T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/1974
KARAR NO: 2025/2049
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 18/06/2025
NUMARASI: 2021/495 Esas - 2025/475 Karar
DAVANIN KONUSU: Tapu İptali Ve Tescil- Terditli Tazminat
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat talepli davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın usulden reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının, dava dışı ... ... ... ile birlikte ... ... ve Tic. AŞ'nin (...) eşit oranda hisse sahibi olduğunu, aynı zamanda yönetim kurulu başkanı ve münferit imza yetkilisi olduğunu şirketin muhasebe kayıtlarının dava dışı ... ... ...'de olduğunu, bunların davacıdan saklandığını, davacının fiilen şirket yönetiminden uzaklaştırıldığını, ... ... ...'nin, ... şirketinin geliştirdiği ... projeleri kapsamında inşa edilen ve ... şirketinin malvarlığında bulunan lüks daireleri kısmen kendi adına devir ve tescilini, kısmen de muvazaalı olarak kız kardeşi, arkadaşı ve sair yakınları adına devir ve tescilini sağladığını, ... şirketinin malvarlığını azalttığını, ... şirketi yanında pay sahibi olması nedeniyle davacıyı ve ayrıca alacaklıları da zarara uğrattığını, bu kapsamda olmak üzere ... şirketinin malvarlığında bulunmakla birlikte yetkisiz ve muvazaalı işlemlerle ... ... ...'nin yakın arkadaşı olduğu bilinen davalı ...'a yetkisiz ve muvazaalı işlemlerle devir ve tescil edilen dava konusu İstanbul İli, Kadıköy İlçesi, Suadiye Mahallesi, Karakol Ülkü Mevkii, ... pafta ... ada 2 no'lu parsel, ..,...'e kain taşınmaza ilişkin söz konusu devir ve tescil işleminin iptalini ve taşınmazın ... adına tapuda tescilini talep etmek gerektiğini, ... ... ...'nin zaten ... şirketini temsil ve ilzam yetkisi de olmadığını, bu eylemlerini, kendisini de temsil ve ilzama yetkili kılmak için aldığı usulsüz yönetim kurulu kararlarına ve bu kararlara göre düzenlenen usulsüz imza sirkülerlerine dayanarak gerçekleştirdiğini, ... ... ...'nin davacının yokluğunda düzenlediği ve davacının adına da imza attığı ya da attırdığı 08.07.2017 tarihli yönetim kurulu kararıyla, şirketin esas sözleşmesine aykırı olacak şekilde yönetim kurulu başkan vekili olarak kendisine şirketi temsil ve ilzam yetkisi vermek istemişse de, söz konusu yönetim kurulu kararının şirketin esas sözleşmesine aykırılık nedeniyle yok hükmünde olduğunu, bu yönetim kurulu kararına dayanılarak gerçekleştirilen dava konusu taşınmazın devir ve tescil işlemlerinin de kesin hükümsüz olduğunu, dava dışı ... ... ... tarafından yapılan satış ve devir işlemlerinin tamamının haksız, hukuka aykırı ve yetkisiz şekilde gerçekleştirildiğini, aynı zamanda muvazaalı da olan bu devir ve satış işlemleriyle ... şirketinin malvarlığının karşılıksız olarak elden çıkarıldığını, projeler kapsamında ... şirket malvarlığında olan dokuz adet taşınmazın yetkisiz şekilde muvazaalı işlemlerle ... ... ... tarafından işbirlikçilerine TTK'nın 408. ve 395. maddesine de aykırı şekilde devredildiğini, ... şirketinin zararının artmasının önlenmesi adına söz konusu taşınmaza ilişkin usulsüz, muvazaalı ve kesin hükümsüz devir ve tescil işlemlerinin iptaline ve dava konusu taşınmazın ... şirketi adına tesciline karar verilmesi gerektiğini, TTK'nın 369. maddesi uyarınca ... ... ..., pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi olarak ... şirketinin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek zorundadır. Fakat ... ... ..., bu yükümlülüğünü ihlal ederek ve şirket ana sözleşmesine aykırı şekilde düzenlenen imza sirkülerini kasten kullanarak, satış, devir ve tahsilat işlemlerini gerçekleştirdiğini, ... ... ...'nin bu işlemlerinin TTK’nın şirketle işlem yasağına ilişkin 395. maddesine de aykırı olduğunu, bunların ... şirketinin önemli miktardaki mal varlığının satışı niteliğinde olduğundan TTK'nın 408. maddesinde düzenlenen genel kurulun devredilemez yetkileri arasında olduğunu, ... ... ...'nin ise genel kurul kararı olmaksızın bu satış ve devir işlemlerini gerçekleştirdiğini, tüm bu devir ve tescil işlemlerinin muvazaalı ve kesin hükümsüz olduğunu, ... ... ... yetkisiz ve usulsüz şekilde ... şirketinin malvarlığındaki dava konusu taşınmazı ... şirketine gerçek bir bedel ödemeksizin muvazaalı şekilde ... ... ...’nin arkadaşı davalı ...’a devredildiğini ileri sürerek, İstanbul İli, Kadıköy İlçesi, Suadiye Mahallesi, Karakol Ülkü Mevkii, ... pafta ... ada..lu parsel, kat 4, bağımsız bölüm 8'de kain taşınmazın 13.04.2018 tarih ve ... yevmiye numaralı satış senedi ile ... ... ...’nin arkadaşı davalı ...’a muvazaalı devir ve tescil işleminin, geçersiz ve yok hükmünde olduğunun tespitine, söz konusu taşınmazın hükümsüz ve geçersiz devir ve tescil işlemlerinin iptali ile taşınmazın ... şirketi adına tesciline, bu mümkün olmadığı takdirde taşınmazın değeri tespit edilerek ilk devir tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile ... ... ve Tic. AŞ'ye ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, savunmasında özetle; uyuşmazlığın dava dışı ... ... ve Tic. Anonim Şirketi'ne ait dava konusu taşınmazın müvekkili adına yolsuz tescil edilmesinden kaynaklandığını, taşınmazlar bakımından yolsuz tescil işlemlerinden kaynaklanan düzeltme taleplerinin Türk Medeni Kanunu'nun ilgili 1025.maddesi uyarınca gerçekleştirilmesi gerektiğini, söz konusu hükümde yolsuz tescil iddiası ile tapu iptal ve tescil talebinin ancak söz konusu yolsuz tescil işlemi sebebiyle ayni hakkı zedelenen kişiler tarafından talep edilebileceğinin hüküm altına alındığını, müvekkilinin dava konusu taşınmazı dava dışı ... ... ve Tic. Anonim Şirketinden devraldığını, yani taşınmaz dava dışı şirket adına tescilliyken müvekkiline devredildiğini, davacının dava konusu taşınmaz üzerinde devir tarihi itibariyle herhangi bir ayni hakkı bulunmaması sebebiyle dava konusu taşınmaz üzerinde yapılan yolsuz tescil işlemiyle ayni hakkının zedelenmediğini, yani davacı tarafından talepte bulunma hakkı bulunmadığını, bu bağlamda taraf sıfatını haiz olunmadığını, devir tarihi itibariyle dava konusu taşınmaz üzerinde ayni hakka sahip olmayan davacının hukuki yararı ve taraf sıfatı olmaması sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, dava dışı ... ... ...'nin yok hükmündeki 08/07/2017 tarihli yönetim kurulu kararı ve buna istinaden tanzim edilen imza sirküleri ile dava konusu taşınmazı davalı müvekkile devrettiği şeklinde iddiayı kabul anlamına gelmemekle birlikte; bir an için bu durum kabul edilse dahi müvekkilin adına yapılan tescil işleminin yolsuz olduğundan bahsedilemeyeceğini, taşınmazın şirket adına kayıtlıyken şirket adına işlem yapmaya tam yetkili olan ... ... ... tarafından davalı müvekkile 13/04/2018 tarihli, 04/10/2017 tarih ve 615626 yevmiye numaralı imza sirküleri ile devredildiğini, dava dışı ... ... ...'nin münferit imzası ile şirketi her bakımdan, her konuda temsil ve ilzama 3 yıl süre