sonuçlara vardığını, bilirkişi incelemesi ile birleşen davanın konuları arasında farklılık bulunduğunun üzüntü ile tespit edildiğini, gerçekten birleşen davalardan bir tanesinin müdürün sorumluluğu, diğerinin ise haklı nedenle çıkma olmayıp haklı nedenle ortaklıktan çıkarılma olduğunu, her davanın amaç ve dayanaklarının birbirinden farklı olduğunu, çıkmada irade beyanı ortaktan geldiği hâlde, çıkarılmada talebin ortaklıktan veya diğer ortaklardan geldiğini, raporda eksik değerlendirme yapıldığını, rekabet yasağına ilişkin değerlendirmelerin eksik olduğunu, ortakların somut durumu bilmesi ve atama sırasında müdüre bu tür davranışlardan kaçınması gerektiği bildirilmemiş ise artık yazılı onay aranmadan müdürün rekabet yasağının zımni olarak ortadan kalktığının kabul edildiğini ve itiraz nedenlerini belirterek itirazları doğrultusunda dosyanın aynı bilirkişilere tevdi ile itirazlarını yanıtlayacak ve gerekçelendirilmiş tespitler içeren rapor düzenlenmesini talep etmiştir. Mahkemece, 07.02.2024 tarihli duruşmanın 2 nolu ara kararı ile itirazların reddine karar verilmiştir. Mahkeme tarafından, ayrılma akçesi olarak hesaplanan miktar üzerinden bakiye nispi harcın tamamlattırılması ile birlikte yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden asıl dava yönünden gerçek kişiler hakkında açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, şirkete karşı açılan davanın kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmiştir. Asıl dava, TTK'nın 638/2.maddesinde; "Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir." düzenlemesi kapsamında haklı sebeple limited şirket ortaklığından çıkma istemine ilişkindir. Birleşen dava ise; TTK 640/3 fıkrasında; " şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla haklı sebebe dayanarak şirketten çıkarılması hali haklıdır." düzenlemesi kapsamında limited şirket ortağının ortaklıktan çıkarılması istemine ilişkindir. TTK'nın 638 vd düzenlenen limited şirket ortaklığından haklı nedenle ayrılma, ortaklara verilen çıkma hakkı, mutlak ve vazgeçilmez bir niteliğe sahiptir. Esas sözleşme ile bu hakkın kullanılmasının sınırlandırılması veya tamamen kaldırılması mümkün değildir. Ortakların hangi tür eylemlerini ayrılmak isteyen diğer ortak bakımından haklı neden teşkil edeceğinin incelenmesi gerekecektir. Kanun'da, haklı nedenin varlığı halinde ortaklıktan çıkma talep edilebileceği düzenlenmiş olmakla birlikte, hangi sebeplerin haklı neden olduğu söz konusu maddede düzenlenmemiştir. Haklı nedenin varlığı, her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmek suretiyle TMK'nın 2.maddesi kapsamında takdir edilmesi gerekecektir. Ortakların pay sahipliğinden kaynaklanan haklarının ihlal edilmiş olması, bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edilmiş olması gibi TTK üçüncü bölümünde, ortakların hak ve borçları düzenlenmiştir. TTK'nın 608.maddesinde kâr payı ve yedek akçeler düzenlenmiştir. TTK'nın 613.maddesi bağlılık yükümlülüğü ve rekabet yasağına ilişkin olup maddenin ikinci fıkrasında, ortakların şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunamayacağı, kendilerine özel bir menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren işlemler yapamayacağı, şirket sözleşmesiyle ortakların şirketle rekabet eden işlem ve davranışlardan kaçınmak zorunda olduklarının öngörülebileceği belirtilmiştir. Şirket müdürünün özen ve bağlılık yükümü ile rekabet yasağı da TTK'nın 626. maddesinde yer almaktadır. Her ortağın, TTK'nın 614. maddesi kapsamında müdürlerden şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi vermelerinin isteyebilecekleri ve belirli konularda inceleme yapabilecekleri hükmü mevcuttur. Bu hükmlerin ihlal edilmiş olması durumunda ortağın şirketten haklı nedenle ayrılmasına imkan verecektir. Kâr payı bakımından ise kârın dağıtımına ilişkin gerek şirket ana sözleşmelerinde gerekse kanunda özel hükümler bulunmaktadır. Kâr payının ne zaman ve nasıl dağıtılacağına ilişkin açıkça hüküm bulunmasına rağmen şirket tarafından bu usule uyulmamış ve usulüne uygun kâr payı dağıtılmamış ise kâr dağıtımı konusunda hakkaniyete aykırı hâllerin haklı sebep teşkil edeceği açıktır. Somut olayda, davalı karşı davacı şirket vekilinin cevap dilekçesinde kabul ettiği ve bilirkişiler tarafından tespit edildiği üzere davalı şirket tarafından 2004 yılından itibaren kâr payı dağıtımının gerçekleştirilmediği tartışmasızdır. Davalı şirketin dava tarihinden sonra gerçekleştirmiş olduğu 05.05.2023 tarihli ortaklar genel kurul kararı ile 54.850.904,64 TL tutarındaki kârın dağıtılmamasına dair karar alınmış olması da bu hususun açık göstergesidir. Diğer taraftan TTK'nın 626 maddesinin üst başlığı, özen ve bağlılık yükümü, rekabet yasağıdır. Maddenin ilk fıkrasında müdürlerin ve yönetimle görevli kişilerin görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmekle yükümlü olduğu 202 ile 205 madde hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir. Somut davada, asıl davada davacının ortağı olduğu davalı şirketin aynı adresinde davalı ortağı ve aynı zamanda şirket müdürünün büyük hissedarı olduğu ve davalı şirket ile aynı ve benzer faaliyet alanında bulunan şirketi kurduğu ve faaliyetine devam ettiği, bu şekilde rekabet yasağınında ihlal edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle, asıl dava yönünden taraflar arasında güven ilişkisi kalmadığı gibi böyle bir ortaklıkta davacı tarafın ortak olarak şirkette kalmasında her iki taraf yönünden de herhangi bir korunması gereken yarar görülmemektedir. Asıl davada davacının limited şirket ortaklığından haklı nedenle çıkmasına dair talebinin kabulünde ve çıkma neticesinde karar tarihine en yakın tarih verileri dikkate alınmak suretiyle hesaplanan ayrılma akçesinin tahsiline dair verilen kararda herhangi bir usulsüzlük görülmemiş, aksi yöndeki davalı şirket vekilinin istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir. TTK'nın 641 vd.maddelerinde ayrılma akçesi düzenlenmiştir. Mahkemece, şirketin mal varlıklarına ait değer tespit raporları ile ticari defter ve kayıtları incelenerek karar verilmiştir. Bilirkişi raporlarında değer tespitinde dikkat edilen verilere yer verilmiştir. Ortaklıktan çıkmasına karar verilen ortağın payının, karar tarihine en yakın tarihteki şirket varlığının rayiç değeri esas alınarak hesaplama yapılmıştır. Davalı şirketin buna dair itirazı yer verilen ara karardaki gerekçelerle reddedilmiştir. Özellikle piyasa ekonomik verileri dikkate alındığında, itiraz üzerine alınacak her tespit sonucunun değişeceği ve yargılamanın usul ekonomisine aykırı şekilde uzayacağı da bir başka gerçektir. Asıl davada davalı şirket vekili tarafından bu konuda istinaf başvurusunda da somut bir bilgi, belge sunulmamıştır. Bu nedenle asıl davada davalı şirket vekilinin bu yöndeki aksine iddia ve istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Asıl davada davacı lehine hükmedilen çıkma payı alacağına, karar tarihinden itibaren ticari faiz yürütülmesine karar verilmiştir. Davacının ayrılma payı alacağı karar tarihine en yakın tarih itibariyle hesaplanmış ve kararla sabitlenmiştir. Karar ile alacak miktarı belirli hâle gelmiştir. Karar tarihinden itibaren faiz yürütülmesi bu nedenle isabetlidir. Zira aksinin kabulü, enflasyon karşısında davacının ayrılma payı alacağının değerini yitirmesine neden olacaktır. Yani kararın kesinleştiği tarihteki ayrılma payı alacağı tekrar hesaplanmayacağına ve alacak miktarı belirli olduğuna göre, karar tarihinden itibaren faiz yürütülmesi hakkaniyete uygun bulunmuş, davalı şirket vekilinin aksi yöndeki istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. Birleşen dava bakımından ise; yukarıda belirtildiği üzere TTK'nın 640/3 maddesinde, şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararı ile şirket ortaklığından haklı sebebe dayanarak çıkarılması düzenlenmiştir. Somut olayda, birleşen dosyada davacı şirketin 11.02.2022 tarihli ortaklar genel kurulu kararı ile birleşen davada davalı ortağığn ortaklıktan çıkarılmasına dair karar alınmış ise de şirket tarafından haklı sebeple davacı ortağın ortaklıktan çıkarılmasına dair iddiasını ispatlayıcı bir delil ibraz edilmemiştir. Mahkeme tarafından birleşen davanın reddi yönünde verilen kararda herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir. Davalı- birleşen davada davacı vekili tarafından bilirkişi raporunun yeterli olmadığı, bilirkişilerin konusunda uzman olmadıkları iddia edilmiştir. HMK'nın 282. maddesi uyarınca hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendirir. Buna göre bilirkişi raporları takdiri delil olup, mahkemece dosyaya sunulan deliller ile davalı karşı davacı şirket ticari defter ve kayıtları ile şirket mal varlıklarına dair düzenlenen bilirkişi raporlarındaki tespitlere göre ve ayrıca gerekçesi yazılarak hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Buna göre şirket vekilinin yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulduğu yönündeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, asıl davada davalı- birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, asıl davada davalı- birleşen davada davacı şirket vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Asıl davada davalı- birleşen davada davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; asıl dava bakımından bakiye 3.979.617,46 TL istinaf nispi karar harcının asıl davada davalı- birleşen davada davacı şirketten tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 4-Asıl davada davalı- birleşen davada davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine, 6-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 21.11.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.