ile yetkili kılındığını, bu hususların TSG'de yer aldığını, ... ... ... ile davalının yakın arkadaş olduğu şeklinde iddianın gerçek olmayıp davacı tarafın bu iddiayı HMK uyarınca somutlaştırmadığını, davalının gerek malvarlığı gerek konumu itibariyle böyle bir muvazaa yapmaya ihtiyacı olamdığını, dosyaya celp edilen resmi senetler incelendiğinde söz konusu taşınmazın müvekkiline satışının 13/04/2018 tarihinde yapıldığını, müvekkilinin ise taşınmazı 08/02/2019 tarihinde devrettiğini, muvazaalı olarak bir taşınmazın satın alındığı iddiası karşısında müvekkilinin taşınmazı 10 ay gibi bir süre elinde tutması ve daha sonra satmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bilindiği üzere muvazaalı satışlarda kısa sürelerde bir çok devir yapıldığını, müvekkilinin taşınmazı devrettiği kişinin mahkemece dinlenmesi halinde müvekkilinin taşınmazı gerçekten aldığı ve yine parasını kendi tahsil ederek sattığının anlaşılacağını, diğer yandan müvekkilinin dava konusu taşınmazı İş Bankası lehine ipotek ile yüklü olarak aldığını, taşınmaz üzerindeki ipoteğin müvekkilince ödenerek kaldırıldıktan sonra davacının haksız menfaat temin etmek için satış bedelinin ödenmediğini iddia ettiğini, davaya konu taşınmaz için yapılan ödemelere ilişkin belgelerin ilgili mahkemeye sunulduğunu, diğer yandan davacının talebi doğrultusunda 26/07/2021 tarihinde ... ... AŞ'nin genel kurulunun yapıldığını, davacının tekrar yönetim kurulu başkanı seçildiğini, davacının huzurdaki davayı şirket adına açma imkanı bulunmaktayken muhtemel bir vekalet ücretinin şirket üzerinde kalmaması amacıyla davayı şahsen açtığını, davacının yönetim kurulu başkanı olarak şirketi temsil yetkisi göz önüne alındığında hissedar olarak dava açmasında hukuki yarar olmadığı gibi bu haliyle davada taraf teşkili de sağlanmadığını, davacının davayı neden şirket adına değil de kendi adına açtığı hususunda mantıklı bir açıklaması ve dayanağı bulunmadığını, ... ... ...'nin taşınmazı usulünce düzenlenmemiş imza sürküleri ile devrettiği hususunun mesnetsiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Mahkememizce tarafların bildirdikleri deliller toplanmış, tanıklar dinlenmiş, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden dava dışı ... ... ve San. Tic. A.Ş'nin ticaret sicil kayıtları celp edilmiş, İstanbul Kadıköy Tapu Müdürlüğü'nden dava konusu taşınmazın tedavüllü tapu kaydı ile tüm dayanak kayıt ve ekleriyle birlikte satış sözleşmesi getirtilmiş, İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/352 E. sayılı dosyası ve 2018/131 E. sayılı dosyası, İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/715 E. sayılı dosyası, İstanbul Anadolu 3. Tüketici Mahkemesi'nin 2019/101 E. sayılı dosyası, İstanbul Anadolu 6. Tüketici Mahkemesi'nin 2017/552 E. sayılı dosyası, İstanbul Anadolu 7. İcra Dairesi'nin ... E. sayılı, İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/107 E. 2018/111 E. ve 2018/113 E. sayılı dosyaları, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan 2018/17126 Sorusturma sayılı dosyası, UYAP üzerinden ayrı ayrı celp edilerek incelenmiş, mahkememizce resen seçilecek bir ... mühendisi, iki gayrimenkul değerleme uzmanı ve bir fen bilirkişisinden oluşan bilirkişi heyetinden rapor alınmış taraf vekillerinin itirazları doğrultusunda keşif icra edilerek ek rapor alınarak taraflara tebliğ edilmiş, taşınmazın tespit edilen değeri üzerinden eksik harç tamamlatılmıştır.
Dava; davacının ortağı ve yetkilisi olduğu dava konusu şirkete ait taşınmazların, şirketin ortağı olan ... ... ...''nin görevini kötüye kullanarak muvazaalı olarak davalıya devrettiği iddiasına dayalı tapu iptali ve dava konusu şirket adına tescili, mümkün olmadığı takdirde taşınmazın değeri tespit edilerek ilk devir tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile dava konusu şirkete ödenmesi istemine ilişkindir.Davacı, davalı şirketin 1/2 oranında hissedarıdır. TTK'nun 555. maddesi gereğince şirketin zarara uğraması halinde tazminatın şirkete ödenmesini talep etmeleri şartı ile şirket ortaklarının dava açmaya hakları olduğu gibi muvazaalı işlemden dolayı zarar gören şirket ortağının da taşınmazın tapusunun iptali ile şirket adına tescilini talep etmeye hakkı bulunduğundan davacının işbu davayı açmaya aktif husumet ehliyeti bulunmaktadır. ( Yargıtay 11. HD'nin 2014/1111 Esas - 2014/18464 Karar sayılı emsal ilamı )Davacının iddiaları ... ... ...'nin usulsüz yönetim kurulu kararları ve bu kararlarla çıkarılan usulsüz imza sirkülerleri ile şirkete ait dava konusu taşınmazın da usulsüz ve muvazaalı olarak devri işlemleri nedeniyle şirketin ve ortakların zarara uğratıldığı maddi vakıasına dayalı olup, taşınmazın tapu kaydının iptali ve şirket adına tescili, olmadığı takdirde bedelinin şirkete ödenmesi talep edilmekle birlikte, dava salt; dava konusu taşınmazın dava dışı ortak ... ... ... tarafından devir yapılan davalı ...’a yöneltilmiştir.TTK'nın 359. madde uyarınca, seçilen veya atanmış olan bu yönetim kurulu üyelerinin “kanundan veya esas sözleşmeden” kaynaklanan anonim ortaklığı ve pay sahiplerini koruyan yükümlülükleri bulunmakta olup, yönetim kurulu üyelerinin bu yükümlülüklerinin ihlali sorumluluklarını doğurmaktadır.
TTK'nın 553. maddesi gereği; şirket kurucuları, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları kanundan ve şirket esas sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete, hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına verdikleri zarardan sorumludurlar. Aynı kanunun 555. maddesinde ise, şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilirler.Ne var ki, tapu iptali ve tescil davaları kural olarak tapu sicilinde adına tescil işlemi gerçekleştirilmiş kişi ya da kişiler aleyhine açılır. Bu husus dava sonucunda mahkemece tapunun iptaline karar verilmesi hâlinde kararın infazının temini bakımından zorunludur. Dava konusu taşınmazın tapu kaydında yapılan incelemede; İstanbul İli, Kadıköy İlçesi, Suadiye Mahallesi, Karakol Ülkü Mevkii, ... Pafta ... Ada .. Parsel, 8 nolu bağımsız bölümün 13/04/2018 tarihinde davalı ...’a satışının yapıldığı, 08/02/2019 tarihinde ise davalı ... tarafından dava dışı ...'ya satıldığı ve dava tarihi olan 09/08/2021 tarihi itibariyle taşınmazın dava dışı ... adına tapuda kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda davalı ...'ın, tapunun iptali ve dava konusu şirket adına tescili talebi yönünden pasif taraf sıfatı bulunmadığı anlaşılmıştır.Davacı tarafın terditli talebi olan, dava konusu taşınmazın değerinin davalıdan tahsili ile dava konusu şirkete ödenmesi istemi yönünden yapılan değerlendirmede ise; davacı, dava dışı şirket ortağı tarafından yapılan işlemin muvazaalı olduğu dışında bu işlemi yapan temsilcinin görevini kötüye kullandığını ileri sürmekte olduğundan ve dava konusu taşınmaz işbu dava tarihinden önce üçüncü bir kişiye satıldığından, taşınmaz bedeli iadesi talebi ile ilgili husumetin davalı alıcı yerine işlemi yapan ve şirketi zarara uğrattığı iddia edilen şirket ortağına yöneltilmesi gerekirken, bu talep yönünden de davalı ...'ın pasif husumet ehliyeti bulunmadığı kanaatiyle davanın usulden reddi yönünde karar vermek gerektiği kanısına varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " gerekçesiyle, HMK'nın 114/1-d ve 115/2 maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacıya taraf teşkili sağlama imkânı verilmeden davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesi tarafından taşınmazın malikinin ... olduğundan bahisle adı geçeni davaya dâhil etmek için davacıya süre verilmesi gerekirken bu imkân tanınmadan davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesinin Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve hukuki dinlenilme hakkınının (HMK m.27) ihlali niteliğinde olduğunu, muvazaa ve yokluğun tespiti taleplerinin değerlendirilmediğini, dava dışı ... ... AŞ'nin esas sözleşmesinin 14. maddesi, şirketi ilzam edecek işlemlerde yönetim kurulu başkanı olan müvekkilim ... ...'nun münferit imzasını şart koştuğunu, diğer ortak ... ... ...'nin şirketi tek başına temsil ve taşınmazı devir yetkisinin kesinlikle bulunmadığını, müvekkilinin yokluğunda, usulsüz bir yönetim kurulu kararı ile kendisine yetki ihdas etme çabası da şirketin ana sözleşmesine açıkça aykırı olduğundan yok hükmünde olduğunu, temsil yetkisi olmaksızın yapılan bir hukuki işlemin temsil olunan (... AŞ) tarafından onanmadıkça askıda hükümsüz olduğunu, hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağını, mahkemenin bu kponudaki tespit taleplerini değerlendirmediğini, ... şirketini ilzam eden her türlü evrakın ve borçlanmaların muteber olması için şirket unvanı veya kaşesi altında vazedilmiş şirket yönetim kurulu başkanının münferit imzasının esas sözleşmeye göre şart olduğunu, ... ... ...'nin ise ... şirketinin yönetim kurulu bşkan vekili olduğunu, davacı yurt dışındayken ... ... ... kendi çalışanlarına hazırlattığı ve imzalattığı 08.07.2017 tarihli yönetim kurulu kararıyla esas sözleşme hükmüne aykırı olacak şekilde yönetim kurulu başkan vekili olarak kendisinin de yetkili olduğu şeklindeki kararların Ticaret Sicil Gazetesi’ne ilanını sağladığını, halbuki şirketin temsil ve ilzama yetkili olan kişileri seçme yetkisi ve görevi genel kurulun olup yönetim kurulu kararıyla esas sözleşmeye aykırı olarak temsil ve ilzam kararı alınamayacağını, dolayısıyla 08.07.2017 tarihli yönetim kurulu kararının ... ... ...’ye yetki veren maddesinin, hiç şüphesiz, yok hükmünde olduğunu, TTK’nın 408. maddesi uyarınca önemli miktarda şirket varlığının satışı genel kurulun devredilemez yetkileri arasında olmakla birlikte, ... ... Kıralinin ... şirketinin malvarlığının büyük bölümünü oluşturan taşınmazları, genel kurul kararı olmaksızın muvazaalı işlemlerle kendi yakınları, akrabaları, iş birlikçileri ve ortakları lehine devredip elden çıkardığını, şirketten, pay sahibi müvekkilinden ve şirket alacaklılarından mal kaçırdığını, ... ... ...’nin ... şirketinin malvarlığı dâhilindeki taşınmazları şahsi menfaatleri doğrultusunda muvazaalı olarak devir ve tescil işlemleri kapsamında, dava konusu taşınmazın da muvazaalı işlemlerle, karşılıksız olarak ve hâlen de tüm tasarruf ve kontrolü ... ... ...’de olacak şekilde ... Şirketi malvarlığından çıkarılarak ... ... ...’nin arkadaşı davalı ... adına devir ve tescil edildiğini, dava konusu İstanbul İli, Kadıköy İlçesi, Suadiye Mahallesi, Karakol Ülkü Mevkii, ... Pafta ... Ada 2 No’lu Parsel, Kat ...’deki taşınmaz üzerinde ... Bankası AŞ lehine 12.12.2017 tarih ve ... yevmiye sayılı işlemle tesis edilmiş 5.000.000 TL bedelli ipotek olduğu hâlde 13.04.2018 tarih ve ... yevmiye sayılı işlemle işbu ... ... ...’nin yakın arkadaşı olan Davalı ...'a devredildiğini, davacının %50 ortağı olduğu ... şirketi borçlandırılırken, muvazaalı işlemlerle yine bir kısım şahıslara menfaat sağlandığını, davalı ... tarafından ... şirketine taşınmazın gerçek bedeline ilişkin herhangi bir ödeme yapılmadığını, ... ...'nin başka taşınmazları da bu şekilde devrettiğini, mal kaçırdığını, davalının kız kardeşine de muvazalı şekilde devir yaptığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, dava dışı şirkete ait iken haksız olarak davalıya devredilen taşınmazın tapu kaydının iptali ile dava dışı şirket adına tescili, bu mümkün olmazsa taşınmaz bedelinin tahsili ile dava dışı şirkete faizi ile ödenmesi istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı vekili; davacı ile dava dışı ... ... ...'nin dava dışı ... ... ve Tic. AŞ'de %50'şer paylı ortak olduklarını, davacının aynı zamanda yönetim kurulu başkanı olduğunu, dava dışı ... ... ...'nin yok hükmünde olan yönetim kurulu kararı ile kendisini yetkili göstererek dava dışı şirkete ait dava konusu İstanbul İli, Kadıköy İlçesi, Suadiye Mahallesi, Karakol Ülkü Mevkii, ... pafta, ... ada, 2 no'lu parseldeki 8 no'lu bağımsız bölümü arkadaşı olan davalıya muvazaalı işlemlerle, bedel ödenmeksin devrettiğini, şirketi ve davacıyı zarar uğrattığını ileri sürerek, söz konusu taşınmazın davalıya devrinin yok hükmünde ve muvazaalı olduğunun tespiti ile tapu kaydının iptaline, taşınmazın dava dışı şirket adına tesciline, bu mümkün olmazsa bedelinin devir tarihinden işleyecek faizi ile birlikte dava dışı şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Ticaret sicil kayıtlarına göre davacının ... ...AŞ'de yönetim kurulu başkanı, %50 hisse sahibi olduğu, dava dışı ... ... ...'nin de %50 hisse sahibi ve 08.07.2017-28.06.2021 tarihleri arasında şirketin münferiden yetkilisi olduğu anlaşılmaktadır. Davacı vekili talebini terditli olarak ileri sürmüş olup öncelikle dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile dava dışı şirket adına tescilini, bu kabul görmezse taşınmaz bedelinin dava dışı şirkete ödenmesini talep etmiştir. Davacı şirket ortağı, davalı ise dava konusu taşınmazı dava dışı şirketten satın alan üçüncü kişidir. Davacının ilk talebi tapu iptal ve tescil talebi olup, bu talebin tapu malikine yöneltilmesi gerekir. Ancak dava konusu taşınmazın tapu kayıtlarına göre davalıya 13.04.2018'de dava dışı şirket tarafından satılıp devredildiği, davalı tarafından da 08.02.2019 tarihinde yani davadan önce dava dışı ...'ya satılıp devredildiği görülmektedir. Bu durumda dava tarihinde tapu maliki olmayan davalının, tapu iptali ve tescili talebi bakımından pasif husumet ehliyeti bulunmadığı yönündeki mahkeme tespiti ve gerekçesi yerinde olmuştur.Davacının ikinci talebi olan tazminat talebi bakımından ise; dava dilekçesindeki anlatımlara göre davacı yanca, dava dışı şirkete ait taşınmazın devir işleminin muvazaalı olarak davalıya yapıldığı, devre rağmen şirkete taşınmaz bedelinin ödenmediği ileri sürüldüğünden davalı yönünden haksız fiil sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkin terditli istemde bulunulduğu görülmektedir. Bu nedenle, mahkemenin tazminat talebi bakımından davanın TTK'nın 553. maddesi kapsamındaki sorumluluk davası olduğu yönündeki hukuki nitelemesi hatalı olup davalının tazminat talebi bakımından pasif husumet ehliyeti bulunduğu anlaşıldığından, mahkemenin davalının tazminat talebi yönünden pasif husumet ehliyeti bulunmadığı yönündeki gerekçesi hatalı olmuştur. Husumet (taraf sıfatı) resen nazara alınması gerektiğinden mahkeme kararının gerekçesinin bu yönden, HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca düzeltilmesi gerekmiştir. Ancak burada öncelikle davacının aktif husumet ehliyetinin değerlendirilmesi gerekirken, mahkemece bu konuda bir inceleme yapılmamıştır. Husumet (taraf sıfatı) resen nazara alınması gereken hususlardan olduğundan, Dairemizce bu kapsamda resen inceleme yapılmıştır. Buna göre davacı, talebini terditli olarak ileri sürmüş olup, Yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca, şirket ortağının şirkete ait taşınmazın muvazaalı devri hâlinde dava açma hakkı olduğu kabul edilmektedir. Ancak, şirketin uğradığı zararlar bakımından şirket ortağına, şirkete ödenmek üzere üçüncü kişilere karşı dava açma hakkı veren bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.TTK'nın 553. maddesi uyarınca, kanun veya ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmedikleri, kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete, hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı sorumludurlar ve bu sorumluluğun müeyyidesi tazminattır. Yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin, tasfiye memurlarının ve kurucuların vermiş oldukları bu zararlar nedeniyle TTK'nın 553 ve 555.maddeleri uyarınca ortaklık, ortaklar ve ortaklık alacaklıları tarafından sorumluluk davası açılabilir. Bu durumda her bir pay sahibi şirketin uğradığı zararın şirkete ödenmesini talep eder. Söz konusu yasal düzenlemelere göre ortak, şirketin zararı için tazminatın şirkete ödenmesi talebi ile maddede yazılı kişilere karşı tazminat davası açabilecektir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin uygulamalarına göre ise, tapu iptali talebi muvazaa nedeniyle geçersizlik iddiasına dayalı olduğunda, nispilik ilkesi sebebiyle ancak sözleşmenin tarafları sözleşmeyle ilgili istemde bulunabilirse de yokluk durumunda, menfaati olan herkes ilgili sıfatıyla geçersizliğin tespiti davası açabilecektir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 12.03.20214 tarihli ve 2014/2395 Esas, 2014/4815 Karar sayılı kararı ile 26.11.2014 tarihli ve 2014/11111 Esas, 2014/18464 Karar sayılı kararları). Yani şirket ortağı, yasadaki bu hal kapsamında şirketin zararı yönünden tazminat talebini sadece şirket yöneticilerine ileri sürebilecek, tapu iptal tescil talebini ise Yargıtay uygulaması sebebiyle, üçüncü kişilere de ileri sürebilecektir. Bununla birlikte şirket ortağının üçüncü kişilere karşı, şirketin uğradığı zarar nedeniyle tazminat davası açma hakkı yoktur. Bu konudaki aktif husumet yetkisi, sadece şirket yöneticilerine karşı açılacak tazminat davaları bakımından verilmiştir.Bu durumda somut olayda, davacı ortağın ilk istemi olan tapu iptal talebi bakımından aktif husumet ehliyetinin varlığı açıktır. Ancak ikinci istemi olan tazminat bakımından, şirket yöneticisi kurucusu, yönetim kurulu üyesi veya tasfiye memuru olmayan davalı üçüncü kişiye karşı haksız fiil hükümlerine dayalı olarak sadece davacı şirket aktif husumet ehliyetine sahip olup, davacı ortağın davalı üçüncü kişiye karşı tazminat talebinde bulunması bakımından aktif husumet ehliyeti bulunmamaktadır. Zira eldeki dava TTK'nın 553. maddesindeki sorumluluk davası değil, üçüncü kişiye karşı haksız fiil hükümlerine dayalı olarak açılmış tazminat davasıdır. Bu nedenle, mahkemece davacının tazminat istemi bakımından aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak sadece pasif husumet yokluğu sebebiyle hüküm kurulması doğru olmamış ve hükmün HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca düzeltilmesi gerekmiştir. Kabule göre ise; taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle (usul hukuku sorunu) ilgili olduğu hâlde; taraf sıfatı, dava konusu sübjektif hakka (maddi hukuk sorunu) ilişkindir. Aktif ve pasif dava ehliyeti, sıfatla ilgili olup taraf ehliyetinden ve dava ehliyetinden farklı bir kurumdur. Aktif ve pasif dava ehliyeti, taraf sıfatıyla ilgili olduğundan ve dava şartı niteliğinde olmadığından, ilk derece mahkemesince husumet yokluğu tespiti ile sadece davanın husumet bakımından reddine karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken davanın usulden reddine karar verilmesi de hatalı olduğundan, Dairemizce bu husus eleştirilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle; HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2. maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri yerinde olmamakla birlikte, Dairemizce resen yapılan inceleme sonunda ilk derece mahkemesince verilen kararın gerekçesinin ve hüküm fıkrasının yukarıdaki sebeplerle düzeltilmesi gerektiğinden, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılarak davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte, resen düzeltilmek üzere ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;
1-Tapu iptali ve tescil talebi bakımından davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine; terditli olarak olarak ileri sürülen tazminat talebi bakımdan davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine,
2-Harçlar kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL harcın, peşin yatırılan harçtan mahsubu ile arta kalan 127.485,35 TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde davacı tarafa iadesine,
3-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider ve delil avanslarının yatıran taraflara iadesine,
6-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:
a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılmış olan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,
b-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin takdiren davacı üzerinde bırakılmasına,
7-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,
8-Dosyanın, karar kesinleştikten sonra, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;
HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2. maddeleri uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 30.12.2025 tarihinde, oybirliğiyle ve temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU : HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.